SAĞLIK
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31 Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
11 Mart 2026 Çarşamba - 16:10 12 Mart Dünya Böbrek Günü’nde erken tanının önemi vurgulandı Kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık kampanyası hayata geçirildi. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında tanıtılan proje ile erken tanı ve düzenli sağlık kontrollerinin önemi vurgulanıyor. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla AstraZeneca Türkiye, Türk Nefroloji Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu işbirliğiyle ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık projesi hayata geçirildi. Projenin tanıtımı Model Tülin Şahin’in moderatörlüğünü yaptığı toplantıda yapıldı. Toplantı kapsamında, kronik böbrek hastalığı; hekim, hasta ve hasta yakını perspektifinden ele alındı. Açılış konuşmasını AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç’in yaptığı toplantıda Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay yaptıkları çalışmalar ve hastalıkla ilgili önemli bilgileri aktardı. Bir hasta yakını olan Tülin Şahin ve kronik böbrek hastası Duygu Bayındır’ın yaşadıkları deneyimleri paylaştığı toplantı, duygusal anlara da sahne oldu. "Düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını yaymak istiyoruz" AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, toplantıda yaptığı açılış konuşmasında sağlık alanında kalıcı değer oluşturmanın yalnızca yenilikçi tedavileri sunmakla sınırlı olmadığını, farkındalık ve erken tanı çalışmalarıyla bu hastalıkla mücadelede çok daha önemli ilerlemelerin kaydedilebileceğini vurguladı. Gönenç, "Bilimin bugün imkansız gibi görünenleri gelecekte mümkün hale getirebileceğine olan inancımızla, toplum sağlığına katkıda bulunmayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Kronik böbrek hastalığı gibi bireylerin yanı sıra aileleri de dahil olmak üzere toplumun geniş bir kesimini etkileyen ve sağlık sistemi üzerinde büyük yük oluşturan bu hastalığa dair farkındalık oluşturmak da sosyal sorumluluk anlayışımızın temel bir parçası. Bu proje ile erken tanı ve düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını tüm Türkiye’ye yaymak istiyoruz" dedi. ‘‘Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün’’ Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise kronik böbrek hastalığının üç aydan uzun süren kalıcı böbrek fonksiyon bozukluğu olarak tanımlandığını ve Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişiyi etkilediğini belirtti. Hastalığın sinsi ilerlediğine dikkat çeken Türkmen, "Böbrekler, vücudumuzdaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan hayati organlarımızdır ve fonksiyonlarını kaybetmeleri yaşamı derinden etkiler. Hastalık sinsi ilerlediği için pek çok kişi durumun farkında olmuyor; ancak halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtiler başladığında hastalık çoktan ilerlemiş olabiliyor. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastaları ile 60 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrol yaptırması büyük önem taşıyor. Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu nedenle farkındalık çalışmaları yapmak ve erken tanının önemine dair mesajları geniş kitlelere ulaştırmak oldukça önemli" ifadelerini kullandı. "Basit kan ve idrar testleri böbrek sağlığı açısından önemli veriler sağlar" Konuşmasında aile hekimlerinin kronik hastalıkların erken tespiti ve takibindeki kilit rolüne dikkat çeken Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay da "Türkiye genelindeki 30 bin aile hekimimiz, hastaların sağlık sistemiyle ilk temas noktası. Her aile hekimi ortalama 3 bin hastaya hizmet vererek koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturuyor. KBH gibi ilerleyici hastalıkların erken teşhisi için vatandaşlarımızın yılda en az bir kez aile sağlığı merkezlerine giderek basit kan ve idrar testlerini yaptırmaları böbrek sağlığının yanı sıra tüm vücut sağlığı açısından da önemli veriler sağlar. Ayrıca böbrek sağlığını korumak için günde 2-2,5 litre su tüketimi, tuzun azaltılması ve günde ortalama 30 dakikalık yürüyüş gibi alışkanlıkların kazanılması da kritik öneme sahip. ’Sağlıklı Böbrek Sağlıklı Hayat’ projesi ile bu basit ama hayat kurtaran adımların tüm toplumda benimsenmesini amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Annemin böbreğinde tümör tespit edildiğinde hayatımız tamamen değişti" Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Tülin Şahin ise bir hasta yakını olarak yaşadıklarını paylaşarak kronik böbrek hastalığının yalnızca hastayı değil tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu anlattı. Annesinin böbrek tümörü nedeniyle böbreğinin alındığını ve ardından diyaliz sürecine girildiğini söyleyen Şahin, sürecin duygusal ve fiziksel zorluklarını şu sözlerle paylaştı: "Bir böbrek hastası yakını olmak, aslında o süreçte hastayla birlikte her şeyi yaşamak demek. Annemin böbreğinde tümör tespit edilip diyaliz süreci başladığında hayatımız tamamen değişti. Haftada iki gün, saatlerce süren diyaliz seanslarında kapıda beklemek, hayatınızı bu takvime göre organize etmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yıpratıcıydı. Anneme böbrek nakli yapılması bizim için yeni bir umut ve dönüm noktası oldu. Bu süreç bana sağlığın, organ bağışının ve en önemlisi düzenli kontrollerin ne kadar değerli olduğunu öğretti. Erken tanı imkânı varken bunu ihmal etmemek gerekiyor." "Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim" Kronik böbrek hastası Duygu Bayındır da çok genç yaşta aldığı tanıdan bugüne uzanan 18 yıllık sağlık yolculuğunu paylaştı. Henüz 19 yaşındayken böbrek fonksiyonlarının yaklaşık yüzde 70’ini kaybettiğini öğrendiğini belirten Bayındır, annesinin böbreğini bağışlamasıyla nakil olduğunu ve sonrasında bağışıklık baskılayıcı tedavilerle yaşamını disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlattı. Bayındır konuşmasının devamında duygularını şu sözlerle aktardı: "19 yaşımda tanıştığım bu hastalık bana sabrı ve dayanıklılığı öğretti. Annemin böbreğiyle yapılan nakil sonrası hayatımı artık bambaşka bir şekilde sürdürmeye başladım. Hijyenden beslenmeye kadar her adımda dikkatli olmam gerekiyor. Kronik böbrek hastalığı uzun soluklu bir süreç ve zamanla ilerleyebiliyor. Şu anda hastalığım 4. evrede ve ikinci bir nakil ihtimali gündeme gelmiş durumda. Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim. Bu nedenle düzenli kontroller ve tedaviler hayatımın önemli bir parçası oldu." Toplantıda tanıtımı yapılan, toplam dört bölümden oluşan, "Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat" video serisinin ilk videosu da yayımlandı. Serinin tamamı ilerleyen günlerde YouTube’daki AstraZeneca Türkiye kanalı üzerinden yayımlanacak. Videolarda hekim görüşlerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının gerçek yaşam deneyimlerine yer veriliyor. Böylelikle hastalığın erken tanı ile kontrol altına alınabileceğine dair farkındalığı artırmak ve toplumda düzenli sağlık kontrolü alışkanlığını güçlendirmek hedefleniyor.
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:35 Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.
Prof. Dr. Karalezli’den topuk dikeni uyarısı: "Çözüm dikeni kırmak değil"
10 Şubat 2026 Salı - 10:49 Prof. Dr. Karalezli’den topuk dikeni uyarısı: "Çözüm dikeni kırmak değil" Muğla’nın tanınmış hekimlerinden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, halk arasında ‘Topuk Dikeni’ olarak bilinen ve sabahları ilk adımda şiddetli ağrıyla kendini gösteren hastalık hakkında kritik uyarılarda bulundu. Pek çok vatandaşın sabah yataktan kalktığında topuğuna çivi batıyormuşçasına hissettiği o keskin ağrının ardında, aslında taban zarındaki bir zedelenme yatıyor. Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, ‘Plantar Fasiit’ ve buna bağlı gelişen ‘Topuk Dikeni’ hakkında doğru bilinen yanlışları açıkladı. "Diken sebep değil, sonuçtur" Ayak tabanında topuktan parmaklara uzanan ‘Plantar Fasya’ adlı zarın esnekliğini kaybetmesiyle sürecin başladığını belirten Karalezli, "Vücut, buradaki mikroskobik yırtıkları tamir etmek için kalsiyum yığar ve o bölgede dikensi bir çıkıntı oluşur. Yani diken ağrının sebebi değil, vücudun kendini tamir etmeye çalışırken ortaya çıkardığı bir sonuçtur" dedi. Hastalığın en tipik belirtisinin sabah tutukluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karalezli, hastaların birkaç dakika yürüdükten sonra bir ‘açılma hissi’ yaşadığını ancak gün sonuna doğru ağrının tekrar geri geldiğini vurguladı. Yanlış ayakkabı seçimi, aşırı kilo ve sert zeminlerin bu tabloyu ağırlaştırdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Karalezli, halk arasında yaygın olan bir yöntem hakkında sert uyarılarda bulundu: "Topuğu sert yere vurarak dikeni kırmaya çalışmak gibi çok yanlış inanışlar var. Sakın yapmayın! Bu yöntem oradaki ödemi ve yırtığı artırarak iyileşmeyi geciktirir. Çözüm ’kırmak’ değil, o bölgeyi yumuşatmak ve esnetmektir" Ameliyatsız tedavi mümkün mü? Hastalığın yüzde 99 oranında ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebildiğini belirten Karalezli, iyileşme sürecinin anahtarlarını şöyle sıraladı: Egzersiz: Ayağın altına buzlu su şişesi koyup yuvarlamak veya havluyla germe yapmak. ESWT (Şok Dalga): Topuğa dışarıdan ses dalgaları verilerek iyileşmenin tetiklenmesi. Doğru Terlik: Evde asla çıplak ayakla sert zemine basılmamalı, mutlaka yumuşak tabanlı terlik kullanılmalı. Diken erir mi? Prof. Dr. Karalezli, en çok merak edilen konuya da açıklık getirdi: "Oluşan kemik çıkıntısı kendiliğinden erimez. Ancak tedaviyle oradaki iltihap geçince ağrı biter. Dikenin orada durmasının hiçbir zararı yoktur"
Moğolistan’daki ilk çocuk kemik iliği nakli Türk ve Moğol hekim ekipleri ile birlikte gerçekleştirildi
10 Şubat 2026 Salı - 10:48 Moğolistan’daki ilk çocuk kemik iliği nakli Türk ve Moğol hekim ekipleri ile birlikte gerçekleştirildi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın ve beraberindeki Türk sağlık heyeti, Moğolistan’ın Ulan Batur şehrinde ülke tarihinin ilk çocuk kemik iliği naklini başarıyla gerçekleştirdi. Türkiye ile Moğolistan arasında yürütülen kapsamlı sağlık iş birliği kapsamında, Moğolistan’da çocuklara yönelik ilk kemik iliği (hematopoietik kök hücre) nakli uygulaması başarıyla gerçekleştirildi. Yapılan bu klinik uygulama, yalnızca bir çocuğun tedavi süreci açısından değil, ülkede çocuk kemik iliği nakli alanında sürdürülebilir bir sağlık kapasitesinin oluşturulması için önemli bir gelişme olarak değerlendirildi. Çocuk hastalar kemik iliği nakli tedavi hizmetine kavuştu Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) desteğiyle, Medical Park Bahçelievler Hastanesi, Altınbaş Üniversitesi, TİKA Moğolistan Program Koordinasyon Ofisi, Türkiye Cumhuriyeti Moğolistan Büyükelçiliği, Moğolistan Sağlık Bakanlığı, Ulan Batur 1 No’lu Devlet Hastanesi ve Ulusal Anne ve Çocuk Sağlığı Merkezi iş birliğiyle yürütülen çok merkezli ve uluslararası proje kapsamında; Moğolistan’da çocuk kemik iliği nakli merkezinin hazırlanması, sağlık ekibinin eğitilmesi, teknik ve tıbbi altyapının güçlendirilmesi ile klinik uygulamanın birlikte gerçekleştirilmesi süreçleri tamamlandı. "Amacımız bilgi ve deneyimin kalıcı olarak aktarılmasını sağlamaktır" Projeye katılan Moğol sağlık çalışanları, Türkiye’de aldıkları eğitim sayesinde çocuk hastalar için ülkelerinde nitelikli tedavi hizmeti sunma imkanına kavuştu. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın, projeye ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: "Bu çalışma, Moğolistan’da çocuk hematoloji ve onkoloji alanında kalıcı bir tedavi kapasitesi oluşturulmasına yönelik çok önemli bir adımdır. Klinik uygulamanın, eğitimli yerel sağlık ekipleriyle birlikte gerçekleştirilmesi, bu hizmetin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Amacımız yalnızca bir hastanın tedavisine katkı sağlamak değil, aynı zamanda bilgi ve deneyimin kalıcı olarak aktarılmasını sağlamaktır." Uluslararası sağlık projelerinin sadece bireysel tedavilere değil, ülkelerin kendi sağlık sistemlerinde kapasite geliştirmelerine de katkı sağladığını ifade eden Prof. Dr. Fışgın, "Türkiye’nin bu alandaki bilgi birikiminin Moğolistan’daki sağlık hizmetlerine entegre edilmesi, uzun vadede çok sayıda çocuğun kendi ülkesinde tedavi edilebilmesine imkan tanıyacaktır" dedi. Proje katılımcılarından Moğolistanlı bir hekim ise, "TİKA’nın bize sunduğu bu imkan sadece bir eğitim değil; ülkemizde eksik olan bir tedavi kapasitesinin temellerini atmak anlamına geliyor. Türkiye’ye ve TİKA’ya minnettarız" ifadelerini kullandı. "Her çocuk kendi vatanında şifa bulsun" Operasyonun başarıyla tamamlandığını belirten TİKA Başkanı Abdullah Eren ise Türkiye’nin sağlık alanındaki bilgi ve birikimini dost ülkelerle paylaşmaya devam ettiklerini vurguladı. Çalışmanın yalnızca tıbbi bir operasyon olmadığını, aynı zamanda Moğolistan’daki çocuk kanseri tedavileri açısından bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Eren, şu değerlendirmelerde bulundu: "Moğolistan’da yıllardır lösemiyle mücadele eden 15 yaşındaki Miçidmaa’nın kendi vatanında şifa bulması, tüm çocuklarımız için yeni bir umuttur. İstiyoruz ki her çocuk kendi vatanında şifa bulsun." Bu çalışmanın, teknik bir başarının ötesinde Türkiye ile Moğolistan arasındaki dostluğun ve dayanışmanın en insani tezahürlerinden biri olduğunu vurgulayan Eren, "Micidmaa’nın ülkede gerçekleştirilen ilk başarılı pediatrik kemik iliği nakli sayesinde hayata yeniden tutunması, bu iş birliğinin en somut göstergesidir" diye konuştu. TİKA destekleriyle alanında uzman hekimlerin ortak tecrübesinin yalnızca bir operasyonun başarıyla tamamlanmasını sağlamadığını belirten Eren, aynı zamanda Moğolistan’da çocuk kanser tedavilerinde sürdürülebilir bir kapasite artışına katkı sunulduğunu kaydetti. Micidmaa’nın kendi vatanında şifa bulmasının, Moğolistan’daki diğer çocuklar için de yeni bir umut kapısı araladığını ifade eden Eren, sürece katkı sunan tüm paydaşlara ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Türk ekibe Şeref Nişanı takdim edildi Nakil sonrası çocuk hasta tam remisyon ile taburcu edilirken, Moğolistan Sağlık Bakanı Jigjidsuren Chinburen tarafından Moğolistan Meclisi’nde gerçekleştirilen resmi törenle projede görev alan ekibe "Şeref Nişanı" takdim edildi. Ayrıca, Moğolistan Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile ilgili hastanelerin yöneticilerinin katılımıyla düzenlenen basın toplantısında, iki ülke arasındaki sağlık alanındaki iş birliğinin önemi vurgulandı.
Sağlık-Sen heyeti, Cizre Sağlık Müdürü Karaşi ile bir araya geldi
10 Şubat 2026 Salı - 10:45 Sağlık-Sen heyeti, Cizre Sağlık Müdürü Karaşi ile bir araya geldi Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, Cizre Sağlık Müdürü Olarak atanan Dr. Mehmet Karaşi’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulunup, beyin Kanaması sonucu hayatını kaybeden sağlık çalışanı Remzi Ataman’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, Cizre ilçe ve iş yeri temsilcileriyle birlikte Cizre Sağlık Müdürlüğüne yeni atanan Dr. Mehmet Karaşi ile makamında bir araya gelip sendikal çalışmalar ve kurumsal işbirliği ile çalışanların iş barışı ile çalışma ortamlarıyla ile ilgili bilgi alışverişinde bulundu. Başkan Anmal, geçtiğimiz hafta içerisinde geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybeden Cizre İlçe Sağlık Müdürlüğü çalışanı Remzi Ataman’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü ifade edip, İlçe Sağlık Müdürü Mehmet Karaşi’ye başsağlığı dileğinde bulundu. Anmal, "Kardeşimizin vefatı bize iyi niyetli yapıcı üslubun kurumda iş barışın nasıl sağlanacağını. Çevreye duyarlı bireyin de insanlığa katkı sağlamak amacıyla yapılan her çalışmanın ne kadar kıymetli olduğunu bizlere bir kez daha göstermiştir. Bizler Sağlık-Sen ailesi olarak idarecilere yardımcı olmak için gerekli çalışmaları yapıcı önerilerle çözüm odaklı sendikacılık misyonu gereği üzerimize düşeni yaptık ve bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz" dedi. Ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade eden İlçe Sağlık Müdürü Mehmet Karaşi, kurumsal kimliğe uygun halka daha iyi hizmetin sunulması için yapılan önerileri dikkate alarak halka yönelik hızlı ve güvenli çalışmalarla önem vereceklerini söyledi.
Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlıkta örnek oluyor
10 Şubat 2026 Salı - 10:32 Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlıkta örnek oluyor Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında çok sayıda alanda ücretsiz danışmanlık ve tarama hizmeti sunuyor. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlara destek sağlıyor. Merkezde beslenme danışmanlığı, psikolojik danışmanlık, kronik hastalıklar ve fiziksel aktivite danışmanlığı, sigara bırakma polikliniği ile KETEM taramaları gerçekleştiriliyor. MHRS üzerinden, telefonla ya da randevusuz şekilde başvuru yapılabilen merkezde, gerekli görülen durumlarda hastalar üst basamak sağlık kuruluşlarına yönlendiriliyor. "Vatandaşlarımıza koruyucu sağlık hizmeti vermeye çalışıyoruz" Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Adar Bulut, merkezde verilen hizmetlere ilişkin yaptığı açıklamada, "Sağlıklı Hayat Merkezimizde multidisipliner bir yaklaşım uyguluyoruz ve koruyucu sağlık hizmetleri vermekteyiz. Burada beslenme danışmanlığı, psikolojik danışmanlık, kronik hastalıklar ve fiziksel aktivite danışmanlığı veriyoruz. Aynı zamanda sigara bırakma polikliniğimiz de mevcut. KETEM taramaları yapıyoruz, kolorektal kanser, meme kanseri ve rahim ağzı (serviks) kanserini erken teşhis ediyoruz. Taramalarımızı genellikle Aile Hekimleriyle koordineli şekilde ya da vatandaşlarımızı buraya davet ederek yapıyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde aynı zamanda sağlık okuryazarlığını artırmak amacıyla halk eğitimleri düzenliyoruz. Vatandaşları buraya davet ederek bebek akademisi, üreme danışmanlığı, kronik hastalıklar danışmanlığı eğitimleri yapıyoruz. Burada vatandaşlarımıza koruyucu sağlık hizmeti vermeye çalışıyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezimize tüm vatandaşlarımız başvurabilir. MHRS üzerinden ya da bizi arayarak randevu alabilirler. Randevusuz başvurduklarında da genellikle kayıtları kabul ediyoruz. Sağlıklı olan ya da kronik rahatsızlığı olan herhangi bir vatandaşımız bize başvurabilir. Burada bizden danışmanlık almaya gelen vatandaşta bir sorun tespit ettiğimizde eğer tedavi edilmesi gereken ya da uzman hekimin görmesi gereken bir durum olduğunu düşünürsek 2’nci ve 3’üncü basamağa sevkini sağlıyoruz. Sosyal çalışmacımız var. Bu aile içi şiddet, istismar durumu, bağımlılık gibi durumlarda diğer branşlarımız böyle bir durum olduğunu düşündüklerinde sosyal çalışmacımıza yönlendiriyorlar. Mesela danışan iyi beslenemiyordur maddi durumu yeterli değildir, o zaman sosyal çalışmacımız devreye giriyor ve ilgili kurumlarla iletişime geçiyor" şeklinde konuştu. "Amacımız sağlığın sürdürülmesi ve koruyucu sağlık hizmeti vermek" Dr. Bulut, "Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde aynı zamanda sigara bırakma ve bağımlılık polikliniğimiz var. Sigara bırakma polikliniğinde sigarayı bırakmayı düşünen veya sigara bırakmanın herhangi bir evresinde olan vatandaşımız bize başvurabilir. Burada biz vatandaşı değerlendiriyoruz, gerekirse medikal tedavi veriyoruz. Medikal tedavi olmadan sigarayı bırakabileceğini düşünüyorsak medikal tedavisiz devam edebiliyoruz. Bir yandan sürekli irtibatta oluyoruz. Uyuşturucu bağımlılığı ve kumar bağımlılığı ile mücadele noktasında diğer kurumlarla iş birliği yaparak hizmet veriyoruz. Bu bağımlılıklar için vatandaş ya da vatandaşın yakını bize başvurabilir. Bize başvurmadan önce bir hastalığınızın olmasına gerek yok. Amacımız sağlığın sürdürülmesi ve koruyucu sağlık hizmeti vermek" dedi. Diyetisyen ile bire bir danışmanlık hizmeti alan danışan Tuğçe Aksoy ise "Buradan bir aydır hizmet alıyorum. Öncelikle spor hocası olduğumdan dolayı, sağlıklı yaşamın önemini çok iyi bildiğim için diyetisyen Ezgi Hanım’a geldim sağ olsun bizimle bireysel planlama yaptı ve yasaklı maddeler koymadan yenilmesi gereken besinlerle güzel bir liste oluşturarak bir başlangıç yaptık. Burası hem ücretsiz hem de burada bizlerin bireysel olarak sağlıklı yaşama adım atabilmemizi destekliyorlar. Çükü diyet kısa bir süreç değil, diyetten sonra beslenme alışkanlığı kazanarak hayata etme süreci. Bu konuda da bizi destekliyorlar. Her hafta düzenli olarak geliyoruz. Yağ analizleri, kilo ölçümleri yapılıyor. Ezgi Hanım bunları kontrol ediyor. Kilo veremediğimiz zaman ‘şunlar eksik’ diyor ve destek alarak tekrar iyi hale geliyoruz" ifadelerini kullandı.
Kütahya’da tütün kullanmayı 11 sağlık personeline başarı belgesi
10 Şubat 2026 Salı - 10:18 Kütahya’da tütün kullanmayı 11 sağlık personeline başarı belgesi Kütahya’da sigara ve tütün ürünlerini bırakmayı başaran 11 sağlık personeline başarı belgesi takdim edildi. ’Tütün Bağımlılığı Tedavisi Eğitimi’ni başarıyla tamamlayan 5 hekime katılım belgeleri, sigara bırakma polikliniklerine başvurarak tütün kullanımını bırakan 11 sağlık personeline ise başarı belgeleri sunuldu. Belgeler; İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Atilla Beştemir ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Levent Onat tarafından verildi. Programda, sağlık çalışanlarının tütünle mücadelede gösterdiği kararlı duruşun önemine dikkat çekildi. Kütahya’da tütün bağımlılığıyla mücadele sürüyor Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında Kütahya’da düzenlenen programda, tütün bağımlılığıyla mücadelede yürütülen çalışmalar ve elde edilen başarılar kamuoyuyla paylaşıldı. Kütahya’da 2025 yılı başında 7 olan sigara bırakma polikliniği sayısının, hekimlere yönelik düzenlenen iki aşamalı eğitim programları kapsamında toplam 58 hekimin (28+30) eğitime katılmasıyla birlikte 23’e yükseldiği bildirildi. Bugün itibarıyla il genelinde tüm ilçe düzeyindeki birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında sigara bırakma hizmeti sunulduğu ifade edilirken, 2025 yılı içerisinde 2 bin 727 muayene gerçekleştirilerek vatandaşlara profesyonel destek sağlandığı belirtildi. Öte yandan 4207 sayılı Kanun kapsamında, ’Dumansız Hava Sahası Denetim Sistemi’ ile 7 gün 24 saat esasına göre denetimlerin sürdürüldüğü, ALO 184 SABİM hattı ile Yeşil Dedektör uygulaması üzerinden gelen ihbarlara ise anında müdahale edildiği kaydedildi. Yetkililer, sağlıklı bir gelecek için tütünsüz yaşamın mümkün olduğunu vurgulayarak, toplumun tüm kesimlerini tütünle mücadele çalışmalarına destek vermeye davet etti.
Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Sigarayı bırakmak, gelecek nesilleri korumak için zorunludur"
10 Şubat 2026 Salı - 10:01 Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Sigarayı bırakmak, gelecek nesilleri korumak için zorunludur" Tütün kullanımının bireysel bir alışkanlık değil, toplum sağlığını tehdit eden küresel bir salgın olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "Tütün kullanımı, kullanıcılarının yarısından fazlasını erken yaşta öldüren bir bağımlılıktır. Sigarayı bırakmak, yalnızca bireysel sağlık için değil, çocukları ve gelecek nesilleri korumak için de zorunludur" dedi. Tütün kullanımı, günümüzde halk sağlığını tehdit eden en büyük önlenebilir nedenlerden biri olarak kabul ediliyor. Sigara; başta akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olmak üzere pek çok solunum sistemi hastalığına yol açarken, kalp-damar hastalıkları ve inme riskini de ciddi ölçüde artırıyor. Güncel verilere göre dünya genelinde her yıl 7 milyondan fazla kişi tütün kullanımına bağlı nedenlerle yaşamını yitirirken, bu ölümlerin yaklaşık 1,6 milyonu pasif içicilikten kaynaklanıyor. Türkiye’de ise sigara her yıl yaklaşık 100 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. "9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü" kapsamında değerlendirmelerde bulunan Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, sigaranın insan sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekti. Sigaranın içerdiği nikotin, katran ve binlerce zararlı kimyasal madde nedeniyle vücudun neredeyse tüm organlarını olumsuz etkilediğini belirten Erdoğan, "Tütün kullanımı, kullanıcılarının yarısından fazlasını erken yaşta öldüren bir bağımlılıktır. Sigarayı bırakmak, yalnızca bireysel sağlık için değil, çocukları ve gelecek nesilleri korumak için de zorunludur. Bu maddeler kanser, kalp-damar hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları ve inme gibi ölümcül hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Özellikle akciğerler en fazla zarar gören organdır. Sigara içenlerde akciğer kanseri riski 15 ila 30 kat artmakta, KOAH gelişme ihtimalini ise önemli ölçüde yükselmektedir" dedi. Pasif içiciliğin de ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Erdoğan, "Pasif içicilik kalp hastalıkları ve akciğer kanseri riskini artırmaktadır. Hiçbir maruziyet seviyesi güvenli değildir" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Erdoğan, küresel ve ulusal verilere de değinen Erdoğan, 2024 itibarıyla dünya genelinde tütün kullanıcı sayısının 1,2 milyara gerilemiş olmasına rağmen tehdidin sürdüğünü belirterek, Türkiye’de 15 yaş üstü nüfusta günlük sigara kullanım oranının OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerde seyrettiğini ifade etti. Erdoğan, "2025 verilerine göre bu oran yüzde 28,3’tür. Erkeklerde bu oran yüzde 41,3, kadınlarda ise yüzde 15,5 olarak kaydedilmiştir. Ülkemizde her yıl sigaraya bağlı nedenlerle yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetmektedir" dedi. Sigaranın yalnızca sağlık üzerinde değil, ekonomik açıdan da ciddi yük oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Erdoğan, tütün ürünlerinin aile bütçelerini zorladığını, tedavi masraflarını artırdığını ve ülke ekonomisinde büyük kayıplara yol açtığını söyledi. Sigarayı bırakmanın sağlığın yeniden kazanılmasında en etkili adım olduğunu vurgulayan Erdoğan, bırakma sonrası iyileşme sürecine ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 20 dakika ile 12 saat içinde kandaki karbon monoksit seviyesi normale döner ve oksijen taşıma kapasitesi artar. İlk 72 saatten sonra akciğerler mukusu temizlemeye başlar, tat ve koku duyuları iyileşir. Üç ila dokuz ay içinde akciğer fonksiyonları yaklaşık yüzde 10 artar, öksürük ve nefes darlığı azalır. Bir yıl sonra kalp hastalığı riski yarıya iner. Beş yıl sonra felç riski sigara içmeyenlerle eşitlenir, akciğer kanseri riski yüzde 50 azalır. On ila on beş yıl sonra ise genel ölüm riski normale yaklaşır."
Bursa Şehir Hastanesi İnme Merkezi "1000" hayata umut oldu
10 Şubat 2026 Salı - 09:59 Bursa Şehir Hastanesi İnme Merkezi "1000" hayata umut oldu Güney Marmara’ya şifa dağıtan Bursa Şehir Hastanesi İnme Merkezi’nde, hizmete girdiği 2019 yılından bu yana bin hastaya müdahale edildi. Bu kapsamda hastane konferans salonunda program düzenlendi. Programa Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Fahire Gündüz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Mehmet Veysel Seyitoğlu, Hastane Başhekimi Doç. Dr. Salih Metin, İnme Merkezi’nde görevli hekim ve sağlık personelleri katıldı. Programda konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Salih Metin, inme merkezinde tedavi edilen 1000. inme vakasına ulaşmanın, hastaların şifa bulmasına yardımcı olmanın haklı gururunu ve mutluluğunu yaşadıklarını belirtti. İnmenin hızlı tanı, doğru müdahale ve güçlü bir ekip çalışması gerektiren, zamanla yarışılan hayati bir sağlık sorunu olduğunun altını çizen Metin, "İnme Merkezimiz; 7 gün 24 saat esasına dayalı hizmet anlayışı, ileri teknoloji altyapısı ve alanında yetkin sağlık kadrolarıyla kısa sürede çok önemli bir başarıya imza atmıştır" dedi. Bin vakanın yalnızca bir rakam değil; aynı zamanda bin hayat, bin umut ve bin yeniden başlangıç olduğunu vurgulayan Metin, "Bu vesile ile ilimizde sağlık hizmetlerinin daha da güçlenmesi noktasında yanımızda olan Sağlık Bakanlığı’mıza, İl Sağlık Müdürümüze ve ekiplerine ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum." şeklinde konuştu. İnme beynin bir ya da birden fazla fonksiyonunun aniden durması sonucu ortaya çıktığını dile getiren Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Cemile Haki ise, "Dünyada kalp rahatsızlığı ve kanserden sonra en sık üçüncü ölüm nedenidir. Sakatlık bırakan nedenler arasında da birinci sırada yer alıyor. Hastalarda daha çok damar tıkanıklığı görüyoruz. Damar tıkanıklığında eğer erken dönem hastaneye başvurulursa ani trombolitik tedavi dediğimiz damar açıcı tedavi uygulanabilir ya da çok büyük damar tıkanıklığı varsa mekanik trombektomi dediğimiz anjiyografik yöntemlerle hastaya müdahale edilebilir." diye konuştu. Bin hastaya ulaşmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Haki, "Tabi bu ekibin başarısıdır. İl sağlık müdürlüğü, şehir hastanesi yöneticileri, nöroloji başta olmak üzere çok büyük bir ekibin bir araya gelerek yaptığı bir başarıdır." ifadelerini kullandı. Program sonunda girişimsel radyoloji, nöroloji servisi ve inme merkezinde görevli hekimler ile bu süreçlerde emeği geçen tüm ekibe teşekkür belgesi ve plaket takdim edildi.
Anne adaylarına gebelikte diyabet ve şeker yükleme testi uyarısı
10 Şubat 2026 Salı - 09:31 Anne adaylarına gebelikte diyabet ve şeker yükleme testi uyarısı Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, gebelikte görülen ve tedavi edilmeyen şeker hastalığının ciddi problemle sebep olabileceğini, gebelikte şeker yükleme testinin tanı koydurucu en değerli test olduğunu söyledi. Şeker hastalığının, kanda bulunan şekerin vücuttaki hücreler tarafından yeterince kullanılmaması, buna bağlı olarak kanda şeker seviyesinin yükselmesi ve sonucunda yükselmiş şekerin vücuttaki hemen hemen tüm organlara zarar vermesi ile sonuçlanan bir hastalık olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, ülkemizin şeker hastalığının en yüksek oranda görüldüğü ülkelerden biri olduğunu ayrıca şeker hastalığının gebelik sırasında da görülebildiğini belirtti. Anne ve bebek gebelik dönemindeki diyabetten olumsuz olarak etkilenebiliyor. Hastalık, bebeğin genlerinde ilerleyen zamanlarda obezite ve kalp hastalığı gibi rahatsızlıklara ya da yatkınlıklara yol açabilecek değişikliklere de sebep olabiliyor. Şeker hastalığının iki şekilde görülebildiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, birincisinin gebelikten önce var olan diyabet (Tip 1 ya da Tip 2), ikincisinin de ilk kez gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabet olduğunu söyledi. Tüm gebeliklerin yüzde 1-14’ünde gestasyonel diyabet görülebileceğine dikkat çeken Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, Türkiye ortalamasının yüzde 7.7 olduğunu ifade etti. "Gebelikte şeker hastalığı tedavi edilmezse ciddi problemle sebep olabilir" Gebelikte şeker hastalığı görülmesi ve bunun tedavisiz bırakılmasının annede, anne karnındaki bebekte ve yeni doğan bebekte ciddi problemlerin meydana gelmesine sebep olduğunu belirten Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Annede görülebilen problemler arasında enfeksiyon, bebeğin sıvısının artışı ve bebeğin iri olması, doğum travmaları, artmış sezaryen, doğum sonrası kanama, gebelikte hipertansiyon olurken, anne karnındaki bebekte görülebilen problemler ise yapısal anomaliler, erken doğum, düşük, bebeğin anne karnındaki ani ölümü olabilmektedir" dedi. Yeni doğan döneminde görülebilen problemler arasında en sık yeni doğan bebekte yoğun bakım gerektirebilecek hipoglisemi ve değerlerindeki anormalliklerin olabileceğini söyleyen Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Bebek normalden iri, bazen de anne karnında yeterince gelişemeyerek küçük olarak doğabilir. Bebeğin kalbinde büyüme meydana gelebilir. Bebekte solunum sıkıntısı olabilir, ilerleyen yıllarda diyabet ve obezite, hatta bebeğin doğum sonrası ani ölümü meydana gelebilir" dedi. "Şeker yükleme testi tanı koydurucu en değerli testtir" Yüksek riskli gebeliklerle ilgili alanda çalışan hekimlerin gebelere yurt içi ve yurt dışı bilimsel kılavuzlar ve dünya genelinde kabul görmüş güncel yaklaşımlar neticesinde önerilerde bulunduğunu, bunlardan bir tanesinin şeker yükleme testi olduğunu belirten Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Gebelikte şeker hastalığı görülebilir ancak bu tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu hastalığın da tespiti için şeker tarama ve tanı testlerinin yapılması gereklidir. Sadece açlık, tokluk kan şekeri ölçümü ya da HbA1c gibi bazı kan değerlerine bakılması gebelikte şeker hastalığının çok büyük bir bölümünü tespit edememektedir. Dolayısıyla doktorunuzun aksini önermediği haller dışında şeker yükleme testi bu konuda tanı koydurucu en değerli testtir. Şeker yükleme testinin size de bebeğinize de herhangi bir zararı yoktur. Esasında size ve bebeğinize zarar veren bir durum tanı konulamamış şeker hastalığıdır" ifadelerini kullandı. Gebelikte şeker yükleme testinin iki şekilde ve 24-28. gebelik haftaları arasında yapıldığına dikkat çeken Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, şu bilgileri verdi: "İlk yöntem 75 gram oral glikoz tolerans testinin (OGTT) yapılmasıdır. Bu test açlık durumunda yapılmaktadır. Gebeden önce açlık durumunda bir kan örneği, 75 gramlık şekerli sıvıyı içtikten 1 ve 2 saat sonra tekrar kan örnekleri alınır. Buna da tek basamaklı yaklaşım denir. İkinci yaklaşımda ise 24-28. gebelik haftası arasında 50 gram glikoz tolerans testi yapılmaktadır. 1 saat sonra kanda şeker düzeyi bakılır. Şayet sonuç 140 mg/dl’nin altında gelirse normal olarak nitelendirilir. Ancak sonuç 140 mg/dl veya yüksek ise açlık durumunda iken 100 gram OGTT testi ile kesin tanı konulması gerekmektedir. Bu yöntem de çift basamaklı yaklaşım olarak adlandırılır. Gestasyonel diyabet tanısı konulan vakalarda diyet, yakın kan şekeri takibi ve gerekirse insülin tedavisine başlanması çok önemli bir konudur." "Şeker yükleme testi yapıldığında bebek veya anneyi etkileyen, zehirleyen, sakatlık yapan bir durum meydana gelmemektedir" Şeker yükleme testinin zararı olup olmadığı ile ilgili bilgi veren Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, 50 gram şeker yükleme testinin yaklaşık 200 kalori, 100 gram OGTT’nin yaklaşık 400 kalori şeker içerdiğini, doğal olmayan tatlandırıcılar içermediğini söyledi. Değerlerin kolay anlaşılması için örneklendirme yapan Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Bir dilim baklava yaklaşık 125 kalori içermektedir. 50 gram şeker yükleme testi yaklaşık iki dilim baklava, 100 gram OGTT ile de dört dilim baklavaya eşdeğer glikoz alımı meydana gelmektedir. Bu değerler çoğumuzun günlük hayatında sıklıkla tükettiği miktarda glukoz içeren besinlerdir. Dolayısıyla 50 gram, 75 gram veya 100 gram testleri yapıldığında, bilimsel temeli olmayan iddialar da belirtildiği gibi bebek veya anneyi etkileyen, zehirleyen, sakatlık yapan bir durum meydana gelmemektedir’’ diye konuştu.
Okul döneminde çocuk sağlığı için uzmanından önemli uyarılar
10 Şubat 2026 Salı - 09:11 Okul döneminde çocuk sağlığı için uzmanından önemli uyarılar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Süzen Celbek, okul döneminin başlamasıyla çocuklarda sık görülen sağlık sorunlarına dikkat çekerek ailelere önemli önerilerde bulundu. Okulların açılmasıyla çocukların günlük rutinlerinde yaşanan değişiklikler; kas-iskelet sistemi ağrılarından enfeksiyonlara, baş ağrısından öksürüğe kadar pek çok sağlık sorununu beraberinde getirebiliyor. Uzm. Dr. Büşra Süzen Celbek, bu dönemde hem ebeveynlerin hem de eğitimcilerin dikkatli olması gerektiğini vurguluyor. Sırt, boyun ve bel ağrılarına dikkat Okul çantalarının yaşa ve kiloya uygun olmaması; sırt, boyun ve bel ağrılarına, ilerleyen dönemde ise duruş bozuklukları ve skolyoz gibi problemlere yol açabiliyor. Dr. Celbek, "Çocukların anatomisini zorlamayacak ağırlıkta çanta kullanması, doğru oturma pozisyonu ve düzenli egzersiz bu dönemde büyük önem taşıyor" dedi. Baş ağrısının altında yatan nedenler göz ardı edilmemeli Okul çağındaki çocuklarda baş ağrısının en sık nedenleri arasında uyku düzensizliği, yetersiz su tüketimi ve görme problemleri yer alıyor. Bu nedenle okul öncesinde uyku düzeninin sağlanması, günlük su alımının takip edilmesi ve yıllık göz muayenesinin ihmal edilmemesi öneriliyor. İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı farkındalık şart Teneffüslerde tuvalet ihtiyacının ertelenmesi ve hijyen sorunları, idrar yolu enfeksiyonu riskini artırıyor. Ailelerin çocuklarını bilgilendirmesi, tuvalet hijyeninin düzenli hatırlatılması ve yeterli su tüketiminin teşvik edilmesi koruyucu rol oynuyor. Sık hastalanmanın önüne geçmek mümkün Sınıfların düzenli olarak havalandırılması ve teneffüslerde açık havada zaman geçirilmesi enfeksiyon riskini azaltıyor. El hijyeni önemli olsa da yoğun dezenfektan, ıslak mendil ve köpük sabun kullanımının çocuklarda cilt kuruluğu ve egzama riskini artırabileceği unutulmamalı. Paketli gıdalardan uzak, bağışıklığı destekleyen bir beslenme düzeni öneriliyor. Öksürük her zaman hastalık göstergesi değildir Öksürüğün çoğu zaman koruyucu bir refleks olduğunu belirten Dr. Celbek, "Çocuğun günlük yaşamını etkilemeyen hafif öksürüklerde burun temizliği ve sıvı alımı yeterlidir. Ancak kapalı alanlarda yoğun kimyasal kokular, özellikle alerjik ve astımlı çocuklarda tetikleyici olabilir" diye konuştu. Terlemeye karşı doğru kıyafet seçimi önemli Sıcak sınıf ortamından açık havaya çıkan çocukların kolayca giyip çıkarabilecekleri kıyafetler tercih edilmeli; pamuklu kumaşlar terlemeyi azaltmada yardımcı oluyor. Dr. Büşra Süzen Celbek, büyüme ve gelişmenin sağlıklı ilerleyebilmesi için D vitamini düzeylerinin doktor kontrolünde takip edilmesi ve balık tüketiminin beslenme programında yer alması gerektiğini de sözlerine ekledi.