Yerel Haberler
Ankara
Bakan Bayraktar: "Güneş ve rüzgarda 120 bin megavat kurulu güç hedefimizin üçte birini yakaladık"
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:41 Bakan Bayraktar: "Güneş ve rüzgarda 120 bin megavat kurulu güç hedefimizin üçte birini yakaladık" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Güneş ve rüzgar kurulu gücümüzün toplamı 40 bin megavata yaklaştı. Böylece güneş ve rüzgarda 120 bin megavat kurulu güç hedefimizin üçte birini yakaladık" dedi. Türkiye’nin elektrik kurulu gücü, aralık ayı sonu itibarıyla 122 bin 519 megavata yükseldi. 2025 yılında toplam tüketim 360 bin 929 gigavatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşırken, yıllık bazda üretimde 362 bin 992 gigavatsaat ile rekor kırıldı. Yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payı da yükselişine devam etti. Toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62,3’üne karşılık gelen 76 bin 281 megavatlık kısmını yenilenebilir enerji oluşturdu. 2025 yılında toplam elektrik tüketimi 360 bin 929 gigavatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarken, bu tüketime 362 bin 992 gigavatsaatlik rekor üretimle karşılık verilmiş oldu. Rüzgar ve güneşin payı yüzde 32,6 Geçen yıl sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde güneşin payı 25 bin 109 megavat ile yüzde 20,5’e, rüzgarın payı da 14 bin 774 megavat ile yüzde 12,1’e ulaştı. Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı ise 2025’te yüzde 32,6 ile 39 bin 883 megavata çıkmış oldu. "Güneş ve rüzgarda 120 bin megavat kurulu güç hedefimizin üçte birini yakaladık" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin güneş ve rüzgar kurulu gücünü 2035’te 120 bin megavata çıkarmayı hedeflediklerini hatırlatarak, "Güneş ve rüzgar kurulu gücümüzün toplamı 40 bin megavata yaklaştı. Böylece güneş ve rüzgarda 120 bin megavat kurulu güç hedefimizin üçte birini yakaladık" dedi. "Türkiye’nin enerjisini öz kaynaklarıyla yükseltmeye devam edeceğiz" 2025 yılında güneş kaynaklı elektrik üretim oranının yüzde 10,5, rüzgarın üretimdeki oranının da yüzde 10,7 ile tüm zamanların en yüksek yıllık seviyesine çıktığını kaydeden Bakan Bayraktar, "Buna göre 2025 yılında toplam elektrik üretimimizin beşte birinden fazlasını rüzgar ve güneşten karşıladık" ifadelerini kullandı. Toplam üretimin yüzde 56,7’sinin yerli ve yenilenebilir kaynaklardan sağlandığını belirten Bakan Bayraktar, "Türkiye’nin enerjisini Türkiye’nin öz kaynaklarıyla yükseltmeye ve arz güvenliğimizi güçlendirmeye devam edeceğiz" dedi.
Ankara Adliyesi’nde 1926 yılına ait adli emanet defteri muhafaza altına alındı
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:19 Ankara Adliyesi’nde 1926 yılına ait adli emanet defteri muhafaza altına alındı Ankara Adliyesi’nde adli emanet deposunda yürütülen tasfiye çalışmaları sırasında bulunan ve yapılan incelemede 1926 yılına ait olduğu belirlenen Emanet Memurluğu Eşya-yı Cürmiye Defteri koruma altına alındı. Ankara Adliyesi’nde adli emanet deposunda yürütülen tasfiye çalışmaları sırasında eski bir adli emanet defteri bulundu. Adalet Bakanlığının defterin incelenmesi için yaptığı başvuru sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığı ön raporunda defterin tarihi eser niteliği taşıdığının tespit edildiği belirtildi. Raporda, 1926 yılına ait kayıt defterinin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında korunması gerekli taşınır kültür varlığı niteliği taşıdığı kaydedildi. Defterin tescile tabi olduğu ve ilgili mevzuat gereği yurt dışına çıkarılamayacağı vurgulandı. Adliyenin Sıhhiye Yerleşkesi’nde Ankara Müdde-i Umumiliği (Ankara Başsavcılığı) tarafından kullanılmak üzere üretilen Emanet Memurluğu Eşya-yı Cürmiye Defteri, kâğıt restoratörleri tarafından aslına uygun hale getirilecek. Cumhuriyet döneminde yürütülen adli işlemlerle ilgili çalışmaların yer aldığı defterin korunarak gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. Yapılan değerlendirmede, kayıt defterinin genel kondisyonunun iyi olduğu ancak kısmi restorasyona ihtiyaç duyduğu belirlendi. Defterin şirazesinin yer yer dağılmış olduğu, bu nedenle kâğıt restoratörleri tarafından detaylı inceleme ve müdahale yapılması gerektiği tespit edildi. Defter gelecek nesillere aktarılacak Defterin emanet deposunda yapılan tasfiye sırasında görüldüğünü anlatan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanet Büro Müdürü Mehmet Semih Demir, "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanet Bürosu olarak depolarımızda yapılan tasfiye sırasında tespit ettiğimiz defterin 1926 yılına ait olduğuna dair Kültür Bakanlığı tarafından ön rapor düzenlendi. İnceleme sonucunda defterin 100 yıllık olduğu, Osmanlıca ve Latin alfabesiyle yazıldığı tespit edildi. Adalet Bakanlığı ve Ankara Adliyesi olarak bu defterin gelecek nesillere aktarılması için gerekli çalışmaları başlattık ve muhafaza altına aldık. Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumlarla çalışmalarımız devam etmektedir" diye konuştu.
2025 yılında tüketici hakem heyetlerine 907 bin 515 başvuru yapıldı
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:14 2025 yılında tüketici hakem heyetlerine 907 bin 515 başvuru yapıldı Tüketici hakem heyetlerine 2025 yılında yapılan 907 bin 515 başvurudan 849 bin 143’ü karara bağlandı. Ticaret Bakanlığı, 2025 yılında tüketici hakem heyetlerine yapılan başvurulara ilişkin verileri açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, tüketici hakem heyetlerinin tüketiciler ile satıcı veya sağlayıcılar arasında yaşanan uyuşmazlıklarda yargı dışı çözüm mercileri olarak hizmet verdiği hatırlatıldı. Heyetlerin tüketici uyuşmazlıklarının adil, hızlı ve kolay şekilde çözümüne imkan sağladığına, aynı zamanda yargının iş yükünü önemli ölçüde azalttığına işaret edilen açıklamada, bugüne kadar yaklaşık 19 milyon tüketici uyuşmazlığının yargıya intikal etmeden tüketici hakem heyetleri tarafından karara bağlandığına dikkat çekildi. Heyetlerin 2025 yılında da yoğun mesai yaparak tüketicilere hizmet verdiği belirtilen açıklamada, "2025 yılında tüketici hakem heyetlerine 907 bin 515 başvuru yapılırken, bunun 849 bin 143’ü karara bağlandı. Başvuruların parasal değeri 12,4 milyar lira olarak gerçekleşti. Başvuru sayısında 2024 yılına kıyasla yüzde 20 artış kaydedildi" denildi. Başvuruların yüzde 72’si e-Devlet üzerinden yapıldı Tüketicilerin e-Devlet üzerinde yer alan Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) aracılığıyla kolay şekilde hakem heyetlerine başvuru yapabildiği hatırlatılan açıklamada, geçen yılki başvuruların yüzde 72’sinin e-Devlet üzerinden yapıldığı, elektronik başvuru yönteminin tüketiciler tarafından daha fazla tercih edildiği aktarıldı. 2025 yılında başvuruların yüzde 58’inin erkek, yüzde 42’sinin kadın tüketiciler tarafından yapıldığı bildirilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Yaş dağılımına bakıldığında en fazla başvuru yüzde 32 ile 30-40 yaş grubundaki, en az başvuru ise yüzde 3 ile 65 yaş üzerindeki tüketiciler tarafından gerçekleştirildi. Geçen yıl heyetlere en fazla başvuru 235 bin 253 ile İstanbul’da yapıldı. İstanbul’u 100 bin 958 ile Ankara, 60 bin 722 ile İzmir, 33 bin 581 ile Bursa, 28 bin 45 ile Antalya takip etti. En az başvurunun yapıldığı il ise 561 ile Ardahan oldu." Açıklamada, il tüketici hakem heyetleri arasında en fazla başvurunun 24 bin 506 ile İstanbul İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığına, ilçe tüketici hakem heyetleri arasında da en fazla başvurunun 14 bin 13 ile Ankara’nın Yenimahalle İlçe Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığına yapıldığı belirtildi. Tüketici hakem heyetlerine yapılan başvuruların yüzde 64’ünün ayıplı mal ve hizmet iddiasıyla gerçekleştiği de vurgulanan açıklamada, "Başvuruların yüzde 36’sı ayıplı mal, yüzde 28’i ayıplı hizmet şikayetlerine ilişkin oldu. Ürün bazında bakıldığında ayakkabı, kıyafet ve tekstil ürünleri, toplam başvuruların yüzde 19,6’sını oluşturarak ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla yüzde 4,75 ile mobil hat aboneliği, yüzde 3,97 ile kredi kartı üyelik ücreti, yüzde 3,71 ile mobilya, yüzde 3,61 ile cep telefonu, yüzde 3,11 ile internet aboneliği izledi. e-Ticaret alışverişlerine (mesafeli sözleşmeler) ilişkin başvuruların oranı da yüzde 5,19 oldu" değerlendirmesinde bulunuldu. Açıklamada, 484 bin 170 (yüzde 53,35) ile en fazla başvurunun perakende ticaret sektörüne ilişkin olduğu, bu sektörü 104 bin 112 başvuruyla abonelik hizmetleri, 86 bin 637 başvuruyla finansal hizmetler sektörlerinin takip ettiği aktarıldı. Bakanlık ve tüketici hakem heyetlerinin tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğü aktarılan açıklamada, "Vatandaşlarımız, yasal hakları ve şikayetlerine ilişkin çözüm yolları hakkında Bakanlığımız internet sitesinde yer alan https://tuketici.ticaret.gov.tr/yayinlar/tuketici-bilgi-rehberi adresindeki tüketici rehberinin ilgili bölümlerinden detaylı bilgi alabilir. Hakem heyetlerine 2026 yılı için değeri 186 bin liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda e-Devlet kanalıyla ya da Ticaret İl Müdürlüklerimiz ile tüm ilçe kaymakamlıklarımıza yazılı dilekçe vererek başvuru yapılabilir" denildi.
Keçiören Belediyesi, 2025 yılında ’NetMasa Çağrı Merkezi’ ile 145 bin 554 talebe çözüm üretti
21 Ocak 2026 Çarşamba - 10:55 Keçiören Belediyesi, 2025 yılında ’NetMasa Çağrı Merkezi’ ile 145 bin 554 talebe çözüm üretti Keçiören Belediyesi, ilçede yaşayan vatandaşlardan gelen talep ve şikayetleri titizlikle değerlendiren ’NetMasa Çağrı Merkezi’ ile 2025 yılı boyunca toplam 145 bin 554 talebe çözüm üretti. Keçiören Belediyesi NetMasa Çağrı Merkezi, Keçiören’in ulaşılabilir çözüm noktası olarak vatandaşların anlık sorunlarına çözüm üretmek ve aksaklıkları gidermek amacıyla hizmet vermeye devam ediyor. Vatandaşlardan gelen talepler, öneriler ve şikayetler titizlikle değerlendiren NetMasa Çağrı Merkezi, 2025 yılı boyunca toplam 145 bin 554 talebe çözüm üretti. Her konuda hızlı ve etkili çözümler sunan NetMasa’ya, yıl sonu verilerine göre temizlikten asfalt serimine, sosyal yardımlardan ulaşıma birçok alanda başvuru yapıldı. NetMasa’ya iletilen bu talepler, ilgili birimlere yönlendirilerek hızlıca çözüme kavuşturuldu. Taleplere hızlı çözüm ve geri bildirim Vatandaşlar, talep, istek ve şikayetlerini NetMasa’ya yüz yüze görüşme, 444 52 76 çağrı merkezi, NetMasa başvuru sayfası, WhatsApp hattı (0 530 917 52 76), CİMER, Açık Kapı, Mavi Masa ve netmasa@kecioren.bel.tr adresi gibi çeşitli kanallardan iletebiliyor. Personel tarafından ilgili müdürlüklere yönlendirilen talepler, çözüme kavuşturularak SMS yoluyla başvuru sahiplerine bildiriliyor. Vatandaş odaklı çözüm Keçiören Belediyesi Hizmet Binası giriş katındaki NetMasa yüz yüze birimi ise mesai saatleri boyunca vatandaşlarla birebir iletişim kurarak sorunlara çözüm sunuyor. Vatandaşların talepleri, personel tarafından titizlikle değerlendirilerek ilgili birimlere yönlendiriliyor. "NetMasa ile vatandaşlarımızın yönetime katılımını destekliyoruz" İlçede ulaşılabilir ve katılımcı belediyecilik anlayışını önemsediklerini belirten Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, "Belediye ile vatandaş arasında köprü görevi üstlenen NetMasa birimimiz, vatandaşlarımızdan gelen talepleri ilgili birimlerle paylaşarak hızlı çözümler üretiyor. Vatandaşlarımızın taleplerini zaman kaybı yaşamadan, güvenli ve güçlü bir iletişim ağı aracılığıyla bize iletmelerini sağlıyoruz. Büyük bir titizlikle kaliteli ve etkin hizmete erişimi kolaylaştırıyor, vatandaşlarımızın yönetime katılımını destekliyoruz. Belediyemizi daha ulaşılabilir hale getirmek ve hemşehrilerimizle olan iletişimi güçlendirmek adına NetMasa, taleplerin karşılanmasında önemli bir görev üstleniyor" dedi.
Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyveler ciddi risk barındırıyor
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:32 Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyveler ciddi risk barındırıyor Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyvelerin, maruz kaldıkları pestisitler nedeniyle ciddi sağlık riskleri barındırdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu riskleri azaltmak için alınabilecek önlemleri paylaştı. Sağlıklı beslenme denince akla ilk olarak antioksidan, lif, vitaminler ve fitokimyasallar açısından zengin meyve ve sebzeler gelirken, bu besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğine vurgu yapan Medicana International Ankara Hastanesi Feel Well Beslenme ve Yaşam Tasarımı Bölümü’nden Diyetisyen Sena Nur Doğan, bu risklerin başında gelen pestisit tehlikesine dikkat çekti. Doğan, uluslararası hazırlanan raporlarda Türkiye’de tespit edilen kirli besinlerin başında ıspanak, lahana, elma, patates, biber, üzüm, şeftali, armut, çilek, kiraz ve yaban mersini olduğunu belirtti. "Doğal ya da köy ürünü olarak tanımlanan her besin organik değildir" Ispanak, biber ve çilek gibi besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğini belirten Doğan, "Kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok kronik hastalığa karşı koruyucu kabul edilen bu besinlerin, son yıllarda yapılan analizlerde üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle sağlığımızı tehdit eden riskler haline geldiği kanıtlanmış durumda. Bunun önemli bir sebebi bu sebze ve meyvelerin özellikle yapraklı, pürüzlü, gözenekli ya da kabuğu ince olması gibi yapısal özellikleri. Bazı örneklerde tek bir gıdada 20’den fazla farklı pestisit türü tespit edilmiştir. Tüm bu veriler, meyve ve sebzelerden uzak durulması gerektiği anlamına gelmez. Pestisit maruziyetini azaltmak için ürünleri akan su altında iyice yıkamak, kabuğu soyulabilen gıdalarda kabukları ayırmak, dış yaprakları temizlemek ve mümkünse bu listedeki ürünlerin organik alternatiflerini tercih etmek önemlidir. Organik besinler üretim sürecinde sentetik pestisitler, kimyasal gübreler ve hormonlar kullanılmadan, belirli kurallar ve denetimler altında yetiştirilen gıdaları ifade eder. Doğal ya da köy ürünü olarak tanımlanan her besin organik değildir, ürün ambalajlarında organik sertifikası yer alan ürünleri tercih edilebilir" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Yüksek ateş, şiddetli halsizlik, nefes darlığı gibi bulgular varsa ’geçer’ demeden hekime başvurulmalı"
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:31 Uzmanından uyarı: "Yüksek ateş, şiddetli halsizlik, nefes darlığı gibi bulgular varsa ’geçer’ demeden hekime başvurulmalı" Güven Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Yaşar Bayındır, artan grip vakalarına ilişkin, "Yüksek ateş, şiddetli halsizlik, nefes darlığı gibi bulgular varsa ’geçer’ demeden hekime başvurulmalı. Erken tanı ve uygun tedavi, hastalığın süresini kısaltırken ciddi komplikasyonların da önüne geçiyor" dedi. Güven Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Yaşar, grip hastalığında alışılmışın dışında bir tabloyla karşı karşıya kalındığını belirtti. Influenza A vakalarındaki belirgin artışa dikkat çeken Bayındır, bu yıl özellikle H3N2 (influenza A olarak bilinen mevsimsel grip virüsünün daha ağır seyreden türü) suşunun öne çıktığını, halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1’e kıyasla daha sık görüldüğünü, daha bulaşıcı olduğunu ve daha ağır klinik tabloya yol açtığını ifade etti. Yaşar, erken tanının önemine dikkat çekerken, hastalarda ani belirginleşen yüksek ateş ve halsizliğin en önemli bulgular olduğunu açıkladı. "Hastayı yatağa düşüren bir tabloyla karşılaşıyoruz" Influenza A’nın bu yıl daha ağır seyrettiğini vurgulayan Bayındır, "Bu sezon özellikle H3N2 suşu (Influenza A) ön planda. H1N1’e kıyasla daha bulaşıcı ve daha ağır enfeksiyonlara yol açabiliyor. Hastalarda ani başlayan yüksek ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları ve belirgin halsizlikle seyreden, günlük yaşamı durdurabilen klinik bir tablo görüyoruz. Önceki yıllarda burun akıntısı, boğaz ağrısı gibi üst solunum yolu belirtileri daha baskınken, bu sezon yüksek ateşin eşlik ettiği yoğun bitkinlik ve kas ağrıları ön planda. Hastalar çoğu zaman günlerce yataktan kalkamayacak hale geliyor. Bu gruplarda zatürre başta olmak üzere komplikasyon riski ve hastaneye yatış oranları belirgin şekilde artıyor" diye konuştu. "Erken tanı ve uygun tedavi, ciddi komplikasyonların da önüne geçiyor" Grip belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Bayındır, "Yüksek ateş, şiddetli halsizlik, nefes darlığı gibi bulgular varsa ’geçer’ demeden hekime başvurulmalı. Erken tanı ve uygun tedavi, hastalığın süresini kısaltırken ciddi komplikasyonların da önüne geçiyor. Grip aşısı, Influenza A’ya karşı en etkili korunma yöntemidir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltır, yakalanılsa bile daha hafif geçirilmesini sağlar. Özellikle risk gruplarında aşılama hayati önem taşır" ifadelerini kullandı.
Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Aydın: "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor"
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:25 Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Aydın: "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor" Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz" dedi. Eğitim-Bir-Sen, çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ortaya koymak ve alınması gereken önlemleri tespit etmek amacıyla 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla bir çalışma gerçekleştirdi. Yürütülen kapsamlı saha araştırmasının sonuçlarını açıklayan Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, kadın kamu görevlilerinin doğum izni süresinin 1 yıla çıkarılması ve süt izni süresinin artırılması taleplerini dile getirdi. Araştırmada kadın kamu görevlilerinin özlük haklarındaki kayıplardan rahatsızlıkları ve yarı zamanlı çalışmanın yeniden düzenlenmesi talepleri ile tam istihdam ve güvenceli esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi yönündeki beklentilerini de ifade eden Aydın, kadın kamu çalışanlarının çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve birtakım haklara sahip olmasının Türkiye’deki doğum artış oranını artıracağını belirtti. Aydın, beklenilen taleplere göre doğum izninin 60 haftaya çıkarılması ve haftalık 4 gün çalışma modeline geçilmesi gerektiğini, bu durumun hem aile yapısına hem de çalışma hayatına olumlu yönde etki edeceğini ifade etti. "Nüfusumuz yaşlanıyor, genç nüfus azalıyor" Türkiye’de son dönemlerde nüfus oranının dengesizleştiğini ve bu durumun ilerleyen yıllarda daha da olumsuz bir duruma dönüşeceğini ifade eden Aydın, "Türkiye uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşüm yaşıyor. Nüfusumuz yaşlanıyor, doğurganlık oranları düşüyor, genç nüfus azalıyor. Bu tabloyu yalnızca demografik bir veri olarak değil, çalışma hayatıyla doğrudan ilişkili bir sonuç olarak okumak zorundayız. Çünkü bireylerin hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu şart olan çalışma hayatını, insanlığın devamı için gerekli olan aile kurumundan ayrı düşünmek doğru bir yaklaşım değildir. Bugün çalışma hayatındaki kadınların oranı, özellikle sağlık ve eğitim oranında yüzde 60’ları geçmiş durumda. Ancak aynı kadınlar, çalışma hayatında kalabilmek için anneliği erteliyor, hatta kimi zaman tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Maalesef bu artık bir tercih değil, çoğunlukla zorunluluk haline dönüştü. Kariyer yapmak ve aile hayatı kurma arasında kadınların ikileme mecbur kalması, hiçbirimiz için kabul edilebilir bir durum değildir. Dünyanın birçok yerinde ev işleri, çocuk bakımı ve diğer bakım sorumlulukları, büyük ölçüde kadınlar tarafından yerine getirilmektedir" diye konuştu. "Mevcut doğum izni politikası sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor" Mevcut doğum izninin 60 haftaya çıkarılmasını beklediklerini ve bu durumun kadının hem ev hayatına hem de iş hayatına adaptasyonunu olumlu yönde etkileyeceğini vurgulayan Aydın, "Mevcut doğum izni politikası, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor ve yeniden ele alınması gerekiyor. Araştırmamıza katılan katılımcıların yüzde 93’ü, doğum sonrası izin süresinin arttırılmasını gerekli görürken, yüzde 90’ı doğum izninin doğumdan önce 8, doğumdan sonra da 52 olmak üzere toplamda 60 haftaya çıkarılmasını talep ediyor. Bu durum bir ayrıcalık olarak görülmemeli. Bu sonuç bizlere kadınların hem anne hem çalışan olarak var olma talebini göstermeli. Doğum izni süreleri kadınların doğum sonrası fiziksel iyileşmesini, bebeğin gelişimini ve annenin psikolojik uyum sürecini karşılamaktan uzaktır. Kadınlar doğumdan çok kısa bir süre sonra işine dönmek zorunda kalıyor. Bebeğini, bakım sorumluluğunu yalnız başına taşımak zorunda kalıyor" şeklinde konuştu. "Annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir" Yapılan saha araştırmasının hem aile değerine hem de toplumsal yapıya birçok fayda sağlayacağının altını çizen Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadınlar; hak kaybına uğramadan, gelir kaybı yaşamadan güvenceli istihdamdan vazgeçmeden, emeklilik hakkı zedelenmeden esnek çalışma istiyor. Dünyada birçok ülke tarafından uygulanan haftalık 4 gün çalışma modeli, ülkemizde de gündeme gelmeli. Çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmeli. Kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma saati 32 saate düşürülmelidir. Oysa annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir ve bu değeri korumak yalnızca kadınların değil, devletin ve tüm toplumun sorumluluğundadır. Annelik hakları, nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan ilgilendiren alandır. Çalışma hayatı ile aile hayatı uyumlu hale getirilmeden doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir. Doğum ve süt izni süreleri uzatılmalı, işe dönüş süreçleri desteklenmeli ve güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir. Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz."