SAĞLIK - 11 Mayıs 2026 Pazartesi 09:12

"Blefaroplastide amaç genç görünüm kadar göz sağlığını korumak"

A
A
A
"Blefaroplastide amaç genç görünüm kadar göz sağlığını korumak"

Göz çevresinin yaşlanmanın ilk belirtilerinin görüldüğü bölgelerin başında geldiğini belirten Op. Dr. Duygu Erdem, blefaroplastide amacın yalnızca genç bir görünüm sağlamak değil, aynı zamanda göz sağlığını korumak olduğunu söyledi. Erdem, göz estetiğinde yeni yaklaşımın ise yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden şekillendirerek daha doğal bir görünüm elde etmek olduğunu vurguladı.


Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden birinin blefaroplasti olduğunu belirten Medicana Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Duygu Erdem, "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı ve görme alanını etkileyebilen sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale estetik olduğu kadar fonksiyonel bir gereklilik de haline gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç, fazla deriyi alırken kapağın doğal kıvrımını koruyarak daha canlı bir ifade oluşturmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden konumlandırmayı hedefler. Böylece daha doğal bir görünüm sağlanırken çökük ve yapay ifade riski azaltılır" açıklaması yaptı.


Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğini belirterek aşırı uygulamaların göz sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Erdem, estetik görünüm ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin korunmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.



Cerrahi dışı yöntemler: Doğal görünümü destekleyen uygulamalar


Op. Dr. Duygu Erdem, "Daha erken yaş grubundaki kişilerde veya hafif ve orta düzey değişikliklerde cerrahi dışı uygulamalar etkili seçenekler sunabiliyor. Göz altındaki çöküklük ve gölgelenme çoğu zaman pigment artışından değil, ışığın farklı kırılmasından kaynaklanıyor. Hyaluronik asit bazlı dolgu uygulamaları, bu bölgede hacim dengesini sağlayarak daha aydınlık ve dinlenmiş bir görünüm oluşturabiliyor" dedi.


"Botulinum toksin uygulamaları ise kazayağı çizgilerini yumuşatarak mimik kaslarının aşırı aktivitesini dengeliyor" diyen Op. Dr. Duygu Erdem, "Buradaki temel amaç ifadeyi tamamen dondurmak değil; mimik hareketlerini kontrollü hale getirerek doğal ve daha dinlenmiş bir görünüm elde etmek oluyor. Mezoterapi uygulamaları da ince cilt yapısına sahip, elastikiyet kaybı başlamış ancak belirgin sarkması bulunmayan kişilerde destekleyici bir yöntem olarak öne çıkıyor" şeklinde konuştu.


Op. Dr. Duygu Erdem, cerrahi dışı uygulamalarda doğru hasta seçiminin önemine vurgu yaparak, "Her hasta için aynı yöntem uygun değildir. Cilt yapısı, yaş, yaşam tarzı ve beklentiler birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Doğru teknik ve doğru endikasyon bir araya geldiğinde cerrahi dışı uygulamalar son derece doğal ve tatmin edici sonuçlar verebilir" değerlendirmesinde bulundu.



Lazer ve cilt yenileme teknolojileri


Göz çevresinde cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar arasında lazer teknolojilerinin de önemli bir yer tuttuğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Lazer uygulamaları kontrollü ısı hasarı oluşturarak kolajen üretimini tetikliyor ve cilt yüzeyinin yenilenmesine yardımcı oluyor. Özellikle fraksiyonel lazer sistemleri sayesinde ince kırışıklıkların görünümünde azalma sağlanabilirken, cilt dokusu daha homojen hale gelebiliyor ve pigment düzensizliklerinde iyileşme elde edilebiliyor" dedi.



Doğallık ve sağlık birlikte korunmalı


Göz çevresi estetiği, cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerin birbirini tamamladığı; anatomi bilgisi ile estetik bakış açısının birlikte değerlendirildiği özel bir alan olarak öne çıkıyor. Başarı yalnızca teknik yeterlilikle değil, yüzün bütününü değerlendirebilme, doğal ifadeyi koruyabilme ve her müdahaleyi hassas bir planlama ile uygulayabilme becerisiyle mümkün oluyor.


Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi estetiğinin temel yaklaşımına ilişkin, "Amaç zamanı geri almak değil, yüzün doğal ışığını yeniden ortaya çıkarmaktır. Gerektiğinde cerrahi ile yapısal fazlalıklar düzeltilir, gerektiğinde minimal invaziv uygulamalarla cilt kalitesi desteklenir; ancak her adımda gözün koruyucu mekanizmaları ve kapak fonksiyonu öncelikli tutulmalıdır. Estetik müdahale, fonksiyonel bütünlükle uyum içinde olduğunda gerçek anlamda başarılıdır" açıklamasında bulundu.



"Blefaroplastide amaç yalnızca estetik değil, sağlıklı görüş alanı da var"


"Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir" diyen Dr. Duygu Erdem şunları söyledi:


"Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur."


Erdem, aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğünün korunduğunu da ifade etti. Cerrahinin hassasiyetine dikkat çeken Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi cerrahisi milimetrik planlama gerektirir. Aşırıya kaçılan uygulamalar yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki denge titizlikle korunmalıdır" dedi.


Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir. Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır.


Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur. Aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğü korunur" dedi.



"Kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir"


Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğine dikkat çekerek, aşırıya kaçılan uygulamaların yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabileceğini belirtti. Erdem, bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin titizlikle korunması gerektiğinin altını çizdi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mersin OSB Başkanı Tekli: "SAHA2026’da gurur duyduk" Mersin Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Başkanı Sabri Tekli, SAHA EXPO 2026’ya Mersin Pavilyonu çatısı altında 16 firma ve bağımsız stant açan 4 Mersin firmasıyla katılım sağladıklarını belirterek, "Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi hamlesinde ulaştığı noktadan dolayı gurur duyduk" dedi. Savunma sanayinin yalnızca bir üretim alanı olmadığını, aynı zamanda ülkelerin bağımsızlık vizyonunu şekillendiren stratejik bir güç olduğunu ifade eden Tekli, Mersin OSB olarak şehrin sanayi potansiyelini savunma sanayi ile entegre etmek için kararlı adımlar attıklarını söyledi. 1993 yılında kurulan Mersin OSB’nin, 2022 yılında başlatılan savunma sanayi sürecini sistematik şekilde yönettiğini kaydeden Tekli, "Firmalarımızla birlikte savunma sanayinin en önemli organizasyonlarında aktif olarak yer alıyoruz. SAHA EXPO ve IDEF gibi ulusal ve uluslararası fuarlarda Mersin’i tek çatı altında temsil ederek hem görünürlüğümüzü artırdık hem de firmalarımızın sektörel ağlara dahil olmasını sağladık" diye konuştu. Savunma sanayine entegrasyon sürecinin yüksek kalite standartları ve disiplinli üretim kültürü gerektirdiğini vurgulayan Tekli, firmaların teknik yeterliliklerini artırmaları, sertifikasyon süreçlerini tamamlamaları ve doğru iş birliklerine ulaşmaları için yoğun çalışma yürüttüklerini belirtti. Mersin’i yalnızca tedarikçi konumunda değil, ana yüklenicilerin yatırım yaptığı bir merkez haline getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Tekli, başta Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu olmak üzere ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii, ASPİLSAN ve Baykar Teknoloji gibi kuruluşları Mersin’de görmek istediklerini söyledi. Mersin’de savunma sanayine üretim yapabilecek potansiyele sahip 38 firma bulunduğunu aktaran Tekli, bunların 22’sinin OSB bünyesinde yer aldığını ifade etti. "Firmalarımıza yol haritası oluşturuyoruz" Savunma sanayine dahil olmak isteyen firmalara yol haritası sunduklarını kaydeden Tekli, özellikle EYDEP ve YETEN gibi kritik süreçlerde firmalara aktif destek verdiklerini belirtti. Ana yüklenici firmalarla gerçekleştirilen tedarikçi buluşmalarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tekli, "MKE, ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ, STM, ASPİLSAN ve HAVELSAN gibi kuruluşlarla firmalarımızı bir araya getiriyoruz. Bu temaslar firmalarımız için gerçek anlamda sıçrama noktası oluyor" ifadelerini kullandı. 2022 yılında SAHA EXPO’ya 7 firmayla ilk kez katıldıklarını anımsatan Tekli, 2026 yılında ise 16 firmanın yer aldığı Mersin Pavilyonu ile fuarda güçlü şekilde temsil edildiklerini söyledi. Tekli, "5-9 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen SAHA EXPO’ya 16 firmamızla birlikte Mersin Pavilyonu çatısı altında katıldık. Bunun yanında bazı firmalar da bireysel stantlarıyla fuarda yer aldı. Artık fuarlarda sadece görünür olan değil, dikkat çeken ve iş birlikleri geliştiren bir Mersin var" dedi. Mersin’in artık savunma sanayi sektörünün dışında kalan bir şehir olmadığını ifade eden Tekli, "Attığımız adımlar, kurduğumuz iş birlikleri ve ortaya koyduğumuz vizyon ile bu sektörün güçlü bir parçası haline geliyoruz. Hedefimiz, Mersin’i savunma sanayinde söz sahibi, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim merkezi haline getirmektir" diye konuştu.
Diyarbakır Anneler Günü’nde kan davasına son verdiler Diyarbakır’da kavga sonucu yaralıların olmasıyla başlayan kan davası, iş adamı ve kanaat önderi Mustafa Çubuk’un tarafları bir araya getirmesiyle Anneler Günü’nde barışla sonuçlandı. Diyarbakır’ın Karacadağ bölgesinde, yaklaşık 5 ay önce Polat ve Korkut aileleri arasında farklı nedenlerden dolayı yaşanan kavgada yaralananlar oldu. Olayın kan davasına dönüşmemesi için iş adamı ve kanaat önderi Mustafa Çubuk başta olmak üzere kanaat önderleriyle ailelerin büyükleriyle görüşmeler gerçekleştirerek barış sağlanması talep edildi. Taraflar, olumlu görüş belirterek olayın barışla sonuçlanmasını kabul etti. Bir düğün salonunda bir araya gelen taraflar, Kur’an-ı Kerim’in altından geçerek barıştı. Burada konuşan Çubuk, Karacadağ bölgesinin aşiretler bölgesi olduğunu, Doğu ve Güneydoğu’da aşiretler arasındaki en ufak kavganın ölüm ve büyük olaylarla sonuçlandığını söyledi. Dedesinin ve babasının kanaat önderliği yaparak barışı sağladığını belirten Çubuk, "Biz de elimizden geldiği kadar olayların büyümemesi için barışı sağladık. Polat ve Korkut ailesi arasında kargaşa çıktı, bundan dolayı yaralılar oldu. Biz de araya girerek bu barışı sağladık. Allah, herkesten razı olsun. Gelen herkese çok teşekkür ediyorum. Barışla sonuçlandı. Bölgemizde artık kavga, olay istemiyoruz. Bölgemizde huzur gelsin, kan davalarının yaşanmasını istemiyoruz. Anneler Günü’nde barışı sağladık. Çok mutluyum" dedi.