Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 10:15
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:13
Kadın doğum uzmanı: "Sezaryen doğum oranı yüzde altmışlarda, bu korkutucu bir durum"
Avrupa’da yüzde 10’lar seviyesinde olan sezaryen doğum oranı, Türkiye’de yüzde 60’lara ulaştı. Kadın doğum doktoru Merve Özalp Çelikçi, üç ay önce yaptığı normal doğumla kendi deneyimini de paylaşarak kadınları normal doğuma teşvik etti. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Çelikçi, "Bizim ülkemizde şuan da ilk sezaryen oranı yaklaşık yüzde altmışlarda. Bu biz hekimler içinde korkutucu bir durum. Çünkü hastanın ilk sezaryenden sonra ikinci, üçüncü sezaryenden sonra veya başka bir jinekolojik problemlerde olacak ameliyatlarında da bizim için zorluğa sebep oluyor. Ülkemizde bu oran çok yüksek. Avrupa ülkelerinde sezaryen doğum oranı yüzde onların altında." dedi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:26
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem: "Astım ataklarına karşı çocuğunuzu sigara dumanından koruyun"
Liv Hospital Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem, çocuklarda astım hakkında açıklamalarda bulundu. Erdem, "Astım ataklarına karşı çocuğunuzu sigara dumanından koruyun" dedi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Galip Erdem, çocuklarda astıma yol açacak etmenler, astımın gelişimini arttıran faktörler ve alınması gereken tedbirler hakkında açıklamalarda bulundu. Astım ataklarını önlemenin en etkili yolunun dikkatli planlama yapmak ve tetikleyici faktörlerden uzak durmak olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Erdem, "Sigara dumanı veya hava kirliliği gibi çevresel etkenlere maruz kalmak, astımda önemli bir risk unsurudur. Ayrıca ev tozu akarları, evcil hayvan tüyleri, polenler ve küf gibi alerjenlere karşı duyarlılık da astım gelişiminde rol oynayabilir. Bu yüzden çocuğunuzu astımı tetikleyebilecek etkenlere maruz bırakmayın. Özellikle bulunduğu ortamlarda sigara içilmesine kesinlikle izin vermeyin" dedi. "Astım belirtileri insanlar arasında değişkenlik gösterir" Astımın nasıl oluştuğu hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Erdem, "Astım; hışıltı, öksürük ve solunum zorluğu gibi belirtileri içeren bir hastalıktır. Hava yolu ödem ya da fazla mukus (salgı) nedeniyle tıkandığında hava yolu irritasyonuna bağlı ödem ve bunun sonucunda daralma olduğunda bronş aşırı duyarlılığı olur. Hava yolu fazla duyarlı olup, duman, soğuk hava ya da fizik egzersiz gibi uyaranlara kolaylıkla aşırı yanıt verir. Hava yolu yanıt verdiğinde daha dar hale gelir ve solunumu zorlaştırır. Astım belirtileri insanlar arasında değişkenlik gösterir ve yukarıdaki belirtilen tümü herkeste ortaya çıkmaz" şeklinde konuştu. "5 yaşından küçüklerde astım tanısını koymak daha zor" Astım belirtilerinin zaman içerisinde değiştiğinin, geliştiğinin ve kaybolabildiğinin altını çizen Uzm. Dr. Erdem, "Çocukluk çağı astımı 5 ile 16 yaş arasındaki çocukları etkileyen astımı anlatır. 5 yaşından önce astımın tanısını koymak, bu yaş grubundakiler tanı için gereken testleri yapamayabileceği için daha zordur. Küçük çocukların bazılarına yine de astım benzeri belirtiler için tedavi verilir ve tanı daha ileri yaşlarda koyulur’’ ifadelerini kullandı. "Geceleri öksürük görülür" Çocuklarda astımı işaret eden belirtilerden bahseden Uzm. Dr. Erdem, şu bilgileri paylaştı: "Nefes verirken ıslık ya da hırıltı sesi duyulması oldukça yaygındır. Bunun yanı sıra, nefes darlığı ile birlikte göğüste sıkışma ya da baskı hissi de sık karşılaşılan belirtilerdendir. Özellikle geceleri ya da fiziksel egzersiz sonrasında artan sık öksürük dikkat çekici bir bulgudur. Ayrıca nefes alıp verirken göğüs duvarında gözle görülür şekilde çekilmelerin oluşması, fiziksel aktiviteler sırasında çabuk yorulma, egzersiz yaparken zorlanma (egzersiz intoleransı) ve uykuya dalmakta güçlük çekme ya da gece uyanmaları gibi durumlar da çocuklarda astımın işaretleri olabilir. Çocuğunuzda sürekli devam eden, aralıklı olarak ortaya çıkan ya da özellikle fiziksel aktivite sırasında artan bir öksürük varsa, bir çocuk doktoruna başvurmanız gerekir. Bunun yanı sıra, çocuğunuz nefes verirken hırıltı ya da ıslık sesi çıkarıyorsa, nefes darlığı ya da hızlı nefes alma gibi belirtiler gösteriyorsa doktora gitmek önemlidir. Göğüste çekilmeler, göğüs sıkışması şikayetleri, bronşit ya da zatürre gibi hastalıkların tekrarlayan atakları da tıbbi değerlendirme gerektiren durumlar arasındadır." "Astım tanısı olmasa da şiddetli solunum güçlüğünü ciddiye alın" Bazı şiddetli vakalarda nefes almakta zorlanan çocuklarda göğüs ve yan bölgelerde içe doğru çekilmeler gözlemlenebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Galip Erdem, ‘’Bu tür durumlarda çocuğun kalp atışlarında artış, terleme ve göğüs ağrısı gibi ciddi belirtiler ortaya çıkabilir. Eğer çocuğunuz nefes alırken bir cümlenin ortasında konuşmayı kesmek zorunda kalacak kadar zorlanıyorsa, nefes alırken karın kaslarını kullanıyorsa, burun delikleri nefes alırken genişliyorsa ve karın bölgesi nefes sırasında kaburgaların altına doğru çekiliyorsa, acil tıbbi yardım alınması gereklidir. Çocuğunuzda astım teşhisi konmamış olsa bile, nefes almada zorluk fark ederseniz hemen tıbbi yardım alın. Astım atakları şiddete göre değişse de öksürükle başlayabilir, hırıltıya ve zor nefes almaya ilerleyebilir’’ şeklinde konuştu. "Genetik faktörler çocuklukta astıma neden olabilir" Çocukluk çağı astımının kesin nedenleri tam olarak bilinmese de hastalığın gelişiminde etkili olabileceği düşünülen bazı faktörler olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Erdem, "Ailede alerjiye yatkınlık bulunması ve ebeveynlerden birinde astım öyküsünün olması, çocukta astım gelişme riskini artırabilir. Sigara dumanı veya diğer hava kirliliği gibi çevresel etkenlere maruz kalmak da önemli bir risk unsurudur. Ayrıca soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlar, tütün dumanı, ev tozu akarları, evcil hayvan tüyleri, polenler ve küf gibi alerjenlere karşı duyarlılık da astım gelişiminde rol oynayabilir. Bunun yanı sıra, fiziksel aktivite, hava değişiklikleri ya da soğuk hava da belirtileri tetikleyebilir. Ancak bazı durumlarda astım belirtileri herhangi bir belirgin tetikleyici olmadan da ortaya çıkabilir’’ dedi. "Astım gelişimini artıran çevresel ve genetik faktörler’’ Çocuklarda astıma neden olabilecek çeşitli risk faktörleri bulunduğuna değinen Uzm. Dr. Erdem, "Bunlar arasında doğum öncesi dönem de dâhil olmak üzere tütün dumanına maruz kalma önemli bir yer tutar. Daha önce cilt reaksiyonları, gıda alerjileri ya da saman nezlesi gibi alerjik reaksiyonlar geçirmek de riski artırır. Ailede astım ya da alerji öyküsünün bulunması genetik yatkınlığı işaret eder. Kirliliğin yoğun olduğu bir bölgede yaşamak da çevresel bir risk faktörü olarak öne çıkar. Obezite, kronik burun akıntısı veya tıkanıklığı, sinüs iltihabı ya da zatürre gibi solunum yolu hastalıkları da astım gelişiminde etkili olabilir. Ayrıca gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) olan çocuklar ve erkek cinsiyetteki bireyler de daha yüksek risk altındadır’’ ifadelerini kullandı. "Tetikleyici etkenlerden uzak durulmalı" Astımı önleme yollarından bahseden Uzm. Dr. Erdem, "Astım ataklarını önlemenin en etkili yolu, dikkatli planlama yapmak ve tetikleyici faktörlerden uzak durmaktır. Özellikle çocuğunuzun bulunduğu ortamlarda sigara içilmesine kesinlikle izin vermeyin. Ayrıca çocuğunuzu düzenli fiziksel aktiviteye teşvik etmek, sağlıklı bir kiloda kalmasına yardımcı olmak ve mide ekşimesi gibi reflü semptomlarını kontrol altında tutmak da önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri ile astımın seyri izlenmeli ve muhtemel ataklar önceden engellenmeye çalışılmalıdır’’ dedi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:18
Söğüt’te "50 Yataklı Devlet Hastanesi" projesinde önemli gelişme
Bilecik’in Söğüt ilçesinde uzun süredir beklenen "50 Yataklı Devlet Hastanesi" projesinde önemli bir gelişme yaşandı. Belediye Başkanı Ferhat Durgut, hastane ihalesinin 16 Haziran 2025 tarihinde yeniden gerçekleştirileceğini duyurdu. Başkan Durgut, yaptığı açıklamada, "Hastane inşaatımızda yeni bir başlangıç. Sağlık alanında ilçemize büyük katkı sağlayacak bu önemli yatırımın tekrar hayata geçirilecek olması hepimiz için büyük bir umut kaynağıdır. Başta Milletvekilimiz Halil Eldemir olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor, ilçemize hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. "17 dönümlük taşınmaz üzerine inşa edilecek" Hastane hakkında bilgi veren Başkan Durgut, "Sağlık Bakanlığı yatırım programında yer alan Söğüt 50 Yataklı Devlet Hastanesi, Kayhan Mahallesi’nde bulunan ve Maliye Hazinesi mülkiyetli Sağlık Bakanlığı’na tahsisli yaklaşık 17 dönümlük taşınmaz üzerine inşa edilecek. Yeni ihale süreciyle birlikte ilçenin sağlık altyapısını güçlendirecek olan hastane, bölge halkına modern sağlık hizmetleri sunmayı hedefliyor" dedi. Öte yandan Bilecik’te sağlık yatırımlarının hız kesmeden devam ettiği görülürken, Söğüt halkı yeni hastane projesinin en kısa sürede tamamlanmasını bekliyor.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:11
Bu belirtileri taşıyanlarda KKKA virüsü görülebilir
Sivas, Tokat ve Yozgat’ta yoğun olarak görülen ve bulaştığı insanı ölüme kadar götürebilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü vakaları artmaya başladı. Kene tarafından taşınan virüsü anlatan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bakır, dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Sivas çevresinde baş gösteren ve her yıl birçok kişinin ölümüne neden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü, havaların ısınmasıyla birlikte tekrar baş gösterdi. Kırsal alanlarda görülen kene tarafından insanlara ve hayvanlara bulaşan virüs, bölgede yaşayan insanların kâbusu oldu. Medicana Sivas Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bakır, KKKA virüsü ile ilgili bilgiler vererek dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. "Kanama ile seyreden bir hastalık" KKKA virüsünün 2001’li yıllardan itibaren görülmeye başlandığını ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bakır, "Mart, Nisan aylarıyla başlayıp Ağustos, Eylül gibi son bulan ama bazen de yıl boyunca görülebilen, kanama ile seyreden bir hastalık. Tabii insanlar kenenin hedeflediği canlılar değil ama bildiğiniz gibi kene, kan emerek yaşayan bir canlı. Dolayısıyla bu canlı, kan emmek üzere bir canlı ararken insana rast geldiği zaman tutunuyor ve kan emiyor. Tabii sadece tutunma değil, aynı zamanda kene ile ilgili çeşitli temaslar da olabiliyor. Özellikle bizim yöremizde gördüğümüz şey, hayvandan kene temizleme işi var. Bu kene temizleme sırasında, kenenin vücut sıvılarıyla, bütünlüğü bozulmuş deri ve deri dışındaki mukozaların temasıyla bulaşma olabiliyor" dedi. Kırsaldan dönünce tarama yapılması önemli İnsanların bireysel olarak korunması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Bakır, "Özellikle kırsal alanlara gittiğinde kenenin tutunmasını önleyici önlemler alması gerekiyor. Kene, çıplak alan bulduğu zaman kan emmek üzere programlanmış bir canlı ve dolayısıyla bu canlı kan emmek üzere bir canlı ararken insana tesadüf ettiği zaman bulaşıyor. Dolayısıyla bize düşen görev, bu alanlara gittiğimiz zaman vücudumuzun açık bölgelerini kapatmamız gerekiyor. Özellikle ayaklar; uzun pantolon giyip çorabın içine sokmamız gerekiyor ya da çizme giymemiz lazım. Tabii ki kollar da önemli. Yani vücudun herhangi bir noktasını açık bıraktığınız zaman, tesadüf ettiği zaman kene tutunabiliyor. Açıkçası kapalı giyinmek gerekiyor. Tabii ki zor, kırsal alanda çalışan bireyler için kene temasından korunmak önemli bir olay diye düşünüyorum. Tabii ki kırsal alandan döndükten sonra bu kişilerin vücutlarının kene açısından taranmasının yararı var. Çünkü bu kene tutunmuş ise eve geldiğinde bir başka kişi tarafından tespit edilmesi, o kenenin uzaklaştırılması gerekiyor" şeklinde konuştu. Bazı belirtiler KKKA virüsü göstergesi olabilir KKKA virüsünün farklı şekillerde belirtiler gösterebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Bakır, "Bu insanlarımızda halsizlik, kırgınlık, ateş ilk belirtiler olabilir. Vücut ağrıları, baş ağrıları, kas ağrıları, bel ağrısı, karın ağrısı gibi değişik organ ve sistemlerde ağrı, bulantı, ishal olabiliyor. "Kanamalı ateş" diyoruz ama olguların hepsinde kanama görülecek diye bir şey yok. Bir kısmında gözüküyor. Kanama da genellikle görülen olgularda 3-5 gün içinde bu belirtiler ortaya çıkıyor. Zaten belirtiler, şüpheli kene teması varsa ve bu belirtiler de mevcutsa, bir sağlık kuruluşuna mutlaka başvurulması gerekiyor. Tedavi olup takip edilmesi açısından bu önemlidir" diye konuştu.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:53
Gebelik diyabetinde doğru beslenme anne ve bebek sağlığını etkiliyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, gebelik diyabetinde doğru beslenmenin anne ve bebek sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğunu belirtti. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, ‘Gebelikte Diyabet ve Sağlıklı Beslenme Yöntemleri’ hakkında önemli uyarılarda bulundu. Gebelikte diyabetin hem anne hem de bebek sağlığı üzerinde ciddi etkileri olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, "Gebelikte görülen diyabete, genetik faktörlerin yanı sıra yanlış beslenme alışkanlıkları da neden olabiliyor. Gebelik döneminde diyabet riskini azaltmak için doğru beslenme, büyük önem taşıyor. Gebelik sırasında sık yapılan kan şekeri ölçümleri, diyabetin erken teşhisi ve takibinde hayati rol oynuyor. Gebelik diyabetinin önlenmesinde ve yönetiminde sağlıklı beslenme temel oluşturuyor. Bu süreçte şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak çok önemli. Bu gibi gıdaların yerine sebze, meyve, tam tahıllar ve protein kaynaklarının tercih edilmesi gerekiyor. Ayrıca, öğünlerin düzenli ve dengeli olması, kan şekerinin stabil kalmasına yardımcı olurken, aşırı karbonhidrat tüketiminden kaçınılmalıdır" dedi. "Doğru beslenme bebeğin gelişimi için önemli" Gebelikte kiloya dikkat edilmesi ve egzersiz alışkanlıklarının da diyabet riskini azaltmada etkili olabileceğini vurgulayan Op. Dr. Habibe Radiye Akgün, şu uyarılarda bulundu: "Gebelik diyabeti tanısı alan anne adaylarının, mutlaka uzman bir sağlık ekibiyle yakın takipte olmalarını öneriyoruz. Sağlıklı beslenme ve düzenli kontrollerle, diyabet kontrol altına alınabilecek ve sağlıklı bir gebelik süreci geçirilebilecektir. Anne adaylarının bu konularda bilinçli ve dikkatli olmaları gerekiyor. Gebelikte doğru beslenme yalnızca diyabeti önlemekle kalmayıp, aynı zamanda doğacak bebeğin gelişimi üzerinde de olumlu etkileri olacaktır"
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:44
Cilt kanseriyle mücadelede farkındalık semineri
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Tuğçe Özkapu, toplumda giderek artan cilt kanseri vakalarına dikkat çekmek ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla farkındalık semineri düzenledi. Hastane konferans salonunda gerçekleştirilen etkinlikte, cilt kanserinin türleri, risk faktörleri, korunma yolları ve düzenli deri kontrollerinin önemi detaylı bir şekilde ele alındı. Güneşin zararlı etkileri, solaryum kullanımı, genetik yatkınlık gibi faktörlerin cilt sağlığı üzerindeki etkilerini anlatan Dr. Özkapu, katılımcılara görseller eşliğinde bilgilendirici bir sunum yaptı. Seminerde ayrıca şüpheli benlerin takibi ve değişimlerin erken fark edilmesinin hayat kurtarıcı rolü vurgulandı. Uzm. Dr. Tuğçe Özkapu, "Cilt kanseri, erken teşhisle tedavi edilebilen bir hastalık. Bu nedenle güneşten korunma alışkanlıkları kazanmak, düzenli dermatolojik muayenelerden geçmek ve ciltteki değişiklikleri takip etmek son derece önemli" dedi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:40
Mersin’de kadınlara kanser farkındalık eğitimi
Mersin Büyükşehir Belediyesi, bir üniversite ile iş birliğiyle kadınlara yönelik kanser farkındalık eğitimi düzenledi. Etkinlikte, meme ve rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinin belirtileri, risk faktörleri, erken teşhisin önemi ve korunma yöntemleri anlatıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi çağımızda en yaygın görülen hastalıklardan birisi olan kansere dikkat çekmek için, kadınlara yönelik kanser hastalığına yönelik bilgilendirme eğitimi düzenledi. Etkinlikte, kanser belirtileri, yaş gruplarına göre görülme sıklıkları, meme kanseri ve rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinin risk faktörleri, erken teşhisin önemi, korunma yolları ve tedavi süreçleri ele alındı.Seminerde, özellikle kadınları etkileyen kanser türleri ile ilgili kapsamlı bilgiler verildi. "Kadınlara yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarımız devam ediyor" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Kadın Şube Müdürü Edibe Sahil, kadınlara yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları kapsamında son olarak kanser ve kanser türlerini kapsayan bir program gerçekleştirdiklerini söyledi. Sahil," Dezavantajlı mahallelerden, kırsal bölgede yaşayan kadınlardan ve bisikletli kadın topluluklarından oluşan bir gruba, kanser hastalığı ile ilgili eğitim düzenledik. Eğitimde, kanser türleri, kanseri önlemenin yolları, erken teşhisin önemi, evde kendi kendimize yapabileceğimiz kanser taramaları hakkında bilgilendirmede bulunuldu" şeklinde konuştu. Etkinliğe katılan Meral Baş, kendisinin de 4. evre bir kanser hastası olduğunu ve bu eğitimlerin daha çok yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, "Etkinlik gayet güzeldi. Hocamız bizlere güzel bilgiler verdi. Erken teşhis hayat kurtarır. Kadınların kesinlikle her 6 ayda bir kontrole gitmesi gerekir"ifadelerini kullandı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:33
Gece sık idrara çıkmak bir sorun mudur?
Eskişehir Özel Ümit Batıkent Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Aydın Erkul, gece sık idrara çıkmanın basit bir rahatsızlık olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun ciddi sağlık sorunlarının erken belirtisi olabileceği uyarısında bulundu. Dr. Erkul, sağlıklı bireylerde geceleri tuvalete çıkmanın beklenen bir durum olmadığını ifade ederek, şu açıklamalarda bulundu: "Normal şartlarda sağlıklı bir birey gece boyunca hiç tuvalete çıkmaz. Ancak gece saatlerinde fazla sıvı ya da alkol tüketimi, karpuz, kavun, portakal gibi su içeriği yüksek meyvelerin tüketilmesi durumunda nadiren bir defa tuvalete çıkılabilir. Ancak bu durum sıklaşırsa -gecede iki, üç, dört veya daha fazla kez tekrarlanırsa- altında yatan ciddi bir hastalığın işareti olabilir." Kadınlarda mesane disfonksiyonu, erkeklerde prostat büyümesi Gece idrara çıkma probleminin nedenlerine değinen Dr. Erkul, kadınlarda sıklıkla "mesane disfonksiyonu" olarak tanımlanan mesane kası fonksiyon bozukluklarının etkili olduğunu, erkeklerde ise en yaygın nedenin prostat bezinin büyümesi olduğunu belirtti. Dr. Aydın Erkul, "Bu büyüme ister iyi huylu olsun, ister kötü huylu; her iki durumda da gece sık idrara çıkma şikâyetiyle karşılaşırız. Bunun dışında idrar yollarında tümöral oluşumlar, taşlar, kistik yapılar ya da üretra darlığı gibi anatomik tıkanıklıklar da benzer şikâyetlere neden olabilir" şeklinde konuştu. Ne zaman uzman desteği alınmalı Gece idrara çıkma sıklığının ne zaman ciddi kabul edilmesi gerektiğine de açıklık getiren Dr. Erkul, durumun süreklilik göstermesinin önemli bir belirti olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti: "Ayda bir gece tuvalete kalkmak bir hastalık göstergesi değildir. Ancak bu durum düzenli hale gelmişse, uyku kalitesini bozuyorsa ve özellikle 2-3 ay boyunca devam ediyorsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Kısa süreli değişiklikler zaman zaman stres ya da psikolojik etkenlere bağlı olabilir, fakat süregelen şikâyetler dikkate alınmalıdır." Erken teşhis önemli Dr. Aydın Erkul, gece sık idrara çıkmanın hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak, bu tür belirtilerin altında yatan hastalıkların erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını artıracağını söyledi. "Bu şikâyetler birçok kişinin yaşam kalitesini bozuyor, ancak genellikle göz ardı ediliyor. Oysa erken tanı ile birçok problem kolayca çözülebilir. Özellikle ileri yaşlarda bu tür belirtiler, daha ciddi hastalıkların da öncüsü olabilir." diye konuşan Erkul, bu tür durumlarda teşhis için bir uzman doktora görünülmesi gerektiğini belirtti.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:26
MEAH’ta pelvik konjesyon sendromuna girişimsel radyolojik müdahale gerçekleştirildi
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bir ilke daha imza atarak, kadınlarda kronik alt karın ağrısına neden olan Pelvik Konjesyon Sendromuna yönelik ilk girişimsel radyolojik müdahaleyi başarıyla gerçekleştirdi. İşlem, hastanenin radyoloji uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ferda Bacaksızlar Sarı tarafından, Pamukkale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Muhammed Arslan’ın desteğiyle yapıldı. Başarıyla tamamlanan müdahale sonrası, hastane Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan ve hastane yönetimi hastayı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Aynı zamanda süreci başarıyla yöneten Dr. Bacaksızlar Sarı’ya ve desteklerinden dolayı Prof. Dr. Arslan’a teşekkür edildi. "Kadınlarda görülen kronik ağrıya yönelik etkili müdahale" Dr. Öğr. Üyesi Ferda Bacaksızlar Sarı, işlemle ilgili bilgilendirmede bulunarak şu ifadeleri kullandı: "Yaygın olarak bilinen adıyla Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu, kadın hastalarda alt karın (pelvik) bölgesinde 6 aydan uzun süren kronik ağrıların sık görülen nedenlerinden biridir. Kadınlarda nedeni açıklanamayan karın ağrılarının yaklaşık yüzde 30’unda bu sendrom görülmektedir. Bu durum, yumurtalıklara ve rahim çevresine giden toplardamarlarda, kapakçıkların yetersizliği sonucu oluşur. Tıpkı bacak varisleri gibi, bu damarlarda da genişleme ve kan göllenmesi meydana gelir. Bu da çeşitli şikayetlere neden olur. Sendromun tanısı, ultrason (USG), bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans (MR) gibi radyolojik görüntüleme yöntemleriyle konulabiliyor. Tanı sonrası uygulanan tedavi yönteminde, yumurtalık ve rahim etrafındaki genişlemiş toplardamarlar, anjiyografi eşliğinde kateter ve özel ilaçlar kullanılarak embolize ediliyor, yani kapatılıyor. Bu işlem, cerrahiye alternatif etkili bir yöntem olup kol veya kasık damarından girilerek yapıldığından dikiş izi bırakmıyor. Ayrıca hasta genellikle aynı gün taburcu edilebildiği için oldukça konforlu bir iyileşme süreci sunuyor" Hastane yönetimi, Muğla’da bir ilki gerçekleştiren Dr. Ferda Bacaksızlar Sarı’yı ve destek sağlayan Prof. Dr. Muhammed Arslan’ı tebrik etti. Ayrıca tedavi edilen hastaya geçmiş olsun dilekleri iletildi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:19
Covid-19 sadece çocukluğunu değil geleceğini de aldı
Uzm. Klinik Psikolog Aybige Üstüner, uyarıyor: Pandemi, bir kuşağın sadece bugünü değil, yarınını da tehdit ediyor. Sosyal izolasyon, eğitim eşitsizliği, artan kaygı bozuklukları ve duygusal kopukluk. Covid-19’un çocuklar üzerindeki etkisi görünenden çok daha derin ve kalıcı. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 43 ülkeyi kapsayan son raporu, pandeminin çocuklar üzerindeki etkilerini çarpıcı verilerle ortaya koydu. Rapora göre, yüksek gelirli ülkelerde bile Covid-19’un çocuklar üzerinde uzun vadeli etkiler bıraktığı vurgulanırken, Türkiye en olumsuz etkilenen sekiz ülke arasında yer aldı. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Aybige Üstüner, gelişim çağındaki çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel ihtiyaçlarının pandemi süresince büyük ölçüde karşılanamadığını belirtti. Üstüner’e göre bu durum, yalnızca kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçlar da doğurdu. Akademik başarıda yaşanan düşüş, psikolojik sorunlardaki artış ve fiziksel sağlıktaki gerileme artık bireysel olmaktan çıkıp toplumsal boyut taşıyan bir krize dönüşmüş durumda. Bir nesil yalnız büyüdü Salgın döneminde çocuklar, sosyal etkileşimden büyük ölçüde uzak kaldı. Oyun oynayamadılar, arkadaşlarıyla yeterince vakit geçiremediler, öğretmenleriyle doğrudan temas kuramadılar. Bu da duygularını düzenleme, sorun çözme ve sağlıklı benlik algısı geliştirme gibi temel becerilerin sekteye uğramasına yol açtı. Yetişkinin kaygısı çocuğa yansıdı Ev içindeki stresin artması, ekonomik belirsizliklerin derinleşmesi ve aile içi iletişimde yaşanan kopukluklar, çocukların üzerindeki duygusal yükü daha da ağırlaştırdı. Üstüner, yetişkinlerde görülen kaygı, tükenmişlik ve belirsizlik halinin doğrudan çocuklara yansıdığını belirtti. Yaşlarının ötesinde sorumluluklar üstlenmek zorunda kalan çocuklar oldu, bazıları ise ihmal ya da istismar riskiyle karşı karşıya kaldı. Yoksulun çocuğu daha fazla yara aldı Sosyoekonomik eşitsizlikler, uzaktan eğitime geçiş sürecinde daha da derinleşti. Düşük gelirli ailelerin çocuklarının internete erişim, uygun çalışma ortamı ve ebeveyn desteğinden mahrum kaldığını belirten Üstüner, bu durumun eğitimdeki adaletsizliği artırdığını söyledi. "Birçok çocuk temel akademik becerilerde geride kaldı, aynı zamanda öğrenmeye dair motivasyonlarını da kaybetti" dedi. Ekran başında hareketsizliğe mahkum oldular Pandemi sadece ruhsal değil, bedensel sağlığı da olumsuz etkiledi. Hareketsizlik arttı, ekran süreleri uzadı, uyku düzeni bozuldu. Araştırmalar, pandemi sonrası çocuklarda kaygı bozuklukları, dikkat eksikliği, depresyon belirtileri ve öfke kontrolü problemlerinde artış olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda sosyal ortamlardan kaçınma, yalnızlık hissi ve kendilik değerinde düşüş gibi davranışsal sorunların da yaygınlaştığı gözlemleniyor. Çok katmanlı psikososyal destek şart Çocukların bu sürecin ardından yeniden güçlenebilmeleri için sistemli ve çok katmanlı bir destek mekanizması gerektiğine dikkat çeken Üstüner, okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının önemine işaret etti. Rehberlik servislerinin duygusal gelişimi önceleyen bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirten Üstüner, ebeveynlerin de duygusal okuryazarlık, travma sonrası destek ve empatik iletişim gibi konularda bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Dijital uçurumun ötesine geçmek gerek Çocukların yalnızca akademik başarıyla değil; oyun, sanat ve spor gibi alanlarla da gelişimlerini sürdürebilmesi gerektiğine vurgu yapan Üstüner, sosyal-duygusal öğrenmenin eğitim sistemine entegre edilmesi gerektiğini söyledi. Dijital eşitsizliğin giderilmesi, sağlıklı beslenmeye ve sağlık hizmetlerine erişimin artırılması ve her çocuğun güvenli bir öğrenme ortamına sahip olması gerektiğinin altını çizdi. Pandeminin izlerini aile dayanışması siler Ailelere yönelik destek politikalarının yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayan Üstüner, aile danışmanlığı, ebeveynlik atölyeleri ve ekonomik destek paketlerinin çocuğun iyilik hali açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. "Pandemi, çocukların hayatında görünmez ama derin bir iz bıraktı" diyen Üstüner, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu kuşağın yeniden ayağa kalkabilmesi için güvenli bağlara, anlayışlı yetişkinlere ve destekleyici bir toplumsal yapıya ihtiyaç var. Her çocuk yeterli destekle iyileşebilir, güçlenebilir ve potansiyelini gerçekleştirebilir."
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:15
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz"
Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Denetimleri artırarak su kalitesini ve güvenilirliğini sağlamak için ambalajlı ve içme, kullanma sularında sıklaştırılmış kontrollerle vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz" dedi. Türkiye’de kullanılan içme, kullanma suları ve ambalajlı suların kalite denetimleri ve kontrolleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yapılıyor. Bu kapsamda 81 ilde numunelerin kalite kontrolü, denetimi hem kimyasal hem de mikrobiyolojik açıdan illerde bulunan uzmanlar tarafından yapılıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Kurban Bayramı’nın yaklaşmasıyla denetimleri artırdıklarını belirterek, 84 laboratuvarda laborantların, hekimlerin, mikrobiyoloji ve biyokimya alanında uzmanlaşmış hekimlerin bu numuneleri hassasiyetle incelediklerini aktardı. "Ambalajlı sular yakından analiz edilmektedir" Demirkol, denetimlerin teknolojik cihazlarla her ilde yapıldığını kaydederek, "Ankara’da Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesinde Ulusal Referans Laboratuvarımızda illerden gelen numuneleri büyük bir hassasiyetle ve modern cihazlarla uzmanlarımız analiz etmektedir. Vatandaşların kullanmış olduğu hem ambalajlı suların hem de içme, kullanma suyu olarak bilinen çeşme suyunun ayrı ayrı değerlendirmesi yapılmaktadır. Ambalajlı sular vatandaşlarımızca çok fazla kullanılıyor, çok fazla doğal kaynak suyumuz var. Ambalajlı sular özellikle bizim ekiplerimiz tarafından da kaynak yerlerinde ve dolum yerlerinde yakından analiz edilmektedir. Aynı zamanda illerimizdeki ekiplerimiz de 3 ayda bir üretim tesislerine giderek numuneler almaktadır" diye konuştu. "Legionella (bakteri) başta olmak üzere birçok mikrobun bulunup bulunmadığı da yakından analiz edilmekte" Yapılan denetimler çerçevesinde ambalajlı suların satıldığı marketler ve iş yerlerinden farklı zamanlarda çok sayıda numune aldıklarını vurgulayan Demirkol, "İllerde alınan numuneler, gerektiği takdirde Ankara’daki Ulusal Referans Laboratuvarı’nda yakından analiz ediliyor. Burada hem suların içinde arsenik ve cıva gibi kimyasal maddeler bulunması açısından hem de mikrobiyolojik açıdan Legionella (bakteri) başta olmak üzere birçok mikrobun bulunup bulunmadığı da yakından analiz ediliyor. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, bu analizleri sisteme sonuçlanır sonuçlanmaz düşürüyor. Çıkan sonuçlar sisteme otomatik olarak düşüyor ve illerimizdeki mülkiye amirlerimiz, valilerimiz, kaymakamlarımız, il özel idareleri ve belediyedeki yetkililer tarafından anında görülüyor" ifadelerini kullandı. "Vatandaşlarımızın en kaliteli suya ulaşması noktasında uyarılarımızı yapıyoruz" Sağlık Bakanlığı’nın suların kalitesini ve denetimini yapmakla mükellef kurum olduğuna değinen Demirkol, denetimleri hızlıca sonuçlandırdıklarını bildirerek, "Vatandaşlarımızın en kaliteli suya ulaşması noktasında da takiplerimizi yaptığımızda anında görülmesine rağmen yazılı ve sözlü olarak uyarılarımızı yapıyoruz" şeklinde konuştu. "Vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz" Kurban Bayramı’nda valilerce alınmış olan kararlara tüm vatandaşların uyması, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın belirlediği alanlarda kurban kesiminin yapılması gerektiğine de dikkati çeken Demirkol, kurban kesen vatandaşların dikkatli olmasının suların kirlenmemesi açısından oldukça önemli olduğuna vurgu yaparak şunları söyledi: "Bütün vatandaşlarımızın Kurban Bayramı döneminde de yine ilde belirlenen yerlerde, uzmanlarca kontrol edilen yerlerde kurbanlarını kesmeleri ve kurbanın özellikle iç organlarının ve artıklarının su kaynaklarına karışmaması açısından bunu çok önemli görüyoruz. Ve vatandaşlarımızı su kalitesi için bir kez daha uyarmış oluyoruz. Biz bu dönemde rutin denetimlerin sıklığını artıracağız. İllerimize çapraz ekiplerimiz gidiyor. Denetimleri artırarak hem referans laboratuvarımızda hem de illerimizdeki laboratuvarlarda su kalitesini ve güvenilirliğini sağlamak için ambalajlı ve içme, kullanma sularında yakın denetim ile sıklaştırılmış kontroller vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz. Bunun için çalışmalarımızı ve kontrollerimizi artırmış durumdayız." Şikayet durumunda vatandaşların 184 numaralı telefon numarasını arayarak şikayetlerini iletebileceğini dile getiren Demirkol, yapılan ihbarın ardından ekipler tarafından numunelerin hızlıca kontrol edileceğini sözlerine ekledi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:14
Alerji nedeniyle gözünüz kaşınıyorsa sakın ovmayın
Uzm. Dr. Safiye Küçükgül, polen yoğunluğunun arttığı bugünlerde mevsimsel göz alerji vakalarındaki artışa dikkat çekti. Polenlerle temasın gözlerde kızarıklığa, kaşıntı ve sulanmaya yol açtığını belirten Uzm. Dr. Küçükgül, "Bu alerji tablosunda ortaya çıkan kaşınma hissine karşı gözlerin ovuşturulması yapılabilecek en büyük hatadır. Gözleri ovuşturmak alerjiyi daha da kötüleştirebileceği gibi korneayı inceltebilir, glokom riskini yükseltebilir. Alerji olsun olmasın gözlerinizi sakın ovuşturmayın, gözünüze zarar vermeyin" dedi. En yaygını mevsimsel alerjik konjoktivite Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Safiye Küçükgül, göz alerjisinin, gözün alerjen maddelerin neden olduğu iltihaplanmaya verdiği tepki olduğunu söyledi. Küçükgül, en yaygın görülen göz alerjisi türü olan mevsimsel alerjik konjoktiviteye polenlerin yanı sıra toz akarlarının, evcil hayvan tüylerinin, hijyen eksikliğinin, sigaranın ve sigara dumanına maruz kalmanın, çevresel faktörlerin, iyi temizlenmeyen makyaj ürünlerinin de yol açtığını söyledi. Göz alerjisinin gözlerde kaşınmayla başladığını kaydeden Uzm. Dr. Küçükgül, en yaygın görülen belirtilerini de yanma ve batma hissi, sulanma, kızarıklık olarak sıraladı. Bu şikayetlere ışığa ve güneşe karşı aşırı hassasiyet, burun akıntısı, hapşırık ve öksürüğün de eklenebileceğini belirten Uzm. Dr. Küçükgül, mevsimsel göz alerjisinin tekrarlayan bir hastalık olduğunu vurguladı. Göz alerjisini kesin olarak tedavi etmenin mümkün olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Küçükgül, göz alerjisinin tedavisinde bu süreci rahat geçirtecek antihistaminik damlalarla yakınmaları başlamadan önlemeye çalıştıklarını kaydetti. Mevsimsel göz alerjisinden korunmak için öncelikle alerjene neden olan maddelerden uzak durmak gerektiğini belirten Uzm. Dr. Küçükgül, "Bu önlemler polenlerin en yoğun salgılandığı saatlerde dışarı çıkmamak, dışarıdayken koruyucu gözlük takmak, göz hijyenine dikkat etmek, sigara dumanına maruz kalmamak, ellerin temiz olmasına dikkat edip gözlere sürmemek olarak sıralanabilir" diye konuştu. Gözlerinizi ovuşturmayın Uzm. Dr. Küçükgül alerjinin neden olduğu kaşıntıyı gidermek için gözleri ovuşturmanın göze ciddi zararları olduğunu vurguladı. Gözlerimizi alerji dışında da ovuşturma ihtiyacı hissettiğimiz zamanlar olduğunu belirten Uzm. Dr. Küçükgül sözlerini şöyle sürdürdü: "Göz alerjisinin sulanma, kızarma dışında kişiyi en çok rahatsız eden semptomlarından biri de kaşıntıdır. Bu kaşıntıdan kurtulmak için sürekli gözler ovuşturuluyor. Alerjinin dışında da yorgun olduğumuzda, uykumuz geldiğinde ya da bilgisayara, telefona çok uzun süre baktığımızda yorulan gözlerimizi ovuşturma ihtiyacı duyarız. Ovuşturduğumuzda bu gözlerimizde bir anlık rahatlama sağlayabilir. Ancak gözleri sürekli ovuşturmak, kaşımak gözün saydam tabakası olan korneanın yapısında bozulmalara neden olur, inceltir, çizer. Hatta korneanın incelip bombeleşmesi kerotokonus hastalığına zemin hazırlayabilir. Gözleri ovuşturmak enfeksiyon riskini artırır, göz tansiyonunu olumsuz etkiler, göz altı morluklarını artırır. Göz çevresinde tahrişe yol açar. Gözleri kaşımak, ovuşturmak zararlıdır. Soğuk suyla gözlerin yıkanması göz kaşıntısının etkileri azaltır."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder