Yerel Haberler
Ankara
Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi Toplantısı Ankara’da gerçekleştirilecek 05 Mayıs 2026 Salı - 13:17:01 Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin 3’üncü toplantısı yarın Ankara’da gerçekleştirilecek. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin 3’üncü toplantısı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud’un eş başkanlıklarında yarın Ankara’da gerçekleştirilecek. Konsey bünyesinde ‘Siyasi ve Diplomatik Komite’, ‘Askeri ve Güvenlik Komitesi’, ‘Kültür, Spor, Medya ve Turizm Komitesi’, ‘Sosyal Kalkınma, Sağlık ve Eğitim Komitesi’ ve ‘Ticaret, Sanayi, Yatırım, Altyapı ve Enerji Komitesi’ olmak üzere, iki ülkeden ilgili kurumların katıldığı 5 alt komite de yer alıyor. Toplantı vesilesiyle, ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Diplomatik ve Hususi Pasaport Hamillerinin Vize Yükümlülüğünden Karşılıklı Olarak Muaf Tutulmasına İlişkin Anlaşma’nın imzalanması da öngörülüyor. Bu çerçevede bakanlık kaynaklarından edinilen bilgilere göre söz konusu toplantı kapsamında; Türkiye ile Suudi Arabistan arasında her alanda gelişen ilişkileri daha da ileri seviyeye taşıyacak iş birliği imkanlarını kapsamlı biçimde ele alması, Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi bünyesindeki komitelerin çalışmalarını gözden geçirmesi, bölgedeki mevcut gelişmelerin, bağlantısallık alanındaki iş birliğinin stratejik önemini bir kez daha teyit ettiğine dikkat çekmesi, bölgede kalıcı güvenlik ve istikrarın tesisi için bölgesel sahiplenme anlayışının güçlendirilmesinin elzem olduğuna işaret etmesi, ABD ile İran arasında süren temas ve görüşmelerin kalıcı barışla sonuçlanmasını teminen, Türkiye’nin yapıcı bir çerçevede katkı sağlamayı sürdürdüğünü ifade etmesi, Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin yeni gerilim ve provokasyonlara yol açmasının önlenmesi gerektiğinin altını çizmesi, Netanyahu hükümetinin Gazze’de süren ateşkes ihlalleri ve Batı Şeria’daki hukuksuz eylemleri karşısında iki devletli çözüm vizyonunun kararlılıkla savunulmasının önemine işaret etmesi, Gazze barış anlaşmasının ikinci aşamasına yönelik olarak yürütülen görüşmeler ile Barış Kurulu’nun çalışmaları hakkında istişarelerde bulunması, İsrail’in Lübnan’daki işgali karşısında, uluslararası toplumun daha caydırıcı bir tutum sergilemesi gerektiğini vurgulaması ele alınacak. İki ülke arasındaki ilişkileri tüm boyutlarıyla kurumsal bir çerçevede takip etmek amacıyla 2016 yılında Dışişleri Bakanlarının başkanlığında kurulan bir iş birliği ve istişare mekanizması olan konseyin ilk toplantısı 7-8 Şubat 2017 tarihlerinde Ankara’da, ikincisi toplantısı 18 Mayıs 2025 tarihinde Riyad’da gerçekleştirilmişti.
05 Mayıs 2026 Salı - 12:47 MHP Genel Başkanı Bahçeli: Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması bizim açımızdan önemlidir" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır" dedi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu.Bahçeli, açıklamasında Türkiye’nin dış politika anlayışı barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahip olduğunu vurguladı. Dış politikada Türkiye’nin gerilim arayan bir ülke olmadığını söyleyen Bahçeli, "Kıbrıs Türkünün varlık hakkını ve Ege’deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur. Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezli temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür, kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkünü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiilî durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez" açıklamasında bulundu."Kıbrıs, Türk milletinin stratejik hafızasıdır"Kıbrıs meselesinin bu çerçevede ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Bahçeli, "Kıbrıs yalnız müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs; Türkiye’nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türkünün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır. Kıbrıs’ta toprak alım satımı, yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz yoğunlaşması ve ekonomik nüfuz üretme girişimleri sıradan ticari işlem gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz; kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır" ifadelerine yer verdi."Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık hakkını koruyacak"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demografik dengesi, mülkiyet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve güvenlik hassasiyetlerinin milli mesele olarak görülmesi gerektiğini dile getiren Bahçeli, "Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık hakkını koruyacak; Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını başkalarının onayına bağlamayacak; Ege’deki denge hukukunun aşındırılmasına müsaade etmeyecektir" diye konuştu."Terörün tasfiye edildiği Türkiye’de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır"Bahçeli, dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacının, bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı milli seferberlik anlayışı olduğuna dikkati çekti. Söz konusu seferberliklerin kültür, teknoloji, sanayi ve ekonomi alanlarında olması gerektiğini belirten Bahçeli, "Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin ve kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye’de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır. Bizler vatan sevdalısı Türk Milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah’ın izniyle baş koyduk. Türk milliyetçiliği; kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde cilalanan kof nutukların, kalıplara hapsolmuş kör bir taassubun değil; karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir" diye konuştu."Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını terörle yan yana getiremez"Türk milliyetçileri olarak vatanın her karışında kardeşliği hakim kılmak arzusunda olduklarının dile getiren Bahçeli, "Bu sorumluluğun bugünkü aşaması, terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, bu tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak; şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı, Terörsüz Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye; teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye; taviz değildir. Terörsüz Türkiye; terör örgütüyle pazarlık değildir. Terörsüz Türkiye; devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir. Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa; Milliyetçi Hareket Partisi’ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa; Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmişlerdir. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez. Bilinmelidir ki Terörsüz Türkiye; Türk milletinin kanlı bir musibetten kurtulmasıdır" ifadelerini kullandı."Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekte"Bahçeli, İran-ABD-İsrail geriliminin Türkiye’nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek kadar büyük bir potansiyeli olduğunu söyleyerek, "Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekte; değişen rotalar, mazot fiyatlarına, gübre maliyetlerine, çiftçinin ekim kararına, sanayicinin üretim hesabına, ihracatçının rekabet gücüne, vatandaşımızın mutfağına kadar uzanmaktadır. Enerji arzındaki her kırılma tarımsal üretimi baskılar. Gübredeki her artış gıda güvenliğini zorlar. Lojistik maliyetlerindeki her yükseliş, pazardaki fiyat etiketinden organize sanayi bölgelerindeki üretim planlamasına kadar her alana sirayet eder. Bu nedenle dış politika ile iç politika birbirinden kopuk değildir" şeklinde konuştu."Terörü bitirmek artık farz olmuştur"Türkiye’nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil; Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idrakine, 2053’ün ufkuna, 2071’in kavrayışına göre değerlendirdiklerinin altını çizen Bahçeli, sözlerine şu şekilde devam etti:"Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetlerine, emperyalizmin vekalet unsurlarına, mezhep simsarlarının istismarlarına kapımızı kapatıyoruz. Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın Süryani’nin doğulunun, batılının aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz. Terörsüz Türkiye; komşunun komşuya güvenmesidir. Terörsüz Türkiye; annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye; esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu’nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi, kol kola, el ele ve tek vücut halinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir. Hudutlarımızda canımıza kasteden, sivillerimizi hedef alan, karakollarımıza çıkartma yapan, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran; analarımızı gözü yaşlı, çocuklarımızı yetim, bacılarımızı dul bırakan terörü bitirmek artık farz olmuştur.""Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter"Terörsüz Türkiye’nin güvenlikten kalkınmaya, acıdan umuda, korkudan huzura, kayıptan üretime geçişin adı olacağını savunan Bahçeli, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel ilgi alanı, Millî Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Milli İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır. Terörsüz Türkiye ile tarımın, hayvancılığın, yenilenebilir enerjinin, sınır ticaretinin, lojistik koridorların, kültür turizminin, girişimciliğin, sanayinin ve teknoloji yatırımlarının merkezleri haline gelmelidir. Sulama barajlarıyla, göletlerle, modern sulama sistemleriyle, tarımsal desteklerle, hayvancılık kredileriyle, organize sanayi bölgeleriyle donatılmış Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu düşlüyoruz. Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar. Terörün sustuğu yerde çocukların neşesi duyulur. Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter. Terörün gölgesinden arınan yerde istihdamın yolu açılır. Terörün tasfiye edildiği yerde ovalar hayat bulur. Terörsüz Türkiye ile Diyarbakır denildiğinde evlat nöbeti tutan annelerin feryatları değil; kültür turizminin, gastronominin merkezi akla gelecektir" ifadelerine yer verdi."Terörsüz Türkiye, Türkiye’nin ortak mesajı olmalıdır"Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinde Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun tarihi bir vazife üstlendiğini aktaran Bahçeli, "Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır. Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaştırma gafletine düşülmemelidir. Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemeli, kimse gazilerimizin fedakarlıklarına gölge düşürmemeli, kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemeli, kimse kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır. Terörsüz Türkiye, Türkiye’nin ortak mesajı olmalıdır" şeklinde konuştu."Abdullah Öcalan için statü açığı Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır"Bahçeli PKK terör örgütünün kurucu lideri Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulmasının önemli olduğunu kaydederek, "Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun, özü açık olmalıdır: Bu mekanizma; toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü" olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası; terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır" şeklinde konuştu."Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister"Cumhur İttifakı’nın, yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği olmadığını kaydeden Bahçeli, "Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihî sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir. İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve Terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz. Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye’yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Millî meseleler, kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafiflikle taşınamaz" değerlendirmesinde bulundu.
İletişim Başkanı Duran: "Bugün devletimiz, şiddet mağduru bir kadının yardım talebine ilgisiz kalan bir yaklaşımdan çok uzaktır"
09 Mart 2026 Pazartesi - 13:22 İletişim Başkanı Duran: "Bugün devletimiz, şiddet mağduru bir kadının yardım talebine ilgisiz kalan bir yaklaşımdan çok uzaktır" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Bugün devletimiz, şiddet mağduru bir kadının yardım talebine ilgisiz kalan bir yaklaşımdan çok uzaktır. Eskinin köhne zihniyetinden, ‘devlet vatandaşını her türlü şiddetten korumak zorundadır ve koruyacaktır’ anlayışına geçiş, Türkiye’de önemli bir dönüşümü temsil etmiştir" dedi. İletişim Başkanı Duran, İletişim Başkanlığı tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen ‘Kadın, Toplum ve Gelecek Paneli’ne katıldı. Başkanlık binasında gerçekleştirilen panelde konuşan Duran, konuşmasına başlamadan önce Denizli’nin Buldan ilçesinde meydana gelen 5,1 büyüklüğündeki depremden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. Emeği, azmi ve toplumsal yaşama katkılarıyla topluma yön veren tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan Duran, bu vesileyle tüm kadın kahramanları, şehitleri rahmet ve minnetle yad etti. Öte yandan Duran, Gazze’den Suriye’ye, Arakan’dan Afrika’ya kadar çeşitli acılar ile test edilen tüm anneleri ve kadınları selamladığını da sözlerine ekledi. "Kadınların mücadelesi yalnızca bireysel hakların mücadelesi değildir" Son 200 yıldır kadınların; üretim ilişkilerinin şekillendirdiği ekonomik düzen içinde görünür olabilmek, sosyal hayatta daha etkin yer almak ve devlet-vatandaş ilişkisinde eşit konuma ulaşabilmek için önemli mücadele verdiğini aktaran Duran, "Bu mücadele, yalnızca bireysel hakların mücadelesi değildir. Aynı zamanda adil ve kapsayıcı bir toplumsal düzenin inşasına yönelik güçlü bir iradedir" ifadelerini kullandı. "Kadınların karşı karşıya kaldığı sorunlar yüzeysel sloganlarla açıklanamayacak kadar çok boyutludur" Kadın hakları meselesinin zaman zaman sloganik ifadelerle reklam sektörünün ve tüketim kültürünün bir parçası haline getirilmesini ve güçlü kadın imajının boşaltılmış söylemlerle gündeme gelmesinin toplumsal bir yanılsama ürettiğine vurgu yapan Duran, "Oysa kadınların karşı karşıya olduğu sorunlar, yüzeysel sloganlarla ya da bazı popüler söylemlerle açıklanamayacak kadar derin ve çok boyutludur. Böyle bir yaklaşım, ne kadınların gerçek sorunlarına çözüm üretmekte ne de toplumsal adalete katkı sunmaktadır. Bu sebeple meseleye daha derin bir şekilde bakmak gerektiğini düşünüyoruz" dedi. "Kadınların hayatını doğrudan etkileyen alanlarda toplumdan gelen her sesi dikkatle dinliyoruz" Duran, en temel sorumluluklarından bir tanesinin de herhangi bir ayrım gözetmeden, kadınları kamusal hayatta daha görünür ve daha etkin kılmak olduğunu söyleyerek, "Eşit ücret, doğum izni, kreş imkanları, taciz ve mobbing gibi kadınların hayatını doğrudan etkileyen alanlarda toplumdan gelen her sesi dikkatle dinliyoruz. Bu çerçevede vatandaşlarımızın başvuru mekanizmalarından biri olan CİMER’e hanım kardeşlerimizden gelen başvuruların titizlikle incelenmesi konusunda Başkanlık olarak büyük hassasiyet gösteriyoruz. 2025 yılı boyunca CİMER’e iletilen yaklaşık 92 bin teşekkür başvurularının önemli bir bölümü kadın kamu görevlilerine yöneliktir" diye konuştu. "Bugün devletimiz, şiddet mağduru bir kadının yardım talebine ilgisiz kalan bir yaklaşımdan çok uzaktır" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadına yönelik şiddetle mücadele konusundaki kararlı, tavizsiz ve ilkesel duruşunun son 20 yılda Türkiye’de önemli bir zihniyet dönüşümünün kapısını araladığını aktaran Duran, sözlerine şöyle devam etti: "Atılan yasal adımlar ve geliştirilen kurumsal mekanizmalar sayesinde şiddetin önlenmesi konusunda güçlü bir toplumsal bilinç oluşmuştur. Bugün devletimiz, şiddet mağduru bir kadının yardım talebine ilgisiz kalan bir yaklaşımdan çok uzaktır. Eskinin köhne zihniyetinden, ‘devlet vatandaşını her türlü şiddetten korumak zorundadır ve koruyacaktır’ anlayışına geçiş, Türkiye’de önemli bir dönüşümü temsil etmiştir. Devletimiz; emniyet mensuplarından diyanet çalışanlarına, sosyal hizmetler görevlilerinden sağlık ve eğitim alanındaki personeline kadar, binlerce kamu çalışanına yıllardır şiddet farkındalığı ve müdahale eğitimleri vermektedir. Bizler, kadına yönelik şiddeti hiçbir hafifletici nedeni olmayan bir suç olarak görüyoruz. Bu noktada 6284 No’lu kanunla beraber ALO 183 ve KADES gibi uygulamalarımızla şiddete ve şiddet diline yer vermeyen bir toplum inşası için uğraşıyoruz." "Hamdolsun, 20’nci yüzyılda kadınların karşılaştığı hak kayıplarını 21’inci yüzyıla taşımadık" Karar alma mekanizmalarında ve parlamento temsilinde kadın görünürlüğü noktasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarlı duruşunun kıymetli olduğunu söyleyen İletişim Başkanı Duran, "Liderlik ettiği hükümetlerde Cumhuriyet tarihimiz boyunca hiç olmadığı kadar fazla sayıda kadın bakanımız yer almıştır. 2002’de yüzde 4’lerde olan kadın milletvekili oranı ise istikrarlı bir şekilde artarak 2023’te yüzde 20’lere ulaşmıştır. Ayrıca çalışma hayatında doğum ve süt izinleri ile küçük çocuğu olanlara esnek çalışma saatleri gibi düzenlemeler, kadınların lehine uygulanacak şekilde geliştirilmiştir. Doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması için öneri de hali hazırda meclisimizin gündemindedir. Hamdolsun, geride bıraktığımız yüzyılda kız çocuklarının okullaşma oranı başta olmak üzere çok önemli ve olumlu gelişmeleri ortaya koyduk. Bugün orta ve yükseköğretimde kız ve erkek öğrencilerin oranı birbirine çok yakındır. 2010’lu yıllarda 25-29 yaş arasındaki kadınlarda yüksekokul mezunu oranı yüzde 11 iken, 2020’li yıllarda bu oran yüzde 40’ın üzerine çıkmıştır. Bu başarı, Cumhuriyet tarihimizden bu yana kadın eğitimi alanında gerçekleştirilen devrimsel bir sıçramayı göstermektedir. Bizler, hamdolsun, 20’nci yüzyılda kadınların karşılaştığı hak kayıplarını, sosyal alandaki ihlalleri, okullaşma ve çalışma hayatındaki engelleri 21’inci yüzyıla taşımadık" dedi.
Doğal gaz şebekesi 255 bin kilometreyi buldu
09 Mart 2026 Pazartesi - 12:29 Doğal gaz şebekesi 255 bin kilometreyi buldu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, doğal gazı yaygınlaştırmaya devam ediyor. 2025 yılı sonu itibariyle doğal gaz şebekesinin uzunluğu 255 bin kilometreyi bulurken, doğal gaz ulaştırılan yerleşim yeri sayısı da 982’ye yükseldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de ‘Türkiye’deki her eve doğal gaz götürülmesi’ yönünde koyduğu hedef doğrultusunda doğal gazı yaygınlaştırmayı sürdürüyor. 2002 yılında sadece 5 ilde ve 57 yerleşim yerinde bulunan doğal gazla ilgili olarak hem şebeke uzunluğu hem de doğal gazın ulaştırdığı yerleşim yeri sayısı artmaya devam ediyor. Türkiye’nin doğal gaz şebekesi, 2025 yılı sonu itibariyle 20 bin kilometre dağıtım ve 235 bin kilometre iletim hattı olmak üzere toplamda 255 bin kilometreye ulaştı. Söz konusu doğal gaz şebekesi ile geçen yılın sonunda 81 il, 982 yerleşim yeri ve 230 OSB’ye doğal gaz arzı sağlanmış oldu. Ayrıca, 2002’de 1,3 milyon olan doğal gaz abonesi sayısı da 22,8 milyona yükseldi. Sadece 2025 yılında 47 yeni yerleşim yerine doğal gaz ulaştırıldı. Böylece, Türkiye genelinde konut abone sayısında yaklaşık 933 bin artış oldu. Şu anda Türkiye nüfusunun yüzde 85’ine doğal gaz kullanma imkânı sağlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, doğal gaz ulaştırılan yerleşim yeri sayısını bu yıl binin üzerine çıkarmayı hedefliyor.
Bakan Uraloğlu: "Doğu Akdeniz GTH Projesi, mavi vatanımızda çıkarlarımızı koruyacak"
09 Mart 2026 Pazartesi - 11:46 Bakan Uraloğlu: "Doğu Akdeniz GTH Projesi, mavi vatanımızda çıkarlarımızı koruyacak" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Doğu Akdeniz GTH Projesi, mavi vatanımızda çıkarlarımızı koruyacak. KKTC çevre denizleri ve ülkemiz arasındaki deniz alanında deniz trafiğini izleyebileceğiz" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Projesi kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üç farklı lokasyonda yer alan gemi trafik gözetleme istasyonlarının inşaat çalışmalarının tamamlandığını bildirdi. Bakan Uraloğlu, donanım tedarik ve yazılım geliştirme çalışmalarına devam ettiklerini, sistemin 2026 yılının ikinci yarısında hizmete almayı hedeflediklerini aktardı. Ayrıca Bakan Uraloğlu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) kurulacak sistem kapsamında ilk kabullerin yapıldığını belirterek, projede inşaat çalışmalarını ve sistem yazılımı fabrika kabul testlerini tamamladıklarını, donanım tedarik ve yazılım geliştirme çalışmalarına devam ettiklerini söyledi. "Bu alanda teknolojik bağımsızlık sağlamış olacağız Doğu Akdeniz GTH Projesi ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de etkinliğini artıracağını ifade eden Bakan Uraloğlu, "Doğu Akdeniz GTH Projesi Projesi, mavi vatanımızda çıkarlarımızı koruyacak. KKTC çevre denizleri ve ülkemiz arasındaki deniz alanında deniz trafiğini izleyebileceğiz. Projede tamamen milli olarak geliştirdiğimiz yazılım ile tüm altyapımızı millileştirerek bu alanda teknolojik bağımsızlık sağlamış olacağız. Karpaz, Sadrazamköy ve Çayırova’daki Trafik Gözetleme İstasyonlarının (TGİ) inşaat çalışmalarını tamamladık. Kurulacak sisteme, Selvitepe’de bulunan Otomatik Tanımlama Sistemi (OTS) verileri ile Kantara’da bulunan OTS ve Radar verilerinin entegrasyonu sağlanacak. Mersin GTH Merkezinde ise uzaktan yedekleme ve konsol kurulumunu gerçekleştireceğiz. Trafik Gözetleme İstasyonlarında bulunan radarlar, kameralar, haberleşme teçhizatları, OTS ve modern teknolojinin tüm imkanları kullanılarak 24 saat kesintisiz izleme yapabileceğiz. Bu sayede Gemi Trafik Hizmetleri kapsamı alanına giren herhangi bir gemi anında tespit edilebilecek ve bilgiler anında hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kurulacak Merkeze hem de ülkemizde kurulmuş olan Mersin Gemi Trafik Hizmetleri Merkezine iletilecek. KKTC’deki merkezin de kurulumunda sona yaklaştık" ifadelerine yer verdi. "Meteorolojik verilerin gemilerle paylaşılması gibi işlemleri bu sistemler sayesinde sağlayacağız" Sistemin sağlayacağı faydalara ilişkin de bilgi veren Bakan Uraloğlu, sistemin bir sürü kolaylıklar getirdiğini belirterek, "Gemi kimliklendirilmesi, gemi trafiğinin kesintisiz izlenmesi ve düzenlenmesi, gemilere seyir bilgileri ve genel uyarıların iletilmesi, özellikli alanların kontrol yönetimi, kaçakçılığın önlenmesine katkı sağlanması, tehlike uyarılarının yapılması, kaza, yangın gibi acil durumlarda ilgililerin bilgilendirilmesi, meteorolojik verilerin gerektiğinde gemilerle paylaşılması gibi işlemleri bu sistemler sayesinde sağlayacağız" açıklamasında bulundu.
GENÇKONFED’ten Ramazan etkinlikleri eleştirilerine tepki
09 Mart 2026 Pazartesi - 11:34 GENÇKONFED’ten Ramazan etkinlikleri eleştirilerine tepki Türkiye Gençlik Kulüpleri Konfederasyonu (GENÇKONFED) Genel Başkanı Bilal Okudan, okullarda düzenlenen Ramazan etkinliklerine yönelik eleştirilere tepki göstererek, bu faaliyetlerin çocukların manevi ve kültürel gelişimine katkı sunduğunu söyledi. GENÇKONFED Genel Başkanı Bilal Okudan, CHP Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici’nin okullarda gerçekleştirilen Ramazan etkinliklerine ilişkin açıklamalarına tepki gösterdi. Okudan, Ramazan ayının milletin kültürel ve manevi hayatında önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, okullarda bu aya ilişkin farkındalık oluşturan etkinliklerin değerler eğitimi açısından önemli olduğunu ifade etti. Bilal Okudan, yaptığı açıklamada Ramazan ayının paylaşma, yardımlaşma, sabır, merhamet ve kardeşlik gibi değerlerin çocuklara aktarılmasında önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Okudan, okullarda düzenlenen Ramazan temalı etkinliklerin çocukların kendi inanç, kültür ve medeniyet değerleriyle bağ kurmasına katkı sağladığını kaydetti. Aynı zamanda bu tür faaliyetlerin laiklik karşıtı uygulamalar gibi gösterilmesinin doğru olmadığını savunarak, laikliğin toplumun inanç değerlerini bastırmanın değil, farklı inanç ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir düzenin teminatı olduğunu ifade etti. İnanç, kültür ve toplumsal değerlerle çatışan bir söylemin gençleri birleştirmek yerine ayrıştıracağını dile getiren Okudan, okullardaki Ramazan etkinliklerini hedef alan yaklaşımların toplumsal barışa, ortak değerlere ve birlik duygusuna zarar vereceğini öne sürdü. Açıklamasında gençlerin kendi tarihini, kültürünü, inancını ve medeniyet mirasını tanıyarak yetişmesinin önemine dikkati çeken Okudan, milletin inanç değerlerini hedef alan ve Ramazan ayının manevi atmosferini tartışma konusu yapan yaklaşımlara karşı olduklarını dile getirdi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı: "Antalya açıklarında başlatılan arama kurtarma faaliyetlerine devam edilmektedir"
09 Mart 2026 Pazartesi - 11:22 Sahil Güvenlik Komutanlığı: "Antalya açıklarında başlatılan arama kurtarma faaliyetlerine devam edilmektedir" Sahil Güvenlik Komutanlığı, Antalya’nın Finike açıklarında içerisinde çok sayıda kaçak göçmenin bulunduğu bota ikaz yapılmasına rağmen durmadığını ve Sahil Güvenlik botuna çarptığını bildirdi. Yaşanan çarpışma nedeniyle 14 düzensiz göçmenin hayatını kaybettiği ve arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda konuya ilişkin yapılan açıklamada, "9 Mart tarihinde saat 02.24’te, Antalya ili Finike ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik İnsansız Hava Aracı tarafından içerisinde çok sayıda düzensiz göçmenin bulunduğu yüksek süratli fiber karinalı bir lastik botun tespit edilmesi üzerine olay mahalline derhal 2 Sahil Güvenlik Botu (TCSG-20, TCSG-9) sevk edilmiştir. Bahse konu fiber karinalı lastik botun yakalanması maksadıyla görevlendirilen Sahil Güvenlik Botları tarafından yapılan görsel ve sesli uyarı/ikazlara rağmen yüksek süratle kaçmaya devam eden düzensiz göçmen botu saat 05.09’da rotasını aniden Sahil Güvenlik Botu (TCSG-9)’nun üzerine değiştirerek Sahil Güvenlik Botuna çarpmıştır. Yaşanan çarpma neticesinde yüksek süratli fiber karinalı lastik botta bulunan düzensiz göçmenlerin bir kısmının denize düşmesi üzerine olay mahalline derhal 1 Sahil Güvenlik Helikopteri (TCSG-510), 1 Sahil Güvenlik Gemisi (TCSG-104) ve 3 Sahil Güvenlik Botu (TCSG-914, KB-33, KB-34) daha sevk edilmiştir. Bölgede icra edilen arama kurtarma faaliyetleri neticesinde deniz yüzeyinde tespit edilen 6 düzensiz göçmen ve 1 Türk uyruklu göçmen kaçakçısı şüphelisi sağ olarak kurtarılmış, 14 düzensiz göçmenin ise cansız bedenine ulaşılmıştır. Çarpma olayını müteakip fiber karinalı lastik bot ile olay yerinden kaçarak Demre ilçesi Beymelek sahilinden karaya çıkan 15 düzensiz göçmen yakalanmıştır. Bahse konu olayda kayıp durumunun belirlenmesine yönelik düzensiz göçmenlerle mülakat çalışmalarına ve arama kurtarma faaliyetlerine devam edilmektedir. Olaya ilişkin Finike Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli tahkikat başlatılmış olup organizatör şüphelisi 6 şahıs gözaltına alınmıştır" ifadeleri yer aldı.