Yerel Haberler
Eskişehir
Uzmanından "Açlığı taklit eden diyetle hücresel yenilenme mümkün olabilir" açıklaması 13 Nisan 2026 Pazartesi - 12:39:18 Son yıllarda sıkça konuşulan FMD diyetini değerlendiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, "Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ‘kıtlık varmış’ sinyali gönderir. Bilimsel çalışmalar, periyodik olarak uygulanan FMD diyeti ile enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikliyor" Beslenme biliminin, son on yılda kabuk değiştirdiğini belirten Erden, "Beslenme bilimi artık yalnızca ne yediğimizle değil, yemediğimiz anlarda vücudumuzda neler olduğuyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Odak noktamız sadece tartıdaki rakamlar değil, DNA hasarının onarımı, mitokondriyal verimlilik ve hücresel düzeyde sağlığın sürdürülebilirliği. "Fasting Mimicking Diet" adı verilen FMD diyeti de açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikleyen 5 günlük bir program" diye konuştu. "Hücreye ‘büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir" Vücudumuzun, evrimsel süreç boyunca bolluk ve kıtlık dönemlerine uyum sağlayacak şekilde programlandığına dikkat çeken Erden, "Ancak modern dünyadaki kesintisiz kalori alımı, vücudun hayatta kalma mekanizmalarını pasifize etmektedir. Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ’kıtlık varmış’ sinyali göndererek belirli makro besin dengelerine dayalı bir protokoldür. Besin alımının kontrollü kısıtlanmasıyla birlikte vücutta insülin ve IGF-1 seviyeleri düşer. Bu düşüş, hücreye ’büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir. Aynı zamanda vücut, birincil yakıtı olan glikozdan, yağ asitlerinin oksidasyonu sonucu oluşan keton cisimciklerine geçiş yapar" ifadelerini kullandı. "Hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar" Otofaji sürecine dikkat çeken Erden, "FMD’nin kalbinde yatan en kritik süreç otofajidir. Kelime anlamıyla ’kendi kendini yeme’ olan bu mekanizma, hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar. Bilimsel çalışmalar, periyodik FMD uygulamalarının bu temizlik sürecini tetikleyerek enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" Klinik sonuçlara değinen Erden, "İnsanlar üzerinde yapılan klinik denemelerde, ayda bir kez uygulanan FMD protokolünün bel çevresinde azalma, kan basıncında iyileşme ve sistemik enflamasyon göstergelerinde düşüş sağladığı gözlemlenmiştir. Ancak bu yaklaşım bir harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" diye konuştu. "Bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere yol açabilir" Risklere dikkat çeken Erden, "Bu tür kısıtlayıcı protokollerin bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere ve özellikle bazı kronik hastalıklarda ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Tip 1 diyabet, ileri böbrek yetmezliği veya yeme bozukluğu öyküsü olan bireylerde bu protokoller hayati tehlike oluşturabilir. Dolayısıyla kalori kısıtlamasıyla hücresel yenilenmenin mümkün olup olmadığı sorusunun yanıtı bilimsel olarak şartlı bir evettir. FMD, doğru metabolik profile sahip bireylerde, uzman gözetiminde ve belirli periyotlarla uygulandığında fayda sağlayabilir" dedi. Sürdürülebilirliğe vurgu yapan Erden, "Beslenme biliminin temel taşı sürdürülebilirliktir. Beş günlük bir disiplin, yılın geri kalanındaki kötü beslenme alışkanlıklarını telafi edemez. Gerçek hücresel sağlık, kısa vadeli müdahaleler ile uzun vadeli dengeli beslenme alışkanlıklarının birlikte yürütülmesiyle mümkündür" diye konuştu.
13 Nisan 2026 Pazartesi - 12:09 Milletvekili Hatipoğlu’ndan Balmumu Heykeller Müzesi için ’’Sır’ yapı iddiası AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’nin mülkiyeti, yönetimi ve kontrolü hala tam bir muamma olduğunu iddia ederek, "Eskişehir halkının gözü önünde işleyen bu çarkın, hangi kaynaklarla döndüğü ve elde edilen milyonların nereye aktığı bugüne kadar açıklanmamıştır" diye belirtti. Milletvekili Hatipoğlu, yaptığı sosyal medya paylaşımında, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Balmumu Heykeller Müzesi için "Eskişehir’in göbeğinde, yıllardır herkesin gördüğü ama arka planındaki gerçeklerin ’Sır’ gibi saklandığı bir yapı olarak tanımladı. Müzenin, Eskişehir’de şeffaflıktan uzak yönetim anlayışının, cevapsız soruların ve karanlık ilişkiler ağının en somut sembolü haline geldiğini iddia eden Milletvekili Nebi Hatipoğlu, "Ortada devasa bir ekonomik değer vardır; ancak bu değerin mülkiyeti, yönetimi ve kontrolü hala tam bir muammadır. Eskişehir halkının gözü önünde işleyen bu çarkın, hangi kaynaklarla döndüğü ve elde edilen milyonların nereye aktığı bugüne kadar açıklanmamıştır. Buradan, kaçamak cevaplara yer bırakmayacak netlikte soruyorum, ’Bu müzenin gerçek sahibi kimdir, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi mi, yoksa bir vakıf ya da şahıs mıdır?’ Eğer bu yapı bir vakfa aitse, belediye ile bağı nedir? Müze binası inşa edilirken, içindeki eserler yapılırken belediye bütçesi, personeli ve imkânları kullanılmış mıdır? Kullanıldıysa, harcanan kamu kaynağının toplam tutarı ne kadardır? Eğer bu yapı bir vakıf çatısı altında faaliyet gösteriyorsa; bu vakfın başkanı kimdir, mütevelli heyeti hangi isimlerden oluşmaktadır? Vakfın yönetim yapısı, karar alma mekanizmaları ve vakıf senedinin içeriği kamuoyuna açık mıdır? Bu vakıf ile belediye arasındaki mali ve idari ilişki hangi hukuki zemine dayanmaktadır? Kamu kaynaklarının kullanıldığı bir süreç söz konusuysa, bu kaynakların hangi usulle, hangi kararlarla ve kimlerin onayıyla aktarıldığı; ayrıca müzenin işletme giderleri, personel maaşları, elektrik ve bakım gibi kalemlerin hangi bütçeden karşılandığıda açık ve şeffaf bir şekilde ortaya konulmalıdır. Şayet bu müze belediyeye ait değilse; içeride çalışan personelin maaşını kim ödemektedir? Elektrik, bakım ve işletme giderleri hangi bütçeden karşılanmaktadır? Kamu personeli, özel bir yapının hizmetinde mi çalıştırılmaktadır? Müzenin açıldığı günden bugüne yaklaşık 3 milyon ziyaretçi ağırladığı Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından ifade edilmektedir. Ortalama bilet bedelleri üzerinden yapılan basit bir hesapla, karşımızda toplam yaklaşık 360 Milyon TL’lik devasa bir gelir çıkmaktadır." diye belirtti. Bursa ve Bolu’da CHP’li belediyeleri örnek gösterdi "Aynı yönetim anlayışının izleri görülmektedir" Milletvekili Nebioğlu, ’Bu gelirler, belediyenin hangi bütçe kalemindedir?’ diye sorarak açıklamasını şöyle sürdürdü; "Eğer belediye kasasında değilse, bu parayı kim toplamakta, kim yönetmektedir? Bu paralar hangi kişi ya da kurumlara, hangi amaçla aktarılmaktadır? Kamuoyuna ayrıca bu gelirlerin öğrencilere burs olarak verildiği yönünde iddialar da yansımıştır. Eğer böyle bir uygulama söz konusuysa; bu burslar hangi öğrencilere verilmektedir, ne zamandan bu yana dağıtılmaktadır ve bugüne kadar toplam ne kadar ödeme yapılmıştır? Eskişehir’de kamu kaynaklarının "vakıf" maskesi altında belirli yapılar üzerinden yönetildiğine dair çok ciddi bir algı ve iddia vardır. Eski Büyükşehir Belediye Başkanının "vakıf kurma, yönetme ve vakıf malları üzerinden ailesine kazanç sağlama" konusundaki maharetini tüm Türkiye bilmektedir. Eskişehir’de "kravatlı hırsız" yakıştırmasının da bu vakıflar üzerinden yürütüldüğü iddia edilen yolsuzluk tartışmalarıyla birlikte anılır hale gelmesi, kamu vicdanında oluşan rahatsızlığın en açık göstergesidir. Ancak mesele bilgi değil, şeffaflıktır! Kimse "burası vakıftır" diyerek kamu kaynağının hesabını vermekten kaçamaz. Bugün Türkiye’nin farklı noktalarında gördüğümüz tablo ibret vericidir. Bursa’da ve Bolu’da CHP’li belediyelere yönelik "örgütlü suç, rüşvet ve irtikap" iddialarıyla yürütülen soruşturmalar, yerel yönetimlerde hesap verilebilirliğin ne denli zayıfladığını açıkça ortaya koymaktadır. Eskişehir’de de aynı yönetim anlayışının izleri görülmektedir. Şeffaflıktan kaçılan her nokta, yolsuzluğa açılan bir kapıdır. Eskişehir sahipsiz değildir! Kamu kaynaklarını kapalı kapılar ardında, vakıflar üzerinden yönetenlerden hesap sormak boynumuzun borcudur. Eğer ortada bir kamu kaynağı yoksa, bunu belgeleriyle ispatlayın; eğer varsa, kuruşu kuruşuna hesabını verin. Bu soruların net cevabı kamuoyuna açıklanana kadar bu meselenin takipçisi olacağız."
Geleceğin akademisi yapay zekâ ile şekilleniyor
28 Şubat 2026 Cumartesi - 12:02 Geleceğin akademisi yapay zekâ ile şekilleniyor Anadolu Üniversitesi’nde düzenlenen "Yapay Zekâ ve Akademi" konferansında, yapay zekânın tüm disiplinlere entegre edilmesi gerektiği vurgulanırken, her fakültede farkındalığı artıracak bir "AI koordinatörü" görevlendirilmesi önerisi gündeme geldi. Anadolu Üniversitesi Arinkom Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) tarafından "Yapay Zekâ Günlükleri" kapsamında Anaç Ön Kuluçka Merkezi’nde "Yapây Zeka ve Akademi: Anadolu Üniversitesi Perspektifi" başlıklı konferans gerçekleştirildi. Anadolu Üniversitesi Bilişim Teknolojileri Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Özer Çelik’in konuşmacı olduğu konferansa Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir, ARİNKOM TTO Yöneticisi Öğr. Gör. Dr. Rabia Taş ve çok sayıda kişi takip etti. "Yapay zekâ okuryazarlığını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz" Konferansta konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir, yapay zekânın üniversitenin vizyonunun önemli bir parçası olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Vizyonun bir parçası olarak üniversitemizde yapay zekânın bilinirliğini, yapay zekâ okuryazarlığını ve farkındalığını artırıcı çabalar ortaya koymaya çalıştık." Tüm bölümlerin yapay zekâ ile iç içe olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Erdemir; güzel sanatlar, eğitim, edebiyat ve farklı disiplinlerin yapay zekâ araçlarıyla bütünleşerek önemli projelere imza atabileceğini ifade etti. Bu doğrultuda farkındalık artırıcı programların sürdürüleceğini dile getirdi. "Yapay zekâ artık bir araç olmanın ötesinde" Bilişim Teknolojileri Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Özer Çelik ise yapay zekânın günümüzde geldiği noktaya dikkat çekerek, artık yalnızca bir araç değil, tüm süreçlere entegre edilmesi gereken bir unsur olduğunu belirtti. Yapay zekânın geniş ve kapsayıcı bir alan olduğunu ifade eden Doç. Dr. Çelik, bilgisayara insansı bir işlem yaptırılan her uygulamanın yapay zekâ kapsamında değerlendirildiğini söyledi ve özellikle 2021 ve 2022 yıllarında üretken yapay zekâ algoritmalarındaki gelişmelerle birlikte bu teknolojinin herkesin yardımcısı hâline geldiğini vurguladı. Fakülte temelli yapay zekâ yapılanması vurgusu Üniversite genelinde yapay zekânın tüm süreçlere entegre edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Özer Çelik, müfredatlar, eğitim materyalleri ve öğretim yöntemleri dâhil olmak üzere birçok alanda yapay zekânın konumlandırılması gerektiğini ifade etti. Merkezî çalışmaların yanı sıra fakülte ve bölüm düzeyinde de yapay zekâ yapılanmasının önemine de değinen Doç. Dr. Çelik, her fakültede bir "AI koordinatörü" ya da "AI temsilcisi" görevlendirilmesinin, farkındalık çalışmalarının daha etkili yürütülmesine katkı sağlayacağını belirtti. Konferans Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir tarafından Doç. Dr. Özer Çelik’e teşekkür belgesi takdim edilmesiyle sona erdi.
Gaziantepli usta, sahte ile gerçek baklavayı ayırt etmenin yollarını anlattı
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:59 Gaziantepli usta, sahte ile gerçek baklavayı ayırt etmenin yollarını anlattı Eskişehir’de baklava ustası olan Gaziantepli Harun Özpolat, "Baklava boğazı yakıyorsa bu glikozdur. Fıstıklı diye satılan ürün fıstık tadı vermiyor, sadece şerbet tadı geliyorsa o bezelyedir" diyerek sahte ürünlere karşı vatandaşı uyardı. 20 Mart 2026 tarihinde başlayacak olan Ramazan Bayramı için tatlıcıların hazırlıklarını yaptı. Yaklaşık 80 yıllık aile mesleğini devam ettiren baklavacı Harun Özpolat, baklava siparişi verilirken dikkat edilmesi gereken detaylarla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Piyasadaki merdiven altı üretimlere karşı vatandaşları uyaran Özpolat, kaliteli bir baklavanın renginden ve tadından ayırt edilebileceğini söyledi. "Boğazı yakıyorsa glikoz, fıstık tadı yoksa bezelyedir" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan baklavacı Harun Özpolat, "Baklavanın yüzüne bakıldığında kalitesi zaten anlaşılır. Günlük ve taze olması çok önemli. Vatandaşlarımız hangi firmadan alacaksa bayramdan önce mutlaka tadına baksın. Eğer bir baklava ağza atıldığında boğazı yakıyorsa bu glikozdur. Eğer fıstıklı diye satılan ürün fıstık tadı vermiyor, sadece şerbet tadı geliyorsa o bezelyedir. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Şu anda ortalama 4 kilo gelen bir tepsi cevizli baklavamızı bin 100 liradan satışa sunuyoruz" şeklinde konuştu. "Sipariş için son bir haftaya dikkat" Lojistik ve üretim planlamasına da değinen Özpolat, şunları söyledi: "Fiyat listelerimizi astık. Şu an soranlar var ancak henüz yoğun talep başlamadı. Ürünlerimiz Gaziantep’ten geliyor, bu yüzden özel bir nakliye süreci yönetiyoruz. Vatandaşlarımızın mağdur olmaması ve bizim de imalathanemizdeki stokları ayarlayabilmemiz için siparişlerin en geç bayramdan bir hafta veya 10 gün önce verilmesi gerekiyor."
Eskişehir’de iftar sonrası Osmanlı geleneği canlandırıldı
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:31 Eskişehir’de iftar sonrası Osmanlı geleneği canlandırıldı Eskişehir’de Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde yürütülen "Sözün Tadı: Helva Sohbetleri" projesi kapsamında Milli İrade İlkokulunda düzenlenen iftar sonrası buluşmada, Osmanlı’dan günümüze miras kalan kadim sohbet kültürü canlandırıldı. Eskişehir Milli İrade İlkokulu, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli", "Aile Yılı" ve "Dilimizin Zenginlikleri" projeleri çerçevesinde anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. İftar saatinin ardından bir araya gelen eğitimciler, veliler ve davetliler; meddah gösterisi, halk ozanı dinletisi ve tarih söyleşisi eşliğinde geleneksel un helvası ikramıyla geçmişe yolculuk yaptı. Bu yıl dil ve kültür temasıyla üçüncüsü gerçekleştirilen programda, dijitalleşen dünyada kültürel bağların korunmasının önemi vurgulandı. "Osmanlı’dan kalan bu ilim meclisini yaşatıyoruz" Projenin uygulama süreci ve hedefleri hakkında bilgi veren Tepebaşı İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Faideci, helva sohbetlerini bir "ilim meclisi" olarak tanımlayarak şunları söyledi: "Bu sene Türkiye Yüzyılı Modeli, ’Aile Yılı’ ve ’Dilimizin Zenginlikleri’ kapsamında faaliyetler yapmaya başladık. Bunlardan bir tanesi de helva sohbetleriydi. Helva sohbetleri; 15. yüzyılda sarayda yapılmaya başlamış, daha sonra halk arasına yayılmış bir Osmanlı sohbet kültürüydü. Biz bu sohbet kültürü üzerinden okul idarecilerimizi, öğretmenlerimizi, velilerimizi ve farklı kesimlerdeki insanları bu meclisimizde bir araya getirmeye gayret gösterdik ve bugün üçüncüsünü yaptık. Bu sene toplamda 6 tane yapmak istiyoruz. Önümüzdeki sene de yine devam edecek. Bu, kış aylarında yapılan bir ilim meclisi. Bu seneki konumuz dil ve kültür üzerine. Biz burada kültürle dilin bağlarını ve tarihi birikimlerini anlatıyoruz." "Gençlerin dijital dünyada köklerinden kopmaması için çok önemli" Etkinlikte konuşmacı olarak yer alan ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasının hayati değer taşıdığını belirten Prof. Dr. Haşim Şahin ise şu ifadeleri kullandı: "Helva sohbetlerinin yaşatılması çok güzel bir şey çünkü bizim insanlarımız gelenekleriyle hayat bulurlar ve geleceklerini geçmişleri olmadan planlayamazlar. Osmanlı dönemindeki huzur dersleri ya da Anadolu kasabalarındaki yaren eğlenceleri toplumun kaynaşmasını sağlayan unsurlardır. Bu akşam da bunu net bir şekilde gördük. Meddah vardı, aşığımız vardı, tarih sohbeti vardı; bu insanların zihninde güzel bir anı bırakıyor. Teknolojik ve dijital bir çağda yaşıyoruz. Bu durum ister istemez gençlerimizde geçmişten kopuşu beraberinde getiriyor. İnsanlar kökleriyle, örfleriyle yaşarlar. Bu sebeple iyi olan her türlü geleneğin gelecek nesillere aktarılması çok önemli." Gecenin sonunda katılımcılara geleneksel yöntemlerle hazırlanan un helvası ikram edildi. Proje kapsamında planlanan diğer buluşmaların bahar döneminde de devam edeceği bildirildi.
Beylikova’ya 40 milyon liralık çevreci yatırım
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:23 Beylikova’ya 40 milyon liralık çevreci yatırım Beylikova Belediyesi, ilçeye kazandıracağı 1 MW (Megawatt) kapasiteli Güneş Enerji Santrali (GES) projesinin ihalesini başarıyla tamamladı. Yaklaşık 40 milyon TL yatırım bedeline sahip proje ile belediyenin enerji giderlerinde önemli tasarruf sağlanması ve ilçeye uzun vadeli ekonomik katkı sunulması hedefleniyor. Hayata geçirilecek GES sayesinde, belediyenin barajdan sağladığı su temini için kullanılan elektrik enerjisinin bir kısmı, kendi üretilen güneş enerjisi ile karşılanacak. Böylece belediyenin enerji maliyetleri önemli ölçüde düşecek ve bütçe tasarrufu sağlanacak. Proje kapsamında elde edilecek tasarruflar, Beylikova’da yeni hizmetler, altyapı çalışmaları ve sosyal yatırımların önünü açacak. Projenin finansmanı, İller Bankası aracılığıyla Dünya Bankası destekli kredi modeliyle gerçekleştirilecek. Düşük faizli kredi ile 13 yıl ve 6 ayda bir ödeme planı ile hayata geçirilecek yatırım, hem ekonomik hem de çevresel açıdan sürdürülebilir bir model sunuyor. "İlçemiz için büyük bir adımdır" Beylikova Belediye Başkanı Av. Hakan Karabacak yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Beylikova’mızın geleceğini düşünerek hareket ediyoruz. Enerji maliyetlerimizi düşürecek, kendi elektriğimizi üretmemizi sağlayacak bu yatırım, ilçemiz adına büyük bir adımdır. 1 MW (Megawatt) kapasiteli GES projemizle hem çevreci bir üretim modeli oluşturuyor hem de belediyemizin bütçesine uzun vadeli katkı sağlıyoruz. Bu yatırım sayesinde, kaynaklarımızı daha verimli kullanarak Beylikova’da yeni projelere ve hizmetlere imkân tanıyacağız. 40 milyon TL’lik bu yatırımın ilçemize hayırlı olmasını diliyorum." Beylikova Belediyesi, sürdürülebilir ve çevreci yatırımlarla ilçeye değer katmayı sürdürürken, enerji alanındaki bu önemli adım, bölge halkı için ekonomik ve çevresel faydaları bir arada sunuyor.
’Evlenecek Gençlerin Desteklenmesi Projesi’ kapsamında iftar programı düzenlendi
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:18 ’Evlenecek Gençlerin Desteklenmesi Projesi’ kapsamında iftar programı düzenlendi Eskişehir Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından yürütülen ’Evlenecek Gençlerin Desteklenmesi Projesi’ kapsamında, projeden yararlanan ve resmi nikâhlarını gerçekleştirmiş genç çiftler iftar programında bir araya geldi. Programa katılan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Orhan Bayrak, genç çiftlerle aynı sofrayı paylaşarak aile olma yolunda attıkları adımın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Samimi bir atmosferde gerçekleşen programda, aile kurumunun toplumun temel yapı taşı olduğu vurgulandı. Dünyanın zorlu süreçlerden geçtiği bir dönemde aile bağlarının her zamankinden daha önemli olduğuna dikkat çeken İl Müdürü Bayrak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ’Güçlü Aile, Güçlü Türkiye’ mottosunu hatırlatarak güçlü bir Türkiye’nin güçlü aile temelleri üzerinde yükseleceğini ifade etti. "Türkiye’nin aydınlık geleceğini inşa ediyorsunuz" Evlilik sürecini ipek böceğinin kelebeğe dönüşerek asıl gayesine ulaşmasına benzeten Bayrak, "Devlet olarak milletimizin en temel yapı taşı ailedir. Sizler bu kutsal yola çıkarken yalnızca bir yuva kurmuyor; aynı zamanda vatanımıza ve milletimize layık nesiller yetiştirecek Türkiye’nin aydınlık geleceğini inşa ediyorsunuz" dedi. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Orhan Bayrak, iftar programına katkı sunan Cihat Özlü ve ekip arkadaşlarına teşekkür etti. Program, edilen dualar ve genç çiftlerle gerçekleştirilen sohbetlerin ardından sona erdi.