SAĞLIK - 20 Mayıs 2025 Salı 09:59

Hiperbarik oksijen tedavi ünitesi Eskişehir’de şifa dağıtıyor

A
A
A
Hiperbarik oksijen tedavi ünitesi Eskişehir’de şifa dağıtıyor

Eskişehir’de Yunus Emre Devlet Hastanesi bünyesinde hizmeti sunulan ve bazen cerrahi işlemlere bile gerek kalmamasını sağlayan hiperbarik tedavi yöntemine hem bölgeden hem de şehir dışından gelen hastalar yoğun ilgi gösteriyor.


Yunus Emre Devlet Hastanesi İki Eylül Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen yüksek basınçlı hiperbarik oksijen tedavisi yaraların geç iyileştiği, enfeksiyonların direnç gösterdiği ve dokulara yeterli oksijenin ulaşamadığı durumlarda etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor. Özel basınç odalarında yüzde 100 saf oksijen solunarak uygulanan yöntem, özellikle diyabetik ayak yaraları, kemik enfeksiyonları, yanıklar ve karbonmonoksit zehirlenmeleri gibi pek çok durumda destek tedavi olarak uygulanıyor. Tedavi süresi hastalığın türüne göre değişirken, kronik vakalarda ortalama 30-60 seans yapılıyor. Bölgede sadece Eskişehir’de sunulan hiperbarik tedavi hizmeti, şehir dışından gelen vatandaşlara da şifa oluyor.



"Bu tedaviyi herkes bilmiyor"


Tedavi için Afyonkarahisar’dan Eskişehir’e gelen Ayşe Arsoy, "Sol kulağımda ağır işitme kaybı oluştu. Bu olay ’vertigo’ ile birlikte oldu ve oradaki doktorumuz ’hiperbarik’ tedavisi önerdi. Bu tedavinin Eskişehir’de olduğunu öğrendik. Buraya geldik, tedaviye başladık. İlk 10 günün sonunda işitme testi yapıldı, bir gelişme görüldü. Benim 106 olan derecem 96’ya düştü. İnşallah açılır diye bekliyoruz. Bu tedaviyi herkes bilmiyor. Bize sadece doktorlar duyurdu, böyle bir tedavi olduğunu biz de bilmiyorduk. Daha da duyurulması güzel olur. Herkes bu tedaviden faydalansın isteriz. Özellikle yara tedavisinde çok daha iyi olduğunu söylüyorlar" dedi.



"Tedavi uygulanırken ve sonrasında kulakta aşırı bir rahatlama olduğunu gördük"


Uşak’tan gelen hasta Sinan Çelik, "17 Nisan’da sağ kulağımda işitme kaybı gerçekleşti. Daha sonrasında 3 gün bekledik, 4’üncü gün doktorumuza müracaat ettik. İlk etapta 15 gün ilaçla kortizon tedavisi uygulandı. Devamındaki aşamaları kendisi bize aktardı, Allah razı olsun. Kulaktan iğne yapılması gerektiğini, bunun yanında hiperbarik tedavisi olduğunu söyledi. Tabii biz de ilk defa o vesileyle bu tedaviyi duymuş olduk. Bu hiperbarik tedavisinin de bölgede sadece Eskişehir ve Denizli’de olduğunu bizlere söyledi. Biz de yakın olduğu için Eskişehir’i seçtik. Buraya geldik, tedaviye başladık. Ben 6 seans girdim, gerçekten çok faydasını gördük. Özellikle içeride tedavi uygulanırken ve sonrasında kulakta aşırı bir rahatlama olduğunu gördük" şeklinde konuştu.



"Sadece Eskişehir’den değil, çevre illerden de bu merkeze hasta geliyor"


İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, hiperbarik tedavisiyle ilgili şu bilgileri aktardı:


"Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne bağlı hiperbarik tedavi ünitemizde bulunuyoruz şu an. Bu tedavi yaklaşımı oldukça kıymetli ve önemli. Çok spesifik durumlarda kullanılabiliyor. Ülkemizde çok yaygın bir sağlık hizmeti değil. Bizim hipebarik tedavi ünitemiz çok uzun yıllardan beri bölge halkına sağlık hizmeti sunuyor. Burada hastalarımıza yüksek basınçla yüzde 100 oksijen vermekteyiz. Sadece Eskişehir değil; Kütahya, Afyonkarahisar, Bilecik ve bazen Uşak ilinden bile bu merkeze hasta geldiğini söyleyebilirim. Bu merkezde 2024 yılında yaklaşık 950 ile bin civarında tedavi gören hasta grubumuz var. Bahse konu hasta grubunun da 3’te 1’i çevre illerden bu merkeze gelmekte. 2025 yılının ilk 4 ayında 350 civarında hasta geldiğini rahatlıkla ifade edebilirim. Tabii buradaki hasta profili farklılık arz etmekte."



"Bazen cerrahiyi bile engellediği vakaların olduğu çok değerli bir tedavi"


Sualtı Hekimliği Hiperbarik Tıp Uzmanı Dr. Selahattin Çakıroğlu ise, "Burası bölgenin tek hiperbarik tedavisi veren merkezi. Bizim bölgemizdeki üniversitelerde ve şehir hastanelerinde olmayan hizmeti bu devlet hastanesinde veriyoruz. Hastalarımız rutin tedavilerinde içeride 2 saat boyunca yüksek basınçlı ortamda kalıyorlar. Biz de maske yoluyla aralıklı yüzde 100 oksijen vererek 2 saatte bu hastalara oksijen tedavisi uyguluyoruz. Kronik yara hastalarını çok alıyoruz. Bunlar genellikle diyabetik hastalar olabiliyor. Onun dışında, diyabetik olmayan, kemik iltihabı ile ilerleyen başka kronik yaralar oluyor. Hastaların tedavileri 1 buçuk ay ile 3 ay civarında sürmekte. Aldığımız akut hastalar da mevcut. Bunlar genelde zehirlenme hastaları oluyor ve tedavileri görece 1-2 hafta sürmekte. Onun dışında yine ezilme yaralanmaları geliyor. Özellikle deprem zamanı burası oldukça yoğun çalıştı. Akut tarzı yaralanmalarda oldukça faydalı bir tedavi. Hatta bazen cerrahiyi bile engellediği vakaların olduğu çok değerli bir tedavi. Bölgede tek merkez olarak hizmet vermekteyiz. Oldukça yoğun bir çalışma saatlerimiz var, günde 4 seans aralıksız hizmet veriyoruz. Sabah 08.00’dan başlayıp akşam 19.00’a kadar sürüyor. 3 hekim bunu idare ediyoruz, 10 yardımcı sağlık personelimiz var. Bölgeye hizmet verdiğimiz ve tek merkez olduğumuz için tüm ekiple 7/24 kesintisiz acil vakalar için de hizmetimiz sürüyor" ifadelerini kullandı.



Hiperbarik oksijen tedavi ünitesi Eskişehir’de şifa dağıtıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kuraklığa karşı Türkiye’den küresel çözüm Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde yüzde 25’e varan artış sağlayan teknolojinin; ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da sahada kullanıldığı belirtildi. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (KOSB) kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Tesisin açılış töreni 16 Mayıs tarihinde gerçekleştirildi. Törene; TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ile çok sayıda kamu kurumu temsilcisi, akademisyen, sektör paydaşı ve uluslararası konuk katıldı. Yapılan açıklamaya göre, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının bin 800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak kullanılıyor. Akademiden sanayiye geçişte başarı örneği TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi. Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü aktardı. "Su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji" Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, dünyada ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Tek, dünyanın da güvendiği, beklediği de bu." Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçtiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı. "Suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir" TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu söyledi. Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: "Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir." Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını söyledi. "Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk" ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, sözlerini şöyle sürdürdü: "Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde Ar-Ge aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek." Nanoteknoloji ürünler daha etkin sonuç veriyor ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor." Uluslararası açılım küresel gündemle örtüşüyor ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise yaptığı açıklamada, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi. Tanrıverdi şunları kaydetti: "Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz." Laboratuvardan endüstriye Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor. Entegre bir teknoloji ailesi Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor. Küresel yapı İstanbul’da Ar-Ge ve üretim altyapısına, Hollanda Lahey’de uluslararası ofisine ve ANT Systems Holding B.V. çatısına sahip olan şirket, Avrupa merkezli küresel büyüme stratejisini sürdürüyor. Yatırımcı yapısı ANT Systems; Ünlü Portföy Yönetimi A.Ş., BloomTech Capital B.V. (Hollanda ve Umman), Foton Holding B.V. (Hollanda), Akça Holding, HEK Yatırım A.Ş. ve The Porte Global Affairs A.Ş. gibi kurumsal yatırımcıların yanı sıra Güler Sabancı, Dilara Kaya Karadeniz, Orhan Tağı, Erman Yurdakul ve Can Güneri’nin yer aldığı bir yatırımcı yapısı tarafından destekleniyor. Tören, protokol konuşmalarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi.
Kayseri YRP İl Başkanı Özcan: "19 Mayıs milli şuurla verilen mücadelenin adıdır" Yeniden Refah Partisi (YRP) Kayseri İl Başkanı Ali Özcan; 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, "19 Mayıs 1919, aziz milletimizin bağımsızlık yolunda attığı en büyük adımlardan biri; imanla, kararlılıkla ve milli şuurla verilen kutlu mücadelenin başlangıcıdır" dedi. YRP Kayseri İl Başkanı Ali Özcan mesajında; "Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkarak yaktığı istiklal meşalesi, milletimizin birlik ve beraberlik içerisinde esareti kabul etmeyeceğinin göstergesiydi. Bugün bizlere düşen en büyük sorumluluk ise geçmişten aldığımız bu ruhu, güçlü bir gelecek idealine dönüştürmektir. Güçlü Türkiye; sadece sözde değil, üretimde, teknolojide, fabrikalaşmada ve ağır sanayide kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye ile mümkün olacaktır. Yerli üretimi artıran, çalışan, üreten ve kalkınan bir anlayış; milletimizin ekonomik bağımsızlığının da en önemli teminatıdır. .Ancak biliyoruz ki kalkınma yalnızca maddi güçle değil; ahlaklı, vicdan sahibi ve maneviyatına bağlı nesillerle mümkündür. Milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, büyüklerine saygılı, vatanını seven, çalışkan ve dürüst bir gençlik; ülkemizin en büyük hazinesidir. Gençlerimizin ilimde, bilimde, sporda, sanatta ve teknolojide ilerlerken aynı zamanda ahlakı ve maneviyatı da hayatlarının merkezine alması, yarınlarımız adına en büyük temennimizdir. Yeniden büyük ve güçlü Türkiye idealine ulaşmanın yolu; üretim ekonomisini önceleyen, alın terini kıymetli gören, adaleti esas alan ve manevi kalkınmayı ihmal etmeyen bir anlayıştan geçmektedir. İnşallah gençlerimizle birlikte, her alanda daha güçlü, daha müreffeh ve daha bağımsız bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Bu vesileyle istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; aziz milletimizin ve kıymetli gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum" ifadelerine yer verdi.
Bursa Kamyonetin motorunda giden tamirci konuştu: "Müşteriyi 40 bin liradan kurtardık" Bursa’nın İnegöl ilçesinde arızayı tespit etmek için seyir halinde olan kamyonetin motor kısmına oturan tamirci konuştu. Olay, dün İnegöl’ün Mahmudiye Mahallesi Tabakhane Caddesi’nde meydana geldi. Arızalanan kamyoneti kontrol eden tamirci, sorunun kaynağını bulabilmek için aracın ön kısmına çıktı. Seyir halindeki kamyonetin motor bölümünde ilerleyen tamircinin tehlikeli yolculuğu çevredeki vatandaşlarca görüntülendi. Görüntüler kısa sürede sosyal medyada ilgi gördü. Müşterisini ciddi bir masraftan kurtardığını söyleyen oto tamircisi Mesut Torun (40) olayı tüm detaylarıyla anlattı. Torun, "Arabada bir mazot kaçağı vardı. Durduğu yerde kaçırmıyordu araç, mecbur yüke bindiği zaman kaçırıyordu. Bunu da test etmek için haliyle arabayı çalışır vaziyette denemek lazımdı. O yüzden böyle bir işe kalkıştık. Fazla gezmedik aslında, gezdiğimiz kilometre, kilometre değil de metre. 300-350 metre arasıydı. Fazla bir şey yoktu ama sonuçta arızayı da bulduk Allah’a şükür. Müşteriyi de 40 bin liradan kurtardık, yarı fiyatına maliyet ettik diyelim. Nokta atışı yapmak için bu hareketi yapmamız lazımdı. Ama halloldu çok şükür. Başka türlü olmuyordu çünkü hareket halinde denememiz lazımdı arabayı, yüke bindiği zaman yapıyordu bu. Denedik, gördük arızayı. Ben de sonradan gördüm. Akşamüstü gördüm. Şaşırdım ama bir yandan da iyi oldu. Güzel yorumlar vardı, bizim maksadımız işimizi iyi yapalım, onun için yaptık yani bu işi de. Çok nadiren ara sıra böyle bulamadığımız arızalar olduğu için yapıyoruz. Orada zaten benim el kısmım içeride, el kısmım oraya bağlıydı zaten. O şekilde ilerledik ama fazla hızlı yapmadık. Birinci kilometrede en fazla yaptığımız hız 20-25 kilometre" dedi.