SAĞLIK
Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler 04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02:03 Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50 Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48 "İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:27 Selçuk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisinde bir ilk: Robotik Cerrahi uygulandı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde robotik cerrahi teknolojisi, göğüs cerrahisi alanında ilk kez uygulanmaya başlandı. Küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlar sayesinde hastalar daha az ağrı duyuyor ve günlük yaşamlarına hızlı uyum sağlıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kullanılan son teknoloji robotik cerrahi sistemiyle ameliyatlar invaziv yöntemle gerçekleştiriliyor. Bu sistem, özellikle akciğer kanseri ve göğüs kafesi içindeki çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli avantajlar sunuyor. Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran, robotik cerrahinin küçük kesilerle yapılan ve hastaya daha az travma veren bir yöntem olduğunu belirterek, "Robotik cerrahi, son teknoloji bir sistem. Biz de göğüs cerrahisi olarak birçok vakada bu yöntemi kullanmaya başladık. Akciğer kanseri başta olmak üzere göğüs kafesi içindeki hastalıkların cerrahi tedavisini birkaç santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu yöntem hastaya daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük yaşama daha çabuk dönüş imkanı sağlıyor" dedi. Robotik yöntemle ameliyat edilen bir hastanın bronşektazi nedeniyle operasyona alındığını ifade eden Yıldıran, "Bronşektazi, akciğerde kronik enfeksiyona bağlı olarak hava yollarının genişlemesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Uygun hastalarda cerrahi tedavi önemli bir seçenek oluşturuyor. Biz de ameliyatı dört küçük giriş noktasından gerçekleştiriyoruz. Robotik sistemin üç boyutlu görüntü sağlaması ve cerraha kapalı alanda hassas hareket imkanı sunması sayesinde ameliyatı daha kontrollü ve etkili bir şekilde yapabiliyoruz" diye konuştu.
Hayat Hastanesi 48 yaşında
28 Şubat 2026 Cumartesi - 12:27 Hayat Hastanesi 48 yaşında Türkiye sağlık sektörünün köklü kuruluşlarından Hayat Hastanesi, 48. yılını geride bırakmanın gururunu yaşıyor. Kurulduğu günden bu yana ‘insana dokunan sağlık’ vizyonuyla hizmet veren Hayat Hastanesi, bilgi birikimi, tecrübesi ve hasta odaklı yaklaşımıyla sağlıkta kalite çizgisini sürdürüyor. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, 48. yıl vesilesiyle yaptığı açıklamada sağlık hizmetine bakış açılarını değerlendirirken, "Hayat Hastanesi olarak 48 yıldır sağlık hizmetini yalnızca bir tedavi süreci değil, güvene dayalı bir yol arkadaşlığı olarak görüyoruz. Hasta odaklı yaklaşımımız, modern teknoloji yatırımlarımız ve uzman kadromuzla sağlıkta sürdürülebilir kaliteyi hedefliyoruz" dedi. Uzm. Dr. Ahmet Özkul, bugüne kadar kendilerine güvenen hastaların desteğinin en büyük motivasyon kaynağı olduğunu vurguladı. Sağlık hizmetinde kalite standartlarını sürekli yukarı taşımayı amaçladıklarını belirten Özkul, "Bugüne kadar bize güvenen tüm hastalarımızdan aldığımız güçle, sağlıkta kalite standartlarını yükseltmeye devam ediyoruz. Hayat Hastanesi olarak hedefimiz; bugün olduğu gibi gelecekte de güvenilir, yenilikçi ve insan odaklı sağlık hizmetinin öncüsü olmaktır" şeklinde konuştu. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul açıklamasını şöyle sürdürdü: "Modern tıbbi altyapısı, gelişmiş tanı ve tedavi imkânları ile multidisipliner hizmet anlayışını bir araya getiren Hayat Hastanesi, geçen 48 yılda güçlü kurumsal hafızası ve etik değerlere bağlı sağlık hizmeti anlayışıyla sektörde güvenin simgesi haline geldi. Yenilenen teknolojik yatırımları ve uzman hekim kadrosuyla çağdaş tıbbın imkanlarını hastalarıyla buluşturan hastane, sürdürülebilir kaliteyi temel öncelik olarak konumlandırıyor. Güçlü kurumsal yapısı, nitelikli insan kaynağı ve sürekli yenilenen sağlık yatırımlarıyla Hayat Hastanesi; güven, kalite, modern teknoloji ve hasta memnuniyeti ekseninde sektördeki konumunu pekiştirmeyi sürdürüyor." Uzm. Dr. Ahmet Özkul sözlerini, "48 yıldır hayatlara dokunan Hayat Hastanesi, yarının sağlık standartlarını bugünden inşa etme vizyonuyla hizmet yolculuğuna kararlılıkla devam ediyor" diyerek tamamladı.
Kovancılar’da bir ilk: Evde fizik tedavi uygulaması
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:56 Kovancılar’da bir ilk: Evde fizik tedavi uygulaması Kovancılar ilçesinde Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında bir ilk olma niteliği taşıyan "Evde Fizik Tedavi Uygulaması" hayata geçirildi. Kovancılar İlçe Devlet Hastanesi tarafından Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında bir ilk olma niteliği taşıyan "Evde Fizik Tedavi Uygulaması" hayata geçirildi. Yeni uygulama ile yatağa bağımlı, ameliyat sonrası hareket kısıtlılığı yaşayan ya da kronik rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına ulaşmakta güçlük çeken hastalara fizik tedavi hizmeti kendi ev ortamlarında sunulacak. Başlatılan hizmet sayesinde hastaların sağlık kuruluşlarına gitmeden, ev konforunda tedavi alabilmeleri sağlanırken, sağlık hizmetlerine erişimde önemli bir kolaylık sunulması ve hizmet sürekliliğinin temin edilmesi hedefleniyor. Uygulama kapsamında görev yapan fizyoterapistler tarafından hastaların kas gücü, eklem hareket açıklığı ve günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyleri bilimsel kriterler doğrultusunda değerlendiriliyor. Yapılan değerlendirmeler sonucunda her hastaya özel egzersiz programı hazırlanıyor ve bu programlar düzenli aralıklarla ev ortamında uygulanıyor. Öte yandan, tedavi sürecinin etkinliğini artırmak amacıyla hasta yakınlarına yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları da gerçekleştiriliyor. Böylece tedavi sürecinin sürdürülebilirliği sağlanırken, oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilmesi amaçlanıyor.
Profesör açıkladı: "Yaşayan her hücrenin sonu kanser"
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:22 Profesör açıkladı: "Yaşayan her hücrenin sonu kanser" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, kanserin biyolojik olarak yaşlanma süreciyle ilişkili olduğunu belirterek, "Bugün şunu biliyoruz ki yaşayan her hücrenin sonu kanser. Sadece hangi organ ve ne zaman ortaya çıkacağını bilmiyoruz" dedi. Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaşayan her hücrenin potansiyel olarak kansere dönüşebileceğini vurgulayarak, kansere yakalanma yaşının genetik faktörler, sigara ve çevresel etkenlerle değiştiğini belirtti. Prof. Dr. Özkaya, insan ömrünün 150-170 yaşına kadar uzaması halinde, başka bir hastalıktan hayatını kaybetmeyen bireylerde mutlaka kanser gelişeceğinin öngörüldüğünü ifade etti. Bir kişinin kansere yakalanma yaşının genetik olarak kodlandığını dile getiren Özkaya, sigara ve kanserojen maddelere maruziyetin bu süreci erkene çektiğini söyledi. Özkaya, "Örneğin 150 yaşında akciğer kanseri gelişecek bir kişi, sigara içiyorsa bu yaş 100’e düşebilir. Ailede kanser öyküsü varsa bu yaş daha da erkene çekilebilir ve 45 yaşından sonra her an kanser gelişme riski ile karşı karşıya kalınabilir" diye konuştu. "Yeni vakaların yüzde 37’si önlenebilir" Prof. Dr. Özkaya, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından küresel analize dikkat çekerek, "Bugün elimizde çok net veriler var. 2022 yılında dünyada görülen yeni kanser vakalarının yüzde 37’si, yani yaklaşık 7,1 milyon vaka aslında önlenebilir nedenlerle ortaya çıkmış. Bu son derece çarpıcı bir oran. Demek ki her üç kanserden birinden fazlasını doğru politikalar ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla engellememiz mümkün. 185 ülkeden ve 36 kanser türünden elde edilen verilerin incelendi. Çalışmada tütün, alkol, yüksek vücut kitle indeksi, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği, ultraviyole radyasyon ve enfeksiyonlar dahil 30 önlenebilir risk faktörü değerlendirildi. Tütün kullanımı tek başına tüm yeni kanser vakalarının yüzde 15’inden sorumlu. Enfeksiyonlar yüzde 10, alkol ise yüzde 3 oranında etkili. Yani sigara hâlâ açık ara birinci sırada" şeklinde konuştu. "Erkeklerde önlenebilir risk daha yüksek" Kanser türlerine de değinen Özkaya, "Akciğer kanseri büyük oranda sigara ve hava kirliliğiyle ilişkili. Mide kanseri çoğunlukla helicobacter pylori enfeksiyonuna bağlanabiliyor. Rahim ağzı yani serviks kanseri ise neredeyse tamamen insan papilloma virüsünden (HPV) kaynaklanıyor. Bu da bize aşılama ve enfeksiyon kontrolünün ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Verilere baktığımızda erkeklerde yeni kanser vakalarının yüzde 45’i önlenebilir nedenlerle ilişkiliyken, kadınlarda bu oran yüzde 30. Erkeklerde sigara kullanımı tek başına yüzde 23’lük bir paya sahip. Enfeksiyonlar yüzde 9, alkol yüzde 4 oranında etkili. Kadınlarda ise enfeksiyonlar yüzde 11 ile ilk sırada, sigara yüzde 6 ve yüksek vücut kitle indeksi yüzde 3 oranında karşımıza çıkıyor. Bu tablo, yaşam tarzı değişikliklerinin özellikle erkekler açısından çok daha kritik olduğunu gösteriyor. Küresel ölçekte akciğer, mide ve serviks kanserlerinin hem erkeklerde hem kadınlarda önlenebilir kanserlerin neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu üç kanser türüne odaklanmak bile milyonlarca insanın hayatını kurtarabilir" ifadelerini kullandı. "Kanserle mücadelede üç aşama var" Türkiye’de kanserle mücadelenin üç temel aşamada yürütüldüğünü ifade eden Özkaya, şöyle devam etti: "Birinci aşama korunma. Sigara ve alkolden uzak durmak, kanserojen maddelere maruziyeti azaltmak, sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmekle kansere yakalanma riskimizi ciddi şekilde düşürebiliriz. Risk faktörlerini azalttıkça, kansere yakalanma yaşını ileriye öteleriz. İkinci aşama erken tanıdır. Tarama programları sayesinde kanseri erken evrede yakaladığımızda, çoğu zaman cerrahiyle tamamen tedavi edebiliyoruz. Toplumda ‘kanser bıçak değerse yayılır’ gibi yanlış bir inanış var. Eğer kanser erken evrede yakalanmışsa, ameliyatla tamamen kurtulmak mümkündür. Bu nedenle korkmadan tedavi sürecine girmek gerekir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlıklı Hayat Merkezleri ile KETEM birimleri ücretsiz hizmet veriyor. Vatandaşları tarama programlarına katılmaya davet ediyorum." "İleri evrede hedefimiz yaşam süresini ve kalitesini artırmak" Kanserle mücadelenin üçüncü aşamasının ileri evre hastalar olduğunu belirten Dr. Özkaya, sözlerini şöyle tamamladı: "Maalesef ülkemizde birçok hastaya ileri evrede tanı koyuyoruz. İleri evre kanserlerde olağanüstü bir tedavi yok. Ancak artık genetik analizlerle hastayı kanserle buluşturan moleküler mekanizmaları tespit edebiliyoruz. Hedefe yönelik ve kişiye özel tedavilerle hastalarımızın yaşam süresini uzatabiliyor, yaşam kalitelerini artırabiliyoruz. İleri evrede amacımız hastalığı tamamen yok etmekten çok, onu kontrol altında tutarak hastamıza daha uzun ve konforlu bir yaşam sunmak."
"Migren hastalarına oruç tavsiyeleri"
28 Şubat 2026 Cumartesi - 10:15 "Migren hastalarına oruç tavsiyeleri" Migreni tetikleyen en önemli faktörlerden birinin uzun süreli açlık olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Merve Korukcu, "Bu nedenle migren hastalarının sahur öğününü atlamaması kritik öneme sahiptir. Dengeli bir sahur öğünü, gün içindeki şikayetleri azaltabilir. Yeterli sıvı alımı da migren kontrolünde temel bir unsurdur. İftar ile sahur arasında yeterli miktarda su tüketilmesi, susuzluğa bağlı baş ağrılarının önlenmesine katkı sağlar" dedi. Ramazan ayında özellikle migren hastalarında uzun süreli açlık ve susuzluğun baş ağrılarını artırabileceğine dikkat çeken VM Medical Park Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Merve Korukcu, alınabilecek önlemler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. "Dengeli bir sahur öğünü şikayetleri azaltır" Migren hastalarının sahur öğününü atlamamasının kritik öneme sahip olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Merve Korukcu, "Sahur öğününün atlanması, gün içinde kan şekeri düşüklüğüne bağlı baş ağrılarını artırabilir. Dengeli bir sahur öğünü gün içindeki şikayetleri azaltabilir. Sahurda kan şekerini dengede tutacak, uzun süre tokluk sağlayacak protein ve lif ağırlıklı besinler tercih edilmelidir. Yumurta, yoğurt, peynir, tam tahıllı ürünler ve ceviz gibi sağlıklı yağ kaynakları önerilmektedir. Basit şeker içeren gıdalardan kaçınılması, ani kan şekeri düşüşlerinin önüne geçilmesine yardımcı olur" ifadelerini kullandı. "Yeterli miktarda su tüketin" Yeterli sıvı alımının migren kontrolünde temel bir unsur olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Korukcu, "İftar ile sahur arasında yeterli miktarda su tüketilmesi, susuzluğa bağlı baş ağrılarının önlenmesine katkı sağlar" dedi. "Gün içinde kısa dinlenme araları planlanmalı" Uyku düzeninin korunmasının da migren yönetiminde önemli rol oynadığını işaret eden Uzm. Korukcu, "Sahur nedeniyle değişen uyku saatleri, düzensiz ve yetersiz uyku atakları artırabilir. Mümkün olduğunca düzenli uyku saatleri oluşturmak ve gün içinde kısa dinlenme araları planlamak faydalı olacaktır" ifadelerini kullandı. "Şiddetli ve farklı ağrılarda doktora başvurulmalı" Uzun süreli açlığın kan şekeri dengesini etkileyebileceğini belirten Uzm. Dr. Korukcu, "Kan şekeri düşüklüğü ve susuzluk beyin damarlarında değişikliklere neden olabilir. Bu durum özellikle migren hastalarında daha şiddetli ve uzun süren ataklara yol açabilir" şeklinde konuştu. Baş ağrısının şiddetinin artması, görme kaybı veya bulantı-kusma gibi farklı belirtilerin eşlik etmesi durumunda mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Merve Korukcu, "Ramazan döneminde artan baş ağrıları ihmal edilmemeli, özellikle kronik migren hastaları düzenli kontrollerini aksatmamalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
Doğum sonrası yenilenmeye bütüncül yaklaşım: Anne estetiği
28 Şubat 2026 Cumartesi - 09:34 Doğum sonrası yenilenmeye bütüncül yaklaşım: Anne estetiği Hamilelik ve emzirme sürecinin vücutta bıraktığı değişimlerin tek bir bütünsel cerrahi planlama ile düzeltilebildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Demirhan Dal, toplumda ‘mommy makeover’ olarak bilinen anne estetiği hakkında merak edilenleri paylaştı. Doğum sonrası karın, meme ve vücut hatlarında oluşan değişimlerin tek bir anestezi altında gerçekleştirilen kombine estetik cerrahi uygulamalarla planlandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Demirhan Dal, bu cerrahi planlamayla iyileşme sürecinin daha verimli yönetilebildiğini ve kadının kendisini fiziken ve ruhen iyi hissetmesine destek olmanın amaçlandığını söyledi. Dal, "Doğum sonrası en sık karşılaşılan sorunlar arasında karın kaslarında ayrışma, memelerde sarkma ve hacim kaybı ile bölgesel yağlanmalar yer alır. Anne estetiği ile gevşeyen karın bölgesi sıkılaştırılır ve karın duvarı güçlendirilir. Böylece yalnızca estetik bir iyileşme değil, duruş bozukluğuna bağlı bel ve karın ağrılarında da azalma sağlanabilir. Meme dikleştirme, küçültme ya da silikon protez uygulamaları ile daha dik ve doğal bir görünüm elde edilebilir. Liposuction sayesinde ise bel, basen ve karın yan bölgeleri şekillendirilerek daha orantılı bir vücut formu oluşturulur" ifadelerini kullandı. Kişiye özel planlanmalı Aynı anda tüm işlemlerin uygulanması iyileşme sürecine dair zaman yönetimi açısından avantaj sağlayabilse de her hasta için uygun olamayacağını belirten Dal, "Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişiler mutlaka detaylı bir sağlık değerlendirmesinden geçirilmelidir. Genel anestezi altında yapılan ve ortalama 4-6 saat sürebilen bu ameliyatlarda, hastanın genel sağlık durumu büyük önem taşır. Uzun süren cerrahiler anestezi risklerini artırabileceği gibi iyileşme sürecini de zorlaştırabilir. Bu nedenle bazı hastalarda işlemler iki aşamalı planlanabilir. Yoğun sigara kullanımı da yara iyileşmesini olumsuz etkileyebileceğinden ameliyat öncesi mutlaka hekimle paylaşılmalıdır" açıklamasında bulundu. Doğum sonrası hormonların dengelenmesi, meme dokusunun hacim değişikliklerinin tamamlanması ve karın bölgesinin toparlanması sonrası ameliyatın uygun olduğunun altını çizen Dal, "Daha kalıcı ve öngörülebilir sonuçlar elde edebilmek için ameliyatın doğumdan en az 6 ay sonra planlanması önerilir. Emzirme bittikten sonra ise en az 3-6 ay geçmesi beklenmelidir. Yakın zamanda yeniden gebelik planlayan kadınlara karın germe ve meme ameliyatları önerilmez. Çünkü yeni bir gebelikte karın kasları yeniden gevşeyebilir, meme hacmi değişebilir ve tekrar sarkma oluşabilir" diye konuştu. İyileşme süresi 2 hafta Dal, ameliyat sonrası iyileşme sürecine dair şu ifadeleri kullandı: "Sadece meme ameliyatı veya düşük hacimli liposuction uygulanan hastalarda genellikle 1 gece yatış yeterlidir. Karın germe ameliyatı eklenen hastalar ise çoğunlukla 2 gece hastanede takip edilir. İlk günlerde özellikle karın germe sonrası ağrı daha belirgin olabilir. Bu nedenle ağrı kontrolü sağlanmadan taburculuk önerilmez. Ortalama 1. haftada drenler alınır ve eriyen dikişler kullanıldığı için ayrıca dikiş alma işlemi gerekmez. Hastalar yaklaşık 2 hafta içinde günlük ve sosyal yaşamlarına büyük ölçüde dönebilir. 3. haftada seroma kontrolü, 3. ayda ise yara iyileşmesi ve iz değerlendirmesi yapılır. Uygun bakım ve düzenli kontrollerle iyileşme süreci genellikle kontrollü ve konforlu ilerler."
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir"
27 Şubat 2026 Cuma - 21:05 Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir" Kastamonu’da şehit aileleri ve gazilerle iftar yemeğinde buluşan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, AK Parti Kastamonu İl Başkanlığı tarafından düzenlenen "Gönül Sofrası" iftar programına katıldı. İftarda şehit aileleri, gazi ve gazi yakınlarıyla bir araya gelen Bakan Memişoğlu, sağlık hizmetleriyle ilgili açıklamalarda bulundu. "Sağlık, Türkiye yüzyılı vizyonunun en güçlü başlıklarından biridir" Son 23 yılda Türkiye’deki sağlık hizmetlerinde tarihi dönüşüm olduğunu kaydeden Memişoğlu, "Bu değişimin temelinde; güçlü bir irade, milletine adanmış bir liderlik ve insanı merkeze alan bir vizyon vardır. Hep birlikte sadece tedavi eden değil, koruyan, geliştiren ve üreten bir sağlık sistemi inşa ettik. Koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırdık. Birinci basamağı ve aile hekimliğini güçlendirdik. Şehir hastanelerimizle modern ve güçlü bir altyapı kurduk. Dijitalleşme ve teknoloji yatırımlarıyla sistemi sürekli yeniledik. Yerli ve milli üretim hamleleriyle sağlık teknolojilerinde küresel ölçekte söz sahibi bir Türkiye hedefini büyüttük ve kararlılıkla geliştirmeye devam ediyoruz. Bugün Türkiye, sağlıkta bölgesinde referans gösterilen bir ülkedir. Çünkü biliyoruz ki sağlık, Türkiye yüzyılı vizyonunun en güçlü başlıklarından biridir. Sağlıklı birey güçlü ailedir, güçlü aile güçlü toplumdur. Güçlü toplum ise güçlü Türkiye’dir. Bu anlayışla koruyucu ve önleyici hizmetleri daha da yaygınlaştırıyoruz. Bağımlılıkla mücadeleden kronik hastalıkların önlenmesine kadar vatandaşımızı sürecin merkezine alan proaktif bir yaklaşımı benimsiyoruz. Biz, sadece bugünün değil, geleceğin de sağlık sistemini planlıyoruz. İşte bu yüzden sağlıklı Türkiye yüzyılı diyoruz" dedi. "Memnuniyet oranı son bir yılda yüzde 69,4’e yükselmiştir" Verilerin sağlık hizmetlerinde doğru yolda olunduğunu gösterdiğini dile getiren Memişoğlu, "Sağlık çalışanlarımız bu sistemin omurgasıdır. Pandemide gösterdikleri fedakarlıklar, afetlerde ortaya koydukları gayret ve her gün sağlık tesislerimizde verdikleri emek milletimizin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Bu güven, memnuniyet oranlarına da yansımaktadır. Sağlık hizmetleri memnuniyet oranı son bir yılda 6,2 puan artarak yüzde 69,4’e yükselmiştir. Şehir hastanelerimizde yüzde 70,8, kamu hastanelerimizde yüzde 71,2, aile sağlığı hizmetlerimizde yüzde 70,1 memnuniyet oranına ulaşılmıştır. Bu tablo, doğru yolda olduğumuzun somut bir göstergesidir" diye konuştu. "Milletimizin sağlığı için daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz" Daha güçlü sağlık sistemi için çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Memişoğlu, "Bu ilk iftar sofrasında bir kez daha sözlerimizi yineliyoruz. Milletimizin sağlığı için daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz, daha erişilebilir, daha güçlü bir sağlık sistemi için durmadan ilerleyeceğiz. Bu yol inanç yoludur, hizmet yoludur, milletimize adanmışlık yoludur" şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından AK Parti Kastamonu İl Başkanı Ahmet Sevgilioğlu tarafından Bakan Memişoğlu’na, bir yetimin 6 aylık masraflarının karşılandığını gösteren bağışın yer aldığı sertifika takdim edildi. Kastamonuspor yönetimi tarafından da Bakan Memişoğlu’na forma hediye edildi. İftar programına Vali Meftun Dallı, AK Kastamonu milletvekilleri Halil Uluay ve Serap Ekmekci, Kastamonu Emniyet Müdürü Tamer Taş, AK Parti Kastamonu İl Başkanı Ahmet Sevgilioğlu, Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Küçükyılmaz, şehit aileleri, gazi ve gazi yakınları ile vatandaşlar katıldı.