Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 10:15
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
22 Mayıs 2025 Perşembe - 10:13
Anne karnındaki sıvı karaciğeri koruyor
Akdeniz Üniversitesi’nde yapılan araştırmada doğum sırasında elde edilen amniyotik sıvının hücre hasarını azalttığı, organı daha uzun süre sağlıklı tuttuğu ve kullanılamaz durumdaki karaciğerleri nakle uygun hale getirme potansiyeli taşıdığı belirlendi. Amniyotik sıvı ile hastalıklı karaciğerleri iyileştirmeyi hedeflediklerini belirten Doç. Dr. Özgür Dandin, "Sadece karaciğer değil, pankreas, böbrek ve uterus gibi diğer organlarda da bu sıvının kullanılabileceğini öngörüyoruz" dedi. Akdeniz Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada, doğum sırasında elde edilen kök hücre, büyüme faktörleri ve antiinflamatuar bileşenler açısından zengin amniyotik sıvının organ koruma solüsyonuna alternatif olup olamayacağı araştırıldı. TÜBİTAK 1001 Projesi kapsamında yürütülen çalışmada, hayvanlardan çıkarılan karaciğerler klasik solüsyonlarla ve amniyotik sıvı ile dış ortamda nakil süreci taklit edilecek şekilde yaşatıldı ve biyokimyasal, histopatolojik ve akımsal olarak sonuçlar karşılaştırıldı. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde bu sıvının klasik solüsyonlara göre hücre hasarını azalttığı, organı daha uzun süre sağlıklı tuttuğu ve kullanılamaz durumdaki karaciğerleri nakle uygun hale getirme potansiyeli taşıdığı belirlendi. Çalışma, Journal of Surgical Research dergisinde yayımlandı. Araştırmayla ilgili bilgi veren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ve Tıbbi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Dandin, karaciğer nakli için bekleyen hasta sayısının her yıl arttığını, ancak uygun organ bulunamadığı için çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. "Ülkemizde her sene yaklaşık 2 bin 500 kişi karaciğer beklerken hayatını kaybediyor. 25 bin kadar da diyaliz alan böbrek nakli adayı var. Ancak verici yetersizliği nedeniyle bu hastalar bekleme esnasında vefat edebiliyor" diyen Dandin, çıkarılan bazı organların ise nakle uygun olmaması ve koruma şartları yetersiz olması nedeniyle kullanılamadığını belirtti. "Standart solüsyonlar zararlı olabiliyor" Organların nakil sürecinde uygun şekilde korunması gerektiğini vurgulayan Dandin, "Organlar çıkarıldıktan sonra uzun mesafelerden getirilip hastaya nakledilebiliyor. Bu süreçte kullanılan klasik koruma solüsyonlarının karaciğerde toksik etkilere neden olabileceği biliniyor. Bu solüsyonlar organlar vericiden çıkarılıp alıcıya takılana kadar geçen sürede hem standart soğuk depolama hem de makine destekli dış ortam perfüzyon sistemlerinde kullanılıyor" dedi. Dandin, "Amniyotik sıvı ile dış ortamda perfüze edilen karaciğerlerde programlanmış hücre ölümü anlamına gelen apopitozun azaldığını, yedi saat sonunda hücre nekrozunun görülmediğini tespit ettik. Ayrıca direnç, oksijenlenme ve safra üretiminin de içinde bulunduğu tüm parametrelerde klasik solüsyona göre çok daha iyi sonuçlar elde ettik. Bu çalışmamız Journal of Surgical Research dergisinde yayınlandı" dedi. "Çöpe gidecek karaciğerleri iyileştirmeyi hedefliyoruz" Çalışmanın insan deneylerine aktarılması için Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’na (TÜSEB) 3 milyon TL’lik yeni bir proje başvurusunda bulunduklarını belirten Dandin, "Patolojik incelemeden sonra kullanılmayacak denilerek çöpe atılacak karaciğerleri, dış ortamda amniyotik sıvısıyla iyileştirip iyileştiremeyeceğimizi araştıracağız. Fibrozisin etiyopatogenezinde yer aldığı karaciğer hastalıklarında bu sıvı iyileştirici etki gösterebilir. Amniyotik sıvı ile hastalıklı karaciğerleri iyileştirmeyi hedefliyoruz" dedi. "İnsan çalışmaları ve diğer organlara etkisi değerlendirilecek" Yeni proje kapsamında 18 hasta üzerinde çalışılması planlanıyor. Amniyotik sıvı ile klasik koruma solüsyonlarının etkileri karşılaştırılacak. Doç. Dr. Dandin, çalışmanın sadece karaciğerle sınırlı kalmadığını ifade ederek, "Pankreas, böbrek, uterus gibi diğer organlarda da bu sıvının kullanılabileceğini öngörüyoruz. Eğer başarılı olursa organ açığını ciddi ölçüde azaltabiliriz" diye konuştu. "Biyolojik solüsyonlar tıbbın geleceğini şekillendirebilir" Akademik çalışmalarıyla dikkat çeken Doç. Dr. Dandin, kök hücre ve biyolojik içerikli solüsyonların sadece mevcut klinik uygulamalarla sınırlı kalmayıp, gelecekte çok daha geniş alanlarda kullanılabileceğine dikkat çekti. Uzun vadeli hedefler hakkında bilgi veren Dandin, bu solüsyonların potansiyel kullanım alanlarına dair şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu tür biyolojik sıvılar, hibernasyon temelli projelerde –örneğin astronotların metabolik faaliyetlerini azaltarak yaşam desteği ihtiyacını en aza indirme ve psikolojik/bedensel etkileri azaltma fikri–önemli bir rol üstlenebilir. NASA tarafından planlanan uzun süreli uzay görevlerinde, ileri evre kanser tedavilerinde ya da kişiye özel tedavi yaklaşımlarında bu tür solüsyonların klinik değeri ortaya çıkabilir. Özellikle kök hücre içeren solüsyonlar, sadece koruyucu değil, aynı zamanda rejeneratif yani onarıcı ve iyileştirici ajanlar olarak da değerlendirilmeye başlanmıştır." Bu vizyoner yaklaşım, rejeneratif tıbbın sınırlarını genişletirken, geleceğin bireyselleştirilmiş ve ileri düzey tedavi stratejilerine de ışık tutuyor.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 09:36
Prof. Dr. Aydın: "Anne ve bebeğin sağlığını tehdit eden tehdit eden bir durumu yoksa normal doğumu tercih etmek gerekiyor"
Normal doğum ve bebek sağlığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mustafa Aydın, "Annenin hayatını, sağlığını ya da bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit eden tehdit eden bir durumu yoksa fizyolojik olan, doğal olan normal doğumu tercih etmek gerekiyor" dedi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Aydın normal doğumun bebeklerin sağlığı için önemi hakkında bilgiler verdi. Bebeklerin fizyolojik olarak normal yolla doğduğunu aktara Prof. Dr. Aydın, "Ancak anne ve bebeğin hayatını tehdit eden durumlarda sezaryanla doğum yapılabiliyor. Özellikle annenin sağlığını ya da bebeğin hayatını tehdit eden durumlarda sezaryen yoluyla doğum önerilmektedir. Ama bunun dışında sezaryen sonuçta bir cerrahi girişim olduğu için anne ve bebek sağlığı üzerine olumsuz etkileri olacaktır. Eğer annenin hayatını, sağlığını ya da bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit eden tehdit eden bir durumu yoksa fizyolojik olan, doğal olan normal doğumu tercih etmek gerekiyor. Bebeklerle ilgili olarak da, bebekler özellikle normal fizyolojik yolla doğmadıkları zaman. Anne ve bebek anestezi etkisine maruz kalabiliyorlar. Bundan dolayı bebekler doğduktan sonra daha fazla canlandırma ihtiyacı görebiliyorlar. Daha fazla canlandırma sonrası hastane yatışları, yoğun bakım yatışları olabiliyor. Sezaryen ile doğan bebekler özellikle zamanından önce doğduysa bu bebekler annenin doğum sancılarına maruz kalmaması, bebeğin de bu stresi yaşamamasına bağlı olarak akciğerlerdeki sıvılar tam temizlenemeyebiliyor. Bu bebeklerde doğumdan sonra solunum sıkıntısı ve daha fazla yeni doğan yoğun bakım ünitesine yatış gerekebiliyor" diye konuştu. Aydın, "Yine anestezinin, cerrahinin etkisiyle annelerin bebekleriyle hemen buluşamaması veya bebeğin yoğun bakıma yatırılması, annenin bebeğini hemen emizrememesi gibi durumlarda bebekler sıvı kaybı, aşırı sararma, yine bunlara bağlı yoğun bakım yatışları daha fazla görülebiliyor. Onun dışında yine normal doğumda bebek, annenin vajinal sekresyonlarına maruz kalacağı için özellikle bağırsa florası daha sağlıklı gelişmektedir. Sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floraları o an bulunduğu hastane ortamını ilk olarak tanıyabiliyor. Bu şekilde çocukların bağışıklıkları zayıf olabiliyor. Yine başta ilk oluşan bağırsa florası bebeğin yaşamı boyunca alerji ve obezite gibi birçok kronik hastalığın da şekillenmesinde rol oynayabiliyor. O nedenle eğer annenin ve bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit eden bir durumu yoksa mümkün olduğu ölçüde bebeklerin doğal olan, fizyolojik olan normal vajinal yolla doğmasını öneririz" şeklinde konuştu.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 09:20
Karaciğer metastazında hastalar artık umutsuz değil
Karaciğerde görülen metastatik tümörler, çoğu zaman hastalarda ciddi bir endişeye neden oluyor. Ancak günümüzde bu tanı artık her zaman "yapılacak bir şey yok" anlamına gelmiyor. Can Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Şafak Öztürk, karaciğer metastazlarında cerrahi ve lokal tedavi yöntemlerinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini söyledi. Karaciğer, vücuttaki birçok kanser türünün yayılabileceği bir organ olması nedeniyle, özellikle kolorektal (kalın bağırsak ve rektum), pankreas, mide ve meme kanseri hastalarında metastaz açısından dikkatle takip ediliyor. Karaciğer metastazlarının uzun yıllar boyunca yalnızca kemoterapi ile tedavi edilmeye çalışıldığını belirten Doç. Dr. Öztürk, son yıllarda geliştirilen tekniklerle artık daha etkin çözümler üretilebildiğini ifade etti. "Her metastaz, tedavisiz kalacak anlamına gelmez" Her metastazın tedavisiz kalacağı anlamına gelmeyeceğine vurgu yapan Öztürk, "Uygun hastalarda cerrahi yöntemlerle metastazlar çıkarılabiliyor. Ayrıca radyofrekans ablasyon (RFA), mikrodalga ablasyon ya da damar içi kemoterapi (TACE) gibi lokal yöntemlerle metastatik odaklara doğrudan müdahale edilebiliyor" diye konuştu. Tedavi kararı kişiye özel veriliyor Metastaz tanısı konulan her hastanın aynı şekilde tedavi edilmediğini vurgulayan Öztürk, "Karaciğerin genel durumu, tümörün yayılımı, hastanın yaşı ve eşlik eden diğer hastalıklar değerlendirilerek bireysel bir tedavi planı hazırlanıyor. Multidisipliner bir yaklaşım şart" ifadelerini kullandı. Karaciğer metastazlarının çoğu zaman belirti vermediğini söyleyen Öztürk, şu uyarılarda bulundu: "Karında dolgunluk hissi, ağrı, iştahsızlık, halsizlik ve kilo kaybı gibi belirtiler göz ardı edilmemeli. Özellikle daha önce başka bir kanser tanısı almış hastalar bu tür şikayetlerde vakit kaybetmeden doktorlarına başvurmalı." Erken müdahale hayati önem taşıyor Doç. Dr. Şafak Öztürk, erken evrede tespit edilen metastazların başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini, geç kalınmış vakalarda seçeneklerin daralabileceğine dikkati çekerek, "Karaciğerin kendini yenileyebilme kapasitesi sayesinde, uygun cerrahiyle alınan doku kısa sürede toparlanabiliyor. Bu da hastaya yaşam süresi ve kalitesi açısından büyük katkı sağlıyor" dedi.
22 Mayıs 2025 Perşembe - 09:19
Anne ve kızı doğru teşhis ve tedavi ile sağlığına kavuştu
Adana’da bel fıtığı teşhisi konulan ve ameliyat edilen kadının kızı da aynı rahatsızlığa yakalanınca, Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e ulaşan genç kadın hem kendisinin hem de annesinin hayatını kurtardı. Rukiye Şenol, bundan 12 yıl önce vücudunda ağrı şikayetiyle hastaneye gitti. Şenol’a doktorlar bel fıtığı teşhisi koyup tedaviye başladı. Ağrıları dinmeyince bir süre sonrada bel fıtığı ameliyatı yapıldı. Ancak Şenol’un ağrıları yine de dinmedi. Bu arada Şenol yürüyemez hale geldi. Bir süre sonra aynı şikayetler Şenol’un kızı Sabahat Ünal’da da baş gösterince birinin tavsiyesi üzerine Ünal, Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e ulaştı. Şen, Ünal’ı tedavi ettiğinde eklem romatizmasından şüphelenip uzman doktora yönlendirdi. Ünal, Şen’in yönlendirdiği doktora gittiğinde eklem romatizması hastalığı olduğunu öğrenip tedaviye başladı ve sağlığına kavuştu. Ünal, annesinde de benzer şikayetler olduğu için onu da kendisini iyileştiren doktora götürdüğünde onda da eklem romatizması olduğu yıllar önce bel fıtığı teşhisinin yanlış koyulduğu öğrenildi. Sabahat Ünal, "Ben daha önce birçok doktora gittim ama kimse şikayetimi çözemedi. Yaklaşık iki yıl boyunca adeta felç gibiydim. Bana bel fıtığı teşhisi kondu. Bir tanıdığımın aracılığıyla Orhan Hocam’a geldim. Kendisi hemen el muayenesi yaptı ve ‘Senin bel fıtığın yok, bu daha çok romatizmaya benziyor’ dedi. Beni romatoloji uzmanına yönlendirdi. O günden beri çok iyiyim. Ayağa kalkamıyor, yemek bile yapamıyordum. Beni ayağa kaldıran, doğru teşhis oldu" dedi. Annesinin de de aynı şikayetinin 12 yıldır sürdüğüne dikkat çeken Ünal, şöyle devam etti: "Ona bel fıtığı teşhisi kondu ve ameliyat edildi. Zamanla kamburlaşmaya başladı. Başka doktorlara da gittik ama yine ameliyat önerdiler. Annemi de Orhan Hocam’a getirdim. Muayene etti ve ‘Annenizin rahatsızlığı da sizinki gibi romatizmal bir hastalık’ dedi. Şimdi annem de doğru teşhis ile sağlığına kavuşmaya başladı." Anne, Rukiye Şenol ise, "Kendimde bel fıtığı olduğunu sanıyordum, hatta bu yüzden daha önce ameliyat bile oldum. Meğer yanlış teşhismiş. Orhan Hocam’a geldim ve şu an çok iyiyim" diye konuştu. Orhan Şen, doğru teşhis ve tedavinin çok önemli olduğunu belirterek, "Hastamız yaklaşık üç yıl önce şiddetli bel, boyun ve eklem ağrılarıyla başvurdu. Daha önceki tedavisinin tamamı bel fıtığına yönelikti ancak hasta hiçbir fayda görmemiş. Bize geldiğinde muayenesini yaptım ve romatizmaya bağlı bir tutulum olabileceği kanaatiyle romatoloji uzmanı meslektaşıma yönlendirdim. Romatizmaya yönelik tedavisine başlandıktan sonra hastamız üç yıldır gayet iyi durumda. Geçtiğimiz günlerde annesi Rukiye Hanım geldi. Kendisi 10 yıl önce bel fıtığı ameliyatı olmuş ancak zamanla beli öne doğru eğilmeye başlamış, ayak ve el parmaklarında şekil bozuklukları gelişmiş. Buna rağmen başka bir merkezde tekrar bel fıtığı ameliyatı önerilmiş. Muayenemde bu şekil bozukluklarının romatizmal hastalıklara işaret ettiğini gördüm. Tetkiklerini istedim ve incelediğimde romatizmal tutulumları tespit ettim. Onu da romatoloji uzmanı meslektaşıma yönlendirdim" dedi. Şen, şöyle devam etti: "Burada vurgulamak istediğim konu: doğru tanı. Eğer tanı doğruysa verilen ilaç ve yapılan ameliyat da doğru olur. Ancak tanı yanlışsa her şey yanlış olur. Genç meslektaşlarıma önerim; hastaya bütüncül yaklaşsınlar. Yani yalnızca radyolojik görüntüleme tetkiklerine bağlı kalmasınlar."
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 18:50
Özel Sular Akademi Hastanesi’nden sağlık çalışanı cinayetine tepki
Kahramanmaraş Özel Megapoint Hastanesi’nde görevli tıbbi sekreterin eski eşi tarafından pompalı tüfekle öldürülmesine ilişkin Özel Sular Akademi Hastanesi tepki mesajı yayımladı. Özel Megapoint Hastanesi, sağlık çalışanı cinayetiyle ilgili yapılan yazılı açıklamada, "Şehrimizde hizmet veren özel bir sağlık kuruluşunda görev yapan ve daha öncede çalışma arkadaşımız olan sağlık çalışanının, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi bizi derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden sağlık çalışanımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Bilinmelidir ki kadına yönelik her türlü şiddet anneye yöneliktir. Mesleği gereği bizim için ayrı bir öneme sahip olan sağlık çalışanının bu şekilde acımasızca ve canice saldırıya maruz kalarak hayatını kaybetmesi biz sağlık camiasını derinden etkilemiş olup derin bir yasa boğmuştur. İşi sadece insanlara sağlık alanında hizmet vermek olan sağlık çalışanının bu denli hayatını kaybetmesi bizleri derinden etkilemiştir. Bu olay, hem kadına yönelik şiddet, hem de sağlık camiamıza yönelik bir tehdit ve toplum vicdanını yaralayan korkunç bir eylemdir. Sağlık camiamızın başı sağ olsun" denildi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 17:20
HG Hospital Hastanesi’nden, Özel Megapoint Hastanesi’ndeki eski eş cinayetine tepki
Kahramanmaraş Özel Megapoint Hastanesi’nde meydana gelen eski eş cinayetiyle ilgili HG Hospital Hastanesi de tepki mesajı yayımladı. HG Hospital Hastanesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren bir sağlık kuruluşunda görev yapan değerli bir sağlık çalışanının, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. İnsan hayatını korumak ve yaşatmak için büyük bir özveriyle görev yapan bir sağlık çalışanının, böylesine vahşi ve acımasız bir saldırıya maruz kalarak yaşamını yitirmesi, bizleri derin bir yasa boğmuştur. Bu menfur olay, yalnızca bir can kaybı değil; aynı zamanda kadına yönelik şiddet, sağlık camiamıza yönelmiş bir tehdit ve toplum vicdanını yaralayan korkunç bir eylemdir. Hayatını kaybeden sağlık çalışanımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz" denildi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 17:15
Muğla EAH’ta ilk enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji kliniği uzmanı
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalında uzmanlık eğitimi gören araştırma görevlisi Dr. Veysel Akca, Mart ayında girdiği uzmanlık sınavını başarıyla tamamlayarak Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Kliniğinin ilk uzmanı oldu. Tez danışmanlığını hastane Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan’ın yaptığı Dr. Veysel Akca’nın uzmanlık yemeği Ramazan ayına denk gelmesi nedeniyle kutlama programı bugün gerçekleştirildi. Başhekimlik toplantı salonunda gerçekleştirilen uzmanlık yemeği kutlama programına ailesi, enfeksiyon hastalıkları kliniği ekibi, hekimler, asistanlar, diğer kliniklerde görev yapan mesai arkadaşları katılım sağladı. Kliniğin ilk uzmanı, Dr. Veysel Akca’nın tayini Afyon Sandıklı Devlet Hastanesine çıktı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 16:59
Bodrum’da arızalı su isale hatlarının 3 bin 200 metresi yenilendi
Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Bodrum arızalı içme suyu hatlarındaki yenileme çalışmalarının 3 bin 200 metrelik kısmı tamamlandı. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül de projenin hızlı ve aksaksız olarak devam etmesi için bölgede sürekli saha incelemelerinde bulunuyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından Başkan Ahmet Aras’ın Bodrum ana içme suyu hatlarının yenilenmesine dair verdiği talimat üzerine başlatılan proje hızla ilerliyor. Yarımada’nın farklı noktalarında yapılan çalışmalar aynı anda ve koordineli şekilde devam ederken, ana hatların 3 bin 200 metrelik kısmı yenilendi. Çalışmaların en kısa sürede tamamlanarak Bodrum’da yıllardır yaşanan ve vatandaşların mağduriyetine sebebiyet veren arıza kaynaklı su kesintilerinin bir an önce ortadan kaldırılması amaçlanıyor. Yeni içme suyu deposu inşası için kazı çalışmaları başladı Bodrum’da başlatılan ve yaklaşık 1 Milyar TL maliyeti ile Yarımada tarihinin en büyük yatırımı olan ana isale hatlarının yenileme projesinde, boru yenileme işlemlerinin yanı sıra yeni içme suyu depoları da yapılıyor. Suyun kontrolü, basınç düzenlemeleri ve mahallelere sorunsuz olarak su aktarımı sağlanması amacıyla 1000 m3 kapasiteli 2 içme suyu deposundan Turgutreis bölgesinde planlanan deponun kazı işlemlerine başlandı. Çalışmalar kapsamında Torba’da 1300, Ortakent - Yahşi - Müskebi - Gümbet güzergahında 800, Turgutreis - İslamhaneleri Mahalleleri arasında ise 1100 metre hat yenilendi. Şengül, "Başkanımız çalışmaların en kısa sürede bitirilmesi talimatı verdi" Sürekli saha ziyaretleri ve projenin akışı hakkında yerinde bilgi alan MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, Bodrum’da devam eden kazı çalışmalarını incelemeye devam ediyor. Şengül, haftasonları ve resmi tatillerde Bodrum’a giderek incelemelerde bulunuyor. Özellikle Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın hat yenileme çalışmalarının biran önce tamamlanması ve Bodrum halkının bu çileden kurtulması için büyük hassasiyet gösterdiğini söyleyen Şengül, "Başkanımız Bodrum gibi dünyaca ünlü bir turizm merkezinde kazı çalışmalarının çok uzun süreler devam etmesinin kentin prestijine büyük zarar vereceği düşüncesiyle yenileme çalışmalarının en kısa sürede tamamlanması talimatını verdi. Bizlerde başkanımızın bu talimatlarını yerine getirmek Bodrum halkına en hızlı ve iyi şekilde hizmet vermek için çalışmalarımızı büyük bir hassasiyet içinde sürdürüyoruz. En kısa sürede çalışmalarımızı tamamlamak ve Bodrum’a modern, uzun yıllar hizmet verebilecek, arıza kaynaklı kesintilerin minimum düzeyde olduğu bir altyapı sistemi oluşturacağız" dedi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 14:00
Protez ameliyatlarında sınır ötesi başarı
Rusya’da düzenlenen "Uzuv Restorasyonu ve Uzatma İçin Yenilikçi Teknolojiler" başlıklı seminerde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Adnan Kara ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman da yer aldı. Seminerde, uzuv restorasyonu ve protezlerin geleceğini şekillendiren yenilikçi çözümler ele alındı. Rusya’nın başkenti Moskova’da bulunan Skolkovo İnovasyon Merkezi, "Uzuv Restorasyonu ve Uzatma İçin Yenilikçi Teknolojiler: Osseointegrasyon, Precice ve Robotik Rehabilitasyon Çözümleri" seminerine ev sahipliği yaptı. Seminere tıp, teknoloji ve rehabilitasyon alanlarında dünyanın önde gelen isimleri katılım sağladı. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Adnan Kara uzuv restorasyonu konusundaki uzmanlığıyla öne çıkarken, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman modern rehabilitasyon teknikleri hakkında katılımcılara bilgi paylaşımında bulundu. Osseointegrasyon ile protezlerde devrim Seminerin en dikkat çekici konularından biri, protezlerin doğrudan hastanın kemiğine entegre edilmesini mümkün kılan yenilikçi bir teknoloji olan osseointegrasyon yöntemi oldu. Bu yöntemin, protezlerin daha güvenli bir şekilde sabitlenmesini sağlarken, işlevselliğini artırdığı ve hastaların yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme sağladığı belirtildi. Osseointegrasyon sayesinde, hastalar geleneksel protez yöntemlerine kıyasla çok daha özgür bir şekilde hareket edebiliyor ve günlük yaşamlarını daha aktif bir şekilde sürdürebiliyor. Seminerde, osseointegrasyonun yanı sıra birçok yenilikçi teknoloji hakkında da bilgi verildi. Bunlardan biri olan Manyetik Çubuk Teknolojisi (Precice), uzuv uzatma tedavisinde çığır açarak uzuv kusurlarına yönelik yeni imkanlar sunuyor. Bir diğer önemli yenilik ise Robotik Rehabilitasyon Çözümleri oldu. Bu teknoloji, rehabilitasyon süreçlerini daha verimli hale getirerek hastaların çok daha hızlı ve etkili bir şekilde iyileşmesine imkan tanıyor. İleri teknolojilerle umut dolu bir gelecek Seminer, tıp teknolojilerinin gelişiminde bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Tanıtılan yenilikler, sadece hastaların yaşam kalitesini artırmakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası iş birliğiyle ortak çözümler geliştirilmesi için de yeni ufuklar açtı. Bu çözümler, teknolojik ilerlemenin ötesinde, dünya genelindeki hastalara umut veren bir gelecek vaadi olarak büyük bir anlam taşıdı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:37
Doç. Dr. Füsun Karaşahin: "Sağlıklı toplum için hedefimiz 90 bin kişiye ulaşmak"
Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Emine Füsun Karaşahin, kent genelinde yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Karaşahin, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmeyi amaçlayan kampanyanın ilk haftasında 7.500 kişiye ulaşıldığını belirtti. Kampanyanın 10 Mayıs’ta başladığını ve 10 Temmuz’a kadar devam edeceğini ifade eden Karaşahin, "Amacımız, vatandaşlarımızın beden kitle indeksini öğrenmelerini sağlayarak sağlıklarını riske atmadan yaşamlarını sürdürmelerine destek olmak. 90 bin kişiye ulaşmak istiyoruz" dedi. Sigarayı bırak kampanyasıyla kapsam genişletildi Doç. Dr. Karaşahin, 20 Mayıs itibarıyla kampanyaya "Sigarayı Bırak, Hayatını Değiştir" adı altında yeni bir modül eklendiğini de açıkladı. Kurulan stantlarda nefes ölçümleri yapıldığını belirten Karaşahin, "Vatandaşlarımızın nefeslerindeki karbon monoksit oranlarını ölçüyoruz. Ayrıca nikotin bağımlılık testleriyle kişilerin bağımlılık düzeylerini belirleyerek ALO 171 danışma hattı ve sigara bırakma polikliniklerine yönlendirme sağlıyoruz" diye konuştu. "Halk sağlığı, toplumun ortak sorumluluğudur" Karaşahin, açıklamasının sonunda halk sağlığının yalnızca sağlık çalışanlarının değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çekerek, "Kanser taramaları, çocuk sağlığı hizmetleri ve ruh sağlığı farkındalığı gibi pek çok alanda çalışmalarımız sürecek. Erzurum halkını bu kampanyalara aktif olarak katılmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:54
Göz kapaklarınız yorgunluğunuzu ele vermesin
Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İbrahim Gözen, göz kapağı estetiğiyle hem daha genç bir görünüm hem de daha iyi bir görüşün mümkün olduğunu söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İbrahim Gözen, göz kapağı estetiği hakkında bilgi verdi. Gözen, "Zamanla göz kapaklarında oluşan sarkma ve torbalanmalar kişiyi yorgun ve yaşlı gösterir. Blefaroplasti, bu sorunlara estetik ve fonksiyonel çözümler sunar" dedi. Sadece güzellik değil, görüşünüz de iyileşir Üst göz kapağındaki düşüklüğün görüş alanını daraltabildiğine dikkat çeken Dr. Gözen, "Bazı hastalar kitap okurken veya araç kullanırken görüşlerinin azaldığını belirtiyor. Bu durumda estetik müdahale, fonksiyonel bir ihtiyaç haline gelir. Göz çevresinde belirgin sarkma yaşayanlar, genetik olarak göz kapağı düşüklüğü bulunanlar, göz altı torbaları nedeniyle yorgun görünümden şikayet edenler GÖZ kapağı estetiğine ihtiyaç duyabilir" ifadelerini kullandı. Dr. Gözen, 35 yaş sonrası bu operasyonun daha sık tercih edildiğini, ancak genç yaşta da genetik nedenlerle ihtiyaç duyulabileceğini de belirtti. "Kısa süreli operasyon, uzun süreli sonuç" Operasyonun lokal anestezi altında 1-1,5 saat sürdüğünü belirten Dr. Gözen, "Ameliyat sonrası ilk birkaç gün hafif şişlik ve morluklar görülebilir. Soğuk kompres ve istirahat ile bu belirtiler kısa sürede azalır. Dikişler genellikle 5-7 gün içinde alınır ve hastalar çoğunlukla bir hafta içinde günlük yaşamlarına dönebilir" şeklinde konuştu. "Göz kapağı estetiği, etkileri uzun yıllar süren bir işlem" Dr. Gözen, "Göz kapağı estetiği, etkileri uzun yıllar süren bir işlemdir. Elbette yaşlanma süreci devam eder ancak operasyon sonrası bakışlar canlanır, yüz ifadesi daha enerjik ve genç bir hal alır. Kişinin özgüveni de gözle görülür biçimde artar" ifadelerine yer verdi. "Bakışlarınız yorgun değil, enerjik olsun" Estetik operasyonun psikolojik faydalarına da değinen Dr. Gözen, "Göz kapağı estetiği küçük bir müdahale gibi görünse de, hem estetik hem psikolojik açıdan önemli sonuçlar doğurabilir. Ancak her cerrahi işlemde olduğu gibi bu operasyon da kişiye özel değerlendirme gerektirir. Kliniğimizde her hastayla detaylı bir ön görüşme yapıyor, yüz yapısına ve ihtiyaçlarına uygun en doğru planlamayı birlikte oluşturuyoruz. Unutmayın, bakışlarınız yorgun değil, enerjik ve genç olmalı. Çünkü siz buna değersiniz" diye konuştu.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:15
Kadın doğum uzmanı: "Sezaryen doğum oranı yüzde altmışlarda, bu korkutucu bir durum"
Avrupa’da yüzde 10’lar seviyesinde olan sezaryen doğum oranı, Türkiye’de yüzde 60’lara ulaştı. Kadın doğum doktoru Merve Özalp Çelikçi, üç ay önce yaptığı normal doğumla kendi deneyimini de paylaşarak kadınları normal doğuma teşvik etti. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Çelikçi, "Bizim ülkemizde şuan da ilk sezaryen oranı yaklaşık yüzde altmışlarda. Bu biz hekimler içinde korkutucu bir durum. Çünkü hastanın ilk sezaryenden sonra ikinci, üçüncü sezaryenden sonra veya başka bir jinekolojik problemlerde olacak ameliyatlarında da bizim için zorluğa sebep oluyor. Ülkemizde bu oran çok yüksek. Avrupa ülkelerinde sezaryen doğum oranı yüzde onların altında." dedi. Türkiye’de sezaryen doğum oranlarının giderek artması, sağlık uzmanlarını endişelendiriyor. Avrupa ülkelerinde yüzde 10’lar seviyesinde olan sezaryen doğum oranı, Türkiye’de yüzde 60’lara kadar çıktı. Ümraniye Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Dr. Merve Özalp Çelikçi, sezaryenin bir doğum şekli değil, cerrahi bir müdahale olduğuna dikkat çekerek, normal doğumun hem anne hem de bebek sağlığı açısından daha faydalı olduğunu vurguladı. 3 ay önce kendi çocuğunu da normal doğumla dünyaya getirdiğini belirten Dr. Özalp Çelikçi, bu deneyimiyle toplumda farkındalık oluşturmak ve anneleri bilinçlendirmek istediğini söyledi. "Normal doğum yapan hastaları kontrol muayenesine çağırdığımızda, sanki hiç doğum yapmamış gibiydiler" Yaklaşık 3 ay önce kendisinin de normal doğum yaptığını söyleyen Dr. Merve Özalp Çelikçi, "Aslında bizim için zorlayan şey normal doğumun bir tercih meselesi haline gelmemesi. Normalde tüm doğumlar fizyolojik olarak ilerlerse normal doğumla sonuçlanabilir. Bu anne sağlığını veya bebek sağlığını etkileyen bir durum olmadığı sürece annenin yapısı buna uygunsa, sağlık durumu buna el veriyorsa, biz öncelikle hastaya zaten normal doğum için takip edip onu öneriyoruz. Ama anne ya da bebek sağlığını tehlikeye sokan bir durum olursa, sezaryen doğum da bunun için bulunmuş gayet iyi bir çözüm ve biz bunu mecbur kaldığımız durumlarda anneyle konuşarak, bunu ifade ederek sezaryen öneriyoruz. Normal doğumu istememin ve bunun için çaba göstermemin nedeni, normal doğum yapan hastaları kontrol muayenesine çağırdığımızda, sanki hiç doğum yapmamış gibiydiler. Kucaklarında bebekleriyle geliyorlar, iyileşme süreçleri o kadar hızlı oluyordu ki, buna karşılık sezaryenle doğum yapan hastalarımızın toparlanma süreci biraz daha zor geçiyor; bebeklerine bakım verirken daha fazla zorlandıklarını gözlemliyordum. Bu nedenle, ben de gebeliğimin 12. haftasından itibaren spora başladım. Hastanemizde bulunan gebe okulunda nefes egzersizleri yaptık, çeşitli pilates egzersizleriyle kendimi normal doğuma hazırlamaya çalıştım. Açıkçası, sürecin bu şekilde sonlanmasını istiyordum" dedi. Gebe okullarında verilen eğitim ve motivasyonun normal doğum seçiminde etkili olduğunun altını çizen Dr. Çelikçi, "Bizim için en rahat olan, bizim hastanemizde olduğu gibi, gebe okuluna gitmiş, gebeliğin belki de 12. haftasından itibaren ‘ben normal doğum yapabilirim, ben bebeğim için en iyisini yapmak istiyorum, ben hareketimi artırıyorum, sporumu yapıyorum, doğumu araştırıyorum’ diyen hasta karşımıza geldiği gibi, gebe okulu mezunu deyince biz bir rahatlıyoruz. Bilinçli, eğitimli gebe bizim için daha kolay oluyor. O yüzden bu politikalarla veya değişik etkinliklerle hastalar bilinçlenirse, bizim de o hastalara söylediklerimizi hastaların anlaması daha kolay oluyor." ifadelerini kullandı. Hastanenin doğumhane sorumlu ebesi Sevgi Balcı Çöl ise, "Normal doğumda anne direkt hayatına devam edebiliyor, anne-bebek bağlanması daha kısa sürede ve hızlı sağlanıyor, emzirmeye çok hızlı bir geçiş yapabiliyoruz. Enfeksiyon ve kanama riski gibi komplikasyonlar daha az oluyor. Ama tabii ki sezaryen de bebek ve anne hayatını kurtarmada etkili bir ameliyat. Doğum çeşidi değil aslında normalde. Onda emzirmeye daha hızlı geçiş yapabiliyoruz, bebekler emme konusunda daha iyi oluyorlar. Sezaryen ameliyatından sonra hastanede kalış süresi biraz daha uzuyor. Bu sebepten dolayı enfeksiyon riski daha fazla oluyor." şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder