SAĞLIK
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21:04 Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:38 Hemşirelik haftası BUÜ’de unutulmadı Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Hastanesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi iş birliğiyle düzenlenen "12-18 Mayıs Dünya Hemşirelik Haftası" kutlama töreninde hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki hayati rolü ve akademik gelişimin önemi vurgulandı. BUÜ Tıp Fakültesi Dekanlığı binasında gerçekleştirilen programa Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neriman Akansel, BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam, akademik ve idari personel ile çok sayıda hemşirelik bölümü öğrencisi katıldı. "Sağlık ordumuzun en ön safındalar" Programda konuşan BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, hemşirelerin sağlık ordusunun en ön safında yer aldığını belirterek, bu mesleğin fedakârlık ve şefkatin sembolü olduğunu ifade etti. Üniversite yönetimi olarak temel vizyonlarının sağlık birimlerinin niteliğini artırmak olduğunu dile getiren Rektör Yılmaz, bilgiyle donatılmış ve insanı merkeze alan bir hemşirelik anlayışının toplum sağlığı için kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak tüm hemşirelerin haftasını kutladı. Fakülte ve hastane iş birliği en büyük güç Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neriman Akansel, eğitim ile uygulama arasındaki köprünün önemine değindi. Fakülte ve hastane arasındaki güçlü iş birliğinin öğrencilerin çok daha donanımlı yetişmesine imkan sağladığını ifade eden Akansel, geleceğin profesyonelleri olan öğrencilerin ve tüm meslektaşlarının bu anlamlı gününü kutlayarak başarı dileklerinde bulundu. Hemşirelik gönül işi Hastanelerin sadece teknik birimlerden ibaret olmadığını hatırlatan BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam, hemşirelerin sağlık ekibinin en dinamik ve en çok yük çeken parçası olduğunu söyledi. Hemşirelik hizmetlerinin kalitesini artırmanın öncelikleri arasında yer aldığını belirten Sağlam, bu mesleğin sadece görev tanımlarıyla sınırlanamayacağını, şefkat ve sabırla icra edilen gerçek bir gönül işi olduğunu ifade ederek çalışma arkadaşlarına teşekkürlerini sundu. Meslek, bilimsel bilgi ve etik değerler ışığında gelişiyor Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aysel Özdemir, hemşireliğin bilimsel bilgi ve etik değerler ışığında sürekli gelişen bir disiplin olduğunu ifade etti. Eğitim faaliyetlerinin sahaya yansımasının mesleki profesyonelliği artırdığını belirten Özdemir, bu tür etkinliklerin mesleki kültürü oluşturmak ve toplumsal farkındalığı artırmak adına bir başlangıç değil, var olan güçlü temellerin bir devamı olduğunu dile getirdi. "Güçlü sağlık sistemleri, güçlü hemşirelerle mümkün" Mesleki gelişimin önemine dikkat çeken BUÜ Hastanesi Başhemşiresi Uzman Hemşire Fatma Düzgün, Uluslararası Hemşireler Birliği’nin bu yılki temasının altını çizdi. Güçlü sağlık sistemlerinin ancak iyi eğitim almış ve liderlik rolü üstlenen yetkin hemşirelerle inşa edilebileceğini belirten Düzgün, hastane bünyesinde yürütülen akademik çalışmalar ve lisansüstü eğitimlerle mesleğin akademik gücünü her geçen gün daha da ileriye taşıdıklarını kaydetti. Vefa ve bilimle taçlanan kapanış Açılış konuşmalarının ardından program, mesleğe yıllarını vermiş ve emekliye ayrılmış hemşirelere sunulan plaket töreniyle devam etti. Duygusal anların yaşandığı vefa töreninin ardından, Prof. Dr. Aysel Özdemir’in "Eğitimin Hemşireliğin Güçlenmesine Yansımaları" başlıklı konferansı gerçekleştirildi. Kutlama programı, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Diyarbakır’da 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastalar için e-rapor uygulaması başladı
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:56 Diyarbakır’da 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastalar için e-rapor uygulaması başladı Sağlık Bakanlığı’nın talimatı doğrultusunda, Türkiye genelinde ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak e-Rapor uygulamasına geçildi. Yeni uygulama kapsamında, özellikle 80 yaş ve üzeri bireyler ile yatağa bağımlı hastalar için önemli kolaylıklar hayata geçiriliyor. Bu yeni sistemle birlikte, hastalık tanısı almış olan 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı bireylerin mevcut sağlık raporları (ilaç, mama, tıbbi cihaz, bez raporu vb.) bitiş tarihine son bir ay kala, hasta ya da hasta yakınının başvurusuna gerek kalmadan otomatik olarak değerlendirilecek. Değerlendirme işlemleri, hastaların evlerinde yerinde yapılabileceği gibi, Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi (UHDS) aracılığıyla da gerçekleştirilebilecek. Uygulamanın amacı; hastaların kamu sağlık tesislerine gelişini gerektirmeyen durumlarda bakım yükünün azaltılması, sağlık hizmetlerinin düzenli ve sürdürülebilir hale getirilmesi, takip süreçlerinin kesintisiz sağlanması ve zaman tasarrufu elde edilmesi olarak açıklandı. Yapılan değerlendirmelerde hastaların tansiyon, kan şekeri, ateş, nabız ve kan oksijen seviyesi gibi hayati bulguları ölçülerek, tıbbi ihtiyaçları doğrultusunda sağlık raporları yenilenmektedir. e-Rapor uygulaması ile özellikle yaşlı ve hareket kabiliyeti kısıtlı bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılırken, hem hastalar hem de sağlık sistemi açısından önemli bir dönüşüm hedefleniyor. Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, geçen hafta açıklanan ve 26 Mayıs tarihi itibari ile uygulamaya başlanan 80 yaş üstü büyüklerin ve yatağa bağımlı hastaların ilaç raporlarını, sağlık raporlarını, alt bezlerini, tıbbi cihazlarını hastaneye gitmeden rapor sürelerinin dolmasına bir ay kala yenilediklerini söyledi. Bu süreçte hastaların, yakınlarının talepleri olsun ya da olmasın müdürlük bünyesinde hizmet veren sağlık tesislerinde ekipler tarafından takip edilerek, evlerinde ziyaret edildiğini ifade eden Asiltürk, "Bu sürecin başlamasıyla birlikte artık ilimizde, hekimlerimiz tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde hastalarımızın ihtiyacı olan raporlarını yerinde ve zahmetsiz bir şekilde düzenleyeceğiz. Yaşlılarımız baş tacımız, onların hastaneye gitmesine gerek kalmadan ekiplerimiz tarafından evlerinde ve hastaneye gitmelerine gerek kalmadan yerinde ve zahmetsiz bir şekilde bu hizmeti vereceğiz. Diyarbakır’da bu hizmeti alacak yaklaşık 6 bin civarında 80 yaş ve üzeri büyüklerimiz ile yatağa bağımlı hastalarımız bulunuyor. Onların da bu işlemlerini en hızlı şekilde tamamlayacağız" şeklinde konuştu. Hastanın bakıcısı Fidan Kılıç ise, "Hastaneye gidilmeden evde yaşlılarımıza bu tarz bakımların yapılması çok güzel. Hizmetlerinden dolayı İl Sağlık Müdürlüğümüze çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Sağlıklı bir bayram için et tüketimine dikkat
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:55 Sağlıklı bir bayram için et tüketimine dikkat Gaziantep Özel Anka Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Başkülekçi, Kurban Bayramı’nda artan et tüketiminin sindirim sistemi ve genel sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaması için vatandaşlara dengeli beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu. Gaziantep Özel Anka Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Başkülekçi, Kurban Bayramı’nda aşırı et tüketiminin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek, önemli tavsiyelerde bulundu. Bayram döneminde sofraların zenginleştiğini ve et tüketiminin arttığını belirten Gaziantep Özel Anka Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Başkülekçi,"Kırmızı et, kaliteli bir protein ve demir kaynağıdır; ancak aşırı ve yanlış pişirme yöntemleriyle tüketildiğinde sağlık açısından risk oluşturabilir" dedi. "Eti dinlendirin, pişirme yöntemine dikkat edin" Taze kesilen etin sindiriminin zor olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Başkülekçi, "Kesim sonrası etin en az 12-24 saat dinlendirilerek tüketilmesi sindirim sistemini yormaz ve mide rahatsızlıklarının önüne geçer. Etlerin kavurma gibi ağır yöntemlerle değil, ızgara, haşlama ya da fırında pişirme yöntemleriyle hazırlanması çok daha sağlıklıdır" ifadelerini kullandı. Bayram sofralarında sadece ete odaklanmanın sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Anka Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Başkülekçi, "Sebze yemekleri, salatalar, zeytinyağlılar ve yoğurt gibi probiyotik içeren besinlerle öğünleri dengelemek, hem doygunluk hissini artırır hem de sindirimi kolaylaştırır" şeklinde konuştu. Şerbetli tatlıların bayramlarda sıklıkla tüketildiğine dikkat çeken Başkülekçi, bu tatlıların yerine sütlü tatlılar, meyve bazlı tatlılar veya küçük porsiyonlar tercih edilmesini önerdi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Başkülekçi ,"Tatlı tüketimini sınırlı tutmak, kan şekeri dengesini korumak ve aşırı kalori alımını önlemek açısından çok önemlidir" diye konuştu. "Su içmeyi ve hareket etmeyi unutmayın" Et ağırlıklı beslenmenin vücudun su ihtiyacını artırdığını hatırlatan Başkülekçi, günde en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, bayramda yapılan uzun yemeklerin ardından hafif yürüyüşlerin hem sindirimi destekleyeceğini hem de alınan kalorilerin dengelenmesine katkı sağlayacağını belirtti.
Diyarbakır’da 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastalar için e-rapor uygulaması başladı
ladı
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:52 Diyarbakır’da 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastalar için e-rapor uygulaması başladı ladı Sağlık Bakanlığı’nın talimatı doğrultusunda, Türkiye genelinde ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak e-Rapor uygulamasına geçildi. Yeni uygulama kapsamında, özellikle 80 yaş ve üzeri bireyler ile yatağa bağımlı hastalar için önemli kolaylıklar hayata geçiriliyor. Bu yeni sistemle birlikte, hastalık tanısı almış olan 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı bireylerin mevcut sağlık raporları (ilaç, mama, tıbbi cihaz, bez raporu vb.) bitiş tarihine son bir ay kala, hasta ya da hasta yakınının başvurusuna gerek kalmadan otomatik olarak değerlendirilecek. Değerlendirme işlemleri, hastaların evlerinde yerinde yapılabileceği gibi, Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi (UHDS) aracılığıyla da gerçekleştirilebilecek. Uygulamanın amacı; Hastaların kamu sağlık tesislerine gelişini gerektirmeyen durumlarda bakım yükünün azaltılması, sağlık hizmetlerinin düzenli ve sürdürülebilir hale getirilmesi, takip süreçlerinin kesintisiz sağlanması ve zaman tasarrufu elde edilmesi olarak açıklandı. Yapılan değerlendirmelerde hastaların tansiyon, kan şekeri, ateş, nabız ve kan oksijen seviyesi gibi hayati bulguları ölçülerek, tıbbi ihtiyaçları doğrultusunda sağlık raporları yenilenmektedir. e-Rapor uygulaması ile özellikle yaşlı ve hareket kabiliyeti kısıtlı bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılırken, hem hastalar hem de sağlık sistemi açısından önemli bir dönüşüm hedefleniyor. Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, geçen hafta açıklanan ve 26 Mayıs tarihi itibari ile uygulamaya başlanan 80 yaş üstü büyüklerin ve yatağa bağımlı hastaların ilaç raporlarını, sağlık raporlarını, alt bezlerini, tıbbi cihazlarını hastaneye gitmeden rapor sürelerinin dolmasına bir ay kala yenilediklerini söyledi. Asiltürk, bu süreçte hastaların, yakınlarının talepleri olsun ya da olmasın müdürlük bünyesinde hizmet veren sağlık tesislerinde ekipler tarafından takip edilerek, evlerinde ziyaret edildiğini ifade eden Asiltürk, "Bu sürecin başlamasıyla birlikte artık ilimizde, hekimlerimiz tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde hastalarımızın ihtiyacı olan raporlarını yerinde ve zahmetsiz bir şekilde düzenleyeceğiz. Yaşlılarımız baş tacımız, onların hastaneye gitmesine gerek kalmadan ekiplerimiz tarafından evlerinde ve hastaneye gitmelerine gerek kalmadan yerinde ve zahmetsiz bir şekilde bu hizmeti vereceğiz. Diyarbakır’da bu hizmeti alacak yaklaşık 6 bin civarında 80 yaş ve üzeri büyüklerimiz ile yatağa bağımlı hastalarımız bulunuyor. Onların da bu işlemlerini en hızlı şekilde tamamlayacağız" şeklinde konuştu. Hastanın bakıcısı Fidan Kılıç ise, "Hastaneye gidilmeden evde yaşlılarımıza bu tarz bakımların yapılması çok güzel. Hizmetlerinden dolayı İl Sağlık Müdürlüğümüze çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Uzmanından kurban eti tüketimi önerisi
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:51 Uzmanından kurban eti tüketimi önerisi Bayram sofralarında etin ölçüsüzce tüketilmesinin kalp-damar, gut, hipertansiyon ve böbrek hastaları için tehlike oluşturabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Pakize Gizem Akgül, "Kırmızı et içerdiği bazı B grubu vitaminler, folik asit ve demir içeriği sayesinde faydalı olsa da her gün ve her öğün tüketildiğinde sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir" dedi. Kurban Bayramı öncesi uzmanlar, ilk gün dinlendirilmeden yenilen etin zararlarına dikkat çekti. Öğünlerde genellikle ölçünün kaçabildiği Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme prensiplerini hatırlatan Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. "Etin çiğnenmesi zor olur" Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim sistemi açısından zararlı olduğuna işaret eden Diyetisyen Akgül, "Bayramın ilk günü sabah saatlerinde kesilen etler, öğlen sofralarda yerini alıyor. Ancak kesildikten hemen sonra tüketilen et sağlık sorunu yaşamanıza neden olabilir. Yeni kesilmiş et serttir ve sindirimi zordur. Çiğnemesi zordur, mideyi yorar. Etin hem yumuşaması hem de lezzetinin oturması için en az 12-24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerekir" diye konuştu. "Dinlenmeden pişirilen et sindirim sorunlarına neden olur" Etin bekletme süresinin hem mide-bağırsak sistemi hem de pişirme kalitesi açısından önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Akgül, "Dinlenmeden pişirilen et hem lezzet açısından yetersiz kalır hem de hazımsızlık, şişkinlik gibi sindirim sorunlarına neden olabilir. Özellikle yaşlı bireyler ve mide hassasiyeti olanlar bu noktaya dikkat etmelidir" ifadelerini kullandı. Kurban Bayramı’nda mangalın sık tercih edilen bir pişirme yöntemi olduğunu hatırlatan Akgül, "Mangalda pişirme sırasında etin yüzeyinin yanması, protein yapısının bozulmasına ve sağlıksız birleşiklerin oluşmasına neden olur. Bu yüzden etin ateşe çok yakın temas etmemesi gerekir. Kızartma ve kavurma gibi yöntemlerden uzak durulmalı, mümkünse etler ızgara, haşlama veya fırında pişirilmelidir. Ayrıca ete pişirme sırasında yağ eklenmemeli, kuyruk yağı veya tereyağı gibi ilave yağlar hem kolesterolü yükseltiyor hem de kalp hastaları için ciddi bir risk oluşturuyor" diye konuştu. "Kronik hastalığı olanlar tek öğünle sınırlandırmalı" Kurban Bayramı boyunca etin günde üç öğün tüketilmesinin yaygın ancak sağlık açışından çok önerilmeyen bir alışkanlık olduğuna değinen Akgül, "Bayramda neredeyse her öğün et tüketiliyor. Ancak bu özellikle kalp, şeker, gut ve böbrek hastaları için son derece tehlikeli. Kırmızı etin proteini önemli olsa da fazlası vücudu zorlar. Kronik rahatsızlığı olan bireylerin et tüketimini günde bir öğünle sınırlandırması daha sağlıklı bir tercih olacaktır" şeklinde konuştu. "Etler soğuk havada saklanmalı" Etin sebzeler ve salatayla dengelenmesi gerektiğini belirten Akgül, etin uygun şartlarda saklanması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Etin yanında bol yeşillik, salata, yoğurt ya da zeytinyağlı sebze yemekleri tüketilerek hem besin çeşitliliği sağlanır hem de sindirim kolaylaşır. Kurban eti mutlaka eksi 18 derecede dondurucuda saklanmalı. Etin buzdolabına konulmadan önce bir süre dışarıda bekletilmesi, sıcak ortamda kalması bakteri üremesine zemin hazırlar. Bu da ciddi gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Etler yemeklik porsiyonlara bölünmeli, yağlı kağıda ya da buzdolabı poşetine sarılarak derin dondurucuya konulmalı. Bu şekilde eksi 18 derecede 6 ila 12 ay arasında güvenle saklanabilir. Ancak çözdürülen et kesinlikle yeniden dondurulmamalı. Çözdürme işlemi oda sıcaklığında değil, buzdolabının alt rafında yavaş yavaş yapılmalı."
Kurban eti sofrada sert kalmasın: Bu hataları yapmayın
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:31 Kurban eti sofrada sert kalmasın: Bu hataları yapmayın Kurban Bayramı öncesi sofralara lezzet katmak isteyenler için etin doğru saklanması ve pişirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Öğr. Üyesi Nevruz Berna Tatlısu, etin pişirme süreciyle ilgili önerilerde bulundu. Tatlısu, dinlendirme sürecinden sakatatların hazırlanışına kadar pek çok konuda bilinçli yaklaşımın hem lezzeti hem de sağlığı doğrudan etkilediğini vurguladı. "Yeni kesilmiş et hemen pişirilmemeli" İstanbul Gelişim Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Nevruz Berna Tatlısu, özellikle kurban etinin kesildikten hemen sonra pişirilmesinin sakıncalı olduğunu belirterek, etin dinlendirilmeden pişirilmesinin yapısal sertlik nedeniyle hem çiğneme zorluğuna hem de lezzet kaybına yol açacağına değindi. Tatlısu, "Kesim sonrası ette başlayan rigor mortis (ölüm katılığı) süreci, kas dokusunun sertleşmesine neden olur. Bu süreç tamamlanmadan et pişirilirse, ısıya karşı dirençli bir yapı oluşur ve sonuçta sert, kuru, aroması gelişmemiş bir ürün elde edilir. Etin 0-4 C arasında, hava alacak şekilde en az 24, tercihen 48 saat dinlendirilmesi gerekir. Bu sürede doğal enzimler devreye girer, kaslar gevşer ve et hem daha kolay pişer hem de daha iyi sindirilir" ifadelerini kullandı. Etin türü, tekniği belirler Farklı et türleri için aynı pişirme yönteminin kullanılmasının yaygın bir hata olduğunu vurgulayan Tatlısu, her türün kendi yapısal özelliklerine uygun tekniği gerektirdiğini belirterek, "Dana eti, yapısal olarak orta düzeyde bağ dokuya sahiptir. Bonfile ve kontrfile gibi yumuşak parçalar yüksek ısıda, kısa sürede ızgara ya da sote edilerek pişirilmelidir. Bağ doku oranı yüksek olan incik ya da gulaş gibi parçalar ise düşük sıcaklıkta, uzun süreli haşlama veya fırınlama gerektirir. Sous-vide yöntemi de son yıllarda özellikle dana etinde öne çıkmakta çünkü kontrollü sıcaklık sayesinde su kaybı azalır, pişirme homojenleşir" dedi. Kuzu etinde ise aromanın ve yağın dengeli çözünmesi gerektiğine dikkat çeken Tatlısu, "But ve kol gibi büyük parçalar, düşük sıcaklıkta fırında uzun süre pişirilmeli; pirzola ve sırt ise kısa sürede, yüksek ısıda mühürlenerek sulu kalmalıdır. Kolajen içeriği yüksek parçalarda ise tandır veya yavaş pişirme tercih edilmelidir" diye konuştu. Koyun eti içinse daha özel bir yaklaşım gerektiğini belirten Tatlısu, "Koyun eti yüksek bağ dokuya ve yoğun aromaya sahiptir. Bu nedenle yahni, güveç gibi nemli ve uzun pişirme yöntemleri uygulanmalı ayrıca aroma dengesini sağlamak için önceden asidik marinasyon yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. Evde yumuşak ve lezzetli et nasıl elde edilir Etin yalnızca doğru pişirilmesi değil, pişirme öncesinde uygulanan işlemlerin de sonuç üzerinde etkili olduğunu ve marine işleminin doğal malzemelerle yapıldığında hem lif yapısını gevşeteceğini hem de aromayı artıracağını ifade eden Tatlısu, "Yoğurt, limon, ananas ya da soğan suyu gibi asidik bileşenler, marinasyon süresine göre etin yapısını yumuşatır. Zeytinyağı, kekik, karabiber gibi bileşenlerle oluşturulan karışımlar da hem pişirme sırasında su kaybını azaltır hem de dış yüzeyde lezzet gelişimi sağlar" dedi. Sağlık açısından en uygun pişirme yöntemleri Fırın, döküm tava, ızgara ve tencere gibi pişirme yöntemleri arasında sağlık açısından farklar olduğunu ve kontrollü sıcaklık ve uygun süre kullanımının kritik olduğunu vurgulayan Tatlısu, "Fırınlama, düşük sıcaklıkta uygulandığında su kaybı az olur ve iç dokular homojen pişer. Tencere yöntemi ise kolajen içeriği yüksek parçalar için idealdir çünkü uzun süreli, düşük ısılı pişirme kolajeni jelatine dönüştürerek ağızda dağılan bir doku oluşturur. Döküm tavada mühürleme, yüksek ısıyı homojen dağıttığı için etin suyunu hapsederek dışta aromatik bir kabuk oluşturur. Izgara da kısa sürede güçlü lezzet profilleri oluşturur ancak doğrudan ateş teması hâlinde sağlık açısından risk taşıyan bileşikler oluşabilir" şeklinde konuştu. Berna Tatlısu, etin suyunu kaybetmeden pişirilmesi içinse şu öneride bulundu: "Et yüksek ısıda mühürlenmeli, sık çevrilmemeli ve tuzlama pişirme sonrasına bırakılmalıdır. Bu, hem sıvı kaybını azaltır hem de dış yüzeyde aromatik bir kabuk oluşmasını sağlar." Sakatat pişirmenin püf noktaları Ciğer, böbrek ve yürek gibi sakatatların pişirme öncesi işlenmesinin kritik olduğunu belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Nevruz Berna Tatlısu, şu uyarılarda bulundu: "Böbrek ve yürek gibi organlar zar, sinir ve kan kalıntılarından arındırılmalı; suda bekletilerek renk ve koku dengelenmelidir. Ciğer ise yüksek demir içeriği nedeniyle fazla pişirilmemelidir aksi hâlde metalik tat oluşur. Yüksek ısıda, kısa sürede pişirme ve yanında kullanılan asidik unsurlar (limon, sirke gibi) aromayı dengeler ve sindirimi kolaylaştırır." "Kuzu etinin kokusunu doğru tekniklerle dengeleyebilirsiniz" Tatlısu, kurban sofralarında sık karşılaşılan "kuzu eti kokusu" konusunda da şu açıklamada bulundu: "Koku genellikle yağ dokusunda yoğunlaşır. Bu nedenle fazla yağ ayıklanmalı; zeytinyağı, sarımsak, biberiye ve limon suyu gibi aromatik bileşenlerle yapılan marinasyonlar uygulanmalıdır. Pişirme sırasında defne yaprağı, lavanta ya da karabiber gibi doğal aromatikler de kullanıldığında sonuç çok daha dengeli olur."
Yüksek kolesterolü düşürmenin etkili yolları
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:28 Yüksek kolesterolü düşürmenin etkili yolları Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Çam, yüksek kolesterolü düşürmenin etkili yollarını anlattı. Yüksek kolesterolün kalp sağlığını tehdit eden en önemli faktörlerden birisi olduğuna dikkat çeken Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Çam, kolesterol seviyelerini kontrol altına almanın, kalp hastalıkları riskini önemli ölçüde azaltabileceğini vurguladı. "Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, yüksek kolesterolü düşürmenin en etkili yollarından biridir" diyen Uz. Dr. Fatih Çam, beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesinin bu süreçteki önemine dikkat çekti. Uz. Dr. Çam, "Özellikle katı yağlar ve margarin gibi doymuş yağlar, trans yağ içeriği yüksek hazır paketli cips benzeri gıdalardan kaçınmak, lif açısından zengin sebze ve meyveleri tercih etmek, kolesterol seviyelerini olumlu yönde etkileyebilir" dedi. "Rutin egzersizler kritik önem taşıyor" Düzenli fiziksel aktivitenin kolesterol yönetiminde kritik bir rol oynadığının altını çizen Uzm. Dr. Fatih Çam, haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapmanın, LDL (kötü kolesterol) seviyelerini düşürdüğünü ve HDL (iyi kolesterol) seviyelerini artırdığını ifade ederek; Yürüyüş, koşu, bisiklet sürmek gibi aktiviteler, yalnızca kolesterol seviyelerini değil, genel kalp sağlığını da iyileştirir. Bu nedenle, bireylerin günlük rutinlerine egzersizi dahil etmeleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle bilinen kalp hastalığı olan, anjiyo geçmişi olan, balon ve stent öyküsü olan ya da bypass ameliyatı olan kişilerde kolesterol seviyesini düşürmek kritik öneme sahiptir. Bu gruptaki bireylerde diyet ve egzersizle yeterli sonuç alınamıyorsa mutlaka ilaç takviyesi almak gereklidir "Stres yönetimi ve yeterli uyku" Stres yönetimi ve yeterli uykunun kolesterol seviyeleri üzerinde dolaylı etki oluşturduğunu kaydeden Uzm. Dr. Fatih Çam, "Stresin vücutta neden olduğu olumsuz etkiler, kolesterol dengesini bozabilir. Bu yüzden ibadet etmek, meditasyon yapmak ve yoga gibi rahatlama tekniklerini uygulamak ve düzenli uyku almak, kalp sağlığı için önemlidir. Yüksek kolesterol ile mücadelede bütüncül bir yaklaşım benimsemek, bireylerin sağlıklı kalp ve damar sistemine kavuşmalarına yardımcı olacaktır" şeklinde uyarı yaptı.
Uzmanlardan Kurban Bayramında et tüketimi uyarısı
04 Haziran 2025 Çarşamba - 09:28 Uzmanlardan Kurban Bayramında et tüketimi uyarısı Kurban Bayramı’nda et tüketimi konusunda uyarılarda bulunan Özel İmperial Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Ayca Yılmaz Kaya, "Kurban bayramında güne hafif kahvaltıyla başlayınız. Bayram boyunca artan et tüketimiyle birlikte mutlaka sebze tüketimi de artırılmalıdır" dedi. Kaya, Kurban Bayramını sağlıklı ve keyifli geçirebilmek için beslenmeye biraz daha dikkat edilmesi gerektiğini belirterek aşırı et tüketiminden kaçınılması gerektiğini kaydetti. Aşırı miktarda et tüketilmesi sonucu kan yağlarının yükselmesine bağlı kalp damar hastalıkları oluşabildiğine dikkat çeken Kaya, "Kurban bayramının gelmesiyle değişen beslenme rutini keyifli bir bayram tatili geçirmenize engel değil. Bayram boyunca beslenme düzeni değişse de sağlıklı ve dengeli beslenmeyi kurban bayramı tatilinde sağlayabilirsiniz. Kurban bayramında güne hafif kahvaltıyla başlayınız. Bayram boyunca artan et tüketimiyle birlikte mutlaka sebze tüketimi de artırılmalıdır. Yemeğinizi yaparken dilediğiniz baharatları kullanabilirsiniz, eti pişirirken ilave yağ kullanmayın, etin kendi yağıyla pişmesini sağlayın. Pişirme yöntemi olarak fırında pişirme, ızgara, haşlama gibi yöntemleri kullanabilirsiniz. Hazır meyve suyu ve gazlı içeceklerden uzak durabilirsiniz. Kurban eti mutlaka bir gün dinlendirilmelidir, bekletilmeden tüketilen etteki sertlik pişirmede ve sindirimde zorluk oluşturur, şişkinlik ve hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olabilir" diye konuştu. Izgara ve haşlama şeklinde tüketilmeli Etlerin ızgara ve haşlama şeklinde tüketilmesi sağlık için daha yararlı olacağını ifade eden Kaya, "Etlerin ızgara ve haşlama şeklinde tüketilmesi sağlık için daha yararlı olacaktır. Et pişirilirken kısık ateşte yavaş yavaş pişirilmelidir. Yüksek ateşte pişirilen etler sert olur ayrıca dışı pişer, içi çiğ kalır. Dikkat edilmesi gereken diğer bir noktada etler tüketilirken görünür yağlarından ayrılmalıdır .Aşırı miktarda et tüketilmesi sonucu kan yağlarının yükselmesine bağlı kalp damar hastalıkları oluşabilmektedir. Bayramda bozulan beslenme düzenine bağlı olarak aşırı et tüketimi sonucu tansiyon yükselmesi, mide rahatsızlıkları, şeker yükselmesi gibi problemler yaşanabilmektedir. Besin Çeşitliliğine dikkat edip porsiyon kontrolü sağlayarak keyifli bir tatil geçirebilirsiniz. Günlük 2-2,5 litre su tüketilmelidir ayrıca bayramda besin tüketimi fazla olan bireyler yemek sonrası 30-45 dakikalık yürüyüş yapmalıdır" uyarısında bulundu.