Son Dakika
|
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
MSB'den deniz yetki alanları kanun çalışması açıklaması
Tepebaşı Belediyesi’ne operasyon
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Arnavutköy’de aile kavgası kanlı bitti: Kuzenini başından vurdu
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Sunrooftan çıktı, ceza yiyince beddua etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan TDT zirvesi için Türkistan’da
Trump: "Xi, ABD’yi gerileyen bir ülke olarak görmekte haklıydı"
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Ordu’da yedikleri yemek sonrası rahatsızlanan 21 işçi hastanelik oldu
Avrupa Taekwondo şampiyonu yine Türkiye
Tarım işçilerini taşıyan minibüs tıra çarptı: 12 yaralı
SAĞLIK
Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:15:47
Mersin’de bu yıl ikincisi düzenlenen Cerrahi ve Onkoloji Günleri Sempozyumunda, cerrahi ve onkoloji alanındaki güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Bilim insanları, doktorlar ve akademisyenlerin katıldığı programda çeşitli sunumlar gerçekleştirildi. Kentteki bir otelde düzenlenen II. Cerrahi ve Onkoloji Günleri Sempozyumu’na Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Tahsin Çolak, Akdeniz Onkoloji Derneği Başkanı Dr. Alper Ata ile cerrahi ve onkoloji alanında çalışan çok sayıda bilim insanı, akademisyen ve doktor katıldı. Sempozyumda cerrahi ve onkoloji alanında hızla gelişen güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alınırken, minimal invaziv cerrahi yöntemleri, ileri endoskopik girişimler, laparoskopik cerrahi uygulamaları, multidisipliner onkoloji yaklaşımları ve güncel kılavuzların klinik pratiğe yansımaları değerlendirildi. Program kapsamında interaktif oturumlar, olgu tartışmaları, panel oturumları ve bilimsel sunumlar gerçekleştirildi. Programda konuşan Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, "Tıp dünyasında cerrahi ve onkoloji, bilimin ve teknolojinin en hızlı dönüştüğü, her geçen gün yeni bir umudun yeşerdiği iki kritik alandır. Multidisipliner tedavi protokollerinden geniş bir yelpazede gerçekleşecek olan bu sempozyum, bilginin paylaşılması ve klinik pratiğe aktarılması noktasında son derece stratejik bir öneme de sahiptir" diye konuştu. Prof. Dr. Yaşar, üniversite olarak sağlık alanındaki altyapıyı güçlendirmeye yönelik önemli yatırımlar yaptıklarını belirterek, "Mersin Üniversitesi olarak temel gayemiz sadece eğitim veren bir kurum olmanın ötesine geçerek, bölgesine ve ülkesine şifa dağıtan, teknoloji üreten güçlü bir araştırma üniversitesi kimliğini daha da pekiştirmek istiyoruz. Bu vizyon doğrultusunda özellikle sağlık altyapımızı modern tıbbın en ileri olanaklarıyla donatmaya büyük bir gayret göstermekteyiz. Üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastanesi bölgemizin stratejik bir sağlık üssü konumuna getirmek için son dönemlerde yaptığımız adımlarla, gerçekleştirdiğimiz 1 milyar TL yatırımlarla, üç tesla MR, en son teknoloji tomografi, üç boyutlu mamografi gibi ileri tanı teknoloji cihazları başta olmak üzere birçok önemli cihazı envanterimize kazandırmış bulunmaktayız" dedi. Yaşar, üniversite bünyesine kazandırılan ileri teknoloji cihazlarla kanser tanı ve tedavisinde güçlü bir altyapı oluşturduklarını belirterek, "Ayrıca kendi bünyemizde kattığımız PET görüntüleme cihazıyla birlikte kanser tanı ve tedavisinde dünya standartlarında bir altyapıyı vatandaşlarımızın hizmetine sunmuş bulunuyoruz. Güçlü sağlık altyapımız ve yetkin akademik kadromuzla karmaşık cerrahi operasyonların ve kapsamlı onkoloji tedavilerinin güvenle yapıldığı bir merkez olmanın haklı gururunu yaşamaktayız. Bu bağlamda alanında saygın konuşmacıların katkılarıyla gerçekleşecek interaktif ameliyatlar, olgu tartışmaları ve panellerin yer aldığı bu sempozyumun hem teorik bilgilerimizi güncelleyeceğine hem de günlük pratiklerimize çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum" ifadelerine yer verdi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:01
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni inşaatı yüzde 30 tamamlandı
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni binasında inşaat çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. C bloğun yükseldiği inşaatın yüzde 30’u tamamlandı. İnşaat alanını ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, hastanenin tamamlandığında Türkiye’nin en büyük üniversite hastanesi olacağını vurguladı. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan yapımı devam eden Akdeniz Üniversitesi Hastanesi inşaat alanını ziyaret ederek İnşaat Koordinatörü Ozan Öz’den bilgi aldı. Rektör Prof. Dr. Özkan’a, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şükrü Özen, Genel Sekreter Dr. Ali Evren İmre, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, başhekim yardımcıları eşlik etti. Rektör Özkan ve beraberindeki heyet inşaatı detaylıca inceleyip çalışanlarla sohbet etti. Burası bir referans hastanesi Ziyarete ilişkin konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "900 yataklı yeni hastanemizi umuyorum 2026 sonu, 2027 başı gibi yüklenici firmamızdan devralmayı planlıyoruz. Burası bir referans hastanesi. Onkolojiden, organ nakline birçok hastalık için Türkiye’nin dört bir yanından hatta dünyadan hasta kabul eden bir merkeziz. Bununla gurur duyuyoruz" dedi. Yaklaşık yüzde 30’una yakını tamamlandı Yoğun talep karşısında kapasitenin yetmediğini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Özkan, "Yatak kapasitemiz ihtiyaçlarımızı karşılamıyordu. Ve bu anlamda da 900 yataklı hastane bize can suyu gibi gelecek. Özellikle de 400 yataklı yeni yoğun bakım ek servisiyle de hakikaten bizi çok rahatlatacak" diye konuştu. İnşaat çalışmalarının hızla devam ettiğini anlatan Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Yüklenici firmamızdan inşaatın yaklaşık yüzde 30’una yakınının bittiği bilgisini aldık. Umuyorum bundan sonra çok daha hızlı geçecek çünkü ifade ettikleri gibi herhalde en zor kısmı bu kısımdı; bundan sonra daha hızlı ilerleyeceğini umut ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan aldığımız destekle de daha güçlü, daha hızlı bir şekilde hastanemizi yıl sonunda devralmayı planlıyoruz" şeklinde konuştu. En büyük üniversite hastanesi olacağız Yeni hastane ile birlikte hastanenin yatak kapasitesinin 2 bin 200 olacağını söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Türkiye’nin en büyük üniversite hastanesi olacağız bitiminde. Antalya ikinci derece deprem bölgesi. Depremle ilgili de birçok tecrübemiz var. Bu bina da depreme dayanıklı, birçok izolatörümüz var. Ve onun yanında da hem bir aşağıda otoparkı hem de yine bir sığınma alanı olarak planladık. İnşallah böyle bir şeye ihtiyaç olmaz ama burası şehrin kalbi. Bu anlamda trafik açısından da büyük bir otopark ve trafik sıkıntısı yaşıyorduk. Hastanenin altındaki otopark ile birlikte bu açıdan da bir rahatlama olacağını umuyoruz" ifadelerini kullandı. Betonarmesinin yüzde 50’si tamamlandı İnşaat Koordinatörü Ozan Öz ise, "Şu anda inşaatın toplam metrekaresinin yüzde 30’u tamamlandı. Betonarmesinin de yüzde 50’si tamamlandı. Bizim hedefimiz ileriki bir ay, iki ay içinde daha hızlı bir şekilde bu rakamları yükseltmek. 2026 sonu, 2027 ilk çeyreğine teslim etmeyi planlıyoruz" dedi. 8 şiddetinde depreme dayanıklı olacak İnşaat Koordinatörü Medeni Peker ise, "Binamızda yaklaşık 480 araçlık kapalı otoparkımız var. 380’e yakın sismik izolatörümüz var. Yani inşaatla ilgili bizim ilerleme programımızda herhangi bir gecikme olmadığı müddetçe inşallah yıl sonu itibarıyla da hizmete açmayı hedefliyoruz. Antalya’da 7.5, 8, 8.5’a şiddetinde olacak bir depremde herhangi bir aksilik yaşamayacak hastanemiz" şeklinde konuştu. Rektör Özkan ve beraberindekiler, yeni hastane binasını inşaatını gezdikten sonra yangından etkilenerek tadilata alınan B Blok inşaat alanını da gezdi. Bina hakkında bilgiler alan heyet çalışanlara kolaylıklar diledi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:00
Uzm. Dr. Tiryaki: "Hipertansiyon, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi sağlık sorunudur"
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Beyhan Tiryaki, hipertansiyonun dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir hastalık olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Tiryaki, "Dirençli hipertansiyon ise uygun yaşam tarzı değişikliklerine ve birden fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen tansiyonun halâ yüksek seyretmesi durumudur" dedi. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tiryaki, dirençli hipertansiyonun özellikle "Doktorun verdiği üç farklı tansiyon ilacını düzenli kullanıyorum ancak tansiyonum yine de düşmüyor" diyen kişilerde görülebildiğini belirtti. Normal şartlarda tansiyonun ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Tiryaki, "Ancak bazı kişilerde tansiyon sürekli 140/90 mmHg’nin üzerinde seyrediyor, gün içinde sık sık yükseliyor ve ilaçlara rağmen düşmüyorsa bu durum ‘dirençli hipertansiyon’ olarak tanımlanır" diye konuştu. Dirençli hipertansiyonun görülme nedenleri Dirençli hipertansiyonun birçok nedeni olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tiryaki, "İlaçların düzensiz veya yanlış kullanılması. Fazla tuz tüketimi. Böbrek hastalıkları. Hormon bozuklukları. Uyku apnesi (gece nefes durması). Kullanılan bazı ilaçlar" dedi. Dirençli hipertansiyon neden tehlikelidir Uzun süre yüksek seyreden tansiyonun organlara zarar verdiğini belirten Uzm. Dr. Tiryaki, yüksek tansiyonun etkilerini anlatarak, "Kalbi yorar; kalp büyümesi ve kalp yetmezliğine yol açabilir. Beyni etkiler; felç ve beyin kanaması riskini artırır. Böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine neden olabilir. Göz sağlığını etkileyerek görme kaybına yol açabilir. Damar sertliğine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Dirençli hipertansiyonda ne yapılmalı Uzm. Dr. Tiryaki, dirençli hipertansiyon durumunda dikkat edilmesi gerekenleri söyleyerek, "Tansiyon ölçümünün doğru yapılıp yapılmadığı kontrol edilmeli. Kullanılan ilaçlar yeniden değerlendirilmeli. Yaşam tarzı değişiklikleri uygulanmalı. Altta yatan hastalıklar araştırılmalı. Tansiyonun kontrol altına alınamamasının nedeni yalnızca ilaçlar değildir. Tuz tüketimi, kilo, böbrek sağlığı, hormonlar ve uyku düzeni de tansiyonu etkiler. Tüm bu faktörlerin birlikte değerlendirilmesiyle tansiyon kontrol altına alınabilir. Sonuç olarak dirençli hipertansiyon, çoğu zaman nedeni belirlendiğinde uygun tedaviyle kontrol altına alınabilen bir durumdur. Umutsuz bir tablo değildir ancak sabır ve düzenli takip gerektirir" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:36
Lazer işlemlerinde dikkat: "Öncesi ve sonrası sauna, deniz, güneşten uzak durmalı"
Lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun süreci etkilediği vurgulanırken dikkat edilmesi gerekenler sıklıkla yineleniyor. Vücuttaki istenmeyen tüylerden kurtulmak adına yapılan lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun etken olduğuna dikkat çekilirken uzmanlar, işlemlerin gerekli donanımları sağlayan noktalarda yapılması gerekliliğini sıklıkla vurguluyor. Dr. Cinik Polikliniği Yöneticisi, Estetisyen Burcu Yiğit de lazer uygulamalarına ilişkin bilgi verdi. "Kişiyi analiz etmek çok önemli" ’Lazer epilasyon teknolojisi tamamen pigmentasyon odaklıdır’ diyerek sözlerine başlayan Yiğit, "Ten ve kıl rengi çok önemli. Direkt pigment okuduğu için en uygun gördüğümüz beyaz ten siyah kıl. Bu ten ve kıl yapısında çok daha iyi sonuçlar alıyoruz. Öncelikle kişiyi analiz etmemiz çok önemli. Kılı, ten rengi uygun mu, hormonel bir bozukluk, kullandığı bir ilaç var mı? Hepsi sürecin devamında lazer epilasonla ilişkili ve her seans hasta geldiği zaman kontrol dahilinde bakıyoruz. Antibiyotiklere dikkat ediyoruz, bazı ışığa duyarlılığı arttıran ilaçlarda lazer epilasyon yapılamıyor, sivilce tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar yine epilasyonla ilişkili bu süreçte ara veriyoruz. Dünyaca onaylı 3 tane cihaz tipi var" dedi. "İşlemler doktor kontrolünde olmalı" Lazer uygulamasında seans aralıklarına ilişkin konuşan Yiğit, "Yüz bölgesinde 4 hafta öneriyoruz, vücut bölgesinde 6 hafta. Her bölgenin kıl döngüleri ve evreleri farklı olduğu için hastaya özel bir programla ilerliyoruz. Seanslar ilerledikçe kıl yapısı azaldıkça seans süresini uzatıyoruz. Bu işlemler doktor kontrolünde olmalı, polikliniğimizde doktorla çalışıyoruz. Kişi geliyor, bütün analizleri yapılıyor, bir rahatsızlığı, vücudunda dövme var mı, ben sayısına kadar bakıyoruz. Kişiye özel bir protokolle işlem yapıyoruz. Uygulayıcının kesinlikle uzman olması gerekiyor. Kişi gelmeden önce kılları kökten almamış olması gerekiyor. İşlem sonrası güneşlenme, sauna, solaryum gibi sıcak ısılı işlemleri en azından 1 hafta kadar istemiyoruz" diye konuştu. "Yüzde 100 bitirmez, yanlış lazer epilasyon yanıklar, kalıcı lekeler oluşturabilir" Kişilerin tam donanımlı, güvenilir noktalarda işlem yaptırması gerektiğini söyleyen Yiğit, "Cihazın orijinal olmadığı yerlerde işlem yaptırılmış olması bizi çok etkiliyor çünkü hasta mağdur olup geliyor. Bu konuda dikkat etmelerini öneririm. Lazer epilasyon yüzde 100 bitirmez, belli oranda azalma sağlar, gerçekçi yaklaşmak gerekiyor. Tamamen bitmesi mümkün değil. Bir de belli bir oranda bittikten sonra yılda birkaç defa hatırlatma seansı öneriyoruz. Kişiler doktor olmayan hiçbir kurumda kesinlikle yaptırmamalı. Yanlış yerde yapılan lazer epilasyon sonuçlarında yanıklar, ciltte kalıcı lekeler oluşabilir, dikkat etmekte fayda var. Uygun bölgeye uygun olmayan lazer epilasyon yaptırmış hastalarda kıllarda ters tepki olarak artış söz konusu, onu düzeltmemiz de bir süreç alıyor. Ev tipi epilasyonlar daha çok modern ağda sistemi dediğimiz yoğunlaştırılmış ışık sistemi, sadece kılları uyutur ve dönemsel olarak çıkmasını geciktirir. Herhangi bir bitiş sağlamaz, düzgün kullanılmadığında yanık ve lekenmler söz konusu olur. Ben ve dövme ikilisinde pigment yoğunluğu olduğu için herhangi ışık sistemi geldiği zaman oradaki yapıyı bozabilir. Kişinin bir dövmesi, benleri varsa kesinlikle işlem öncesi kapatıyoruz" ifadelerini kullandı. "Cildi derinden etkileyen işlemlerden uzak durmaları gerekiyor" Yaz aylarında lazer işlemlerine yönelik konuşan Yiğit, "Kışın tabi ki çok daha konforlu, yaz aylarında da devam ediyoruz. Hastalarımızla birebir görüşerek, özel bir programı, tatili varsa 1 hafta önce epilasyonu yaptırıyor. Zaten 2-3 ay çıkmayacağı için o süre içinde de kişi rahat ediyor. Bol güneş koruyucu önemli. Ya da çok bronzsa özel bölge ve koltuk altı gibi güneş görmeyen bölgelerde devam ediyoruz. Lazer epilasyon ciddi bir operasyondur, yapan kişi de bunu bilerek hastaya yaklaşmalı. Yaptıran kişi de ciddiye alarak yaptırmalı. Tamamen doktordan bir onay, bilgi alarak ilerlemeli. Seansı boyunca düzenli gitmeye özen göstermeli. Çünkü orada yakalamak istediğimiz kılın evresi var. Biz o evrede işlem yaparsak sonuç alabilirsiniz. O evreyi yakalayamazsak, keyfi nedenlerden dolayı gelmezseniz, o seansa ara verirseniz tabii ki başa dönebilir. Yaz kış fark etmeksizin, lazer epilasyon öncesi ve sonrasında ısılı işlemler çok istemiyoruz. Hamam, sauna, solaryum, deniz, güneş, cildi derinden etkileyen, kimyasal peelingler gibi işlemlerden uzak durmamız gerekiyor. Yanık oluşur, zaten hastayı gördüğümüz zaman uygulama yapmıyoruz, direkt denizden veya güneşten geldiyse işlem yapmıyoruz" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
14 Mayıs 2026 Perşembe- 21:47
Antalya’da sağlık turizmi zirvesine 100’den fazla ülkeden katılım
5
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:21
Psikolog uyardı: "Sınav kaygısı doğru yönetilmezse başarıyı engelleyebilir"
Sınav kaygısı hakkında uyarılarda bulunan Psikolog Ozan Yazıcı, "Düşük ve orta düzeyde bir kaygı, dikkati toplamak, motive olmak ve zamanla yarışmak açısından işlevseldir. Sınavı hayatın dönüm noktası olarak görmek, kazanmayı ise değerli olmanın kanıtı gibi yorumlamak, doğal bir değerlendirme sürecini sancılı bir sınava dönüştürür. Ancak gerçekte, lise ve üniversite sınavları hayattaki birçok sınavdan sadece birkaçıdır" dedi. LGS ve YKS gibi sınav dönemleri yaklaşırken, öğrencilerin yalnızca akademik değil, psikolojik olarak da hazırlanması büyük önem taşıyor. Sınav performansını belirleyen temel etkenlerden biri olan "sınav kaygısı", çoğu zaman başarısızlıktan çok, başarısız olma düşüncesinin kendisinden besleniyor. Liv Hospital Samsun’dan Psikolog Ozan Yazıcı, sınav kaygısı konusunda açıklamalarda bulundu. "Sınav deneyimi bir mücadele alanına dönüşür" Sınav kaygısının ne olduğundan bahseden Psk. Yazıcı, "Sınav kaygısı; olumsuz senaryolar, yüksek beklentiler ve felaketleştirme içeren düşüncelerle şekillenen, çoğu zaman gerçekçi dayanaklardan yoksun bir kaygı türüdür. Bu nedenle ‘yalancı kaygı’ olarak da adlandırılır. Gerçek bir tehdit olmadığında bile bedenin ve zihnin alarm durumuna geçmesine neden olur. Sonuçta öğrencinin dikkatini toplama, bilgiyi hatırlama ve düşünme becerileri zayıflar; fiziksel belirtiler (terleme, mide bulantısı, çarpıntı) eşlik eder ve sınav deneyimi bir mücadele alanına dönüşür" diye konuştu. "Düşük ve orta düzeyde bir kaygı işlevseldir" Kaygının tamamen ortadan kaldırılması değil, yönetilebilir düzeyde tutulmasının hedeflenmesi gerektiğini söyleyen Psk. Yazıcı, "Düşük ve orta düzeyde bir kaygı, dikkati toplamak, motive olmak ve zamanla yarışmak açısından işlevseldir. Bu noktada önemli bir gerçek şudur; sınava yüklenen anlam, kaygı düzeyini doğrudan belirler. Sınavı hayatın dönüm noktası olarak görmek, kazanmayı ise değerli olmanın kanıtı gibi yorumlamak, doğal bir değerlendirme sürecini sancılı bir sınava dönüştürür. Ancak gerçekte, lise ve üniversite sınavları hayattaki birçok sınavdan sadece birkaçıdır. Bir işi zamanında yetiştirmek, bir ilişkide kriz yönetmek, evde yanan yemeği telafi etmek de kendi içinde sınav niteliği taşır. Fark, sadece bağlamdadır" şeklinde konuştu. "Kaygıya sebep olan çevredir" Ebeveynlere düşen sorumluluklara değinen Psk. Yazıcı, "Çoğu zaman bu aşırı anlam yüklemenin kaynağı öğrencinin kendisi değil, çevresidir. Özellikle ebeveynler iyi niyetle yaptıkları birçok yönlendirme ve uyarıyla farkında olmadan çocuklarının kaygı seviyesini artırabilirler. Daha iyi bir gelecek arzusu, çocuğun zihninde ‘başarısız olursam sevilmem’ gibi düşüncelerle yer değiştirebilir. Bu yüzden ebeveynlerin tutumu, kaygının oluşmasında ya da sağlıklı yönetilmesinde kritik bir rol oynar" dedi. "Ailelere ve sınava girecek çocuklara öneriler" Psk.Yazıcı, sınav sürecinde kendimize ve çocuğumuza hatırlatabileceğimiz bazı gerçekleri şöyle sıraladı: "Bu, hayatın içindeki birçok sınavdan sadece biri. Sonuç her ne olursa olsun, ölüm yok. Hayat devam ediyor ve her zaman yeni fırsatlar doğar. (İstediğin liseyi/üniversiteyi kazanamamış olmak, istediğin mesleği seçemeyeceğin anlamına gelmez!) Başarı sadece sonuçta değil, sürecin kendisinden keyif alabilmekte saklıdır. Her sonucu kontrol edemeyiz. Bazı değişkenler bizim dışımızdadır. Kendine sor: En kötü ne olabilir? Eğer bu sorunun cevabında hayatı tehdit eden, geri dönüşü olmayan bir durum yoksa, o zaman umut baskındır. Hem de en yalın ve en gerçek hâliyle, gözünün önündedir. Tek yapman gereken görmek istemek."
14 Haziran 2025 Cumartesi - 11:16
Uzmanlardan deniz ve havuzda serinleyen kadınlara uyarı
Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, yaz mevsimi ile birlikte deniz ve havuz kullanımının arttığını belirterek suya girerek serinlemeyi tercih eden kadınların enfeksiyona karşı duyarlı ve dikkatli olmalarını tavsiye etti. Aydın ayrıca, özellikle kadınların yaz döneminde hijyen kurallarına daha çok riayet etmesini, havuz ve denize girerken suyun temiz olmasına özen gösterdikleri gibi sudan çıktıktan sonra da vakit kaybetmeden ıslak mayolarını çıkarıp kuru kıyafet giymelerini tavsiye etti. Türkiye’nin en sıcak bölgesi Ege’de yazın bunaltıcı sıcağına karşı en keyifli serinleme yöntemlerinden birinin havuz ve denizler olduğunu belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı, hekimine danışarak hamilelerin de yüzebileceğini belirterek "Suda serinleme keyfi dikkat edilmez ise bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Kadınlar enfeksiyon kapma riskine karşı erkeklere göre daha hassas. Bu nedenle özellikle kadınlar serinlediği suyun temiz olmasına özen göstermeli ve sudan çıktıktan sonra hemen kurulanıp üzerini değiştirmeli. Uzun süre ıslak mayo ile oturmak idrar yolu enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları gibi sıkıntılara neden olabiliyor. Maalesef Yaz aylarında en sık yapılan yanlışlardan biri ıslak mayoyu üzerimizde kurutmak. Her yaz artan vajinal enfeksiyonlara karşı alınacak en önemli tedbirlerden biri havuz ya da denizden çıkar çıkmaz ıslak mayonun çıkarılmasıdır" dedi. Yazın iç çamaşırı tercihlerinin de hava alan pamuklu iç çamaşırı yönünde olmasını tavsiye eden Aydın, ortak kullanımdaki şezlongların da üzerine temiz havlu serilmeden kullanılmamasını önerdi. Sulu ortamların mikroorganizmaların büyümesi ve yayılması için uygun alan sağladığını ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, kişilerin havuza girerken de çıktıktan sonra da duş almasını tavsiye etti.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 10:46
Bitkisel zayıflama ilaçları sağlığınız için tehdit olabilir
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte kilo verme telaşı artarken, zayıflama ilaçları ve takviyelere yönelenlerin sayısı da yükseliyor. Ancak uzmanlar, bu ürünlerin kontrolsüz kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Doç. Dr. Burak Önal, özellikle internetten alınan ve "bitkisel" adıyla satılan zayıflama ürünlerinin sağlık açısından ciddi riskler taşıdığını belirtti. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Önal, yaz aylarında artan zayıflama baskısının bireyleri hızlı çözümlere yönelttiğini söyledi. Bu dönemde internetten veya eş-dost tavsiyesiyle alınan ürünlerin özellikle kalp-damar, karaciğer ve sinir sistemi üzerinde tehlikeli etkiler oluşturabileceğini vurguladı. "Sıcak havalarda zaten strese giren vücudun üzerine bir de bu ilaçların bilinçsizce yüklenmesi ciddi sağlık problemlerini beraberinde getiriyor" diyen Doç.Dr. Önal, geçmişte "olağanüstü" olarak pazarlanan sibutramin maddesinin kalp krizi ve felce yol açtığı için yasaklandığını hatırlattı. "Reçetesiz ürünlerin içeriği çoğu zaman güvenilir değil" Reçetesiz veya internetten alınan ürünlerin içeriklerinin çoğu zaman yanıltıcı olduğunu ifade eden Doç.Dr. Önal, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yapılan incelemelerde birçok ürünün etiketinde yer almayan güçlü ilaç etken maddeleri içerdiğinin ortaya çıktığını kaydetti. Önal, "Bitkisel denilen ürünlere müshil, tiroid hormonu, idrar söktürücü ya da uyarıcı maddeler gizlice eklenebiliyor" şeklinde konuştu. "Bazı ilaçlar etkili olabilir ancak mutlaka hekim gözetiminde" Doç. Dr. Önal, günümüzde obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 agonistleri gibi yeni nesil ilaçların kilo vermede etkili olabildiğini ancak bunların da yan etkileri olduğunu belirtti. Mide bulantısı, kusma ve pankreatit gibi risklerin bu ilaçlarda görülebildiğini aktaran Önal, "Bu tür ilaçlar mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalı. Kendi kendine ilaç kullanmak ciddi sonuçlar doğurabilir" dedi. "Bitkisel" kelimesi yanıltıcı olabilir "Bitkisel" ifadesinin çoğu zaman pazarlama stratejisi olarak kullanıldığını ifade eden Önal, "Zehirli mantar da doğaldır ama öldürücüdür. Bitkisel olan her şey zararsız değildir. Hatta bu ürünlere gizlice sentetik ilaçlar eklenmiş olabilir" diyerek vatandaşları uyardı. Önal, Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini vurguladı. "Kronik hastalığı olanlar ve hamileler uzak durmalı" Zayıflama ilaçlarının özellikle kalp-damar hastalığı, karaciğer-böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, diyabet veya psikiyatrik rahatsızlıkları olan bireyler için yüksek risk taşıdığını belirten Doç. Dr. Önal, bu grupların kesinlikle hekim önerisi olmadan bu tür ürünleri kullanmaması gerektiğini söyledi. Ayrıca hamileler, emziren anneler ve 18 yaş altı bireylerin bu ilaçlardan uzak durması gerektiğinin altını çizdi. "Hızlı kilo vermek sağlıklı değildir" Toplumda yaygın olan "hızlı kilo verme" algısının yanlış olduğunu belirten Önal, "Aylarca biriken kilolar birkaç haftada verilmez. Hızlı kilo kaybı safra taşı, kas kaybı, metabolizma yavaşlaması gibi pek çok sorunu beraberinde getirir" diye konuştu. Sağlıklı bir hızda, haftada 0.5-1 kg arasında verilen kiloların kalıcılığının daha yüksek olduğunu söyledi. Farmakolojik destek son çare olmalı Sağlıklı kilo vermek isteyen bireylerin öncelikle diyet, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerine odaklanması gerektiğini ifade eden Önal, farmakolojik desteğin yalnızca hekim kararıyla ve gerekli durumlarda kullanılmasının uygun olduğunu vurguladı. "İlaç, destekleyici bir araçtır; olağanüstü değildir. Zayıflamanın temeli yine sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır" dedi. "Kestirme yollar tehlikelidir, bilimsel yöntemler en güvenilir olandır" Doç. Dr. Burak Önal, son olarak, vatandaşlara sabırlı olmaları ve sağlıklarını riske atacak kestirme yollardan kaçınmaları çağrısında bulundu. "İnternette satılan ya da ünlülerin adını kullanan ürünlerin büyük çoğunluğu denetimsizdir. Kilo verme sürecinde hedef sadece zayıf görünmek değil, sağlıklı ve dengeli bir vücut olmalı" dedi.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 10:08
Akçadağ’da sağlık altyapısına güçlü destek
Akçadağ Belediye Başkanı Hasan Ulutaş, Şehit Gökhan Aslan Devlet Hastanesi’nin yeni bina projesinin onaylandığını ve ihale ile ruhsat sürecinin resmen başlatıldığını açıkladı. Yeni hastane binasıyla birlikte ilçenin sağlık altyapısının ciddi anlamda güçleneceğini belirten Başkan Ulutaş, proje kapsamında modern ve donanımlı bir sağlık tesisinin inşa edileceğini söyledi. Başkan Ulutaş, yeni sağlık yatırımıyla ilgili yaptığı açıklamada, "Yeni projede 3 odalı ameliyathane, 6 yataklı birinci basamak yoğun bakım ünitesi, kulak burun boğaz, ortopedi, göz, üroloji, dahiliye, çocuk sağlığı, fizik tedavi, kadın doğum, genel cerrahi ve kardiyoloji gibi branşlarda toplam 20 poliklinik, acil servis ve yataklı servis bölümleri yer alacak. Toplamda 50 yatak kapasitesine sahip olacak yeni hastane, mevcut hastane binasındaki birimlerle entegre şekilde hizmet verecek" ifadelerini kullandı. Projenin sadece Akçadağ’daki sağlık hizmetlerini geliştirmekle kalmadığını kaydeden Ulutaş, " Proje aynı zamanda insanımıza verdiğimiz değerin de bir göstergesidir" diye konuştu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 09:13
Hekimsen’den Denizli’deki doktora yönelik mobing iddiasına tepki
Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Dr. Adil Kurban, Denizli’de görev yapan bir hekimin idari mobbinge maruz bırakıldığını iddia ederek, "Hekimimiz hukuken geçersiz olan bu ceza nedeniyle, ailesinden ve evinden 150 kilometre uzaklıktaki bir ilçeye görevlendirildi. Bir hekimi mağdur ettiniz, tüm hekimleri karşınıza aldınız" dedi. Denizli’de görev yapan bir hekimin, idari baskı ve usulsüz cezalar nedeniyle yaşadığı mağduriyet, Hekimsen Sendikası’nı harekete geçirdi. Türkiye genelinde 20 binden fazla kayıtlı üyesi bulunan Hekimsen, yaşananlara sessiz kalmayarak Genel Başkan Dr. Adil Kurban liderliğinde Denizli’ye çıkarma yaptı. İddialara göre, bir ilçede görev yapan hekim, yöneticilerinin haksız uygulamalarına itiraz ettiği için disiplin soruşturmasına maruz kaldı. Kapının sert kapanması gibi basit bir olay gerekçe gösterilerek uyarı cezası verilen hekim, hukuken geçersiz olduğu öne sürülen bu ceza nedeniyle, ailesinin yaşadığı Kale ilçesinden 150 kilometre uzaklıktaki Çivril ilçesine görevlendirildi. İl Sağlık Müdürlüğü önünde açıklama yapan Hekimsen Genel Başkanı Dr. Adil Kurban, "Hekim arkadaşımız yalnızlığa itilmiş, psikolojisi ileri derecede bozulmuş durumda. Eşinden, çocuğundan ayrı, yaşadığı haksızlığın sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılmıştır. Bu nedenle sendika olarak Kocaeli’nden Denizli’ye geldik" dedi. "Yalnız değilsiniz, artık Hekimsen var mottosuyla mücadelelerinin kararlılıkla sürdüreceğiz" Hekimlerin ve sağlık çalışanları asla yalnız bırakmayacaklarını belirten Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Dr. Adil Kurban, "Yapılan bazı idari hataların getirdiği ve çok yanlış bir sonucun sonunda bir hekimin belki de hayatına mal olabilecek riskleri girmesi nedeniyle de biz buradayız. Öyle ki çok basit bir olay yüzünden 150 kilometre öteye kişinin tayini yapılıyor. Esas itibariyle idari mekanizmalarda yaşanan hatalar ve eksikler kendisi tarafından üst makamlara bildirildiğinde buna bağlı çıkmış sonucunda çıkmıştır. Hekimsen sendikası olarak ‘Yalnız değilsiniz, artık Hekimsen var " mottosuyla mücadelelerinin kararlılıkla süreceğini duyurdu. Biz hekimlerimizi ve sağlık çalışanlarımızı asla yalnız bırakmayız" diye konuştu. "Valilik ve İl Sağlık Müdürlüğü randevu vermiyor" Denizli Valiliği ve İl Sağlık Müdürlüğünden resmi randevu talebinde bulunmalarına rağmen, hiçbir geri dönüş alamadıklarına dikkat çeken Genel Başkan Kurban, "Burada Denizli Valisinden 4 gündür randevu alamıyoruz. Denizli Sağlık Müdürlüğü randevu vermiyor. Yine bir kaymakam soruşturma açıyor ama mevzuata uygun değil. Hatalarla dolu, soruşturma iptal edilmesi gerekiyor. Bir uyarı yüzünden kimse 150 kilometre öteye gönderilemez. Düşünün iki tane çocuğunuz var karınız var ve eviniz var. Bir yerde oturuyorsunuz ve sana gelip ‘Sen her gün 150 kilometre ilerideki bir yere gideceksin’ diyorlar. Ailenizi bırakıp gitmek zorunda kalırsınız. Yakında ilçeler var oraya yapmıyorlar gidip en uzak noktadaki yere götürüyorlar. Baştan aşağıya hatalarla dolu bir süreç. Hukuki olarak yürütmeye durdurmaya alamadık. Denizli Valiliğinden, Denizli Sağlık Müdürlüğünden görüşemiyoruz. Benim üyem ve aynı zamanda hekimimim hakkının gasp edilmesi göz yumuyor ve izliyorlar" ifadelerini kullandı. "Hekimsen camiası olarak bu olayı protesto ediyoruz" Hekimsen camiası olarak bu olayı protesto ettiklerini dile getiren Genel Başkan Kurban "Bu açıdan baktığımda olmaması gereken benim memleketime, milletime ve devletime hiç yakışmayacak seviyede bir idari olaylar ile burada karşılaştık ve bundan çok rahatsız olduk. Hekimsen camiası olarak bu olayı protesto ediyoruz. Böyle bir sorun için Hekimsen camiası kalktı ve Denizli’ye geldi. Sırf bu problem yüzünden bu olacak bir şey mi" diye tepki gösterdi.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 07:59
Kars’ta uzmanlar mantar zehirlenmeleri karşı vatandaşları uyardı
Kars’ta uzmanlar vatandaşları mantar zehirlenmelerine karşı uyardı. Kars Harakani Devlet Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Dilan Delibalta, mantar zehirlenmelerine karşı vatandaşların dikkatli olmasını istedi. Dahiliye Uzmanı Dr. Delibalta, özellikle bahar ve yaz aylarında yağışlar sonrasında mantar zehirlenme vakalarının arttığını belirtti. "Zehirli mantarlar sade ve masum görünümlü olabilir" Ülke genelinde olduğu gibi Kars’ta da doğadan toplanan mantar tüketiminin yaygın olduğunu ifade eden Delibalta, zehirli mantarları yenilebilir olan mantarlardan ayırmanın bazen mümkün olmadığını söyledi. Harakani Devlet Hastanesi’nde gazetecilere açıklamalarda bulunan Dahiliye Uzmanı Dr. Dilan Delibalta, "Doğada yetişen mantarların bazıları zehirli olabilir ve zehirli mantarları yenilebilir olanlardan ayırmak bazen mümkün değildir. Kars’ta sık görülen bazı zehirli mantar türleri arasında "Amanita phalloides" (ölüm meleği) en tehlikelilerindendir. Halk arasında ’kırmızı benekli’ ya da ’parlak şapkalı’ mantarlar tehlikeli olarak bilinse de bazı zehirli mantarlar sade ve masum görünümlü olabilir. Bu nedenle doğadan toplanan mantarların tüketilmesini kesinlikle önermiyoruz" dedi. Zehirli mantar tüketiminin hayatı tehdit edebildiğine dikkati çeken Delibalta, "Zehirli mantarların yenilmesi sonucu bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Daha ciddi vakalarda karaciğer ve böbrek yetmezliği görülebilir ve bu durum hayatı tehdit edebilir. Zehirlenme şüphesi olan kişiler zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Bu hastalarda zaman çok önemlidir tedaviye ne kadar erken başlanırsa organ hasarı riski o kadar azalır. Evde kendi kendine kusturma gibi yöntemlere başvurmak, durumu daha da kötüleştirebilir. Ulusal Zehir danışma merkezi zehirlenme konusunda 7/24 kesintisiz hizmet sunmaktadır. İhtiyaç halinde bilgi almak isteyen vatandaşlarımız 114 numaralı ulusal zehir danışma merkezin arayabilirler. Vatandaşlarımız mutlaka kültür mantarı gibi güvenilir kaynaklardan mantar tüketmelidir, son olarak doğada mantar toplamak keyifli olabilir ama sağlığımız her şeyden önemlidir" diye konuştu.
14 Haziran 2025 Cumartesi - 07:17
Minik Semih’in organları 3 çocuğa umut oldu
Sinop’un Ayancık ilçesinde denizde boğulma tehlikesi geçiren 9 yaşındaki minik Semih’in, kaldırıldığı Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde beyin ölümü gerçekleşti. Minik Semih’in ailesi tarafından bağışlanan organları 3 çocuğa umut oldu. 11 Haziran Salı günü Sinop’un Ayancık ilçesinde serinlemek için denize giren 9 yaşındaki Semih Efe Ö., bir süre sonra suda çırpınmaya başladı. Çevredekilerin yardımıyla denizden çıkarılan küçük çocuk, olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi. Yoğun bakım ünitesinde yaşam mücadelesi veren Semih’in beyin ölümü gerçekleşti. Acılı aile, çocuklarının organlarını bağışlama kararı aldı. Semih’in 2 böbreği ve karaciğeri OMÜ’de Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kağan Karabulut koordinasyonunda yapılan ameliyatla alındı. Böbrekler Ankara’da, karaciğer ise Bursa’da organ bekleyen 3 çocuğa nakledilecek. OMÜ Organ Nakli Koordinatörü Hemşire Birgül Tan, "11 Haziran’da boğulma nedeniyle gelen çocuğumuz maalesef bugün beyin ölümü tanısı aldı. Yapılan görüşmede ailesi gönüllülük yaparak karaciğer ve böbreklerini bağışladı. Organları yine kendisi gibi olan çocuklara gidecek. Böbrekler Ankara’ya, karaciğer ise Bursa Uludağ’da bir çocuğa nakil olacak. Aileye teşekkür ediyoruz. Herkesin bu konuda duyarlı olmasını istiyoruz. Organ bağışı hayat kurtarır" dedi. Organlar, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) aracıyla taşınarak Samsun-Çarşamba Havalimanı’na götürüldü. Oradan uçakla nakil yapılacak illere gönderildi.
13 Haziran 2025 Cuma - 21:17
Gezi teknesinde rahatsızlanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde rahatsızlanan vatandaş, Sahil Güvenlik ekiplerince tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Fethiye açıklarında gezi teknesinde bulunan vatandaşın rahatsızlanması üzerine yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine Sahil Güvenlik ekipleri tarafından denizden tahliyesi yapılan çocuk 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
13 Haziran 2025 Cuma - 17:03
Keneler birden fazla virüsü insana bulaştırıyor
Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Üner Kayabaş; kenenin dünya çapında 900 türü olduğunu ve 30 türün insana hastalık bulaştırdığını söyleyerek, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü de dahil birçok virüsü de bulaştırabiliyor dedi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kayseri Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği’nde görevli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Üner Kayabaş, son günlerde gündemde olan kene ile ilgili açıklamalarda bulunarak, "Keneler dünya çapında 900 türü olan ve kendi arasında sert ve yumuşak olmak üzere iki ana gruba ayrılan bir hayvan türü. Bu hayvanlar gözleri olmayan hayvanlardır ve haller organları dediğimiz özellikle etrafa yayılan kokular ve havadaki değişimler ile bu kokuyu alarak özellikle beslenecekleri memeleri buluyor ve onların üzerine yaklaşarak uygun bulduğu bir bölgeden kan emerek yaşamını devam ettiren hayvan türleri. Bu hayvanın yaklaşık 30 türü insana hastalık bulaştırdığı biliniyor. Bu hastalıklar arasında bugünlerde yoğun bir şekilde gündemde olan KKKA virüsü de dahil birçok virüsü de bulaştırabiliyor. Adıyaman’dan gelen bir hastamıza Akdeniz benekli ateşi hastalığı tanısı koyduk. Bu da kene ile bulaşmıştı ama antibiyotik ile tedavi edildi. KKKA kenelerle bulaşan viral bir enfeksiyon. Burada kene ile teması olan insanların çok dikkatli olması gerekiyor. Kenenin tutunduğu vatandaşların 2 hafta boyunca KKKA için kendilerinde hastalık belirtileri açısından kendilerini takip etmesi gerekiyor. İçerisinde bulunduğumuz dönemde de bu kene hareketliliğinin arttığını görmekteyiz. İlkbahar ve sonbahar arasındaki dönemde İç Anadolu Bölgesi’nde yoğunlukla olmak üzere her mevsimde gördüğümüz vakalar oluyor" ifadelerini kullandı. "Keneye çıplak elle temas etmeyin" Keneye çıplak elle temas edilmemesi gerektiğinin altını çizen Kayabaş, "Kene, virüsü etraftaki hayvanlardan alabiliyor. Virüs onlarda hastalık yapmıyor. Keneler oralardan virüsü alıp daha sonra hayat döngüsü içerisinde yavrularına da bulaştırıyor. Bir kene 5 bin ila 10 bin arasındaki yumurtayı etrafa bırakıyor. Bizim keneleri tabiattan tamamen kaldırmamız söz konusu değil. Bu döngü devam ediyor. Bizim karşılaşmamamız için önlemler almamız gerekiyor. Birisi vücudunda tutunan bir keneyi gördüğü zaman en kısa sürede kenenin çıkarılması gerekiyor. Bunu vatandaş kendi de çıkartabilir veya sağlık kuruluşuna da gidebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus keneyi çıplak elle tutmayacak. Bir eldiven veya bunu bulamıyorsa bir poşetle çıkarması lazım. Emme süreci kenelerin türüne bağlı olarak değişebiliyor. Eğer fark etmezsek vücudumuzda günlerce kalıyor ve kan emmeye devam ediyor. İhtiyacını karşıladıktan sonra kendini yere bırakıyor" diye konuştu.
13 Haziran 2025 Cuma - 17:02
Kene ısırığı hafife alınmamalı
Kene ısırması sonrası görülen bazı belirtilerin göz ardı edilmemesine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Celal Ayaz, "Özellikle kene ısırmasından sonraki birkaç gün ile birkaç hafta içinde yükselen ateş, şiddetli baş, kas veya eklem ağrıları, halsizlik, ısırık yerinde halka şeklinde büyüyen kızarıklık (boğa gözü döküntüsü) veya vücudun diğer bölgelerinde döküntüler görülürse vakit kaybetmeden hastaneye başvurun" dedi. Kene ısırmaları, özellikle kırsal ve ormanlık alanlarda yaşayanlar veya bu bölgelere seyahat edenler için ciddi bir risk oluşturuyor. Kenenin vücuttan doğru yöntemle çıkarılması son derece önemli. Yanlış müdahale, kenenin içeriğini vücuda boşaltarak hastalık bulaşma riskini artırabiliyor. Medical Park İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Celal Ayaz, kene ısırıkları hakkında bilgilendirmede bulundu. "Keneyi alkol, aseton, kolonya, sigara ateşi gibi maddelerle tahriş etmeye çalışmayın" Kenenin nasıl çıkarılması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Ayaz, "Keneyi çıkarmak için ince uçlu bir pense veya özel bir aparat kullanarak, deriye en yakın yerden, baş kısmından kavrayın ve ağzı içeride kalmayacak şekilde yavaşça, düz bir biçimde, döndürmeden ve sıkmadan yukarı doğru çekin. Ardından ısırık bölgesini sabunlu su veya alkolle temizleyin ve çıkarılan keneyi gerekirse inceleme için kapalı bir kapta sağlık kuruluşuna götürün. Keneyi çıplak elle tutmayın. Eldiven veya bir bez parçası kullanın. Keneyi sıkmayın, ezmeyin veya patlatmayın. Bu, kenenin içindeki enfekte salgıların vücudunuza geçmesine neden olabilir. Keneyi alkol, aseton, kolonya, sigara ateşi, sabun, vazelin gibi maddelerle tahriş etmeye çalışmayın. Bu tür yöntemler kenenin kusmasına veya salgılarını boşaltmasına yol açar, bu da enfeksiyon riskini artırır. Keneyi döndürerek çıkarmaya çalışmayın. Düz bir çekme hareketi uygulayın. Kenenin başı kopmuş veya bir kısmı derinin içinde kalmışsa panik yapmayın. Bu durumda bir sağlık kuruluşuna başvurun. Vücut genellikle kalan parçayı kendiliğinden atar, ancak enfeksiyon riski için takip önemlidir" diye konuştu. "Bu belirtiler görülürse sağlık kuruluşuna başvurun" Kene ısırması sonrası görülebilecek bazı belirtilerden bahseden Prof. Dr. Ayaz şöyle devam etti: "Kene ısırması sonrası her zaman belirti görülmeyebilir; ancak bazı durumlar söz konusu olduğunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Kene ısırması sonrası sağlığınızda herhangi bir değişiklik fark ederseniz dikkatli olmalısınız. Özellikle kene ısırmasından sonraki birkaç gün ile birkaç hafta içinde yükselen ateş, şiddetli baş, kas veya eklem ağrıları, halsizlik, ısırık yerinde halka şeklinde büyüyen kızarıklık (boğa gözü döküntüsü) veya vücudun diğer bölgelerinde döküntüler görülürse hastaneye başvurmak için vakit kaybetmeyin. Ayrıca bulantı, kusma, ishal gibi mide-bağırsak sorunları, burun veya diş eti gibi yerlerden açıklanamayan kanamalar (özellikle KKKA riski olan bölgelerde) veya bilinç bulanıklığı, denge kaybı, felç gibi nörolojik belirtiler ortaya çıkarsa acil servise başvurmanız hayati önem taşır. Kene ısırması sonrasında yara yerinde şişlik, kızarıklık, ağrı veya iltihap gelişmesi de bir enfeksiyon belirtisi olabilir. Unutmayın, erken teşhis ve tedavi, kene kaynaklı hastalıkların seyrini önemli ölçüde değiştirebilir" "Kene ısırması sonrası bulaşabilecek hastalıklar" Kene ısırması sonrası bulaşabilecek hastalıklara değinen Prof. Dr. Ayaz, "Keneler birçok hastalığın taşıyıcısıdır ve özellikle bölgemizde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), Lyme Hastalığı, Tularemi ile Anaplazmoz ve Erlisiyoz gibi ciddi enfeksiyonlar açısından dikkatli olunmalıdır. Bu hastalıkların belirtileri diğer enfeksiyonlarla karışabileceğinden, kene ısırması öyküsü olan kişilerde dikkatli bir değerlendirme önemlidir" şeklinde konuştu. "Keneden korunmak için öneriler" Kene ısırmasından korunmak için alınacak bazı önlemlerle, hastalığın bulaşma riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ayaz, şu bilgileri paylaştı: - Kene kovucular kullanma: Cildin açıkta kalan kısımlarına ve giysilerinize, kene kovucuları uygulayın. - Belirli alanlardan kaçınma: Ormanlar, çalılık ve kırsal yerler, otlak bölgeler dikkat edilmesi gereken alanlardır. Piknik, yürüyüş ve kamp alanlarınızın seçimini yaparken temizlenmiş olmasına dikkat edin. Bu alanlarda uzun kollu tişörtler, uzun paçalı pantolonlar giyim, pantolon paçalarını çoraplarınızın içine sokarak bacakları tırmanmasını engelleyin. - Vücut kontrolü: Özellikle kasıklar, koltuk altları, saç derisi, sırt, arkası ve diz arkası gibi sıcak ve nemli bölgelere dikkat edin. Duş almak, üzerinizdeki henüz yapışmamış keneleri temizlemenize yardımcı olabilir. - Evcil hayvan kontrolü: Evcil hayvanlarınızın da üzerinde kene olup olmadığını kontrol edin ve kene önleyici ürünler kullanmayı düşünün.
13 Haziran 2025 Cuma - 16:26
17 yaşındaki hasta helikopter ambulansla Ağrı’ya sevk edildi
İlaç zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılan 17 yaşındaki genç, gelişen ritim bozukluğu sonrası helikopter ambulansla Ağrı’daki yoğun bakım ünitesine sevk edildi. Edinilen bilgiye göre, 17 yaşındaki genç hasta, ilaç zehirlenmesi şüphesiyle Derecik Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Hastanın takibinde ritim bozukluğu gelişmesi üzerine durum kritik değerlendirildi. Hızlı müdahale ve ileri tetkik ihtiyacı doğrultusunda helikopter ambulans devreye girdi. Hasta, Hakkari’den havalanan ambulans helikopterle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi’ne nakledildi. Burada uzman ekiplerce tedavisine başlanan hastanın durumunun yakından takip edildiği öğrenildi.
13 Haziran 2025 Cuma - 16:18
17 yaşındaki hasta helikopter ambulansla Ağrı’ya sevk edildi
İlaç zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılan 17 yaşındaki genç, gelişen ritim bozukluğu sonrası helikopter ambulansla Ağrı’daki yoğun bakım ünitesine sevk edildi. Edinilen bilgiye göre, 17 yaşındaki genç hasta, ilaç zehirlenmesi şüphesiyle Derecik Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Hastanın izleminde ritim bozukluğu gelişmesi üzerine durum kritik değerlendirildi. Hızlı müdahale ve ileri tetkik ihtiyacı doğrultusunda helikopter ambulans devreye girdi. Hasta, Hakkari’den havalanan ambulans helikopterle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi’ne nakledildi. Burada uzman ekiplerce tedavisine başlanan hastanın durumunun yakından takip edildiği öğrenildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder