Son Dakika
|
La Liga’da şampiyon Barcelona
İran basını ABD’nin teklifinin kabul edilmediğini duyurdu
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisinde tahliyeler başladı
Özgür Özel hakkında soruşturma başlatıldı
Özkan Yalım: "Özel’in kullandığı Mercedes marka aracın VIP dönüşüm işlemleri belediye tarafından ödendi"
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
La Liga’da şampiyon Barcelona
Trump: "İran’ın cevabı kesinlikle kabul edilemez"
Netanyahu: "İran ile savaş bitmedi, daha yapılacak çok iş var"
Dışişleri Bakanı Fidan, Mısırlı mevkidaşı ile görüştü
Letonya Savunma Bakanı Spruds, petrol tesislerine düşen İHA’lar nedeniyle istifa etti
İngiltere’den Tristan da Cunha’ya hantavirüs müdahalesi kapsamında paraşütlü sevkiyat
Akışkan balistik koruma sistemleri çelik yeleklerin yerini alacak
SAĞLIK
Kalp kapak hastalıklarında ameliyatsız tedavi mümkün
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:36:48
Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, bazı hasta gruplarında açık cerrahinin ciddi risk oluşturabildiğini söyleyerek, "Kasıktan girerek gerçekleştirdiğimiz minimal invaziv yöntemle kapak tamirini çok daha güvenli şekilde yapabiliyoruz" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, son yıllarda kalp kapak hastalıklarının tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını belirterek, açık kalp ameliyatına alternatif olarak geliştirilen minimal invaziv yöntemlerin uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini açıkladı. Uzm. Dr. Samet Yılmaz, özellikle mitral ve triküspit kapak yetmezliklerinde artık her hastanın açık kalp ameliyatına ihtiyaç duymadığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı: "Gelişen teknoloji ve girişimsel kardiyoloji uygulamaları sayesinde, uygun hasta grubunda kasık bölgesindeki toplardamarlardan girilerek kalbin içine ulaşabiliyor ve kapaklardaki kaçakları minimal invaziv yöntemlerle onarabiliyoruz. Mitral ve triküspit kapak yetmezliklerinde, halk arasında ‘mandal’ olarak bilinen özel klips sistemleri kullanılarak kapaklardaki kaçak önemli ölçüde azaltılabiliyor." Yüksek riskli hastalar için önemli alternatif Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzlarında da önerilmeye başlanan bu yöntemin özellikle yüksek ameliyat riski taşıyan hastalar için önemli bir seçenek sunduğunu belirten Yılmaz, şu hasta gruplarının bu tedaviden fayda görebildiğini söyledi: "Daha önce açık kalp ameliyatı geçirmiş hastalar, ileri yaş grubundaki bireyler, kalp fonksiyonları ciddi şekilde azalmış hastalar, kalp yetmezliği bulunan ve ameliyat riski yüksek kabul edilen hastalar." Uzm. Dr. Yılmaz, "Bu hasta gruplarında açık cerrahi ciddi risk oluşturabiliyor. Biz ise kasıktan girerek gerçekleştirdiğimiz minimal invaziv yöntemle kapak tamirini çok daha güvenli şekilde yapabiliyoruz" dedi. Hastalar kısa sürede günlük yaşamına dönebiliyor İşlemin en önemli avantajlarından birinin göğüs kafesi açılmadan uygulanması olduğunu vurgulayan Yılmaz, hastaların iyileşme sürecinin oldukça hızlı olduğuna dikkat çekti. Yaklaşık bir saat süren işlemin genel anestezi altında gerçekleştirildiğini belirten Yılmaz, "Hastalarımızın büyük bölümü ertesi gün servise alınabiliyor ve bir-iki günlük takip sonrası taburcu edilerek normal yaşamlarına dönebiliyor. Operasyon sonrasında nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı ve halsizlik gibi şikayetlerde belirgin azalma görüyoruz" ifadelerini kullandı. Son 6 ayda 10 başarılı vaka Bölgede bu işlemin en yoğun uygulandığı merkezlerden biri olan Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezinde son 6 ay içerisinde 10 hastaya başarıyla minimal invaziv kapak onarım işlemi uygulandığını açıklayan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, yakın zamanda ileri yaşta, kalp pili bulunan ve ciddi kalp yetmezliği yaşayan iki yüksek riskli hastada daha başarılı sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Son olarak dikkat çeken genç bir vakayı paylaşan Uzm. Dr. Samet Yılmaz, yaklaşık 10 yıl önce böbrek nakli yapılan, 3-4 yıl önce ise kalp krizi geçirerek bypass ameliyatı olan 55 yaşındaki bir hastanın bir yıllık takip sürecinde kalp kapaklarındaki kaçakların giderek arttığını ve buna bağlı semptomların ortaya çıktığını söyledi. Hastada nefes darlığı, çabuk yorulma ve efor kapasitesinde belirgin düşüş yaşandığını belirten Yılmaz, multidisipliner bir yaklaşımla yapılan değerlendirme sonucunda açık cerrahinin yüksek risk taşıdığına karar verildiğini aktardı. Yılmaz, işlem sonrası hastanın kalp fonksiyonlarında ve günlük yaşam kapasitesinde belirgin düzelme gözlemlendiğini belirtti. Göğüs kafesi açılmadan gerçekleştirilen bu yöntemin hastalara önemli avantajlar sağladığını vurgulayan Yılmaz, "Hastalarımız çok kısa sürede toparlanabiliyor. Operasyon sonrasında nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma gibi şikayetlerde ciddi azalma görüyoruz. Yaşam kalitesi artan hastalar günlük yaşamlarına çok daha hızlı dönebiliyor" dedi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:32
Adana kebabı ve salata ikilisi ’glutatyon’ seviyesini artırıyor
Tescilli Adana kebabı ve yanında servis edilen bol yeşillikli salatalar, vücudun en güçlü antioksidanlarından biri olarak gösterilen "glutatyon" seviyesini destekliyor. Uzmanlar, doğru besin kombinasyonlarıyla tüketilen kebabın sağlıklı hayat açısından önemli katkılar sağlayabileceğini ifade etti. Son yıllarda bağışıklık sistemi, yaşlanma zıttı etkileri ve karaciğer sağlığı üzerindeki olumlu katkılarıyla gündeme gelen glutatyon için birçok kişi dışarıdan takviye ürünlere yönelirken, uzmanlar doğal beslenmenin önemine dikkat çekiyor. Özellikle kırmızı et ve kaliteli protein kaynaklarıyla birlikte tüketilen sebze ve yeşilliklerin, glutatyon seviyelerinin desteklenmesinde önemli rol oynadığı belirtiliyor. Sağlığa faydalı Adana’nın en ünlü yemeği olan, coğrafi işaretli ‘Adana kebabı’, uzun yılardır neredeyse tüm restoranlarda mevsim, soğan, ezme, tablacı salatasının yanı sıra pişmiş soğan, biber, domates gibi ürün ve mezelerle servis ediliyor. Adana kebabı, yanında servis edilen salatalar ile birlikte vücuda sağlık açısından ciddi katkılar sağlıyor. Yaşam süresi de yüksek Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılında açıkladığı verilere göre de en sağlıklı şehirlerinden birinin Adana olduğu görüldü. Adana’da kadınların ortalama yaşam süresi 81,1 yıl, erkeklerde ise 75, 6 olarak açıklanırken 2025 yılındaki rakamlarda ise çok fazla değişikliğin olmadığı öğrenildi. "Beslenme ile glutatyon seviyeleri desteklenmeli" Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Klinik Diyetisyen Duygu Özbay, konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Glutatyonun vücudun doğal olarak ürettiği en güçlü savunma moleküllerinden biri olduğunu belirterek, "Karaciğer sağlığı, cilt kalitesi ve yaşlanma zıttı mekanizmalar üzerinde oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dışarıdan glutatyon takviyelerine yönelim var ancak beslenme ile glutatyon seviyelerini desteklemek çoğu zaman göz ardı ediliyor" dedi. "Kebap yasak değil, yanında bol salata tüketilmeli" Kaliteli protein tüketiminin önemine değinen, Adana kebabının doğru şekilde tüketildiğinde dengeli bir öğüne dönüşebileceğini ifade eden Özbay, "Kırmızı et, tavuk, balık ve hindi gibi kaliteli protein kaynakları önemli. Ancak bunları tek başına tüketmek yeterli değil. Yanında alınan sebze, yeşillik ve salatalar glutatyon seviyelerini desteklemek açısından çok daha faydalı oluyor. Danışanlarıma hep şunu söylüyorum, kebap yasak değil, tabii ki yiyeceğiz. Izgara olduğu için sorun oluşturmuyor. Ancak yanında bol salata tüketilmeli. Ekmeği azaltıp yeşillik miktarını artırırsak glutatyon seviyelerini daha iyi destekleyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Uzun yaşamanın sırrı kebap ve şalgam" Adanalı kebap ustası Yaşar Aydın ise Adana mutfağının tamamen doğal ürünlerden oluştuğunu belirterek, kebap ve şalgamın insanı dinç tuttuğunu savundu. Aydın, "Bunların hepsi doğal yiyecekler. Kebap kuzu etinden yapılıyor, şalgam havuçtan yapılıyor. Masaya mevsim salatası, soğan piyazı, ezme, çoban salata, biber geliyor. Bunların hepsi doğal ürünler. Yanında da şalgam olunca insan ister istemez dinçleşiyor" dedi. Dünyanın birçok yerinden insanların Adana’ya kebap yemek için geldiğini söyleyen Aydın, "Uzun yaşamanın sırrı kebap ve şalgamdır. Adana eşittir kebap ve şalgam. Biz bu gençliği doğal ürünlerden alıyoruz" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:12
20’li yaşlarda kolon kanseri alarmı: Belirtiler hemoroidle karışıyor
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, mide ve kolon kanserlerinin artık 20’li yaşlarda da görülebildiğini belirterek gençlerin dışkıda kan görülmesini hemoroid sanıp geçiştirmemesi gerektiğini söyledi. Durak, "Ben gencim, kanser olmam düşüncesi tanıyı geciktiriyor" dedi. İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, son yıllarda mide ve bağırsak kanserlerinin daha genç yaşlarda görülmeye başladığını belirterek, özellikle dışkıda kan görülmesi gibi belirtilerin hemoroid düşünülerek ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Yaşam tarzındaki değişimlerin kanser riskini artırdığına dikkat çeken Durak, erken teşhis için düzenli kontrollerin önemine vurgu yaptı. "Artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da görüyoruz" Kanser vakalarının yaş ortalamasının giderek düştüğünü ifade eden Doç. Dr. Serdar Durak, "Artık hemen hemen tüm kanser türleri daha genç yaşlarda görülmeye başlanıyor. Eskiden 50-60 yaş üstünde görülmesi daha normal karşılanırken, artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da birçok kanser türünü görebiliyoruz. Özellikle mide ve bağırsak kanserlerinde bu durum dikkat çekiyor" dedi. Bu durumun nedenlerine değinen Durak, "Genetik faktörler ve beslenmeyle ilgili nedenler etkili olabiliyor. Ancak yapılan çalışmalarda, asıl nedenin yaşam ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi olduğu gösteriliyor. Obezitenin artması, sigara ve alkol tüketiminin yaygınlaşması, hareketsizlik ile kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketiminin artması bu durumun başlıca nedenleri arasında yer alıyor" açıklaması yaptı. "Hemoroid deyip geçiştiriliyor" Genç yaşta görülen kanserlerin daha agresif ilerleyebildiğini belirten Durak, "Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni vakaların en az beşte birinin 50 yaş altındaki bireylerde görülmesi bekleniyor. Genç yaşta görülen kanserlerin bir kısmında genetik altyapı da olabiliyor. Bu durumlarda hastalık daha hızlı, daha sinsi ve daha agresif ilerleyebiliyor" ifadelerini kullandı. Birçok hastanın belirtileri önemsemediğini kaydeden Durak, "Ben gencim, kanser olmam düşüncesiyle belirtiler göz ardı edilebiliyor. Örneğin dışkıda kan görülmesini hemoroide bağlayıp geçiştiren hastalar oluyor. Bu nedenle de tanı çoğu zaman ileri evrede konuluyor" dedi. "Kanlı dışkılama her zaman kanser demek değil" Kanlı dışkılamanın her zaman kanser anlamına gelmediğini ancak mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Durak, "Kanlı dışkılama ya da dışkılama sırasında kan gelmesi her zaman kanser anlamına gelmez. Ancak bu tür durumlarda mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına muayene olmak gerekiyor. Şikayetler devam ederse mutlaka kolonoskopi ile altta farklı bir neden olup olmadığı araştırılmalı" şeklinde konuştu. "Tarama yaşı 50’den 45’e düşürüldü" Mide ve kolon kanserlerinin belirtilerine ilişkin bilgi veren Durak, mide kanserinde karın ağrısı, bulantı, kusma, açıklanamayan kilo kaybı ve yutma güçlüğünün görülebildiğini söyledi. Kolon kanserinde ise dışkıda kan, tekrarlayan karın ağrıları, kansızlık ve kilo kaybının dikkat çekici belirtiler arasında yer aldığını ifade etti. Kolon kanseri tarama yaşının düşürüldüğünü belirten Durak, "Eskiden kolon kanseri için tarama yaşı 50 olarak kabul ediliyordu. Ancak hastalığın daha genç yaşlarda görülmeye başlanması nedeniyle bu yaş sınırı 45’e düşürüldü. İlerleyen dönemde bu yaşın daha da aşağı çekilmesi gündeme gelebilir" dedi. "Kolonoskopi sırasında kanser öncüsü polipler temizlenebiliyor" Düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Durak, "Kolonoskopi sırasında ‘polip’ adı verilen ve kansere dönüşme riski taşıyan yapılar tespit edilebiliyor. Bu polipler aynı işlem sırasında temizlenebiliyor. Eğer temizlenmezlerse 1 yıl, 3 yıl ya da 5 yıl içinde kansere dönüşebiliyorlar. Böylece hasta kansere dönüşmeden tedavi edilmiş oluyor" ifadelerini kullandı. Sağlıklı yaşamın kanser riskini azaltmada önemli olduğunu belirten Durak, "Kilo kontrolü sağlanmalı, işlenmiş ve tütsülenmiş gıdalar daha az tüketilmeli, sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmeli, düzenli hareket edilmeli. Özellikle aile öyküsü bulunan kişiler kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:12
"Blefaroplastide amaç genç görünüm kadar göz sağlığını korumak"
Göz çevresinin yaşlanmanın ilk belirtilerinin görüldüğü bölgelerin başında geldiğini belirten Op. Dr. Duygu Erdem, blefaroplastide amacın yalnızca genç bir görünüm sağlamak değil, aynı zamanda göz sağlığını korumak olduğunu söyledi. Erdem, göz estetiğinde yeni yaklaşımın ise yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden şekillendirerek daha doğal bir görünüm elde etmek olduğunu vurguladı. Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden birinin blefaroplasti olduğunu belirten Medicana Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Duygu Erdem, "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı ve görme alanını etkileyebilen sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale estetik olduğu kadar fonksiyonel bir gereklilik de haline gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç, fazla deriyi alırken kapağın doğal kıvrımını koruyarak daha canlı bir ifade oluşturmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden konumlandırmayı hedefler. Böylece daha doğal bir görünüm sağlanırken çökük ve yapay ifade riski azaltılır" açıklaması yaptı. Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğini belirterek aşırı uygulamaların göz sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Erdem, estetik görünüm ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin korunmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Cerrahi dışı yöntemler: Doğal görünümü destekleyen uygulamalar Op. Dr. Duygu Erdem, "Daha erken yaş grubundaki kişilerde veya hafif ve orta düzey değişikliklerde cerrahi dışı uygulamalar etkili seçenekler sunabiliyor. Göz altındaki çöküklük ve gölgelenme çoğu zaman pigment artışından değil, ışığın farklı kırılmasından kaynaklanıyor. Hyaluronik asit bazlı dolgu uygulamaları, bu bölgede hacim dengesini sağlayarak daha aydınlık ve dinlenmiş bir görünüm oluşturabiliyor" dedi. "Botulinum toksin uygulamaları ise kazayağı çizgilerini yumuşatarak mimik kaslarının aşırı aktivitesini dengeliyor" diyen Op. Dr. Duygu Erdem, "Buradaki temel amaç ifadeyi tamamen dondurmak değil; mimik hareketlerini kontrollü hale getirerek doğal ve daha dinlenmiş bir görünüm elde etmek oluyor. Mezoterapi uygulamaları da ince cilt yapısına sahip, elastikiyet kaybı başlamış ancak belirgin sarkması bulunmayan kişilerde destekleyici bir yöntem olarak öne çıkıyor" şeklinde konuştu. Op. Dr. Duygu Erdem, cerrahi dışı uygulamalarda doğru hasta seçiminin önemine vurgu yaparak, "Her hasta için aynı yöntem uygun değildir. Cilt yapısı, yaş, yaşam tarzı ve beklentiler birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Doğru teknik ve doğru endikasyon bir araya geldiğinde cerrahi dışı uygulamalar son derece doğal ve tatmin edici sonuçlar verebilir" değerlendirmesinde bulundu. Lazer ve cilt yenileme teknolojileri Göz çevresinde cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar arasında lazer teknolojilerinin de önemli bir yer tuttuğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Lazer uygulamaları kontrollü ısı hasarı oluşturarak kolajen üretimini tetikliyor ve cilt yüzeyinin yenilenmesine yardımcı oluyor. Özellikle fraksiyonel lazer sistemleri sayesinde ince kırışıklıkların görünümünde azalma sağlanabilirken, cilt dokusu daha homojen hale gelebiliyor ve pigment düzensizliklerinde iyileşme elde edilebiliyor" dedi. Doğallık ve sağlık birlikte korunmalı Göz çevresi estetiği, cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerin birbirini tamamladığı; anatomi bilgisi ile estetik bakış açısının birlikte değerlendirildiği özel bir alan olarak öne çıkıyor. Başarı yalnızca teknik yeterlilikle değil, yüzün bütününü değerlendirebilme, doğal ifadeyi koruyabilme ve her müdahaleyi hassas bir planlama ile uygulayabilme becerisiyle mümkün oluyor. Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi estetiğinin temel yaklaşımına ilişkin, "Amaç zamanı geri almak değil, yüzün doğal ışığını yeniden ortaya çıkarmaktır. Gerektiğinde cerrahi ile yapısal fazlalıklar düzeltilir, gerektiğinde minimal invaziv uygulamalarla cilt kalitesi desteklenir; ancak her adımda gözün koruyucu mekanizmaları ve kapak fonksiyonu öncelikli tutulmalıdır. Estetik müdahale, fonksiyonel bütünlükle uyum içinde olduğunda gerçek anlamda başarılıdır" açıklamasında bulundu. "Blefaroplastide amaç yalnızca estetik değil, sağlıklı görüş alanı da var" "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir" diyen Dr. Duygu Erdem şunları söyledi: "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur." Erdem, aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğünün korunduğunu da ifade etti. Cerrahinin hassasiyetine dikkat çeken Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi cerrahisi milimetrik planlama gerektirir. Aşırıya kaçılan uygulamalar yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki denge titizlikle korunmalıdır" dedi. Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir. Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur. Aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğü korunur" dedi. "Kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir" Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğine dikkat çekerek, aşırıya kaçılan uygulamaların yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabileceğini belirtti. Erdem, bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin titizlikle korunması gerektiğinin altını çizdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:18
Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi
2
10 Mayıs 2026 Pazar- 09:48
Karnındaki devasa şişlik 22 kiloluk tümör çıktı: "Kabızlık diye düşündüm" dedi
3
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:12
Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ilk suda doğum: Kuzey bebek sağlıkla dünyaya geldi
4
10 Mayıs 2026 Pazar- 10:20
Bel ağrısını fıtığa bağlamayın, teşhiste geç kalmayın
5
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 23:59
Sağlık Bakanlığı: "Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:49
Çim biçerken yaralanan vatandaş helikopterle Diyarbakır’a sevk edildi
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde çim biçme makinesiyle çalışırken sağ el bileğini kesen Zeynel Buluttekin, ambulans helikopterle Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi. Lice ilçesinde çim biçme makinesiyle çalışan 46 yaşındaki Zeynel Buluttekin’in sağ el bileği kazayla kesildi. Yakınları tarafından Diyarbakır Lice Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Buluttekin’in sağ el bileğinde ciddi tendon kesiği tespit edildi. İlk müdahalenin ardından durumu ciddi görülen hasta için ambulans helikopter talep edildi. Ambulans helikopterle Diyarbakır’a getirilen Buluttekin’in Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavisine devam ediliyor.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:34
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi mezuniyet sonrası iç hastalıkları eğitim kursu düzenledi
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından "2. Mezuniyet Sonrası İç Hastalıkları Eğitim Kursu" düzenlendi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, sürekli tıp eğitimi kavramı çerçevesinde düzenlenen bilimsel programların önemine değinerek, bu tür eğitimlerin mesleki beceri ve uygulamaların günlük hekimlik pratiğine yansıtılmasında tıbbi başarı getireceğini vurguladı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yılmaz ise bilimsel bilginin çok hızlı değiştiğini, hekimlik pratiğinde başarı için tıptaki bilimsel değişikliklerin yakın takip edilmesi gerektiğini belirtti. Kursun asıl amacının; meslektaşlarına güncel tıbbi değişikliklerinin aktarılması ve hatırlatılması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yılmaz,"Hekimlerin gündelik çalışmalarında en çok karşılaştıkları anemiler, tiroid hastalıkları, diyabet, artritler, böbrek yetmezlikleri, mide ve bağırsak hastalıkları ve kanser hastalıklarına birinci basamakta yaklaşım konularının tartışıldığı toplantımızda özellikle birinci ve ikinci basamak hastalara tedavi yaklaşımı ve hasta yönetimi konusunda güncel bilgiler sunumlar yapıldı. Bu tür toplantıların ve kursların sürekliliğinin tıbbi gelişme ve meslek pratiği için önemli" diye konuştu. Dört oturumdan oluşan toplanın oturum başkanlıklarını; SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, Prof. Dr. Mehmet Baştemir, Prof. Dr. Mustafa Yıldırım ve Prof. Dr. Bünyamin Kısacık üstlendi. Toplantıda; Prof. Dr. Mustafa Yıldırım "İmmünoterapi Tekniği" ve "Meme Kitlelerine Yaklaşım", Prof. Dr. Bünyamin Kısacık "Artritlere Yaklaşım" ve "Ankilozan Spondilit", Prof. Dr. Mehmet Yılmaz "Pansitopeniler", Prof. Dr. Mehmet Baştemir "TİP 2 DM Tedavisine Yaklaşım", Prof. Dr. Mehtap Akdoğan "Kronik Böbrek Hastalıkları Takip ve Tedavisi, Diyaliz ve Nakile Başlama", Doç. Dr. Nimet Yılmaz "Çölyak Hastalığı", Dr. Öğr. Üyesi Ömer Aydın Yıldırım "Anemilerin Sınıflandırılması" ve "Acil Hipertansif Hastaya Yaklaşım", SANKO Üniversitesi Hastanesi hekimleri Doç. Dr. Zeynel Abidin Sayıner "Hipertiroidi ve Tedavi Yaklaşımı", Doç. Dr. Sezgin Barutçu "İrritabl Bağırsak Sendromu" Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi Uzm. Dr. Orhan Özdemir ise "Tanı ve Tedavisine Yaklaşım" başlıklı sunum yaptı. SANKO Üniversitesi Hastanesi Anadolu Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya çeşitli Aile Sağlığı Merkezlerindeki (ASM) aile hekimleri, asistan hekimler, iç hastalıkları uzmanları ve farklı dahili branşlardan uzman hekimler katıldı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:58
Hastanede paniğe sebep olan yanlış anonsun sebebi belli oldu
Eskişehir Şehir Hastanesi’nde vatandaşların büyük panik yaşamasına sebep olan dünkü yanlış anonsun teknik bir sebepten ötürü yapıldığı öğrenildi. Eskişehir Şehir Hastanesi’nin ana giriş bölümü olan B Blok’ta, dün yangın alarmı ve "Binayı boşaltın" ikazları devreye girmiş, hastanedeki vatandaşlar panikle binayı boşattığı anlar amatör kameralara yansımıştı. Yanlış anonsun teknik bir arızadan dolayı yapıldığının tahmin edildiği öğrenildi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:53
Sıcakta sıkıcı gelen kask hayat kurtarıyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, yaz aylarında motosiklet ve deniz sporu kazalarının arttığına dikkat çekerek, "Özellikle yaz mevsiminde sıcak hava nedeniyle kask takmak rahatsız edici gelebiliyor ancak kask hayat kurtarır" dedi. Denizli özel Egekent Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, yaz aylarında motosiklet ve deniz sporu kazalarındaki artışa dikkat çekerek, kafa ve boyun travmalarından korunmak için kask kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Özellikle yaz mevsiminde sıcak hava nedeniyle kask takmak rahatsız edici gelebiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, birkaç dakikalık konfor uğruna hayat boyu sürecek bir sakatlık ya da ölüm riski göze alınmamalıdır" diyen Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, acil servislere başvuran vakaların önemli bir kısmının motosiklet ve deniz sporu kazalarıyla ilişkili olduğunu belirtti. Kafa travmalarının beyin kanaması, bilinç kaybı, hafıza sorunları ve hatta kalıcı felçle sonuçlanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, "Kask, darbenin şiddetini ciddi oranda azaltır. Sadece motosiklet sürerken değil, elektrikli scooter, bisiklet veya su sporları sırasında da mutlaka koruyucu ekipman kullanılmalı" diye konuştu. Op. Dr. Kılıçarslan ayrıca, çocuklar için de uygun boyut ve standartlarda kask kullanımının ebeveyn gözetiminde sağlanmasının, birçok üzücü olayın önüne geçebileceğini ifade etti. "Travmalar önlenebilir kazalardır. Kask, sadece bir aksesuar değil, bir yaşam güvencesidir" sözleriyle açıklamasını tamamlayan Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, hem bireysel farkındalık hem de toplumsal sorumluluk çağrısında bulundu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:50
Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir
Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun genellikle hiçbir belirti vermeden ilerleyen ve erken teşhis edilmediğinde kalıcı görme kaybına neden olabilen sinsi bir hastalık olduğunu söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Sait Günerigök, "Glokom genellikle yavaş ve sinsi seyreder. Bu nedenle yılda bir kez göz muayenesi yaptırmak, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati önem taşır" dedi. Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu göz sinirlerinin zarar görmesiyle oluşuyor. En tehlikeli yönü ise çoğu zaman hastanın bu durumu fark etmemesi. Konuyla ilgili bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Sait Günerigök, "Hastaların büyük bir kısmı görme alanı daraldığında veya bulanık görmeye başladığında bize başvuruyor. Ancak bu evre, sinir hücrelerinin ciddi şekilde hasar gördüğü bir dönemdir. Ne yazık ki, glokomun yol açtığı hasar geri döndürülemiyor" ifadelerini kullandı. "40 yaş üstündekiler risk altında" Glokom her yaş grubunda görülebilse de özellikle 40 yaş üstü bireylerde, ailesinde glokom öyküsü bulunanlarda, diyabet, hipertansiyon gibi sistemik hastalıkları olanlarda ve uzun süre kortizon kullananlarda riskin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Günerigök, "Glokom genellikle yavaş ve sinsi seyreder. Bu nedenle yılda bir kez göz muayenesi yaptırmak, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati önem taşıyor" diye konuştu. "Modern tanı ve tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir" Glokomun erken teşhisi sayesinde görme kaybının önlenebildiğinin altını çizen Op. Dr. Günerigök, "Göz içi basınç ölçümü, görme alanı testi ve optik sinir başı analizleri ile tanı konulabiliyor. Glokom tedavisinde damla tedavisi, lazer uygulamaları ve cerrahi müdahaleler gibi farklı seçenekler mevcut. Son yıllarda dikişsiz glokom ameliyatı olarak bilinen GATT ameliyatları uygun hastalara uygulanabilmektedir. Ancak tedavinin başarılı olması için hastanın takipte kalması ve ilaçlarını düzenli kullanması çok önemli" dedi. "Göz kontrolleri genel sağlık için çok önemli" Son olarak glokomun dünyada önlenebilir körlük nedenlerinin başında geldiğini dile getiren Op. Dr. Günerigök, bu nedenle düzenli göz kontrolleri sadece göz sağlığı için değil, genel yaşam kalitesinin korunması açısından da büyük önem taşıdığını ifade etti.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:32
Halk sağlığı uzmanından KKKA uyarısı
Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. KKKA’nın keneler tarafından taşınan bir virüsle bulaşan ölümcül bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, hastalığın insanlarda baş ağrısı, kusma, ishal, kas ağrıları yapan ağır vakalarda ise kanamalarla seyreden bir hastalık olduğunu söyledi. Vakaların kenelerin aktifleştiği ilkbahar ve yaz aylarında daha çok görüldüğünü kaydeden Uzm. Dr. Ulusoy, ’’Hastalık ülkemizde başta hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya buna dokunulmasıyla bulaşmaktadır. Bunun yanı sıra hastalık hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut sıvılarına korunmasız dokunmakla da bulaşmaktadır. Kuluçka süresi kenenin tutunmasından sonra bir ile üç gün arasındadır. En fazla dokuz gün sürmektedir" dedi. KKKA’dan korunmak için yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden korunmak için tarla, bağ, bahçe, piknik gibi alanlara gidildiğinde mümkün olduğu kadar uzun kollu, uzun paçalı giysiler giymeli, pantolon paçaları çorapların içine konulmalı. Keneyi görebilmek için de açık renkli giysiler giyilmelidir. Kene yönünden riskli alanlardan dönüldükten sonra kişi kendisi ve çocuklarını kulak arkası, kasıklar, diz arkası gibi yerlere dikkatlice bakmalıdır" diye konuştu. Kene tutunması halinde yapılacaklara değinen Uzm. Dr. Ulusoy, "Kene tutunmuş ise hiç vakit geçirmeden çıplak elle dokunmamak şartıyla uygun malzemeyle bu malzemeler bez, naylon poşet, eldiven olabilir vücuda yapıştığı en yakın yerden çıkartılmalıdır. Eğer çıkartılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene tutunan kişiler kendilerini on gün süreyle ateş, kusma, baş ağrısı, kas ağrısı, ishal gibi belirtilen yönünden izlemelidir. Bu belirtilerden bir veya bir kaçının ortaya çıkması durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağı unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:30
Lokman Hekim Van, Glomus tümörü hastalarının umudu olmaya devam ediyor
Lokman Hekim Van Hastanesi, yaptığı yüzlerce başarılı ameliyat ile Türkiye’nin yanı sıra yurt dışındaki glomus tümörü hastalarının da umudu haline geldi. Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, yaptığı 350’ye yakın glomus tümörü ameliyatı ile büyük bir başarıya imza attı. Yaptığı glomus tümörü ameliyatı ile dünyada ilk sırada yer alan Prof. Dr. Halil Başel, Van’ı glomus tümörü merkezi haline getirdi. Türkiye’nin 81 ilinin yanı sıra dünyadan birçok hastayı kabul eden Başel, "Glomus tümörü, eğitim dönemimizde hiç görmediğimiz bir hastalık. Ben ne pratisyen hekimliğimde, ne ihtisas döneminde ne de uzmanlığımın ilk beş yılında bu hastalığı hiç görmedim. Özellikle sağlıktaki gelişmelere paralel olarak bizim bu hastalığı daha çok görmemizi sağladı. 34 yıllık meslek hayatımda 350’ye yakın vaka gördüm. Benim hocam rahmetli Cevat Yakut 45 yıllık meslek hayatında sadece 9 vaka görmüş ve bunu da yayınlamışlar. Eskiden bu kadar az gözüküyordu" dedi. "Hastaların 200’e yakını il dışından geldi" Hastalarının sadece Van ve çevresinden oluşmadığını aktaran Başel, "Türkiye’nin her yerinden hasta geldiği gibi yurt dışından da hasta geliyor artık. İngiltere’den, Almanya’dan, Bosna Hersek’ten, Etiyopya’dan, Irak ve İran’dan hastalarım geldi. Yaptığımız 350 vakanın 200’e yakını il dışından gelen hastalar. Sadece geçen ay 10 tane il dışından gelen hastam oldu. istanbul’dan, Bursa’dan, İzmir’den hasta neden gelir? Normal bir ameliyat için arayışa girmezsiniz. Tabi orada hekimler "masada kalır, felç olur" gibi riskleri anlatınca hasta, hastalığın ciddiyetini anlıyor ve bir arayışa giriyor. Bu arayıştan sonra kim güvence verirse, hangi hekim aklına yatarsa oraya gidiyor. Biz birçok insanla görüşüyoruz ama bunların yarısını Van’a getirebiliyoruz. Çünkü insanlar, "madem bu ameliyatı bu kadar başarılı yapılıyorsa, bu doktorun Van’da ne işi var" diyerek genelde tam tersi olmasını bekliyor. Burada önemli olan bu tür ameliyatlarda hastane donanımının yanı sıra yapan hekimin tecrübesi önemlidir. Hastalarda tecrübemize güvenerek geliyorlar" ifadelerini kullandı. Glomus tümörünün iyi huylu bir tümör olduğunu ifade eden Dr. Başel, "Biz şu ana kadar hiç kötü huylu tümöre denk gelmedik. Tümörü çıkardıktan sonra nüksetme şansı var ama vücudun başka yerine yayılma şansı yok. Boyunda 4 farklı yere yerleşebiliyor. Aynı hastada iki farklı tümör gelişebiliyor. Tümörü çıkardığımız zaman da hastalık düzelmiş oluyor. Yani nüksetme şansı çok ender. 350’ye yakın hastanın sadece 5-6’sında nüksetti. Son zamanlarda tümörün nüksetmemesi için ameliyat sırasında bir ilaçta kullanıyoruz" diye konuştu. "Erken tanı çok önemli" Glomus tümöründe en önemli olan şeyin erken tanı olduğuna vurgu yapan Dr. Başel, "Van’daki hastalara çok erken tanı koyuyoruz. Çünkü Van’da glomus tümörü ile ilgili hem farkındalık oluştu hem de bütün hekim arkadaşlar bu konuda duyarlı. Küçük tümörleri hep Van ve çevresinden yapıyoruz. Ancak il dışından gelen hastalarımız çok gecikmiş hastalar. Bu hastaların ameliyatı da çok zor oluyor hatta bir kısmının ameliyat şansı kalmıyor. Çünkü tümör çok büyük ve beyin tabanına yaklaşınca onları çıkaramıyoruz. Böyle sıkıntılar yaşadığımız hastalar çok oluyor. Bu noktada erken tanı çok önemli. Erken tanıda biz hastaya komplikasyondan bile bahsetmiyoruz. Ama 6 -7 santim ve damarı çevreleyen tümörler çok komplike vakalar. Bunların bir sürü yan etkileri var. Tümörün çıkarılmama durumu var. Şahdamarının veya oradaki dokuların etkilenme şansı çok yüksek. İl dışında gelen 200’e yakın hastamızın çoğu ilerlemiş hastalar. Bir çok hekim dokunmak istememiş. Birçok hekim masada kalır diye ameliyat etmemiş. İl dışından gelen hastalar, "Masada kalabilir, tümörü çıkarmayabilir, felç olabilir" denilerek geliyor bize. Allah’a şükür bugüne kadar masada kalan hastamız olmadı" dedi. "Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde masadan kaldırılan hastaları ameliyat ettik" Boyun bölgesinin çok zorlanıldığı bir bölge olduğuna dikkat çeken Başel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Adrenalin alışkanlık yapıyor. Bu tür vakaları yaptıkça vücut adrenaline alıştığı için sürekli böyle zor vakaları yapmak istiyor. Ben bazen eskiye yönelik baktığımda; "Bu ameliyata nasıl cesaret etmişim" dediğim de oluyor. Öyle hastalarımız da oldu. İki kez Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde masada kaldırılan hastayı ameliyat ettik. Tabi o ameliyatları etmenin şöyle bir zorluğu da var. Başka yer de masada kalır denilen bir hastayı ameliyat ettiğinizde, bir de bunu Van’da yaptığınızda, bir komplikasyon gelişse hasta şunu söyleyecek. Ankara, İstanbul’da hekimler böyle olacağını biliyordu ama bu doktor sırf kendini tatmin etmek için ameliyata aldı ve bizim hastamıza zarar verdi. Biz bu düşünceyi hissederek ameliyata giriyoruz ve bu da bizde ciddi bir baskı oluşturuyor. Büyük şehirde olsak, onun rahatlığını bizde taşıyacağız. Çünkü Ankara’da, İstanbul’da bir hastanın başına bir problem geldiğinde şöyle düşünüyor. "Ya zaten Türkiye’nin en iyi yerleri buralar. Yapılacak şeyi yaptık" ama Van’da olduğu zaman, "Keşke bunu yaptırmasaydık" diye akıllarına geldiği oluyor. Bu da bizim için bir baskı oluşturuyor." "Glomus tümürü yüksek rakımlarda çok gözüküyor" Glomus tümörünün en çok Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde görüldüğünün altını çizen Başel, "Bu hastalık, özelliğinden kaynaklı olarak yüksek rakımlarda çok gözüküyor. Türkiye’nin en yüksek yaşanılan yerleşim bölgeler Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Van, Hakkari, Şırnak. Bitlis, Muş ve Ağrı’da rakım yüksek. Bizim bölgemiz bu hastalığın sık görüldüğü bir bölge. Türkiye’deki ortalamaya göre hastaların büyük bir kısmı bu bölgeden çıkıyor. Bu hastaların il dışına gitmelerini kurtarıyoruz. Çünkü çok vaka yapınca insana özgüven de geliyor. Küçük tümörlerde sanki basit bir ameliyat yapıyormuş gibi konuşuyoruz. Şu anda iki tane 1 santim yakaladığımız tümör var bunlarda hiç riskten bile bahsetmedim" ifadelerine yer verdi. "Van glomus tümöründe merkez olsun" Konuşmasında Van’ın glomus tümörü merkezi haline gelmesini istediklerini aktaran Dr. Başel, "Biz şahdamarını sadece tümör için yapmıyoruz. Karotis tıkanmalarında da cerrahi çok yapıyoruz. Şahdamarı ameliyatı bizim branş olarak yaptığımız bir ameliyat. Bunun ikisi birleşince istiyoruz ki Van bu konuda merkez olsun. Zaten hasta burada çok. Türkiye’nin herhangi bir ilinde birkaç tane tümör çıkıyor. Bir hekimin bu birkaç tümör için hastayı riske atmasının bir anlamı yok. Çünkü bu ameliyatı, çok yapan hekimin yapması lazım. İstiyoruz ki bu hastalar mağdur olmasın. Biz burada her türlü imkanı hastalarımıza sunuyoruz. Sonuçlarımız da çok iyi. Nasıl İstanbul saç ekiminde dünyanın merkezi ise glomus tümöründe de biz Van merkez olsun istiyoruz" diye konuştu. Konuşmasında glomus tümörü ile ilgili hastalara tavsiyelerde de bulunan Başel, "Lütfen beklemeyin. Bekleyince bu hastalık düzelmiyor, daha da komplike hale geliyor. İğneyle bu hastalardan biopsi alınmasın. Bunun yanında son dönemde emboliazasyon yapıyorlar. Bu emboliasyon yapılmasına rağmen tümör yine büyüyor ve bu da hastalara zarar veriyor. Bir de hiç ameliyat şansı denemeden hastalar direk radyoterapiye gönderiliyor. Tümör, radyoterapi gördükten sonra ameliyat şansı da kalmıyor. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Bunun en iyi tedavisi cerrahidir. Ancak eğer cerrahi yapılamıyorsa diğer tedaviler sonra denenmeli" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:29
Kadın hastalıklarında izsiz cerrahiyle hızlı iyileşme süreci
Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, jinekolojik hastalıklarda yeni nesil teknoloji V-Notes hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Günümüzde jinekolojik ameliyatların artık çok daha konforlu, ağrısız ve izsiz yapılabildiğini belirten Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, "Tıbbın sunduğu bu konforu sağlayan yenilikçi tekniklerden biri olan V-Notes, kadın hastalıkları cerrahisinde ön plana çıkıyor. Bu yöntemle birçok jinekolojik operasyonun daha konforlu, daha az ağrılı ve iz bırakmadan yapılması sağlanıyor. Bu sayede kadınlar için hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha iyi bir iyileşme süreci gelişiyor" dedi. "Karın duvarında kesi olmadan yapılıyor" V-Notes hakkında bilgiler paylaşan Eryılmaz, "V-Notes yani vajinal doğal giriş yolu ile endoskopik cerrahi, karın duvarında kesi açılmadan vajinal yoldan yapılan kapalı ameliyat tekniğidir. Vajinaya özel bir tünel benzeri sistem yerleştirilir, karın içi gazla şişirilir ve laparoskopik aletler kullanılarak operasyon gerçekleştirilir. V-Notes tekniğinde vajinal dokuya zarar verilmez, genişleme oluşturmaz. Kullanılan tünel benzeri sistemin vajen içinde kalan kısmı poşet gibi esnek bir malzemedir ve yalnızca karın içine ulaşımı sağlar. Ameliyat sonrası rahmi tutan bağlar tekrar onarıldığı için vajende toparlanma dahi olabilir" ifadelerine yer verdi. V-Notes ile rahim alma (Histerektomi), myom alma, yumurtalık kisti, tüp bağlama/alma ve dış gebelik ve isthmosel (sezaryen skar defekti) yapılabileceğini kaydeden Eryılmaz, V-Notes tekniğinin daha önce cinsel ilişki yaşamamış hastalar dışında genellikle çoğu kadına uygulanabileceğini aktardı. Eryılmaz, şunları söyledi: "V-Notes tekniği, daha önce cinsel ilişki yaşamamış hastalar dışında genellikle çoğu kadına uygulanabilir. Özellikle daha önce karın ameliyatı geçirmiş olanlar ya da karın duvarına fıtık nedeniyle yama (mesh) yerleştirilmiş kişilerde bu yöntem daha güvenli kabul edilir. Vajinal sarkması olan hastalarda uygulama daha da kolaylaşır. Endometriozis, çikolata kisti gibi durumlarda ya da daha önce ciddi pelvik enfeksiyon geçirenlerde karın içinde yapışıklık riski yüksek olduğundan ön değerlendirme yapılması önemlidir." Tekniğin avantajlarından da bahseden Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, "Karın bölgesinde hiçbir kesi izi kalmaz. Ameliyat sonrası ağrı daha azdır, iyileşme süresi çok daha kısadır. Günlük yaşama daha hızlı dönüş sağlanır. Estetik kaygısı taşıyan hastalar için idealdir" diye konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:59
Diyarbakır’da ilk kez epilepsi pili ameliyatı yapıldı
Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Vagus Siniri Stimülasyonu (VNS) olarak bilinen ve halk arasında epilepsi pili adıyla tanınan cihaz, ilk kez yapılan operasyonla bir hastaya uygulandı. Bu yöntem, özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen epilepsi hastaları için büyük bir alternatif oluşturuyor. VNS tedavisinde hastanın sol göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen küçük bir cihaz, beyne düzenli olarak elektrik sinyalleri göndererek nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltıyor. Bu tedavi yöntemi, epilepsi nöbetlerini tamamen durdurmasa da ciddi oranda hafifletme sağlayabiliyor. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde epilepsi pili ameliyatı ilk kez gerçekleştirildi. Dr. Olgay Bildik, epilepsi pilinin nöbetleri ilaçla kontrol altına alınamayan çocuk ve yetişkin hastalar için yeni bir umut olduğunu söyledi. Bu cihaz sayesinde hastaların nöbetlerinde ciddi azalma beklediklerini ifade eden Dr. Bildik, "Üstelik hem hastaların yaşam kalitesinin artacağı hem de şehir dışına sevklerin önemli ölçüde azalacağı bu işlem için başka illere gitmeye gerek kalmadı. Takip ve tedavi süreçlerini burada, Diyarbakır’da sürdürebileceğiz" dedi. Gazi Yaşargil Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanlarından Dr. Barış Arslanoğlu tarafından gerçekleştirilecek epilepsi pili ameliyatı sonrası hastaların uzun süreli takibi ise Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Olgay Bildik tarafından yapılacak. Vagus siniri, kalp atışı ve solunum gibi hayati fonksiyonları kontrol eden otonom sinir sisteminin bir parçası. Epilepsi pili, bu sinir aracılığıyla beyne düzenli uyarılar göndererek nöbetlerin oluşumunu baskılamaya çalışıyor.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:56
Bağımlılıkla Mücadele Koordinasyon Kurulu Toplantısı yapıldı
Bağımlılıkla Mücadele Koordinasyon Kurulu toplantısı Aydın Vali Yardımcısı Kamuran Mustafa Ballı Başkanlığı’da gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Elif Yalçın tarafından; "2024-2028 Uyuşturucu ile Mücadele Yerel Eylem Planı, 2024-2028 Tütün ile Mücadele Yerel Eylem Planı ve 2024-2028 Davranışsal Bağımlılıklarla Mücadele Yerel Eylem Planı" kapsamında Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurul üyelerince yürütülen faaliyetler hakkında sunum yapıldı. Yapılan sunumun ardından İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı tarafından yapılan faaliyetler kurul üyeleri ile paylaşıldı. Toplantı Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu üyelerinin soru, görüş ve istişareleri ile sonlandırıldı. Toplantıya İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Abdullah Kömürcüoğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürü Zeynep Yılmaz, Ticaret İl Müdürü Arif Aksu, Adnan Menderes Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Erkan Salan ve kurul üyeleri katıldı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:31
Uzmanından bebekli tatilcilere önemli uyarılar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Çetinkaya, bebekli ailelerin yüzme aktivitelerinde denizi tercih etmeleri ve güneşten koruyucu önlemleri mutlaka almaları gerektiğini söyledi. Bebekli aileler için tatil planı yapmak çoğu zaman göz korkutucu olabiliyor. Ancak doğru hazırlık ve bilinçli tercihlerle bu süreç hem aileler hem de bebekler için keyifli bir deneyime dönüşebiliyor. Uzmanlar, bebeklerin gelişimi açısından yüzme gibi aktivitelerin faydalı olabileceğini belirtirken, özellikle güneşten korunma, uygun konaklama tercihi ve hijyen konularına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Medicana Sivas Hastanesi’nde görev yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Çetinkaya, denizin havuza göre daha hijyenik bir seçenek olduğunu belirterek, bebeklerin sağlığı için ailelerin mutlaka bazı temel ekipmanları yanlarında bulundurması gerektiğini söyledi. "Gerekli eşyaları yanınıza alın" Tatil planı yapan ailelerin yanına mutlaka alması gereken ürünlere değinen Dr. Çetinkaya, "Güneş kremi, güneş koruyucu, mayo, şapka, güneş gözlüğü, bornoz, alt açma minderi, deniz simidi veya kolluk, ateş ölçer, yara bandı, gazlı bez, ateş düşürücü, sürekli kullandığı vitamin ve ilaçlar, doktorunuza danışarak alacağınız kaşıntı giderici şurup ve jeller. Elbise ve şortların yanı sıra sinek saldırısından korumak için uzun pantolon veya eşofman altı ve serin geceler için ince mont, hırka veya yelek almayı ihmal etmeyin. Sevdiği oyuncakları ve kitapları varsa almayı unutmayın. Havuz yerine deniz tercih edilmeli ve bebekli aileleri düşünerek tasarlanmış oteller seçilmelidir. Eğer bebeğiniz ek gıdaya yeni geçmişse kaldığınız tesisin mutfağını kullanabileceğinizden veya tesisin bebeğinize uygun yiyecekler çıkaracağından emin olun. Gitmeden 2 gün önce oteli arayarak odanıza bebek karyolası eklemeleri gerektiğini hatırlatın. Ulaşım konusunda araba veya uçak bebeği etkilemez, ancak yolculuk esnasında bebeğin konforunun sağlanması önemlidir. Karayolu ile seyahat ediyorsanız oto koltuğu olmazsa olmazlardandır" şeklinde konuştu. "Deniz tercih edilmeli" Bebekli ailelerin yüzmek için havuz yerine denizi tercih etmelerinin bebeğin sağlığı için daha faydalı olacağını belirten Çetinkaya, "Aileler genellikle bebekleri deniz ya da havuza sokmanın riskli olup olmadığını merak ederler. Deniz veya havuza sokarken öncelikle bebeğin başını dik tutabileceği gelişim seviyesinde olması gerekir. Havuzlardaki sterilizasyon işlemleri zaman zaman yetersiz olabiliyor. Bu noktada bebeğin sağlığı açısından daha hijyenik olması adına deniz tercih edilebilir. Bunun yanı sıra, bebeğin havuz suyunu yutmamasına dikkat etmek gereklidir" diye konuştu. "6 aydan küçük bebekler güneş ışınlarına direkt maruz kalmamalı" 6 aydan daha küçük çocuklarda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Çetinkaya, "Hem havuz hem deniz için suyun sıcaklığı önemlidir. Bebeklerin ortama 30 derece sıcaklıktaki bir suda yüzdürülmesi, onların vücut sıcaklıklarını koruyabilmeleri adına önemli. Ayrıca 30 dakikadan fazla suda kalmamaları altı çizilmesi gereken bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. Güneş ışınlarının zararlarından korumak için ışınların en güçlü geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında güneşte fazla bulunmamaları gerekir. Mümkün olduğunca güneş ışınlarına direkt maruz kalmamalıdır. Güneşten korunmada zorlanılan yüz gibi küçük alanlara güneş kremi uygulanabilir. 6 aydan büyük çocuklarda ise göz harici bütün vücut alanlarına güneş kremi uygulanmasında sakınca yoktur. Güneş kremleri en az 15 SPF olmalı, 15-50 SPF arası kremler uygun kabul edilmektedir. Yine kremler organik ve kaliteli içeriğe sahip olmalıdır. 6 aylıktan küçük bebeklerde güneş ışınları daha hassas etkiye sahiptir" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:30
Prof. Dr. Keskin: "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım"
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; yaz aylarında artan kene vakalarına karşı korunma yolları ve doğru müdahale yöntemleri hakkında uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Keskin, "Asıl risk sırt bölgesindeki tükürük bezlerinde, kalan ağız parçası genellikle hastalık bulaştırmaz" dedi. Prof. Dr. Adem Keskin, yaz aylarında artış gösteren kene vakalarına karşı önemli uyarılarda bulundu. Özellikle çalılık ve orman kenarlarında bulunan kene riskine dikkat çeken Prof. Dr. Keskin, tarım alanlarında çalışanların ve doğa yürüyüşlerine çıkan vatandaşların açık renkli, uzun paçalı kıyafetler giymesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Keskin, "Uzun paçalı kıyafetleri çorap içine sokarak kenelerin vücuda girişini engelleyebiliriz. Keneler genellikle siyah-kırmızı arası renklere sahip olduğundan açık renkli kıyafetler, üzerimize tırmanan keneyi fark etmemizi kolaylaştırır. Ayrıca mümkünse çizme giymeli ve kene kovucu spreyler kullanılmalıdır" dedi. Prof. Dr. Kesken: "Kene tutunması doğaldır, paniğe gerek yok" 2008 yılından bu yana keneler üzerine çalışmalar yaptığını belirten Prof. Dr. Keskin, kendisinin de sahada bulunduğu süreçte zaman zaman kene ile karşılaştığını ancak doğru tedbirlerle bugüne kadar hiç kene tutunması yaşamadığını ifade etti. Keskin; "Üzerimde gezdiği oldu ama tutunma olmadı. Kene tutunması çok doğal bir durum. Önemli olan, keneyi erken fark edip doğru şekilde müdahale etmek" diye konuştu. Keneyi çıkartmak için sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok Kenenin çıkarılması konusunda vatandaşların yanlış uygulamalara yönelmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Keskin, Sağlık Bakanlığı’nın son protokolüne dikkat çekerek şunları söyledi: "Keneyi en kısa sürede vücuttan uzaklaştırmak gerekiyor. Bunun için mutlaka sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok. Keneyi bir cımbız, pens, ip, poşet ya da bez parçası yardımıyla kendimiz de çıkartabiliriz. Çıplak elle temas etmemeye özen göstermeliyiz." "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım" Keskin, yanlış müdahalelerin ciddi riskler doğurabileceğini belirterek; "Kenenin üzerine kimyasal madde dökmek, yakmak, delmek gibi işlemler kesinlikle yapılmamalı. Bu tür müdahaleler keneyi strese sokar ve hastalık bulaştırma riskini artırabilir" dedi. "Hipostom içeride kalabilir, bu sorun değil" Kenenin çıkarılması sırasında vücutta kalan ağız parçasının (hipostom) genellikle zararsız olduğunu belirten Prof. Dr. Keskin, "Bu kısım kan emmeye yarayan pipet benzeri bir yapıdır. Kenenin hastalık bulaştıran kısımları (tükürük bezleri) sırt bölgesindedir. Kalan parça daha sonra cımbız yardımıyla çıkarılabilir. Bu kısım koparsa kene kusma devam eder, tüm zehri bırakır gibi söylentiler doğru değil, keneler zaten zehirli de değildir, hastalık ajanlarını konaklarına bulaştırırlar" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Keskin, kenelerden korunmanın mümkün olduğunu, doğada bulunulduğu sürece her zaman dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, vatandaşları bilinçli ve temkinli davranmaya çağırdı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder