SAĞLIK
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:37 "Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir" Çocukluk ve ergenlikte görülen skolyozun çoğu zaman belirgin ağrı oluşturmadan ilerlediğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, "Türkiye’de e-Nabız sistemi üzerinden daha önce çekilmiş görüntülerin (filmlerin) tekrar kontrol edilmesi, skolyozun erken teşhis edilmesinde faydalı olabilir. Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, skolyozun her zaman çocukluk çağından itibaren belirgin şekilde görülmeyebileceğini belirtti. Ailelerin çoğu zaman skolyozun yıllardır var olan bir durum olduğunu düşündüğüne dikkat çeken Dr. Abul, "Oysa bazı çocuklarda erken çocukluk döneminde hiçbir belirti olmayabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki hızlı büyüme atağı sırasında skolyoz yeni başlayabilir ya da çok kısa sürede belirgin hale gelebilir" diye konuştu. Skolyozun özellikle ergenlik döneminde sessiz ilerleyebildiğini ifade eden Dr. Abul, "Bu süreçte çocukta belirgin bir ağrı, hareket kısıtlılığı ya da günlük yaşamı etkileyen ciddi bir şikayet olmayabilir. Eğrilik ilerlediği halde aile uzun süre bunu fark etmeyebilir" dedi. "Küçük duruş değişiklikleri önemsenmeli" Skolyozun en yanıltıcı yönlerinden birinin ağrı oluşturmadan ilerlemesi olduğunu belirten Abul, ailelerin yalnızca ağrı şikayetine odaklanmaması gerektiğini söyledi. Abul, "Bir omuzun diğerinden daha yüksek olması, kürek kemiklerinden birinin daha belirgin görünmesi, bel oyuntularında eşitsizlik olması, kalçalardan birinin yukarıda görünmesi ya da gövdenin hafif yana kaymış gibi durması skolyoz açısından önemli ipuçları verebilir" ifadelerini kullandı. Ergenlik dönemindeki çocukların fiziksel değişimlerinin aileler tarafından her zaman kolay fark edilemeyebileceğini anlatan Abul, "Çocuk büyüdükçe mahremiyet duygusu artıyor. Bu nedenle ailelerin çocuğu detaylı gözlemlemesi zorlaşabiliyor. Hafif asimetriler çoğu zaman duruş bozukluğu ya da büyüme sürecinin doğal bir parçası sanılarak gözden kaçabiliyor" dedi. "Hızlı büyüme döneminde risk artıyor" Skolyozda ’sessiz ilerleme’ kavramının önemine dikkat çeken Abul, hızlı büyüme dönemlerinde riskin belirgin şekilde arttığını belirtti. Abul, "Çocuk hızlı büyürken omurga da hızlı uzar. Eğer omurgada skolyoza ait bir eğrilik başlamışsa, bu eğrilik de aynı dönemde hızla artabilir. Özellikle birkaç ay içinde belirgin boy uzaması olan çocuklarda omurga dikkatle takip edilmelidir" diye konuştu. Kız çocuklarında adet öncesi ve sonrası dönemin, erkek çocuklarında ise hızlı boy uzamasının olduğu yılların skolyoz açısından kritik dönemler olduğunu dile getiren Abul, düzenli gözlem ve kontrollerin önem taşıdığını söyledi. "Daha önce yoktu’ düşüncesi yanıltabiliyor" Ailelerin çoğu zaman ’Daha önce hiçbir sorun yoktu’ şeklinde düşündüğünü kaydeden Abul, şu bilgileri paylaştı: "Küçük eğrilikler uzun süre fark edilmeyebilir. Skolyoz başlangıç aşamasında ağrı yapmayabilir. Kıyafetlerin altında fark edilmesi zor olabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda gözden kaçması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Erken fark edilmeyen eğrilikler zamanla ileri seviyelere ulaşabilir. 60 dereceye ulaşan skolyoz çoğu zaman bir anda oluşmaz. Başlangıçta küçük olan eğrilik, düzenli takip yapılmadığında hızlı büyüme döneminde ilerleyebilir." "e-Nabız’daki eski filmler, erken teşhiste önemli ipuçları verebilir" Türkiye’de ailelerin e-Nabız sistemi üzerinden daha önce başka nedenlerle çekilmiş görüntüleri hekimlerine tekrar kontrol ettirmelerinin erken teşhis konusunda faydalı olabileceğini belirten Abul, "Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Ancak bu durum o dönemde aileler tarafından fark edilmemiş olabiliyor. Bu yüzden eski görüntülerin uzman hekim tarafından değerlendirilmesi, eğriliğin ne kadar süredir var olduğu ve ilerleme gösterip göstermediği konusunda önemli bilgiler sağlayabilir" dedi. "Korse tedavisi ameliyat riskini azaltabiliyor" Korse tedavisinin doğru hastada etkili sonuçlar sağlayabildiğini hatırlatan Abul, "Her skolyoz hastasının korse adayı olmayabilir. Korse tedavisi özellikle büyümesi devam eden, eğriliği ilerleme riski taşıyan ve orta dereceli skolyozu bulunan çocuklarda uygulanır. Buradaki amaç çoğu zaman eğriliği tamamen ortadan kaldırmak değil, büyüme tamamlanana kadar ilerlemesini durdurmaktır. Korse tedavisi yalnızca teknik bir uygulama olarak görülmemelidir. Çocuğun yaşı, büyüme potansiyeli, eğriliğin tipi, Cobb açısı ve tedaviye uyum birlikte değerlendirilmelidir" açıklamasında bulundu. "Tedavide hasta uyumu büyük önem taşıyor" Bilimsel çalışmaların korse kullanım süresi ile tedavi başarısı arasında doğrudan ilişki olduğunu gösterdiğine değinen Abul, şunları söyledi: "Korse yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan korsenin önerilen süre boyunca düzenli kullanılabilmesidir. Ergenlik dönemindeki çocuklar için korse kullanımı psikolojik ve sosyal açıdan zorlayıcı olabilir. Okul hayatı, kıyafet seçimi, arkadaş çevresi ve beden algısı bu süreci etkileyebilir. Bu nedenle ailelerin baskıcı değil destekleyici yaklaşması gerekir." "Cerrahi tedavi kişiye özel planlanıyor" Skolyozda cerrahi tedavinin genellikle ileri dereceli eğriliklerde gündeme geldiğini belirten Doç. Dr. Abul, Modern cerrahi yöntemler artık çok daha güvenli hale gelmektedir. Günümüzde skolyoz cerrahisinde üç boyutlu planlama yapılıyor. Sadece eğriliği düzeltmek değil, omurganın dengeli yapısını korumak da hedefleniyor. Modern cerrahide pedikül vidası sistemleri, nöromonitörizasyon ve seçici füzyon teknikleri kullanılır. Amaç yalnızca röntgen görüntüsünü düzeltmek değil, uzun vadede dengeli, güvenli ve sağlıklı bir omurga yapısını koruyabilmektir" dedi. "Evde basit gözlemler erken farkındalık sağlayabilir" Ailelerin evde yapabilecekleri basit gözlemlerin erken teşhis açısından önemli olabileceğini dile getiren Abul, "Çocuklar belirli aralıklarla gözlemlenmelidir. Çocuk dizlerini bükmeden öne eğildiğinde sırtın bir tarafında belirgin yükseklik, kaburga çıkıntısı ya da bel bölgesinde asimetrik kabarıklık görülüyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Evde yapılan gözlemler tanı koymak için yeterli olmaz. Bu gözlemler yalnızca farkındalık sağlar. Kesin değerlendirme mutlaka uzman muayenesiyle yapılmalıdır. Skolyozda erken teşhis tedavi başarısını artırır. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Ağrı Valiliği, ’ambulans verilmedi’ iddialarını yalanladı
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:14 Ağrı Valiliği, ’ambulans verilmedi’ iddialarını yalanladı Ağrı Valiliği, bazı basın yayın organlarında yer alan "kanaması bulunan çocuk hastanın ambulans verilmeden Ağrı’dan Erzurum’a gönderildiği" yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Ağrı Valiliğinden yapılan açıklamada, haberlere konu olan hastanın, milyonda bir görülen ve diş eti ile burun kanamalarının sık yaşandığı kalıtsal bir kanama bozukluğu olan Glanzmann Trombastenisi hastası olduğu belirtildi. Ağrı’da ikamet eden çocuğun takibinin, tetkiklerinin daha kapsamlı yapılabildiği Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği’nde sürdürüldüğü kaydedildi. Açıklamada, "Görüntülerin çekildiği gün, hastamız rutin kontrolü için sevk kâğıdı almak amacıyla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği’ne başvurmuş, işlemleri birkaç dakika içinde tamamlanmıştır. Hastamızın o sırada herhangi bir rahatsızlığı bulunmamaktadır." denildi. Çocuğun, sevk sonrası ailesiyle birlikte Erzurum’a gitmek üzere Ağrı Otogarı’nda bulunduğu esnada şiddetli burun kanaması geçirdiği aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:"112 Acil Çağrı Merkezimiz aranmış, hastamız ambulansla alınarak Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi’ne ulaştırılmıştır. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından KBB uzmanlarımızca yapılan işlemlerle kanama kontrol altına alınmış, çocuk hastalıkları uzmanlarımızca süreci titizlikle takip edilmiştir. Tedavinin ardından hastamız ambulansla Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiştir." Açıklamada, "Dolayısıyla hastamızın rahatsız olduğu halde ambulans verilmeden Ağrı’dan Erzurum’a sevk edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır." ifadeleri kullanıldı.
Ağrı’da karaciğer yetmezliği teşhisi konan 2 yaşındaki çocuk, ambulans uçakla Ankara’ya nakledildi
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:56 Ağrı’da karaciğer yetmezliği teşhisi konan 2 yaşındaki çocuk, ambulans uçakla Ankara’ya nakledildi Ağrı’nın Patnos ilçesinde sarılık şikayetiyle hastaneye başvuran 2 yaşındaki Yunus Emre isimli çocuk, yapılan tetkikler sonucu karaciğer yetmezliği (Fulminan hepatit) tanısı aldı. Durumu ağırlaşan minik hasta, annesinden karaciğer nakli yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Patnos Devlet Hastanesine sarılık belirtisiyle başvuran Yunus Emre, burada yapılan muayene ve tetkiklerin ardından karaciğer yetmezliği teşhisiyle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine nakledildi. Uzman hekimlerce yapılan değerlendirmede, çocuğun karaciğer nakli gerektirdiği belirlendi. Ağrı İl Sağlık Müdürlüğünün koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucu, Yunus Emre’ye annesinden karaciğer nakli yapılmasına karar verildi. Sağlık Bakanlığı tarafından hızla devreye girilerek Ağrı’ya bir ambulans uçak gönderildi. Hastaneden ambulansla Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı’na ulaştırılan minik hasta, burada bekleyen ambulans uçağa alındı. Sağlık ekiplerinin eşlik ettiği Yunus Emre, başarılı şekilde Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne nakledildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, süreci yakından takip eden sağlık personeline teşekkür ederek, "Sağlık Bakanlığımızın destekleriyle bir çocuğumuzun hayatına umut olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu tür durumlarda hızlı ve koordineli hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Tüm sağlık ekibimize, sağlık çalışanlarımıza ve Bakanlığımıza teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. Yunus Emre’nin Hacettepe Üniversitesi’nde yapılacak değerlendirmelerin ardından karaciğer nakli operasyonuna alınması bekleniyor. Minik hastanın sağlık durumu yakından takip ediliyor.
İl Müdürü Damkacı: "Türkiye’de son difteri vakası 2011’de görüldü"
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:04 İl Müdürü Damkacı: "Türkiye’de son difteri vakası 2011’de görüldü" Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, aşının toplumsal ve bireysel sağlık üzerindeki önemine dikkat çekerek, son difteri vakasının 2011’de görüldüğü söyledi. Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, aşının yalnızca bireysel koruma sağlamakla kalmayıp, toplum sağlığını güçlendiren en etkili müdahalelerden biri olduğunu vurgulayarak, bağışıklama sayesinde milyonlarca insanın hayatının kurtarıldığını söyledi. Damkacı, aşılama çalışmalarının sağlıkla ilgili kazanımların yanı sıra ekonomik ve sosyal faydalar sunduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti. "DSÖ’nün bu yılki temasının ‘Herkes İçin Aşılama, İnsanlık İçin Mümkün’ olarak belirlendiğini’ hatırlattı. Aşı haftasının, bağışıklamanın sağladığı başarıları kutlamak ve rutin aşılama çalışmalarını güçlendirmek adına önemli bir fırsat. Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi’ne eklenen 6 bileşenli karma aşının Nisan ayında uygulanmaya başlandı. Ayrıca, gebelik döneminde uygulanan tetanos ve difteri aşılarının, asellüler boğmaca bileşeni eklenerek TDAB şeklinde güncellendiğini ve her gebelikte bir doz şeklinde uygulanmasının planlanıyor. 1974 yılında başlatılan ve Türkiye’de 1981’den bu yana yürütülen Genişletilmiş Bağışıklama Programı’nın çocukları hayat kurtaran aşılara eşit erişim sağlama amaçlanıyor. GBP kapsamında Türkiye’de çocukluk döneminde ‘13 hastalığa karşı’ aşılama yapılırken, yürütülen sistematik aşılama programlarının bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde büyük rol oyuyor. Türkiye’nin 2009 itibariyle yenidoğan tetanosunu elimine eden ülkeler arasına girerken, son difteri vakasının 2011’de görüldüğünü ve kızamık vaka sayılarında büyük düşüş yaşandı." Aşının toplum sağlığı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurgulayan Damkacı, ebeveynlerin çocuklarını aşılatmasının en önemli sorumluluklarından biri olduğunu ifade ederek, bağışıklamanın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir koruma sağladığını belirtti.
Beyin damarındaki baloncuk ameliyatla kapatıldı
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 09:24 Beyin damarındaki baloncuk ameliyatla kapatıldı Geçirdiği beyin kanaması sonrası Özel Sular Akademi Hastanesi İnme Merkezi’ne sevk edilen ve burada şah damarında baloncuk (anevrizma) tespit edilip operasyona alınan kadın hasta sağlığına kavuştu. Operasyona katılan doktorlardan Uygar Utku, kentte ilk defa böyle bir ameliyatın yapıldığını, bundan sonra da il dışına sevke gerek kalmayacağını söyledi. Osmaniye’de yaşayan 66 yaşındaki Günyüz Suyagiren, evinde yemek yerken beyin kanaması geçirdi. Hastaneye kaldırılan Suyagiren, yapılan müdahaleler sonrasında Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi İnme Merkezi’ne sevk edildi. Burada yapılan tahlil ve tetkikler sonucu beyindeki şah damarında baloncuk olduğu tespit edilen hasta ameliyata alındı. Uzman hekimler tarafından gerçekleştirilen ameliyatla hastanın beyin damarındaki baloncuk kapatıldı. Baloncuğun daha önce kanamış olması ve hastanın hastaneye geç başvurmasının ciddi risk oluşturduğu, ancak buna rağmen başarılı bir sonuç elde edildiği bildirildi. Nöroloji ve inme merkezi hekimi Dr. Uygar Utku, daha önce bu tür ameliyatların şehir dışında yapıldığını vurgulayarak, "Artık bu müdahaleler ilimizde de yapılabilecek. Hastalar sevk edilmek zorunda kalmayacak" dedi. Sağlığına kavuşan Günyüz Suyagiren ise, "Yemek yerken beyin kanaması geçirdiğimi anladım buraya sevk edildim ve çok kötüydüm, şu anda çok iyiyim teşekkürler" diye konuştu. Eşinin sağlığına kavuşmasından dolayı mutluluğunu dile getiren Yaşar Suyagiren de, hastaneye, doktor ve tüm personele teşekkür etti.
Kardiyoloji uzmanından hayati uyarı: "Hipertansiyonu ciddiye alın"
18 Mayıs 2025 Pazar - 13:21 Kardiyoloji uzmanından hayati uyarı: "Hipertansiyonu ciddiye alın" Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Rahman Bilal Gediz, hipertansiyonun kalp ve damar hastalıklarının en önemli nedeni olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Gediz, dünyada en sık görülen ölüm sebebinin kalp ve damar hastalıkları olduğunu, bu hastalıkların başlıca nedeninin ise hipertansiyon olduğunu ifade etti. Hipertansiyonun tüm organları besleyen damarlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Gediz, "Hipertansiyon, damarlarda esneklik kaybına neden olur. Bu da uzun vadede organ hasarlarına yol açar. Teşhis ve tedavi edilmediği takdirde felç, kalp krizi, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve görme bozuklukları gibi ciddi sonuçlara neden olabilir" dedi. Genetik faktörler ön planda Hipertansiyonun nedenlerine de değinen Gediz, en sık rastlanan nedenin genetik yatkınlık olduğuna dikkat çekerek, "Ailede hipertansiyon öyküsü varsa, bireyde de görülme riski artar. Bunun yanı sıra kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, alkol ve tütün ürünleri kullanımı, aşırı tuz tüketimi ve stres de hipertansiyona yol açan faktörlerdendir" şeklinde konuştu. "Yaşam tarzı değişikliği şart" Tedavi sürecinde önceliğin yaşam tarzı değişikliği olduğunun altını çizen Gediz, "Fiziksel aktivitenin artırılması, tuz tüketiminin azaltılması, dengeli ve sağlıklı beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma hipertansiyon kontrolünde önemli adımlardır. Gerekli hallerde ise ilaç tedavisi uygulanarak tansiyon değerleri normale çekilebilir" ifadelerini kullandı. "40 yaş üzeri bireyler dikkatli olmalı" Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Normal tansiyon değerinin 120/80 mmHg civarında olması gerektiğini vurgulayan Gediz, bu değerin üzerinde seyreden tansiyonun mutlaka kontrol altına alınması gerektiğini söyledi. Tansiyon yüksekliği tespit edilen vatandaşların vakit kaybetmeden kardiyoloji hekimlerine başvurması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Gediz, erken teşhis ve tedavinin, ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesinde hayati rol oynadığını belirtti.
Kardiyoloji uzmanından hayati uyarı: "Hipertansiyonu ciddiye alın"
18 Mayıs 2025 Pazar - 13:19 Kardiyoloji uzmanından hayati uyarı: "Hipertansiyonu ciddiye alın" Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Rahman Bilal Gediz, hipertansiyonun kalp ve damar hastalıklarının en önemli nedeni olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Gediz, dünyada en sık görülen ölüm sebebinin kalp ve damar hastalıkları olduğunu, bu hastalıkların başlıca nedeninin ise hipertansiyon olduğunu ifade etti. Hipertansiyonun tüm organları besleyen damarlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Gediz, "Hipertansiyon, damarlarda esneklik kaybına neden olur. Bu da uzun vadede organ hasarlarına yol açar. Teşhis ve tedavi edilmediği takdirde felç, kalp krizi, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve görme bozuklukları gibi ciddi sonuçlara neden olabilir" dedi. Genetik faktörler ön planda Hipertansiyonun nedenlerine de değinen Gediz, en sık rastlanan nedenin genetik yatkınlık olduğuna dikkat çekerek, "Ailede hipertansiyon öyküsü varsa, bireyde de görülme riski artar. Bunun yanı sıra kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, alkol ve tütün ürünleri kullanımı, aşırı tuz tüketimi ve stres de hipertansiyona yol açan faktörlerdendir" şeklinde konuştu. "Yaşam tarzı değişikliği şart" Tedavi sürecinde önceliğin yaşam tarzı değişikliği olduğunun altını çizen Gediz, "Fiziksel aktivitenin artırılması, tuz tüketiminin azaltılması, dengeli ve sağlıklı beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma hipertansiyon kontrolünde önemli adımlardır. Gerekli hallerde ise ilaç tedavisi uygulanarak tansiyon değerleri normale çekilebilir" ifadelerini kullandı. "40 yaş üzeri bireyler dikkatli olmalı" Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Normal tansiyon değerinin 120/80 mmHg civarında olması gerektiğini vurgulayan Gediz, bu değerin üzerinde seyreden tansiyonun mutlaka kontrol altına alınması gerektiğini söyledi. Tansiyon yüksekliği tespit edilen vatandaşların vakit kaybetmeden kardiyoloji hekimlerine başvurması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Gediz, erken teşhis ve tedavinin, ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesinde hayati rol oynadığını belirtti.
Atatürk Üniversitesi, kurumsal akreditasyon sürecine hazırlanıyor
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:34 Atatürk Üniversitesi, kurumsal akreditasyon sürecine hazırlanıyor Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yürütülen Kurumsal Akreditasyon Programı (KAP) kapsamında Atatürk Üniversitesi, 25-28 Mayıs 2025 tarihleri arasında saha ziyaretiyle değerlendirilecek. Üniversitenin liderlik ve yönetişim, kalite güvence sistemi, eğitim-öğretim, araştırma ve geliştirme ile toplumsal katkı alanlarındaki faaliyetlerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınacağı süreçte, her birimin titizlikle hazırlık yapması bekleniyor. KAP değerlendirme süreci kapsamında, 16 Mayıs 2025 tarihinde çevrim içi olarak gerçekleştirilen ön ziyarette; değerlendirme takımı ile üniversite yönetimi arasında tanışma toplantıları düzenlendi. Söz konusu toplantılarda, kurumun genel yapısı ve kalite güvencesi sistemine dair sunumlar gerçekleştirildi. Ayrıca, Değerlendirme Takımı Başkanı Prof. Dr. Hakan Atılgan öncülüğünde saha ziyaretinin detaylı planlaması yapıldı. Saha Ziyareti Süresince Birçok Görüşme Gerçekleştirilecek Değerlendirme Takımında, farklı üniversitelerden gelen akademik değerlendiriciler, idari değerlendirici ve öğrenci değerlendirici yer alıyor. Bu kapsamda, Prof. Dr. Elif Öğüt, Prof. Dr. Metin Bedir, Prof. Dr. Ahmet Şahbaz, Prof. Dr. Zait Burak Aktuğ, Doç. Dr. Selva Staub, Fakülte Sekreteri Ali Çobanlı ve öğrenci temsilcisi Oktay Kafdağlı üniversitenin çeşitli yönlerini değerlendirmek üzere görev alacaklar. Saha ziyareti süresince birim yöneticileri, akademik ve idari personel temsilcileri, öğrenci temsilcileri ve dış paydaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirilecek. Değerlendirme sürecinin başarıyla tamamlanabilmesi için tüm birimlerin çalışmalarını PUKÖ (Planla - Uygula - Kontrol Et - Önlem Al) döngüsü çerçevesinde hazırlamaları, ilgili belgeleri eksiksiz ve erişilebilir şekilde sunmaları gerekiyor. Kurumsal Akreditasyon, Üniversitelerin Kalite Yolculuğunda Önemli Bir Dönüm Noktası Süreçle ilgili değerlendirmede bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, kurumsal akreditasyonun üniversitelerin kalite yolculuğunda önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Yükseköğretim kurumlarının ulusal ve uluslararası alanda rekabet gücünü artıran en önemli unsurlardan biri şüphesiz ki kalite güvencesidir. Atatürk Üniversitesi olarak bilimsel üretkenliğimiz, topluma katkımız ve sürdürülebilir gelişim hedefimiz doğrultusunda her geçen gün kendimizi yeniliyor ve güçlendiriyoruz. Kurumsal Akreditasyon Programı kapsamında gerçekleştirilecek değerlendirme sürecini, kurumsal hafızamızı tazeleyip geleceğe yönelik stratejik adımlarımızı pekiştirme fırsatı olarak görüyoruz. Bu süreçte emeği geçen tüm akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum."
Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu"
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:31 Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, dünya tıp literatürüne geçecek nitelikte önemli bir başarıya imza attı. Hastanede görevli gastroenteroloji uzmanları, bugüne kadar tıpta birlikte görülmemiş üçlü hastalık kombinasyonunu tanımlayarak literatüre "Karadeniz Sendromu" adıyla kazandırdı. Gastroenteroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, yaptığı açıklamada, genetik kökenli Polikistik Karaciğer Hastalığı (PCLD) ile birlikte Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) gibi İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları’nın (İBH) aynı hastada birlikte görülmesinin, dünya tıp literatüründe ilk kez tanımlandığını belirtti. Prof. Dr. Dülger, "Giresunlu ve Ordulu iki ayrı kadın hastada daha önce hiç rapor edilmemiş olan bu üçlü hastalık birlikteliğini tespit ettik. Tespitimizi bilimsel temellere oturtarak uluslararası literatüre sunduk. Tanımladığımız bu yeni klinik tabloyu, hastaların memleketlerinden esinlenerek ‘Karadeniz Sendromu’ olarak adlandırdık. Yaklaşık bir ay içinde bu vakaları topladık, tedavi planlarını oluşturduk, tanısal doğrulamaları yaptık ve sonuçlarını uluslararası İBH kongresinde sunduk ve kabul edildi. Bu kombinasyon daha önce dünyada hiç tanımlanmamıştı" dedi. Tedavi yönteminde yeni bir yaklaşım Polikistik karaciğer hastalığının genetik kökenli ve ilerleyen evrelerde karaciğer nakli gerektirebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dülger, "İnflamatuvar bağırsak hastalıklarında kullanılan ilaçların polikistik karaciğer hastalığı üzerindeki etkisi bugüne kadar bilinmiyordu. Bu iki durumun eş zamanlı görüldüğü vakalarda uyguladığımız tedavilerin karaciğere olumsuz bir etkisi olmadığını gözlemledik. Böylece tedaviye ilişkin literatüre yeni ve güvenli bir bakış açısı kazandırmış olduk" dedi. Karadeniz’de görülme sıklığı yüksek Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Aydın ise, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Giresun ve çevresinde, hem polikistik karaciğer hastalığına hem de inflamatuvar bağırsak hastalıklarına sık rastlandığını kaydederek, "Bu hastalıklar bölgemizde oldukça sık görülse de birliktelikleri çoğu zaman tanımlanamadan gözden kaçıyordu. Artık bu klinik tablo tıbben tanımlanmış durumda. Böylece hem tanı süreçlerinde hem de tedavi planlamalarında daha bilinçli ve sistematik bir yaklaşım benimsenebilecek. Ayrıca, Karadeniz Sendromu’nun genetik altyapısı da ilerleyen dönemlerde ayrıntılı biçimde araştırılması gereken bir durum. Bu tanı koyma süreçlerini kolaylaştıracağı gibi, hastalara uygulanacak tedavi protokollerine de yol gösterici olacaktır" dedi. Giresun Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak ise, hastanede sağlık hizmetinin yanı sıra akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek uluslararası düzeyde başarı gösterdikleri için teşekkür etti.
Prof. Dr. Özkan: "Dişiniz eksikse dikkat! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir"
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:23 Prof. Dr. Özkan: "Dişiniz eksikse dikkat! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir" Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Dişiniz eksikse dikkat ! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada Temporo Mandibular Eklem Bozukluğu yani çene eklem bozukluğu (TME) olan kişilerin yaklaşık yüzde 40’nın vertigo yaşadığını belirterek bunun nedenelerini şöyle açıkladı: "Peki ağızdaki bir diş eksikliği, baş dönmesi ve denge kaybına nasıl sebep oluyor? İşte TME bozukluğu, diş eksikliği ve vertigo arasındaki şaşırtıcı bağlantısı. Diş eksikliği, çiğneme kuvvetinin çenede dengesiz dağılmasına neden olarak çene ekleminde aşırı yüklenme, çene eklem kıkırdak aşınması ve çene eklem iltihaplanma sürecini başlatıyor. Çene eklemiyle iç kulağın anatomik yakınlığı sebebiyle iç kulak yolundaki kulak vestibüler sinir sistemine hasar veriyor. Bu süreç, diş eksikliğine bağlı diş çene kapanış bozukluğuna (maloklüzyon) ilaveten çene kas spazmının oluşması Kulak çınlaması ve Vertigo hastalığına yol açmaktadır. Sonuç? Kulak çınlaması, baş dönmesi ve kontrol edilemeyen denge kaybı." Diş eksikliği çene ekleminden iç kulak yoluna neden ‘Domino taşı etkisi’ oluşturur? Diş eksikliğinin özellikle arka dişlerin eksikliğinin çiğneme sistemindeki kuvvet dağılımını bozarak çene eklemine anormal yük bindirdiğini anlatan Özkan, "Bu durum, çene eklem kıkırdağında aşınma, bağ dokularda gerilme ve zamanla karşılıklı dişlerin kapanış bozukluğuna (maloklüzyon) yol açar. Yanlış kapanış ise çiğneme kaslarında kronik spazmlara, çene eklem çevresinde iltihaplanmaya ve iç kulağa yakın bölgedeki vestibüler sinirlerin sıkışmasına neden olur. Diş eksikliği, çene ekleminde adeta bir ‘zincirleme kaza’ başlatır. Önce mekanik stres çene eklem yüzeyini ve kıkırdağını aşındırır, ardından iltihaplanma süreci başlar. İltihap, iç kulakla komşu olan bu bölgede ödem yaparak denge sinyallerinin beyne yanlış gitmesine neden olur. Bu da vertigo ve kulak çınlamasıyla sonuçlanır" diye konuştu. Diş eksikliğinden kaynaklı çene eklem sorunları; Vertigoya Giden Yol Arka diş eksikliğiyle çevre dişlerin boşluğa kaydığını ve eğildiğinin altını çizen Özkan şunları kaydetti: "İşte bu anda ilgili tarafta çiğneme kuvveti çene eklemine dengesiz aşırı yük yükler ve çene ekleminde asimetrik yüklenme başlar. Çene eklem kıkırdak aşınması: Çene eklem diskinde deformasyon ve kıkırdak kaybı gelişir. Çene ekleminde İltihaplanma: Çene ekleminde aşınan dokular enflamasyonu tetikler; şişlik, ağrı ve kas spazmları ortaya çıkar. Vestibüler sistemin etkilenmesi: Çene eklemindeki iltihap, iç kulaktaki sıvı dengesini ve sinir iletimini bozarak vertigoya yol açar. Çene eklem kaynaklı vertigonun 6 kritik belirtisi ortaya çıkar. Bunlarda Çene hareketiyle şiddetlenen baş dönmesi, kulak çınlaması veya uğultu hissi, çene ekleminde tıklama sesi, takırtı ve ağrı, sabahları çene eklem tutukluğu, yüzde ve şakaklarda zonklayıcı ağrı, ani denge kaybı ve mide bulantısı." Prof. Dr. Birkan Taha Özkan’dan çene eklem bozukluğu-vertigo tedavisinde 5 altın kural Çene eklem bozukluğu ve vertigo arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde değerlendirebilmek için kapsamlı bir muayene gerekli olduğunu kaydeden Özkan, "Çene Cerrahı, diş eksikliği, çene ağrısı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi semptomları göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapar. Ayrıca, çene ekleminin durumunu belirlemek için klinik muayenenin ötesinde, X-ışınları, BT taramaları veya MR gibi çeşitli radyografik görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Öncelikle eksik dişler acilen tamamlanmalı: "İmplant veya köprü protezlerle çiğneme dengesi sağlanmalı. Böylece eklem üzerindeki stres yüzde 60’a kadar azalır. Anti-enflamatuar tedavi. Kortizon içermeyen enjeksiyonlar ve lazer terapisi ile eklem içi iltihap hızla kontrol altına alınır. Fizik tedavi ve manuel terapi. Çene eklemine yönelik mobilizasyon teknikleri ve postür egzersizleri, denge sistemini destekler. Stres yönetimi. Meditasyon ve progresif kas gevşetme teknikleri, çene sıkma alışkanlığını kırmada etkilidir" dedi. Özkan, 2024’te yapılan bilimsel çalışmalarda, diş eksikliğinin ve çene eklem bozukluğu olan 150 hasta incelendiğını belirterek şöyle devam etti: "Hastalara eksik dişler implantla tamamlandığında: yüzde 89’unda vertigo atakları tamamen sonlandı, yüzde 92’sinde kulak çınlaması şiddeti azaldı, yüzde 78’i çene eklem ağrısından kurtuldu. Çiğneme sistemini diş çene ve çene eklemi ve kafa tabanı oluşturuyor. Kafa tabında çene eklemi ve kulak iç yolu da direk bağlantılı sistem entegrasyonuna sahip. Çiğneme sisteminin anatomik bütünlüğünü sağlamak, vestibüler sistemle olan ilişkiyi doğrudan düzenliyor. Bu da vertigo tedavisinde diş hekimlerinin ve çene cerrahlarının rolünün ne kadar kritik olduğunu gösteriyor."
Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu"
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:21 Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, dünya tıp literatürüne geçecek nitelikte önemli bir başarıya imza attı. Hastanede görevli gastroenteroloji uzmanları, bugüne kadar tıpta birlikte görülmemiş üçlü hastalık kombinasyonunu tanımlayarak literatüre "Karadeniz Sendromu" adıyla kazandırdı. Gastroenteroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, yaptığı açıklamada, genetik kökenli Polikistik Karaciğer Hastalığı (PCLD) ile birlikte Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) gibi İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları’nın (İBH) aynı hastada birlikte görülmesinin, dünya tıp literatüründe ilk kez tanımlandığını belirtti. Prof. Dr. Dülger, "Giresunlu ve Ordulu iki ayrı kadın hastada daha önce hiç rapor edilmemiş olan bu üçlü hastalık birlikteliğini saptadık. Tespitimizi bilimsel temellere oturtarak uluslararası literatüre sunduk. Tanımladığımız bu yeni klinik tabloyu, hastaların memleketlerinden esinlenerek ‘Karadeniz Sendromu’ olarak adlandırdık. Yaklaşık bir ay içinde bu vakaları topladık, tedavi planlarını oluşturduk, tanısal doğrulamaları yaptık ve sonuçlarını uluslararası İBH kongresinde sunduk ve kabul edildi. Bu kombinasyon daha önce dünyada hiç tanımlanmamıştı" dedi. -Tedavi yönteminde yeni bir yaklaşım Polikistik karaciğer hastalığının genetik kökenli ve ilerleyen evrelerde karaciğer nakli gerektirebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dülger, "İnflamatuvar bağırsak hastalıklarında kullanılan ilaçların polikistik karaciğer hastalığı üzerindeki etkisi bugüne kadar bilinmiyordu. Bu iki durumun eş zamanlı görüldüğü vakalarda uyguladığımız tedavilerin karaciğere olumsuz bir etkisi olmadığını gözlemledik. Böylece tedaviye ilişkin literatüre yeni ve güvenli bir bakış açısı kazandırmış olduk"dedi. -Karadeniz’de görülme sıklığı yüksek Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Aydın ise, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Giresun ve çevresinde, hem polikistik karaciğer hastalığına hem de inflamatuvar bağırsak hastalıklarına sık rastlandığını kaydederek, "Bu hastalıklar bölgemizde oldukça sık görülse de birliktelikleri çoğu zaman tanımlanamadan gözden kaçıyordu. Artık bu klinik tablo tıbben tanımlanmış durumda. Böylece hem tanı süreçlerinde hem de tedavi planlamalarında daha bilinçli ve sistematik bir yaklaşım benimsenebilecek. Ayrıca, Karadeniz Sendromu’nun genetik altyapısı da ilerleyen dönemlerde ayrıntılı biçimde araştırılması gereken bir durum. Bu tanı koyma süreçlerini kolaylaştıracağı gibi, hastalara uygulanacak tedavi protokollerine de yol gösterici olacaktır" dedi. Giresun Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak ise, hastanede sağlık hizmetinin yanı sıra akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek uluslararası düzeyde başarı gösterdikleri için teşekkür etti.