Son Dakika
|
Ekrem İmamoğlu ve diğer 3 sanığın ‘siyasal casusluk’ suçundan yargılanmasına başlandı
Muhittin Böcek ve oğlunun ifadesi 8,5 saat sürdü
La Liga’da şampiyon Barcelona
İran basını ABD’nin teklifinin kabul edilmediğini duyurdu
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisinde tahliyeler başladı
Özgür Özel hakkında soruşturma başlatıldı
Özkan Yalım: "Özel’in kullandığı Mercedes marka aracın VIP dönüşüm işlemleri belediye tarafından ödendi"
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Hayvan pazarında kan döküldü: Ölü ve yaralılar var!
Havuç yerken nefes alamayan öğrenciyi, öğretmeni Heimlich manevrasıyla kurtardı
La Liga’da şampiyon Barcelona
Trump: "İran’ın cevabı kesinlikle kabul edilemez"
Netanyahu: "İran ile savaş bitmedi, daha yapılacak çok iş var"
Dışişleri Bakanı Fidan, Mısırlı mevkidaşı ile görüştü
Letonya Savunma Bakanı Spruds, petrol tesislerine düşen İHA’lar nedeniyle istifa etti
SAĞLIK
Ukraynalı hasta şifayı Mersin Şehir Hastanesinde buldu
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:36:54
Ukrayna uyruklu 70 yaşındaki Iryna Partnova, iki taraflı kalça artrozu nedeniyle yaşadığı yürüme güçlüğü ve şiddetli ağrıdan, Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen başarılı operasyon sayesinde kurtuldu. Sağlık turizmi kapsamında Mersin’e gelen Partnova’ya sağ total kalça protezi ameliyatı uygulandı. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Bülent Sakarya tarafından gerçekleştirilen operasyon sonrası hastanın kısa sürede ayağa kaldırıldığı belirtildi. Dr. Sakarya, hastanın uzun süredir her iki kalçada ağrı, hareket kısıtlılığı, yürümekte zorlanma ve oturup kalkarken ciddi problemler yaşadığını ifade ederek, yapılan muayene ve tetkiklerde iki taraflı koksartroz (kalça artrozu) tespit edildiğini söyledi. Sakarya, "Sağlık turizmi kapsamında Ukrayna’dan hastanemize başvuran hastamızın yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmişti. Koksartroz nedeniyle sağ tarafına total kalça protezi ameliyatı gerçekleştirdik. Ameliyat sonrası üçüncü günümüzde hastamızı yürüttük, mobilizasyonunu sağladık ve bugün taburcu ediyoruz. Yakın zamanda yeniden hastanemize başvuracak ve sol kalçası için de protez ameliyatı planlayacağız" dedi. "Yabancı hastalara da hizmet veriyoruz" Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Ballı ise hastanenin sağlık turizmi alanında bölgenin önemli merkezlerinden biri haline geldiğini belirtti. Hastanenin güçlü akademik kadrosu, ileri teknolojik altyapısı ve multidisipliner sağlık hizmet anlayışıyla yalnızca Türkiye’den değil, farklı ülkelerden gelen hastalara da hizmet sunduğunu kaydeden Ballı, "Sağlık turizmi kapsamında hastanemizi tercih eden uluslararası hastalarımızın başarılı tedavi süreçleri, kurumumuzun sağlık alanındaki güçlü konumunu ortaya koymaktadır. Hastamızın sağlığına kavuşmasından büyük mutluluk duyuyoruz" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:02
Zayıflama iğnesi ile ilgili bilgi kirliliğine dikkat
Günümüzde her üç kişiden birinin fazla kilolu veya obez olduğunu belirten Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, obeziteye karşı geliştirilen ve gittikçe yaygınlaşan GLP-1 hormon tedavisinin ancak uzman hekim kontrolünde uygulandığında güvenli ve etkili olabileceğini kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, çağımızın en yaygın hastalıklarından biri haline gelen obezite ile mücadele edenlerin sayısının 2030 yılına kadar ikiye katlanması bekleniyor. Uzm. Dr. Mahmut Öztürk obezitenin kalp hastalıklarından diyabete, eklem rahatsızlıklarından pek çok kanser türüne kadar birçok kronik hastalığın temel nedeni haline gelen bir sağlık sorunu olduğunu, dolayısıyla vücudun tüm sistemini etkileyen bu durumla başa çıkmanın kolay olmadığını söyledi. "Obezite, vücutta aşırı yağ birikimi ile seyreden kronik bir hastalıktır. Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" diyen Uzm. D. Öztürk, halk arasında genellikle "zayıflama iğnesi" olarak bilinen tedavinin yaygın olarak kullanıldığını belirtti. Bu tedavide GLP-1 hormonunu taklit eden ilaçların obez kişiye enjekte edildiğini söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, şöyle konuştu : "GLP-1 bağırsaklardan salgılanan ve iştahı kontrol eden doğal bir hormon. Bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar, tokluk hissini artırır, iştahı azaltır ve kalori alımını düşürerek sağlıklı kilo kaybına yardımcı olur. Bu tedavi, özellikle vücut kitle indeksi yüksek olan veya obeziteye eşlik eden ek hastalıkları bulunan bireylere hekim kontrolünde uygulanabilir. Genellikle enjeksiyon şeklinde uygulanır ve kişiye özel planlanır. En sık görülen yan etkiler bulantı ve hafif mide şikayetleridir; genellikle geçicidir. Tedavi sürecinde doktor takibi önemlidir." Açıklamasında, son dönemde sosyal medyada GLP-1 tedavisi ile ilgili bilimsel dayanağı olmayan olumsuz paylaşımlar yapıldığını dile getiren Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, bu tür paylaşımların çoğu zaman bireysel deneyimlere dayandığını, oysa uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde uygulandığında GLP-1 analoglarının güvenli ve etkili olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Öztürk, "Obezite tedavi edilebilir bir hastalıktır ve modern tıbbi yaklaşımlar ile başarılı sonuçlar elde edilebilir" dedi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:50
’’Gizli tehlike çölyak: Belirtiler hafif, sonuçlar ağır olabilir’’
9-15 Mayıs Dünya Çölyak Haftası kapsamında uzmanlar uyarıyor: Toplumda her 100 kişiden 1’ini etkileyen çölyak hastalığı çoğu zaman sessiz ilerliyor, tanı gecikebiliyor. Liv Hospital Ulus Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koruk, Çölyak hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Genetik yatkınlığı olan bireylerde ortaya çıkan bu kronik hastalığın, ince bağırsakta hasara yol açarak besin emilimini bozduğunu belirten Koruk, erken tanı, doğru diyet ve düzenli takibin hayati önem taşıdığını vurguladı. "Gluten hassasiyeti ince bağırsakta kalıcı hasara yol açabiliyor" Çölyak hastalığının temelinde gluten proteinine karşı gelişen anormal bağışıklık yanıtının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. İrfan Koruk, şu bilgileri verdi: "Gluten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan gliadin ve glutenin proteinlerinden oluşur. Bu proteine karşı gelişen hassasiyet sonucunda ince bağırsakta besin emilimini sağlayan villus adı verilen yapılar düzleşir ve hasar görür. Bu durum vitamin, mineral ve diğer besin öğelerinin emilememesine neden olarak çok sayıda sistemik soruna yol açabilir." ’’Toplumda görülme sıklığı yüzde 1’e yakın’’ Dünya genelinde çölyak hastalığının görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 olduğunu belirten Koruk, tanı almamış hasta sayısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti: "Birçok hasta hafif veya atipik belirtiler nedeniyle uzun süre tanı alamayabiliyor. Bu da hastalığın ilerlemesine ve farklı organ sistemlerini etkilemesine neden oluyor." ’’Belirtiler sadece bağırsakla sınırlı değil’’ Çölyak hastalığının çok geniş bir klinik tabloya sahip olduğunu belirten Koruk, belirtilerin kişiden kişiye değişebildiğini söyledi: "Şişkinlik, kronik ishal veya kabızlık, karın ağrısı, yağlı ve kötü kokulu dışkı gibi sindirim sistemi bulgularının yanı sıra; açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik ve yorgunluk sık görülür. Bunun dışında demir eksikliği anemisi, kemik erimesi (osteoporoz), boy kısalığı, diş minesi bozuklukları ve kaşıntılı deri döküntüleri gibi bağırsak dışı bulgular da çölyak hastalığının önemli ipuçlarıdır." Tanı sürecinde doğru zamanlama kritik Tanı yöntemlerine değinen Prof. Dr. Koruk, şu uyarıda bulundu: "Kan testleri ile gluten ve bileşenlerine karşı oluşan antikorların ölçülmesi tanıda yol göstericidir. Ancak test öncesinde glutensiz diyete başlanması yanlış sonuçlara neden olabilir. Antikor testi pozitif olan bireylerde kesin tanı için endoskopi ile ince bağırsaktan biyopsi alınması gereklidir." "Tek tedavi ömür boyu glutensiz diyet" Çölyak hastalığında ilaç tedavisinin bulunmadığını belirten Koruk, tedavinin temelini beslenme düzeninin oluşturduğunu söyledi: "Buğday, arpa ve çavdar içeren tüm ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Ekmek, makarna, hamur işleri başta olmak üzere bu tahılları içeren tüm gıdalardan kaçınılmalıdır. Ayrıca işlenmiş gıdalarda gizli gluten bulunabileceği için etiket okuma alışkanlığı büyük önem taşır." Gizli gluten kaynaklarına dikkat Glutenin sadece temel gıdalarda değil, birçok işlenmiş üründe de bulunabileceğini vurgulayan Koruk, şu bilgileri paylaştı: "Hazır çorbalar, bulyonlar, salata sosları, soya sosu, paketli baharat karışımları ve işlenmiş et ürünleri riskli olabilir. Ürün içeriklerinde ‘hidrolize bitkisel protein’, kaynağı belirtilmemiş ‘nişasta’ veya ‘aroma verici’ ifadeleri varsa dikkatli olunmalı, gerekirse üretici firmadan bilgi alınmalıdır." İçecekler ve yulaf tüketimi konusunda uyarı "Bira, boza ve malt içeren içecekler kesinlikle tüketilmemelidir. Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğdayla temas edebileceği için çapraz bulaşma riski taşır. Bu nedenle yalnızca ‘glutensiz’ sertifikalı yulaf ürünleri tercih edilmelidir." Güvenli gıdalarla sağlıklı beslenmek mümkün Glutensiz beslenmenin doğru planlandığında sağlıklı bir şekilde sürdürülebileceğini belirten Koruk, şu önerilerde bulundu: "Pirinç, mısır, patates, kinoa, karabuğday gibi tahıllar; et, balık, yumurta ve baklagiller; katkısız süt ve süt ürünleri; taze sebze ve meyveler güvenle tüketilebilir. Çiğ ve katkısız kuruyemişler de beslenmede yer alabilir." Çapraz bulaşma ciddi risk oluşturuyor Ev ortamında bile gluten bulaşmasının bağırsak hasarını tetikleyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Koruk, şu uyarılarda bulundu: "Aynı kesme tahtası, tost makinesi, kaşık veya süzgeçlerin kullanılması bulaşmaya neden olabilir. Kavanoz ürünlere glutenli ekmekle temas eden bıçakların sokulması dahi risklidir. Bu nedenle çölyak hastaları için ayrı mutfak ekipmanları kullanılmalı ve maksimum hassasiyet gösterilmelidir." Dışarıda yemek yerken bilinçli olunmalı Restoranlarda yemek yerken çölyak hastalığının mutlaka belirtilmesi gerektiğini söyleyen Koruk, "Personelden özel hazırlık talep edilmeli, çapraz bulaşma riski göz önünde bulundurulmalıdır" dedi. Diyetin dengeli olması önemli Glutensiz diyetin bazı besin öğeleri açısından yetersiz kalabileceğine dikkat çeken Koruk, şu değerlendirmede bulundu: "Glutensiz diyet bazen lif, demir ve B vitaminleri açısından fakir olabilir. Bu nedenle sadece paketli glutensiz ürünlere yönelmek yerine, besin değeri yüksek doğal gıdalar tercih edilmelidir." "Uzman takibi ihmal edilmemeli" Hastalığın düzenli takip gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. İrfan Koruk, sözlerini şöyle tamamladı: "Çölyak hastaları mutlaka bir gastroenteroloji uzmanı tarafından izlenmeli, gerekli durumlarda tetkikler ve endoskopik değerlendirmeler yapılmalıdır. Diyete uyumsuzluk durumunda hastalık ilerleyerek farklı organ ve sistemlerde ciddi sorunlara yol açabilir."
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:43
Mersin’de çölyaklı bireyler farkındalık etkinliğinde buluştu
Mersin Büyükşehir Belediyesi, Dünya Çölyak Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği etkinlikle çölyaklı bireyler ve ailelerini bir araya getirirken, belediyenin yıllardır sürdürdüğü glutensiz gıda destekleri ve farkındalık çalışmaları da vatandaşlarla paylaşıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından Dünya Çölyak Farkındalık Günü kapsamında Darıseki Örnek Köyünde çölyaklı bireyler ve ailelerini bir araya getiren anlamlı bir etkinlik düzenledi. Glutensiz ikramların sunulduğu, çocuklar için oyun alanlarının kurulduğu etkinlikte katılımcılar hem keyifli vakit geçirdi hem de çölyak hastalığı konusunda farkındalık oluşturuldu. Büyükşehir Belediyesinin sosyal belediyecilik anlayışıyla çölyaklı bireylere yönelik sürdürdüğü destek çalışmaları, Dünya Çölyak Farkındalık Günü etkinliğinde buluşan vatandaşlarla paylaşıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi, 2021 yılından bu yana çölyak hastalığı raporu bulunan ve başvuruda bulunan vatandaşlara her ay düzenli olarak 16 adet 250 gramlık glutensiz ekmek ile 3 kilogram glutensiz un desteği sağlayarak Ramazan ayında da çölyaklı bireylere yönelik glutensiz dayanışma gıda kolisi desteği sundu. "Çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarımız sürüyor" Sosyal Hizmetler Dairesine bağlı Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğünde sosyal çalışmacı olarak görev yapan Yasemin Özbek Cilasın, Mersin Büyükşehir Belediyesinin çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla yıl boyunca desteklerini sürdürdüğünü belirtti. Büyükşehir Belediyesinin yalnızca özel günlerde değil, her dönemde çölyaklı vatandaşların yanında olduğunu ifade eden Cilasın, "Bugün Dünya Çölyak Farkındalık Gününde Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak çölyak hastalığıyla mücadele eden vatandaşlarımız ve ailelerinin yanında olduğumuzu bir kez daha güçlü şekilde ifade etmek istiyoruz" dedi. 2021 yılından bu yana devam eden destekler kapsamında çölyak hastalığı raporu bulunan ve başvuruda bulunan vatandaşlara her ay düzenli olarak 16 adet 250 gramlık glutensiz ekmek ile 3 kilogram glutensiz un desteği sağlandığını söyleyen Cilasın, "Bugün itibariyle Mersin genelinde her ay 976 vatandaşımız bu hizmetten ücretsiz olarak yararlanmakta. Aylık toplam 15 bin 616 adet glutensiz ekmek ve 2 bin 928 kilogram glutensiz un dağıtımı gerçekleştirilmektedir. Ayrıca Ramazan ayı dolayısıyla özenle hazırladığımız çölyaklı bireylerin günlük yaşamını kolaylaştıran ve içerisinde temel gıdaların bulunduğu glutensiz dayanışma gıda kolisi desteğimiz kapsamında bugüne kadar toplam 4 bin 060 adet gıda kolisi vatandaşlarımıza ulaştırılmıştır. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışıyla toplumun her kesimine dokunan çalışmalar üretmeye, dayanışmayı, büyütmeye ve vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:18
Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi
2
10 Mayıs 2026 Pazar- 09:48
Karnındaki devasa şişlik 22 kiloluk tümör çıktı: "Kabızlık diye düşündüm" dedi
3
10 Mayıs 2026 Pazar- 11:06
Van’da "Her Gebeye Bir Ebe" projesinden Anneler Günü etkinliği
4
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 09:12
20’li yaşlarda kolon kanseri alarmı: Belirtiler hemoroidle karışıyor
5
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:12
Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ilk suda doğum: Kuzey bebek sağlıkla dünyaya geldi
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:53
Sıcakta sıkıcı gelen kask hayat kurtarıyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, yaz aylarında motosiklet ve deniz sporu kazalarının arttığına dikkat çekerek, "Özellikle yaz mevsiminde sıcak hava nedeniyle kask takmak rahatsız edici gelebiliyor ancak kask hayat kurtarır" dedi. Denizli özel Egekent Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, yaz aylarında motosiklet ve deniz sporu kazalarındaki artışa dikkat çekerek, kafa ve boyun travmalarından korunmak için kask kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Özellikle yaz mevsiminde sıcak hava nedeniyle kask takmak rahatsız edici gelebiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, birkaç dakikalık konfor uğruna hayat boyu sürecek bir sakatlık ya da ölüm riski göze alınmamalıdır" diyen Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, acil servislere başvuran vakaların önemli bir kısmının motosiklet ve deniz sporu kazalarıyla ilişkili olduğunu belirtti. Kafa travmalarının beyin kanaması, bilinç kaybı, hafıza sorunları ve hatta kalıcı felçle sonuçlanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, "Kask, darbenin şiddetini ciddi oranda azaltır. Sadece motosiklet sürerken değil, elektrikli scooter, bisiklet veya su sporları sırasında da mutlaka koruyucu ekipman kullanılmalı" diye konuştu. Op. Dr. Kılıçarslan ayrıca, çocuklar için de uygun boyut ve standartlarda kask kullanımının ebeveyn gözetiminde sağlanmasının, birçok üzücü olayın önüne geçebileceğini ifade etti. "Travmalar önlenebilir kazalardır. Kask, sadece bir aksesuar değil, bir yaşam güvencesidir" sözleriyle açıklamasını tamamlayan Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, hem bireysel farkındalık hem de toplumsal sorumluluk çağrısında bulundu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:50
Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir
Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun genellikle hiçbir belirti vermeden ilerleyen ve erken teşhis edilmediğinde kalıcı görme kaybına neden olabilen sinsi bir hastalık olduğunu söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Sait Günerigök, "Glokom genellikle yavaş ve sinsi seyreder. Bu nedenle yılda bir kez göz muayenesi yaptırmak, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati önem taşır" dedi. Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu göz sinirlerinin zarar görmesiyle oluşuyor. En tehlikeli yönü ise çoğu zaman hastanın bu durumu fark etmemesi. Konuyla ilgili bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Sait Günerigök, "Hastaların büyük bir kısmı görme alanı daraldığında veya bulanık görmeye başladığında bize başvuruyor. Ancak bu evre, sinir hücrelerinin ciddi şekilde hasar gördüğü bir dönemdir. Ne yazık ki, glokomun yol açtığı hasar geri döndürülemiyor" ifadelerini kullandı. "40 yaş üstündekiler risk altında" Glokom her yaş grubunda görülebilse de özellikle 40 yaş üstü bireylerde, ailesinde glokom öyküsü bulunanlarda, diyabet, hipertansiyon gibi sistemik hastalıkları olanlarda ve uzun süre kortizon kullananlarda riskin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Günerigök, "Glokom genellikle yavaş ve sinsi seyreder. Bu nedenle yılda bir kez göz muayenesi yaptırmak, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati önem taşıyor" diye konuştu. "Modern tanı ve tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir" Glokomun erken teşhisi sayesinde görme kaybının önlenebildiğinin altını çizen Op. Dr. Günerigök, "Göz içi basınç ölçümü, görme alanı testi ve optik sinir başı analizleri ile tanı konulabiliyor. Glokom tedavisinde damla tedavisi, lazer uygulamaları ve cerrahi müdahaleler gibi farklı seçenekler mevcut. Son yıllarda dikişsiz glokom ameliyatı olarak bilinen GATT ameliyatları uygun hastalara uygulanabilmektedir. Ancak tedavinin başarılı olması için hastanın takipte kalması ve ilaçlarını düzenli kullanması çok önemli" dedi. "Göz kontrolleri genel sağlık için çok önemli" Son olarak glokomun dünyada önlenebilir körlük nedenlerinin başında geldiğini dile getiren Op. Dr. Günerigök, bu nedenle düzenli göz kontrolleri sadece göz sağlığı için değil, genel yaşam kalitesinin korunması açısından da büyük önem taşıdığını ifade etti.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:32
Halk sağlığı uzmanından KKKA uyarısı
Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. KKKA’nın keneler tarafından taşınan bir virüsle bulaşan ölümcül bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, hastalığın insanlarda baş ağrısı, kusma, ishal, kas ağrıları yapan ağır vakalarda ise kanamalarla seyreden bir hastalık olduğunu söyledi. Vakaların kenelerin aktifleştiği ilkbahar ve yaz aylarında daha çok görüldüğünü kaydeden Uzm. Dr. Ulusoy, ’’Hastalık ülkemizde başta hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya buna dokunulmasıyla bulaşmaktadır. Bunun yanı sıra hastalık hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut sıvılarına korunmasız dokunmakla da bulaşmaktadır. Kuluçka süresi kenenin tutunmasından sonra bir ile üç gün arasındadır. En fazla dokuz gün sürmektedir" dedi. KKKA’dan korunmak için yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden korunmak için tarla, bağ, bahçe, piknik gibi alanlara gidildiğinde mümkün olduğu kadar uzun kollu, uzun paçalı giysiler giymeli, pantolon paçaları çorapların içine konulmalı. Keneyi görebilmek için de açık renkli giysiler giyilmelidir. Kene yönünden riskli alanlardan dönüldükten sonra kişi kendisi ve çocuklarını kulak arkası, kasıklar, diz arkası gibi yerlere dikkatlice bakmalıdır" diye konuştu. Kene tutunması halinde yapılacaklara değinen Uzm. Dr. Ulusoy, "Kene tutunmuş ise hiç vakit geçirmeden çıplak elle dokunmamak şartıyla uygun malzemeyle bu malzemeler bez, naylon poşet, eldiven olabilir vücuda yapıştığı en yakın yerden çıkartılmalıdır. Eğer çıkartılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene tutunan kişiler kendilerini on gün süreyle ateş, kusma, baş ağrısı, kas ağrısı, ishal gibi belirtilen yönünden izlemelidir. Bu belirtilerden bir veya bir kaçının ortaya çıkması durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağı unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:30
Lokman Hekim Van, Glomus tümörü hastalarının umudu olmaya devam ediyor
Lokman Hekim Van Hastanesi, yaptığı yüzlerce başarılı ameliyat ile Türkiye’nin yanı sıra yurt dışındaki glomus tümörü hastalarının da umudu haline geldi. Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, yaptığı 350’ye yakın glomus tümörü ameliyatı ile büyük bir başarıya imza attı. Yaptığı glomus tümörü ameliyatı ile dünyada ilk sırada yer alan Prof. Dr. Halil Başel, Van’ı glomus tümörü merkezi haline getirdi. Türkiye’nin 81 ilinin yanı sıra dünyadan birçok hastayı kabul eden Başel, "Glomus tümörü, eğitim dönemimizde hiç görmediğimiz bir hastalık. Ben ne pratisyen hekimliğimde, ne ihtisas döneminde ne de uzmanlığımın ilk beş yılında bu hastalığı hiç görmedim. Özellikle sağlıktaki gelişmelere paralel olarak bizim bu hastalığı daha çok görmemizi sağladı. 34 yıllık meslek hayatımda 350’ye yakın vaka gördüm. Benim hocam rahmetli Cevat Yakut 45 yıllık meslek hayatında sadece 9 vaka görmüş ve bunu da yayınlamışlar. Eskiden bu kadar az gözüküyordu" dedi. "Hastaların 200’e yakını il dışından geldi" Hastalarının sadece Van ve çevresinden oluşmadığını aktaran Başel, "Türkiye’nin her yerinden hasta geldiği gibi yurt dışından da hasta geliyor artık. İngiltere’den, Almanya’dan, Bosna Hersek’ten, Etiyopya’dan, Irak ve İran’dan hastalarım geldi. Yaptığımız 350 vakanın 200’e yakını il dışından gelen hastalar. Sadece geçen ay 10 tane il dışından gelen hastam oldu. istanbul’dan, Bursa’dan, İzmir’den hasta neden gelir? Normal bir ameliyat için arayışa girmezsiniz. Tabi orada hekimler "masada kalır, felç olur" gibi riskleri anlatınca hasta, hastalığın ciddiyetini anlıyor ve bir arayışa giriyor. Bu arayıştan sonra kim güvence verirse, hangi hekim aklına yatarsa oraya gidiyor. Biz birçok insanla görüşüyoruz ama bunların yarısını Van’a getirebiliyoruz. Çünkü insanlar, "madem bu ameliyatı bu kadar başarılı yapılıyorsa, bu doktorun Van’da ne işi var" diyerek genelde tam tersi olmasını bekliyor. Burada önemli olan bu tür ameliyatlarda hastane donanımının yanı sıra yapan hekimin tecrübesi önemlidir. Hastalarda tecrübemize güvenerek geliyorlar" ifadelerini kullandı. Glomus tümörünün iyi huylu bir tümör olduğunu ifade eden Dr. Başel, "Biz şu ana kadar hiç kötü huylu tümöre denk gelmedik. Tümörü çıkardıktan sonra nüksetme şansı var ama vücudun başka yerine yayılma şansı yok. Boyunda 4 farklı yere yerleşebiliyor. Aynı hastada iki farklı tümör gelişebiliyor. Tümörü çıkardığımız zaman da hastalık düzelmiş oluyor. Yani nüksetme şansı çok ender. 350’ye yakın hastanın sadece 5-6’sında nüksetti. Son zamanlarda tümörün nüksetmemesi için ameliyat sırasında bir ilaçta kullanıyoruz" diye konuştu. "Erken tanı çok önemli" Glomus tümöründe en önemli olan şeyin erken tanı olduğuna vurgu yapan Dr. Başel, "Van’daki hastalara çok erken tanı koyuyoruz. Çünkü Van’da glomus tümörü ile ilgili hem farkındalık oluştu hem de bütün hekim arkadaşlar bu konuda duyarlı. Küçük tümörleri hep Van ve çevresinden yapıyoruz. Ancak il dışından gelen hastalarımız çok gecikmiş hastalar. Bu hastaların ameliyatı da çok zor oluyor hatta bir kısmının ameliyat şansı kalmıyor. Çünkü tümör çok büyük ve beyin tabanına yaklaşınca onları çıkaramıyoruz. Böyle sıkıntılar yaşadığımız hastalar çok oluyor. Bu noktada erken tanı çok önemli. Erken tanıda biz hastaya komplikasyondan bile bahsetmiyoruz. Ama 6 -7 santim ve damarı çevreleyen tümörler çok komplike vakalar. Bunların bir sürü yan etkileri var. Tümörün çıkarılmama durumu var. Şahdamarının veya oradaki dokuların etkilenme şansı çok yüksek. İl dışında gelen 200’e yakın hastamızın çoğu ilerlemiş hastalar. Bir çok hekim dokunmak istememiş. Birçok hekim masada kalır diye ameliyat etmemiş. İl dışından gelen hastalar, "Masada kalabilir, tümörü çıkarmayabilir, felç olabilir" denilerek geliyor bize. Allah’a şükür bugüne kadar masada kalan hastamız olmadı" dedi. "Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde masadan kaldırılan hastaları ameliyat ettik" Boyun bölgesinin çok zorlanıldığı bir bölge olduğuna dikkat çeken Başel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Adrenalin alışkanlık yapıyor. Bu tür vakaları yaptıkça vücut adrenaline alıştığı için sürekli böyle zor vakaları yapmak istiyor. Ben bazen eskiye yönelik baktığımda; "Bu ameliyata nasıl cesaret etmişim" dediğim de oluyor. Öyle hastalarımız da oldu. İki kez Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde masada kaldırılan hastayı ameliyat ettik. Tabi o ameliyatları etmenin şöyle bir zorluğu da var. Başka yer de masada kalır denilen bir hastayı ameliyat ettiğinizde, bir de bunu Van’da yaptığınızda, bir komplikasyon gelişse hasta şunu söyleyecek. Ankara, İstanbul’da hekimler böyle olacağını biliyordu ama bu doktor sırf kendini tatmin etmek için ameliyata aldı ve bizim hastamıza zarar verdi. Biz bu düşünceyi hissederek ameliyata giriyoruz ve bu da bizde ciddi bir baskı oluşturuyor. Büyük şehirde olsak, onun rahatlığını bizde taşıyacağız. Çünkü Ankara’da, İstanbul’da bir hastanın başına bir problem geldiğinde şöyle düşünüyor. "Ya zaten Türkiye’nin en iyi yerleri buralar. Yapılacak şeyi yaptık" ama Van’da olduğu zaman, "Keşke bunu yaptırmasaydık" diye akıllarına geldiği oluyor. Bu da bizim için bir baskı oluşturuyor." "Glomus tümürü yüksek rakımlarda çok gözüküyor" Glomus tümörünün en çok Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde görüldüğünün altını çizen Başel, "Bu hastalık, özelliğinden kaynaklı olarak yüksek rakımlarda çok gözüküyor. Türkiye’nin en yüksek yaşanılan yerleşim bölgeler Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Van, Hakkari, Şırnak. Bitlis, Muş ve Ağrı’da rakım yüksek. Bizim bölgemiz bu hastalığın sık görüldüğü bir bölge. Türkiye’deki ortalamaya göre hastaların büyük bir kısmı bu bölgeden çıkıyor. Bu hastaların il dışına gitmelerini kurtarıyoruz. Çünkü çok vaka yapınca insana özgüven de geliyor. Küçük tümörlerde sanki basit bir ameliyat yapıyormuş gibi konuşuyoruz. Şu anda iki tane 1 santim yakaladığımız tümör var bunlarda hiç riskten bile bahsetmedim" ifadelerine yer verdi. "Van glomus tümöründe merkez olsun" Konuşmasında Van’ın glomus tümörü merkezi haline gelmesini istediklerini aktaran Dr. Başel, "Biz şahdamarını sadece tümör için yapmıyoruz. Karotis tıkanmalarında da cerrahi çok yapıyoruz. Şahdamarı ameliyatı bizim branş olarak yaptığımız bir ameliyat. Bunun ikisi birleşince istiyoruz ki Van bu konuda merkez olsun. Zaten hasta burada çok. Türkiye’nin herhangi bir ilinde birkaç tane tümör çıkıyor. Bir hekimin bu birkaç tümör için hastayı riske atmasının bir anlamı yok. Çünkü bu ameliyatı, çok yapan hekimin yapması lazım. İstiyoruz ki bu hastalar mağdur olmasın. Biz burada her türlü imkanı hastalarımıza sunuyoruz. Sonuçlarımız da çok iyi. Nasıl İstanbul saç ekiminde dünyanın merkezi ise glomus tümöründe de biz Van merkez olsun istiyoruz" diye konuştu. Konuşmasında glomus tümörü ile ilgili hastalara tavsiyelerde de bulunan Başel, "Lütfen beklemeyin. Bekleyince bu hastalık düzelmiyor, daha da komplike hale geliyor. İğneyle bu hastalardan biopsi alınmasın. Bunun yanında son dönemde emboliazasyon yapıyorlar. Bu emboliasyon yapılmasına rağmen tümör yine büyüyor ve bu da hastalara zarar veriyor. Bir de hiç ameliyat şansı denemeden hastalar direk radyoterapiye gönderiliyor. Tümör, radyoterapi gördükten sonra ameliyat şansı da kalmıyor. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Bunun en iyi tedavisi cerrahidir. Ancak eğer cerrahi yapılamıyorsa diğer tedaviler sonra denenmeli" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:29
Kadın hastalıklarında izsiz cerrahiyle hızlı iyileşme süreci
Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, jinekolojik hastalıklarda yeni nesil teknoloji V-Notes hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Günümüzde jinekolojik ameliyatların artık çok daha konforlu, ağrısız ve izsiz yapılabildiğini belirten Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, "Tıbbın sunduğu bu konforu sağlayan yenilikçi tekniklerden biri olan V-Notes, kadın hastalıkları cerrahisinde ön plana çıkıyor. Bu yöntemle birçok jinekolojik operasyonun daha konforlu, daha az ağrılı ve iz bırakmadan yapılması sağlanıyor. Bu sayede kadınlar için hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha iyi bir iyileşme süreci gelişiyor" dedi. "Karın duvarında kesi olmadan yapılıyor" V-Notes hakkında bilgiler paylaşan Eryılmaz, "V-Notes yani vajinal doğal giriş yolu ile endoskopik cerrahi, karın duvarında kesi açılmadan vajinal yoldan yapılan kapalı ameliyat tekniğidir. Vajinaya özel bir tünel benzeri sistem yerleştirilir, karın içi gazla şişirilir ve laparoskopik aletler kullanılarak operasyon gerçekleştirilir. V-Notes tekniğinde vajinal dokuya zarar verilmez, genişleme oluşturmaz. Kullanılan tünel benzeri sistemin vajen içinde kalan kısmı poşet gibi esnek bir malzemedir ve yalnızca karın içine ulaşımı sağlar. Ameliyat sonrası rahmi tutan bağlar tekrar onarıldığı için vajende toparlanma dahi olabilir" ifadelerine yer verdi. V-Notes ile rahim alma (Histerektomi), myom alma, yumurtalık kisti, tüp bağlama/alma ve dış gebelik ve isthmosel (sezaryen skar defekti) yapılabileceğini kaydeden Eryılmaz, V-Notes tekniğinin daha önce cinsel ilişki yaşamamış hastalar dışında genellikle çoğu kadına uygulanabileceğini aktardı. Eryılmaz, şunları söyledi: "V-Notes tekniği, daha önce cinsel ilişki yaşamamış hastalar dışında genellikle çoğu kadına uygulanabilir. Özellikle daha önce karın ameliyatı geçirmiş olanlar ya da karın duvarına fıtık nedeniyle yama (mesh) yerleştirilmiş kişilerde bu yöntem daha güvenli kabul edilir. Vajinal sarkması olan hastalarda uygulama daha da kolaylaşır. Endometriozis, çikolata kisti gibi durumlarda ya da daha önce ciddi pelvik enfeksiyon geçirenlerde karın içinde yapışıklık riski yüksek olduğundan ön değerlendirme yapılması önemlidir." Tekniğin avantajlarından da bahseden Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, "Karın bölgesinde hiçbir kesi izi kalmaz. Ameliyat sonrası ağrı daha azdır, iyileşme süresi çok daha kısadır. Günlük yaşama daha hızlı dönüş sağlanır. Estetik kaygısı taşıyan hastalar için idealdir" diye konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:59
Diyarbakır’da ilk kez epilepsi pili ameliyatı yapıldı
Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Vagus Siniri Stimülasyonu (VNS) olarak bilinen ve halk arasında epilepsi pili adıyla tanınan cihaz, ilk kez yapılan operasyonla bir hastaya uygulandı. Bu yöntem, özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen epilepsi hastaları için büyük bir alternatif oluşturuyor. VNS tedavisinde hastanın sol göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen küçük bir cihaz, beyne düzenli olarak elektrik sinyalleri göndererek nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltıyor. Bu tedavi yöntemi, epilepsi nöbetlerini tamamen durdurmasa da ciddi oranda hafifletme sağlayabiliyor. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde epilepsi pili ameliyatı ilk kez gerçekleştirildi. Dr. Olgay Bildik, epilepsi pilinin nöbetleri ilaçla kontrol altına alınamayan çocuk ve yetişkin hastalar için yeni bir umut olduğunu söyledi. Bu cihaz sayesinde hastaların nöbetlerinde ciddi azalma beklediklerini ifade eden Dr. Bildik, "Üstelik hem hastaların yaşam kalitesinin artacağı hem de şehir dışına sevklerin önemli ölçüde azalacağı bu işlem için başka illere gitmeye gerek kalmadı. Takip ve tedavi süreçlerini burada, Diyarbakır’da sürdürebileceğiz" dedi. Gazi Yaşargil Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanlarından Dr. Barış Arslanoğlu tarafından gerçekleştirilecek epilepsi pili ameliyatı sonrası hastaların uzun süreli takibi ise Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Olgay Bildik tarafından yapılacak. Vagus siniri, kalp atışı ve solunum gibi hayati fonksiyonları kontrol eden otonom sinir sisteminin bir parçası. Epilepsi pili, bu sinir aracılığıyla beyne düzenli uyarılar göndererek nöbetlerin oluşumunu baskılamaya çalışıyor.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:56
Bağımlılıkla Mücadele Koordinasyon Kurulu Toplantısı yapıldı
Bağımlılıkla Mücadele Koordinasyon Kurulu toplantısı Aydın Vali Yardımcısı Kamuran Mustafa Ballı Başkanlığı’da gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Elif Yalçın tarafından; "2024-2028 Uyuşturucu ile Mücadele Yerel Eylem Planı, 2024-2028 Tütün ile Mücadele Yerel Eylem Planı ve 2024-2028 Davranışsal Bağımlılıklarla Mücadele Yerel Eylem Planı" kapsamında Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurul üyelerince yürütülen faaliyetler hakkında sunum yapıldı. Yapılan sunumun ardından İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı tarafından yapılan faaliyetler kurul üyeleri ile paylaşıldı. Toplantı Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu üyelerinin soru, görüş ve istişareleri ile sonlandırıldı. Toplantıya İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Abdullah Kömürcüoğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürü Zeynep Yılmaz, Ticaret İl Müdürü Arif Aksu, Adnan Menderes Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Erkan Salan ve kurul üyeleri katıldı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:31
Uzmanından bebekli tatilcilere önemli uyarılar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Çetinkaya, bebekli ailelerin yüzme aktivitelerinde denizi tercih etmeleri ve güneşten koruyucu önlemleri mutlaka almaları gerektiğini söyledi. Bebekli aileler için tatil planı yapmak çoğu zaman göz korkutucu olabiliyor. Ancak doğru hazırlık ve bilinçli tercihlerle bu süreç hem aileler hem de bebekler için keyifli bir deneyime dönüşebiliyor. Uzmanlar, bebeklerin gelişimi açısından yüzme gibi aktivitelerin faydalı olabileceğini belirtirken, özellikle güneşten korunma, uygun konaklama tercihi ve hijyen konularına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Medicana Sivas Hastanesi’nde görev yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Çetinkaya, denizin havuza göre daha hijyenik bir seçenek olduğunu belirterek, bebeklerin sağlığı için ailelerin mutlaka bazı temel ekipmanları yanlarında bulundurması gerektiğini söyledi. "Gerekli eşyaları yanınıza alın" Tatil planı yapan ailelerin yanına mutlaka alması gereken ürünlere değinen Dr. Çetinkaya, "Güneş kremi, güneş koruyucu, mayo, şapka, güneş gözlüğü, bornoz, alt açma minderi, deniz simidi veya kolluk, ateş ölçer, yara bandı, gazlı bez, ateş düşürücü, sürekli kullandığı vitamin ve ilaçlar, doktorunuza danışarak alacağınız kaşıntı giderici şurup ve jeller. Elbise ve şortların yanı sıra sinek saldırısından korumak için uzun pantolon veya eşofman altı ve serin geceler için ince mont, hırka veya yelek almayı ihmal etmeyin. Sevdiği oyuncakları ve kitapları varsa almayı unutmayın. Havuz yerine deniz tercih edilmeli ve bebekli aileleri düşünerek tasarlanmış oteller seçilmelidir. Eğer bebeğiniz ek gıdaya yeni geçmişse kaldığınız tesisin mutfağını kullanabileceğinizden veya tesisin bebeğinize uygun yiyecekler çıkaracağından emin olun. Gitmeden 2 gün önce oteli arayarak odanıza bebek karyolası eklemeleri gerektiğini hatırlatın. Ulaşım konusunda araba veya uçak bebeği etkilemez, ancak yolculuk esnasında bebeğin konforunun sağlanması önemlidir. Karayolu ile seyahat ediyorsanız oto koltuğu olmazsa olmazlardandır" şeklinde konuştu. "Deniz tercih edilmeli" Bebekli ailelerin yüzmek için havuz yerine denizi tercih etmelerinin bebeğin sağlığı için daha faydalı olacağını belirten Çetinkaya, "Aileler genellikle bebekleri deniz ya da havuza sokmanın riskli olup olmadığını merak ederler. Deniz veya havuza sokarken öncelikle bebeğin başını dik tutabileceği gelişim seviyesinde olması gerekir. Havuzlardaki sterilizasyon işlemleri zaman zaman yetersiz olabiliyor. Bu noktada bebeğin sağlığı açısından daha hijyenik olması adına deniz tercih edilebilir. Bunun yanı sıra, bebeğin havuz suyunu yutmamasına dikkat etmek gereklidir" diye konuştu. "6 aydan küçük bebekler güneş ışınlarına direkt maruz kalmamalı" 6 aydan daha küçük çocuklarda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Çetinkaya, "Hem havuz hem deniz için suyun sıcaklığı önemlidir. Bebeklerin ortama 30 derece sıcaklıktaki bir suda yüzdürülmesi, onların vücut sıcaklıklarını koruyabilmeleri adına önemli. Ayrıca 30 dakikadan fazla suda kalmamaları altı çizilmesi gereken bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. Güneş ışınlarının zararlarından korumak için ışınların en güçlü geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında güneşte fazla bulunmamaları gerekir. Mümkün olduğunca güneş ışınlarına direkt maruz kalmamalıdır. Güneşten korunmada zorlanılan yüz gibi küçük alanlara güneş kremi uygulanabilir. 6 aydan büyük çocuklarda ise göz harici bütün vücut alanlarına güneş kremi uygulanmasında sakınca yoktur. Güneş kremleri en az 15 SPF olmalı, 15-50 SPF arası kremler uygun kabul edilmektedir. Yine kremler organik ve kaliteli içeriğe sahip olmalıdır. 6 aylıktan küçük bebeklerde güneş ışınları daha hassas etkiye sahiptir" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:30
Prof. Dr. Keskin: "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım"
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; yaz aylarında artan kene vakalarına karşı korunma yolları ve doğru müdahale yöntemleri hakkında uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Keskin, "Asıl risk sırt bölgesindeki tükürük bezlerinde, kalan ağız parçası genellikle hastalık bulaştırmaz" dedi. Prof. Dr. Adem Keskin, yaz aylarında artış gösteren kene vakalarına karşı önemli uyarılarda bulundu. Özellikle çalılık ve orman kenarlarında bulunan kene riskine dikkat çeken Prof. Dr. Keskin, tarım alanlarında çalışanların ve doğa yürüyüşlerine çıkan vatandaşların açık renkli, uzun paçalı kıyafetler giymesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Keskin, "Uzun paçalı kıyafetleri çorap içine sokarak kenelerin vücuda girişini engelleyebiliriz. Keneler genellikle siyah-kırmızı arası renklere sahip olduğundan açık renkli kıyafetler, üzerimize tırmanan keneyi fark etmemizi kolaylaştırır. Ayrıca mümkünse çizme giymeli ve kene kovucu spreyler kullanılmalıdır" dedi. Prof. Dr. Kesken: "Kene tutunması doğaldır, paniğe gerek yok" 2008 yılından bu yana keneler üzerine çalışmalar yaptığını belirten Prof. Dr. Keskin, kendisinin de sahada bulunduğu süreçte zaman zaman kene ile karşılaştığını ancak doğru tedbirlerle bugüne kadar hiç kene tutunması yaşamadığını ifade etti. Keskin; "Üzerimde gezdiği oldu ama tutunma olmadı. Kene tutunması çok doğal bir durum. Önemli olan, keneyi erken fark edip doğru şekilde müdahale etmek" diye konuştu. Keneyi çıkartmak için sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok Kenenin çıkarılması konusunda vatandaşların yanlış uygulamalara yönelmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Keskin, Sağlık Bakanlığı’nın son protokolüne dikkat çekerek şunları söyledi: "Keneyi en kısa sürede vücuttan uzaklaştırmak gerekiyor. Bunun için mutlaka sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok. Keneyi bir cımbız, pens, ip, poşet ya da bez parçası yardımıyla kendimiz de çıkartabiliriz. Çıplak elle temas etmemeye özen göstermeliyiz." "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım" Keskin, yanlış müdahalelerin ciddi riskler doğurabileceğini belirterek; "Kenenin üzerine kimyasal madde dökmek, yakmak, delmek gibi işlemler kesinlikle yapılmamalı. Bu tür müdahaleler keneyi strese sokar ve hastalık bulaştırma riskini artırabilir" dedi. "Hipostom içeride kalabilir, bu sorun değil" Kenenin çıkarılması sırasında vücutta kalan ağız parçasının (hipostom) genellikle zararsız olduğunu belirten Prof. Dr. Keskin, "Bu kısım kan emmeye yarayan pipet benzeri bir yapıdır. Kenenin hastalık bulaştıran kısımları (tükürük bezleri) sırt bölgesindedir. Kalan parça daha sonra cımbız yardımıyla çıkarılabilir. Bu kısım koparsa kene kusma devam eder, tüm zehri bırakır gibi söylentiler doğru değil, keneler zaten zehirli de değildir, hastalık ajanlarını konaklarına bulaştırırlar" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Keskin, kenelerden korunmanın mümkün olduğunu, doğada bulunulduğu sürece her zaman dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, vatandaşları bilinçli ve temkinli davranmaya çağırdı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:28
Uzmanı uyardı: "Zayıflama iğneleri herkes için uygun olmayabilir"
Son dönemde sosyal medyada ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen ilaçlar hakkında paylaşımların artması nedeniyle uyarılarda bulunan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Navdar Başaran, "Bu ilaçlar bir zayıflama modası değil, medikal bir tedavi seçeneğidir. Vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan bireylerde veya 27 üstü olup beraberinde obezite ile ilişkili ek hastalığı olan bireylere önerilmektedir. Ancak hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi sağlık problemlerine yol açabilir" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Navdar Başaran, halk arasında ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen ilaçların tıbbi gözetim olmadan kullanımının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekti. Zayıflama iğnesi olarak bilinen GLP-1 reseptör agonistlerinin (örneğin; semaglutid, liraglutid) aslında diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç grupları olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Mehtap Navdar Başaran, bu ilaçların yalnızca belirli hasta gruplarında ve tıbbi endikasyon doğrultusunda reçetelenmesi gerektiğini vurguladı. "Hormonları etkileyerek iştahı azaltır" Sosyal medya platformlarında yanlış ve eksik bilgilerle teşvik edilen bu ilaçların, gelişigüzel kullanımı halinde mide bulantısı, kusma, mide boşalmasında yavaşlama, safra kesesi problemleri, pankreatit gibi ciddi yan etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Başaran, "Bu ilaçlar hormonları etkileyerek iştahı azaltır. Ancak her bireyin hormon dengesi farklıdır. Altta yatan tiroit hastalığı, insülin direnci, kortizol yüksekliği gibi nedenler göz önünde bulundurulmadan bu ilaçlara başlanması sakıncalıdır. Tedavi, kişiye özel olarak düzenlenmelidir" ifadelerine yer verdi. "Kilo vermek bir süreçtir, kalıcı başarı için takip şart" İlaçların tek başına çözüm olmadığını, kilo verme sürecinin ancak düzenli takip, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve psikolojik destekle sürdürülebilir hale geleceğini vurgulayan Uzm. Dr. Mehtap Navdar Başaran, "Bu tür tedavilerde hedef sadece kilo kaybı değil, aynı zamanda metabolik sağlığın düzeltilmesidir. Kısa vadeli estetik hedeflerle kullanılan ilaçlar, uzun vadede hem fiziksel hem de ruhsal sağlık açısından sorun oluşturabilir" şeklinde konuştu. "Uzman görüşü alınmadan kullanılmamalı" Toplumda artan bilinçsiz ilaç kullanımına karşı uyarıda bulunan Uzm. Dr. Başaran, kilo problemi yaşayan bireylerin öncelikle endokrinoloji uzmanına başvurarak altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Zayıflama sürecinin hekim gözetiminde ve bilimsel veriler ışığında planlanmasının, bireylerin hem sağlıklı hem de kalıcı sonuçlar elde etmesini sağlayacağını ifade etti.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:10
Elazığ Hayvan Borsası, şap tedbirleri kapsamında geçici olarak kapatıldı
Elazığ Hayvan Borsası, şap hastalığı tedbirleri kapsamında geçici olarak kapatıldı. Elazığ Valiliğinden yapılan açıklamada, Kurban Bayramı nedeni ile ülke genelinde hayvan hareketlerinde yoğun bir sirkülasyon gerçekleştiği ve salgın niteliği taşıyan hastalıklardan biri olan şap hastalığı mihraklarında bir artış gözlemlendiği belirtildi. Açıklamada, ’’Tespit edilen şap hastalık mihraklarında karantina tedbirleri alınmış, hayvan hareketleri kısıtlanmış, eğitimler düzenlenmiş ve saha tatbikatları yapılmıştır. Bu kapsamda Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ülke genelinde hayvan satış yerlerinde tedbiren kısıtlamaya gidilmiş olup ilimiz Hayvan Borsası 1 Temmuz 2025 tarihi itibari ile geçici olarak kapatılmıştır’’ denildi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:01
Uzmanlar uyardı: Yazın serin kalmanın yolu sofradan geçiyor
Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte vücuttaki sıvı ve mineral dengesi değiştiğini belirten Diyetisyen Ayşenur Koçer, sıcak yaz günlerinde vücudun direncini korumak için dengeli beslenme ve yeterli sıvı alımının büyük önem taşıdığını sıcak hava şartlarının sağlık üzerindeki etkilerine karşı özellikle su içmenin ve beslenme alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. Yaz mevsiminin etkisini artırdığı günlerde uzmanlar sıcak hava şartlarının vücut üzerindeki olumsuz etkilerine karşı vatandaşları uyarıyor. Artan sıcaklıklarla birlikte vücutta terleme oranı yükselirken, bu durum sıvı ve mineral kaybına neden oluyor. Bu dengenin korunmaması halinde halsizlik, baş dönmesi ve dikkat dağınıklığı gibi sağlık sorunları ortaya çıkabildiğini belirten beslenme uzmanları yeterli sıvı alımının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, yaz aylarında günlük en az 2,5 litre su tüketimi öneriliyor. Her bireyin yaz mevsiminde en az 2,5 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Diyetisyen Ayşenur Koçer su ihtiyacının idrar renginden anlaşılabileceğini söyledi. Koçer, "İdrar açık sarı ya da saydam ise su tüketimi yeterlidir. Koyu sarıysa vücut susuz kalmış demektir" dedi. Sıvı alımını destekleyen gıdalar önerdi Yalnızca su değil, ayran, maden suyu, komposto ve ev yapımı soğuk içeceklerle de sıvı kaybının önlenebileceğini belirten Koçer, ayrıca karpuz, kavun, domates ve salatalık gibi su oranı yüksek sebze-meyvelerin sofralarda yer alması gerektiğini vurguladı. Zeytinyağlı enginar ve taze fasulye gibi sebze yemeklerinin hem hafif hem de besleyici olduğunu kaydeden Koçer, ızgara balığın da sağlıklı protein açısından zengin bir seçenek olduğunu ifade etti. Yazın yapılan hatalara karşı uyardı Yaz aylarında sık yapılan hatalara da değinen Diyetisyen Koçer, "Yetersiz su içmek, şekerli meşrubatları tercih etmek, meyve porsiyonlarını aşmak, fazla dondurma tüketmek, kızartma yemekler ve açıkta kalmış gıdaları yemek sağlığı olumsuz etkileyebilir" diyerek uyarıda bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder