SAĞLIK
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31 Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:26 Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor Manisa Şehir Hastanesi Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsinin, doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyleyerek, "Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için mutlaka hekim değerlendirmesi gereklidir" dedi. Epilepsi hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsinin, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirtti. Epilepsinin doğru tanı ve tedaviyle kontrol altında alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi günü epilepsiye dair yanlış bilinenleri düzeltmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak için iyi bir fırsat. Çünkü epilepsi doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Epilepsi, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalıktır. Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için hekim değerlendirmesi şarttır" diye konuştu. Epilepsinin bulaşıcı ya da psikiyatrik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık veya akıl hastalığı değildir. Toplumda bu konudaki yanlış inanışlar ne yazık ki hala devam etmekte ve bu toplum algısı nedeniyle hastaların tanı alma süreci gecikebilmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle epilepsi hastaları eğitimine devam edebilir, çalışabilir ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirler" şeklinde konuştu. Nöbet anında neler yapılması gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Göz, açıklamasını şöyle tamamladı: "Öncelikle sakin kalmalı, ortamda hastada yaralanmaya yol açabilecek eşyaları uzaklaştırmalı ve hastanın başını korumalıyız. Hava açıklığını sağlayabilmek için hastayı yan yatırmalıyız. Nöbet geçiren kişiye zorla müdahale edilmemelidir. Nöbet aktivitesi genellikle kendiliğinden kısa sürede sonlanacaktır. Uzamış nöbet varlığında muhakkak sağlık ekiplerine başvurulmalıdır. Sonuç olarak, epilepsi hastalığını tanımak ve doğru yaklaşımı öğrenmek hem hastalar hem de toplum için en önemli adımdır. Hep birlikte dünya epilepsi gününde farkındalık oluşturalım."
Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: "Dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:15 Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: "Dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir" Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, bir kişinin hayatının belirli dönemlerinde karşılaştıkları olaylarla ilgili dejavu hissine kapılmasının küçük lokalize epilepsi nöbeti ihtimali olabileceğini kaydetti. Gömceli, "Sadece dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir. ‘Sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissediyorum’ gibi, absürt bir şekilde sürekli tekrarlayan dejavu hissinde biz ‘epilepsi olabilir mi?’ diye düşünüyoruz" dedi. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, Uluslararası Epilepsi Günü kapsamında, epilepsinin belirtileri ve nedenleri hakkında açıklamalarda bulundu. Epilepsinin doğuştan gelen bir hastalık olmadığını belirten Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, bu hastalığın sadece 5’te 1’inin genetik kaynaklı olduğunu söyledi. Epilepsinin çoğunlukla sonradan ortaya çıkan sebeplerden ortaya çıktığını aktaran Gömceli, "Anne karnında oksijensiz kalmak, doğum sırasında doğum yolunda sıkışmak ya da beyin kabuğunun herhangi bir nedenle hasarlanması, daha sonrasında da hayatın herhangi bir yaşında yaşadığınız herhangi bir kafa travması sizi epilepsi bireyi haline getirebilir. Bunun dışında beyin tümörleri, beyin damar tıkanıklıkları ve kanamaları, beyin zarını etkileyen her şey epilepsi sebebi olabilir. O yüzden hastalarımızın yüzde 80’nin doğumsal nedenlerle olmadığını ya da anne karnından itibaren bu hastalığı taşımadığını söyleyebiliriz. Hepimiz aslında birer epilepsi adayıyız. Beyni olan herkes epilepsi adayıdır. İnsanlar kadar hayvanlarda da görülen bir hastalıktır" dedi. "Dejavu hissi bile epileptik bir nöbet olabilir" Epilepsi nöbetlerinin belirtilerinden bahseden Gömceli, "Epilepsi sadece büyük kasılmalı veya bayılmalı nöbetler diye anlamamalıyız. Bunun dışında beynin uygunsuz bir şekilde elektrik üretmesine bağlı, beynin hangi bölgesinde bu elektrik üretiliyorsa o bölgeyle ilgili bulgular ortaya çıkıyor. Büyük kasılmalı nöbetteyse bütün beyinle aynı anda bu deşarjlar ortaya çıkıyor ve hasta kontrolsüz bir şekilde bayılıyor. Küçük lokalize ataklarda donuk, duraksayıp kalmalardan başlayın, tuhaf bir his, çeşitli halüsinasyonlar gibi bulunduğu beyin bölgesinden kaynaklanan şikayetlerle ortaya çıkabilir. Sadece dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir. ‘Sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissediyorum’ gibi, absürt bir şekilde sürekli tekrarlayan dejavu hissinde biz ‘epilepsi olabilir mi?’ diye düşünüyoruz. Ya da anormal kokular. Olmayan bir ortamda özellikle nahoş kokular. Boğazında bir şey kalmış gibi yutkunma, yalanma hareketleri. Bazen durup dururken bağırmalar, bazı hastalarda ise sadece gülme veya ağlama ile giden nöbetlerimiz var" şeklinde konuştu. "Soğan ya da kolonya koklatmayın" Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, büyük kasılmalı nöbet geçiren bir hastaya yapılması ya da yapılmaması gerekenleri de şu sözlerle aktardı: "Epilepsi nöbetlerinde önce bir kasılma ardından yere düşme olur. Basit bayılmalarda ise genellikle önce vücut yere yığılır sonra belki biraz kasılmalar olabilir. Epilepsi nöbetlerinde genellikle kasılmayı takip eden bilinç yitimi olur. Hastanın etrafında çarpabileceği her hangi bir şey varsa onları uzaklaştırmaya çalışmak. Elini, çeneyi açmanın bir faydası olmayacaktır. Epilepsi nöbetleri bir başı ve sonu olan tablolardır. Yaklaşık yarım dakika ya da 1 dakika sonrası nöbet kendiliğinde sonlanır. Kravatı varsa onu gevşetmek, gözlük varsa onu çıkarmak ya da yaralanabileceği unsurlardan uzaklaştırmak yeterli. O sırada ağzına kaşık, parmak sokmanın, ya da kolonya ile soğan koklatmanın hiçbir faydası yok. Bunun koklattığınız zaman düzelmiyor hasta. O nöbetin bir süresi var ve hasta o bitince açılacak. Eğer hasta açılamadan tekrar atak oluyorsa o zaman 112’yi arayınız. Çünkü hasta kendine gelmeden tekrarlayan nöbetler geçiriyorsa bu hayati riski olan bir durumdur."
Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:15 Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor Manisa Şehir Hastanesi Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsi hastalığı hakkında açıklamalarda bulunarak, doğru tanı ve düzenli tedaviyle hastalığın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyledi. Epilepsinin, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göz, "Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için mutlaka hekim değerlendirmesi gereklidir" dedi. Epilepsinin doğru tanı ve tedaviyle kontrol altında alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi günü epilepsiye dair yanlış bilinenleri düzeltmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak için iyi bir fırsat. Çünkü epilepsi doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Epilepsi, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalıktır. Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için hekim değerlendirmesi şarttır." dedi. Epilepsinin bulaşıcı ya da psikiyatrik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık veya akıl hastalığı değildir. Toplumda bu konudaki yanlış inanışlar ne yazık ki hala devam etmekte ve bu toplum algısı nedeniyle hastaların tanı alma süreci gecikebilmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle epilepsi hastaları eğitimine devam edebilir, çalışabilir ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirler." şeklinde konuştu. Nöbet anında neler yapılması gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Göz açıklamasını şöyle tamamladı: "Öncelikle sakin kalmalı, ortamda hastada yaralanmaya yol açabilecek eşyaları uzaklaştırmalı ve hastanın başını korumalıyız. Hava açıklığını sağlayabilmek için hastayı yan yatırmalıyız. Nöbet geçiren kişiye zorla müdahale edilmemelidir. Nöbet aktivitesi genellikle kendiliğinden kısa sürede sonlanacaktır. Uzamış nöbet varlığında muhakkak sağlık ekiplerine başvurulmalıdır. Sonuç olarak, epilepsi hastalığını tanımak ve doğru yaklaşımı öğrenmek hem hastalar hem de toplum için en önemli adımdır. Hep birlikte dünya epilepsi gününde farkındalık oluşturalım."
Ege Bölgesi’nde bir ilk: Kablosuz kalp pili uygulamasıyla yeni bir dönem
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:43 Ege Bölgesi’nde bir ilk: Kablosuz kalp pili uygulamasıyla yeni bir dönem İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü, kalp ritim bozukluklarının tedavisinde önemli bir yeniliğe imza attı. Doç. Dr. Mustafa Doğduş tarafından gerçekleştirilen kablosuz (leadless) kalp pili uygulaması, hastanede ve Ege Bölgesi’nde ilk kez başarıyla uygulandı. Bayılma hissi, baş dönmesi, nefes darlığı ve ciddi nabız düşüklüğü şikayetleriyle İEÜ Medical Point Hastanesi’ne başvuran M. Zengin’de yapılan ileri tetkikler sonucunda, kalbin elektrik iletim sisteminde belirgin yavaşlama ve ritim bozukluğu tespit edildi. Gerçekleştirilen Elektrofizyolojik Çalışma (EPS) sonrasında hastaya kalp pili takılması kararı alındı. Uygulanan yeni nesil kablosuz kalp pili sayesinde hasta, klasik yöntemlere kıyasla çok daha konforlu bir tedavi süreci geçirdi. "Enfeksiyon riski çok düşük, hareket kısıtlanması yok" Doç. Dr. Mustafa Doğduş, yeni nesil kalp pillerinin avantajlarını şu sözlerle anlattı: "Geleneksel kalp pillerinde göğüs bölgesinden kesi yapılarak kablolar yardımıyla kalbe ulaşılır. Bu yöntem uzun vadede enfeksiyon riski, kablo kırılması ve hastaların günlük yaşamında hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabilir. Kablosuz kalp pilleri ise kasık damarından girilerek doğrudan kalp içine yerleştiriliyor. Herhangi bir kesi, dikiş ya da cilt altında cihaz cebi bulunmuyor. Enfeksiyon riski son derece düşük ve hastalar işlemden kısa süre sonra normal yaşamlarına dönebiliyor. Yaklaşık kapsül boyutundaki bu ileri teknoloji pil, kalbin sağ alt odacığına yerleştiriliyor ve işlem sonrası estetik ya da fonksiyonel herhangi bir kısıtlama oluşturmuyor. "Her hasta için en uygun yöntem seçilmeli" Doç. Dr. Mustafa Doğduş, her hastanın bu yöntem için uygun olmayabileceğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: "Kalp pili tedavisi kişiye özeldir. Her ritim bozukluğu için aynı pil uygun değildir. Hastanın ritim problemi, kalp yapısı ve eşlik eden hastalıkları değerlendirilerek en doğru yöntem belirlenmelidir. Bu nedenle hastalarımızın mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurarak detaylı değerlendirmeden geçmesi büyük önem taşır." "Şikayetlerim neredeyse tamamen geçti" Uygulama sonrası kendisini çok daha iyi hissettiğini belirten hasta M. Zengin ise şunları söyledi: "Daha önce çalışırken sık sık durup oturmam gerekiyordu. Baş dönmesi, nefes darlığı ve nabız düşmesi beni çok rahatsız ediyordu. Bazen gözlerim kararıyor, kendimi kaybedecek gibi oluyordum. Pil takıldıktan sonra bu şikâyetlerim neredeyse tamamen geçti. Şu an kendimi iyi hissediyorum ve günlük hayatıma rahatlıkla devam ediyorum."
Tunceli’de 15 bin kişiye ücretsiz kanser taraması
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:30 Tunceli’de 15 bin kişiye ücretsiz kanser taraması Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 2025 yılı boyunca yürütülen kanser tarama çalışmaları kapsamında yaklaşık 15 bin vatandaşa ücretsiz tarama yapıldı, 5 kişide erken evrede kanser tespit edildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında kanser tarama ve farkındalık çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, 2025 yılı boyunca il genelinde yaklaşık 15 bin vatandaşın ücretsiz kanser taramasından yararlandığını açıkladı. Yapılan taramalar sonucunda 138 kişi ileri tetkik için sevk edilirken, 5 kişide erken evrede kanser tanısı konuldu. Erken tanı sayesinde hastaların daha ağır tedavilere gerek kalmadan sağlıklarına kavuştuğu belirtildi. Çalışmalar kapsamında meme, rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanserlere yönelik düzenli taramalar yapılırken, riskli görülen vatandaşların tedavi süreçleri uzman hekimlerce yakından takip ediliyor. Birinci basamak sağlık hizmetleri aracılığıyla vatandaşlar taramalara davet edilirken, kırsal bölgelerde yaşayanlar için de ulaşım desteği sağlanıyor. Öte yandan, 2026 yılı Ocak ayı Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında eğitimler, saha çalışmaları ve bilgilendirme faaliyetleriyle binlerce vatandaşa ulaşıldı. Kanser taramalarının tamamen ücretsiz olarak KETEM, Aile Sağlığı Merkezleri ve devlet hastanesinde sürdürüldüğü vurgulandı.
Prof. Dr. Yasemin Açık: " Tütünle mücadelede denetim yetersiz kalırsa emekler heba olur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:28 Prof. Dr. Yasemin Açık: " Tütünle mücadelede denetim yetersiz kalırsa emekler heba olur" Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, yeni yasal düzenleme hazırlıklarını desteklediklerini ancak sahadaki denetimlerin kararlılıkla sürdürülmemesi halinde tütünle mücadelenin sekteye uğrayacağını vurguladı. Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, tütünle mücadele kapsamında hazırlanan yeni yasal düzenlemelere destek vererek, sahadaki denetimlerin tavizsiz şekilde yapılması çağrısında bulundu. Prof. Dr. Açık ayrıca, tütünle mücadelenin bilimsel ayağını güçlendirmek amacıyla 3-7 Haziran 2026 tarihlerinde Elazığ’da "Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi" düzenleneceğini duyurdu. Tütünle mücadelede gelinen noktaya ve yeni yol haritasına değinen Prof. Dr. Açık, " Sigara yasaklarının kapsamını genişletecek yeni yasal düzenlemeleri sonuna kadar destekliyoruz ancak bir yasal düzenlemenin varlığı kadar, o düzenlemenin sahada ne derece etkin denetlendiği de hayati önem taşıyor. Dernek olarak mevzuatın uygulanmasına yönelik ihlallerin oluştuğunu ve denetimlerin maalesef yetersiz kaldığını gözlemliyoruz. Bu durum, ülkemizde tütünle mücadele adına yıllardır verilen büyük emeklerin heba olmasına neden olur. Yasakların delinmesine asla göz yumulmamalı, denetimler tavizsiz ve kararlılıkla sürdürülmelidir" dedi. Sigarayı bırakmak isteyenler için Ramazan ayının büyük fırsat olduğuna dikkat çeken Açık, " Dünya Sağlık Örgütü’nün ’dünyanın en uzun süren salgını’ olarak nitelendirdiği tütün kullanımı, pasif etkilenim yoluyla daha anne karnındaki bebeklerden yaşlılara kadar toplumun her ferdini tehdit ediyor. Günümüzde yaygınlaşan elektronik sigara ve nargile gibi ürünler kesinlikle güvenli olmayıp, çocuklarımızı nikotin bağımlılığına hapsetmek için agresif bir şekilde pazarlanıyor. Bu salgına karşı topyekun mücadele ederken, Ramazan ayının sunduğu irade disiplini sigarayı bırakmak isteyenler için büyük bir fırsat ve dönüm noktası olabilir" diye konuştu. Haziran ayında Elazığ’da düzenlenecek uluslararası kongrenin, tütünsüz bir gelecek mücadelesinde yeni bir dönüm noktası olacağını ifade eden Açık, " Ülkemizde tütün kontrolü mücadelesi Elazığ’da doğdu, filizlendi ve büyüdü. 1990’lı yılların başında bir grup idealist halk sağlığı uzmanı olarak yaktığımız küçük bir kıvılcım, zamanla ülkemizin en güçlü halk sağlığı hareketlerinden birine dönüştü. Şimdi de tütünsüz bir geleceğin merkezi olabileceğine inandığımız şehrimizde, 3-7 Haziran 2026 tarihlerinde ‘Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi’ ile bilim dünyasını ve tüm paydaşlarımızı bir araya getireceğiz. Tütünün ve yeni nesil ürünlerin halk sağlığına etkilerinden endüstri taktiklerine karşı savunuculuk stratejilerine kadar pek çok konuyu bu kongrede disiplinler arası bir yaklaşımla tartışacağız" şeklinde konuştu.
’Hayat için bir nefes, sağlık için yeni bir başlangıç’
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:28 ’Hayat için bir nefes, sağlık için yeni bir başlangıç’ Her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan tütün bağımlılığı ile mücadelede, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü, bu yıl da "yeni bir başlangıç" sloganı ile kutlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, her yıl 8 milyondan fazla kişi tütün kullanımı nedeniyle hayatını kaybederken, bu ölümlerin 1,3 milyonu pasif içicilikten kaynaklanıyor. 9 Şubat dolayısıyla bir açıklama yapan Bursa Acıbadem Hastanesi Göğüs Hastalıkları uzmanı, Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sigaranın sadece bir alışkanlık değil, ciddi bir kronik bağımlılık olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Karadağ, "İçilen her bir sigara, insan ömründen ortalama 12 dakika çalıyor. Ancak iyi haber şu ki; vücudumuz sigarayı bıraktığımız ilk 20 dakikadan itibaren iyileşmeye başlıyor. 10 yıl sonra ise akciğer kanseri riskimiz, hiç içmemiş birinin seviyesine kadar gerileyebiliyor" dedi. Sigara dumanı, solunduğu andan itibaren akciğerlerin doğal temizleme mekanizması olan "silia" tüycüklerini felç ederek savunma sistemini çökertebileceğini belirten Karadağ, "Bu durum, doğrudan şu hayati riskleri beraberinde getirir. KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı): Sigara içenlerin yaklaşık yüzde 80-90’ında görülen bu hastalık, hava yollarını kalıcı olarak daraltarak kişinin ’pipetle nefes alıyormuş’ gibi hissetmesine neden olur. Akciğer kanseri kanseri vakalarının yüzde 90’ının doğrudan sorumlusu tütün kullanımıdır. Sigara, hücre DNA’sını bozarak akciğer dokusunda kontrolsüz tümör oluşumunu tetikler. Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) parçalanması sonucu oluşur. Bu hasar geri döndürülemezdir ve hastanın en küçük fiziksel aktivitede bile nefessiz kalmasına yol açar. Kronik bronşit, hava yollarının sürekli iltihaplanması sonucu oluşan ’balgamlı öksürük’ ve ’hırıltılı nefes’, hayat kalitesini ciddi ölçüde düşürür. Astım ve enfeksiyon riski, sigara dumanı astım ataklarını şiddetlendirirken; zatürre, tüberküloz ve grip gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini katlayarak artırır" dedi. İstatistiklerle tütünün görünmeyen yüzü Tütün kullanıcılarının yüzde 90’ının bu bağımlılığa 18 yaşından önce başladığını belirten Karadağ, "Tütün kullanımı, küresel ekonomide her yıl 1,4 trilyon dolarlık sağlık giderine ve iş gücü kaybına neden oluyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 100 bin kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. ’Yeni Bir Nesil, Dumansız Bir Gelecek’ 2026 yılı teması çerçevesinde, özellikle elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin ’daha az zararlı’ olduğu yönündeki pazarlama taktiklerine karşı dikkatli olunması çağrısı yapılıyor. Bilimsel araştırmalar, bu ürünlerin de en az geleneksel sigaralar kadar bağımlılık yapıcı ve toksik olduğunu kanıtlıyor. Ücretsiz destek ve danışmanlık sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlarımıza, devletimiz tarafından sunulan ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve sigara bırakma poliklinikleri aracılığıyla ücretsiz tıbbi ve psikolojik destek sağlanmaktadır. Kendi başınıza bırakma oranınız yüzde 3-5 arasındayken, profesyonel destekle bu oran yüzde 30’ların üzerine çıkmaktadır. Tüm halkımızı, 9 Şubat’ı ’temiz bir sayfa’ olarak kabul etmeye ve sevdikleriyle daha sağlıklı bir ömür geçirmek için sigaradan vazgeçmeye davet ediyoruz. Sigarayı bırakmak için en doğru zaman, şu andır. Sadece kendinizi değil, sevdiklerinizi ve geleceğinizi de koruyun. Karbonmonoksit yerine oksijeni, duman yerine yaşamı seçin" diye konuştu.
Göz sağlığı için beslenme önerileri
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:27 Göz sağlığı için beslenme önerileri Günlük yaşamda gözlerin mavi ekranlar, zararlı ışınlar ve çevresel faktörlere sürekli maruz kaldığını hatırlatan Uzm. Dr. Safiye Küçükgül, göz hastalıklarının önlenmesi ve görme kabiliyetinin korunmasında doğru beslenmenin olumlu etkilerine ve önemine dikkat çekti. Uzm. Dr. Küçükgül, "Göz sağlığını korumak için A vitamini, lutein, zeaksantin, C ve E vitaminleri ile omega-3, çoklu doymamış yağ asitleri açısından zengin bir beslenme düzeni benimsenmeli, özellikle sardalya, hamsi ve uskumru gibi balıkların tüketilmesi önemli" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Safiye Küçükgül, göz sağlığı ile beslenme arasında güçlü bir ilişki olduğunu vurguladı. Küçükgül, göz dokularının sağlıklı kalabilmesi ve yaşa bağlı görme kayıplarının önlenebilmesi için doğru beslenmenin büyük önem taşıdığını söyledi. Küçükgül günümüzde gözlerin telefon, televizyon ve tablet kullanımıyla yoğun şekilde mavi ekran ışığına ve çevresel faktörlere maruz kaldığını belirterek, bu durumun zamanla göz yorgunluğu ve görme problemlerine yol açabileceğini de kaydetti. Düzenli ve dengeli beslenmenin, göz hücrelerini koruyarak retina sağlığını güçlendirdiğini kaydeden Safiye Küçükgül, koyu renkli sebzeler havuç, mor lahana, her renkte turp ve yeşil yapraklı sebzeler etleri koyu renkli olup çoklu doymamış yağ asitleri bulunduran sardalya, hamsi ve uskumru başta olmak üzere balık, yumurta, kuru yemişler, tam tahıllar ve turunçgillerin göz sağlığı açısından önemli besinler arasında yer aldığını aktardı. Vitamin ve antioksidan yönünden zengin besinlerin göz hastalıklarına karşı koruyucu etkisine dikkat çeken Uzm. Dr. Küçükgül A vitamini, lutein, zeaksantin, C ve E vitaminleri ile omega-3 yağ asitlerinin göz sağlığını desteklediğini ifade etti. Uzm. Dr. Küçükgül, yetersiz ve dengesiz beslenmenin gece körlüğü, katarakt, makula dejenerasyonu ve göz kuruluğu gibi ciddi rahatsızlıklara neden olabileceğini de dile getirdi. Küçükgül, "Sağlıklı beslenme alışkanlıkları uzun vadede göz sağlığını korumanın temel yollarından biridir" dedi. Beslenmenin yanı sıra düzenli göz kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Uzm. Dr. Küçükgül, güneş gözlüğü kullanımı, ekran başında gözlerin dinlendirilmesi ve sigaradan uzak durulmasının da göz sağlığını koruyucu önlemler arasında yer aldığını sözlerine ekledi.
Dr. İnci’den ’Anhedoni’ hastalığı uyarısı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:11 Dr. İnci’den ’Anhedoni’ hastalığı uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci, dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi görünen birçok kişinin aslında içlerinde bir boşluk hissiyle mücadele ettiğini ve bunun ’Anhedoni’ hastalığı belirtisi olduğunu söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Rıfat İnci, ’Anhedoni’ hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Dr. Rıfat İnci, "Gülümseyen yüzler, sürdürülen sosyal ilişkiler ve devam eden günlük rutinler. Ancak iç dünyada hissedilen boşluk ve keyif alamama hali, son yıllarda giderek daha fazla kişinin yaşadığı anhedoni sorununa işaret ediyor. Anhedoni, kişinin daha önce keyif aldığı aktivitelerden artık zevk alamaması durumudur. Sosyal ortamlarda bulunmak, sevilen bir müziği dinlemek, hobilerle ilgilenmek ya da günlük başarılar bile tatmin hissi oluşturmaz. Bu durum zamanla kişinin yaşam kalitesini ve psikolojik dayanıklılığını olumsuz etkiler" dedi. "Sessiz ama yaygın" Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Rıfat İnci, anhedoninin çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirtti. Dr. İnci, "Kişi üzgün görünmeyebilir, hatta gülümseyebilir. Ancak duygusal bir kopukluk, isteksizlik ve boşluk hissi yaşanır. Bu nedenle anhedoni, ‘sessiz’ ama oldukça yaygın bir psikolojik sorun olarak tanımlanıyor. Anhedoni, yalnızca geçici bir keyifsizlik değildir. Kişinin hayata karşı haz alma kapasitesinin azalmasıdır. Uzun süre devam ettiğinde hem sosyal yaşamı hem de işlevselliği ciddi şekilde etkileyebilir. Erken fark edilmesi ve profesyonel destek alınması büyük önem taşır" şeklinde konuştu. Belirtiler göz ardı edilmemeli Anhedoniye eşlik edebilen belirtileri anlatan Dr. İnci, "Daha önce zevk alınan aktivitelerden uzaklaşma, sosyal ilişkilerde isteksizlik, motivasyon kaybı, duygusal donukluk ve boşluk hissi temel belirtilerdir" dedi. Tedavi hakkında da bilgi veren Dr. Rıfat İnci, "Anhedoni, uygun psikiyatrik değerlendirme ve kişiye özel tedavi planı ile kontrol altına alınabilir. Psikoterapi, yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekli durumlarda ilaç tedavisiyle kişinin yaşamdan yeniden keyif alması hedeflenir. Anhedoni hakkında farkındalık oluşturmak, erken tanı ve tedaviye giden yolu açıyor" diye konuştu.
Uzmanından uyarı: "Bu kanserin erken evrede hiçbir belirtisi yok"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 09:33 Uzmanından uyarı: "Bu kanserin erken evrede hiçbir belirtisi yok" Serviks kanserinin erken evrede hiçbir belirti göstermediğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Aynur Eken, "Smear kontrolleriyle erken evrede tanı koymak mümkün" dedi. Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserinde tarama testleri konusundaki farkındalığın artması, hastalığın henüz belirti vermediği erken evrelerde yakalanmasını sağlıyor. Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Aynur Eken, rahim ağzı (serviks) kanseri farkındalık ayı kapsamında İHA muhabirine bilgi vererek serviks kanserinin en büyük nedeninin HPV olduğunu söyledi. "Serviks kanserinden korunmak mümkün" Serviks kanserinin erken teşhis edildiğinde tamamen hayat kurtarıcı olabileceğini vurgulayan Dr. Eken, "Bu nedenle bilinçli olmak çok önemli. En önemli risk faktörü, Human Papillomavirus (HPV) olarak bilinen virüstür. Bu virüsün farklı türleri vardır ve siğillere de neden olabilir. Serviks kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ının etkeni HPV’dir. Serviks kanserinden korunmak mümkündür. Günümüzde HPV aşısı mevcuttur ve giderek daha geniş suşları kapsayan aşılar geliştirilmektedir. Eskiden genç kızların evlilik öncesi aşılanması öneriliyordu, ancak artık hem kadınların hem erkeklerin cinsel hayata başlamadan önce aşılanmaları tavsiye edilmektedir. HPV aşısı, yüzde 90 oranında siğillerin yanı sıra serviks ve diğer genital organ kanserlerine karşı koruma sağlamaktadır" diye konuştu. "Smear ile erken tanı koyabiliyoruz" Erken evre serviks kanserinin belirti vermediğini belirten Dr. Eken, "Bu nedenle korunma yöntemlerinde aşı birinci sırada yer alıyor. Özellikle cinsel hayat başladıktan sonra, 20’li yaşlardan itibaren her yıl jinekolojik muayene ve smear testi yapılmasını öneriyoruz. Erken evrede belirti olmadığı için tanıyı ancak bu taramalarla koyabiliyoruz. İleri evrelerde ise vajinal kanama, ağrı, akıntı, kasık ağrısı ve şişlik gibi belirtiler görülebilir. Ancak amacımız bu aşamaya gelmeden önce serviks kanserini teşhis edip tedavi etmektir. Tıpkı diğer kanser türlerinde olduğu gibi, serviks kanserinde de tarama ve aşı ile hem korunmak hem de erken teşhis mümkün olduğu için çok bilinçli davranmak gerekir. Böylece bu hastalığa yakalanmamak ya da tamamen kurtulmak mümkün olabilmektedir" ifadelerini kullandı.