SAĞLIK
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31 Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
Yüksek riskli gebeliklerde erken tani hayat kurtarıyor
07 Şubat 2026 Cumartesi - 18:11 Yüksek riskli gebeliklerde erken tani hayat kurtarıyor Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alp Nuhoğlu, riskli gebeliklerde erken tanı ve düzenli takibin anne ile bebeği tehdit edebilecek ciddi komplikasyonların önüne geçerek sağlıklı doğum sürecini desteklediğini vurguladı. Riskli gebeliklerin takibi ve tedavisinde uzmanlık alanı olan perinatoloji, anne ve fetüs sağlığını korumada kritik rol oynuyor. Uzmanlar, erken tanı ve düzenli perinatolojik takip sayesinde birçok ciddi komplikasyonun önüne geçilebildiğine dikkat çekiyor. Perinatoloji, gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek riskli durumların erken teşhisi, izlenmesi ve yönetimini kapsayan ileri bir uzmanlık alanı olarak öne çıkıyor. Yüksek riskli gebeliklerde gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği, diyabet, tiroid hastalıkları, erken doğum riski, plasenta yerleşim anomalileri, çoğul gebelikler ve fetal anomalilerin erken tespit edilmesi, anne ve bebeğin sağlığı açısından hayati önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alp Nuhoğlu, yüksek riskli gebeliklerde erken tanı ve düzenli perinatolojik takibin kritik rol oynadığını vurgulayarak, bu gebeliklerin mutlaka uzman kontrolünde ve planlı şekilde izlenmesi gerektiğini belirtti. Perinatoloji kapsamında risk görülen durumlarda plasentadan biyopsi, amniyosentez ve kordosentez gibi invaziv tanı yöntemleri uygulanabiliyor. Bu yöntemler sayesinde fetal gelişim yakından izlenirken, şüpheli durumlarda kesin tanıya ulaşılabiliyor. Fetal DNA testi ile genetik taramada yüksek doğruluk Gebelikte yapılan önemli tarama testlerinden biri olan Fetal DNA testi, anne kanından alınan örnekle bebeğe ait hücrelerin incelenmesine dayanıyor. Bu test sayesinde genetik anomalilere yönelik yüksek doğruluk oranıyla tarama yapılabiliyor. Şüpheli sonuçlarda ise kesin tanı için amniyosentez gibi ileri tanı yöntemlerine başvuruluyor. Detaylı ultrason kritik haftalarda yapılıyor Uzmanların dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise detaylı ultrasonografi. Tüm gebeliklerin yaklaşık yüzde 3-5’inde fetal anomali görüldüğü belirtilirken, bu anomalilerin önemli bir kısmının organ gelişim bozukluklarıyla ilişkili olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle gebeliğin 21-23’üncü haftaları arasında yapılan detaylı ultrasonun büyük önem taşıdığı aktarılıyor. Özellikle beyin ve kalp anomalilerinin bu dönemde daha sık tespit edildiği, bazı durumlarda yaşamla uzlaşmayan tabloların ortaya çıkabildiği belirtilirken, böyle bir durumda aile ile sürecin ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlar, riskli gebeliklerin standart bir planla değil, kişiye özel takip programlarıyla izlenmesi gerektiğini belirtiyor. Anne ve bebeğin ihtiyaçlarına göre planlanan multidisipliner yaklaşım sayesinde gebeliğin güvenli şekilde sürdürülmesi ve sağlıklı bir doğum sürecinin desteklenmesi amaçlanıyor.
Diyarbakır’da UMKE personel sayısı 623’e yükseldi
07 Şubat 2026 Cumartesi - 14:24 Diyarbakır’da UMKE personel sayısı 623’e yükseldi Diyarbakır’da Ulusal Medikal Kurtarma Ekibine (UMKE) 46 sağlıkçının eğitimlerini tamamlamasıyla 623’e yükseldi. UMKE Temel Eğitimi ve UMKE Medikal Kurtarma Eğitimini başarıyla tamamlayan 46 sağlık personeli için mezuniyet programı düzenlendi. Törende konuşan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, afetlere hazırlığın yalnızca bir görev değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk olduğuna söyledi. 6 Şubat depremlerini hatırlatan Asiltürk, herkes uykudayken dakikalar içinde görev alanına ulaşan ekiplerin UMKE gönüllüleri olduğunu vurgulayarak, o süreçte ortaya konulan özverinin hafızalardan silinmeyeceğini kaydetti. UMKE’nin yalnızca teknik bir ekip değil; adanmışlık, gönüllülük ve fedakarlık ruhuyla hareket eden güçlü bir yapı olduğunu belirten Asiltürk, "Sizlerin her an göreve hazır olması bizlere güven veriyor. Bugün gözlerinizde o enerjiyi ve kararlılığı görüyorum. Bu ruh olduğu sürece üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yok" dedi. İl genelinde görev yapan 577 UMKE gönüllüsüne 46 yeni mezunun daha katılmasıyla Diyarbakır’daki toplam UMKE personel sayısı 623’e ulaştı. Eğitim sürecinde katılımcılara; afet yönetimi, medikal müdahale ve kurtarma teknikleri, saha organizasyonu ve ekip koordinasyonu gibi başlıklarda teorik ve uygulamalı eğitimler verildi. Eğitimi başarıyla tamamlayan 46 sağlık çalışanı, olası afet ve acil durumlarda aktif görev alabilecek yetkinliğe ulaştı. Program, katılım belgelerinin takdimi ve hatıra pasta kesimi ile tamamlandı.
Glütensiz beslenme trendine profesörden uyarı: Teşhis yoksa sağlık riski var
07 Şubat 2026 Cumartesi - 13:23 Glütensiz beslenme trendine profesörden uyarı: Teşhis yoksa sağlık riski var Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Anıl, glütensiz beslenmenin son yıllarda moda haline geldiğini belirterek, herhangi bir hastalık teşhisi olmadan bu şekilde beslenmenin ilerleyen süreçte bazı vitaminler, mineral ve besin eksikliklerine yol açabileceğini söyledi. Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Anıl, glütensiz beslenmenin son yıllarda bir trend haline geldiğini belirterek, bunun ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu. Glütensiz beslenmesi gereken bireylerin büyük bir bölümünü çölyak hastalarının oluşturduğunu ifade eden Anıl, "Fbromiyaljide, bağırsak sendromlarında, otizmin bazı gruplarında, haşimatonun bazı durumlarında, glüten alerjilerinde ve sebebi açıklanmayan bazı özel durumlarda glütensiz beslenme gerekiyor. Ancak son dönemde sadece moda veya trend olduğu için glütensiz beslenmek isteyenleri duymaya başladık. Glüten, buğdayın içinde bulunan bir proteindir ve teşhis konulan kişilerin tüketmemesi gerekir, aksi halde rahatsızlık verir" dedi. "Teşhis olmadan glütensiz beslenmek ileride sorunlara yol açabilir" Yaklaşık 15 yıldır glütensiz beslenme üzerine bilimsel çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Anıl, bilinçsiz glütensiz beslenmenin tehlikelerine dikkat çekerek, "20 miligramlık glüten bile bu bireylerde zor anlar yaşatabiliyor ve hastalığı ilerletebiliyor. Ancak diyet yapmak isteyen bazı kişiler ‘glütensiz besleniyorum’ diyerek bunu bir trend haline getirdi. Bu çok sıkıntılı bir durumdur. Eğer herhangi bir hastalık teşhisi konulmadan glütensiz beslenmeye devam edilirse, bazı vitaminler, mineral ve besin bileşenleri gıdalardan alınamaz. Bu da uzun vadede sağlığa zarar verir" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Anıl, Samsun’un Atakum ilçesinde açılan özel glütensiz kafeterya ile Büyükşehir Belediyesinin glütensiz kafesinin ise teşhisli bireyler için önemli ve olumlu gelişmeler olduğunu söyledi. Bilimsel çalışmalar teşhisli bireyler için sürüyor Glütensiz ürün geliştirme çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Anıl, "Bilim durmuyor. Bazı baklagillerden ve mısır unundan iki farklı tarhana geliştirdik. Glütensiz ürünlerde aynı lezzeti yakalamak zordur ama biz bunu bilimsel ortamda aslında uygun hatta daha üstün özelliklerde geliştirdik. Özellikle çocuklar için glütensiz cips ürettik. Ayrıca fonksiyonel özellikleri yüksek bir ürün elde ettik. Tatlı ihtiyacına yönelik olarak da bakla şekeri üzerinde çalışıyoruz. Bakla şekeri üzerine yüksek lisans tezinin tamamladık. Patent aşamasındayız. 9 farklı bakla şekerini bu hastaların faydasına sunacağız" diye konuştu.
Bingöl Devlet Hastanesi’nde hematoloji bölümü hizmete girdi
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:57 Bingöl Devlet Hastanesi’nde hematoloji bölümü hizmete girdi Bingöl Devlet Hastanesi’nde ilk kez açılan Hematoloji Bölümü hasta kabulüne başladı. Bingöl Devlet Hastanesi’nde hematoloji bölümü hizmete girdi. Yeni hizmete giren bölümle birlikte, hematolojik hastalıkların tanı ve tedavisinde önemli bir ihtiyacın karşılanması hedefleniyor. Bu kapsada Hematoloji Uzmanı Dr. Osman Can Öztürk, Bingöl Devlet Hastanesi’ne atanarak göreve başladığını belirterek, "Bingöl Devlet Hastanesi Hematoloji Kliniğine yeni atandım. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Kliniğinden hematoloji uzmanlığımı aldım. Bingöl gibi bir ilde, özellikle yaşlanan nüfusla beraber hematolojik hastalık sıklığının arttığı bilinmekteydi ve Bingöl halkı ne yazık ki bu hastalıkları için çevre illere gitmekteydi. Biz özellikle kemik iliğinin miyeloproliferatif hastalıklarında ilerleyen dönemde de kemoterapi ünitemizin tam anlamıyla aktif hale gelmesiyle aylık, haftalık kemoterapi alan hastalarımıza hizmet etmeye çalışacağız. Kan bankasını tekrardan kurup düzenli kan nakli gereken hastalarımıza erteleme olmaksızın kan vermeye çalışacağız. Bunun dışında kronik takipli olan hematoloji hastalarımıza burada yardımcı olacağız. Özellikle ayda bir, üç ayda bir il dışına çıkmaları gereken bireylere burada yardımcı olmaya çalışacağız" dedi. Yeni açılan hematoloji kliniğiyle birlikte, daha önce tedavi için çevre illere gitmek zorunda kalan vatandaşların artık Bingöl’de sağlık hizmeti alabileceği belirtildi. Bölümün faaliyete geçmesiyle birlikte, kemik iliği hastalıkları, kan hastalıkları ve düzenli takip gerektiren birçok rahatsızlığın il içinde tedavi edilebilmesi hedefleniyor.
Bingöl Devlet Hastanesi’nde hematoloji bölümü hizmete girdi
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:53 Bingöl Devlet Hastanesi’nde hematoloji bölümü hizmete girdi Bingöl Devlet Hastanesi’nde ilk kez açılan Hematoloji Bölümü hasta kabulüne başladı. Bingöl Devlet Hastanesi’nde hematoloji bölümü hizmete girdi. Yeni hizmete giren bölümle birlikte, hematolojik hastalıkların tanı ve tedavisinde önemli bir ihtiyacın karşılanması hedefleniyor. Bu kapsada Hematoloji Uzmanı Dr. Osman Can Öztürk, Bingöl Devlet Hastanesi’ne atanarak göreve başladığını belirterek, "Bingöl Devlet Hastanesi Hematoloji Kliniğine yeni atandım. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Kliniğinden hematoloji uzmanlığımı aldım. Bingöl gibi bir ilde, özellikle yaşlanan nüfusla beraber hematolojik hastalık sıklığının arttığı bilinmekteydi ve Bingöl halkı ne yazık ki bu hastalıkları için çevre illere gitmekteydi. Biz özellikle kemik iliğinin miyeloproliferatif hastalıklarında ilerleyen dönemde de kemoterapi ünitemizin tam anlamıyla aktif hale gelmesiyle aylık, haftalık kemoterapi alan hastalarımıza hizmet etmeye çalışacağız. Kan bankasını tekrardan kurup düzenli kan nakli gereken hastalarımıza erteleme olmaksızın kan vermeye çalışacağız. Bunun dışında kronik takipli olan hematoloji hastalarımıza burada yardımcı olacağız. Özellikle ayda bir, üç ayda bir il dışına çıkmaları gereken bireylere burada yardımcı olmaya çalışacağız" dedi. Yeni açılan hematoloji kliniğiyle birlikte, daha önce tedavi için çevre illere gitmek zorunda kalan vatandaşların artık Bingöl’de sağlık hizmeti alabileceği belirtildi. Bölümün faaliyete geçmesiyle birlikte, kemik iliği hastalıkları, kan hastalıkları ve düzenli takip gerektiren birçok rahatsızlığın il içinde tedavi edilebilmesi hedefleniyor.
Türkiye’de ilk kez görülen dev anevrizma neştersiz iyileşti
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:27 Türkiye’de ilk kez görülen dev anevrizma neştersiz iyileşti Karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran ve tıp dünyasında ender rastlanan büyüklükte anevrizma (damar balonlaşması) tespit edilen 75 yaşındaki hasta, uygulanan kapalı yöntemle sağlığına kavuştu. Medipol Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun, Türkiye’de tedavi edilen en büyük anevrizmalardan biri olan vakayı, açık ameliyat yerine kapalı yöntemle tedavi etti. Çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen ancak patladığında hayati risk taşıyan aort anevrizması, 75 yaşındaki İsmet Akoğlu’nun hayatını tehdit etti. Şiddetli karın ağrısıyla gittiği sağlık kuruluşunda damar çapının büyüdüğü söylenen Akoğlu, zaman kaybetmeden Medipol Mega Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkikler korkutucu tabloyu ortaya koydu. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun ve ekibi, 12 santimetreye ulaşmış ve patlamaya hazır bir bombaya dönüşen dev anevrizmayı kapalı yöntemle tedavi etti. Bu operasyon, Türkiye’de tedavi edilen en büyük anevrizma vakası olarak kayıtlara geçti. "Damarın normal çapı 2-3 santim olmalı" Hastanın iki gün süren şiddetli ağrılar nedeniyle ilk olarak başka farklı bir sağlık kuruluşuna başvurduğunu belirten Prof. Dr. Boztosun, "Yapılan ultrasonda karın aortu dediğimiz ana damarda ciddi bir büyüme tespit edilmiş. Normalde 2-3 santimetre arasında olması gereken aort çapının yaklaşık 9,5 santimetreye ulaştığı görülmüş ve acil olarak ileri bir merkeze başvurması önerilmiş. Bize geldiğinde hastamızı vakit kaybetmeden yoğun bakıma yatırdık ve acilen karın bölgesinin tomografisini çektik. Tomografi sonucunda durumun ultrasonda görülenden daha ciddi olduğunu fark ettik. Anevrizmanın 9,5 santim değil, yaklaşık 11,8 santim yani neredeyse 12 santim büyüklüğünde olduğunu saptadık. Bu boyut, ülkemizde bugüne kadar karşılaşılan ve tedavi edilen en büyük anevrizmalardan biri" diye konuştu. "Açık ameliyat yerine kapalı yöntem uyguladık" Hayati risk taşıyan bu tablo karşısında hızlıca müdahale ettiklerini belirten Boztosun, "Hastamıza açık ameliyat yerine kapalı yöntem uyguladık. Her iki kasıktan girereken dovasküler yöntemle abdominalaort anevrizmasının tamirini gerçekleştirdik. İşlem başarılı geçti. Operasyonun ertesi günü hastamız ayağa kalktı ve mobilize oldu. Şu anda genel durumu son derece iyi ve stabil. Hastamız aslında çok şanslıydı. Anevrizma oldukça kritik bir boyuta ulaşmış, hatta yırtılma aşamasına gelmişti. Buna rağmen patlamadan hastaneye ulaşması onun hayatını kurtaran en önemli faktör oldu. Zamanında müdahale sayesinde çok şükür şu an sağlığına kavuşmuş durumda. Planlamamız doğrultusunda yarın taburcu etmeyi hedefliyoruz" şeklinde konuştu.