SAĞLIK
12 Mart Dünya Böbrek Günü’nde erken tanının önemi vurgulandı 11 Mart 2026 Çarşamba - 16:10:41 Kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık kampanyası hayata geçirildi. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında tanıtılan proje ile erken tanı ve düzenli sağlık kontrollerinin önemi vurgulanıyor. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla AstraZeneca Türkiye, Türk Nefroloji Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu işbirliğiyle ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık projesi hayata geçirildi. Projenin tanıtımı Model Tülin Şahin’in moderatörlüğünü yaptığı toplantıda yapıldı. Toplantı kapsamında, kronik böbrek hastalığı; hekim, hasta ve hasta yakını perspektifinden ele alındı. Açılış konuşmasını AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç’in yaptığı toplantıda Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay yaptıkları çalışmalar ve hastalıkla ilgili önemli bilgileri aktardı. Bir hasta yakını olan Tülin Şahin ve kronik böbrek hastası Duygu Bayındır’ın yaşadıkları deneyimleri paylaştığı toplantı, duygusal anlara da sahne oldu. "Düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını yaymak istiyoruz" AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, toplantıda yaptığı açılış konuşmasında sağlık alanında kalıcı değer oluşturmanın yalnızca yenilikçi tedavileri sunmakla sınırlı olmadığını, farkındalık ve erken tanı çalışmalarıyla bu hastalıkla mücadelede çok daha önemli ilerlemelerin kaydedilebileceğini vurguladı. Gönenç, "Bilimin bugün imkansız gibi görünenleri gelecekte mümkün hale getirebileceğine olan inancımızla, toplum sağlığına katkıda bulunmayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Kronik böbrek hastalığı gibi bireylerin yanı sıra aileleri de dahil olmak üzere toplumun geniş bir kesimini etkileyen ve sağlık sistemi üzerinde büyük yük oluşturan bu hastalığa dair farkındalık oluşturmak da sosyal sorumluluk anlayışımızın temel bir parçası. Bu proje ile erken tanı ve düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını tüm Türkiye’ye yaymak istiyoruz" dedi. ‘‘Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün’’ Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise kronik böbrek hastalığının üç aydan uzun süren kalıcı böbrek fonksiyon bozukluğu olarak tanımlandığını ve Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişiyi etkilediğini belirtti. Hastalığın sinsi ilerlediğine dikkat çeken Türkmen, "Böbrekler, vücudumuzdaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan hayati organlarımızdır ve fonksiyonlarını kaybetmeleri yaşamı derinden etkiler. Hastalık sinsi ilerlediği için pek çok kişi durumun farkında olmuyor; ancak halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtiler başladığında hastalık çoktan ilerlemiş olabiliyor. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastaları ile 60 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrol yaptırması büyük önem taşıyor. Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu nedenle farkındalık çalışmaları yapmak ve erken tanının önemine dair mesajları geniş kitlelere ulaştırmak oldukça önemli" ifadelerini kullandı. "Basit kan ve idrar testleri böbrek sağlığı açısından önemli veriler sağlar" Konuşmasında aile hekimlerinin kronik hastalıkların erken tespiti ve takibindeki kilit rolüne dikkat çeken Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay da "Türkiye genelindeki 30 bin aile hekimimiz, hastaların sağlık sistemiyle ilk temas noktası. Her aile hekimi ortalama 3 bin hastaya hizmet vererek koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturuyor. KBH gibi ilerleyici hastalıkların erken teşhisi için vatandaşlarımızın yılda en az bir kez aile sağlığı merkezlerine giderek basit kan ve idrar testlerini yaptırmaları böbrek sağlığının yanı sıra tüm vücut sağlığı açısından da önemli veriler sağlar. Ayrıca böbrek sağlığını korumak için günde 2-2,5 litre su tüketimi, tuzun azaltılması ve günde ortalama 30 dakikalık yürüyüş gibi alışkanlıkların kazanılması da kritik öneme sahip. ’Sağlıklı Böbrek Sağlıklı Hayat’ projesi ile bu basit ama hayat kurtaran adımların tüm toplumda benimsenmesini amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Annemin böbreğinde tümör tespit edildiğinde hayatımız tamamen değişti" Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Tülin Şahin ise bir hasta yakını olarak yaşadıklarını paylaşarak kronik böbrek hastalığının yalnızca hastayı değil tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu anlattı. Annesinin böbrek tümörü nedeniyle böbreğinin alındığını ve ardından diyaliz sürecine girildiğini söyleyen Şahin, sürecin duygusal ve fiziksel zorluklarını şu sözlerle paylaştı: "Bir böbrek hastası yakını olmak, aslında o süreçte hastayla birlikte her şeyi yaşamak demek. Annemin böbreğinde tümör tespit edilip diyaliz süreci başladığında hayatımız tamamen değişti. Haftada iki gün, saatlerce süren diyaliz seanslarında kapıda beklemek, hayatınızı bu takvime göre organize etmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yıpratıcıydı. Anneme böbrek nakli yapılması bizim için yeni bir umut ve dönüm noktası oldu. Bu süreç bana sağlığın, organ bağışının ve en önemlisi düzenli kontrollerin ne kadar değerli olduğunu öğretti. Erken tanı imkânı varken bunu ihmal etmemek gerekiyor." "Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim" Kronik böbrek hastası Duygu Bayındır da çok genç yaşta aldığı tanıdan bugüne uzanan 18 yıllık sağlık yolculuğunu paylaştı. Henüz 19 yaşındayken böbrek fonksiyonlarının yaklaşık yüzde 70’ini kaybettiğini öğrendiğini belirten Bayındır, annesinin böbreğini bağışlamasıyla nakil olduğunu ve sonrasında bağışıklık baskılayıcı tedavilerle yaşamını disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlattı. Bayındır konuşmasının devamında duygularını şu sözlerle aktardı: "19 yaşımda tanıştığım bu hastalık bana sabrı ve dayanıklılığı öğretti. Annemin böbreğiyle yapılan nakil sonrası hayatımı artık bambaşka bir şekilde sürdürmeye başladım. Hijyenden beslenmeye kadar her adımda dikkatli olmam gerekiyor. Kronik böbrek hastalığı uzun soluklu bir süreç ve zamanla ilerleyebiliyor. Şu anda hastalığım 4. evrede ve ikinci bir nakil ihtimali gündeme gelmiş durumda. Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim. Bu nedenle düzenli kontroller ve tedaviler hayatımın önemli bir parçası oldu." Toplantıda tanıtımı yapılan, toplam dört bölümden oluşan, "Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat" video serisinin ilk videosu da yayımlandı. Serinin tamamı ilerleyen günlerde YouTube’daki AstraZeneca Türkiye kanalı üzerinden yayımlanacak. Videolarda hekim görüşlerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının gerçek yaşam deneyimlerine yer veriliyor. Böylelikle hastalığın erken tanı ile kontrol altına alınabileceğine dair farkındalığı artırmak ve toplumda düzenli sağlık kontrolü alışkanlığını güçlendirmek hedefleniyor.
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:35 Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 14:47 Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor" Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, bölgede taş hastalıklarına bağlı böbrek kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, "Ağrım geçti diyerek doktora gelmemezlik yapmamak lazım. Taşlar enfeksiyon ve tıkanma yoluyla böbrek yetmezliğine neden olabiliyor" dedi. Dünya genelinde her yıl 12 Mart’ta kutlanan Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, böbrek sağlığının hayati önemine ve bölgedeki taş hastalığı riskine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun süzgeci olduğunu ve hayati organların başında geldiğini ifade eden Dr. Şığva, "Böbreklerimiz, vücudumuzdaki diğer tüm organlar gibi en önemli hayati işlevlerden birini üstlenmektedir. Günümüzde dünyada böbrek hastalıklarıyla mücadele eden kişi sayısı 800 milyona ulaşmış durumdadır. Maalesef ülkemizde de 11-12 milyon civarında böbrek hastası mevcuttur. Bu veriler, yaklaşık her 6-7 kişiden birinin böbrek hastalıklarıyla uğraştığını göstermektedir. Böbreklerimizin ana görevi, vücudumuzda bir süzgeç işlevi görmektir. Dolayısıyla böbreklerimiz çevresel her faktörden etkilenebilmektedir. Hava kirliliği genellikle akciğerlerle ilişkilendirilse de, solunan kirli hava akciğerlerden kana karıştıktan sonra maalesef böbreklerimizde kalıcı hasarlara neden olabilmektedir" diye konuştu. "Ancak içtiğimiz her suyun böbreğe iyi geldiği söylenemez" Sağlıklı böbrek için en kritik unsurlardan birinin içilen sular olduğunu dile getiren Şığva, "Dünyadaki katı atıklar, hava ve çevre kirliliği sonucunda sağlıklı suya ulaşım oldukça zorlaşmıştır. Bu nedenle kaliteli suları tüketmemiz gerekmektedir. Sağlıklı bir bireyde, özellikle kadınlarda günde 2-2.5 litre, erkeklerde ise 2.5-3 litre su tüketilmesini tavsiye etmekteyiz. Ancak su tüketiminin kısıtlanması gereken özel durumlar da mevcuttur. Özellikle kalp yetmezliği ve ileri derece böbrek yetmezliği gibi durumlarda sıvı kısıtlaması uygulanmaktadır. Bu tür durumlarda hastalarımızı ilgili uzmanlara yönlendiriyoruz" şeklinde konuştu. "Böbrek hastalıkları çok sinsi ilerleyebilmektedir" Genellikle böbrek hastalıklarının çok sinsi şekilde ilerlediğini ifade eden Şığva, sözlerini şöyle sürdürdü: "En yakınımızdaki aile hekimine giderek yapılacak basit bir kan ve idrar tahliliyle böbrek sağlığımızın ne durumda olduğunu ve bir rahatsızlık olup olmadığını öğrenmek mümkündür. Bölgemiz özelinde Van ve çevre illerini değerlendirdiğimizde ürolojide en sık karşılaştığımız sorunların başında taş hastalıkları gelmektedir. Hastalarımız genellikle taşın sadece ağrı yaptığını düşünmektedir ancak taşlar enfeksiyonlara, tıkanmalara ve ‘nefron’ dediğimiz böbrek çalışma hücrelerinin kaybına yol açarak böbrek yetmezliğine sebep olabilmektedir. Dolayısıyla taş hastalığını hafife almamak, ‘ağrım geçti’ diyerek doktor kontrollerini aksatmamak gerekir. Maalesef bu bölgede taş kaynaklı çok fazla böbrek kaybı yaşanmakta ve bu organları ameliyatla almak zorunda kalmaktayız."
Dr. Sayar, "Karanlıkta kullanılan telefon ışığı göz sağlığını olumsuz etkiler"
10 Şubat 2026 Salı - 12:31 Dr. Sayar, "Karanlıkta kullanılan telefon ışığı göz sağlığını olumsuz etkiler" Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, karanlık ortamda telefon kullanımının göz sağlığını olumsuz etkilediğini ve özellikle gençlerde göz numarasının ilerlemesine neden olabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, özellikle karanlıkta telefon kullanma alışkanlığının gözlerde ciddi sorunlara yol açabileceği konusunda uyardı. Dr. Sayar, "Akıllı telefonların günlük yaşamda yoğun şekilde kullanılması, göz sağlığına yönelik riskleri de beraberinde getiriyor" dedi. Op. Dr. Sayar, ışıklar kapalıyken parlak ekrana bakmanın gözün daha fazla efor sarf etmesine neden olduğunu vurgulayarak, "Karanlık ortamda ekran ışığına maruz kalan göz, sürekli uyum sağlamak zorunda kalır. Bu durum göz yorgunluğunu artırır ve uzun vadede miyopi riskini yükseltebilir. Özellikle çocuklar ve ergenler bu konuda daha hassas" dedi. Mavi ışığın etkilerine de dikkat çeken Sayar, telefon ve tablet ekranlarından yayılan mavi ışığın karanlıkta daha yoğun algılandığını ifade etti. "Mavi ışık; göz kuruluğu, yanma, batma ve baş ağrısı gibi şikâyetlere yol açabilir. Aynı zamanda uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını baskılayarak uyku düzenini de olumsuz etkiler" diye konuştu. Göz sağlığını korumak için alınabilecek önlemlere değinen Op. Dr. Akgün Sayar, karanlıkta telefon kullanımından kaçınılması, ekran parlaklığının ortam ışığına uygun şekilde ayarlanması ve özellikle gece saatlerinde ekran süresinin sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Ayrıca 20-20-20 kuralının göz yorgunluğunu azaltmada etkili bir yöntem olduğunu hatırlattı.
Burhaniyeliler kan bağışı paptı
10 Şubat 2026 Salı - 12:15 Burhaniyeliler kan bağışı paptı Burhaniye ilçesinde, Balıkesir Kızılay Kan Merkezi’nin düzenlediği kampanya ilgi gördü. Çok sayıda vatandaş, Cumhuriyet Meydanı’nda konuşlanan Kızılay Kan Bağışı Otobüsünde kan vermek için sıraya girdi. Düzenlenen kampanyaların ilgi gördüğünü anlatan yetkililer, herkesi kan bağışı yapmaya çağırdı. İki haftada bir Burhaniye’ye gelindiğini kaydeden Kızılay yetkilileri her defasında bağışçı sayısının 45-50 rakamını düşmediğini kaydederken, bağışçılarda kan bağışı ile sıhhat bulduklarını söylediler. Çok sayıda kan verdiğini kaydeden Zeki Selçuk, "Ben uzun yıllardan beri kan verdim. Gerek Kızılay’a olsun, gerekse hastanede ihtiyacı olanlara olsun. Son zamanlarda dizimden bir rahatsızlık geçirdiğim için ara vermek zorunda kaldım. Şimdi gene meydanda Kızılay Kan Merkezinde kan vermeyi düşünüyorum. İnşallah, bundan sonra belli periyotlarda kan vermeye devam edeceğim" dedi. 27 defa kan verdiğini kaydeden Bahriye Özyılmaz da, "Bu gün Burhaniye de Kızılay geldi meydana. Bende 15 gün önce vermiştim. Bu gün de eşim verdi. 27 defa kan verdim. Herkesi kan vermeye kanı fazla olanları kan vermeye bekliyoruz. Önümüz Ramazan. Ramazan da daha çok azalıyor. Kana herkesin ihtiyacı var. Lütfen herkesin vermesini rica ediyorum" diye konuştu. Kan vermenin sağlık olduğunu kaydeden Nurettin İlhan " Kan vermek sağlıklı bir şey. Zaten İslami kurullara göre vücudun sağlığı sıhhati için kan verilmesi lazım. Vücudu yeniliyor. Organlara faydası oluyor. Hücreleri alyuvarları yeniliyor. Ben çok sağlık, sıhhat gördüm. Allah’a binlerce şükür vermeye devam ediyoruz" dedi.
Şanlıurfa’da 30 yıllık bağımlılığa ücretsiz elveda
10 Şubat 2026 Salı - 11:49 Şanlıurfa’da 30 yıllık bağımlılığa ücretsiz elveda Şanlıurfa’da 30 yıllık sigara tiryakisi adam, sağlıklı hayat merkezi aracılığıyla bağımlılıktan kurtuldu. Sağlık Bakanlığı’nın "hastalığa değil, sağlığa yatırım" anlayışı doğrultusunda hizmet veren Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığı hizmetleri kapsamında vatandaşlara ücretsiz sigara bırakma desteği sunmaya devam ediyor. Eyyübiye, Haliliye 1 No’lu, Bamyasuyu, Akçakale ve Viranşehir ilçelerinde hizmet veren toplam 5 Sağlıklı Hayat Merkezi aracılığıyla, mesai saatleri içerisinde sigara bırakma polikliniklerinde ücretsiz danışmanlık ve tedavi hizmeti veriliyor. Yaklaşık 30 yıl sigara kullandıktan sonra sağlıklı hayat merkezine başvuran 49 yaşındaki Ali Duran, sigarayı bırakma sürecine ilişkin yaşadıklarını paylaştı. Kalp rahatsızlığı nedeniyle doktorunun tavsiyesi üzerine sigarayı bırakmaya karar verdiğini belirten Duran, sigara bırakma polikliniğinde görev yapan hekimler ve uzman ekipler tarafından detaylı şekilde bilgilendirildiğini, gerekli ölçümlerin yapıldığını ve psikolojik destek aldığını ifade etti. Yaklaşık 3 aydır sigara kullanmadığını dile getiren Duran, nefes alışverişinin düzeldiğini, merdivenleri rahatlıkla çıkabildiğini ve enerjisinin arttığını belirterek, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerine davet etti. Şanlıurfa Haliliye 1 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görev yapan Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Tuğçe Berçin ise Mayıs 2024’ten bu yana sigara bırakma polikliniğinde hizmet verdiklerini söyledi. Sigara bırakmak isteyen hastalarla sürecin karbonmonoksit ve tansiyon ölçümleriyle başladığını ifade eden Dr. Berçin, hastalarla birlikte belirlenen sigara bırakma planı doğrultusunda ilk haftanın ardından yüz yüze görüşmeler yaptıklarını, devam eden süreçte ise aylık takiplerle gerek telefonla gerek yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini aktardı. Dr. Berçin, medikal tedavilerin yanı sıra sağlıklı hayat merkezlerinde görev yapan psikologlarla birlikte davranışsal ve motivasyonel destek sağlandığını belirterek, sigara bırakma polikliniği ile tütün ve madde bağımlılığı danışmanlığı hizmetlerinin tamamen ücretsiz olarak sunulduğunu vurguladı. Yetkililer, daha sağlıklı bir yaşam için tüm vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerine başvurmaya davet etti.
Şanlıurfa’da 30 yıllık bağımlılığa ücretsiz elveda
10 Şubat 2026 Salı - 11:38 Şanlıurfa’da 30 yıllık bağımlılığa ücretsiz elveda Şanlıurfa’da 30 yıllık sigara tiryakisi Ali Duran, sağlıklı hayat merkezi aracılığıyla bağımlılıktan kurtuldu. Sağlık Bakanlığı’nın "hastalığa değil, sağlığa yatırım" anlayışı doğrultusunda hizmet veren Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığı hizmetleri kapsamında vatandaşlara ücretsiz sigara bırakma desteği sunmaya devam ediyor. Eyyübiye, Haliliye 1 No’lu, Bamyasuyu, Akçakale ve Viranşehir ilçelerinde hizmet veren toplam 5 Sağlıklı Hayat Merkezi aracılığıyla, mesai saatleri içerisinde sigara bırakma polikliniklerinde ücretsiz danışmanlık ve tedavi hizmeti veriliyor. Yaklaşık 30 yıl sigara kullandıktan sonra sağlıklı hayat merkezine başvuran 49 yaşındaki Ali Duran, sigarayı bırakma sürecine ilişkin yaşadıklarını paylaştı. Kalp rahatsızlığı nedeniyle doktorunun tavsiyesi üzerine sigarayı bırakmaya karar verdiğini belirten Duran, sigara bırakma polikliniğinde görev yapan hekimler ve uzman ekipler tarafından detaylı şekilde bilgilendirildiğini, gerekli ölçümlerin yapıldığını ve psikolojik destek aldığını ifade etti. Yaklaşık 3 aydır sigara kullanmadığını dile getiren Duran, nefes alışverişinin düzeldiğini, merdivenleri rahatlıkla çıkabildiğini ve enerjisinin arttığını belirterek, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerine davet etti. Şanlıurfa Haliliye 1 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görev yapan Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Tuğçe Berçin ise Mayıs 2024’ten bu yana sigara bırakma polikliniğinde hizmet verdiklerini söyledi. Sigara bırakmak isteyen hastalarla sürecin karbonmonoksit ve tansiyon ölçümleriyle başladığını ifade eden Dr. Berçin, hastalarla birlikte belirlenen sigara bırakma planı doğrultusunda ilk haftanın ardından yüz yüze görüşmeler yaptıklarını, devam eden süreçte ise aylık takiplerle gerek telefonla gerek yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini aktardı. Dr. Berçin, medikal tedavilerin yanı sıra sağlıklı hayat merkezlerinde görev yapan psikologlarla birlikte davranışsal ve motivasyonel destek sağlandığını belirterek, sigara bırakma polikliniği ile tütün ve madde bağımlılığı danışmanlığı hizmetlerinin tamamen ücretsiz olarak sunulduğunu vurguladı. Yetkililer, daha sağlıklı bir yaşam için tüm vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerine başvurmaya davet etti.
Erzincan Sağlıklı Hayat Merkezi’nden sigarayı bırakmak isteyenlere tam destek
10 Şubat 2026 Salı - 11:35 Erzincan Sağlıklı Hayat Merkezi’nden sigarayı bırakmak isteyenlere tam destek Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında Erzincan Sağlıklı Hayat Merkezi’nde düzenlenen programda, sigarayı bırakmayı başaran bir vatandaş ödüllendirilirken, uzmanlar sigaranın sağlık üzerindeki yıkıcı etkileri konusunda önemli uyarılarda bulundu. Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen etkinlik, Yunus Emre Mahallesi’nde bulunan Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’nde yapıldı. Polikliniğe başvurarak tedavi sürecini başarıyla tamamlayan Muhammed Emin Cebeci’ye, İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin tarafından başarı belgesi takdim edildi. Ayrıca, sigara bırakma polikliniğinde yürüttüğü özverili çalışmalardan dolayı Dr. Elif Pala Gün’e de teşekkür belgesi verildi. "Sigara önlenebilir en büyük sağlık tehdidi" Programda açıklamalarda bulunan İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, sigaranın insan sağlığına verdiği zararlara dikkat çekerek, "Sigaranın içinde 4 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve bunların 81 tanesi doğrudan kanser yapıcı etkiye sahip. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 8 milyon insan sigara ve pasif içicilik nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin 7 milyonu doğrudan sigara kullanımından, 1 milyon 200 bini ise pasif içicilikten kaynaklanıyor" dedi. Sigaranın en çok kansere, kalp-damar hastalıklarına ve KOAH’a yol açtığını belirten Tekin, sigarayı bırakmanın hastalık risklerini ciddi oranda azalttığını vurguladı. Erzincan’da sigara bırakma poliklinikleri aktif çalışıyor 2025 yılı Erzincan verilerini paylaşan Tekin, "Erzincan’da bu yıl 747 vatandaşımız sigara bırakma polikliniklerine başvurdu. 570 vatandaşımız ilaç tedavisi aldı ve 76 kişi sigarayı tamamen bıraktı. Bu oran yaklaşık yüzde 15 civarında olsa da mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor" ifadelerini kullandı. Erzincan genelinde 11 sigara bırakma polikliniğinin hizmet verdiğini kaydeden Tekin, Sağlıklı Hayat Merkezleri üzerinden çevrim içi görüşme imkânının da bulunduğunu hatırlattı. Ramazan öncesi çağrı: "Bugün milat olsun" Ramazan ayı öncesi vatandaşlara önemli bir çağrıda bulunan Tekin, "İftar sonrası sigara içimi, tansiyon yükselmesi ve kalp spazmı gibi ciddi riskleri artırıyor. Bu nedenle Ramazan gelmeden sigarayı bırakmak büyük önem taşıyor. Vatandaşlarımız ALO 171 hattı ve MHRS üzerinden randevu alarak polikliniklerimize başvurabilirler. Bugün sigarayı bırakmak için bir milat olsun" şeklinde konuştu. "Bir haftada sigara isteğim tamamen kayboldu" 12 yıl sonra sigarayı bırakmayı başaran Muhammed Emin Cebeci ise yaşadığı süreci, "Doktorumun önerdiği ilaç tedavisine başladım. Bir hafta içinde sigara isteğim tamamen kayboldu. Tedavi süresince sürekli destek aldım. Sigarayı bırakmak isteyen herkese polikliniklere başvurmalarını tavsiye ediyorum" sözleriyle anlattı.
ADÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yazıcı: "Her yıl 8 milyon kişi hayatını kaybediyor"
10 Şubat 2026 Salı - 11:28 ADÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yazıcı: "Her yıl 8 milyon kişi hayatını kaybediyor" Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Yazıcı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 8 milyon kişinin tütün kullanımına bağlı nedenlerle hayatını kaybettiğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine dikkat çeken ADÜ Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Yazıcı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine dikkat çekerek bu verilere göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 8 milyon kişinin tütün kullanımına bağlı nedenlerle yaşamını yitirdiğini söyledi. Bu ölümlerin yaklaşık 1,3 milyonunun ise sigara içmeyen bireylerin pasif dumana maruz kalması sonucu gerçekleştiğini ifade eden Yazıcı, pasif içiciliğin de en az aktif içicilik kadar tehlikeli olduğunu vurguladı. Sigaranın başta akciğer kanseri, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kalp ve damar hastalıkları ile inme olmak üzere birçok ciddi hastalığın temel nedeni olduğunu dile getiren Yazıcı, pek çok kanser türü, kemik erimesi ve diyabet gibi kronik rahatsızlıklarla da doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekti. Nargile, elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ve nikotin içeren puffların da masum olmadığını belirten Yazıcı, bilimsel çalışmaların bu ürünlerin sigarayı bırakma yöntemi olmadığını, aksine bağımlılığa geçişi kolaylaştırdığını ortaya koyduğunu söyledi. Tütün kullanımının yalnızca insan sağlığını değil çevreyi de ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Doç. Dr. Onur Yazıcı, tütün üretiminin ormansızlaşmaya, karbon salınımına ve ekosistemlerin zarar görmesine yol açarak iklim krizini derinleştirdiğini ifade etti. Sigarayı bırakmanın sağlığın korunması açısından atılabilecek en önemli adımlardan biri olduğunu vurgulayan Yazıcı, bırakıldıktan kısa süre sonra vücutta iyileşme sürecinin başladığını, kan basıncının düştüğünü, akciğer fonksiyonlarının zamanla düzeldiğini ve kalp hastalığı riskinin azaldığını kaydetti. Sigara bırakmanın yaşam kalitesini artıran güçlü bir koruyucu sağlık davranışı olduğunu sözlerine ekledi. Sigarayı bırakmak isteyen bireylerin mutlaka uzman desteğinden yararlanması gerektiğini ifade eden Yazıcı, ülke genelinde hizmet veren sigara bırakma polikliniklerinde bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış tedavilerin sosyal güvenlik kapsamında sunulduğunu, hastanelerdeki sigara bırakma polikliniklerine randevu alınarak başvurulabileceğini söyledi. Doç. Dr. Onur Yazıcı, Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla tüm bireyleri sağlıklı bir yaşam için sigarayı bırakmaya davet etti.
Nilüfer Belediyesinden sigaraya karşı bilimsel söyleşi
10 Şubat 2026 Salı - 11:20 Nilüfer Belediyesinden sigaraya karşı bilimsel söyleşi Nilüfer Belediyesinin düzenlediği söyleşide, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı bilimsel veriler ışığında ele alındı. Uzmanlar, özellikle gençler üzerindeki risklere dikkat çekti. Nilüfer Belediyesi, 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü kapsamında "Bağımlılık Şekil Değiştirir mi? Sigara, Elektronik Sigara ve Akciğer Sağlığı" başlıklı söyleşi düzenledi. "Her yıl 8 milyon insan sigaradan hayatını kaybediyor" Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Yeşim Uncu, 9 Şubat’ın sigara kullanan bireylerin, bırakma konusunda kendilerini sorgulamaları açısından anlamlı bir gün olduğunu ifade etti. Uncu, her yıl dünya genelinde 8 milyon kişinin tütün ve tütün ürünlerine bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi. Bu sayının, Covid-19 pandemisinde yaşanan ölümlerle kıyaslanabilecek düzeyde olduğuna vurgu yapan Uncu, "Sigara karşısında bir mücadele var ve bu mücadelede elimizdeki tüm imkânları kullanmamız gerekiyor. En önemli adım karar vermek. Bu kararın ardından Türkiye’nin her yerindeki sigara bırakma polikliniklerinden ücretsiz destek alınabilir" dedi. Çocuklar büyük risk altında Uzman Dr. Güler Yürekli ise sigaranın, esrar ve kokain gibi maddelerle kıyaslandığında çok daha hızlı bağımlılık geliştirdiğini belirtti. Sigaranın, yasal düzenlemelere rağmen her yaş grubundaki birey tarafından kolaylıkla ulaşılabilir olmasının büyük bir risk oluşturduğunu söyleyen Yürekli, "Sigara tüm sistemleri etkiliyor ancak en büyük hasar akciğerlerde görülüyor. KOAH, akciğer kanseri ve çeşitli enfeksiyonlara yol açıyor. Kalp-damar sistemi açısından ise kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı ve hipertansiyon riskini artırıyor. Ağız, gırtlak ve mide kanserleri açısından da ciddi bir risk faktörü. Pasif içicilikte ise özellikle çocuklar büyük tehlike altında. Astım ve orta kulak enfeksiyonları bu çocuklarda daha sık görülüyor" diye konuştu. Sigaranın bir alışkanlık değil, doğrudan bir bağımlılık ve hastalık olduğunu vurgulayan Yürekli, günde içilen sigara sayısının önemli olmadığını, bırakmanın önündeki en büyük engellerden birinin ise ürüne kolay erişim olduğunu dile getirdi. Sigara kullanan her 10 kişiden yalnızca birinin kendi başına bırakabildiğini belirten Yürekli, "Bağımlılık psikolojik, davranışsal ve biyolojik boyutları olan çok ayaklı bir süreçtir. Bu nedenle mutlaka bir sağlık profesyonelinden destek alınmalıdır. Başarısız denemeler motivasyonu düşürmemeli. Sigara dumanında bulunan 7 bin toksik maddenin en az 80’inin kanserojen olduğu biliniyor. Puro, nargile, pipo ve elektronik sigara da aynı riski taşır" ifadelerini kullandı. Yeni tehdit elektronik sigara Bağımlılığın yeni bir boyutunun elektronik sigaralar olduğunu belirten Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ise elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Son yıllarda sigara kullanım oranlarının düşmesiyle birlikte tütün endüstrisinin kârlılığının tehdit altında kaldığını ifade eden Dilektaşı, bu nedenle elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin "yenilik" olarak sunulduğunu belirtti. Tütün şirketlerinin "zarar azaltma" söylemiyle hareket ettiğini vurgulayan Dilektaşı, bunun yıllardır uygulanan bir endüstri stratejisi olduğunu kaydetti. Hedef pazar: Gençler ABD verilerine göre her 5 lise öğrencisinden birinin ve her 20 ortaokul öğrencisinden birinin elektronik sigara kullandığını dile getiren Dilektaşı, gençler arasındaki kullanım oranının hızla arttığına dikkat çekti. Elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu iddiasının bilimsel verilerle çürütüldüğünü ifade eden Dilektaşı, "Geleneksel sigaralarda bulunan zararlı maddelerin tamamı elektronik sigaralarda da yer alıyor" dedi. Söyleşinin sonunda verilen ortak mesajda, tüm tütün ve nikotin içeren ürünlerden arınmış bir dünya hedeflendiği vurgulanarak, bu mücadelenin yalnızca sağlık ve eğitim sistemleriyle değil, toplumsal bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği ifade edildi. Programın sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, konuşmacılara katkılarından dolayı teşekkür etti. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşiye, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi akademisyenlerinden Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ile Uzman Dr. Güler Yürekli konuşmacı olarak katıldı. Söyleşiyi Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin de takip etti.
Bor madeninin kanser tedavisinde kullanımına yönelik çalışmalarda önemli sonuçlar elde edildi
10 Şubat 2026 Salı - 11:08 Bor madeninin kanser tedavisinde kullanımına yönelik çalışmalarda önemli sonuçlar elde edildi Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) Tıp Fakültesi bünyesinde faaliyet gösteren Merkezi Araştırma Laboratuvarı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (KUYAM) geliştirilen bor türevlerinin kanser hücrelerini yok ettiği ve çoğalmasını engellediği, sağlıklı hücrelerde ise hücre canlılığını artırdığı bildirildi. KUYAM koordinatörü Doç. Dr. Fatih Kar öncülüğünde yaklaşık 10 yıldır sürdürülen ve TÜSEB ile Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu tarafından desteklenen çalışmalarda, bor ve bor türevlerinin farklı kanser hücreleri üzerindeki etkileri araştırıldı. Daha önce bağırsak ve kıkırdak hastalıklarına yönelik ürünler geliştiren araştırma ekibi, son çalışmalarını kanser hastalıkları üzerine yoğunlaştırdı. Bor mineralinden sentezlenen beş farklı türev, hücre kültürü deneylerinde çeşitli kanser türleri üzerinde test edildi. "Kanser hücrelerini yok ediyor" Doç. Dr. Fatih Kar, geliştirilen bor türevlerinin kanser hücrelerini yok ettiğini, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini ve sağlıklı hücrelerde hücre canlılığını artırdığını ifade etti. Çalışmalar kapsamında özellikle beyin kanseri (glioblastoma) başta olmak üzere prostat, akciğer ve pankreas kanseri hücrelerinde etkili dozlar belirlendi. Hücre kültürü deneylerinin tamamlandığı, hayvan deneylerine yönelik çalışmaların ise sonuçlanmak üzere olduğu bildirildi. ’Antikanserbor’ adı verilen bor tabanlı bileşenler için patent başvurusunda bulunulduğu belirtilirken, çalışmaların tamamlanmasının ardından geliştirilen ürünlerin sağlık alanında kullanıma sunulmasının hedeflendiği kaydedildi. Yürütülen bilimsel çalışmalarda öğrenci ve akademisyenlerden oluşan 10 kişilik bir ekibin görev aldığını belirten Doç. Dr. Fatih Kar, projeye verdikleri desteklerden dolayı KSBÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Tekin’e teşekkür etti.
Prof. Dr. Karalezli’den topuk dikeni uyarısı: "Çözüm dikeni kırmak değil"
10 Şubat 2026 Salı - 10:49 Prof. Dr. Karalezli’den topuk dikeni uyarısı: "Çözüm dikeni kırmak değil" Muğla’nın tanınmış hekimlerinden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, halk arasında ‘Topuk Dikeni’ olarak bilinen ve sabahları ilk adımda şiddetli ağrıyla kendini gösteren hastalık hakkında kritik uyarılarda bulundu. Pek çok vatandaşın sabah yataktan kalktığında topuğuna çivi batıyormuşçasına hissettiği o keskin ağrının ardında, aslında taban zarındaki bir zedelenme yatıyor. Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, ‘Plantar Fasiit’ ve buna bağlı gelişen ‘Topuk Dikeni’ hakkında doğru bilinen yanlışları açıkladı. "Diken sebep değil, sonuçtur" Ayak tabanında topuktan parmaklara uzanan ‘Plantar Fasya’ adlı zarın esnekliğini kaybetmesiyle sürecin başladığını belirten Karalezli, "Vücut, buradaki mikroskobik yırtıkları tamir etmek için kalsiyum yığar ve o bölgede dikensi bir çıkıntı oluşur. Yani diken ağrının sebebi değil, vücudun kendini tamir etmeye çalışırken ortaya çıkardığı bir sonuçtur" dedi. Hastalığın en tipik belirtisinin sabah tutukluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karalezli, hastaların birkaç dakika yürüdükten sonra bir ‘açılma hissi’ yaşadığını ancak gün sonuna doğru ağrının tekrar geri geldiğini vurguladı. Yanlış ayakkabı seçimi, aşırı kilo ve sert zeminlerin bu tabloyu ağırlaştırdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Karalezli, halk arasında yaygın olan bir yöntem hakkında sert uyarılarda bulundu: "Topuğu sert yere vurarak dikeni kırmaya çalışmak gibi çok yanlış inanışlar var. Sakın yapmayın! Bu yöntem oradaki ödemi ve yırtığı artırarak iyileşmeyi geciktirir. Çözüm ’kırmak’ değil, o bölgeyi yumuşatmak ve esnetmektir" Ameliyatsız tedavi mümkün mü? Hastalığın yüzde 99 oranında ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebildiğini belirten Karalezli, iyileşme sürecinin anahtarlarını şöyle sıraladı: Egzersiz: Ayağın altına buzlu su şişesi koyup yuvarlamak veya havluyla germe yapmak. ESWT (Şok Dalga): Topuğa dışarıdan ses dalgaları verilerek iyileşmenin tetiklenmesi. Doğru Terlik: Evde asla çıplak ayakla sert zemine basılmamalı, mutlaka yumuşak tabanlı terlik kullanılmalı. Diken erir mi? Prof. Dr. Karalezli, en çok merak edilen konuya da açıklık getirdi: "Oluşan kemik çıkıntısı kendiliğinden erimez. Ancak tedaviyle oradaki iltihap geçince ağrı biter. Dikenin orada durmasının hiçbir zararı yoktur"