EKONOMİ
Ülker, 2025 finansal sonuçlarını açıkladı 10 Mart 2026 Salı - 18:42:56 Türkiye’de gıda sektöründeki lider markalarından Ülker Bisküvi, 2025 yılını 112 milyar TL ciroyla kapattığını, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) gönderdiği açıklamayla duyurdu. Ülker Bisküvi, 2025 yılındaki cirosunu Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) gönderdiği açıklamayla duyurdu. Şirket, geçen yılı yüzde 16,5 Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr (FAVÖK) marjıyla tamamladı. Ülker Bisküvi, herkesi etkileyen küresel ölçekteki ekonomik dalgalanmaların ve jeopolitik belirsizliklerin ön planda olduğu 2025 yılında, tüm zorlu koşullara rağmen tüketicilerinin değişen ihtiyaç ve beklentilerini yakından takip ederek, yatırımlarını yaparak çevik, verimli ve yenilikçi bir şekilde yoluna devam etti. Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı "Mutlu et, mutlu ol" felsefesinden hareketle, "istikrarlı, rekabetçi, kârlı, sürdürülebilir ve insan odaklı büyüme" anlayışıyla oluşturdukları "5M Mutluluk Temelli Büyüme Modeli"nin, sürdürülebilir gelecek için rehber niteliği taşıdığını kaydetti. "Made in Türkiye" etiketli ürünleri 100’den fazla ülkeye ulaştırdıklarını belirten Kölükfakı, "2025 yılında üretim gücümüz, yenilikçi markalarımız, modern üretim altyapımız, ihracatımız ve oluşturduğumuz istihdamla ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdük. Tüketici alışkanlıklarındaki dönüşümü, dijital eğilimleri ve atıştırmalık kategorisindeki yeni motivasyonları, bilim, veri ve teknolojiyle birleştirerek Ar-Ge merkezlerimizde yenilikçi ürünler geliştiriyoruz. Türkiye’de 55 yeni ürün raflarda yerini aldı" dedi. S&P Global’in Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’ne göre gıda şirketleri arasında global ölçekte yüzde 3’lük dilimde yer alarak başarılı bir performans gösterdiklerini dile getiren Kölükfakı, "Uluslararası finansal analiz ve raporlama kuruluşu London Stock Exchange Group (LSEG) tarafından yapılan çevresel, sosyal ve yönetişim performansı değerlendirmesinde 504 halka açık gıda şirketi arasında Aralık 2025 itibarıyla en yüksek puanı alarak üçüncü kez dünya birinciliğini kazandık. Ayrıca Borsa İstanbul’da işlem gören tüm sektörler arasında da üçüncü kez birinci sırada yer aldık. Bu sonuçlar, Ülker olarak çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında benimsediğimiz uzun vadeli, tutarlı ve odaklı yaklaşımın güçlü bir göstergesi. Ülker olarak, paydaşlarımızdan aldığımız güçle sorumluluk bilinci yüksek, dayanıklı ve istikrarlı bir gelecek inşa edebilmek için çalışacağız" diye konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 17:47 İranlı turist krizi Bodrum turizmini vurdu: "Nevruz öncesi rezervasyonların yüzde 70’i iptal" ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin turizme yansımaları Ege Bölgesi’nde hissedilmeye başlandı. Nevruz dönemi öncesinde özellikle İranlı turistlerden yoğun talep bekleyen turizm merkezlerinde rezervasyonların büyük bölümü iptal edilirken, uçuşların da tamamen durduğu öğrenildi. Turizm sektörü temsilcilerinden edinilen bilgilere göre Ege Bölgesi’ne gelen turist sayısında yüzde 70’e yakın düşüş yaşandı. Nevruz döneminde İran pazarındaki kaybın yüzde 80’e ulaşabileceği belirtilirken; özellikle Muğla, İzmir, Antalya, Van ve İstanbul’un bu durumdan en çok etkilenen şehirler olduğu ifade edildi. Geçtiğimiz yıl Nevruz döneminde yaklaşık 120 bin İranlı turistin Türkiye’ye geldiği belirtilirken, bu yıl yaşanan gelişmeler nedeniyle söz konusu hareketliliğin neredeyse tamamen durma noktasına geldiği bildirildi. "Rezervasyonların yüzde 70’i iptal oldu" Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Bodrum Temsil Kurulu Yönetim Kurulu Üyesi Hamdi Artuk, yaşanan gelişmelerin turizm sektörünü doğrudan etkilediğini söyledi. Artuk, "Nevruz döneminde İran’dan turizm hareketliliği başlıyordu. Nevruz şu anda halihazırda kutlanmayacak. Bu nedenle bölgemizde birçok otelin açılışı ertelenecek. Özellikle Bodrum, Marmaris ve Fethiye bölgesi bu durumdan ciddi şekilde etkilenecek diyebiliriz. Bu yıl aslında erken rezervasyonla başlamıştık. İran genelde son dakika rezervasyonlarıyla çalışan bir pazar ama bu yıl ciddi bir ön rezervasyon almıştık. Olayların başlamasıyla rezervasyonların yüzde 70’i iptal oldu. Uçakların ise yüzde 100’ü iptal edildi" dedi. "120 bin turistin yüzde 80’i kayıp" Geçen yıl Nevruz döneminde Türkiye genelinde yaklaşık 120 bin İranlı turistin ağırlandığını belirten Artuk, bu sayının büyük bölümünün kaybedildiğini ifade etti. Artuk, "Bu turistlerin büyük bölümü İzmir, Antalya, Van, İstanbul ve Muğla’ya geliyordu. Muğla’da ise özellikle Marmaris, Fethiye ve Bodrum yoğun talep görüyordu. Ancak şu anda bu 120 bin kişinin yaklaşık yüzde 80’i, yüzde 85’i kayıp vaziyette. Uçuşlar olmadığı için yalnızca kara yolu ile bir hareketlilik olabilir. Muhtemelen önce otobüslerle bir akım oluşacak. Turizm hareketliliğinin nisan ortası gibi yeniden başlamasını bekliyoruz" diye konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 17:41 Van TSO’dan ‘Outlet Fest’ açıklaması Van Ticaret ve Sanayi Odası (Van TSO), 12-29 Mart tarihlerinde düzenlenmesi planlanan "Outlet Fest" organizasyonun Van’ın gerçeğinde yerel esnafa ağır darbe vurabilecek bir girişim olduğunu duyurdu. Van TSO’dan yapılan yazılı açıklamada, 12-29 Mart 2026 tarihlerinde Van Expo Fuar Merkezi’nde yapılması planlanan "Outlet Fest" etkinliğine ilişkin yerel ekonominin can damarı olan esnaf ve tüccarın sesini duyurmak, endişelerini dile getirmek amacıyla basın açıklaması yapılmasına ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Açıklamada, "Outlet Fest, dışarıdan bakıldığında ‘büyük indirim, ünlü marka’ diye cazip gösterilse de Van’ın gerçeğinde yerel esnafımıza ağır darbe vurabilecek bir girişimdir. Biz bunu iyi niyetli bir ticari faaliyet olarak değil, daralmış pazarımızı daha da daraltan, ailelerimizin geçim kapılarını tehdit eden bir tehlike olarak görüyoruz. Daha önce Van Valimiz ile yaptığımız görüşmede ve vali yardımcımız başkanlığında gerçekleştirdiğimiz toplantıda ortak görüş olarak; İran’daki ekonomik sıkıntılar nedeniyle zaten İranlı misafirlerimiz büyük oranda gelmiyor. Ramazan Bayramı öncesi dönem, Van tüccarı ve esnafı için yılın en kritik, en sınırlı kazanç fırsatı olan zaman dilimidir. Tam bu hassas dönemde büyük markaların dev indirimlerle Van’a gelmesi, mahalle esnafından butiğe, ayakkabıcıdan tekstilciye kadar tüm esnafımızın müşteri kitlesini çekip götüreceği kanısına varılmıştır. Van’ın ekonomisi büyük zincirlerden değil, alın terinden, aile işletmelerinden, nesilden nesile aktarılan emekten yükselir. Kısa vadede ‘ucuz alışveriş’ keyfi yaşatırken, uzun vadede binlerce Vanlı ailenin ekmeğiyle oynanmasına göz yumamayız. Biz Van Ticaret ve Sanayi Odası olarak her zaman üyelerimizin yanında olduk, bugün de dimdik yanındayız ve olmaya devam edeceğiz. Bu nedenle açık ve net çağrımızdır. Yetkililerden ve organizatörlerden talep ediyoruz; Outlet Fest etkinliğinin bu tarihlerde yapılmamasını ya da en azından Van ekonomisine ve yerel esnafa zarar vermeyecek, yerli tüccarımızı koruyacak, bir tarihe ertelenmesini istiyoruz. Van’ın geleceği, güçlü bir yerel ekonomiyle mümkündür. Bu çağrımızın dikkate alınmasını umuyor, tüm paydaşları ortak akılla hareket etmeye davet ediyoruz" denildi.
Bakan Şimşek: "İlk defa bu kadar yoğun yabancı yatırımcı ilgisi görüyorum"
20 Şubat 2026 Cuma - 15:41 Bakan Şimşek: "İlk defa bu kadar yoğun yabancı yatırımcı ilgisi görüyorum" Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "İlk defa bu kadar yoğun ilgiyi görüyorum. Gerçekten bu yoğunluktaki ilgiyi en son 2013 yılında hatırlıyorum. Dolayısıyla ilgi çok yoğun" dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel ekonominin geçen yıl yüzde 3,3 büyüdüğünü ve bunun yüzde 70’inin gelişmekte olan ülkelerden kaynaklandığını bildiren Şimşek, küresel finansal şartların daha elverişli hale geldiğine işaret etti. "İran’la ilgili belirsizlik olmasaydı, çok büyük ihtimalle petrol fiyatları 60’lı dolarları aşmazdı" Avrupa Birliği ve Orta Doğu’daki ticaret ortaklarında sınırlı olsa da büyüme açısından bir toparlanma içerisinde olduğunu söyleyen Şimşek, "Bu bizim için iyi, olumlu bir gelişme. Diğer bir husus aslında İran’la ilgili belirsizlik olmasaydı, çok büyük ihtimalle petrol fiyatları 60’lı dolarları aşmazdı. Şimdi tabii yapısal olarak enerji fiyatları, emtia fiyatlarından bahsediyorum. Enerji emtiasından bahsediyorum. Yani petrol, doğalgaz normal şartlarda yapısal olarak aşağı yönlüdür. Düşüş trendindedir ve bu yapısaldır. Geçici değil. Yani petrol fiyatlarının reel olarak düştüğünü zaten söyleyebiliriz dünyada. Ama nominal olarak bu 70 dolara dayanması, bugün 70 dolar civarı olması, aslında büyük oranda İran riskinin fiyatlanmasından kaynaklanıyor. Yani geçici bir riskin fiyatlanması. Ama yapısal olarak aslında enerji fiyatlarının yönü aşağı yönlüdür" açıklamasında bulundu. "İran ile ilgili belirsizlikler ortadan kalkarsa dezenflasyona olumlu yansıyacak" Şimşek, Türkiye açısından ticaret ortaklarının sınırlı da olsa toparlanmasının önemli olduğuna dikkati çekerek, "Küresel finansal şartlarının elverişli hale gelmiş olması bizim için değerli. Ama en önemlisi, eğer bu belirsizlikler ortadan kaldıktan sonra, yani şöyle, İran ile ilgili belirsizliklerden bahsediyorum, ortadan kalktıktan sonra çok büyük ihtimalle yapısal olarak enerji fiyatları aşağı yönlü trendine dönecek. Bu da Türkiye için çok önemli. Çünkü bir taraftan hem cari açımıza olumlu yansıyacak, dezenflasyona olumlu yansıyacak, büyümeye olumlu yansıyacak" ifadelerine yer verdi. "İlk defa bu kadar yoğun yatırımcı ilgisi görüyorum" Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisinin büyük olduğuna işaret eden Şimşek, gittiği Londra, New York ve Hong Kong’da 1,5 haftada yaklaşık 800 yatırımcıyla çok yoğun görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getirdi. Şimşek, 2007’den ta 2018’e kadar da sürekli bir şekilde ülkemizin hikayesini anlatmak üzere biliyorsunuz sık sık seyahat ettiğini vurgulayarak, "İlk defa bu kadar yoğun ilgiyi görüyorum. Gerçekten bu yoğunluktaki ilgiyi en son 2013 yılında hatırlıyorum. Yani Türkiye’nin yatırım, kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye yükseldiği ve en iyi dönemlerimizin olduğu yıllardan bahsediyorum. Dolayısıyla ilgi çok yoğun. Peki diyeceksiniz ki niye? Birkaç sebebi var. Bir tanesi dünyada ve bizim bölgemizde gerçekten güçlü bir hikayesi olan fazla ülke yok. Yani Türkiye’nin güçlü bir hikayesi var. Bir dezenflasyon var. Büyüme çok dirençli bizde. Yani bu kadar sıkı para politikasına, sıkı maliye politikasına rağmen büyüme çok güçlü seyretti. Şimdi reel ekonomi ile ilgili şikayetler çok duyabilirsiniz ama yani bizi dünyayla karşılaştırdığınız zaman hele ticaret ortaklarımızla karşılaştığınız zaman Türkiye’nin büyümesi güçlü o anlamda. Tabii ki daha da potansiyelin yüksek. Zaten dezenflasyon programının da amacı o. Yani bu büyüme potansiyelini harekete geçirmek" diye konuştu. "Yatırımcıların ilgisinin nedeni Türkiye’nin savunma gücü" Yatırımcıların ilgisinin bir diğer nedeninin Türkiye’ye güvenlik penceresine bakıldığı zaman NATO’nun en güçlü üyelerinden bir tanesi olduğuna dikkati çeken Şimşek, "Yani ordu büyüklüğü anlamında NATO’nun en büyük ikinci ordusu ama güç, efektif güç anlamında da her zaman ilk beşte olduk. Dolayısıyla Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den bağımsız düşünülemeyeceği gibi aslında bu yeni dünya düzeninde de bizim gibi ülkelere çok ciddi ilgi var. Sektörel olarak da meselesi savunma sanayine yoğun bir ilgi var" değerlendirmesinde bulundu. "EYT’nin etkilerini önemli ölçüde telafi ettik" Türkiye’nin önemli bir süredir uyguladığı politikalarında oldukça tutarlı olduğunu söyleyen Şimşek, öngörülebilirlikte ciddi bir artış olduğunu sözlerine ekledi. Mevcut konjonktüre göre güçlü bir büyümenin de olduğunu ifade eden Şimşek, "Türkiye’de borçluluk düşük. Hane halkının borcunun milli gelire oranı yüzde 10 civarı. Bütün özel sektörümüzün borçlarının milli gelire oranı dünyaya göre düşük. Kamunun borcu, devletin borcunun, bürüt iç ve dış borcunun milli gelire oranı yüzde 25 bile değil. Bize benzer ülkelerde bu oranı yüzde 74. Bir diğer konu, yani sorduğunuz için söylüyorum. Biz de bütçe disiplinini çok hızlı bir şekilde sağladık. Yani rüştümüzü ispat ettik. Bakın büyük bir deprem felaketin yaralarını sardık. EYT’nin etkilerini önemli ölçüde yönettik, telafi ettik. Bütün bunlara rağmen bakın bütçe açığının milli gelire oranı geçen sene yüzde 2,9’a düştü. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 6,3. Bakın yani borcumuz, gelişmekte olan ülkelerin borcunun üte birinden az. Bizim açığımızın da milli gelire oranı olarak gelişmekte olan ülkelerin yarısından daha az" şeklinde konuştu. "Yatırımcılar bize dezenflasyonun görünümünü ve Terörsüz Türkiye’yi soruyorlar" Yatırımcıların kendisine büyük ölçüde dezenflasyon görünümünü sorduklarını aktaran Şimşek, "Çünkü rutine döndük. Yani tabii bu geçici bir takım jeopolitik gelişmeleri bir kenara bırakırsak, gerçekten sorulan önemli bir kısmı rutine döndük. İlk dönemlerde ‘program devam edecek mi’ gibi konular gündeme geliyordu. Onları açtık şu anda. Onlar geride kaldı. Dolayısıyla bu yöndeki söylemlerin de spekülatif olduğuna ilişkin kanı dünyada yerleşti. Bana ilişkin spekülasyonlar, programın geleceğine ilişkin spekülasyonlar, programın siyasi olarak sahiplenilmesine ilişkin negatif söylemler artık karşılık bulmuyor. Dolayısıyla bir tutarlılık var, öngörülebilirlik var, iyi bir hikaye var. Bize dezenflasyonun görünümünü soruyorlar. En önemli konuların başında o geliyor. Terörsüz Türkiye’yi soruyorlar. Çünkü bunun etkileri, geçmişte de hatırlarsanız bu yönde bir çaba olmuştu. Dönem dönem de tabii ki jeopolitik, yani küresel bu mimariye ilişkin, Türkiye’nin konumu, Türkiye-Batı ilişkileri de dönem dönem gündeme geliyor. Ama genel anlamda daha teknik, daha makro konular ön planda" dedi. Şimşek, Japonya’dan da ciddi bir yatırımcı ilgisi olduğunu söyleyerek, Japonya’nın önde gelen önemli iş gruplarının tamamıyla bir araya gelip Türkiye’ye doğrudan yatırımlar için cazip hale geldiğini aktaracaklarını dile getirdi. Ekonomi programını 3 devre olarak tanımladıklarını kaydeden Şimşek, birinci evrede karşı karşıya kalınan risklerin kontrol altına alındığını, ikinci evrede ise makro dengesizlikleri azalttıklarını ifade etti. Şimşek, faiz giderlerinin artışından ötürü eleştirildiklerini belirterek, "Tabii faiz dışı açık verirseniz faiz giderleri artar. Faiz dışı fazlaya geçen sene geçtik. Milli gelirin yüzde 0,4’ü kadar faiz dışı fazla verdik" dedi. "Türkiye cari açık sorununu da önemli ölçüde kontrol altına aldı" Cari açığa ilişkin de konuşan Şimşek, tarih boyunca bakıldığında Türkiye’nin ekonomideki yumuşak karnının cari açık olduğunu aktardı. Şimşek, "Mayıs 2023’e gidin 12 aylık cari açığımızın milli geliri oranı yüzde 5,5’lar civarına kadar çıkmıştı. Şimdi o oran 2024’te yüzde 0,8’e düştü. Altın hariç fazla verdik. Altın yenilebilir içilebilir bir emtia değil. Portföy tercihi için satın alınan önemli ölçüde. Portföy tercihi nedeniyle ithal ettiğimiz bir ürün. Tabii ki ithal ettiğimiz için açığımızın bir parçası ama o bir birikim. Yani altın bir birikim. Şimdi altın hariç 2024’te Türkiye cari fazla vermiş. 2025’te altın hariç Türkiye 0,3’lük bir cari açık vermiş. Yani sıfıra yakın. O da dahil yüzde 1,6 ve o da yönetilebilir. Yani geçmiş uzun vadeli ortalamaların yani neredeyse yarısından az, yüzde 1’i civarı. Dolayısıyla Türkiye aslında cari açık sorununu da önemli ölçüde kontrol altına aldı önce ve önemli ölçüde de sürdürülebilir bir patikaya oturttu. Cari fazla iddiamız için biraz erken. O yapısal dönüşüm gerektiriyor. Onu da başaracağız" bilgilerini kaydetti. "Net rezervler, yani swap hariç, bütün yükümlülükler hariç, 80 milyar dolar civarı" Türkiye’nin bürüt dış finansman ihtiyacının milli geliri oranının, tarihi olarak hep yüzde 20’nin üzerinde olduğunu kaydeden Şimşek, "İlk defa, uzun bir süredir, son 20 yıldan bahsediyorum, yüzde 20’nin altına, yüzde 17-18’ler civarına indi. Şimdi bunu niye söylüyorum? Bir taraftan cari açık azaldı. Bir taraftan dış borcunun milli geliri oranı düşüyor. Bir taraftan bürüt dış finansman ihtiyacının milli geliri oranı düşüyor. Bu arada da rezerv birikimine gittik ve 98 milyar dolarlık bürüt rezervi bugün 200 milyar doların epey üzerine taşıdık. Bu önemli. Bakın, geçen sene yaşadığımız bir sürü çalkantıya rağmen, şu andaki İran’ın belirsizliğe rağmen, şimdi net rezervlerde, yani swap hariç, bütün yükümlülükler hariç, 80 milyar dolar civarı" şeklinde konuştu. "KKM önemli bir yükümlülüktü ve KKM stoku büyük oranda kalktı" ‘Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) başarılı bir şekilde çıktıklarını da hatırlatan Şimşek, "KKM önemli bir yükümlülüktü. Ve hele bu coğrafyada yaşıyorsanız, dış kırılganlığı arttıran bir yükümlülük. Çünkü herhangi bir şokta kurun gitmesi halinde, kamu ciddi bir yükümlülükle karşı karşıya kalıyor. KKM önemli bir yükümlülüktü. Ve hele bu coğrafyada yaşıyorsanız, dış kırılganlığı arttıran bir yükümlülük. Çünkü herhangi bir şokta kurun gitmesi halinde, kamu ciddi bir yükümlülükle karşı karşıya kalıyor. Dezenflasyonu da zorlaştırıyordu. 2023’ün ortasında, 143 milyar dolara çıkan KKM stoku büyük oranda kalktı. Şimdi 100 milyon dolar mı bilmiyorum, en son rakamı takip etmiyoruz artık, çünkü kapattık, programı kapattık. Esas konumuz enflasyon. Dezenflasyon konusunda çok kararlı bir programı uygulamaya devam ediyoruz. Orada da çok güçlü bir ilerleme var, biraz zaman alıyor" diye kaydetti. "Dezenflasyonda bir bozulma yok geçici bir takım faktörlerle bir yavaşlama söz konusu" Ocak ayı enflasyon verileriyle birlikte dezenflasyon sürecinin gidişatına yönelik eleştirilerin olduğunu söyleyen Şimşek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Enflasyonla mücadele bizim en temel önceliğimiz. Şimdi 1-2 aylık veriler üzerinden tabii ki değerlendirme yapmak herkesin takdiri. Ocak ayı, Şubat ayı çok iyi gelseydi de bu konudaki kararlı uygulamalarda bir gevşemeye gitmeyecektik. Şimdi Ocak, belki de Şubat ayı bilemiyorum, mevsimsel etkilerle diyelim ki nispeten yüksek geldi. Burada aslında dezenflasyonda bir bozulma yok. Ha bir yavaşlamadan bahsedilebilir. Fakat sebebine inmek lazım. Eğer gerçekten gıda ağırlıklı olarak, gıda kaynaklıysa, yani mevsimsellikten arındırılmış veya bir takım diyelim ki geçen sene kuraklığın veya bu sene, yani Ocak ayı diyelim ki kış şartlarının etkisiyle yüksek bir rakam geldiyse, onu doğru okumak lazım. Birinci konu bu. Yani dezenflasyonda bir bozulma yok. Enflasyonun aşağı yönüne inmesinde bir bozulma yok. Burada geçici bir takım faktörlerle tabii ki bir yavaşlama söz konusu." Şimşek, enflasyondaki yavaşlamanın sebebine doğru bakılması ve bu göre değerlendirilme yapılmasının daha doğru olacağını belirterek, "Gıda kaynaklıysa, mevsimsellikten arındırılmış, geçen senenin kuraklığı, bu senenin kış şartları etkisiyle yüksek geldiyse bunu doğru okumak lazım. Burada geçici faktörlerle yavaşlama söz konusu. Bu telafi edilebilir mi? Evet. Mart, Nisan, Mayıs’ta geçmiş dönem ortalamalarının altına düşebiliriz. Bu senenin yağışları çok iyi. Yakın tarihin en iyi yağışının olduğu dönemin içindeyiz" dedi. "Arz yönlü, yapısal dönüşüm kanalından dezenflasyonu çok önemsiyoruz" Sıkı para politikasının dezenflasyon sürecindeki yerine de değinen Şimşek, konuşmasına şu şekilde devam etti: "Genelde eleştiriler program para politikasından ibaret. Biz arz yönlü ve yapısal dönüşüm kanalından dezenflasyonu çok önemsiyoruz. Biz de para politikasının sınırlı etkiye sahip olduğunu, burada maliye politikasının önemli olduğunu kabul ettik. İlk defa bu sene imkanlar el verdiği için, yeniden değerleme oranını yüzde 25 olarak değil, yani yüzde 19’un altına belirledik. Efendim işte akaryakıt gibi, tütün ürünleri gibi, alkolü içecek bütün bu ürünlerdeki maktu vergileri son, normalde 6 aylık enflasyon kadar arttırmanız lazım, onu yapmadık o boyutta. Çok daha düşük oranda, yüzde 6-7 civarında arttırdık. Maliye politikasının çok güçlü bir şekilde devreye girdiği bir dönemdeyiz. Para politikası duruşunu koruyor. Arz yönlü politikalarımızın başında konut geliyor. Hayat pahalılığının en önemli bileşeni kiralardır. Konut sahipliği artana kadar sosyal konut miktarını artırmamız lazım. Deprem bölgesinde 455 bin konut teslim edildi, 166 bin konut bu senenin ortasında bitecek. 650 bin konut tamamlanmış olacak. Deprem bölgesinde kiralarda reel düşüşler var. Nominal olarak da oldukça mütevazi. 250 bin sosyal konut projesi vardı, başlamıştı, 500 bin daha sosyal konut projesini başlattık. 2-3 yıl içinde 750 bin sosyal konut tabi ki vatandaşımıza sunulmuş olacak. Hayat pahalılığını arz yönlü tedbirlerle de çözüyoruz." "Ocak ayında bir yüksek faiz ödemesi oldu" Şimşek, ocak ayında yüksek faiz ödendiğine dair iddialara ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, "Ocak ayında tabii ki bir yüksek faiz ödemesi oldu. Çünkü 2016’dan itibaren bu dönem dönem yeniden ihraç ediliyor. Ama ilki 2016’da. Enflasyon endeksli bir borç. Yani iç borç senedi ihraç ediyorsunuz. Yani satıyorsunuz. Bu tüfe endeksli kağıtların özelliği şu. Genelde kupon çok anlamlı değildir. Genelde o diyelim ki 10 yıllık bir kağıt, basitleştiriyorum. 10 yıl boyunca yani siz o enflasyon farklarını biriktiriyorsunuz, biriktiriyorsunuz, biriktiriyorsunuz. Ondan sonra da vadesi gelince ödüyorsunuz. Şimdi bakın çok basit bir rakam söyleyeyim size. Ocak ayı faiz ödemelerinin yüzde 53’ü bir tek kağıdın vadesinin dolmasından kaynaklanıyor. O da ne zaman ihraç edilmiş? 2016’da. Ama yıllarca bu faizi ödememişsiniz. O enflasyon farkı faiz olarak birikmiş, birikmiş, birikmiş. Ocak ayına denk gelmiş. Şimdi kalkıp buradan bir hikaye üretmek için ya cahil olmak lazım, ya da kötü niyetli olmak lazım" ifadelerinde bulundu. "Gündemimizde Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, KDV artışı yok" Vergilere yönelik artış olup olmayacağına dair olarak ise Bakan Şimşek, "Gündemimizde Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, KDV artışı yok. Vergi harcamalarını ciddi şekilde azaltıyoruz. Gündemimizde Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, KDV artışı yok. Şunu da net bir şekilde söyleyebilirim. Yani gelir vergisinde, kurumlar vergisinde, KDV’de şu anda bir çalışmamız da yok. Ama dediğim gibi, ekonominin ihtiyaçlarına binaen dönem dönem ufak sektörel bazı şeyler yapabiliyoruz" söyleminde bulundu. "Sahte faturalara ilişkin ciddi bir yapay zeka algoritmalarını devreye aldık" Bakan Şimşek vergi kaçıranlara yönelik çalışmaların aralıksız sürdüğüne değinerek, "Sahte faturaya bizim, yani bizim değil, hiçbir ülkenin toleransı olamaz. Ona ilişkin ciddi bir yapay zeka algoritmalarını devreye aldık. Bundan sonra iki günlük bir firmanın kalkıp milyarlarca fatura falan filan anında, böyle işte bazen anlatıyorlar ya, işte bir minibüs kiralıyorlar, o minibüste fatura basıp ondan sonra kayboluyorlar. Bunu yapamayacaklar. Onu dahi yapamayacaklar. Çünkü çok güçlü bir, tekrar algoritmalarla, buna biz kâşif diyoruz, sahte belge düzenleyene, yani anında inşallah devreye girebileceğiz çok hızlı bir şekilde. Yine bizim başka programlarımız var. Bu Türkiye’deki bütün şehirlerdeki bir anlamda konut değerleme haritası gibi bir takım çalışmalarımız var. Dolayısıyla işlemleri bir şekilde karşılaştırma imkanımızı artıyor. Gözetim programlarımız var. Ama özellikle yüksek gelirli gruplara yönelik, yani kayıt dışı yüksek gelirli gruplardan bahsediyorum. Yani işte ne bileyim, kredi kartından tutun, yat, tekne, konu, yani lüksten bahsediyorum. Buralara ilişkin arkadaşlar malı bir çalışma içerisinde ve tekrar algoritmalar devreye giriyor. Dolayısıyla özetle biz kayıt dışında mücadeleye devam edeceğiz" dedi.
Yalova OSB’de güvenlik altyapısı güçleniyor
20 Şubat 2026 Cuma - 15:17 Yalova OSB’de güvenlik altyapısı güçleniyor Yalova Makine İhtisas OSB’de, firmaların ve çalışanların güvenliğini artırmaya yönelik çalışmalar aralıksız devam ediyor. Bu kapsamda bölgede daha önce hizmete alınan 112 Acil Sağlık Hizmetleri Birimi, Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) ve karakol binası sayesinde acil durumlara hızlı ve etkin müdahale imkânı sağlanırken, aynı zamanda çevrede bulunan yerleşim alanlarına da destek sunuluyor. Bölgenin güvenlik ve acil müdahale kapasitesini daha da güçlendirmek amacıyla OSB sınırları içerisinde kurulması planlanan itfaiye istasyonu çalışmaları da başlatıldı. Kurulacak itfaiye birimi, yangın önleme, müdahale ve kurtarma faaliyetlerinde aktif rol üstlenerek sanayi tesislerinde oluşabilecek risklere karşı hızlı ve etkili müdahale imkânı sağlayacak. Bu yatırım ile işletmelerin üretim süreçlerini güvenli ve kesintisiz şekilde sürdürebilmelerine katkı sunulması hedefleniyor. Hayata geçirilecek yangın önleme ve müdahale hizmetleri sayesinde sanayi tesislerinde meydana gelebilecek yangın vakalarının azaltılması ve üretim sürekliliğinin korunması amaçlanıyor. Yalova Makine İhtisas OSB, güçlü güvenlik ve acil müdahale altyapısıyla katılımcılarına güvenli bir üretim ortamı sunmayı sürdürürken, yapılan yatırımlarla bölgedeki sanayi faaliyetlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı ve çevre yerleşim alanlarının afet ve acil durumlara karşı korunmasına destek olmayı hedefliyor.
Akbank ve Kredi Garanti Fonu’ndan iş birliği
20 Şubat 2026 Cuma - 14:34 Akbank ve Kredi Garanti Fonu’ndan iş birliği Akbank ve Kredi Garanti Fonu, tarım sektöründe üretimin kesintisiz sürdürülmesi için KGF Tarım Kefalet Destek Programı’nı devreye aldı. Tarım sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, Kredi Garanti Fonu’nun sağladığı kefalet desteğiyle finansmana erişim imkânına kavuşuyor. Akbank, KGF Tarım Kefalet Destek Programı ile tarım sektöründe faaliyet gösteren üreticilerin finansmana erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor. Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle hayata geçirilen program kapsamında; tarım sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’ler, KGF güvencesiyle Akbank’ın sunduğu finansman çözümlerinden yararlanabiliyor. Program, tarımsal üretim faaliyetinde bulunan işletmeleri kapsıyor. Vergi levhası bulunmayan ancak üretimini resmî belgelerle sürdüren çiftçiler de programdan yararlanabiliyor. Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından düzenlenen üretim belgelerine sahip üreticiler, KGF kefaletiyle Akbank’ın finansman çözümlerinden yararlanabiliyor. Programın tarımsal üretim açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Akbank KOBİ Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Alper Bektaş, "Tarım, gıda güvenliğinden kırsal kalkınmaya ve ekonomik gelişime uzanan stratejik bir etki alanına sahip. Tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması için finansmana erişim kritik bir rol oynuyor. Çiftçilerimizin finansal sistemin dışında kalmaması büyük önem taşıyor. KGF ile el ele vererek hayata geçirdiğimiz bu programla; her ölçekten üreticinin finansmana erişiminin önünü açıyoruz. Akbank olarak tarımsal üretimin tüm aşamalarında üreticinin yanında duran, güvene dayalı ve sürdürülebilir bir bankacılık modeli sunmaya devam edeceğiz" dedi. KGF kefaletiyle üretim destekleniyor KGF kefaleti sayesinde kredi riskinin paylaşılması, tarımsal krediye erişimi artırırken özellikle küçük ve orta ölçekli üreticiler için önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Program, tarımsal üretimin sürekliliğini desteklemeyi, krediye erişimi kolaylaştırmayı ve üreticilerin bankacılık sistemine daha da güçlü bir şekilde dâhil olmalarını hedefliyor. Akbank’ın, tarım sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’lere uzun vadeli ve sürdürülebilir bir finansman desteği sunmaya devam edeceği aktarıldı.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında 2 milyar dolarlık GES yatırımı için imzalar atıldı
20 Şubat 2026 Cuma - 14:23 Türkiye ile Suudi Arabistan arasında 2 milyar dolarlık GES yatırımı için imzalar atıldı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ‘‘Enerji sektörümüze yapılan doğrudan yabancı yatırımların en büyüklerinden biri olacak bu yatırımlarla ülkemizde en düşük fiyatlı elektrik alımını gerçekleştirmiş olacağız. Fiyatlar 25 yıl geçerli olacak’’ dedi. Elektrik Üretim AŞ ile Suudi Arabistan merkezli Acwa Power arasında, Sivas ve Karaman Taşeli bölgelerinde kurulacak toplam 2 bin megavatlık güneş enerjisi santrallerine yönelik elektrik satın alım anlaşması, İstanbul’da gerçekleştirilen törende imzalandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar imza töreninde açıklamalarda bulunarak anlaşmanın detayları hakkında bilgi verdi. Bayraktar, yaklaşık iki hafta önce Riyad’da Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman ile Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetler Arası Anlaşmayı imza altına aldıklarını anımsatarak, "Yaptığımız bu anlaşma, her iki ülke için enerji alanında atılmış çok stratejik bir adımdır" ifadelerini kullandı. ‘‘Sivas ve Taşeli GES projeleri ile 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacağız’’ 2 bin megavatlık iki projenin yaklaşık 2 milyar dolarlık bir yatırım anlamına geldiğini kaydeden Bakan Bayraktar, "Sivas ve Taşeli GES projeleri ile toplam 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacağız. Burada önemli bir diğer husus da yerlilik. Hem Sivas’ta hem Taşeli’nde yerlilik oranı en az yüzde 50 olacak. İnşallah bu projelerin temellerini bu yıl içerisinde atacağız. 2028 yılı başlarında da her iki santral, ticari işletmeye geçecek ve en kısa zamanda tam kapasiteye ulaşacak. Toplam 5 bin megavatlık anlaşmanın ikinci fazında ise 3 bin megavatlık ilave güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri yatırımı yapılacak. Elbette ki bunları depolamayla birleştirebiliriz, veri merkezleriyle de birleştirebiliriz" diye konuştu. ‘‘Ülkemizde en düşük fiyatlı elektrik alımını gerçekleştirmiş olacağız, fiyatlar 25 yıl boyunca geçerli olacak’’ Projelerin enerji fiyatlarına etkisi hakkında da bilgi veren Bakan Bayraktar, ‘‘Enerji sektörümüze yapılan doğrudan yabancı yatırımların en büyüklerinden biri olacak bu yatırımlarla ülkemizde en düşük fiyatlı elektrik alımını gerçekleştirmiş olacağız. Sivas’ta her bir kilovatsaat elektrik için 2,35 avro satış fiyatı üzerinde mutabakat sağlandı. Karaman Taşeli’nde ise üretilen elektriği bugüne kadar Türkiye’de oluşan en düşük fiyatla kilovatsaat başına sabit 1,99 avrodan alacağız. Bu fiyatlar 25 yıl boyunca geçerli olacak. Toplam projenin alım süresi 30 yıl. İlk 5 yıl içinde inşa edilecek bu santrallerde YEKA’larda olduğu gibi bir teşvik mekanizması olacak. Bu teşvik, üretilen elektriğin serbest piyasaya satış hakkı yerine ortalama piyasa fiyatı altında belirlenen kilovatsaat başına 4,75 avrodan uygulanacak’’ şeklinde konuştu. Bakan Bayraktar, "Sivas ve Taşeli projelerinin uygulanır hale gelmesinde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Sayın Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu iş Birliği ve vizyon, hakikaten çok önemli. Ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmini, karşılıklı yatırımları ileri götürme noktasındaki güçlü iradeleri, bizlerin hızla yol almasını sağladı’’ açıklamasında bulundu. Acwa Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Raad Al-Saady ise anlaşmaya ilişkin şöyle konuştu: "Yatırım Anlaşması ve Enerji Alım Anlaşması Temel Şartlarının imzalanması, Acwa’nın Türkiye ile olan ortaklığında dönüm noktası niteliği taşıyor. Bu adım, Türkiye’nin temiz enerji lideri ve bir üretim merkezi olma yolundaki güçlü potansiyelini yansıtıyor. 5 GW’lık yenilenebilir enerji programımız, Türkiye’nin karbon salımını 2030’a kadar yüzde 41 oranında azaltma, 2053’te net sıfıra ulaşma ve yenilenebilir enerji kapasitesini 2035’e kadar 120 GW’a çıkarma hedeflerini de destekleyecek. 2017 yılında devreye alınan 927 MW’lık Kırıkkale santralimizle başlayan Türkiye hikayemiz, bu yeni adımla ortaklığımızı tamamen farklı bir seviyeye taşıyor."
Türk Telekom’un fiberle bağlı baz istasyonu oranı yüzde 60’a ulaştı
20 Şubat 2026 Cuma - 13:11 Türk Telekom’un fiberle bağlı baz istasyonu oranı yüzde 60’a ulaştı Fiber ağ uzunluğunu ocak ayı sonu itibarıyla 539 bin km’ye yükselten Türk Telekom, baz istasyonlarının yüzde 60’ını fiberle bağlayarak dünyada 2030 için hedeflenen oranın şimdiden üzerine çıktığını açıkladı. Türk Telekom, 1 Nisan itibarıyla kullanılmaya başlanacak olan 5G’ye önemli bir geçiş süreci başlattığını duyurdu. Türkiye’nin dijital omurgasını oluşturan fiber altyapısını ocak ayı sonu itibarıyla 539 bin kilometreye taşıyan Türk Telekom, 5G’nin yapı taşı olan fiberle bağlı baz istasyonu oranını yüzde 60 seviyesine yükseltti. Türk Telekom, yerli ve milli teknoloji üretme vizyonu doğrultusunda iştirak şirketleri Argela ve Netsia ile geliştirdiği çözümlerle de 5G ekosisteminde dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. "5G’deki gücümüzün teminatı fiber ağımız" Türk Telekom CNO’su (Chief Network Officer) Zafer Orhan, "Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda üstlendiğimiz sorumlulukla, 81 ilimizi uçtan uca saran ağımızı her geçen gün genişletiyoruz. Fiberle birbirine bağlı baz istasyonlarımızın oranını yüzde 60’a yükselttik. Dünyada 2030 için hedeflenen oranın üzerine şimdiden çıkmış bulunuyoruz. Güçlü fiber bağlantımız, 5G’nin vaat ettiği nesnelerin interneti (IoT), otonom sistemler ve akıllı şehir çözümleri gibi yenilikçi teknolojilerin temel taşını oluşturuyor. Bugün itibarıyla Türkiye’nin dijital omurgasını oluşturan 539 bin kilometrelik fiber ağımız ve 5G alanındaki öncü Ar-Ge çalışmalarımızla, teknolojiyi sadece sunan değil, aynı zamanda geliştiren bir güç haline geldik. İştirak şirketlerimiz Argela ve Netsia’nın, 70’in üzerinde uluslararası patenti bulunuyor. Yeni nesil teknolojilerin etkin kullanımı noktasında; altyapı yatırımlarımızla bağlantının gücünü ülkemiz için değer üreten bir geleceğe dönüştürüyoruz. 81 ili uçtan uca saran fiber ağımız ve fiberle bağlı baz istasyonlarımız 5G döneminde, her noktada ve herkes için en kapsayıcı deneyimi sunacağımızın teminatıdır. Amacımız, Türkiye’nin dijital çağın olanaklarını ülkemizin her köşesinde ve herkes için erişilebilir hale getirmek" dedi.
Vodafone Vakfı ve "Hayat Tamircisi" Hasan Kızıl’dan hayvanlar için yeni proje
20 Şubat 2026 Cuma - 12:57 Vodafone Vakfı ve "Hayat Tamircisi" Hasan Kızıl’dan hayvanlar için yeni proje Vodafone Vakfı, "Hayat Tamircisi" Hasan Kızıl ile birlikte düzenlediği etkinliklerle hayvanlar için yeni bir yaşam fırsatı sunmayı sürdürüyor. Son olarak, Vodafone Plaza’da 45 Vodafone Gönüllüsü’nün katılımıyla yürüteç ve kazak atölyeleri düzenlendi. Vodafone Vakfı, ünlü hayvan aktivisti ve "Hayat Tamircisi" proje yöneticisi Hasan Kızıl ile engelli hayvanlar için projeler üretmeye devam ediyor. Hasan Kızıl’ın rehberliğinde Vodafone Plaza’da düzenlenen kazak ve yürüteç atölyelerine 45 Vodafone Gönüllüsü katıldı. Kazak atölyesinde, kullanılmayan kazaklardan kedi ve köpekler için toplam 14 yatak yapılırken; bu yataklar için 90’a yakın kazak toplandı. Yürüteç atölyesinde, 15 engelli hayvan için geri dönüştürülebilir malzemelerden yürüteçler yapıldı. Vodafone Gönüllüleri’nin Hasan Kızıl liderliğinde bugüne kadar ürettiği yürüteç sayısı 75 oldu. Atölyelerde üretilen yataklar barınaklara bağışlanacak. Yürüteçler ise Vodafone Vakfı Instagram sayfasından engelli hayvanlar için yapılan çağrıya başvuru yapmış kişilere iletilecek. Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, şunları söyledi: "Vodafone Vakfı olarak, teknolojiyle insanları birbirine bağlarken hayvanları da unutmuyoruz. Bir kez daha patili dostlarımız için el ele verdik ve gönüllülerimizle birlikte ‘Hayat Tamircisi’ Hasan Kızıl’ın liderliğinde yürüteç ve kazak atölyeleri düzenledik. Patili dostlarımız özgürce koşsun diye yürüteçler, sıcacık uyusunlar diye kazaklardan yataklar yaptık. Amacımız, daha fazla hayvanın hayatına dokunmak. Vodafone Gönüllüleri ile patili dostlarımızın yanında durmaya devam edeceğiz." Hasan Kızıl ise şöyle konuştu: "Tam 12 yıldır Hayat Tamircisi olarak 7 binden fazla hayata dokundum. Vodafone Vakfı gönüllüleriyle aynı yolda yürümek, bu iyiliği birlikte büyütmek benim için tarifsiz bir mutluluk. Çünkü Hayat Tamirciliğinin bir okulu yok; hayata gerçekten dokunduğunda, hayatın değerini öğreniyorsun. İşte bu yüzden Vodafone Vakfı gönüllüleriyle buluşuyoruz: iyiliği çoğaltmak, sevgiyi büyütmek ve umudu yaymak için."
Pegasus ile Air Canada’dan Türkiye-Kuzey Amerika hattında stratejik iş birliği
20 Şubat 2026 Cuma - 12:48 Pegasus ile Air Canada’dan Türkiye-Kuzey Amerika hattında stratejik iş birliği Pegasus Hava Yolları ile Air Canada arasında imzalanan interline anlaşması sayesinde Kuzey Amerika çıkışlı yolcular, Avrupa aktarmalı olarak İstanbul ve İzmir’e tek biletle ve entegre seyahat ile ulaşabilecek. Pegasus Hava Yolları ile Kanada’nın ulusal havayolu Air Canada, Türkiye ile Kuzey Amerika arasındaki hava ulaşımını güçlendirecek stratejik bir iş birliğine imza attı. İki havayolu arasında yapılan anlaşma sayesinde yolcular, Avrupa’daki önemli aktarma noktaları üzerinden İstanbul ve İzmir’e tek biletle ve entegre seyahat kolaylığıyla ulaşabilecek. Anlaşmaya göre, Air Canada yolcuları; Amsterdam, Frankfurt, Kopenhag, Münih, Cenevre, Viyana, Zürih ve Atina üzerinden Pegasus’un İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’na gerçekleştirdiği uçuşlara bağlanabilecek. Ayrıca Frankfurt üzerinden İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na erişim imkânı sunulacak. Yolcular, tek rezervasyon ve bagajın son varış noktasına kadar etiketlenmesi gibi avantajlardan da yararlanacak. Pegasus Hava Yolları Ticaret Genel Müdür Yardımcısı Onur Dedeköylü iş birliğine ilişkin yaptığı açıklamada, "Air Canada ile başlattığımız bu iş birliği, Pegasus’un uluslararası ağını güçlendirme ve Türkiye’yi daha fazla küresel yolcuyla buluşturma vizyonumuzun güçlü bir yansımasıdır. İstanbul ve İzmir’i Kuzey Amerika çıkışlı yolcular için daha erişilebilir hale getirirken, misafirlerimize esnek ve entegre bir seyahat deneyimi sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğini, kod paylaşımı ve sadakat programı entegrasyonuyla daha da ileri taşımayı hedefliyoruz" dedi. Air Canada Gelir Yönetimi, Ortaklıklar ve Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Mary-Jane Lorette de iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Air Canada’nın stratejisi, insanları, pazarları ve fırsatları dünya genelinde birbirine bağlamak üzerine kurulu. Pegasus ile yaptığımız bu ortaklık, Türkiye’deki erişimimizi genişleterek müşterilerimize dünyanın en dinamik bölgelerinden birini keşfetmeleri için daha fazla seçenek sunuyor."