Yerel Haberler
Eskişehir
Uzmanından "Açlığı taklit eden diyetle hücresel yenilenme mümkün olabilir" açıklaması 13 Nisan 2026 Pazartesi - 12:39:18 Son yıllarda sıkça konuşulan FMD diyetini değerlendiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, "Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ‘kıtlık varmış’ sinyali gönderir. Bilimsel çalışmalar, periyodik olarak uygulanan FMD diyeti ile enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikliyor" Beslenme biliminin, son on yılda kabuk değiştirdiğini belirten Erden, "Beslenme bilimi artık yalnızca ne yediğimizle değil, yemediğimiz anlarda vücudumuzda neler olduğuyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Odak noktamız sadece tartıdaki rakamlar değil, DNA hasarının onarımı, mitokondriyal verimlilik ve hücresel düzeyde sağlığın sürdürülebilirliği. "Fasting Mimicking Diet" adı verilen FMD diyeti de açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikleyen 5 günlük bir program" diye konuştu. "Hücreye ‘büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir" Vücudumuzun, evrimsel süreç boyunca bolluk ve kıtlık dönemlerine uyum sağlayacak şekilde programlandığına dikkat çeken Erden, "Ancak modern dünyadaki kesintisiz kalori alımı, vücudun hayatta kalma mekanizmalarını pasifize etmektedir. Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ’kıtlık varmış’ sinyali göndererek belirli makro besin dengelerine dayalı bir protokoldür. Besin alımının kontrollü kısıtlanmasıyla birlikte vücutta insülin ve IGF-1 seviyeleri düşer. Bu düşüş, hücreye ’büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir. Aynı zamanda vücut, birincil yakıtı olan glikozdan, yağ asitlerinin oksidasyonu sonucu oluşan keton cisimciklerine geçiş yapar" ifadelerini kullandı. "Hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar" Otofaji sürecine dikkat çeken Erden, "FMD’nin kalbinde yatan en kritik süreç otofajidir. Kelime anlamıyla ’kendi kendini yeme’ olan bu mekanizma, hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar. Bilimsel çalışmalar, periyodik FMD uygulamalarının bu temizlik sürecini tetikleyerek enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" Klinik sonuçlara değinen Erden, "İnsanlar üzerinde yapılan klinik denemelerde, ayda bir kez uygulanan FMD protokolünün bel çevresinde azalma, kan basıncında iyileşme ve sistemik enflamasyon göstergelerinde düşüş sağladığı gözlemlenmiştir. Ancak bu yaklaşım bir harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" diye konuştu. "Bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere yol açabilir" Risklere dikkat çeken Erden, "Bu tür kısıtlayıcı protokollerin bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere ve özellikle bazı kronik hastalıklarda ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Tip 1 diyabet, ileri böbrek yetmezliği veya yeme bozukluğu öyküsü olan bireylerde bu protokoller hayati tehlike oluşturabilir. Dolayısıyla kalori kısıtlamasıyla hücresel yenilenmenin mümkün olup olmadığı sorusunun yanıtı bilimsel olarak şartlı bir evettir. FMD, doğru metabolik profile sahip bireylerde, uzman gözetiminde ve belirli periyotlarla uygulandığında fayda sağlayabilir" dedi. Sürdürülebilirliğe vurgu yapan Erden, "Beslenme biliminin temel taşı sürdürülebilirliktir. Beş günlük bir disiplin, yılın geri kalanındaki kötü beslenme alışkanlıklarını telafi edemez. Gerçek hücresel sağlık, kısa vadeli müdahaleler ile uzun vadeli dengeli beslenme alışkanlıklarının birlikte yürütülmesiyle mümkündür" diye konuştu.
13 Nisan 2026 Pazartesi - 12:09 Milletvekili Hatipoğlu’ndan Balmumu Heykeller Müzesi için ’’Sır’ yapı iddiası AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’nin mülkiyeti, yönetimi ve kontrolü hala tam bir muamma olduğunu iddia ederek, "Eskişehir halkının gözü önünde işleyen bu çarkın, hangi kaynaklarla döndüğü ve elde edilen milyonların nereye aktığı bugüne kadar açıklanmamıştır" diye belirtti. Milletvekili Hatipoğlu, yaptığı sosyal medya paylaşımında, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Balmumu Heykeller Müzesi için "Eskişehir’in göbeğinde, yıllardır herkesin gördüğü ama arka planındaki gerçeklerin ’Sır’ gibi saklandığı bir yapı olarak tanımladı. Müzenin, Eskişehir’de şeffaflıktan uzak yönetim anlayışının, cevapsız soruların ve karanlık ilişkiler ağının en somut sembolü haline geldiğini iddia eden Milletvekili Nebi Hatipoğlu, "Ortada devasa bir ekonomik değer vardır; ancak bu değerin mülkiyeti, yönetimi ve kontrolü hala tam bir muammadır. Eskişehir halkının gözü önünde işleyen bu çarkın, hangi kaynaklarla döndüğü ve elde edilen milyonların nereye aktığı bugüne kadar açıklanmamıştır. Buradan, kaçamak cevaplara yer bırakmayacak netlikte soruyorum, ’Bu müzenin gerçek sahibi kimdir, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi mi, yoksa bir vakıf ya da şahıs mıdır?’ Eğer bu yapı bir vakfa aitse, belediye ile bağı nedir? Müze binası inşa edilirken, içindeki eserler yapılırken belediye bütçesi, personeli ve imkânları kullanılmış mıdır? Kullanıldıysa, harcanan kamu kaynağının toplam tutarı ne kadardır? Eğer bu yapı bir vakıf çatısı altında faaliyet gösteriyorsa; bu vakfın başkanı kimdir, mütevelli heyeti hangi isimlerden oluşmaktadır? Vakfın yönetim yapısı, karar alma mekanizmaları ve vakıf senedinin içeriği kamuoyuna açık mıdır? Bu vakıf ile belediye arasındaki mali ve idari ilişki hangi hukuki zemine dayanmaktadır? Kamu kaynaklarının kullanıldığı bir süreç söz konusuysa, bu kaynakların hangi usulle, hangi kararlarla ve kimlerin onayıyla aktarıldığı; ayrıca müzenin işletme giderleri, personel maaşları, elektrik ve bakım gibi kalemlerin hangi bütçeden karşılandığıda açık ve şeffaf bir şekilde ortaya konulmalıdır. Şayet bu müze belediyeye ait değilse; içeride çalışan personelin maaşını kim ödemektedir? Elektrik, bakım ve işletme giderleri hangi bütçeden karşılanmaktadır? Kamu personeli, özel bir yapının hizmetinde mi çalıştırılmaktadır? Müzenin açıldığı günden bugüne yaklaşık 3 milyon ziyaretçi ağırladığı Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından ifade edilmektedir. Ortalama bilet bedelleri üzerinden yapılan basit bir hesapla, karşımızda toplam yaklaşık 360 Milyon TL’lik devasa bir gelir çıkmaktadır." diye belirtti. Bursa ve Bolu’da CHP’li belediyeleri örnek gösterdi "Aynı yönetim anlayışının izleri görülmektedir" Milletvekili Nebioğlu, ’Bu gelirler, belediyenin hangi bütçe kalemindedir?’ diye sorarak açıklamasını şöyle sürdürdü; "Eğer belediye kasasında değilse, bu parayı kim toplamakta, kim yönetmektedir? Bu paralar hangi kişi ya da kurumlara, hangi amaçla aktarılmaktadır? Kamuoyuna ayrıca bu gelirlerin öğrencilere burs olarak verildiği yönünde iddialar da yansımıştır. Eğer böyle bir uygulama söz konusuysa; bu burslar hangi öğrencilere verilmektedir, ne zamandan bu yana dağıtılmaktadır ve bugüne kadar toplam ne kadar ödeme yapılmıştır? Eskişehir’de kamu kaynaklarının "vakıf" maskesi altında belirli yapılar üzerinden yönetildiğine dair çok ciddi bir algı ve iddia vardır. Eski Büyükşehir Belediye Başkanının "vakıf kurma, yönetme ve vakıf malları üzerinden ailesine kazanç sağlama" konusundaki maharetini tüm Türkiye bilmektedir. Eskişehir’de "kravatlı hırsız" yakıştırmasının da bu vakıflar üzerinden yürütüldüğü iddia edilen yolsuzluk tartışmalarıyla birlikte anılır hale gelmesi, kamu vicdanında oluşan rahatsızlığın en açık göstergesidir. Ancak mesele bilgi değil, şeffaflıktır! Kimse "burası vakıftır" diyerek kamu kaynağının hesabını vermekten kaçamaz. Bugün Türkiye’nin farklı noktalarında gördüğümüz tablo ibret vericidir. Bursa’da ve Bolu’da CHP’li belediyelere yönelik "örgütlü suç, rüşvet ve irtikap" iddialarıyla yürütülen soruşturmalar, yerel yönetimlerde hesap verilebilirliğin ne denli zayıfladığını açıkça ortaya koymaktadır. Eskişehir’de de aynı yönetim anlayışının izleri görülmektedir. Şeffaflıktan kaçılan her nokta, yolsuzluğa açılan bir kapıdır. Eskişehir sahipsiz değildir! Kamu kaynaklarını kapalı kapılar ardında, vakıflar üzerinden yönetenlerden hesap sormak boynumuzun borcudur. Eğer ortada bir kamu kaynağı yoksa, bunu belgeleriyle ispatlayın; eğer varsa, kuruşu kuruşuna hesabını verin. Bu soruların net cevabı kamuoyuna açıklanana kadar bu meselenin takipçisi olacağız."
Ali Saydam öğrencilere iletişimin altın kurallarını anlattı
01 Mart 2026 Pazar - 12:05 Ali Saydam öğrencilere iletişimin altın kurallarını anlattı Anadolu Üniversitesi’nde düzenlenen "İletişim Buluşmaları"na konuk olan Ali Saydam, öğrencilere algı ve itibar yönetiminin stratejik önemini anlattı. Seminerin ardından fakültede "Ali Saydam Kütüphanesi"nin açılışı gerçekleştirildi. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi (İBF) tarafından düzenlenen "İletişim Buluşmaları" etkinliğinin konuğu, iletişim alanında uzun yıllara dayanan birikimi ve çok yönlü kariyeriyle tanınan yazar ve iletişim danışmanı Ali Saydam oldu. "Algı, İtibar, İlişki ve İletişim Üzerine" başlığıyla İBF Şener Şen Salonu’nda gerçekleştirilen seminere; Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir, Rektör Danışmanı ve İBF Dekanı Prof. Dr. Barış Kılınç, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mustafa Bostancı, Genel Sekreter Ecevit Öksüz, üniversite yönetim kurulu üyeleri ile çok sayıda öğrenci katılım sağladı. "İletişimin temel amaçlarından biri itibarı güçlendirmektir" "Algı, İtibar, İlişki ve İletişim Üzerine" başlığı kapsamında Anadolu Üniversitesi öğrencileriyle bir araya gelen Ali Saydam, konuşmasına iletişimin temel amaçlarından birinin itibarı güçlendirmek olduğuna vurgu yaparak başladı. Saydam, etkili iletişimin marka değerini yükselttiğini, müşteri sadakatini artırdığını ve yeniden satın alma davranışını teşvik ettiğini belirterek bunun doğrudan ekonomik kazanca dönüştüğünü ifade etti. Bir kurumun varlığını sürdürebilmesi için kamuoyunun yetki ve onayına ihtiyaç duyduğunu dile getiren Saydam, güçlü bir itibarın özellikle durgunluk dönemlerinde ve kriz anlarında kurumlar için koruyucu bir kalkan görevi gördüğünü söyledi. "İtibar" kavramının stratejik bir değer olduğunun altını çizen Saydam, güven kaybının çoğu zaman maddi kayıplardan çok daha yıkıcı sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Maddi zararların telafi edilebileceğini, ancak itibar kaybının onarılmasının uzun zaman ve yoğun çaba gerektirdiğini sözlerine ekledi. "Beklentiyi yönetmek, algı yönetiminin temel kuralıdır" İletişim sürecinin merkezinde yer alan beklenti ve algı kavramlarına da değinen Ali Saydam, beklenti yönetiminin hayati bir öneme sahip olduğunu belirtti. Beklentiler doğru yönetilmediğinde ya hayal kırıklığı oluştuğunu ya da gereğinden fazla anlam yüklemesi yapıldığını ifade eden Saydam, her iki durumun da sağlıksız sonuçlar doğurduğunu söyledi. Gelecek beklentisinin yönetilmesinin algı yönetiminin temel kuralı olduğunu vurgulayan Saydam, beklentilerin ne ulaşılması zor bir seviyeye taşınması ne de yetersizlik algısı oluşturacak şekilde düşük tutulması gerektiğini dile getirdi. Algının çoğu zaman gerçeğin kendisi olarak algılandığını belirten Saydam, insanların yalnızca olgulara değil, algılara da inandığını ifade etti. Başarıya ulaşmak isteyenlerin algının kendi lehlerine işlemesini sağlamaları gerektiğini söyleyen Saydam, bireylerin ve kurumların ikna edebilme kapasitesinin kazanma ya da kaybetme ihtimalini doğrudan etkilediğini kaydetti. Seminerin ardından Ali Saydam’ın Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencilerine bağışladığı kitaplar için İBF Kütüphanesi bünyesinde "Ali Saydam Kütüphanesi" nin açılış kurdelesi kesildi. Açılış, Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel ve Ali Saydam’ın kütüphanenin öğrencilere ve akademik camiaya hayırlı olması temennileriyle gerçekleştirildi. Program, kütüphane ziyareti ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
Mesleğin ustası öğrencilerle tecrübelerini paylaştı
01 Mart 2026 Pazar - 12:01 Mesleğin ustası öğrencilerle tecrübelerini paylaştı Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm Rehberliği Bölümü tarafından, Dünya Turist Rehberleri Günü kapsamında anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Turist rehberliği alanının duayen isimlerinden araştırmacı-yazar, turist rehberi ve film yapımcısı Şerif Yenen, öğrenciler ve meslektaşlarıyla söyleşi programında bir araya geldi. Turizm Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Burak Düz’ün moderatörlüğünde gerçekleştirilen etkinlik; Turizm Rehberliği Bölümü öğrencileri ile Eskişehir Turist Rehberleri Derneği (ESRED) üyelerinin yoğun katılımıyla düzenlendi. Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Yılmaz etkinliğin açılışında turist rehberliğinin Türkiye’nin kültürel mirasının ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımında stratejik bir görev üstlendiğini belirtti. Bu tür etkinliklerin öğrencilerin mesleki gelişimine katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, akademi ile sektör arasındaki bağların güçlenmesinin önemine değindi. Turizm Rehberliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökçe Yüksek ise turist rehberliğinin yalnızca bilgi aktarmaya dayalı bir meslek olmadığını belirterek, kültürel mirasın doğru, etkileyici ve sorumluluk bilinciyle temsil edilmesini gerektiren çok boyutlu bir uzmanlık alanı olduğunu vurguladı. Bölüm mezunlarının sahadaki nitelikleri ve mesleki donanımlarıyla öne çıktığını ifade eden Prof. Dr. Yüksek, rehberlik mesleğinin kültürel aktarım açısından kritik bir rol üstlendiğine dikkat çekti. Söyleşi bölümünde Turist Rehberi Şerif Yenen, uzun yıllara dayanan rehberlik kariyerinden örnekler paylaşarak mesleğin sahadaki dinamiklerini, karşılaşılan zorlukları ve rehberlikte anlatının gücünü aktardı. Kültürel temsil, yorumlama becerisi ve sürekli öğrenmenin meslek hayatındaki belirleyici rolüne dikkat çeken Yenen, deneyimlerinden kesitler sundu. Etkinliğin soru-cevap bölümünde öğrenciler, mesleğe dair merak ettikleri soruları doğrudan Şerif Yenen’e yöneltme fırsatı buldu. Yoğun ilgi gören program, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Yılmaz tarafından Şerif Yenen’e hediye takdim edilmesiyle sona erdi. Programın ardından yazar kitaplarını imzaladı ve katılımcılarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
Gözlük uzmanından dijital ekran bağımlılığına karşı orijinal cam ve doğru filtreleme uyarısı
01 Mart 2026 Pazar - 11:16 Gözlük uzmanından dijital ekran bağımlılığına karşı orijinal cam ve doğru filtreleme uyarısı Eskişehir’de optisyen olan Medine Alıcı, ekran bağımlılığının artmasıyla birlikte daha da önemli hale gelen mavi ışık gözlük filtresinin gözü zararlı ışıklara karşı koruduğunu söyledi. Modern yaşamın bir parçası haline gelen ekran kullanımı, beraberinde dijital göz yorgunluğu ve uyku bozuklukları gibi sağlık sorunlarını getiriyor. Özellikle teknolojik cihazlardan yayılan mavi ışığın insan biyolojisi üzerindeki etkileri konuşulmaya devam ederken optisyen Medine Alıcı, merdiven altı ürünler yerine sertifikalı camların tercih edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca Alıcı, Işığın doğru dalga boyunda filtrelenmesinin sadece görme kalitesini değil, aynı zamanda hormonal dengeyi de doğrudan etkilediği belirtti. "Mavi ışık filtresi, 440 nanometrelik bir koruma sağladığında gayet yeterlidir" Mavi ışık korumasında kullanılan camların teknik standartlarına ilişkin teknik detayları paylaşan Medine Alıcı, "Mavi filtreli gözlükler aslında oldukça işe yarar, yeter ki orijinal olsun. Optisyenlerin hazırladığı orijinal gözlüklerde tam bir kaplama bulunmakta. Mavi ışık filtresi, 440 nanometrelik bir koruma sağladığında gayet yeterlidir ama camların üzerindeki kaplamanın yetersiz kaldığı görülmekte. Ölçüm cihazlarında bunlar çıkabiliyor. Ekrandaki ışık ayarıyla mavi ışığın biraz daha azaltılması sağlanabilir fakat tamamen yok edilemez. Gözlük üzerindeki filtre bunu tamamen yok etmeye, dolayısıyla ’sirkadiyen ritmi’ dediğimiz gece uyumamızı da sağlayan hormonların oldukça düzene girmesini sağlar. Telefon üzerindeki hafif sarı bir etkidir" dedi. "2 saat çalıştıysak, 1 saat kadar ara vererek göz kaslarımızı dinlendirebiliriz" Göz sağlığının korunması için mola sürelerinin ve dış mekan aktivitelerinin önemine değinen Medine Alıcı, "Elbette gözlük bir yere kadar etki yapabilir fakat çok yoğun çalıştığımızda ara ara göz egzersizleri de yapmamız gerekebilir. Gözlükler o anlık olarak görmenize ve filtre ile biraz daha korunmanıza yardımcı olacaktır ancak açık alanda biraz daha zaman geçirmek daha iyi olabilir. Mesela 2 saat çalıştıysak, 1 saat kadar ara vererek göz kaslarımızı dinlendirebiliriz" şeklinde konuştu.