Yerel Haberler
Ankara
RTÜK Başkanı Daniş: "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz"
13 Ocak 2026 Salı - 17:36 RTÜK Başkanı Daniş: "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu 2. Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, RTÜK bünyesinde yürütülen denetleme ve düzenleme faaliyetleri ile projeleri anlattı. Daniş, "RTÜK olarak bu sürecin, özellikle medya, dijitalleşme ve aile yapısı ekseninde en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" dedi. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı kapsamında düzenlenen toplantı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Başkanlığında; Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin ile eylem planında sorumluluğu bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı hedefleri doğrultusunda yürütülen çalışmalar ele alındı. Kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, aile yapısının korunması ve güçlendirilmesine yönelik faaliyetleri hakkında aktarımda bulundu. Toplantının açış konuşmasını yapan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aile yapısının korunmasının toplumsal sürdürülebilirlik açısından taşıdığı önemine dikkat çekerek yürütülen çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla devam edeceğini vurguladı. "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" Bakanların, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin aileyi koruma ve güçlendirmesi yönünde yaptıkları çalışmaları hakkında bilgi aktardıkları toplantıda konuşan RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, şu sözlere yer verdi: "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesiyle hayata geçirilen Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı, bizlere yalnızca kurumsal bir yol haritası değil; aynı zamanda toplumsal sorumluluğumuzu da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. RTÜK olarak bu sürecin, özellikle medya, dijitalleşme ve aile yapısı ekseninde en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz." Konuşmasında dijitalleşme çağında medyanın yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aile yapısını, çocukların gelişimini ve toplumsal değerleri doğrudan etkileyen güçlü bir belirleyici hâline geldiğini aktaran Daniş, RTÜK’ün temel yaklaşımının yasaklayan değil, yönlendiren; cezalandıran değil, bilinçlendiren bir denetim anlayışı benimsediğinin paylaşımında bulunarak şöyle konuştu: "Son beş yılda; 400’ün üzerinde ebeveyn eğitimi gerçekleştirdik, çok sayıda kamu kurumunda medya okuryazarlığı eğitimleri verdik, Cumhurbaşkanlığı Uzaktan Eğitim Kapısı başta olmak üzere çeşitli kurumsal eğitim portallarına medya okuryazarlığı modüllerini entegre ettik. RTÜK Medya Akademisi kapsamında çocuklara, ebeveynlere, gençlere, yaşlılara ve influencerlara yönelik yaş gruplarına göre kategorize edilmiş, erişilebilir, engelsiz ve sürekli eğitim modelleri geliştirdik." Medya ve teknolojinin bilinçli kullanımının teşvik edilmesi, dijital bağımlılıkların azaltılması, yaşlıların gelişen teknolojiyi öğrenmeleri ve dijital hizmetlere erişim sağlayabilmeleri amacıyla yaşam boyu öğrenme programları oluşturulduğunu kaydeden Daniş, ekran bağımlılığı, sağlıklı medya kullanım süreleri ve dijital risklerin bu eğitimlerin temel başlıklarını oluşturduğunun altını çizdi. 6112 sayılı Kanun çerçevesinde çocukların ve gençlerin korunmasının RTÜK’ün en hassas olduğu alanlardan biri olduğuna işaret eden Daniş, bu doğrultuda Akıllı İşaretler (Koruyucu Sembol) Sisteminin hem geleneksel yayınlarda hem de dijital platformlarda zorunlu yer verildiğini, dijital platformlarda ebeveyn kontrolü, çocuk profili ve içerik filtreleme uygulamalarının hayata geçirilmesinin yakından takip edildiğini, "İyi Uykular Çocuklar" uygulamasıyla çocukların geç saatlerde zararlı içeriklere maruz kalmasının önüne geçildiğini, çocuk programlarında sağlıksız gıda reklamlarına ise ciddi sınırlamalar getirildiğini dile getirdi. Son beş yılda RTÜK’e ulaşan şikâyetlerin yaklaşık yüzde 60’ının genel ahlak, manevi değerler ve ailenin korunması başlığında olduğunu ifade eden Daniş, en çok bildirime konu olan program türünün ise dizi-filmler olduğunu, "2024-2025 döneminde yalnızca aile, çocuk ve gençleri ilgilendiren içerikler nedeniyle 70 müeyyide kararı alındı. İnternet ortamında yayın yapan platformlar da etkin şekilde denetlenmiş; çocuklar için zararlı içerikler kataloglardan çıkarılmıştır" dedi. RTÜK’ün yalnızca yaptırım uygulayan bir kurum olmadığını vurgulayan Daniş, iyi, doğru ve sorumlu içeriği teşvik eden bir anlayışla hareket ettiklerini belirtti. Bu kapsamda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile iş birliği içinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle 2025 yılından itibaren hayata geçirilen Aile ve Çocuk Dostu Yapım ve Dizi Teşvik Ödülleri’nin önemli bir adım olduğunu, aile değerlerini güçlendiren ve çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen yapımların artırılmasının hedeflendiğini kaydetti. Konuşmasının sonunda aileyi korumanın yalnızca sosyal politikaların değil, medya politikalarının da merkezinde yer alması gerektiğine dikkat çeken Daniş, RTÜK’ün güçlü mevzuat, etkin denetim, yaygın eğitim, teşvik edici uygulamalar ve kurumlar arası güçlü iş birliği anlayışıyla çalışmalarını sürdüreceği ifade etti. Toplantının aileler ve çocuklar için hayırlı sonuçlar doğurması temennisinde bulunan Daniş, kurul çalışmalarına katkı sunan tüm Bakanlara ve kurum temsilcilerine teşekkür etti.
Emine Erdoğan, "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"nda konuştu:
13 Ocak 2026 Salı - 17:32 Emine Erdoğan, "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"nda konuştu: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, "Teknolojinin sunduğu imkanları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir" dedi. Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde düzenlenen "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"na katıldı. Program kapsamında hazırlanan "Kadın Eliyle Taşa İşlenen Şifa-Darüşşifaların Banileri ve Çiçeklerin Dili" sergisini gezen Emine Erdoğan, eserler hakkında bilgi aldı. Erdoğan, programdaki konuşmasına, ufuk açıcı sempozyumu tertip eden Sağlık Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kuruluna ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederek başladı. Programda dile getirilecek her düşünce ve ele alınacak her başlığın insan merkezli bir sağlık anlayışına ve "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonuna önemli katkılar sunacağına inandığını belirten Emine Erdoğan, programın, bilimin güçlü ilerleyişiyle insanlığın asırlardır biriktirdiği hikmet mirası arasında yeni temas noktaları kurulmasının zemini olacağını dile getirdi. Bu vesileyle hekimlerden hemşirelere, ebelerden ambulans şoförlerine, sağlık camiasının her bir mensubuna şükranlarını sunan Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Onlar, büyük bir özveriyle çoğu zaman kendi hayatlarını geri plana alarak en zor zamanlarımızda yanımızda oluyorlar. Gösterdikleri fedakarlık her türlü takdirin üzerindedir. Bu toprakların hekimleri, tarih boyunca insanlığın tıbbi birikimine çok büyük katkılar yaptılar. Sadece hastalıklara reçete yazmakla kalmadılar, insana ve hayata değer veren bir şifa anlayışının reçetesini de insanlığa hediye ettiler. Tıp ilmini yalnızca teknik bir alan olarak değil bir sanat, irfan ve ahlak meselesi olarak gördüler. Yaralara merhem hazırladıkları kadar ortaya koydukları hekimlik anlayışıyla ruhun yaralarına da merhem oldular. Afiyette olma halini organların sıhhatiyle sınırlamadılar, onu insanın varoluşunun tamamında aradılar. Beden ve ruhun ahengini insanın terazisi saydılar. Hastalığa değil şifaya odaklandılar. Bu anlayış, darüşşifalarda ete kemiğe büründü, kurumsallaştı. Darüşşifalar, medeniyetimizin şefkat geleneğinin abideleri ve günümüz için çok önemli referans kaynaklarıdır." "Müzikle, kokuyla, suyla ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dahil ediliyor" Anadolu coğrafyasında Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan bu büyük mirasta tedavinin sanatla, maneviyatla nasıl iç içe olduğunun açıkça görülebildiğine işaret eden Emine Erdoğan, şöyle devam etti: "Estetikle insanın iç dünyasına kapılar açan mimarların, duvarları, sütunları motiflerle süsleyen zanaatkarların, yürek tellerini titreten müzisyenlerin, şifanın ayrılmaz bir parçası olduğunu idrak ederiz. Bu öyle bir dünya ki incelikle, zevkiselimle inşa edilmiş. Orada hastaya ilaç diye musiki reçete ediliyor. Hekimler, korku ve heyecan gibi duyguların, insan nabzına olan etkilerini gözlemliyor, nabız hareketlerine göre hastalara farklı makamlarda müzikler dinletiyor. Hastane bahçelerinde lale, sümbül, karanfil, nesrin gibi koku veren çiçekler yetiştiriliyor, hastalara çiçek manzaraları seyrettiriliyor. Ruhsal rahatsızlığı olanlara günde iki defa gül suyu serpiliyor, Kur’an okunuyor, kuş sesleri dinlettiriliyor. Huzur verdiği için avlulara su havuzları ve şadırvanlar yapılıyor. Kısacası, müzikle terapi, kokuyla terapi, suyla terapi ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dahil ediliyor. Fiziksel mekan, başlı başına bir afiyet atmosferine dönüştürülüyor." Emine Erdoğan, kurulan bu büyük şifa medeniyetinin fikri zeminini İbn-i Sina’nın, "Tedavinin en iyi yollarından biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli, hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir" sözleriyle özetlediğini aktardı. Bu sözlerin, medeniyetin şifayı yalnızca bedende değil akılda, ruhta ve yaşamda arayan hekimlik anlayışının özeti olduğunu dile getiren Emine Erdoğan, şunları kaydetti: "Ancak bugün insanlık olarak yeni ve başka bir eşiğin önünde duruyoruz. Teknolojik ilerleme ve dijital dönüşüm hayatın her alanını kökten değiştiriyor. Öyle ki sosyal ilişkilerimizden çalışma biçimlerimize, düşünce geleneğimizden anlam dünyamıza kadar her katman yeniden şekilleniyor. Ve ne yazık ki modern dünyada insan hikayeleri, rakamların, kesirlerin, istatistiklerin içinde kayboluyor. Anlam dünyamız daralıyor. Tıp ilminin de küresel ölçekte mekanikleştiğine, standartlara hapsedildiğine, insanların ’tamir edilen’ bedenlerden ibaret kaldığına şahit oluyoruz. Semptomlar ve tahliller titizlikle değerlendiriliyor ama bunların ardındaki insan manzaraları gözden kaçıyor. Materyalist bir bakış açısı, tedaviyi performansa indirgerken umudu, teselliyi, kaderi, duayı, inancın iyileştiriciliğini dışlıyor." "Hekimlik, hikmet kozasından doğmuş bir bilgelik mesleğidir" Emine Erdoğan, bu tablodan en başta hekimlerin rahatsızlık duyduğunu vurgulayarak, hekimliğin, hikmet kozasından doğmuş bir bilgelik mesleği olduğuna işaret etti. Erdoğan, "O nedenle vakit çok geç olmadan hekim ve hastanın buluştuğu yerin, muayene odasından ibaret olmadığını hatırlamalıyız. Bilakis hekim ve hasta, mana ikliminde buluşur. Hastalar, hayatın en kırılgan anlarında hekimin rehberliği, sevgisi, şefkati ve empatisiyle hayata tutunur. Dolayısıyla teknolojinin sunduğu imkanları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir" diye konuştu. Alman bir matematikçinin "Bir matematikçi, şair ruhlu olmadıkça tam bir matematikçi olamaz" dediğini anımsatan Emine Erdoğan, bu sözün önemli bir hakikatin altını çizdiğini ifade etti. Emine Erdoğan, bilim ve sanatın, birbirine rakip değil aynı kalbin iki yarısı olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tarih boyunca insanlık, büyük sıçramalarını aklı estetikle, bilgiyi hikmetle, tekniği anlamla buluşturabildiği ölçüde gerçekleştirmiştir. Birçok bilim insanı, kainatın, hayatın ve yaratılışın hakikatine vakıf olabilmek için sanatla iç içe olmuş, farklı disiplinlerden beslenmiştir. Bir örnek vermek gerekirse İbn-i Sina’yı büyük hekim yapan, felsefe ve astronomi gibi alanlarda da derin izler bırakabilecek kadar çok yönlü olabilmesidir. Ne var ki modern dünyada bilginin, parçalara bölündüğünü ve bütünlüğün zayıfladığını görüyoruz. Mikro uzmanlıklar, büyük resmi tamamlanması adeta imkansız bir yapboza çeviriyor. Pozitif bilimlerle sanat arasında derin uçurumlar açıldı. Bu uçurumu kapatmanın yegane yolu, disiplinler arası çalışmalara ağırlık vermektir." Konunun uzmanlarının da tıp eğitiminde insani bilimlerin yer almasının önemini vurguladığını aktaran Emine Erdoğan, "Çünkü insanın laboratuvar ortamında tahlil edilemeyecek yönlerini anlamak, ancak çok yönlü bir idrakle mümkün olabilir. İnanıyorum ki tıp ilmi, insani bilimlerden, sanattan, edebiyattan, felsefeden beslendikçe yalnızca hastalıkları değil, insanı bir bütün olarak iyileştiren özünü koruyacaktır" dedi. Salonda bulunan bilim insanları, akademisyenler ve sanatçıların, yeni bir yol haritası çizeceklerini belirten Emine Erdoğan, kendilerinin değerli fikirleriyle sempozyumun, tüm insanlığa şifa getirecek yeni bir yolculuğun başlangıcı olmasını temenni etti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanvekili İskender Pala ile medya kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı programda, Prof. Dr. Hanefi Özbek, Prof. Dr. Volkan Gidiş ve Öğretim Görevlisi Şaban Gölge tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi. Program, video gösterimi ve fotoğraf çekimiyle sona erdi.
MHP Lideri Bahçeli, TFMD heyetinin fotoğrafını bizzat çekti
13 Ocak 2026 Salı - 17:12 MHP Lideri Bahçeli, TFMD heyetinin fotoğrafını bizzat çekti Türkiye Foto Muhabirleri Derneği (TFMD) heyetini kabul eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, basın fotoğrafçılarının yaşadığı sorunların TBMM gündemine taşınacağını ifade etti ve TFMD heyetinin fotoğrafını bizzat kendisi çekti. TFMD Başkanı Rıza Özel, Genel Sekreter Adem Altan, Mali Sayman Hamza Şahin ve dernek üyesi Günsu Özmen’den oluşan heyet MHP Lideri Bahçeli ile buluştu. Görüşmede, derneğin 1984 yılından bu yana sürdürdüğü çalışmalar, basın fotoğrafçılığının mesleki sorunları, Türkiye’nin görsel hafızasını oluşturan projeler hakkında bilgi verildi. Ziyaretin merkezinde ise 1985 yılından bu yana aralıksız düzenlenen Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması yer aldı. Yarışmanın bugüne kadar yayımlanan prestij katalogları Devlet Bahçeli’ye takdim edildi. Katalogları inceleyen Bahçeli, fotoğrafların aynı zamanda tarihe düşülen güçlü notlar olduğunu vurguladı. Bahçeli’nin fotoğraf jesti Objektifi eline alan Devlet Bahçeli, TFMD heyetinin fotoğraflarını bizzat kendisi çekti. Ziyarette ayrıca Türkiye Güzellikleri Fotoğraf Ödülleri çerçevesinde geçmiş yıllarda ödüle layık görülen foto muhabiri Mehmet Aslan’ın, Rize’nin Pokut Yaylası’nda çektiği fotoğraf Bahçeli’ye armağan edildi. Bahçeli, derneğin çalışmalarını takdir ettiğini belirterek, gazetecilerin ve basın fotoğrafçılarının yaşadığı sorunların TBMM kürsüsünde dile getirileceğini ifade etti. ‘Sizler için her türlü desteğe hazırız’ mesajını veren Bahçeli, mesleki dayanışmanın önemine dikkat çekti.
SSB’den kritik teknolojilerde 14 yeni Ar-Ge projesi için imzalar atıldı
13 Ocak 2026 Salı - 16:36 SSB’den kritik teknolojilerde 14 yeni Ar-Ge projesi için imzalar atıldı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından yürütülen 2025 Yılı AR-GE Projeleri kapsamında savunma ve güvenlik alanında kritik teknolojilere odaklanan 14 yeni projenin sözleşmeleri imzalandı. Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından savunma ve güvenlik alanında kritik teknolojilerin geliştirilmesine yönelik yürütülen 2025 Yılı Ar-Ge Projeleri kapsamında hayata geçirilen projelerin sözleşme imza töreni gerçekleştirildi. SSB Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalar çerçevesinde yurt içi ve yurt dışındaki kurum ve kuruluşların yol haritaları analiz edilerek Türk Silahlı Kuvvetleri ile emniyet ve güvenlik birimlerinin mevcut ve gelecekteki ihtiyaçları doğrultusunda teknoloji odaklı projeler oluşturuldu. OTAĞ (Odak Teknoloji Ağları) yapısı ve Ar-Ge Paneli mekanizması ile belirlenen projelerin sözleşmeleri düzenlenen törenle imzalandı. Törende konuşan Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün sahadaki caydırıcılık masadaki itibar ve ekonomide sürdürülebilir gücün yalnızca üretilen platform sayısıyla sınırlı olmadığını vurguladı. Görgün kritik teknolojilerde söz sahibi olma kapasitesi ile yeni bilginin ürüne dönüştürülme hızının belirleyici hale geldiğini söyledi. Savunma sanayiinde rekabetin platform yarışının ötesine geçtiğine işaret eden Görgün "Rekabetin merkezinde artık veri malzeme bilimi mikroelektronik yüksek frekans siber direnç ve kuantum ufku var. Bu tablo Ar-Ge’yi bir tercih olmaktan çıkarıp ulusal güvenliğin zorunlu bir bileşeni haline getirdi" dedi. Küresel ölçekte Ar-Ge harcamalarının hızla arttığını ifade eden Görgün 2023 itibarıyla savunma alanındaki küresel Ar-Ge harcamalarının 130 milyar doların üzerine çıktığını ABD ve Çin’in bu alanda diğer ülkelere kıyasla çok daha yüksek bütçeler ayırdığını kaydetti. Görgün siber güvenlik ileri malzemeler itki ve enerji teknolojileri ile kuantum başlıklarının önümüzdeki dönemin öncelikli alanları olduğunu belirterek "Biz de bu konularda faaliyet gösteren, gösterecek olan, altyapısı ve insan kıymeti ve bir takım kritik kitlesi oluşmuş enstitülerimizle, üniversitelerimizle ve şirketlerimizle 14 tane yeni projenin imzasını bugün gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin stratejik konumuna geldiğimizde bizim için asıl mesele kendi ihtiyaçlarımızdan doğan özgün çözüm, problemlere oluşturulacak çözümlere ve özgün mühendislik çözümlerini üreterek aslında neticede ulaşmaya çalıştığımız kalıcı bir kabiliyet, kalıcı bir araştırma geliştirme dinamizmine sahip insan yetkinliğinin sürdürülebilir kılmasında" şeklinde konuştu. Savunma sanayii şirketlerinin Ar-Ge konusundaki kararlılığına dikkati çeken Görgün, "Sektörümüzün Ar-Ge konusunda kararlılığına baktığımızda tüm şirketlerimizin savunma sanayi sektöründe faaliyet gösteren tüm firmaların, araştırma kurumlarının ilgisi olan üniversitelerin, akademisyenlerin bu anlamda ürettikleri bu kararlılığı desteklemekte. Vakıf şirketlerimiz, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, İŞBİR, ASPİLSAN, TUSAŞ ve TUSAŞ’ın yine şirketi olan TEİ’nin bu anlamdaki faaliyetlerini arkadaşlarıma rakamlar olarak çıkartın dediğimde 3 milyar 340 milyon dolarlık bir Ar-Ge bütçesine ulaştığını ve yürütmekte olan Ar-Ge proje sayısının da bin 600’ün üzerine çıktığını bana raporladılar" ifadelerini kullandı. SSB’nin Ar-Ge portföyünde yapay zeka destekli komuta kontrol ve karar destek sistemlerinden otonom hava ve deniz platformlarına elektronik harpten hipersonik kabiliyetlere kadar geniş bir yelpaze bulunduğunu ifade eden Görgün bu çalışmaların ihracata yansımasından memnuniyet duyduklarını söyledi. Ar-Ge’nin yalnızca bir harcama kalemi olmadığını belirten Görgün bunun caydırıcılık ve ihracat kapasitesinde kalıcı büyüme sağlayan stratejik bir yatırım olduğunu kaydetti. Görgün 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planı’nda savunma ve güvenlik alanında milli teknolojilere dayalı Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesinin vurgulandığını hatırlatarak "Milli Teknoloji Hamlesi hedefleri doğrultusunda ortak aklı esas alan, beraber karar vermeyi, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ile Emniyet Güçlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmeyi odağında tutan bir yaklaşım ile yine 3373 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile Ar-Ge paneli faaliyetlerimize devam etmekteyiz" diye konuştu. İmzalanan projelerde 13 firma 5 üniversite ve 5 araştırma kurumu ile enstitünün ana yüklenici veya alt yüklenici olarak yer aldığını belirten Görgün toplam proje büyüklüğünün yaklaşık 44 milyon dolar seviyesinde olduğunu ifade etti. Projelerin önemli bir bölümünün TÜBİTAK araştırma enstitüleri ve üniversitelerle birlikte yürütülmesinin memnuniyet verici olduğunu sözlerine ekledi.
Ankara’da ‘Gazeteciliğin Geleceği’ paneli
13 Ocak 2026 Salı - 16:21 Ankara’da ‘Gazeteciliğin Geleceği’ paneli ‘Gazeteciliğin Geleceği’ adlı paneli, ‘Anadolu Basını Ankara Buluşması’ ile Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Anadolu Basın Birliği tarafından, ‘Anadolu Basını Ankara Buluşması’ ve ‘Gazeteciliğin Geleceği’ konulu panel, Kocatepe Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Panele, Anadolu Basın Birliği Genel Başkanı Mehmet Bora Zor, bürokratlar, gazeteciler ve davetliler katıldı. İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan panel, gün özelinde hazırlanan videonun seyredilmesi ile devam etti ve açılış konuşmalarına geçildi. Basın sektörünün gidişatına dair konuşan Bora Zor, "İnternet yasasıyla birlikte artık kağıda baskıdan dijital dünyaya geçiş anlamında bir süreç hızlandı. Burada basın yan kurumu vasıtasıyla artık dijital yayıncılıkla desteklenmeye başlandı. Bu uygulama baktığınızda gerçekten de artık gerekiyordu. Ancak bu uygulamadaki yanlışlıklar özellikle Anadolu’da habercilik refleksini bitirmeye yönelik bir adıma dönüştü. Gazeteciliğin genleriyle oynanıyor, inanın bunu. Gazetecilik artık rakamlarla ölçülüyor. Günlük olarak yakalanması gereken trafikler. Günlük olarak bulunması gereken görüntülemeler. Trafik almaya odaklanmamız bizi gazetecilikten, habercilikten uzaklaştırıyor. Anadolu’da bulundukları şehrin günlüğünü tutan yerel gazeteler artık toplantıları takip etmiyor. Onun yerine ofislerinde hedefleri tutturmaya yönelik, trafik alacak haberler yapmaya çalışıyorlar. Siyaset haberleri okunmuyor ama bir sanatçının özel hayatı çok daha fazla dikkat çekiyor. Kimin elendiği, bu hafta kim birinci oldu? Bu haberler daha çok tıklanma alıyor. İşte bunlar gazetecileri haber yapmaktan uzaklaştırıyor ve tamamen basın ilan desteklerini almak için makale yazan kurumlar haline getiriyor. Gazeteciler mesleğini yapamaz hale geliyor. Biz siyasetçilere buradan bir kez daha sesleniyoruz. Bizleri sizlerin doğrularını yazan haberciler durumuna getirmeyiniz" diye konuştu. Açılış konuşmalarının ardından oturuma geçildi. Oturumda Özlem Gürses, Zeynel Lüle, Zeynep Gürcanlı ve Sevda Karaca konuşmacı olarak yer alırken, moderatörlüğü Elif Doğan Şentürk üstlendi.