Son Dakika
|
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
İngiltere: "3 Britanyalı, hantavirüse yakalandı"
Trendyol Süper Lig’de 33. hafta heyecanı
Kağıthane’de metrobüs yangını!
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
SAĞLIK
Vatandaşlardan Kızılay’ın kan bağışı kampanyasına destek
08 Mayıs 2026 Cuma - 13:03:08
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılay tarafından düzenlenen kan bağışı kampanyasına vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Sarıgöl Belediye Başkanı Tahsin Akdeniz de kampanyayı ziyaret ederek bağışçılarla bir araya geldi. Hükümet Konağı bahçesinde hizmet veren mobil kan bağışı noktasını ziyaret eden Başkan Akdeniz’e, Türk Kızılay Sarıgöl Temsilcisi Yusuf Tüfekçi eşlik etti. Vatandaşlarla sohbet eden Başkan Akdeniz, kan bağışının toplumsal dayanışmanın en önemli örneklerinden biri olduğunu söyledi. Başkan Akdeniz yaptığı açıklamada, "Toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biri olan kan bağışı konusunda vatandaşlarımızın gösterdiği duyarlılık bizleri memnun etti. Tüm hastalarımıza acil şifalar diliyor, ‘kan bağışı hayat kurtarır’ diyerek herkesi bu önemli kampanyaya destek olmaya davet ediyorum." dedi. Öte yandan öğrencilerin de ailelerini kan bağışı konusunda bilinçlendirdiği ve velilerini bağış yapmaları için teşvik ederek kampanyaya destek sağladığı öğrenildi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:54
Hantavirüs riskine karşı uzman uyarısı: "Hijyen kurallarına uymak hantavirüsten koruyor"
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kayhan Uğuz, hijyen kurallarına uymanın hantavirüsten korunmada önemli olduğunu belirterek, "Tarım işçileri, kamp yapan kişiler, çiftçiler, depo çalışanları ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler hantavirüs açısından daha yüksek risk grubunda yer alırlar" dedi. Son günlerde dünyada ve Türkiye’de sıkça gündeme gelen hantavirüs vakaları, toplumda endişeye neden oldu. Hantavirüs, genellikle fare ve kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu bulaşabilen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olarak tanımlanıyor. Özellikle kapalı ve uzun süre kullanılmamış alanların temizliği sırasında havaya karışan virüs parçacıkları solunum yoluyla vücuda girebiliyor. Medline Adana Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kayhan Uğuz, "Toplumda paniğe değil, doğru bilgiye ihtiyaç bulunuyor. Bilinçli olmak ve basit önlemlerle hantavirüs riskini büyük ölçüde azaltmak mümkündür" diyerek korunma yollarını anlattı. Hastalığı genellikle kemirgenler taşıyor Dr. Kayhan Uğuz, hantavirüsün, genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla temas sonucu bulaştığının altını çizerek, "Özellikle uzun süre kapalı kalmış depo, ahır, bodrum ve kırsal alanlardaki yapılarda risk daha yüksektir. Temizlik sırasında havaya karışan virüs partiküllerinin solunması enfeksiyonun en yaygın bulaş yolları arasında yer alır. Özellikle farelerin bulunduğu alanlarda koruyucu ekipman kullanılmadan yapılan temizlikler ciddi bir risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonu ilk günlerde grip benzeri belirtilerle ortaya çıkabilir. Ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve mide bulantısı en sık görülen şikâyetler arasındadır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise nefes darlığı, öksürük ve ciddi akciğer problemleri gelişebilir. Bu nedenle belirtilerin hafife alınmaması önemlidir. Özellikle kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir" diye konuştu. Erken tanı önemli Hantavirüste erken teşhisin hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Uğuz, şunları söyledi: "Hastalığın kesin tanısı laboratuvar testleriyle konulurken, hastanın temas öyküsü de tanı açısından önemlidir. Özellikle solunum sıkıntısı yaşayan hastaların acil değerlendirilmesi gerekir. Gerekli durumlarda akciğer ve böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için ek tetkikler de yapılabilir. Günümüzde hantavirüse karşı özel bir antiviral tedavi bulunmasa da erken dönemde uygulanan destek tedavileri sayesinde hastaların iyileşme şansı yüksektir. Tarım işçileri, kamp yapan kişiler, çiftçiler, depo çalışanları ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler hantavirüs açısından daha yüksek risk grubunda yer alırlar. Ayrıca uzun süre kullanılmamış ev veya iş yerlerini temizleyen kişiler de dikkatli olmalıdır. Fare ve kemirgenlerin yaşam alanlarına girmesini önlemek için gıda ürünlerinin kapalı şekilde saklanması ve yaşam alanlarının düzenli temizlenmesi de çok önemlidir." Hijyen kurallarına uymak koruyor Hantavirüsten korunmada en önemli adımın hijyen kurallarına dikkat etmek olduğunu vurgulayan Dr. Uğuz, "Hijyen kurallarına uymak hantavirüsten korunmada önemli. Kapalı alanlar temizlenmeden önce mutlaka havalandırılmalı, temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı. Özellikle fare veya başka kemirgenlerin dışkısının görüldüğü alanların süpürülmesi yerine dezenfektan kullanılarak temizlenmesi gerekir" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:46
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:20
Talasemiyle yaşamak zor, önlemek mümkün
Halk arasında Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi, bebeklik döneminden itibaren kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren zorlu bir sağlık sorunu. Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hastalığın seyri ve korunma yöntemleri hakkında hayati bilgiler paylaştı. Genetik geçişli ve yaşam boyu tedavi gerektiren ciddi bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi), erken çocukluk döneminde ortaya çıkarak aileleri uzun soluklu bir mücadeleye sürüklüyor. 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, bu zorlu hastalıkta en etkili yaklaşımın tedavi etmekten ziyade genetik taramalarla hastalığı baştan önlemek olduğunu vurguladı. Talasemi erken dönemde belirti verebiliyor Talaseminin süt çocukluğu döneminden itibaren belirti verebildiğini belirten Prof. Dr. Atay, "Bu hastalık kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi bulgularla ortaya çıkabilir. Bazı hastalar henüz 6 aylıkken düzenli kan nakli almak zorunda kalabiliyor. Bu durum hem çocuk hem de aile için uzun ve zorlu bir süreci beraberinde getiriyor. Talasemi yaşam boyu takip gerektirirken, multidisipliner yaklaşım oldukça önemli" dedi. Düzenli tedavi ve takip şart Talasemi tedavisinde düzenli kan transfüzyonlarının ve demir şelasyon tedavisinin temel olduğunu belirten Prof. Atay, "Bunun yanında hastaların büyüme ve gelişimleri, hormon düzeyleri ve kalp sağlığı düzenli olarak takip edilmelidir. Demir birikiminin organlara zarar verip vermediği yakından izlenmelidir. Günümüzde uygun hastalarda kök hücre nakli ile kalıcı tedavi sağlanabiliyor. Bu süreç deneyimli ekipler tarafından yürütülmesi tedavi için oldukça önemli" ifadelerini kullandı. En etkili yöntem hastalığı önlemek Talasemide en önemli adımın hastalığı önlemek olduğunu belirten Prof. Dr. Atay, "Talasemi tarama programlarıyla taşıyıcı bireylerin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Taşıyıcı çiftlerin genetik danışmanlık alarak sağlıklı çocuk sahibi olması mümkün. Bu nedenle korunma en etkili yöntemdir" dedi. Prof. Dr. Atay, hastalık gelişmesi durumunda ise doğru tedavi ve güçlü bir ekip çalışmasıyla başarılı sonuçlar elde edilebildiğini ifade etti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 14:27
Uzmanından uyarı: "3 aydan uzun süren bel ağrısına dikkat"
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:56
Fonksiyonel çene tedavisiyle çocukların büyüme yolculuğuna destek
Çocuklarda burundan nefes alamama, horlama, gece uyanmaları veya postür bozuklukları gibi durumlar, çene gelişimi üzerinde etkili olabiliyor. Dt. Dr. Deniz Mercan, çocuklarda fonksiyonel çene tedavisi ile bu tür birçok sorunun tedavi edilebildiğini belirtti. Fonksiyonel çene tedavisi yalnızca dişlerin düzgün sıralanmasını değil, çocuğun burundan rahat nefes almasını, kaliteli uyku uyumasını ve yüz gelişiminin dengeli olmasını amaçlıyor. Uykunun çocuk gelişimi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, burun yoluyla alınan kesintisiz nefesin önemine dikkat çeken Medicana Ataköy Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Dr. Deniz Mercan ağızdan nefes almanın etkilerini şu şekilde sıraladı: "Üst çene gelişimi sınırlı kalabilir. Alt çene geride konumlanabilir. Yüz şekli uzun ve dar bir form alabilir. Dişlerde çapraşıklıklar oluşabilir. Uyku kalitesi ve konsantrasyon etkilenebilir." 5-10 yaş müdahale için en uygun dönem Fonksiyonel tedavide erken teşhisin önemli olduğunu belirten Dt. Dr. Deniz Mercan, "Özellikle 5-10 yaş aralığı, yüz ve çene gelişiminin en aktif olduğu dönem. Bu süreçte yapılan doğru yönlendirmeler, kalıcı ve doğal sonuçlar alınmasını sağlıyor. Muayene sırasında çocuğun çene yapısı, nefes yolları, diş dizilimi ve kapanışı detaylı olarak inceleniyor. Eğer KBB kaynaklı bir problem varsa önce bu durum ele alınıyor, ardından doğru nefes alma alışkanlıkları kazandırılarak tedaviye başlanıyor" dedi. "Her çocuğa özel tedavi planlanmalı" "Fonksiyonel çene tedavisi, her çocuğun ihtiyacına özel planlanmalıdır" diyen Dt. Dr. Deniz Mercan, "Üst çenesi dar olan çocuklarda çıkarılabilir apareyler tercih edilirken, alt çene dengesizliği olanlarda çiğneme fonksiyonu basit müdahalelerle desteklenebiliyor. Dil bağı olan çocuklarda ise dil egzersizleri ve gerektiğinde cerrahi müdahale önerilebiliyor. Amaç, gece ağzı kapalı uyuyabilen, dengeli yüz gelişimine sahip, sağlıklı nefes alan çocuklar yetiştirmek" şeklinde açıkladı. Bu belirtiler varsa dikkat Dt. Dr. Deniz Mercan, ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bazı işaretleri şu şekilde sıraladı: "Gece ağız açık uyuma, sabahları yorgun uyanma, alt çenenin bir tarafa kayması, dilin damağa temas edememesi, süt dişlerinde boşluk olmaması veya erken çapraşıklık. Bu gibi durumlarda uzman görüşü almak, ileride daha büyük müdahalelerin önüne geçebilir." Sık yapılan yanlış yorumlar Dt. Dr. Deniz Mercan, fonksiyonel çene tedavisi hakkında en sık karşılaşılan yanlış kanılardan bazılarını ise şöyle anlattı: "Kalıcı dişleri çıkmadan bir şey yapılamaz’ demek yanlıştır. Oysa amaç sadece dişlerle ilgili değil; burun solunumu, çene yapısı ve yüz gelişimini desteklemek. ‘Dişler düzgünse sorun yoktur’ denilemez. Ağızdan nefes alma, horlama ya da sık hastalanma gibi durumlar bazen görsel olarak fark edilmeyen gelişim sinyalleri olabilir. ‘Aparey takarsak her şey çözülür’ düşüncesi yanlıştır. Fonksiyonel tedavi sadece aparey kullanımı değil, aynı zamanda dil, nefes ve yutkunma alışkanlıklarının da yönlendirilmesini içerir." Sadece dişler değil gelecek de şekilleniyor Dt. Dr. Deniz Mercan, fonksiyonel ortodontinin çocukların yalnızca diş sağlığına değil, genel gelişimlerine de katkı sunduğunu belirtti ve ekledi: "Amacımız; çocukların burun yoluyla sağlıklı nefes alabilmesini, doğru çene ve yüz gelişimini, düzgün duruş ve konuşma alışkanlıklarını desteklemek. Böylece kendine güvenen, sağlıklı bireyler olarak büyümelerine katkı sağlıyoruz."
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:35
Doç. Dr. Kaçmaz: "Organ bağışında canlı nakilde dünya lideri, kadavrada gerideyiz "
Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakil Sorumlusu Doç. Dr. Mustafa Kaçmaz, organ bağışı konusunda toplumda sıkça karşılaşılan yanlış inanışlara açıklık getirdi. Kaçmaz yaptığı açıklamada organ bağışının etik kurallar çerçevesinde titizlikle yürütüldüğünü ve her sağlıklı bireyin organ bağışçısı olabileceğini vurguladı. Organ bağışının ülkemizde giderek daha fazla önem kazandığını belirten Kaçmaz, Türkiye’de organ bekleyen hasta sayısının her geçen gün arttığına dikkat çekti. Yaklaşık 30 bin kişinin böbrek nakli beklediğini, 2 bin 500 civarında hastanın karaciğer, binin üzerinde kişinin ise kalp nakli için sırada olduğunu ifade eden Kaçmaz, bu hastaların kısa sürede organa kavuşmazsa hayatını kaybedeceğini söyledi. "Canlı nakilde başarılıyız, kadavrada gerideyiz" Organ naklinin iki yolla gerçekleştirildiğini belirten Kaçmaz, canlıdan yapılan nakillerde Türkiye’nin oldukça başarılı olduğunu, ancak kadavradan nakil konusunda aynı düzeye ulaşılamadığını dile getirdi. Canlı nakillerin genellikle akrabalar arasında yapıldığını, ancak sadece böbrek ve karaciğerin bir kısmının bağışlanabildiğini hatırlattı. Buna karşılık kadavradan yapılan organ bağışlarının çok daha fazla hayat kurtarabileceğini söyleyen Kaçmaz, "Dünyayla bu konuda ters istatistiğe sahibiz. Dünyada canlıdan organ nakli az kadavradan fazla ülkemizde de durum tam tersi. Yakınlarımıza organ verme konusunda fedakarız. Ama bir kadavradan alınan organlarla 5-6 hasta sağlığına kavuşabiliyor. Bu çok büyük ve kıymetli bir katkı" dedi. Niğde’de son 7 ayda 5 beyin ölümü gerçekleşmiş hastadan organ nakli gerçekleştirdiklerini belirten Kaçmaz, "Niğde olarak organ bağışında ülkemizde ilk 3’e girebilecek durumdayız. Vatandaşımız bu konuda duyarlı ve hassas çok teşekkür ediyoruz. Bizim bu süreci iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Ülke genelinde bu alanda daha iyi noktalara gelinebilmesi için farkındalık çalışmalarının artırılması gerekiyor" ifadelerine yer verdi. "Beyin ölümü ve bitkisel hayat aynı değil" Toplumda sıkça karıştırılan beyin ölümü ve bitkisel hayat kavramlarına da açıklık getiren Kaçmaz, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir süreç olduğunu, bitkisel hayattaki hastaların ise uzun süre hayatta kalabileceğini söyledi. "Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın 24-48 saat içinde hayatını kaybetmesi kaçınılmazdır. Bu süreçte organlar yapay yollarla kısa süreliğine yaşatılabilir ancak beyin fonksiyonları bir daha geri gelmez" diyerek tanının hassas kurallar çerçevesinde, çok disiplinli bir kurul kararıyla konulduğunu ifade etti. Aile onayı organ bağışında sürecin anahtarı Organ bağışı için kişinin sağlığında yaptığı beyanın yanı sıra, beyin ölümü sonrası ailesinin onayının da gerektiğini hatırlatan Kaçmaz, "Bir kişinin bağışı, başka hayatları kurtarabilir. Ailelerin bu kararı vermesi kolay olmasa da zamanla bu kararın ne kadar doğru olduğunu hissediyor ve bize teşekkür ediyorlar. Bu, bizi de derinden etkiliyor" dedi. Doç. Dr. Mustafa Kaçmaz, organ bağışının önemine ve toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğine bir kez daha dikkat çekerek, bağışlanan her organın yeni bir yaşam umudu olduğunu, bir bağışla 4-5 kişinin yaşama tutunabileceğini belirtti.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:31
Yüksek riskli gebeliklere perinatoloji uzman takibi
Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, anne ve bebek sağlığını ilgilendiren 2 perinatoloji (yüksek riskli gebelikler) uzmanı hizmet veriyor. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hizmetlerini güçlendirmek için önemli adımlar atarken, Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası ile yapılan atama sonrası hastanede 2 perinatoloji uzmanı hizmet veriyor. Bu kapsamda göreve başlayan Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Derya Uyan Handem, yüksek riskli gebeliklerin tanı ve takibinde görev yapacak. Handem, perinatolojinin, anne ve bebek sağlığını tehdit eden durumların erken tanı ve tedavisinde kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Dr. Handem perinatolojinin; gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek riskli durumların izlenmesini ve yönetilmesini sağlayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığının yan dalı olduğunu söyledi. Bu alanda uzman olabilmek için kadın hastalıkları ve doğum ihtisasını tamamlamış hekimlerin ek yan dal eğitimi alması gerektiğini ifade eden Handem, sağlıklı gebeliklerin takibi kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından yürütülürken, yüksek riskli gebeliklerin takibi ise perinatoloji uzmanı tarafından yapıldığını söyledi. Doç. Dr. Handem, perinatoloji uzmanının takibini gerektiren başlıca durumları şöyle sıraladı: "Anne adaylarında hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklar, gebelik sırasında gelişen yüksek tansiyon (preeklampsi) ve gebeliğe bağlı diyabet, plasenta yerleşim ve yapışma problemleri, ikiz veya çoğul gebelikler, bebekte büyüme ve gelişme geriliği, amniyon sıvısında düzensizlikler (fazlalık ya da azlık) ve genetik hastalıklar ve fetal yapısal anomaliler. Bu tür riskli durumlarda erken tanı ve uzman takibi, hem annenin hem de bebeğin sağlığını korumada hayati rol oynar."
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:30
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Sancak: "Burun estetiği, kişiye özel tasarlanmalı"
Rinoplastinin hem fiziksel sağlığı hem de yaşam kalitesini iyileştiren kapsamlı bir süreç olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mecit Sancak, "Başkasının burnunu kendi yüzünde taşımak doğal ve orantılı bir görünüm sağlamaz. Burun tasarımı, kişinin yüz hatları, cilt yapısı ve bireysel ihtiyaçlarına göre planlanmalı" dedi. Burun estetiği olarak bilinen ’rinoplasti’nin temel amacının burun şeklini yeniden yapılandırmak olduğunu ifade eden Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mecit Sancak, estetik kaygıların yanında sağlık sorunlarının da bu ameliyat için başlıca nedenler arasında yer aldığını belirtti. Burundaki yapısal ve işlevsel sorunlara değinen Sancak, "Burun, burun kemeri ve burun deliği asimetrisi, aşırı büyük ya da küçük burun yapısı gibi durumlar, bireyleri estetik nedenlerle ameliyata yönlendirebilir. Ancak nefes alma güçlüğü, horlama, uyku apnesi gibi işlevsel problemler de bu müdahale için geçerli gerekçelerdir. Kimi zaman da travmaya bağlı yaralanmalar sonrası estetik ve yapısal bozukluklar meydana gelir. Bu gibi durumlar yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da kişiyi olumsuz etkileyebilir" diye konuştu. "Burun estetiği, kişiye özel tasarlanmalı" Estetik operasyon düşünen pek çok kişinin ünlü birinin burun yapısına sahip olmak istediğini aktaran Dr. Sancak, "Bu talep cerrahi açıdan gerçekçi değildir. Her yüz farklı bir anatomik yapıya sahiptir. Başkasının burnunu kendi yüzüne taşımak doğal ve orantılı bir görünüm sağlamaz. Bu nedenle burun tasarımı, kişinin yüz hatları, cilt yapısı ve bireysel ihtiyaçları doğrultusunda planlanmalıdır" dedi. Rinoplasti için alt yaş sınırının, kemik ve kıkırdak gelişiminin büyük ölçüde tamamlandığı dönem olduğuna dikkat çeken Sancak, bu gelişimin kadınlarda 16-17, erkeklerde ise 17-18 yaşlarında büyük ölçüde tamamlandığını, ancak 22 yaşına kadar az da olsa gelişimin devam ettiğini anlattı. Çok ciddi bir problem yoksa 18 yaş sonrası cerrahi planlamayı daha sağlıklı bulduklarını, üst yaş sınırında ise kişinin genel sağlık durumuna baktıklarını sözlerine ekledi. "İyileşme süreci kişiden kişiye değişiyor" Rinoplasti süresinin genellikle 1,5-3 saat arasında değiştiğini aktaran Dr. Sancak, "Erken saatlerde gerçekleştirdiğimiz ameliyatlarda hastamızı aynı gün taburcu edebiliyoruz. Ancak daha geç saatlerde yapılan cerrahilerde bir gece hastanede kalmalarını öneriyoruz. İyileşme süreci kişiden kişiye değişiklik gösterse de genellikle üçüncü günde tamponlar, yedinci günde ise burun sırtındaki atel çıkarılıyor. Takip kontrollerimizi birinci, üçüncü, altıncı ay ve yıllık bazda sürdürüyoruz" dedi. "Burun cildi yeni yapıya uyum sağlamak zorundadır" Ameliyat sonrası nihai sonucun hemen oluşmadığına dikkat çeken Sancak, şişlik ve ödemlerin ilk ay içinde büyük ölçüde azaldığını ancak tam şeklin ortaya çıkmasının 6 ay ile 1 yıl sürebildiğini dile getirdi. Sancak, "Ameliyat sırasında hastanın burnunu küçülttüğümüzde, burun cildi yeni yapıya uyum sağlamak zorundadır. Bu süreç sabır ve dikkatli takip gerektirir. Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gereken kurallar ise iyileşmeyi doğrudan etkiler" ifadelerini kullandı. Ameliyat sonrası ilk 3 ay boyunca gözlük kullanımından kaçınılması gerektiğini belirten Sancak, bu süreçte burun köprüsüne doğrudan baskı uygulamanın iyileşme sürecine zarar verebileceğini, bu nedenle kontakt lenslerin veya gözlük yükünü yüze yayacak aparatların tercih edilebileceğini söyledi. "İyileşme sürecinde yapılan hatalar, sonucu etkileyebilir" Rinoplasti sonrası dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın cerrahın önerilerine eksiksiz uyum sağlanması olduğunun altını çizen Sancak, operasyon sonrası en çok yapılan hatalar olarak, "Burun üzerine doğrudan buz koymak, ağır sporlar yapmak, yan yatmak, gözlük kullanmak, aşırı mimik yapmak, sigara ve alkol kullanımı" sıraladı. Ayrıca takip kontrollerinin aksatılmamasının hem sağlıklı iyileşme hem de estetik sonucun başarısı için çok önemli olduğunu hatırlattı. Sonuç olarak rinoplastinin yalnızca estetik bir müdahale olmadığını; bu operasyonun bireyin hem fiziksel sağlığını hem de yaşam kalitesini iyileştiren kapsamlı bir süreç olduğunu vurgulayan Sancak, "Burun estetiği hem nefes alma kalitesini artırabilir hem de bireyin özgüvenine katkı sunabilir. Bu nedenle yalnızca dış görünüm değil, işlevsel yapı da titizlikle değerlendirilmelidir" dedi.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:02
Tedavi edilmeyen diş çürüğü, ölüme sebep olabilir
Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, diş çürüklerinin kalp kapağı enfeksiyonuna neden olabileceğini ve özellikle kalp hastalarının diş sağlığına daha fazla dikkat etmesi gerektiğini belirterek, tedavi edilmemiş bir diş çürüğünün ölüme sebep olabileceğini söyledi. Diş çürükleri, çoğu zaman yalnızca ağız içinde ağrıya veya çiğneme zorluğuna yol açan basit bir sorun gibi görülse de, tedavi edilmediği durumlarda vücudun farklı bölgelerinde ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Özellikle ilerlemiş diş çürükleri, enfeksiyon oluşumuna ve bu enfeksiyonların kan dolaşımıyla yayılmasına neden oluyor. Bu durum vücudun birçok bölgesini etkileyebilirken, en hayati organlardan biri olan kalp, bu yayılımdan doğrudan etkilenebiliyor. Kalp kapağı hastalığı, kalp pili bulunan hastalar veya kalp kapaklarında yapısal bozukluk olan bireyler, bu tür bakteriyel enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, ağız ve diş sağlığının özellikle kalp hastaları için hayati önem taşıdığını söyleyerek, ağız içinde oluşabilecek çürükler, ağrıyan dişler ve iltihapların, kalp kapağına veya kalp piline zarar verebilecek enfeksiyonlara yol açabileceğini belirtti. "İltihaplar ve bakteri dağılımı kalp kapaklarına, kalp pillerine zarar verebilir" Ağız içerisinde oluşabilecek iltihapların ve bakteri dağılımının kalp kapaklarına ve kalp pillerine zarar verebileceğini ifade eden Dr. Erdoğu, "Kalp hastalığı artık dünyada en sık görülen ve toplumun neredeyse yüzde 40’ının mustarip olduğu bir hastalık. Kalp hastalıkları kronik bir hastalık ve hastalık kişiye bulaştığı zaman geçen bir durum değil. Sadece şikâyetler azaltılıp kötü durumlar engellenmeye çalışılıyor. Bunların içerisinde hipertansiyon hastaları, baypas olmuş hastalar, stent takılmış hastalar, kalp yetersizliği ve ritim bozukluğu olan hastalar var. Vücudumuzun herhangi bir yerindeki enfeksiyon, kanla bütün dokularımıza dağılabiliyor. Bu dağılım esnasında eğer kişide kalp kapağı değişmişse, kalp pili takılmışsa, kalp kapaklarında kaçak varsa bu kişinin kalbi daha hassas ve enfeksiyon kapmak için yatkın bir duruma sahip olabiliyor. Ağız içerisinde oluşabilecek ağrılar, dişlerde kırılma gibi durumlarda da özellikle kalp hastaları çok yakın bir diş takibinde olmaları gerekiyor. Ağız içlerinde çürük kökler, ağrıyan dişlerin bulunmaması gerekiyor çünkü köklerden oluşacak iltihaplar ve bakteri dağılımı kalp kapaklarına, kalp pillerine zarar verebilir" şeklinde konuştu. "Bir diş hekimine giden kalp hastasının mutlaka geçmişinin sorgulanması gerekmektedir" Kalp hastalarının diş tedavisi yapılmadan önce geçmişinin sorgulanması gerektiğini ifade eden Dr. Erdoğu, "Yeni stent takılmış kalp hastaları, kalpte durma ya da ritim bozukluğu gibi şikâyetleri olmuşsa bu hastaların diş tedavileri çok dikkatli yapılması gerekiyor. Ağrı kontrolünü çok iyi sağlamak lazım, bazı yüksek riskli hastalarda; kalp durması yaşamış, yoğun bakımlarda yatmış, pil takılmış hastalarda diş tedavilerinin daha donanımlı hastanelerde yapılması gerekiyor. Bu hastalarda ağrıya bağlı yeniden kalp ritmini tetikleme, kalp krizinin oluşmasını ve kalpte durma gibi durumlar bu hastaların başına gelebilir. Bir diş hekimine giden kalp hastasının mutlaka geçmişinin sorgulanması gerekmektedir. Kalp hastalarının kullandığı ilaçlara bakılması ve bazı kan sulandırıcı ilaçlar kullanıldığı zaman ise diş çekim sürecinin ertelenmesi gerekmektedir. Kalp pili bulunuyorsa daha dikkatli olunması gerekmekte ve mutlaka antibiyotik ilaç kullanılarak diş çekiminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Hastanın iyi seçilmiş ve organize edilmiş olması gerekiyor. Tedavi edilmemiş bir diş çürüğü bir kişinin ölümüne sebep olabilir. Kalp hastasının dişini çekerken ağrının kontrolünün yapılmaması veya hastanın çok riskli olması nedeniyle uygun ortam oluşturulmadığı zaman kalp hastası kötü sonuçlara maruz kalabilir" dedi.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:55
Tedavi edilmeyen diş çürüğü, ölüme sebep olabilir
Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, diş çürüklerinin kalp kapağı enfeksiyonuna neden olabileceğini ve özellikle kalp hastalarının diş sağlığına daha fazla dikkat etmesi gerektiğini belirterek, tedavi edilmemiş bir diş çürüğünün ölümüne sebep olabileceğini söyledi.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:54
Sivas’ta böbrek nakli ve diyaliz süreci eğitimi düzenlendi
Medicana Sivas Hastanesi ev sahipliğinde "Hemodiyaliz Eğitim Programı" düzenlendi. Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Vakfı ile Türk Nefroloji, Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireleri Derneği’nin iş birliğinde düzenlenen programda böbrek nakli ve organ bağışının önemi vurgulandı. Medicana Sivas Hastanesi’nin ev sahipliğinde, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Vakfı ile Türk Nefroloji, Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireleri Derneği iş birliğiyle "Hemodiyaliz Eğitim Programı" düzenlendi. Programa doktorlar, hemşireler, diyaliz teknikerleri ve hastalar katıldı. Etkinlikte, diyaliz süreci, hipertansiyonun böbrek sağlığı üzerindeki etkileri ve hasta yönetimi konularında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Katılımcılara, hemodiyaliz merkezlerinde kalite ve mükemmelliğe ulaşmak için bu tür eğitim programlarının hayati önem taşıdığı vurgulandı. Program kapsamında konuşan Doç. Dr. Mehmet Emin Demir, Türkiye’de yaklaşık 65 bin diyaliz hastasının bulunduğunu belirterek, "Bu eğitim programları çerçevesinde diyaliz hemşireleri, hekimler ve teknikerlerin katılımıyla bilgi paylaşımı sağlanmaktadır" dedi. "Organ bağışına katkı sağlayalım Doç. Dr. Mehmet Emin Demir, eğitim programlarında hastalara böbrek nakli ve diğer tedavi seçeneklerini aktardıklarını belirterek, "Diyaliz tedavileri disiplinli bir şekilde uzun bir zamana yayılması gereken bir program içerisinde yürütülmesi gerekmektedir. Hastalarımız dönem dönem motivasyonlarını kaybetmekte ve bazı yeniliklere uzak kalmaktadırlar. Kronik böbrek yetmezliği geliştiği zaman hastalarımızın önünde 3 seçenek vardır. Bunlar makine diyalizi, karın zarı dediğimiz periton diyaliz ya da en ideali olan böbrek nakli gerçekleştirmeleridir. Günümüzde kronik böbrek hastalığının en iyi tedavisi böbrek naklidir. Böbrek nakli olan hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi daha iyi olmaktadır. Diyaliz sürecine giren hastaların bir kısmının diğer alternatif veya diğer ana tedavilerle ilgili bilgilere ulaşamadığını görmekteyiz. Bu eğitim programlarımız süreci içerisinde hastalarımıza özellikle böbrek naklini ve diğer tedavi seçeneklerini aktarmaktayız" dedi. "Hayat kalitesinin artmasına katkı sağlayalım" Demir, bu eğitim programlarının yıllardır sürdürüldüğünü ve temel amaçlarının diyaliz sürecinde yaşanan sorunlara yönelik farkındalığı canlı tutmak olduğunu belirterek, " Hastalarımızın bu uzun süre içerisinde kaybettikleri motivasyonu sağlamak için psikologlar ve diyetisyenler eşliğinde eğitim süreçlerini tazelemekteyiz. Programlarımıza hastalarımızın eğitimini hedeflemekteyiz. Bizler bu programı ilk defa yapmıyoruz. Yıllardır belli bir program çevresinde yürütmekteyiz ve en önemli hedefimiz de diyalizle ilgili yaşanan sorunlarla farkındalığı sürekli canlı tutmak. Bu alandaki gelişmeleri sürekli hastalarımıza ve paydaşlarımıza iletmektir. Türkiye de şu anda yaklaşık 25-30 bin civarında organ bekleyen vatandaşımız çeşitli hastalıklardan beklemektedir. Lütfen organ bağışına katkıda bulunalım insanların yaşamasına hayat kalitesinin artmasına katkı sağlayalım" diye konuştu. "Bugün burada olmaktan çok mutluyuz" Uzman hemşire Tülay Aksoy ise eğitim için burada olduklarını söyleyerek, "Bugün burada hem diyaliz tedavisi gören hastalarımızın hem de diyalizde çalışan meslektaşlarımızın eğitimleri için buradayız. Bu toplantılarımızı zaman zaman bölgesel olarak yapmaktayız. Bugünde burada olmaktan çok mutluyuz. Ulusal kongrelerimiz de biz bunu daha çok getiriyoruz ama bölgesel toplantılarla da üyelerimize ve meslektaşlarımıza ulaşarak bilgi eksikliğini yüz yüze geri bildirimlerle almak daha elverişli oluyor" şeklinde konuştu.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:33
Sivas’ta böbrek nakli ve diyaliz süreci eğitimi düzenlendi
Medicana Sivas Hastanesi ev sahipliğinde "Hemodiyaliz Eğitim Programı" düzenlendi. Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Vakfı ile Türk Nefroloji, Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireleri Derneği’nin iş birliğinde düzenlenen programda böbrek nakli ve organ bağışının önemi vurgulandı. Medicana Sivas Hastanesi’nin ev sahipliğinde, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Vakfı ile Türk Nefroloji, Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireleri Derneği iş birliğiyle "Hemodiyaliz Eğitim Programı" düzenlendi. Programa doktorlar, hemşireler, diyaliz teknikerleri ve hastalar katıldı. Etkinlikte, diyaliz süreci, hipertansiyonun böbrek sağlığı üzerindeki etkileri ve hasta yönetimi konularında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Katılımcılara, hemodiyaliz merkezlerinde kalite ve mükemmelliğe ulaşmak için bu tür eğitim programlarının hayati önem taşıdığı vurgulandı. Program kapsamında konuşan Doç. Dr. Mehmet Emin Demir, Türkiye’de yaklaşık 65 bin diyaliz hastasının bulunduğunu belirterek, "Bu eğitim programları çerçevesinde diyaliz hemşireleri, hekimler ve teknikerlerin katılımıyla bilgi paylaşımı sağlanmaktadır" dedi. "Organ bağışına katkı sağlayalım Doç. Dr. Mehmet Emin Demir, eğitim programlarında hastalara böbrek nakli ve diğer tedavi seçeneklerini aktardıklarını belirterek, "Diyaliz tedavileri disiplinli bir şekilde uzun bir zamana yayılması gereken bir program içerisinde yürütülmesi gerekmektedir. Hastalarımız dönem dönem motivasyonlarını kaybetmekte ve bazı yeniliklere uzak kalmaktadırlar. Kronik böbrek yetmezliği geliştiği zaman hastalarımızın önünde 3 seçenek vardır. Bunlar makine diyalizi, karın zarı dediğimiz periton diyaliz ya da en ideali olan böbrek nakli gerçekleştirmeleridir. Günümüzde kronik böbrek hastalığının en iyi tedavisi böbrek naklidir. Böbrek nakli olan hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi daha iyi olmaktadır. Diyaliz sürecine giren hastaların bir kısmının diğer alternatif veya diğer ana tedavilerle ilgili bilgilere ulaşamadığını görmekteyiz. Bu eğitim programlarımız süreci içerisinde hastalarımıza özellikle böbrek naklini ve diğer tedavi seçeneklerini aktarmaktayız" dedi. "Hayat kalitesinin artmasına katkı sağlayalım" Demir, bu eğitim programlarının yıllardır sürdürüldüğünü ve temel amaçlarının diyaliz sürecinde yaşanan sorunlara yönelik farkındalığı canlı tutmak olduğunu belirterek, " Hastalarımızın bu uzun süre içerisinde kaybettikleri motivasyonu sağlamak için psikologlar ve diyetisyenler eşliğinde eğitim süreçlerini tazelemekteyiz. Programlarımıza hastalarımızın eğitimini hedeflemekteyiz. Bizler bu programı ilk defa yapmıyoruz. Yıllardır belli bir program çevresinde yürütmekteyiz ve en önemli hedefimiz de diyalizle ilgili yaşanan sorunlarla farkındalığı sürekli canlı tutmak. Bu alandaki gelişmeleri sürekli hastalarımıza ve paydaşlarımıza iletmektir. Türkiye de şu anda yaklaşık 25-30 bin civarında organ bekleyen vatandaşımız çeşitli hastalıklardan beklemektedir. Lütfen organ bağışına katkıda bulunalım insanların yaşamasına hayat kalitesinin artmasına katkı sağlayalım" diye konuştu. "Bugün burada olmaktan çok mutluyuz" Uzman hemşire Tülay Aksoy ise eğitim için burada olduklarını söyleyerek, "Bugün burada hem diyaliz tedavisi gören hastalarımızın hem de diyalizde çalışan meslektaşlarımızın eğitimleri için buradayız. Bu toplantılarımızı zaman zaman bölgesel olarak yapmaktayız. Bugünde burada olmaktan çok mutluyuz. Ulusal kongrelerimiz de biz bunu daha çok getiriyoruz ama bölgesel toplantılarla da üyelerimize ve meslektaşlarımıza ulaşarak bilgi eksikliğini yüz yüze geri bildirimlerle almak daha elverişli oluyor" şeklinde konuştu.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:23
Çocuklarda böcek ısırmalarına dikkat
DÜZCE (İHA) – Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, yaz aylarında çocukların park ve yeşil alanlarda daha fazla vakit geçirmesiyle artan böcek ısırıklarına karşı aileleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. Yaz mevsimiyle birlikte çocukların açık havada oyun oynama sürelerinin arttığını belirten Dr. Özge Yurtseven, piknik ve park alanlarında böcek ısırıklarının aileler için önemli bir endişe kaynağı haline geldiğini ifade etti. Dr. Yurtseven, Düzce’nin yeşil alanlar açısından zengin ve şanslı bir konumda olduğunu vurgulayarak, çocukların gelişimleri için bu alanlarda oynamalarının faydalı olduğunu ancak bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyledi. "Kene ve böceklere karşı önlem alınmalı" Ailelere önemli tavsiyelerde bulunan Dr. Yurtseven, şu ifadeleri kullandı: "Çocukları yeşilliklerin bol olduğu bölgelere götürürken, korunma amacıyla açık renkli ve özellikle paçaları uzun kıyafetler giydirilmeli. Pantolon paçaları çorapların içine sokulabilir ve kapalı ayakkabılar tercih edilebilir. Bunların yanı sıra, 6 aydan büyük çocukların vücutlarına doğrudan uygulanabilen doğal içerikli sinek koruyucu spreyler kullanılabilir. Daha küçük bebekler için ise bu spreyler giysilerinin üzerine sıkılarak haşerelerin yaklaşması engellenebilir. Düzce, kene açısından endemik bir bölge olmasa da bu riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bu nedenle, çocuklar eve döndüğünde vücutları mutlaka kontrol edilmelidir. Eğer bir kene veya cilde yapışmış bir böcek fark edilirse, aileler kesinlikle kendileri çıkarmaya çalışmamalı ve en yakın acil servise başvurmalıdır" "Isırık sonrası yara bölgesi takip edilmelidir" Böcek ısırığı sonrası oluşabilecek alerjik reaksiyonlara karşı yapılması gerekenleri de anlatan Yurtseven, sözlerini şöyle noktaladı: "Isırık sonrası yara bölgesi takip edilmelidir. Sivrisinek ısırığı genellikle kızarıklık ve kaşıntı şeklinde tepki verir. Bu durumda, bölgeye soğuk kompres yapılabilir ve kaşıntı giderici antialerjik kremler veya losyonlar sürülebilir. Eğer kaşıntı çok şiddetliyse, doktor tavsiyesiyle alerji şurupları kullanılabilir. Isırılan bölgenin aşırı kaşınması cilt bariyerini bozarak ikincil cilt enfeksiyonlarına yol açabileceğinden, bu tür krem ve ilaçların kullanılması önemlidir"
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:21
Serebral palsi hastalarına umut veren yaklaşımlar
Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Mahmut Bilir, SP’li çocuklara kişiye özel tedaviyle ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Mahmut Bilir, serebral palsi (SP) hastası çocuklara yönelik uyguladığı cerrahi ve konservatif tedavilerle dikkat çekti. Uzman Op. Dr. Mahmut Bilir, "Serebral palsi, doğum öncesi, doğum sırası ya da doğum sonrası dönemde beyinde meydana gelen hasara bağlı olarak gelişen, kalıcı fakat ilerleyici olmayan bir hareket ve duruş bozukluğudur. Bu durum, çocuklarda kas kontrolünün kaybına, denge bozukluklarına ve kas-iskelet sisteminde çeşitli deformitelere yol açabilir. Çocukluk çağının en yaygın nörolojik rahatsızlıklarından biri olan serebral palsi, yalnızca nörolojik değil, ortopedik açıdan da ciddi etkiler doğurabilir" dedi. Dr. Mahmut Bilir, "Serebral palsi hastalarında en sık karşılaştığımız problemlerden bazıları kalça çıkıkları, diz ve ayak deformiteleri, yürüme bozuklukları ve kas kısalıklarıdır. Bu sorunların zamanında fark edilmesi ve tedavi edilmesi, çocuğun yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Serebral palsili her çocuk, farklı düzeyde motor kayıplara ve ortopedik sorunlara sahip olabilir. Detaylı ortopedik muayene, yürüyüş (gait) analizi ve kas-iskelet sistemi değerlendirmeleriyle başlıyor. Bu rastlantılar doğrultusunda, çocuğa en uygun cerrahi ya da konservatif (ameliyatsız) tedavi planı oluşturuluyor. Amaç yalnızca deformiteleri düzeltmek değil, çocuğun bağımsız hareket edebilmesini sağlamak. Gerekirse çok düzeyli cerrahilerle kas ve kemik yapılarına müdahale ederek hareket kabiliyetini artırıyoruz. Ancak her tedavi planı, çocuğun yaşı, nörolojik durumu ve gelişim potansiyeline göre belirleniyor" ifadelerini kullandı. "Multidisipliner yaklaşım başarıyı artırıyor" Dr. Mahmut Bilir, "Fizyoterapistlerden çocuk nörologlarına, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarından ailelere kadar sürece dahil olan herkesin rolü büyük. Cerrahi müdahaleler tedavi sürecinin yalnızca bir parçası. Asıl başarı, düzenli ve bilinçli bir rehabilitasyon süreciyle sağlanıyor. Ailelerin de sürece aktif olarak katılması, tedavi sonuçlarını doğrudan etkiliyor. Serebral palsi hastalarında sık uygulanan ortopedik cerrahiler arasında tendon uzatma ameliyatları, kalça çıkığı cerrahisi, ayak deformiteleri için düzeltici girişimler ve çok düzeyli kas-iskelet operasyonları yer alıyor. Ancak bu müdahalelerin başarısı, doğru zamanda yapılmasına bağlı. Genellikle yürüme gelişimini tamamlayan çocuklarda, deformiteler ilerlemeden önce cerrahi planlamalar yapılmalı. Aksi halde hem fonksiyon kaybı olur hem de daha büyük cerrahiler gerekebilir. Her çocuk kendi potansiyeline ulaşabilir. Biz hekimler olarak onların önündeki engelleri kaldırmakla sorumluyuz" diye konuştu.
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:12
"Aşırı sıcaklar diyabet ilaçlarının etkinliğini azaltabilir"
Diyabet hastalarına yaz ayları için tavsiyelerde bulunan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Gürkan Taşkale, "Yazın aşırı sıcakların oluşturduğu halsizlik ve isteksizlik nedeniyle hareket azalması ve yanlış beslenme sonucunda kan şekeri regülasyonu daha çabuk bozulabilir. Sıvı kaybına bağlı rahatsızlıklar da daha sık olur. Aşırı sıcaklıklar, insülin ve diğer diyabet ilaçlarının etkinliğini azaltabilir. Bu yüzden ilaçların saklama koşullarına dikkat edilmelidir. Sıvı kaybını azaltmak için ağır egzersiz yapılmamalı, öğle saatlerinde açık havada güneşe maruz kalınmamalıdır" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Gürkan Taşkale, yaz aylarında diyabet hastalarının dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. Diyabetin tanımını yapan Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, "Diyabet, pankreasın yeterli insülin üretmemesi veya üretilen insülinin vücutta etkili kullanılamaması sonucu kan şekerinin yükseldiği kronik bir hastalıktır. İnsülin, vücudun hücrelerine glikoz (şeker) geçişini sağlayarak enerji üretimini düzenler. Diyabet, bu mekanizmadaki bozukluk nedeniyle kan şekeri seviyelerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine yol açar" diye konuştu. "Halsizlik, baş dönmesi ve kramplar görülebilir" Sıcak havanın diyabet hastalarına etkilerinden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, "Sıcak hava, terlemeyi artırarak vücuttan su ve tuz kaybına neden olabilir. Halsizlik, çabuk yorulma, baş dönmesi ve kramplar görülebilir. Sıvı kaybı, kan şekeri seviyelerini yükseltebilir ve böbrekler üzerinde ek bir yük oluşturabilir. Yaz aylarında aşırı sıcakların oluşturduğu halsizlik ve isteksizlik nedeniyle hareket azalması ve yanlış beslenme nedeniyle kan şekeri regülasyonu daha çabuk bozulabilir, ayrıca sıvı kaybına bağlı rahatsızlıklar da daha sık olur. Yiyecekler sıcak havalarda çabuk bozulacağı için yemekler taze olmalıdır. Ortam ısısı yükseldikçe bazal metabolizma düşecektir, bu yüzden kışa göre düşük kalorili fakat vitamin, mineral ve protein açısından yeterli besinler alınmalıdır. Aksi takdirde fazla kilo alımı ve sıcak tahammülsüzlüğünde artış görülebilir. Düşük yağlı et, sebze yemekleri ve salata tüketimi tercih edilmelidir" şeklinde konuştu. "İlaçların saklama koşullarına dikkat edilmeli" Aşırı sıcak ortamların insülin ve diğer antidiyabetik ilaçların bozulmasına sebep olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Taşkele, "Aşırı sıcaklıklar, insülin ve diğer diyabet ilaçlarının etkinliğini azaltabilir. Bu yüzden ilaçların saklama koşullarına dikkat edilmelidir. İnsülinler 4-6 santigrat derecede saklanmalı. Kullanılan insülin kalemleri bitene kadar oda ısısında saklanmalıdır. Diyabet haplarının ise oda ısısında tutulması yeterlidir. Aşırı sıcakta tutulan ilaçların bozulma riski vardır. İnsülin ve diğer ilaçları doğrudan güneş ışığından ve yüksek sıcaklıklardan koruyun. Taşıma sırasında soğuk tutan çantalar kullanabilirsiniz" dedi. "Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekeri takibi önemli" Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, "Sıcak havada yapılan egzersizler, terlemeyi artırarak kan şekerinin düşmesine veya yükselmesine neden olabilir. Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekeri takibi önemlidir. Yaz aylarında açık havada sabah ve akşam serinliğinde zorlayıcı olmayan egzersiz ve yürüyüşler yapmak uygundur" dedi. "Geç saatlere kadar uykusuz kalınmamalı" Tatil dönemleri diyabet kontrolünü sürdürebilmek için ne gibi önlemler alınabileceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, "Tatil dönemleri de normal günlük hayat gibi uyku ve uyanma, öğün saatlerine dikkat ederek geçirilmelidir. Geç saatlere kadar uykusuz kalınmamalıdır. Sabah erken uyanıp gün iyi değerlendirilmelidir. Sıcak öğle saatlerinde dinlenme ve kısa süreli şekerleme yapılması uygundur" şeklinde konuştu. "İnsülin ve diğer ilaçları soğuk tutan çantalarda taşıyın" Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, uzun yolculuklarda diyabet yönetimi konusunda önerilerde bulundu: "Uzun yolculuklarda ilaçlarınızı düzenli aralıklarla almayı unutmayın. Seyahat sırasında kan şekeri takibi yaparak olası dalgalanmalara karşı önlem alın. İnsülin ve diğer ilaçları taşırken soğuk tutan çantalar kullanın. Uzun yolculuklarda direkt temas olmadan buz kalıpları ile taşınabilir. Uzun süreli otobüs veya uçak yolculuklarında oturma pozisyonu ve egzersiz imkânlarını göz önünde bulundurun. Molalarda kısa süreli de olsa yürüyüşler yapılmalıdır. Seyahat sırasında olası hipoglisemi (düşük kan şekeri) durumlarına karşı yanınızda hızlıca tüketilebilecek karbonhidrat kaynakları bulundurun. Tip 1 diyabetli hastalar için ayrıca acil hipoglisemi halinde yapmak üzere Glukagon enjeksiyonları da çantalarında hazır olmalıdır." "Meyve ölçülü tüketilmeli" Yaz meyvelerinin kan şekerini nasıl etkilediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, "Yaz meyvelerini (karpuz, kavun, üzüm gibi) ölçülü tüketin. Bu meyveler yüksek su içeriğiyle hidrasyonu desteklerken, kan şekerini hızla yükseltebilir. Meyve tüketiminin günlük 200-250 gram olması yeterlidir. Yağlı ve çok baharatlı yemekler su ihtiyacını artıracağı için yaz aylarında tercih edilmemelidir" ifadelerini kullandı. "Yaz aylarında diyabet hastaları için öneriler" Dr. Öğr. Taşkale, sıcak havalarda diyabet hastalarına şu önerilerde bulundu: "Sıvı alımına dikkat edin: Gün boyunca yeterli miktarda su içmeye özen gösterin. Ne kadar su içileceği kişiye ve o anki duruma bağlıdır. Susama isteği hissedildiğinde hemen sıvı alımı olmalıdır. Özellikle yaşlıların suya erişimleri kolay olmalıdır. Su içmeye gün içinde ağırlıklı olarak yatana kadar devam edilmelidir. Sıcak havada terleme artacağı için sıvı kaybını önlemek önemlidir. Çay ve kahve tüketiminde sakınca olmamakla birlikte idrara çıkmayı artıracağı için ek olarak su içilmesi uygun olur. Sıvı kaybını azaltmak için ağır egzersizler yapılmamalı, öğle saatlerinde açık havada güneşe maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Fiziksel aktivite planlaması: Egzersizleri sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapmayı tercih edin. Aşırı sıcaklardan kaçının ve egzersiz sırasında kan şekeri seviyenizi izleyin. Eğer iyi bir yüzücüyseniz ve 15-20 dakikadan fazla yüzme planlamışsanız ya da 30- 40 dakikadan fazla yürüyüş yapacaksanız, fazladan bir ara öğün yapmanız veya yemek öncesi insülin kullanıyorsanız öğün öncesi insülin dozunuzu yarı yarıya azaltmanız uygun olabilir. Bu durumdaki kişilerin mutlaka hekimlerine danışarak planlama yapması gerekmektedir."
21 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:10
Cenaze için Sivas’a gitmişti, İstanbul’da Kırım Kongo Kanamalı Ateşine yakalandığını öğrendi, 17 yaşındaki genç yaşadıklarını anlattı
Cenaze için gittikleri Sivas’ta kene ısıran 17 yaşındaki genç İstanbul’a döndüğünde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olduğunu öğrendi. Zorlu tedavi sürecinin ardından taburcu edilen Eyüp Can Karapınar, "Ayağımdan ısırdığını gördüm, dedem ‘Çıkartalım’ dedi. 2-3 gün hiçbir sıkıntı yoktu sonra kusmaya başladım. Şu an her şey sıfırdan başlamış gibi. Ne olursa olsun umutlarını kaybetmesinler" dedi. Hastasının tedavisine ilişkin bilgi veren Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Bursal ise, "Komplikasyonlu seyretti, hastayı kaybetme ihtimalimiz de vardı, şanslıydık, evine sağlıkla yolladık. Hala takibimizde, taburculuk sonrası tekrarlamasını beklediğimiz bir hastalık değil. Herhangi bir sıkıntı olmadan dede de torun da atlattılar. Keneyi çıplak elle kendileri çıkarmış olmaları riskini arttırdı" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder