Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Yerel Haberler
İstanbul
Ankara
İzmir
Bursa
Antalya
Trabzon
Tüm Şehirler
Adana
Adıyaman
Afyon
Ağrı
Aksaray
Amasya
Ankara
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Iğdır
Isparta
İstanbul
İzmir
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şanlıurfa
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
Ankara
Başkentin tarihi dokuları dijital enstalasyonuyla Ankara Uluslararası Marka Buluşmaları’nda yer aldı
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:31:04
Ankara Ticaret Odası (ATO) ev sahipliğinde düzenlenen 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları kapsamında kurulan "Doku Ankara Immersive Video Space", başkentin binlerce yıllık tarihini dijital enstalasyonla ziyaretçilere sundu. ATO’nun "Marka Yapan Zekâlar, Yapay Zekâ ile Buluşuyor" mottosu ve "Braind Conference" temasıyla ATO Congresium’da düzenlediği 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları, fuar ve deneyim alanlarıyla da büyük ilgi gördü. Bu alanlardan biri de ATO’nun 2026 takviminde de yer alan "Doku Ankara"nın dijital enstalasyonu oldu. "Doku Ankara Immersive Video Space" adıyla kurulan 150 metrekarelik deneyim alanında, Ankara’nın binlerce yıla yayılan tarihi dokuları dijital enstalasyonu görsel bir şölen olarak izleyicilere anlatıldı. Başkentin taşta, ahşapta, motifte, kumaşta dönemin mekan anlayışı, estetik dili ve yaşam kültürünün dokularla dijital ekranda görünür hale getirildiği projede, Ankara’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Ahi Şerafeddin (Arslanhane Camii) ile Gordion Mezarı ve Ankara Evleri de yer aldı. Doku Ankara’nın deneyim alanının Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın büyükelçiden rektöre, yaşlılardan gençlere kadar tüm kesimler tarafından büyük ilgi gördüğünü kaydeden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, şunları söyledi: "2026 yılı hem ’Türk Dünyası Başkenti’ olması, hem de NATO toplantısının Ankara’da yapılacak olması nedeniyle başkentimizin uluslararası arenada görünür olacağı bir yıl. Biz de 2026 yılı takvimimizle, kadim Ankara’yı tarihinin dokusu ve yine tarihimizden bize miras kalan minyatür sanatıyla tanıtmayı amaçlamıştık. Ankara’yı binlerce yıllık tarihin derinliklerinden süzülerek gelen dokularla anlatmak farklı ve ilgi çekici olmuştu. Doku Ankara, 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın ’yapan zeka ve yapay zeka’ konseptine uygun bir şekilde dijital ekrana bir deneyim alanı olarak aktarıldı. Frigler’den Roma’ya, Bizans’tan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan binlerce yıllık tarihinin izlerini ses ve ışık gösterisi olarak izlemek gerçekten heyecan verici bir deneyim oldu. Gelen yorumlardan ve alanın önündeki sıralardan da büyük ilgi gördüğünü söyleyebiliriz."
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:03
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Acar: "27 Nisan 2007; kimin demokrasinin yanında saf tuttuğunun en berrak aynasıdır"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Tanıtım ve Medya Başkanı Faruk Acar, "27 Nisan 2007; kimin demokrasinin yanında, kimin vesayetin gölgesinde saf tuttuğunun en berrak aynasıdır" dedi. Acar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "27 Nisan 2007; kimin demokrasinin yanında, kimin vesayetin gölgesinde saf tuttuğunun en berrak aynasıdır. 367 garabetinden ve gece yarısı bildirilerinden medet umanlar, milletin sandıktaki iradesini antidemokratik yöntemlerle gasp etmeye kalkıştı. Ancak hesap edemedikleri bir hakikat vardı: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan sarsılmaz irade. Vesayet heveslilerine boyun eğmeyerek Türkiye’nin önünü açan o dik duruşu unutmadık. Milletin iradesini kirli bildirilerle kuşatmaya çalışanlar bilsin ki; o gece tarihe gömdüğümüz vesayet hevesleri, Türkiye’nin aydınlık geleceğinde bir daha asla kendine yer bulamayacaktır" ifadelerine yer verdi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 12:59
AYM Başkanı Özkaya: "AYM, çok katmanlı hak koruma mekanizmasının önemli bir aktörü"
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, "Anayasa Mahkemesi, 64 yıllık birikimiyle yalnızca Türk Hukuk sisteminin değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının da önemli bir aktörü olarak faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmektedir" dedi. Anayasa Mahkemesi’nin 64. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Yüce Divan Salonu’nda "Ne Bis İn İdem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkileri" başlıklı sempozyum düzenlendi. Programda konuşan AYM Başkanı Özkaya, "Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasası ile kurulan ve Türk anayasal düzeninde ilk kez kurumsallaşan anayasa yargısının en somut tezahürüdür. Bu yönüyle Mahkeme, yalnızca yeni bir yargı organının ihdas edilmesini değil; aynı zamanda anayasanın üstünlüğü ilkesinin yargıce güvence altına alınmasını da ifade etmektedir. Bu da, Türk Anayasa Mahkemesinin hukuk devleti ilkesinin Türkiye’deki en güçlü güvencelerinden biri olduğunu göstermektedir. Mahkememiz görev ve sorumluluklarını bu bilinç ışığında yerine getirmektedir. Bu şekilde de devam edecektir" ifadelerini kullandı. "AYM, çok katmanlı hak koruma mekanizmasının önemli bir aktörü" AYM’nin kuruluşundan itibaren, norm denetimi yoluyla yasama organının işlemlerini anayasal sınırlar içinde tutan ve hukuk devletinin temel gereklerini hayata geçiren bir fonksiyon üstlendiğini belirten Özkaya, "1982 Anayasası ile birlikte yetkileri yeniden şekillenen Anayasa Mahkemesi, anayasal sistem içindeki merkezi konumunu korumuş ve geliştirmiştir. Özellikle 2010 anayasa değişikliği ile kabul edilen bireysel başvuru mekanizması ise, Anayasa Mahkemesinin tarihi gelişiminde en önemli noktalardan birini teşkil etmiştir. Bugün gelinen noktada Anayasa Mahkemesi, altmış dört yıllık birikimiyle yalnızca Türk Hukuk sisteminin değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının da önemli bir aktörü olarak faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmektedir" dedi. Anayasa yargısını ve onun fonksiyonunu doğru anlamak için öncelikle onun dayandığı temel ilkeleri hatırlamakta fayda bulunduğundan bahseden Özkaya, anayasa yargısının, yalnızca teknik bir denetim mekanizması değil; anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını hayata geçiren kurumsal bir güvence olduğunu belirtti. Özkaya konuşmasına şöyle devam: "Anayasa, normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan temel hukuk normu olarak, yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere tüm kamu gücünü bağlamaktadır. Bu yönüyle anayasa yargısı, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Zira anayasal denetimin bulunmadığı bir sistemde, anayasanın üstünlüğü ilkesinin pratik bir anlam ifade etmediğinin altını çizmek gerekir. Öte yandan anayasa yargısının günümüzde genişleyen rolü, onu yalnızca normları iptal eden bir yapının çok ötesine taşımaktadır. Anayasa yargısı demokratikleşme sürecinde aktif bir rol oynayan, hak ve özgürlüklerin korunmasının ötesine geçerek onların gelişimine katkı sunan bir mekanizma olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda anayasa yargısı, kanunların ve diğer normların anayasaya uygunluğunu denetleyerek, hukuk düzeni içinde bir uyum ve bütünlük mekanizması işlevi üstlenmektedir. Aynı zamanda anayasa yargısı, yalnızca normlar arasındaki hiyerarşik ilişkiyi korumakla kalmamakta; devlet iktidarının sınırlandırılması ve birey haklarının güvence altına alınması bakımından da temel bir fonksiyon üstlenmektedir." "AYM, ulusal hukuk ile uluslararası insan hakları hukuku arasında köprü kuran bir içtihat merciine dönüşmüştür" Bireysel başvuru yolunun kabulüyle birlikte AYM’nin yalnızca ihlalleri gideren değil, aynı zamanda hukuk sisteminin bütününe yön veren bir içtihat üretim merkezi haline geldiğini ifade eden Özkaya, "Yine Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru mekanizmasıyla birlikte ulusal hukuk ile uluslararası insan hakları hukuku arasında köprü kuran bir içtihat merciine dönüşmüştür. Bu tarihi gelişim, yalnızca kurumsal bir sürekliliği değil; aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin değişen toplumsal ihtiyaçlara uyum sağlama kapasitesini de ortaya koymaktadır. Nitekim Mahkememizin son yıllardaki faaliyetlerinde de açıkça görüldüğü üzere, bireysel başvuru mekanizmasının etkin şekilde işletilmesi, başvuru sayılarındaki artışa rağmen kararların makul sürede sonuçlandırılması ve ihlal kararlarının hukuk düzeni üzerindeki dönüştürücü etkisi, anayasa yargısının dinamik niteliğini somut biçimde ortaya koymaktadır" diye konuştu. Başkan Özkaya, AYM’nin bir yandan bireysel başvurular yoluyla temel hak ve özgürlüklerin korunmasına katkı sağlarken, diğer yandan verdiği kararlarla kamu gücünün kullanımına yön veren ve benzer ihlallerin önlenmesine hizmet eden bir içtihat bütünlüğü oluşturduğundan bahsetti. "Dijital imkânların genişletilmesi, başvurucuların mahkemeye erişimini önemli ölçüde artırmıştır" AYM’nin, şeffaflık, erişilebilirlik ve etkinlik ilkeleri doğrultusunda sürekli bir gelişim ve dönüşüm içerisinde olduğunu vurgulayan Özkaya, "Bu kapsamda hayata geçirilen uygulamalar, anayasa yargısının yalnızca hukuki bir faaliyet alanı olmadığını, aynı zamanda toplumsal güveni güçlendiren bir kamusal hizmet niteliği taşıdığını da ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi bu bilinç altında hareket etmektedir. Özellikle bireysel başvuru süreçlerinin kolaylaştırılmasına yönelik dijital imkânların genişletilmesi, başvurucuların Mahkemeye erişimini önemli ölçüde artırmış, hak arama yollarının daha etkin ve ulaşılabilir hâle gelmesine katkı sağlamıştır. Bununla birlikte, Mahkeme kararlarının zamanında ve sistematik bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması, anayasa yargısının şeffaflık ilkesini somutlaştırmakta ve yargı faaliyetlerin daha geniş kesimler tarafından anlaşılabilir olmasına imkan tanımaktadır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, teknolojik imkânları etkin şekilde kullanarak, hem yargı süreçlerin hızlanmasını sağlamakta hem de anayasa yargısının toplumla olan bağını güçlendirmektedir. Bu durum, anayasa yargısının yalnızca hukuki değil, aynı zamanda kurumsal güven ve demokratik meşruiyet üreten bir işlev üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır" ifadelerinde bulundu. Özkaya, gerçekleştirilen toplantıların AYM’nin kurumsal hafızasını canlı tutmanın yanı sıra, anayasal düşüncenin gelişmesine katkı sunan, içtihat ile doktrin arasında verimli bir etkileşim zemini oluşturan önemli platformlar olarak öne çıktığını belirtti. Özkaya, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerini ileterek, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve temel hakların etkin korunması yönündeki ortak çabaların artarak devam etmesi temennisinde bulundu. Sempozyuma, AYM Başkanı Kadir Özkaya’nın yanı sıra Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, yüksek mahkeme üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye yargıcı Saadet Yüksel, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ve hukukçular katıldı
27 Nisan 2026 Pazartesi - 12:43
Bakan Yumaklı: "Orman yangınlarıyla mücadelede 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile mücadeleyi yürüteceğiz"
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Bu yıl orman yangınlarıyla mücadelede 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile mücadeleyi yürüteceğiz. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte, havadan müdahale kapasitemizi 462 tona ulaştırmış oluyoruz" dedi. Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı ile İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, orman yangınlarında riski yüksek olan 30 ilin valisiyle Tarım ve Orman Bakanlığı Yangın Yönetim Merkezi’nde hazırlık ve koordinasyon toplantısı gerçekleştirdi. Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’in sunumu ile başlayan toplantıda, İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde yangın tatbikatı gerçekleştirildi. 2 uçak, 2 helikopter ve arazözler ile müdahale edilen İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) kamerasından izlenen yangın tatbikatında, termal görüntü ile ısının son durumu kontrol edildi. Hava araçlarının başarılı atışı sonrası karadan müdahale ile yangın kısa sürede başarılı bir şekilde kontrol altına alındı ve soğutma işlemleri sürdürüldü. "Yanan alanların bir metrekaresi bile imara açılmamıştır, açılmayacaktır, ağaçlandırılacaktır" Bakan Yumaklı yaptığı açıklamada, iklim değişikliğinin etkisiyle artan sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olaylarının, yangın riskini her geçen yıl daha da artırdığını dile getirerek, "Biz de mücadelemizi yangın çıktıktan sonra değil, yangın çıkmadan önce başlatıyoruz. Orman Genel Müdürlüğümüz, kasım ayından bu yana orman içi yollardan akıllı gözetleme kulelerine, ilk müdahale ekiplerinden eğitim çalışmalarına kadar geniş bir alanda hazırlıklarını yaptı. Köylerimizde, okullarımızda, camilerimizde, vatandaşlarımıza ulaştık, bilgilendirme çalışmalarını tamamladık. Özellikle çocuklarımızın doğayla kurduğu bağı çok önemsiyoruz. Çünkü bugün ormanı seven bir çocuk, yarın Yeşil Vatan’ı koruyan bilinçli bir birey olacaktır. Önümüzdeki günlerde 81 ilde ‘Orman Benim’ kampanyası düzenleyeceğiz. 7’den 70’e her bütün vatandaşlarımızı bu seferberliğe davet ediyorum. Ayrıca geçtiğimiz yıl yanan yerlerin ağaçlandırmasını bu yıl tamamlayacağız. Buradan her zaman dezenformasyon konusu yapılan bu konunun tekrar altını çizmek istiyorum. Tıpkı bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da yanan alanların bir metrekaresi bile imara açılmamıştır, açılmayacaktır, ağaçlandırılacaktır" açıklamasında bulundu. "Orman yangınlarıyla mücadelede 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile mücadeleyi yürüteceğiz" Yangınla mücadele edecek hava ve kara gücünün arttırılıp daha ileri bir seviyeye taşıdıklarını söyleyen Bakan Yumaklı, "Bu yıl orman yangınlarıyla mücadelede 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile mücadeleyi yürüteceğiz. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte, havadan müdahale kapasitemizi 462 tona ulaştırmış oluyoruz. Kara gücümüzde ise bin 953 arazöz, 2 bin 766 ilk müdahale aracı ve 878 iş makinesi sahada olacak. Teknolojiyi, insan tecrübemizle birleştirerek mücadelemizi güçlendirmeye devam ediyoruz. İHA’larımız, akıllı sistemlerimiz ve karar destek mekanizmalarımız, sahadaki insan emeğiyle gerçek anlamına ulaşmış olacak. Bu yıl orman kahramanlarımızın sayısını da 25 binden 28 bine çıkardık. Sayısı 138 bini aşan gönüllümüz de, sahadaki mücadelemizin en büyük destekçisi olacak" şeklinde konuştu. "2025’teki orman yangınlarının yüzde 91’i insan kaynaklı" Ormanların en büyük miras olduğunu vurgulayan Yumaklı, ufacık bir ihmalle küle dönecek kadar da hassas olduklarını belirterek, "İstatistikler acı bir gerçeği yüzümüze çarpıyor. 2025 yılında çıkan orman yangınlarının yüzde 91’i doğrudan ya da dolaylı insan kaynaklı. Yol kenarına atılan bir cam kırığı, tam söndürülmemiş bir piknik ateşi ya da ateşe verilen bir anız tarlası, saatler içinde binlerce hektar alanı ve içindeki canları yok edebiliyor. Bu ihmaller ciğerlerimizi yakıyor. Orman yangınlarının sebebi ile birlikte bir de müsebbibi olur. Bu anlamda ‘sıfır tolerans’ ilkesiyle devam edileceğini, bilerek veya bilmeyerek yangına sebep olmanın ağır cezası olduğunu hatırlatmak istiyorum. Vatandaşlarımıza ‘gelin bu yıl, bu riski hep birlikte yönetelim’ çağrısında bulunuyorum. Rüzgarlı sıcak günlerde açık alanlarda ateş yakmayalım. Piknik sonrası alanın soğuduğundan ve temizlendiğinden emin olalım. En ufak bir duman gördüğünüzde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayalım. Unutmayalım, bir ağacı korumak, bir canı korumaktır. Bir ormanı kaybetmek, geleceğimizi kaybetmektir" diye konuştu. İbrahim Yumaklı, geçen yıl orman yangınlarında hayatını kaybedenleri ve tüm şehitleri rahmetle andığını belirterek, bu yıl yangınla mücadelede görev alacak personel ve gönüllülere kolaylıklar diledi. "Hedefimiz açıktır, yangın başlamadan riski azaltan ve önleyici yaklaşımı hakim kılmak" Bakan Çiftçi ise yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "AFAD’ın tahliye, geçici barınma, beslenme, lojistik, kaynak yönetimi, sağlık hizmetlerinin koordinasyonu, psikososyal destek, hasar tespiti ve ön iyileştirme süreçlerinde merkezi bir rol oynamaktadır. Emniyetimiz şehir merkezlerinde, jandarmamız kırsal olanlarda,112 Acil Çağrı Merkezlerimiz ise ilk ilk ihbardan itibaren hızlı bir bilgi akışında görev alacaklardır. Bugün icra edeceğimiz toplantıda varlıklarımızın koordinasyonunda alınacak önleyici tedbirler başta olmak üzere; risk haritaları, tahliye güzergahları, su ikmal noktaları, araç ve ekipman envanteri, gönüllü kapasitesi ve vatandaş bilgilendirme faaliyetleri bütün yönleriyle ele alınacaktır. Hedefimiz açıktır. Yangın başlamadan riski azaltan, ihmali önleyen ve sahayı sürekli kontrol altında tutan, güçlü bir önleyici yaklaşımı hakim kılmak. Gecikmeye alan bırakmayan bir müdahale, kargaşaya fırsat vermeyen bir koordinasyon, vatandaşı yalnız bırakmayan bir devlet anlayışı ve Yeşil Vatanı koruyan güçlü bir hazırlık kapasitesi geliştirmek." Çiftçi, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ile sahada görev yapan ekiplerin çalışmalarının ormanların korunması ve afetlere karşı hazırlık açısından büyük önem taşıdığını belirterek, İçişleri Bakanlığı olarak bu sürece güçlü destek vermeyi sürdüreceklerini ifade etti.
27 Mart 2026 Cuma - 13:26
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "Sanatçılarımızın sorunu bizim sorunumuzdur"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Hüseyin Yayman, "Sanatçılarımızın sorunu bizim sorunumuzdur ve her zaman onlarla beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu ifade etmek isteriz" dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Hüseyin Yayman, ATO Congresium’da düzenlenen ArtAnkara’yı ziyaret etti. Burada sergi alanlarını gezdikten sonra açıklamalarda bulunan Yayman, fuarın yalnızca Ankara’nın değil, coğrafyanın en önemli fuarlarından biri olduğunu anlattı. Yayman, "Sanat, kültür bizi bir arada tutan en önemli enstrümanların başında geliyor. Ülkemizde de hepimiz çok fazla siyaset konuşuyoruz. Hepimiz çok fazla savaş konuşuyoruz. Hepimiz çok fazla dış politika konuşuyoruz. İşte bir anlamda gündelik hayatımızda bizi bir nefes aldıracak sanat faaliyetlerinde bulunmak, kültürel faaliyetlerde bulunmak çok kıymetli, çok değerli. Herkes mühendis olabilir, çiftçi olabilir, marangoz olabilir ama herkes sanatçı olamaz" ifadelerini kullandı. "Sanatçılarımızın sorunu bizim sorunumuzdur" Sanatın en önemli başlıklardan biri olduğunu belirten Yayman, "Tüm sanatçılarımızın yanındayız. Sanatçılarımızın sorunu bizim sorunumuzdur ve her zaman onlarla beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu ifade etmek isteriz. Türkiye 86 milyon olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde pek çok başarıyı yakalamıştır. Şimdi artık kültür zamanıdır, şimdi artık sanatın zamanıdır, şimdi artık müziğin zamanıdır. Şimdi artık gerçekten kreatif sanatlarda büyük atılımlar yapma zamanıdır" açıklamasında bulundu. "Tüm faaliyetlerimizi çok önemsiyoruz" Yayman, Türkiye’yi ileriye taşıyacak faaliyetlerin içinde olmayı önemsediklerine dikkati çekerek, "Millet kütüphanelerinden sanat galerilerine, müzik dinletilerinden resitallere, AKM’den CSO’ya ve bütün Anadolu’ya yayılan tüm sanat faaliyetlerinin yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz. Hem bakanlığımız hem partimiz hem tüm faaliyetlerimizi çok önemsiyoruz" diye konuştu.
27 Mart 2026 Cuma - 12:59
EGM Trafik Daire Başkanı Mutlu’dan standart ve ‘APP’ plaka arasındaki farklarla ilgili açıklama
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Trafik Başkanı Ümit Mutlu, APP ve standart plaka arasındaki farklarla ilgili yaptığı açıklamada, "Plakada karekod olmaması onun sahte olduğu anlamına gelmez. Mührün ve güvenlik işaretlerinin olması, plakanın standartlara uygun ve geçerli olması için yeterlidir" dedi.
27 Mart 2026 Cuma - 12:50
Gıda etiketlemesinde yeni dönem: Menüde içerik ve kalori zorunlu olacak
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda etiketleme kılavuzunda yaptığı güncellemeyle restoran ve kafelerde sunulan ürünlerin içerik ve enerji değerlerinin tüketiciyle paylaşılmasını zorunlu hale getirirken, etiketlerde kullanılan ifadeler için de yeni kurallar getirdi.
27 Mart 2026 Cuma - 12:50
Ankara’da "Genç Gelişim Akademisi Programı" başlıyor
Ankara Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve T3 Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen Genç Gelişim Akademisi Programı, Liselere geçiş sisteminde (LGS) başarılı olan öğrencileri çok yönlü gelişim yolculuğuna hazırlayacak. Ankara Valiliği, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3) iş birliğiyle düzenlenen Genç Gelişim Akademisi Programı’nın açılışı, bugün Ankara Fen Lisesi’nde gerçekleştirildi. LGS’de yüksek başarı gösteren öğrencilere yönelik hazırlanan program, akademik başarının yanı sıra kişisel, sosyal ve kariyer gelişimini de destekleyen kapsamlı bir eğitim süreci sunmayı hedefliyor. Mevcut dönemin hızlı değişimlere açık olduğunu belirten Ankara Vali Yardımcısı Namık Kemal Nazlı, "İçinde bulunduğumuz çağ hızlı değişimlerin ve dönüşümlerin çağıdır. Bilgiye erişimin kolaylaştığı, ancak doğru bilgiyi seçmenin, analiz etmenin daha da zorlaştığı, karmaşık hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. İşte bu noktada eleştiren düşünme, problem çözme, takım çalışması ve iletişim becerileri gibi yetkinlikler hepimiz için vazgeçilmez hale gelmiştir. Genç Gelişim Akademisi kapsamında sunulacak eğitim içeriklerinin sizlerin bu yetkinliklerini kazanmanıza önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Tasarım odaklı düşünmeden girişimciliğe, iletişim becerilerinden liderliğe kadar uzanan geniş bir yelpazede sunulacak bu eğitimler sizleri yarının dünyasına hazırlayacaktır" şeklinde konuştu. T3 Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Kuzucu Hıdır ise şu şekilde konuştu: "Günümüz dünyasında artık başarı sadece sınavlarda yüksek puan almak ile ölçülmüyor. Dünya artık ne bildiğinizle değil, ne yapabildiğinizle ilgileniyor. Akademimizde de odaklanacağımız eleştirel düşünme, karmaşık problem çözme ve dijital okur yazarlık gibi yirmi birinci yüzyıl etkinlikleri umuyoruz ki gelecekteki en büyük sermayeniz olacak. Dünya çok hızlı değişiyor. Yapay zeka teknolojileri özellikle entelektüel ağırlıklı meslek gruplarında ciddi bir dönüşme yol açıyor" dedi.
27 Mart 2026 Cuma - 12:34
ATO Başkanı Baran: "Türkiye, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir alternatif merkez haline geliyor"
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, "Avrupa ile Asya arasında bir köprü konumunda olan Türkiye, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir alternatif merkez haline geliyor. Küresel şirketler, üretim ve lojistik ağlarını çeşitlendirmek isterken, Türkiye’yi daha fazla gündemlerine alıyor" dedi. Ankara Ticaret Odası’nın 29. Dönem Mart ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkan Yardımcısı Ali İhsan Özdemir başkanlığında gerçekleşti. ATO Başkanı Gürsel Baran, Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail ile İran arasındaki savaşın küresel ekonomiye ve enerji fiyatlarına etkilerine değindi. "Petrol fiyatlarının yükselmesi, her alanda maliyetleri yukarı çeken zincirleme bir etki ortaya çıkardı" ATO Başkanı Baran, küresel petrol ticaretinin büyük bölümü ve sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığının geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının, enerji arzını, ticaret yollarını ve tüm dünyadaki fiyat dengelerini etkilediğini kaydederek, "Petrol fiyatlarının yükselmesi; üretimden lojistiğe, gıdadan sanayiye ve sigortacılığa kadar her alanda maliyetleri yukarı çeken zincirleme bir etki ortaya çıkardı. Özellikle benzin ve motorin fiyatlarındaki artış; taşımacılığı, tarım üretimini, tedarik zincirlerini ve tüketici fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması deniz taşımacılığı ve sigortacılık maliyetleri ile küresel ticaret psikolojisini de şekillendiriyor. Tankerlerin boğazı geçemeyip, açıkta beklemesi, sigorta primlerinin tırmanmasına, piyasalarda korku ve belirsizlik oluşmasına yol açıyor" ifadelerini kullandı. "ÖTV tamponu kullanılmasaydı, benzin ve motorin fiyatları litre başına 100 TL’yi geçebilirdi" Enerji maliyetlerindeki yükselişin, tarımdan sanayiye kadar tüm sektörlerde, üretim maliyetlerine, lojistik maliyetlere ve zincirleme şekilde tüketici fiyatlarına yansıdığını kaydeden ATO Başkanı Gürsel Baran, bunun enflasyon ile mücadele sürecine de olası olumsuz etkilerine dikkat çekerek, "Hükümetimiz eşel mobil sistemini devreye alarak pompadaki artışın doğrudan piyasalara yansımasının önüne geçmek için stratejik bir adım attı. ÖTV tamponu kullanılmasaydı bugün belki de benzin ve motorin fiyatları litre başına 100 TL’yi geçebilirdi" dedi. "Savunma sanayiinde elde ettiğimiz birikimin ne denli önemli olduğu çok net anlaşıldı" Dünyada yaşanan tüm bu gelişmelerin Türkiye’yi yakından etkilediğini kaydeden ATO Başkanı Baran, "Türkiye, coğrafi olarak bu gelişmelerin merkezine oldukça yakın bir noktada bulunuyor. Ülkemiz bir yandan, komşuda yanan ateşin ülkemize sıçramamasını sağlayacak bir denge politikası güttü. Sorunları aklıselimle çözme konusundaki tavrını net biçimde ortaya koydu. Diğer yandan da ekonomiyi dengede tutmaya çalıştı. Türkiye’nin savunma sanayi gücü ve diplomasi geleneği, bulunduğumuz coğrafyada barış ve istikrar adası olduğumuzu bir kez daha gösterdi. Bu süreçte, ASELSAN’dan TUSAŞ’A, ROKETSAN’dan HAVELSAN’a, BAYKAR’dan FNSS’e kadar gurur duyduğumuz şirketlerle son 20 yıllık süreçte savunma sanayiinde elde ettiğimiz birikimin ne denli önemli olduğu çok net anlaşıldı" diye konuştu. "Türkiye, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir alternatif merkez haline geliyor" Türkiye’nin, dünya ekonomisini derinden etkileyen bu gelişmeler karşısında, güçlü üretim altyapısı, dinamik özel sektörü ve stratejik konumuyla bu tür küresel dalgalanmalara karşı, ekonomisini dengede tutmak için azami gayret sarf ettiğinin altını çizen ATO Başkanı Gürsel Baran, "Ayrıca, Avrupa ile Asya arasında bir köprü konumunda olan Türkiye, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir alternatif merkez haline geliyor. Küresel şirketler, üretim ve lojistik ağlarını çeşitlendirmek isterken, Türkiye’yi daha fazla gündemlerine alıyor. Bu süreçte, üretim tarafında katma değerli sektörlere yönelmek, ihracatı çeşitlendirmek ve teknoloji odaklı büyümeyi desteklemek, küresel belirsizlikler karşısında en güçlü sigortamız olacaktır" ifadelerine yer verdi. Baran konuşmasında, Avrupa Birliği’nin üretim gücünü yeniden kendi sınırları içine çekmek, kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak ve özellikle Çin gibi ülkelere karşı rekabet gücünü artırmak amacıyla, Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında bir süre önce "Made in EU" stratejisini ortaya koyduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin bu sürece dahil edilmesinin önemli bir gelişme olduğunu kaydetti. "Türk ürünlerinin Avrupa’daki dev kamu ihalelerinden dışlanmaması sağlandı" Baran, "Normal şartlarda ‘Made in EU’ sadece AB üye ülkelerini kapsayacak şekilde planlanmıştı. Ancak Türkiye’nin Avrupa değer zincirindeki, özellikle otomotiv ve yan sanayi alanlarında vazgeçilmez rolü ve Ticaret Bakanlığımızca yürütülen yoğun diplomasi trafiği meyvesini verdi. Bu gelişmeyle Türk ürünlerinin Avrupa’daki dev kamu ihalelerinden dışlanmaması sağlandı" açıklamasında bulundu. Otomotiv ve çelik sektörlerini yakından ilgilendiren bu gelişmeyle, Türk malı araçlar ve çelik ürünlerin Avrupa’da "yerli" muamelesi göreceğini belirten ATO Başkanı Baran, "Bu gelişme ayrıca ülkemizin yatırım çekme potansiyelini de yükseltecek. Çin’den uzaklaşmak isteyen küresel devler, Türkiye’yi ‘Made in EU’ statüsüyle üretim yapabilecekleri en kaliteli merkez olarak görebilecekler" dedi. ATO Başkanı Baran konuşmasına, Yönetim Kurulu’nun faaliyetlerine ilişkin konularla devam etti.
27 Mart 2026 Cuma - 11:02
Deprem bölgesindeki hasarlı araçları piyasaya süren 29 şüpheli hakkında gözaltı kararı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, deprem bölgesinde hasar alan araçları piyasa değerinin altında temin ederek yasa dışı yollarla piyasaya sürdükleri tespit edilen 29 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.
27 Mart 2026 Cuma - 10:24
Türkiye-Etiyopya ilişkilerini kapsayan ’Tarihsel Süreklilikten Kapsamlı İş Birliğine’ başlıklı rapor yayımlandı
Milli İstihbarat Akademisi tarafından hazırlanan ’Türkiye-Etiyopya İlişkileri: Tarihsel Süreklilikten Kapsamlı İş Birliğine’ raporu yayımlandı. Milli İstihbarat Akademisi, Türkiye ve Etiyopya ilişkilerini kapsayan ’Tarihsel Süreklilikten Kapsamlı İş Birliğine’ başlıklı bir rapor yayımladı. Raporda, Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan coğrafyanın enerji arz güvenliği, ticaret hatları, terörle mücadele, göç ve deniz güvenliği gibi konuların küresel meselelerin kesiştiği bir jeopolitik düğüm noktası olduğu vurgulandı. Etiyopya’nın, bölgenin merkezinde yer alan konumu ve sahip olduğu demografik, diplomatik ve jeostratejik kapasiteyle Türkiye’nin Afrika politikasında öne çıkan ülkelerden biri olduğu belirtildi. Afrika Boynuzu’nun küresel rekabetin merkezi olduğu belirtilen raporda, Afrika Boynuzu’nun küresel ticaret yolları, enerji arz güvenliği ve askeri rekabetin kesiştiği bir bölge olarak uluslararası sistemde giderek daha merkezi bir konum kazandığı ifade edildi. Bölgenin jeopolitik konumunun küresel aktörler açısından stratejik bir önem taşıdığı da ayrıca aktarıldı. Etiyopya’nın Afrika Birliği’ne ev sahipliği yapması, nüfus büyüklüğü ve diplomatik etkinliğiyle öne çıktığı açıklanırken, bu özelliklerin Etiyopya’yı Türkiye açısından stratejik bir odak ülke haline getirdiği not düşüldü. Etiyopya’nın demografik ve ekonomik potansiyeli olduğu vurgulandı Yayımlanan raporda, Etiyopya’nın sahip olduğu demografik ve ekonomik potansiyelin bölgesel dinamikler üzerinde belirleyici rol oynadığı ifade edildi. Aynı zamanda bölgenin kırılgan güvenlik yapısı ve çok boyutlu risk alanlarıyla dikkat çektiği vurgulandı. Afrika Boynuzu’nun küresel rekabetin yoğunlaştığı alanlardan biri haline geldiğinin altı çizilirken, Türkiye’nin bu coğrafyada artan görünürlüğünün stratejik bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca yayımlanan raporda; tarım, inşaat ve altyapı sektörlerine dayalı büyüme modelinin, ülkenin ekonomik yapısında belirleyici olduğu belirtildi. Bunu yanı sıra etnik-federal yapının hem toplumsal zenginlik hem de kırılganlık ürettiği kaydedildi. Amhara, Oromo ve Tigray gibi etnik temelli eyalet yapısının zaman zaman merkezi otoriteye yönelik sınamalar ortaya çıkardığı da dile getirilirken; ülkenin kronik döviz darboğazı, yüksek dış borç yükü ve dış ticaretteki yapısal sorunlarının ekonomik istikrar üzerinde baskı oluşturduğu belirtildi. Türkiye ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin, Osmanlı dönemine kadar uzandığı aktarıldı Raporda, Etiyopya’nın 1993 sonrasında denize çıkışını kaybetmesinin güvenlik doktrini ve dış politika tercihleri üzerinde belirleyici bir unsur haline geldiği not düşüldü. Ayrıca bu durumun, ülkenin stratejik yönelimlerini doğrudan etkilediği ifade edildi. Raporda, Etiyopya’nın çok boyutlu güvenlik yaklaşımı benimsediği ve iç güvenlik ile dış tehditler arasında denge kurmaya çalıştığı vurgulanırken, Türkiye-Etiyopya ilişkilerinin tarihî temellerinin, Türkiye ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin Osmanlı dönemine kadar uzandığı ifade edildi. 1896 yılında Sultan II. Abdülhamid ile Etiyopya İmparatoru II. Menelik arasında kurulan temasın ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturduğu kaydedildi. 1912 yılında Harar’da açılan Osmanlı konsolosluğunun Sahraaltı Afrika’daki ilk resmi temsilcilik olduğu aktarılırken, modern dönemde ise 2005 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya’ya gerçekleştirdiği ziyaretin ilişkilerde önemli bir dönüm noktası olduğu ifade edildi. Bu ziyaretin Türkiye’nin Afrika açılımı politikası çerçevesinde değerlendirildiği not düşüldü. Türkiye ile Etiyopya arasındaki ekonomik ilişkiler, son yıllarda önemli ölçüde gelişti Yayımlanan raporda ekonomik, savunma ve diplomatik iş birliğinin derinleşmesiyle birlikte, Türkiye ile Etiyopya arasındaki ekonomik ilişkilerin son yıllarda önemli ölçüde geliştiği ifade edildi. Türk tekstil sektörü yatırımlarının Addis Ababa’da yoğunlaştığı açıklanırken, Türk müteahhitlerinin kara yolu, demir yolu, fabrika ve konut projelerinde aktif rol üstlendiğinin altı çizildi. Ayrıca bu gelişmelerin, ekonomik ortaklığın stratejik bir boyut kazandığını gösterdiği işaret edildi. 2021 yılında iki ülke genelkurmay heyetlerinin Ankara’da bir araya gelerek ortak çalışma alanları belirlemesi, ortak tatbikat, subay eğitimi ve sınır güvenliği teknolojileri gibi alanlarda iş birliği kararı alınması, iki ülke arasındaki ilişkilerin günden güne geliştiğini gösterdi. İki ülke arasında imzalanan Ankara Bildirisi, diplomatik ilişkiyi güçlendirdi Açıklanan raporda, 11 Aralık 2024 tarihinde imzalanan Ankara Bildirisi’nin bu çabaların somut bir sonucu olduğu vurgulandı. Bu gelişmenin bölgesel istikrar açısından önemli bir başarı olarak değerlendirildiği ifade edilirken, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’nda güvenilir ve dengeleyici bir aktör olarak konumunu güçlendirdiği kaydedildi. Tarihî örnekler üzerinden bölgedeki krizlerin yönetiminde yaşanan zorluklara dikkat çekilirken, bu bağlamda Türkiye’nin ortaya koyduğu yaklaşımın farklılaştığı işaret edildi. Ayrıca Türkiye’nin Etiyopya-Somali-Cibuti hattında çok taraflı bir mekanizmanın şekillenmesinde kolaylaştırıcı rol üstlendiği ifade edildi. Liman erişimi, deniz güvenliği, lojistik altyapı ve gümrük koordinasyonu gibi alanlarda iş birliği imkanlarının bulunduğu belirtilerek, bu yapının bölgesel düzenin oluşumuna katkı sağlayabileceği aktarıldı. Türkiye’nin bu süreçte stratejik bir paydaş konumuna geldiği de ayrıca ifade edildi. Raporun tamamı, https://mia.edu.tr/uploads/f/topic_8.pdf adresinde yayımlandı.
27 Mart 2026 Cuma - 10:20
Türk Eğitim-Sen araştırdı: 62 ilde 71 bin 757 ücretli öğretmen sayısı ve 55 ilde 80 bin 449 öğretmen açığı
Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) 62 ilde ücretli öğretmen sayısının 71 bin 757 olduğunu ve 55 ilde 80 bin 449 öğretmen açığı olduğunu açıkladı. Türk Eğitim-Sen, 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılında da Türkiye’de ücretli öğretmen sayılarını araştırdı. Buna göre 62 il valiliğinden veri toplayan Türk Eğitim-Sen, 2025-2026 eğitim-öğretim yılında 62 ilde ücretli öğretmen sayısını 71 bin 757 olduğunu açıkladı. "İstanbul’da 21 bin 947 ücretli öğretmen çalıştırılmak" İllere göre çalışan öğretmen sayılarını değerlendiren Türk Eğitim-Sen, İstanbul en yüksek ücretli öğretmen sayısına sahip il olduğunu açıkladı. Buna göre İstanbul’da 21 bin 947 ücretli öğretmen çalıştırıldığı belirtilirken, İstanbul’u 5 bin 894 ile Şanlıurfa’nın takip etiği açıklandı. Ücretli öğretmen sayısının yüksek olduğu diğer iller ise Ankara’da 3 bin 662, İzmir’de 3 bin 538, Gaziantep’te 3 bin 63, Kocaeli’nde 2 bin 300, Hatay’da 2 bin 98, Şırnak’ta bin 784, Mardin’ bin 685 ve Konya bin 443 olarak sıralandı. "Ücretli öğretmenlerin 5 bin 862’si ön lisans mezunu" Yine Türk Eğitim-Sen’in araştırmasında 62 ildeki ücretli öğretmenlerin mezuniyet durumlarına bakıldığında ise eğitim fakültesi mezunu öğretmen sayısı 30 bin 536, lisans mezunu öğretmen sayısı 35 bin 359 ve ön lisans mezunu öğretmen sayısı 5 bin 862 olarak açıklandı. Bu verilere göre, ücretli öğretmenlerin yüzde 42,55’i eğitim fakültesi, yüzde 49,27’si lisans ve yüzde 8,17’si ön lisans mezunlarından oluştuğu belirlendi. Araştırma sonucunda lisans mezunu ücretli öğretmenlerin sayısının, eğitim fakültesi mezunu öğretmenlerden daha fazla olduğu ifade edildi. "Mezuniyet durumlarına göre ücretli öğretmen sayıları" Ücretli öğretmenlerin mezuniyet alanlarına göre bazı illerdeki dağılımını yer verilen araştırmada, İstanbul’da görev yapan ücretli öğretmenlerin 6 bin 48’i eğitim fakültesi, 13 bin 50’si lisans, 2 bin 849’u ön lisans mezunu olduğu, Ankara’da görev yapan ücretli öğretmenlerin ise bin 801’i eğitim fakültesi, 1.787’si lisans, 74’ü ön lisans mezunu olduğu kaydedildi. Diğer illerdeki dağılıma ise şu şekilde yer verildi: "Şanlıurfa’da görev yapan ücretli öğretmenlerin 2 bin 672’si eğitim fakültesi, 2 bin 910’u lisans, 312’si ön lisans mezunudur. İzmir’de görev yapan ücretli öğretmenlerin 1.488’i eğitim fakültesi, 1.729’u lisans, 321’i ön lisans mezunudur. Tekirdağ’da görev yapan ücretli öğretmenlerin 447’si eğitim fakültesi, 871’i lisans, 207’si ön lisans mezunudur. Hatay’da görev yapan ücretli öğretmenlerin 1.159’u eğitim fakültesi, 819’u lisans, 120’si ön lisans mezunudur. Kocaeli’nde görev yapan ücretli öğretmenlerin 950’si eğitim fakültesi, 1.194’ü lisans, 156’sı ön lisans mezunudur. Muş’ta görev yapan ücretli öğretmenlerin 303’ü eğitim fakültesi, 452’si lisans, 108’si ön lisans mezunudur. Kars’ta görevli ücretli öğretmenlerin 297’si eğitim fakültesi, 457’si lisans, 198’i ön lisans mezunudur." Araştırma sonucunda Türkiye genelinde lisans mezunu ücretli öğretmen sayısının eğitim fakültesi mezunu ücretli öğretmenlerden daha fazla olduğu aktarıldı. Özel eğitim öğretmeni olarak görev yapan ön lisans mezunu ücretli öğretmenlerin sayısı 2 bin 205’olduğu da belirtildi. Özel eğitim öğretmenliğinde toplam 20 bin 979 ücretli öğretmen görev yaptığı ifade edilirken, bu öğretmenlerin 8 bin 669’u eğitim fakültesi, 10 bin 105’i lisans, 2 bin 205’i ön lisans mezunu olduğu kaydedildi. Araştırma sonucunda özel eğitim öğretmenlerinin mezuniyet alanlarına göre bazı illerdeki dağılımına ise şu şekilde yer verildi. İstanbul’da toplam 6 bin 33 özel eğitim öğretmeni ücretli olarak görev yaparken; bu öğretmenlerin bin 492’si eğitim fakültesi, 3 bin 133’ü lisans, bin 408’i ön lisans mezunudur. İzmir’de 1.807 ücretli özel eğitim öğretmeni görev yaparken, bu öğretmenlerin 817’si eğitim fakültesi, 841’i lisans, 149’u ön lisans mezunudur. Kars’ta 233 ücretli özel eğitim öğretmeni görev yaparken, bu öğretmenlerin 43’ü eğitim fakültesi, 128’i lisans, 62’si ön lisans mezunudur. Nevşehir’de 144 ücretli özel eğitim öğretmeni görev yaparken, 68’si eğitim fakültesi, 76’sı lisans mezunudur. Rize’de 239 ücretli özel eğitim öğretmeni yaparken, bu öğretmenlerin 102’si eğitim fakültesi, 115’i lisans, 22’si ön lisans mezunudur. Siirt’te 98 ücretli özel eğitim öğretmeni görev yaparken, bunun 49’u eğitim, 49’u lisans mezunudur. Sinop’ta 148 ücretli özel eğitim öğretmeninin 51’i eğitim fakültesi, 79’u lisans, 18’i ön lisans mezunudur." Ücretli öğretmenlerin görevlendirildikleri alanların da yer aldığı araştırmada, ücretli okul öncesi olarak görev yapan öğretmenlerin sayısı toplam 6 bin 706 iken; bu öğretmenlerin 3 bin 955’i eğitim fakültesi, bin 616’sı lisans, bin 135’i ön lisans mezunu olduğu ifade edildi. Ücretli branş öğretmeni olarak görev yapanların sayısının ise toplam 25 bin 10 olduğu ve bu öğretmenlerin 9 bin 29’unun eğitim fakültesi, 14 bin 57’sinin lisans mezunu, bin 924’ünün ön lisans mezunu olduğu araştırmada yer aldı. Araştırma sonucunda İstanbul’da ücretli branş öğretmeni olarak görev yapan 7 bin 964 öğretmenin 733’ünün, Şanlıurfa’da ücretli branş öğretmeni olarak görev yapan bin 742 öğretmenin 110’unun, Hakkari’de ücretli branş öğretmeni olarak görev yapan 648 öğretmeninin 92’sinin, Edirne’de ücretli branş öğretmeni olarak yapan 114 öğretmenin 16’sının, Erzurum’da ücretli branş öğretmeni olarak görev yapan 491 öğretmenin 39’unun ön lisans mezunu olduğu belirlendi. "Norm kadro ihtiyacı 55 ilde 80 bin 449" İl valiliklerinden norm kadro ihtiyacını da talep edildiğini açıklayan Türk Eğitim-Sen, buna göre 55 il valiliğinden ulaşan verilere göre norm kadro ihtiyacının 80 bin 449 olduğunu açıkladı. Buna göre ücretli öğretmen sayısının norm kadro ihtiyacının 8 bin 692 altında kaldığını da açıklamada yer aldı. İl bazında norm kadro ihtiyacının yer verildiği araştırma sonucunda İstanbul’da 25 bin 532 olan norm kadro ihtiyacı olduğu ve ücretli öğretmen sayısı 21 bin 947 olduğu, Ankara’da norm kadro ihtiyacının 4 bin 402, ücretli öğretmen sayısının ise 3 bin 662 olduğu belirtildi. "Öğretmen açığını gidermek için en az ücretli öğretmen sayısı kadar atama yapılmalı" Ücretli öğretmen araştırması ile ilgili açıklama yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, şunları kaydetti: "Her yıl yapılan öğretmen atamaları ne yazık ki ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. 2026 yılı için Milli Eğitim Bakanlığı’nın yalnızca 10 bin kontenjan ayırması, sorunun boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. AGS’de başarılı olan öğretmenlerin Milli Eğitim Akademisi’nde nisan ayında eğitime başlayacak olması ancak bu sürecin 12 ay sürmesi ciddi bir gecikmeye yol açmaktadır. Bu nedenle söz konusu öğretmenler en erken 2027 yılında göreve başlayabileceklerdir. Bu durum, halihazırda ücretli öğretmenlerle kapatılmaya çalışılan açığın devam etmesine neden olacaktır. Ayrıca hem 10 bin atamanın yetersiz kalması hem de göreve başlama süresinin uzaması eğitim sistemi açısından önemli bir handikaptır."
27 Mart 2026 Cuma - 09:48
28 Mehmed Çelebi’nin Paris notları Ankara’da izleyiciyle buluştu
Osmanlı Elçisi 28 Mehmed Çelebi’nin Paris notları, yapay zeka estetiğiyle Fransa Büyükelçiliği’nde izleyiciyle buluştu. Osmanlı Devleti’nin ilk modern elçisi 28 Mehmed Çelebi’nin Fransa’ya attığı tarihi adım, 300 yıl sonra teknoloji ve sanatın kesişim noktasında görsel bir deneyime dönüştü. Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Isabelle Dumont’un ev sahipliğinde ve Fransız Kültür Merkezi’nin katkılarıyla hazırlanan ’KARŞILAŞMA: Bir Osmanlı Elçisinin Fransa’ya Dijital Yolculuğu’ sergisi, Fransa Büyükelçiliği’nin tarihi atmosferinde kapılarını açtı. Fransa’nın Türkiye Büyükelçiliği konutunda davetlileri ağırlamaktan son derece büyük bir mutluluk duyduğunu kaydeden Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Isabelle Dumont, "Bu akşam, itiraf etmeliyim ki, son derece büyüleyici bir o kadar da müstebat bir proje münasebetiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Her şey, Fransa Kralı 15. Louis’nin sarayı nezdinde Osmanlı Devleti’nin ilk olağanüstü Büyükelçisi olarak atanan Mehmed Çelebi Efendi’nin, Sefaretnâme adlı eserinde, bizlere miras olarak bıraktığı müstesna hatıratıyla başlamıştır. 1720 yılında Fransa ve Paris’e dair ayrıntılı, yer yer hayretamiz tasvirlerin yer aldığı bu önemli eser paha biçilmez değerdedir. Buradan hareketle, birbirine tamamen zıt iki devir olan Mehmed Çelebi Efendi’nin 18. yüzyılı ile yapay zeka çağı arasında bir diyalog oluşturmak istedik. Kavram basit ama cüretkar. Yapay zekadan Mehmed Çelebi Efendi’nin betimlemelerini görsellere dönüştürmelerini istemek. Bunun için yapay zekadan, Osmanlı elçisinin Paris’teki Tuileries Bahçesi’ne giriş sahnesini ölümsüzleştiren ve bugün Versailles’da sergilenen şaheserin sahibi Charles Parrocel’in üslubunu taklit etmesi talep edilmiştir. Bu akşam sergilenen eserler arasında bu tablonun bir nüshasını da göreceksiniz" diye konuştu.
27 Mart 2026 Cuma - 09:34
Medicana’da su farkındalığı: "Her damla bir sorumluluk"
Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlenen ‘Her Damla Bir Sorumluluk’ etkinliğinde, suyun sürdürülebilir kullanımı, görünmeyen su tüketimi ve toplum sağlığına etkileri çok yönlü olarak ele alındı. Su kaynaklarının hızla azalması ve bilinçsiz tüketimin artmasıyla suyun korunması küresel bir sorumluluk haline gelirken, Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlenen ‘Her Damla Bir Sorumluluk’ etkinliğinde sürdürülebilir su kullanımı ve toplumsal farkındalık konuları kapsamlı şekilde ele alındı. Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) ve MBA Okulları Oran Kampüsü iş birliğiyle Medicana International Ankara Hastanesi Konferans Salonu’nda geçtiğimiz gün gerçekleştirilen etkinlikte, ‘doğru bilinen yanlışlar’ temalı bilgilendirme sergisi ile MBA öğrencilerinin hazırladığı su temalı resimler katılımcılarla buluştu. Ziyaretçiler sergi ziyareti sonrası su farkındalık düzeylerini ölçen ankete katıldı. Ardından düzenlenen seminerde, suyun yalnızca çevresel bir konu değil; insan sağlığı, yaşam kalitesi ve gelecek nesiller açısından hayati öneme sahip olduğu vurgulandı. Dünyadaki suyun yalnızca yüzde 1’inin kullanılabilir su olduğu belirtilerek, günlük alışkanlıkların ciddi su israfına yol açtığına dikkat çekildi. Görünmeyen su tüketimine dikkat çekildi Etkinlikte yapılan paylaşımlarda, bir tişört üretimi için yaklaşık 7 bin 700 litre, bir hamburger üretimi için ise yaklaşık 15 bin litre su harcandığına dikkat çekilerek, tüketim alışkanlıklarının su kaynakları üzerindeki dolaylı etkileri vurgulandı ve her ürünün ‘görünmeyen bir su hikâyesi’ barındırdığı ifade edildi. Günlük hayatta yapılabilecek basit değişimlerin önemli tasarruflar sağlayabileceği belirtilerek; diş fırçalarken musluğu kapatmak, araba yıkarken hortum yerine kova kullanmak gibi önlemlerle yüzlerce litre suyun korunabileceği aktarıldı. Su, gıda ve gelecek arasındaki bağlantı Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü Almıla Kından Cebbari etkinlikte yaptığı konuşmasında, dünyadaki suyun döngüsel olmasına rağmen kullanılabilir su oranının sınırlı olduğunu belirterek, tüketim alışkanlıklarının çevresel, sosyal ve ekonomik dengeler üzerindeki etkilerine dikkati çekti. Almıla Kından Cebbari şunları kaydetti: "Türkiye’de yılda yaklaşık 33 milyon ton atığın 15 milyon tonu gıda atıklarından oluşuyor. Tarımsal üretimde kullanılan su oranının yüzde 70 seviyesinde. İsraf edilen her gıda aynı zamanda boşa harcanan su anlamına geliyor. Organik atıklar karbon döngüsünü olumsuz etkileyerek küresel ısınmayı artırıyor. Topraktaki organik madde oranının azalması su tutma kapasitesini düşürüyor ve kuraklık riski artırıyor. Suyu korumak yalnızca tasarruf etmekle değil; gıdayı, toprağı ve doğal dengeyi korumakla mümkündür. Değişim ise bireysel farkındalıkla başlar." Eğitimde sürdürülebilirlik ve doğa bilinci TÜRÇEV Eko-Okul sertifikasına sahip MBA Oran Kampüsü’nün çalışmalarını paylaşan Kampüs Müdürü Özlem Yüksel, çevre bilincinin erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Okul bünyesinde gerçekleştirilen uygulamalarda öğrencilerin ata tohumları dikerek üretim sürecine katıldığı, bu sayede hem doğayı tanıdığı hem de sorumluluk bilinci kazandığı belirtildi. Program kapsamında söz alan öğrenci Elif Kübra Balcı ise yıl boyunca gerçekleştirdikleri ekolojik çalışmalarla sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını anlattı. Sağlığın temeli su Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, sağlıkta suyun yeri ve önemini paylaştı. Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, "Bildiğiniz üzere su kaynaklarının azalması yalnızca susuzluk anlamına gelmez; aynı zamanda hijyen şartlarının bozulmasına bağlı olarak enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırır. Bugün dünyada yaklaşık 2 milyar insan güvenli içme suyuna erişememekte, 3,6 milyar insan ise yeterli sanitasyon hizmetlerinden yoksun yaşamaktadır. Bu durumun en ağır sonuçlarını ise çocuklar yaşamaktadır. Güvensiz su, yetersiz hijyen ve sanitasyon şartları nedeniyle her gün yaklaşık 1.000 çocuk önlenebilir hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Su sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda sağlığın kendisidir. Bu nedenle suyun korunması, yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda toplum sağlığını doğrudan etkileyen kritik bir hijyen ve enfeksiyon önleme konusudur" ifadelerini kullandı.
27 Mart 2026 Cuma - 05:07
Başkentte kaçakçılığa karşı operasyonlar
Ankara’da kaçakçılığa karşı düzenlenen operasyonlarda kaçak tütün, sigara, gıda malzemeleri ve saatler yakalandı. Ankara İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri kaçakçılığa karşı 2 ayrı operasyon düzenlendi. Yapılan çalışmalar ile birlikte ekipler kaçak malzeme taşıdığı bilgisine ulaşılan bir tırı durdurdu. Tırda yapılan aramalarda, 200 kilo tütün, 14 bin 560 paket sigara, 4 bin 900 muhtelif gıda malzemesi ele geçirildi. Diğer operasyonda ise ekipler, M.Y. adlı şüphelinin yurt dışından getirdiği kaçak saatleri piyasaya süreceği bilgisine ulaştı. Jandarma ekipleri şüphelinin iş yerine düzenledikleri operasyonda 602 kaçak kol saati ele geçirdi. Şüpheli M.Y. ise gözaltına alındı.
27 Mart 2026 Cuma - 04:13
Adalet Bakanı Gürlek, Türkiye Barolar Birliği Başkanı ve heyetini kabul etti
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve beraberindeki heyeti Bakanlıkta kabul etti. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve beraberindeki heyeti Bakanlıkta kabul etti. Bakan Gürlek, 12. Yargı Paketi’nde avukatların özlük haklarının güçlendirilmesine yönelik çalışmaları hayata geçirmeyi hedeflediklerinin altını çizdi. Yargı camiası olarak büyük bir aile olduklarına vurgu yapan Bakan Gürlek, "Bu ailenin içerisinde avukatlarımız çok önemli. 209 bin avukatımız var. Yani yargısal süreçlerde savunma makamı, avukatlarımız çok önemli" dedi. Bakan Gürlek, avukatların yaşadıkları maddi sıkıntılara da vurgu yaparak, bu sıkıntıları 12. Yargı Paketi ile çözüme kavuşturmayı hedeflediklerini ifade etti. Bakan Gürlek konuşmasını şöyle sürdürdü: "12. Yargı Paketinde avukatlarımıza özel düzenlemelerin çalışmalarını yapıyoruz. Avukatlarımızın maddi anlamda zorluk yaşadığını biliyoruz, bu hususla ilgili de pakette çalışmalar olacak. Özellikle avukatlarımızın maddi anlamda onların hissedebileceği, onlara da bir fayda sağlayabilecek düzenlemeler yapmak istiyoruz. Bu konuyu zaten kamuoyu ile de paylaştık. Tapu işlemlerinde 30 milyon üstü işlemlerde iki taraf için avukat zorunluluğu getirilecek." Bakan Gürlek, ayrıca noter yardımcılığı konusuna da 12. Yargı Paketi’nde yer vermeyi hedeflediklerini söyledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder