Son Dakika
|
Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti
İETT otobüsü çarptı, hayatını kaybetti
Tahran'da Kudüs Günü yürüyüşü sırasında saldırı meydana geldi
MSB: İran'dan ateşlenen balistik mühimmat etkisiz hale getirildi
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: "ABD yönetimi, AB’yi bölmek istiyor"
Okullarda ikinci ara tatil için son ders zili bugün çalıyor
Trump’tan İran’a yeni tehdit: "Bugün başlarına ne geleceğini izleyin"
Tokat’ta 5.5 büyüklüğünde deprem!
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Türkiye'nin çok büyük bir değerini kaybettik"
ABD açıkladı: Irak'ta düşen uçaktaki 6 asker hayatını kaybetti
İlber Ortaylı’nın eşi: "Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı"
Prizde unutulan şarj aleti yangın çıkardı: 16 kişi hastanelik oldu
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: "ABD yönetimi, AB’yi bölmek istiyor"
PFDK, Leroy Sane’ye 2 maç men cezası verdi
Büyükçekmece’de sahte alkol zehirledi
SAĞLIK
MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi’nde Robotik Cerrahi dönemi başladı
13 Mart 2026 Cuma - 17:43:49
Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nde ileri teknolojiye sahip Da Vinci X Robotik Cerrahi Sistemi hizmete alındı. Sistemle birlikte hastanede minimal invaziv (kapalı) cerrahi uygulamaları ileri teknoloji desteğiyle yapılmaya başlandı. Kurulan sistem sayesinde MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Türkiye’de robotik cerrahi teknolojisini aktif olarak kullanan 10. kamu üniversite hastanesi olurken, Manisa da Da Vinci robotik cerrahi sistemi bulunan 12. il olarak robotik cerrahi altyapısına sahip şehirler arasına girdi. Robotik cerrahi teknolojisi sayesinde Manisa ve çevre illerde yaşayan hastalar, ileri teknoloji ile gerçekleştirilen kapalı ameliyatlara artık kendi bölgelerinde ulaşabilecek. Yüksek hassasiyetle gerçekleştirilen bu operasyonlar; daha küçük kesiler, daha az kan kaybı, hastanede daha kısa kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor. Sistem başta üroloji, genel cerrahi ile kadın hastalıkları ve doğum branşları olmak üzere birçok cerrahi alanda kullanılabilecek. Böylece hastanenin ileri cerrahi teknoloji kapasitesi güçlenirken, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesi de daha üst seviyeye taşınacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MCBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, robotik cerrahi sisteminin üniversite hastanesi için önemli bir adım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hafsa Sultan Hastanesinde ilk kez uygulanan robotik cerrahi yöntemiyle böbrek alma ameliyatı (nefrektomi) başarıyla gerçekleştirildi. Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve yüksek hassasiyet sağlayan bu ileri teknoloji artık Manisa’nın hizmetinde. Emeği geçen tüm sağlık ekibimizi kutluyoruz. Robotik cerrahi sisteminin hizmete alınması hem sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran hem de üniversitemizin bilimsel ve teknolojik altyapısını güçlendiren önemli bir yatırımdır. Bu altyapı aynı zamanda tıp fakültemizde yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır. Sürecin başından itibaren destek veren AK Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekilimiz Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu’na şehrimiz ve üniversitemiz adına teşekkür ediyorum."
13 Mart 2026 Cuma - 17:33
Selçuk Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen programda öğretim üyelerine cübbe giydirildi, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan akademisyenler ödüllendirildi. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesinin Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacağını söyledi. Sultan Alparslan Kültür Merkezinde düzenlenen programda akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrenciler bir araya geldi. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, üniversitenin sağlık alanındaki gelişimine dikkat çekti. Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri ile 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesi, Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacak" dedi. Rektör Prof. Dr. Yılmaz, ayrıca mevcut hastanede sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında 5 yeni ameliyathane, preoperatif polikliniği, yeni laboratuvar binası, çocuk ve yetişkin kan alma ünitesi, fizik tedavi polikliniği ve sterilizasyon ünitesinin hizmete alındığını kaydetti. 18 yataklı modern günübirlik servis, yeni onkoloji polikliniği, radyasyon onkolojisi ünitesi ile radyoloji görüntülüme sistemine yönelik de çalışmalarının sürdüğünü aktardı. 2025 yılında hastanede yaklaşık 1,5 milyon poliklinik hizmeti verildiğini ifade eden Yılmaz, "Elbette bu başarı tesadüf değildir. Bu başarı; hekimlerimizin emeğinin, sağlık çalışanlarımızın fedakarlığının ve akademisyenlerimizin bilimsel gayretinin bir sonucudur" diye konuştu. Programa katılan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan bir görev olduğunu belirterek "Hekimlik; yalnızca bir meslek değil, insanın en zor anında yanında olmayı gerektiren büyük bir sorumluluktur. İnsanların duasını almak, acılarını dindirmek ve hayatlarına dokunabilmek hekimliğin en kıymetli yönüdür" dedi. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin ise 14 Mart Tıp Bayramı’nın tarihi arka planına değinerek tıp eğitiminin Osmanlı’dan günümüze uzanan gelişimini anlattı. Programda konuşmaların ardından bilimsel çalışmalarda en yüksek puanları alan öğretim elemanlarına ve ödüle değer görülen akademisyenlere teşekkür belgeleri takdim edildi. Profesör ve doçent ünvanı alan öğretim üyelerine cübbe giyme merasiminin de gerçekleştirildiği programda, 2024 - 2025 Eğitim Öğretim Yılı Gelişim Sınavı birincileri ile dönem birincilerine de teşekkür belgesi verildi. Programa Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Ak, Genel Sekreter Mustafa Karakışla, Konya İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri, İlaç ve Tıbbi Cihaz Hizmetleri Başkanı Prof. Dr. Emre Korkut da katıldı.
13 Mart 2026 Cuma - 17:06
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Maalesef İlber Ortaylı Hocamızı kaybettik, Türkiye’nin çok büyük bir değerini kaybettik"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Maalesef, İlber Ortaylı Hocamızı kaybettik, milletimizin başı sağ olsun. Türk milletinin çok değerli bir değeri, gerçekten tarih anlamında da, Türk milleti anlamında da Türkiye’nin çok büyük bir değerini kaybettik" dedi.
13 Mart 2026 Cuma - 17:01
Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Çebi, sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutladı
Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle ilçede faaliyet gösteren hastane ve sağlık merkezlerini ziyaret etti, sağlık çalışanlarının Tıp bayramını kutladı. Büyükçekmece Belediyesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da sağlık çalışanlarının fedakarlıklarını unutturmamak ve günlerini kutlamak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenledi. Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle Büyükçekmece Belediye Meclis Üyesi Mustafa Büyükyılmaz, Büyükçekmece Belediyesi Koordinatörü Seçkin Özdemir ile birlikte ilçe genelinde faaliyet gösteren devlet hastaneleri, özel sağlık kuruluşlarını ziyaret etti. Hastanelerin başhekimleri tarafından karşılanan Başkan Vekili Çebi ve berberindeki heyet doktor, hemşire ve sağlık görevlilerine çiçek takdim ederek, günlerini kutladı. "İnsanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar" Sağlık alanında hizmet veren her sağlık çalışanının toplumlar için büyük bir önem taşıdığını belirten Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, "İnsan sağlığını ve yaşam hakkını koruyan, her koşulda sorumluluğunun bilincinde olan hekimlerimiz ve tüm sağlık personelimiz, gece gündüz demeden insanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar. Bu vesileyle hayatımızın her anında yanımızda olan ve kendilerine çok şey borçlu olduğumuz hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyor; tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mart 2026 Perşembe- 16:06
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
2
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
3
12 Mart 2026 Perşembe- 12:21
İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var"
4
13 Mart 2026 Cuma- 17:06
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Maalesef İlber Ortaylı Hocamızı kaybettik, Türkiye’nin çok büyük bir değerini kaybettik"
5
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
03 Şubat 2026 Salı - 13:53
Doğal olan normal doğum
DÜZCE (İHA) – Düzce Sağlık Müdürlüğü ekipleri Normal Doğum Eylem Planı kapsamında, Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla farkındalık etkinliği gerçekleştirildi. Anne, anne adayları ve katılımcılara yönelik bilgilendirme çalışmaları devam ediyor. Sağlıklı Hayat merkezi tarafından normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından taşıdığı önem, doğum sürecinin doğal akışı, normal doğumun avantajları ile gereksiz sezaryen oranlarının azaltılmasına yönelik bilgilendirmelerde bulunuldu. Uzmanlar tarafından yapılan sunumlarda, normal doğumun hem anne hem de bebek üzerinde olumlu etkileri vurgulanırken, sağlıklı gebelik ve doğum sürecine dair merak edilen konular ele alındı. Yetkililer, bu tür farkındalık çalışmalarının anne-bebek sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirterek, Normal Doğum Eylem Planı doğrultusunda bilgilendirme ve eğitim faaliyetlerinin önümüzdeki süreçte de sürdürüleceğini ifade etti.
03 Şubat 2026 Salı - 13:09
Eşbah "Kanserde asıl düşman hastalık değil, gecikmedir"
DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Eşbah, "Bugün kanser, geçmişte olduğu gibi mutlak bir çaresizlik anlamına gelmiyor. Asıl tehlike, hastalığın kendisinden çok geç kalmak" dedi. Prof. Dr. Onur Eşbah, ‘4 Şubat Dünya Kanser Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Her yıl milyonlarca insanın kanser kelimesini duyduğunda korku duygusunu yaşadığını hatırlatan Onur Eşbah, "Bugün kanser, geçmişte olduğu gibi mutlak bir çaresizlik anlamına gelmiyor. Asıl tehlike, hastalığın kendisinden çok geç kalmak" ifadesinde bulundu. Kanseri, vücudumuzdaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık grubu olarak tanımlayan Eşbah, "Hücreler normalde belirli bir düzen içinde yaşar ve çoğalır. Bu düzen bozulduğunda, hücreler durması gereken yerde durmaz; çevre dokulara yayılabilir ve bazı durumlarda uzak organlara sıçrayabilir. İşte bu noktada kanser dediğimiz tablo karşımıza çıkar" dedi. "Kanserlerin önemli bir kısmı, erken evrede yakalandığında tamamen tedavi edilebilir" Bugün dünyada ve ülkemizde en sık karşılaştığımız kanserler arasında akciğer, meme, kalın bağırsak, prostat ve mide kanserleri yer aldığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Onur Eşbah, "Bu kanserlerin önemli bir kısmı, erken evrede yakalandığında tamamen tedavi edilebilir hastalıklardır. Sorun, çoğu hastanın doktora başvurmak için belirtilerin ilerlemesini beklemesidir" şeklinde konuştu. "Basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kanserlerin en az üçte birinin önlenebileceğini biliyoruz" Eşbah, "Kanserlerin yalnızca yüzde 5–10’u kalıtsal nedenlerle ortaya çıkar. Geriye kalan, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerle ilişkilidir. Sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, obezite, alkol tüketimi ve çevre kirliliği kanser riskini belirgin şekilde artırır" dedi. Modern yaşamın, sağladığı konforun bedelini de beraberinde getirdiğini dile getiren Eşbah, "Uzun saatler hareketsiz kalmak, işlenmiş gıdalarla beslenmek, düzensiz uyku, kronik stres ve güneşten korunmadan uzun süre maruz kalmak bugün kanser riskini artıran başlıca alışkanlıklar arasında. Oysa basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kanserlerin en az üçte birinin önlenebileceğini biliyoruz" ifadelerini kullandı. "Geçer diye beklemek, kanserde en pahalıya mal olan hatadır" Vücudun nedensiz kilo kaybı, geçmeyen yorgunluk, uzun süren ağrılar, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, ciltte iyileşmeyen yaralar ya da vücutta ele gelen bir kitle gibi verdiği sinyalleri dikkate alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Eşbah, "Bunların çoğu masum nedenlerle ortaya çıkabilir; ancak haftalarca, aylarca devam ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Geçer diye beklemek, kanserde en pahalıya mal olan hatadır" dedi. Erken tanı ve tarama programlarının kanser tedavisindeki rolüne ilişkin bilgiler veren Eşbah, "Erken tanı bu noktada hayati önem taşır. Meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserlerinde uygulanan tarama programları sayesinde hastalık henüz belirti vermeden yakalanabilmektedir. Erken evrede tanı alan bir hastada tedavi hem daha kolay hem de çok daha yüz güldürücüdür" şeklinde konuştu. Bugün kanser hastalarına umut verecek en önemli gelişmenin tedavinin kişiye özel hale gelmesi olduğunu açıklayan Eşbah, "Artık sadece tümörün nerede olduğuna değil, genetik ve moleküler özelliklerine bakarak tedavi planlıyoruz. Bu yaklaşım başarı oranlarını ciddi biçimde artırdı" ifadelerinde bulundu. Kanser tedavisinde kemoterapinin hala önemli bir tedavi seçeneği olduğunu ancak artık tek başına yeterli olmadığını belirten Eşbah, "İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerle birlikte, daha seçici ve daha etkili bir tedavi anlayışına geçtik. Bazı hastalarda kemoterapi ihtiyacı belirgin şekilde azalırken, yan etkiler de daha yönetilebilir hale geldi. İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerde belirli genetik özelliklere sahip tümörlerde ve bağışıklık sistemi yanıtı güçlü olan hastalarda çok başarılı sonuçlar görüyoruz. Özellikle akciğer kanseri, melanom, böbrek ve mesane kanserlerinde immünoterapi adeta bir dönüm noktası oldu" dedi. "Kanserde asıl düşman hastalık değil, gecikmedir" Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Eşbah, açıklamasını "Dünya Kanser Günü vesilesiyle altını çizmek isterim ki; kanser artık çaresiz bir hastalık değildir. Bilim hızla ilerlemekte, her geçen gün yeni tedavi seçenekleri ortaya çıkmaktadır. Yapmamız gereken korkmak değil, bilinçlenmek; bedenimizi dinlemek, tarama programlarını ihmal etmemek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatımıza yerleştirmektir. Unutmayalım, kanserde asıl düşman hastalık değil, gecikmedir" şeklinde tamamladı.
03 Şubat 2026 Salı - 11:36
Trabzon’da yedikleri tost sonrası hastanelik olan aile konuyu yargıya taşıyor
Trabzon’un Yomra ilçesinde bir zincir restoranda yedikleri tost sonrası rahatsızlanarak hastanelik olan ve yapılan denetimde, işletmede son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edilen Çolak çifti, yaşadıkları sürecin ardından konuyu mahkemeye taşıma kararı aldı. Trabzon’un Arsin ilçesinde yaşayan ve ata tohumu yetiştiriciliği ile tanınan Fatih Çolak (43) ile eşi Leman Banu Çolak (44), Yomra ilçesinde bulunan MADO isimli zincir restoranda tost yedikten bir süre sonra mide bulantısı ve rahatsızlık şikâyetleri yaşamaya başladı. Bunun üzerine aile hekimine başvuran Çolak çifti, verilen ilaçların ardından evlerine döndü. Ancak Leman Banu Çolak’ın gece saatlerinde rahatsızlığının artması üzerine Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Sabah saatlerine kadar tedavi gören Çolak, taburcu edildikten kısa süre sonra şikâyetlerinin yeniden artması üzerine bu kez Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi’ne gitti. Burada tedavi altına alınan Çolak, yapılan müdahalenin ardından taburcu edildi. Yaşanan olayın ardından Çolak ailesi, ilgili kurumlara şikayette bulundu. Şikayet üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı ekipleri tarafından işletmede inceleme başlatıldı. Yapılan denetimlerde, restoranda son tüketim tarihi geçmiş ürün kullanıldığı tespit edildi. Bakanlık tarafından Fatih Çolak’a yapılan yazılı geri dönüşte, gıda güvenliğine ilişkin denetimlerin 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında yürütüldüğü belirtilerek, "İlgili kayıtlı başvurunuza istinaden 28 Ocak 2026 tarihinde işletmede resmi kontrol gerçekleştirilmiştir. Yapılan denetimde iş yerinde son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edilmiş olup, işletmeye gerekli yasal işlemler uygulanmıştır" ifadelerine yer verildi. "Hafıza kaybı yaşadım" Yaşanan sürecin ardından sağlıklarına kavuşan Çolak ailesi, olayla ilgili olarak MADO isimli zincir restorandan herhangi bir şekilde aranmadıklarını belirterek konuyu yargıya taşıyacaklarını ifade etti. Tanınmış ve temiz bir yerde yemek istediklerini belirten Leman Banu Çolak, "Normalde dışarıda yemek yemeyi tercih etmiyoruz ama o gün acil bir işimiz vardı. Tanınmış, bilindik ve temiz bir yerde yemek yiyelim dedik. Tost yemiştik. 2-3 saat sonra rahatsızlandım. Aile hekimime gittim. Orada ilaç aldım ancak yeterli olmadı. Gece saatlerinde hastaneye gittik. O zamanları hiç hatırlamıyorum. Eve geldikten sonra tekrar başka bir hastaneye gittik. Yine serum ve ilaçlar aldım. Hafıza kaybı da yaşadım. İlk gittiğim hastaneyi hatırlamıyorum. Eşimde rahatsızlanınca ilk gün Tarım ve Orman Bakanlığı’nı aradık. Sağ olsun onlar denetime gitti. Yapılan incelemede son kullanma tarihi geçmiş ürün tespit edildi. Yediğimiz tosttan zehirlendiğimiz bu şekilde tespit edildi. O günden beri firma bizimle iletişime geçmedi. Bundan sonrası için mahkeme sürecimiz olacak" dedi. Fatih Çolak: "Bizim için zor bir süreçti" Eşinin zehirlenmeden kaynaklı kısa süreli hafıza kaybı yaşadığını vurgulayan Fatih Çolak, "Acil durumdan kaynaklı yemek yiyelim dedik. Tost yemek istedik. Yemekten yaklaşık 3 saat sonra eşim mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi şikayetleri nedeniyle aile hekimine gittik. Aile hekimi gıda zehirlenmesi olabileceğini söyledi. İlaçları kullandık. Gece saatlerinde eşimden halsizlik oldu. Yattığı yerden kalkamaz hale geldi. Böyle olmaz diyerek hastaneye gittik. Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sabah saatlerine kadar ilgilendiler. Eşim kendini toparlayınca taburcu olduk. Sonrasında yine fenalaştı. Bu sefer KTÜ Farabi Hastanesi’ne gittik. Burada da tedavi uyguladılar. Konuşmamızda ilk gittiğimiz hastaneyi hatırlamadığını anladım. Bizim için zor bir süreçti" şeklinde konuştu. "Marka olan bir yer tercih edelim dedik, meğerse yanlış düşünmüşüz" "Bizim bir beklentimiz yoktu ama belki arayıp özür dilerler diye bekledik. Mantıklı bir açıklama beklemiştik. Hiçbir şekilde bizimle iletişime geçen olmadı" diyen Çolak, "Bu olmasın istiyoruz. Toplum adına bunlar artık cesaret edemesin istiyoruz. İşletmelerin bu konuda dikkatli olmasını istiyoruz. Çok basit önlemler. Kimse son kullanma tarihi geçmiş ürünü çocuğuna yedirmez. Kendi çocuğuna yedirmeyeceği ürünü müşterilerine yedirmesi de vicdani olarak beni üzüyor. İnşallah işletmeler gerekli dersleri çıkartılar. Eşimin ilaç içmesi gerekiyordu. Bu nedenle hızlı bir şekilde hazırlanabilecek bir ürün yiyelim dedik. Merdiven altı dedikleri işletmeleri değil de marka olan bir yer tercih edelim dedik. Meğerse yanlış düşünmüşüz. İnsanlar markalara güvenebilsinler istiyoruz. Bizi en çok üzen işletmenin bize geri dönüş yapmaması. Bu haberler ilk çıktığında marka isminin çıkmasını özellikle istemedim. Bizim bir beklentimiz yoktu ama belki arayıp özür dilerler diye bekledik. Mantıklı bir açıklama beklemiştik. Hiçbir şekilde bizimle iletişime geçen olmadı" ifadelerini kullandı. "Gerekli bütün yasal adımları atacağız" Konuyu mahkemeye taşıyacaklarını kaydeden Çolak, "Bu konuya duyarlılık göstermek ve adli olarak yürütmek bizim için gerekli olan bir şey değil. Bu toplum adına gerekli olan bir durum. Bizim başımıza gelen geldi. Çok şükür atlattık. Bundan sonra ki süreçte insanların başına gelmemesi için haliyle bunun bedeli olması gerekiyor. Sürekli medyaya yansıyan zehirlenme vakaları oluyor. Bu haberler gördükleri halde işletmelerin önlem almadığını görmüş olduk. Bunları görünce bu işi bu halde bırakamayız. Bu sektörde hizmet veren kötü niyetli işletmelerin kendilerine çeki düzen vermesi için gerekli bütün yasal adımları atacağız" dedi.
03 Şubat 2026 Salı - 11:23
Şemdinli Devlet Hastanesi’nde endoskopi hizmeti başladı
HAKKARİ (İHA) – Hakkari’nin Şemdinli Devlet Hastanesi’nde, Genel Cerrahi Uzmanı Hasan Berk Şahin tarafından endoskopi işlemleri yapılmaya başlandı. Sindirim sistemi hastalıklarının tanı ve takibinde önemli bir yere sahip olan endoskopi hizmeti, hastanede kurulan modern cihazlar eşliğinde güvenli bir şekilde uygulanıyor. Yeni hizmetle birlikte mide, yemek borusu ve onikiparmak bağırsağına yönelik birçok hastalığın erken tanısı mümkün hale gelirken, vatandaşların bu tür işlemler için il dışına sevk edilme ihtiyacı da önemli ölçüde azalacak. Endoskopi işlemlerinin Şemdinli Devlet Hastanesi bünyesinde yapılmaya başlanması, ilçedeki sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
03 Şubat 2026 Salı - 11:20
Uzmanından uyarı: "Sigara, Türkiye’de en az 4-5 litre benzin parasına eşit olmalı"
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, sigaranın dolaylı etkilerle birlikte Türkiye’ye yıllık 23-24 milyar dolarlık maliyet oluşturduğunu belirterek uyarılarda bulundu. Türkiye’de sigara kullanım oranını düşürmeye yönelik çalışmalar devam ediyor. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, sigaranın ülke ekonomisine maliyeti, fiyatların caydırıcılığı, gençler ve kadınlar üzerindeki etkileri ile elektronik sigaralara ilişkin değerlendirmelerini İHA muhabirine anlattı. Toker Ergüder, Türkiye’ye yıllık 23-24 milyar dolarlık maliyet oluşturduğunu belirterek sigaranın en az 4-5 litre benzin parasına eşit olması gerektiğini ifade etti. "Sigaranın Türkiye’ye yıllık maliyeti 23-24 milyar dolar" Türkiye’de 2010’lu yıllardan itibaren çok önemli çalışmaların olduğunu belirten Toker Ergüder, "Sigaranın tek başına maliyetini hesaplamak çok zor. Dolaylı maliyetlere de bakıyoruz. Biz en son 23 Aralık’ta burada bir çalıştay yaptık ve yaptığımız çalışma sonucunda sigaranın Türkiye maliyetinin yaklaşık 680 milyar lira olduğunu tespit ettik. Bu da yaklaşık 17-18 milyar dolara denk geliyor ama tabii bunun üzerine de birazcık dolaylı maliyetleri de eklemek lazım. Diyelim ki siz sigara içtiniz, kalp krizi geçirdiniz, uzun süre evde kalıyorsunuz, işe gidemiyorsunuz, otobüs şoförüsünüz, akciğer kanseri oldunuz, vefat ettiniz. Sonra onun ailenize getirdiği yükleri de hesaplamak lazım. Bunların hepsini hesaplarsanız sigaranın Türkiye maliyetinin yaklaşık 23-24 milyar dolar civarında olduğunu dolaylı maliyetlerle beraber tahmin ediyoruz" dedi. "Türk gibi sigara içmekten nasıl Türk gibi sigara içmemeyi ülkeye getirdiniz diye öğrenmeye çalıştılar" Sigarayı bırakmanın bir aşama olduğunu söyleyen Ergüder, "Önce insanlar sigarayı bırakmayı düşünürler. Ondan sonra sigarayı bırakmaya karar verirler. Ondan sonra sigarayı bırakmak için destek alırlar. Sonra sigarayı bırakırlar ve sürdürürler. Sigarayı bırakmayı düşünmek ve karar vermek için eğitim çok önemli. Bu konuda da Sağlık Bakanlığımız çok önemli faaliyetler yapıyor. Sürekli bilgilendirme çalışmaları, aile eğitimleri sigara bırakma hizmeti vermeye başladı. Online sigara bırakma hizmeti alabiliyorsunuz. Ancak insanlarda her zaman bilgi tutum ve davranışa dönüşmez. Bizim başka önemli müdahalelere de ihtiyacımız var. Bunlardan biri de mali politikalardır. Mali politikalar sigarayı bırakmayı düşündürürler. Bununla ilgili dünyadaki en iyi örneklerden biri de Türkiye’dir. Türkiye 2008’de bu dumansız hava sahası kanunundan sonra 2008 ile 2012 arasında Türkiye’de sigara içme oranları yüzde 14’e yakın düştü. Hakikaten çok dünyaya örnek tarihi bir kampanya yaptık. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı 3 sefer İstanbul’a geldi ve Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştü. Türk gibi sigara içmek diye bir terim vardı eskiden. Siz, Türk gibi sigara içmekten nasıl Türk gibi sigara içmemeyi ülkeye getirdiniz diye öğrenmeye çalıştılar" diye konuştu. "İnsanların gelirlerinden sigaraya ayrılan oranı yüzde 4,8’den 1,8’e düştü" Aynı zamanda Ergüder, şu ifadelere yer verdi: "Eskiden insanlar ceplerindeki paraların, yıllık gelirlerinin sigara almak için yüzde 4.8’ini harcarken son 1 yılda bu yüzde 1.8’e düştü. Türkiye’de sigaralar çok ulaşılabilir oldu. Bu da özellikle çocuk ve gençleri daha çok etkiliyor. Çocuk ve gençler sigaralar ucuz olduğu sürece sigaraya daha kolay erişiyorlar ve nikotin bağımlısı hale geliyorlar. Bazen bana kızıyorlar bunları söyledikçe ama sonuçta ben bir halk sağlığı profesörüyüm, tıp doktoruyum, hekimim ve insanların sağlık ve iyilik halleri için bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Onların akciğer kanserine yakalanmalarını önlemeye çalışıyoruz. O yüzden de bu söylediklerimizin hepsi onların sağlık ve iyilikleri hali. Türkiye’de şu anda sigara fiyatları diğer ürünlerle kıyaslandığında ucuz kaldı." "Sigaranın Türkiye’de en az 4-5 litre benzin parasına eşit olması lazım" Dünya genelinde 1 paket sigaranın bir menü hamburger parası veya 4-5 litre benzin parasına eşit olduğunu ifade eden Ergüder, "Fiyat söyleyince bana çok kızıyorlar. Sonuçta Türkiye’de de o parayı verirken markette düşündürecek, beyinde sigarayı bırakmaları için tetikleme oluşturacak bir fiyatın olması lazım. Bizim de öngörümüz sigaranın Türkiye’de en az 4-5 litre benzin veya bir hamburger parasına eşit olması lazım. Bununla ilgili de çok çalışmalarımız var. 2004 yılında Türkiye’de 1 paket sigara parasıyla bir hamburger alınabiliyormuş. Şu anda 4 paket sigara ile bir hamburger alabiliyorsunuz. 4-5 litre benzin parası Türkiye’de yaklaşık 250-300 liraya denk geliyor. Türkiye’de 90 liraya sigara satılıyor. Biz ne yazık ki 90 liraya sigara satıldığı sürece akciğer kanserlerini, kalp krizlerini önlemede bir sürü zorluk yaşıyoruz" şeklinde konuştu. Tütün endüstrisinin hedefi kadınlar Toker, sigara firmalarının son yıllarda özellikle genç kadınları hedef aldığını belirterek, Türkiye’de genç kadınlarda sigara kullanımının son 10 yılda ciddi oranda arttığını söyledi. Bu artışın sürmesi halinde gelecek yıllarda kadınlarda akciğer kanseri ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümlerin ciddi şekilde yükselebileceği uyarısında bulunan Toker, kadınları tütün endüstrisinin etkisine karşı dikkatli olmaya çağırdı. Elektronik sigaralar ve vakalar Toker, slim sigaraların ardından elektronik ve ısıtılmış sigaraların piyasaya sürüldüğünü belirterek, bu ürünlerin de nikotin bağımlılığına yol açan ve ciddi sağlık riskleri taşıyan zararlı ürünler olduğunu söyledi. Toker, ABD’de yaşanan ölümleri hatırlatarak Türkiye’de de vakaların görülmeye başladığını ve kullanıcıların dikkatli olması gerektiğini vurguladı.
03 Şubat 2026 Salı - 11:19
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "(Grip vakaları) Bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok"
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, grip vakalarının arttığı iddialarına ilişkin, "Türkiye’de bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok" dedi. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Demirkol, grip vakalarının arttığı iddialarına ilişkin açıklama yaptı. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Demirkol, enfeksiyonları yakından takip ettiklerini belirterek, "Erken uyarı sistemimizle, Türkiye’nin herhangi bir yerinde ortaya çıkan vaka artışları bizim sistemimize sinyal olarak düşüyor ve ekiplerimiz, uzman ekiplerimiz, biyologlarımız bu konuyla ilgili yakın takipteler. Türkiye’nin herhangi bir ilinde, herhangi bir köyünde, herhangi bir vaka artışı adresler üzerinden bizim sistemimizde yakından takip ediliyor. Bu şu demek, farklı hastanelere aynı köyden başvuran 20 vatandaşımız farklı hastanelere başvurmuş olsalar bile onların Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) adreslerinden bulundukları köy kümelenmesi çalışması anında yapılıyor" şeklinde konuştu. "Bizim alarm olacağımız herhangi bir artış farklı bir artış söz konusu değil" Her yıl ekim ayından mart ayına kadar dalgalanmaları beklediklerini aktaran Demirkol, "Epidemiyologlarımızla yaptığımız bilimsel toplantılarda da onların da bize bu raporların analizlerinde söyledikleri bu süreci normal olduğu. Yani biz her ayın her gününde bir önceki yıllara göre farklı bir artış var mı, beklemediğimiz bir yükseliş var mı diye de bakıyoruz. Bir önceki haftaya göre bu haftada artış olabilir, fakat bir önceki yılla kıyaslayarak mevsimsel geçişleri doğru analiz etmek gerekiyor bilimsel açıdan. Bu kapsamda bu süreçte bizim dikkatimizi çeken vatandaşımızın alarm olacağı, bizim alarm olacağımız herhangi bir artış farklı bir artış söz konusu değil" açıklamasında bulundu. "Türkiye’de bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok" Her yıl farklı mutasyonlarla farklı virüs türlerinin ortaya çıktığını dile getiren Demirkol, "Dünyanın farklı yerlerinde tabii çeşitli virüs isimleri gündemimize geliyor, haberlerde okuyoruz. Türkiye’de acaba bu var mı diye vatandaşlarımız endişeleniyor. Fakat içleri rahat olsun. Biz yakından sistemi bilim adamlarımızla, bilim komisyonlarımızla yakından takip ediyoruz. Bilim insanlarımız bu konuda bizleri her daim aydınlatıyorlar ve yol gösteriyorlar. Türkiye’de bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok. Bu mevsimde doğal artışları yaşıyoruz" diye konuştu. "Kontrol dışına çıkan belirtilerde en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalarını tavsiye ediyoruz" Demirkol, öksürük, bulantı, kusma gibi belirtilerin kontrol dışına çıktığında en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Uyarımız bu dönemde ateş, öksürük, bulantı kusma gibi durumlar olduğunda istirahat etmelerini, olabildiği kadar kalabalıklardan uzak kalmalarını, bol su tüketmelerini ve doğal beslenmelerini tavsiye ediyoruz. Bunlar kontrol dışına çıktığında öksürük, ateş, bulantı kusma gibi yine en yakın sağlık tesisimize başvurmalarını kendilerine tavsiye ediyoruz. Bu süreçler, doğal süreçler geçecektir. Fakat kronik hastalığı olanlar, yaşlı olanlar özellikle bebeklerde, çocuklarda da hassas ve kırılgan gruplarımız olduğu için, enfeksiyonlardan çok daha kolay etkilendikleri için hem bu gruplara daha bir hassasiyetle eğiliyoruz tüm sağlık personelimizle hem de onlara bu durum yaşandığında hastanelerimizi bekliyoruz."
03 Şubat 2026 Salı - 11:10
Bayburt Devlet Hastanesinde Ocak ayında 40 bin 4 hasta muayene edildi
Bayburt Devlet Hastanesi, Ocak ayında başvuran hastaneye başvuran hasta sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre yılın ilk ayında ayaktan bakılan hasta sayısı 40 bin 4 olarak kayıtlara geçti. Aralık ayında 42 bin 406 olan hasta sayısının Ocak ayında düştüğü görülürken, en fazla başvurunun iç hastalıkları ve göz hastalıkları polikliniklerine yapıldığı belirtildi. Bayburt Devlet Hastanesinde Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alan 10 bin 762, MHRS dışı ayaktan başvuran 17 bin 249 ve acil servise müracaat eden 11 bin 993 hasta olmak üzere toplam 40 bin 4 kişi muayene edildi. Ocak ayında en fazla başvuru 4 bin 131 hasta ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldı. Bu polikliniği 2 bin 533 başvuru ile göz hastalıkları, 2 bin 470 ile ortopedi, 2 bin 293 ile kadın hastalıkları ve doğum ve 2 bin 228 ile çocuk polikliniği izledi. Acil serviste ise 11 bin 993 hastaya müdahale edildi. 01-31 Ocak tarihleri arasında polikliniklere tedavileri yapılmak üzere başvuran ve muayene edilenlerin sayıları ise şu şekilde: Uzman aile hekimliği: 993 Anestezi polikliniği: 276 Beyin cerrahisi: Bin 318 Cildiye polikliniği: Bin 142 Çocuk cerrahisi: 145 Çocuk polikliniği: 2 bin 228 Çocuk ve ergen ruh sağlığı: 300 Enfeksiyon hastalıkları: 376 Fizik tedavi polikliniği: Bin 207 Genel cerrahi polikliniği: Bin 283 Göğüs cerrahisi polikliniği: 142 Göğüs hastalıkları polikliniği: 936 Göz hastalıkları polikliniği: 2 bin 533 İç hastalıkları polikliniği: 4 bin 131 Kadın hastalıkları ve doğum polikliniği: 2 bin 293 Kalp damar cerrahisi: 273 Kardiyoloji polikliniği: Bin 269 Kulak burun boğaz polikliniği: Bin 350 Nöroloji polikliniği: 998 Ortopedi polikliniği: 2 bin 470 Plastik cerrahi polikliniği: 202 Ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği: Bin 35 Üroloji polikliniği: Bin 111 Acil servis hastası: 11 bin 993 Hastanede, 284 ameliyat ve 63 lokal ameliyat gerçekleştirilirken, 86 endoskopi, 24 kolonoskopi ve 35 anjiyo işlemi yapıldı. Ayrıca 3 hastaya kalıcı kalp pili takıldı. gebe okulundan yararlanan danışan sayısı ise 18 olarak açıklandı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:35
Doç. Dr. Fatma Sert: "Kanserle mücadelede başarı farkındalıkla mümkündür"
Ege Üniversitesi (EÜ) Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Fatma Sert, kanserle mücadelede başarının yalnızca bilimsel gelişmelerle değil; toplumsal farkındalık, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli sağlık kontrolleriyle mümkün olabileceğini vurguladı. Doç. Dr. Fatma Sert, kanserle mücadelede güncel bilimsel gelişmeler ve merkez bünyesinde yürütülen çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün bilimsel gelişmeleri toplumla paylaşmak açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Doç. Dr. Fatma Sert, kanserin dünya genelinde ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. Doç. Dr. Sert, "Günümüzde kanser tedavisinde en önemli gelişmelerden biri, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının klinik uygulamaya girmiş olmasıdır. Moleküler biyoloji ve genetik alanındaki ilerlemeler sayesinde, hastalarımızın tümör yapısına özgü hedefli tedaviler uygulayabiliyoruz. Bu yaklaşımlar, tedavinin etkinliğini artırırken yan etkilerin azaltılmasına da önemli katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte immünoterapi alanındaki gelişmeler de kanser tedavisinde yeni bir dönemi beraberinde getirmiştir. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini hedefleyen bu tedaviler, özellikle akciğer kanseri, melanom ve bazı genitoüriner kanser türlerinde sağkalım sürelerini anlamlı şekilde uzatmıştır. Klasik kemoterapiden farklı etki mekanizmalarıyla çalışan immünoterapiler, kanserle mücadelede umut verici sonuçlar ortaya koymaktadır" dedi. "Erken tanı, tedavi başarısını belirleyen en kritik faktördür" Erken tanı ve gelişmiş radyoterapinin tedavi başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Sert, "Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmeler de kanser tedavisinde önemli kazanımlar sağlamaktadır. Yoğunluk ayarlı, görüntü kılavuzlu ve stereotaktik radyoterapi teknikleri sayesinde tümörler çok daha yüksek doğrulukla hedeflenebilmekte, sağlıklı dokular ise maksimum düzeyde korunabilmektedir. Bu sayede tedavi başarısı artarken, hastalarımızın yaşam kalitesi de önemli ölçüde iyileşmektedir. Bunun yanı sıra erken tanı ve tarama programlarının önemi her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Meme, rahim ağzı, kolorektal ve prostat kanserleri başta olmak üzere pek çok kanser türünde hastalığın erken evrede saptanması, tedavi sürecinin başarısını doğrudan belirleyen en kritik faktörlerden biridir" diye konuştu. "Kanserle mücadelede aktif bir rol üstleniyoruz" Kanserle mücadelede başarının yalnızca tıbbi gelişmelere dayanmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sert, "Merkezi olarak bilimsel araştırmalar, multidisipliner hasta yaklaşımı, toplum bilgilendirme çalışmaları ve eğitim faaliyetleriyle kanserle mücadelede aktif bir rol üstleniyoruz. Merkezimizde yürütülen kanser kayıtları, ülkemizin en köklü ve güvenilir kanser veri kaynakları arasında yer almaktadır. Aynı zamanda yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projeleri ve klinik çalışmalarla çağdaş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlıyor, hastalarımıza en güncel bilimsel veriler ışığında hizmet sunuyoruz. Bu anlamlı günde bir kez daha vurgulamak isteriz ki, kanserle mücadelede başarı yalnızca bilimsel gelişmelerle değil; toplumsal farkındalık, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli sağlık kontrolleriyle mümkündür. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün toplumsal bilinçlenmeyi artırmasını ve kanserle mücadelede umutlarımızı güçlendirmesini temenni ediyoruz" dedi.
03 Şubat 2026 Salı - 10:27
Diş kaybı sadece gülüşü değil, tüm vücut dengesini etkiliyor
Diş kaybı yalnızca estetik bir soruna değil, çiğneme fonksiyonundan vücut dengesine, yüz görünümünden genel sağlığa kadar birçok sistemi etkileyen ciddi bir sağlık problemine neden olabiliyor. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, tedavi edilmeyen diş eksikliklerinin kişiyi 5-10 yıl daha yaşlı gösterebildiğini söyledi. Sağlığı birçok açıdan etkileyen dişlerde yaşanan kayıpların tedavi edilmemesi zincirleme sorunlara sebep oluyor. BAU Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş eksikliğinin çene kemiğinin zayıflamasına, yüz şeklinin değişmesine, sindirim sorunlarına ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini belirtti. Ahmet, bu sürecin zamanla zincirleme sağlık sorunlarına neden olduğuna dikkat çekti. Çoğu zaman estetik kaygı ya da çiğneme zorluğuyla dikkat çeken diş kayıplarının genel sağlık açısından birçok etkisi bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş kayıplarının oluşturduğu etkinin birbirlerini tetikleyen sağlık sorunlarına yol açtığını vurguladı. Diş kayıplarını değerlendiren Prof. Dr. Ahmet, "Diş kaybı çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun ya da çiğneme zorluğu olarak düşünülür. Oysa bilimsel araştırmalar, eksik dişlerin yalnızca yüzü yaşlandırmakla kalmadığını; kas, eklem ve iskelet sistemini de olumsuz etkilediğini, hastanın postürünü değiştirdiğini de ortaya koyuyor. Başka bir deyişle dişler, sandığımızdan çok daha büyük bir denge sisteminin parçası olduğundan, tek bir diş eksikliğinin bile göz ardı edilmemesi gerekir" dedi. Çene kemiğinde yüzde 40’a varan kayıp Dişlerin yüzün alt bölümünü şekillendiren ve çiğneme sistemini oluşturan yapılar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet, bilimsel çalışmalara göre diş çekimini takip eden ilk 6-12 ay içinde çene kemiğinde yüzde 25 ila yüzde 40’a varan kemik kaybı görülebildiğini belirtti. Ahmet, tek bir diş kaybının bile çiğneme sistemindeki dengeyi bozabildiğini söyledi. 5-10 yıl daha yaşlı görünüm Diş kaybının çiğneme kaslarının zayıflamasına ve çiğneme gücünün azalmasına sebep olabildiğini de belirten Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, "Çiğneme sırasında aktif olarak çalışan kaslar diş eksikliği nedeniyle yeterince kullanılamadığında bu kasların etkinliklerinin azalmaya başladığını görüyoruz. Bu durum yüzde sarkma hissi, ağız çevresinde kırışıklıkların artması, dudakların birbiri üzerine yığılması yorgun ve çökmüş bir yüz ifadesine sebep olurken, birçok hasta da bu süreci ’yüzüm eski dolgunluğunu kaybetti’ diyerek ifade ediyor" dedi. Diş eksikliğinin oluşturduğu kemik kaybıyla dudakların desteğini yitirerek içe doğru çekilmelerine, yanakların çökmesine, alt yüz yüksekliğinin azalmasına çene hattının belirginliğini kaybetmesine neden olabildiğine değinen Ahmet, bu durumun kişinin kronolojik yaşından 5-10 yıl daha yaşlı bir görünüme sahip olmasına sebep olabildiğine dikkat çekti. "Vücut dengesini etkileyebiliyor" Diş eksikliklerinin etkisinin yüzle sınırlı olmadığını vurgulayan Ahmet, çiğneme sisteminin çene eklemi (TME), boyun kasları, omuzlar ve hatta omurga ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Ahmet, "Eksik dişler nedeniyle çiğnemenin tek taraflı yapılmaya başlanmasıyla birlikte çene eklemine ve kalan dişlere binen yük artar. Çene ekleminde ağrı, ses gelmesi ve kilitlenme gibi olumsuzluklar görülebilir. Boyun ve omuz kaslarında gerginlik oluşabilirken, duruş bozuklukları, baş ağrıları da ortaya çıkabilir. Yapılan birçok çalışma, uzun süreli diş eksikliği olan bireylerde çene eklemi rahatsızlıkları ve boyun ağrılarının daha sık görüldüğünü göstermektedir. Yani ağızdaki küçük bir eksiklik, zamanla tüm vücut dengesini etkileyebilecek hale gelebilir" dedi. Beyin değişime uyum sağlamaya çalışıyor Çiğnemenin beynin motor ve duyusal alanlarını aktif tutan önemli bir fonksiyon olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet, diş eksikliği sonucu çiğnemenin azalmasıyla birlikte beynin de bu duruma uyum sağlamaya çalıştığını belirtti. Yemek yerken çabuk yorulma, sert gıdalardan kaçınma, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi durumlara da sebep olan diş eksikliği tedavisinin önemli olduğunu söyledi. Zamanında tedavi çok önemli Tedavi süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, özellikle implant destekli protetik tedavilerin, mevcut çene kemiğini koruyarak kemik kaybını yavaşlattığını ve yüzün doğal destek yapısını koruduğunu belirtti. Ahmet: "Tedaviyle çiğneme fonksiyonu yeniden sağlanır, çene eklemi üzerindeki yükler dengelenir, yüz kasları tekrar aktif çalışmaya başlar, boyun ve omuz kaslarındaki dengesizlikler azalır. Bu nedenle protetik tedavileri, yalnızca ağız ve diş sağlığı değil aynı zamanda genel vücut sağlığı açısından da önemdir" dedi. Diş kaybından sonraki 1-2 yıl içinde yapılmayan tedavilerin hem kemik kaybını artırdığını hem de ilerideki tedavi seçeneklerini sınırladığını belirten Ahmet sözlerine şöyle devam etti: "Diş kaybı sonrası ’Nasıl olsa sonra yaptırırım’ düşüncesi, kemik ve kas sistemindeki olumsuz değişimlerin hızlanmasına neden oluyor. Bu nedenle tedavi sürecini geciktirmemek gerekiyor."
03 Şubat 2026 Salı - 10:24
Üroonkolojide güncel yaklaşımlar uzmanlar tarafından ele alındı
Avrasya Üroonkoloji Derneği Anadolu Yakası Ocak Ayı Vaka Tartışma Toplantısı’nda, prostat kanseri başta olmak üzere üroonkolojik hastalıklara yönelik güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Toplantıda, ileri radyoterapi teknolojileri, gerçek hasta olguları ve multidisipliner değerlendirmeler ışığında klinik uygulamalara yön veren yeni yaklaşımlar tartışıldı. Toplantının açılış konuşmasını, Avrasya Üroonkoloji Derneği Başkanlığı’na seçilen ve Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde Üroloji Uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Asıf Yıldırım gerçekleştirdi. Prof. Dr. Yıldırım, vaka temelli bilimsel tartışmaların hekimler arasındaki bilgi paylaşımını güçlendirdiğini ve bu tür toplantıların klinik pratiğe doğrudan katkı sağladığını vurguladı. MR-LINAC ile Kişiye Özel Radyoterapi Toplantının öne çıkan sunumlarından birini yapan Medicana Ataşehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Koca, prostat kanserinde MR ve LINAC teknolojilerinin birlikte kullanıldığı modern radyoterapi yaklaşımlarını anlattı. Prof. Dr. Koca, radyoterapinin artık sabit planlarla değil, hastanın günlük anatomik değişimlerine uyum sağlayan ve gerçek zamanlı görüntüleme ile yönetilen kişiye özel bir tedaviye dönüştüğünü ifade etti. MR tabanlı sistemler sayesinde hedef tümörün anlık olarak izlenebildiğini belirten Prof. Dr. Koca, hedef hacmin organ hareketlerine bağlı olarak yer değiştirmesi durumunda sistemin otomatik olarak durabildiğini vurguladı. Bu yaklaşımın sağlam dokuların korunmasını sağladığını, yan etkileri azalttığını ve hasta konforunu artırdığını dile getirdi. Prof. Dr. Koca, günümüzde kanser tedavisindeki temel hedefin yalnızca hastalığı yok etmek değil, aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini korumak olduğunu söyledi. Olgu panelinde multidisipliner değerlendirme Toplantının olgu paneli moderatörlüğünü Medicana Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Oktay Akça üstlenirken, panelde Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Dr. Cemal Derman ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Dr. Alihan Parpucu tarafından sunulan vakalar ele alındı. İnteraktif şekilde ilerleyen oturumda, prostat ve üroonkolojik hastalıklara yönelik tanı ve tedavi yaklaşımları çok yönlü olarak değerlendirildi. İstanbul Anadolu Yakası’ndaki farklı hastanelerden katılım gösteren hekimlerin de katkılarıyla toplantı, bilimsel etkileşimin yüksek olduğu verimli bir platforma dönüştü. Medicana Ataşehir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşma, üroonkoloji alanında güncel tedavi yaklaşımlarının paylaşılması ve ileri teknolojilerin klinik uygulamalara entegrasyonu açısından önemli bir organizasyon olarak öne çıktı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:11
"Kanserde yapılmaması gereken 10 hata"
Kanserden korkmak yerine doğru adımlarla hastaların hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olmanın günümüzde en önemli yaklaşım haline geldiğini ifade eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Doğru bilgi, doğru zaman ve doğru yaklaşım hayat kurtarır. Bu nedenle, kanser sürecinde internet ve yapay zekadan tanı koymak, tedaviyi yarıda bırakmak, sosyal medya etkisiyle alternatif tedavi yöntemlerine yönelmek, yaşam biçimini aşırı kısıtlamak gibi hatalar tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi. Kanser tanısı almak, şüphesiz bir kişinin hayatında karşılaşabileceği en sarsıcı durumlardan biri. Ancak günümüzde kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Yanlış bilgi ve hatalı yönelimlerin tedavi başarısını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, klinik pratikte en sık karşılaşılan hatalı davranışlar hakkında bilgilendirmede bulundu. "Belirtileri görmezden gelerek doktora geç başvurmak" Birçok hastanın korku nedeniyle hekime başvurmayı ertelediğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa bu gecikme, hastalığın erken evrede yakalanma fırsatının kaçmasına neden olabilir. Erken evrede saptanan kanserlerde başarı oranı çok daha yüksektir. Gecikme ise daha yoğun tedavi süreçleri ve fiziksel yük anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki korku ile ertelenen her gün, hastalığın ilerlemesi için fırsat oluşturabilir" ifadelerini kullandı. "İnternetten ve yapay zekâdan tanı koymak" Günümüzde bilgiye erişimin çok kolay olduğunu belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, şu uyarılarda bulundu: "Hastalar yapay zekâya yazarak kendi kendilerine tanı koymaya çalışabiliyor. Oysa kanser tanısı; klinik muayene, görüntüleme ve patolojik inceleme ile konur. Hiçbir dijital platform tanı koyamaz. Yapay zekâ doktorun yerini tutan bir karar verici değildir. En büyük risk, hastanın yanlış güven hissiyle başvuruyu geciktirmesi veya gereksiz panik yaşamasıdır. Bazı hastalar yapay zekâya en iyi tedaviyi sorarak immünoterapinin kendileri için kesin çözüm olduğu kanaatine varabilmektedir. Oysa bu tedavilerin uygunluğu ancak klinik verilerle belirlenebilir. Tanı ve tedavi kararları mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir." "Tedaviyi yarım bırakmak veya düzensiz sürdürmek" Bazı hastaların yan etkilerden korkarak veya iyi hissettikleri dönemde tedaviyi bırakabildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bu durum tedavi direnci gelişmesine yol açabilir. Tedavide süreklilik esastır. Yan etkiler hekimle paylaşılmalı, çözüm yolları birlikte planlanmalıdır. İyi hissetmek tedavinin bittiği anlamına gelmez. Kanserde başarı, süreklilikle gelir" şeklinde konuştu. "Beslenme, vitamin ve takviyelerde abartılı arayışlara girmek" Yoğun vitamin ve bitkisel ürün arayışına dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Çiçin şu bilgileri paylaştı: "Bu eğilim çoğu zaman sosyal medya ile şekillenir. Oysa gereksiz takviyeler tedavinin etkinliğini azaltabilir, karaciğer yükünü artırabilir. Dengeli beslenme çoğu hasta için yeterlidir. Ek takviyeler ancak doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Doğal olan zararsızdır düşüncesi her zaman doğru değildir." "Bilimsel olmayan tedavi yöntemlerine yönelmek" Çaresizlik hissinin hastaları bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere yönlendirebildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bitkisel karışımlar veya sözde ’hücre yenileyici’ ürünler bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. En büyük risk, hastanın etkin tedaviyi geciktirmesidir. Yanlış umut, doğru tedaviyi geciktirir. Şifa vaat eden her şey gerçek tedavi değildir. Kanserle mücadelede en büyük güç, doğru bilgiye zamanında ulaşmaktır. Hastalığın kendisi kadar bilgi kirliliği de mücadeleyi zorlaştırır. Erken başvuru ve güçlü iletişim başarının temel taşlarıdır. Korkuya değil bilgiye, söylentilere değil bilime güvenmek gerekir" dedi. "Sosyal medya etkisiyle alternatif tedavilere yönelmek" Sosyal medyanın alternatif tedavi yöntemlerini öne çıkardığını söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Yüksek doz C vitamini veya fitoterapi uygulamalarının büyük bölümü bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Sosyal medyadaki hasta hikâyeleri tıbbi ayrıntılardan yoksundur ve genelleştirilemez" uyarısında bulundu. "Kendi hastalığını başka hastalarla karşılaştırmak" Hastaların sıklıkla tedavilerini başkalarıyla kıyasladığını belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa kanser; moleküler yapıları ve tedavi yanıtları açısından kişiden kişiye değişir. Aynı isimli iki kanser bile biyolojik olarak tamamen farklı olabilir. Başka hastalarla karşılaştırma yapmak gereksiz kaygı oluşturur. Başkasının tedavisi, sizin reçeteniz değildir" dedi. "İmmünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlara abartılı beklenti yüklemek" İmmünoterapi ve akıllı ilaçların her hasta için uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bazı hastalar bunları ’kesin çözüm’ görüp zaman kaybedebilir. Önce hastalığın biyolojik özellikleri değerlendirilmelidir. Gerçekçi beklenti ve doğru hasta seçimi başarıyı belirler" dedi. "Yaşam biçimini aşırı kısıtlayarak hayatı zorlaştırmak" Hayatın hastalık merkezli yaşanmasının hatalı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çiçin, "Sosyal ilişkileri kesmek psikolojik yükü artırır. Oysa kontrollü sosyal yaşam ve hafif egzersiz tedaviye uyumu artırır. Hayatı durdurmak tedaviye katkı sağlamaz" ifadelerini kullandı. "Hekimiyle açık iletişim kurmamak" Kanser tedavisinin aynı zamanda bir güven ilişkisi olduğunu belirten Çiçin, "Bazı hastalar yan etkileri veya korkularını hekimlerinden gizleyebilmektedir. Oysa, paylaşılmayan her bilgi tedavi güvenliğini riske atabilir. Kullanılan bitkisel ürünler ilaçlarla etkileşime girebilir. Hekim, ancak tüm tabloyu bildiğinde doğru karar verebilir. Unutulmamalıdır ki doktor-hasta ilişkisi bir ekip çalışmasıdır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:09
Selendi Devlet Hastanesi’nde dahiliye uzmanı göreve başladı
Manisa’nın Selendi ilçesine atanan İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ezgi Bektaş, Selendi Devlet Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Selendi Devlet Hastanesi’ne atanarak görevine başlayan İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Ezgi Bektaş, hasta kabulüne başladı. İstanbul Şişli’de doğan Uzm. Dr. Bektaş, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Nişantaşı Nuri Akın Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 2019 yılında bitirdi. 2019–2021 yılları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak görev yapan Bektaş, Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı (TUS) kazanarak 2021 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İç Hastalıkları ihtisasına başladı. Uzmanlık eğitimini Kasım 2025’te tamamladı. Mecburi hizmet kapsamında Selendi Devlet Hastanesi’ne atanan Uzm. Dr. Bektaş, göreve başlamasının ardından yaptığı açıklamada, "Uzman hekim olarak ilk görev yerim olan Selendi’de hizmet vermekten mutluluk duyuyorum. Selendi halkının samimi ve mütevazı yaklaşımı beni ayrıca memnun etti. Görev sürem boyunca bilimsel ve etik ilkeler doğrultusunda en iyi sağlık hizmetini sunmayı sürdüreceğim" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder