Son Dakika
|
Zuhal Böcek’in ifadeleri ortaya çıktı
Antalya Büyükşehir iştiraki ANSET’e operasyonda 14 şüpheli tutuklandı
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ankara’dan ayrılıyor
İtalya’da şampiyon Inter
Uşak’ta 7 aracın karıştığı zincirleme kaza: 4 ölü, 34 yaralı
Gaziantep'te sağanak: Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar suya gömüldü
Diyarbakır’da şampiyonluk kutlamalarında 11 yaralı, 10 gözaltı
Kırmızı ışık ihlali yapan otomobil ortalığı savaş alanına çevirdi: 1’i ağır 4 yaralı
Okul saldırısında ağır yaralanan Almina Ağaoğlu vefat etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İnegöl’de sular altında kalan araziler havadan görüntülendi
Ankara İl Emniyet Müdürü Maksut Yüksek düzenlenen törenle görevine başladı
Pes dedirten görüntü: Otoyolda tırdan sarkan tavuklar kameraya yansıdı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuveyt Dışişleri Bakanı Sabah’ı kabul etti
Pendik’te darp anları: 4 saldırgan 1 kişiyi hedef aldı
Gaziantep’teki ’süper hücre’ balkon duvarlarını yıktı, camları patlattı
Fatih’te marketin deposunda yangın: Mahsur kalanlar kurtarıldı!
SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16
Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22
ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59
Dünyada 350 milyon astım hastası var
DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05
KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu
Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:11
Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı
2
03 Mayıs 2026 Pazar- 11:54
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı
3
03 Mayıs 2026 Pazar- 15:43
Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu
4
03 Mayıs 2026 Pazar- 19:03
Üniversiteli sağlık öğrencilerinden köyde sağlık taraması
5
03 Mayıs 2026 Pazar- 12:25
Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:37
"Sıcak havalar çocuklarda döküntü riskini artırıyor"
Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte çocuklarda görülen döküntülü hastalıklarda artış yaşandığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, "Kızamık, kızamıkçık, suçiçeği ve beşinci hastalık gibi rahatsızlıklar, genellikle virüs kaynaklı olup bulaşıcılığı yüksektir. Hastalığın türüne göre döküntülerin vücuttaki yayılım şekli değişiklik gösterir. Enfeksiyonun yayılmaması için çocukların istirahat etmesi, bol sıvı tüketmesi ve temasın kısıtlanması gerekiyor" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Pelin Aytaç Uras, çocuklarda görülen döküntülü hastalıklar hakkında bilgilendirmede bulundu. Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte çocuklarda görülen döküntülü hastalıklarda artış yaşandığını söyleyen Uzm. Dr. Uras, "Kızamık, kızamıkçık, suçiçeği ve beşinci hastalık gibi rahatsızlıklar, genellikle virüs kaynaklı olup bulaşıcılığı yüksektir. Aileler, çocuklarının vücudunda aniden beliren kızarıklık, kabarcık veya lekeler karşısında endişelense de, bu durumların çoğu çocukluk çağında bağışıklık sisteminin gelişim sürecinde sıkça görülen hastalıklardan kaynaklanır" diye konuştu. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Döküntülü hastalıkların genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık gibi ön belirtilerle başladığını dile getiren Uzm. Dr. Uras, "Ardından ciltte kırmızı lekeler, kabarcıklar veya pullanma görülebilir. Hastalığın türüne göre döküntülerin vücuttaki yayılım şekli değişiklik gösterir. Enfeksiyonun yayılmaması için çocukların istirahat etmesi, bol sıvı tüketmesi ve temasın kısıtlanması gerekiyor. Yüksek ateş, solunum sıkıntısı veya döküntüyle birlikte bilinç değişikliği gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Döküntülü hastalıklar ile birlikte isilik benzeri lezyonlar çocuklarda çok sık görülmektedir. Bu durumun tedavisi için günlük banyo yapılması ve uygun bir nemlendirici kullanması gerekiyor" dedi. "Aşı ve hijyenin önemi" Birçok döküntülü hastalığın aşı ile önlenebildiğini belirten Uzm. Dr. Uras, "Özellikle kızamık ve suçiçeği aşılarının zamanında yapılması hayati önem taşıyor. Bunun yanı sıra el hijyenine dikkat etmek, kalabalık ortamlardan uzak durmak ve hastalık döneminde kişisel eşyaların paylaşılmaması, bulaşma riskini önemli ölçüde azaltıyor. Ebeveynler, çocuklarının döküntülerini hafife almadan doğru tanı ve tedavi için profesyonel sağlık desteğine başvurmalıdır" ifadelerini kullandı.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:06
Aşırı sıcak bunalıma sokup agresif yapıyor
Son günlerde etkisini arttıran sıcak hava ile ilgili konuşan Klinik Psikolog Fulda Koyun Karaçiçek, "Sıcak hava, özellikle yüksek nemle birleştiğinde vücudun stres seviyesini artırabiliyor. Depresyon ve bunalma hissi oluşturup agresif yapıyor" dedi. Özel Medline Adana Hastanesi’nde görevli Klinik Psikolog Fulda Koyun Karaçiçek, son bir haftadır şehirde sıcaklığın 45 derece, nem ile birlikte hissedilen sıcaklığın ise 58 derece olmasının psikolojiye etkileri hakkında açıklama yaptı. Karaçiçek, "Sıcak hava, özellikle yüksek nemle birleştiğinde vücudun stres seviyesini artırabiliyor. Aynı zamanda uyku kalitesini de bozabilmektedir. Depresyon ve bunalma hissi oluşturabilir. Motivasyon kaybına neden olabilmektedir. Hastalık anksiyetesi olanları ve anksiyete bozukluğu olanları çok fazla etkileyebilir. Fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra ruhsal bozukluklar da eşlik edebilir. Ve aynı zamanda mevsimsel duygu durumu bozukluklarını da tetikleyebilmektedir" diye konuştu. "İnsanlar agresif olabilir trafikte kavga çıkabilir" Aşırı sıcak nedeniyle insanların agrasif olabileceğini ve trafikte kavga çıkabileceğine değinerek uyarıda bulunan Karaçiçek, "Bunun için mümkünse günün en sıcak saatlerinde ekran stresini azaltalım ve bilgi akışını daha fazla azaltmaya dikkat edelim. Bol su içmek, serin yerlerde durmak, geniş kıyafetler giymek sadece bedeni değil, zihni de rahatlatır. Duygularını bastırmak yerine kabul edip ’şu an sinirliyim çünkü hava bunaltıcı’ gibi iç konuşmalar yaparak kontrolü elimizde tutabiliriz. Doğayla temas edelim, eğer şehirdeysek bile birkaç saksı bitkiyle ilgilenmek de işe yarayabilir" ifadelerini kullandı.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:41
"Çocuklarda seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı"
Çocuklarda görülen seçici yeme davranışının iştahsızlıkla karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, "Seçici yeme belirli gıdalara yönelik bir dirençtir; çocuk sevdiği besinleri iştahla tüketebilir. İştahsızlık ise tüm gıdalara karşı ilgisizliktir. Seçici yeme davranışında çocuk belirli besinlere karşı tutarlı bir direnç gösterir. Uzun süren seçici yeme davranışı demir, çinko, lif, A vitamini ve folat eksiklikleriyle ilişkili olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminde zayıflama ve zihinsel gelişimde gerileme ile sonuçlanabilir" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, çocuklarda görülen seçici yeme davranışı hakkında açıklamalarda bulundu. Pekuz, "Seçici yeme davranışı, çocuğun sınırlı sayıda besin grubu tüketmesi, yeni tatları denemeye isteksiz olması veya belirli gıdalardan ısrarla kaçınması olarak tanımlanır" şeklinde konuştu. "1-3 yaş döneminde yiyecek reddi normal kabul edilir" Amerikan Pediatri Akademisi’nin (AAP), bu davranışı 2-6 yaş arasında gelişimin doğal bir parçası olarak tanımladığını belirten Uzm. Dr. Pekuz, "Ancak bazı durumlarda bu davranış kalıcı hale gelebilir. Avrupa Çocuk Gastroenteroloji Derneği (ESPGHAN) ise 1-3 yaş döneminde artan özerklikle birlikte yiyecek reddinin normal kabul edildiğini, ancak bu sürecin 1 aydan uzun sürmesi ve büyümeyi etkilemesi durumunda mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır" diye konuştu. "2 yaşından sonra belirginleşiyor" Yeni tatlara karşı temkinli davranmanın (neofobi) gelişimsel olarak normal olduğunu belirten Uzm. Dr. Pekuz, "Ancak bu durum 2 yaşından sonra belirginleşiyor ve sosyal, duygusal ya da fiziksel gelişimi olumsuz etkiliyorsa, bu artık klinik müdahale gerektiren bir sorun olabilir" ifadelerini kullandı. "Seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı" Seçici yeme davranışının iştahsızlıkla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Pekuz, "Seçici yeme belirli gıdalara yönelik bir dirençtir; çocuk sevdiği besinleri iştahla tüketebilir. İştahsızlık ise tüm gıdalara karşı ilgisizliktir. Seçici yeme davranışında çocuk, belirli besinlere karşı tutarlı bir direnç gösterir" dedi. "Uzun süreli seçici yeme, zihinsel gerileme ile sonuçlanabilir" Seçici beslenen çocukların genellikle daha düşük boy ve kilo persentilinde yer aldığını ifade eden Uzm. Dr. Pekuz, "Uzun süren seçici yeme davranışı demir, çinko, lif, A vitamini ve folat eksiklikleriyle ilişkili olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminde zayıflama ve zihinsel gelişimde gerileme ile sonuçlanabilir" açıklamasında bulundu. "Sürekli aynı yemekleri tercih etme görülebilir" Çocuklarda seçici yeme davranışının belirtilerine değinen Uzm. Dr. Pekuz, "Sürekli aynı yemekleri tercih etme, yeni gıdalara direnç, yemek esnasında öfke nöbetleri ve yetersiz gıda çeşitliliği gibi belirtiler seçici yeme davranışına işaret eder. Çocuğun 20’den az farklı besin tüketmesi ve bu davranışın sosyal ortamlarda da sürmesi, seçici yemenin göstergelerindendir" ifadelerini kullandı. "Yemeği ödül veya ceza aracı olarak kullanmayın" Anne-babaların sık yaptığı hatalara da dikkat çeken Uzm. Dr. Pekuz, "Israrla ve zorla yedirmeye çalışmak, yemeği ödül veya ceza aracı olarak kullanmak, yemek sırasında televizyon veya tablet gibi dikkat dağıtıcı unsurlara izin vermek çocukta yemekle ilişkili kaygıyı artırır ve seçiciliği pekiştirir" diye konuştu. "Evde uygulanabilecek basit ama etkili yöntemler" Seçici yeme davranışını azaltmak için ailelerin uygulayabileceği yöntemleri paylaşan Uzm. Dr. Pekuz, "Çocukların sofrada herkesle birlikte yemek yemesi, yeni yiyeceklerin küçük miktarlarda ve tekrarlayan şekilde sunulması, gıdaların dokusu ve sunumunun çeşitlendirilmesi, çocuğun yemek hazırlık sürecine dâhil edilmesi ve başarıların küçük övgülerle takdir edilmesi faydalı olacaktır. Yemek saatlerinin keyifli ve düşük stresli olması, yiyecekle ilgili çatışmalardan kaçınılması önemlidir" dedi. "Psikolojik veya nörolojik sebepler araştırılmalı" Seçici yeme davranışının altında duyusal hassasiyet, otizm spektrum bozukluğu ve anksiyete gibi durumların olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Pekuz, "Eğer çocuğun gelişimsel yaşı ile gıda reddi davranışı arasında orantısızlık varsa ve bu durum 1 aydan uzun sürüyorsa mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır" ifadelerini kullandı. "Günlük örnek beslenme planı" Seçici yeme davranışı gösteren çocuklara yönelik örnek bir günlük beslenme planı öneren Uzm. Dr. Pekuz, "Kahvaltıda yumurta içeren pankek, şekilli peynir, domates; ara öğünde muzlu yoğurt; öğle yemeğinde kıymalı makarna ve ayran; akşam yemeğinde mercimek çorbası, fırında sebzeler ve pilav yer alabilir. Tatlı olarak gerektiğinde sütlaç tercih edilebilir. Dengeli ve renkli tabaklar oluşturulması, 3 ana ve 2 ara öğünün korunması önemlidir" diye konuştu. "Uzman desteği alınabilir" Uzm. Dr. Pekuz, ağırlık veya boy artışı yavaş olan, 10’dan az besin tüketen, aile içi çatışmalara yol açan veya besinlere karşı aşırı tepkiler gösteren çocuklarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı veya beslenme uzmanının değerlendirme yapması gerektiğini vurguladı. "Alternatif beslenme önerileri" Yumurta, et, süt ve peynir gibi temel besinleri tüketmeyen çocuklara yönelik önerilerde de bulunan Uzm. Dr. Pekuz, "Yumurta yemeyen çocuklar için krep, pankek, sebzeli omlet; et yemeyen çocuklar için mercimek köftesi, nohut cipsi, kuruyemişler tercih edilebilir. Süt içmeyen çocuklara yoğurt, ayran, sütlaç gibi alternatifler sunulabilir. Peynir sevmeyen çocuklar için ise peynirli poğaça veya makarna sosunda eritilmiş peynir önerilebilir" ifadelerini kullandı.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:40
Uzmanı uyardı: Miyopluk dünyada daha çok yaygınlaşıyor
Açık hava etkinliklerinin azalması ve ekran maruziyetinin artmasıyla birlikte dünya genelinde çocuklarda miyopi sıklığının arttığı, her 3 çocuktan birinin artık miyop olduğu belirtilirken, Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz, "Giderek artan oranda çocuk miyop oluyor. Bu gerçekten çok büyük bir sorun" diyerek herkesi uyardı. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte cep telefonu ve tablet kullanımının yanı sıra bağımlılığı da artış göstermeye başladı. Dünya genelinde yapılan analizler, çocukların uzağı görme kabiliyetinin giderek bozulduğunu ve her 3 çocuktan birinin artık miyop olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz açıklamada bulundu. İnsanlığın miyop olma yönünde ilerlediğini kaydeden Prof. Dr. Sızmaz, "Dünya genelinde çocuk hastalarda miyop oranlarında artış söz konusu. Giderek artan oranda çocuk miyop oluyor. Bu gerçekten çok büyük bir sorun. Artık yaşam biçimleri değişti. Eskiden çocuklar sokakta oynarken artık evde kalıyorlar. Yeteri kadar doğal ışık görmüyorlar ve sürekli yakına odaklanıyorlar. Bu da çocukların miyop olmalarına ve miyopinin de ilerlemesine neden oluyor" dedi. "Bütün tedbirleri almalıyız" Miyopinin önümüzdeki yıllarda bir toplum sağlığı sorunu olacağına da dikkat çeken Prof. Dr. Sızmaz, "Miyopi önümüz yıllar içerisinde çok ciddi bir toplum sağlığı sorunu olacak. Bu da bize çocuk yaştaki başvuruların artmasına neden oluyor. Miyopi sorununun üstesinden gelmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Bütün tedbirleri almalıyız. Çocuklar günde en az 2 saat açık havada zaman geçirmeli. Açık hava etkinlikleri yapılmalı, yürüyüş yapılmalı. Hiçbir şey yapılamıyorsa, çocuklar balkonda otursun sokağı seyretsin diyorum. Buradaki amaç çocuğun uzağa bakmasını, uzağa odaklanmasını sağlamak; böylelikle sürekli yakına odaklanmasının önüne geçmektir" diye konuştu. "Uyanıkken aydınlık, gece yatarken karanlık olmalı" Çocukların bazı tedbirleri aileleri aracılığıyla alması gerektiğini vurgulayan Sızmaz, daha sonra şunları söyledi: "Telefon, tablet gibi cihazların kullanımı kısıtlanmalı. Ders çalışırken çok yakından bakılmamalı, dik oturulmalı ve okuma mesafesi korunmalı. Mutlaka masa lambası kullanarak çalıştıkları ortamın aydınlatılmasını istiyoruz. Yani loş ortam kesinlikle istemiyoruz. Gece uyurken ise tam tersine odada gece lambası gibi şeylerin kullanımını istemiyoruz. Okul çağındaki çocukların göz muayeneleri her yıl düzenli olarak yapılmalıdır."
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:29
Şırnak’ta marketlere sıkı denetim
Şırnak’ta vatandaşın hem cebini hem sağlığını korumak amacıyla marketlerde denetimler sıkılaştırıldı. Şırnak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ve Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, kent genelindeki zincir marketlerde rafları tek tek inceleyerek fiyat etiketlerinden son kullanma tarihine kadar birçok başlıkta kontrol yaptı. Denetimlerde fahiş fiyat uygulamaları, gramaj eksiklikleri ve tarihi geçmiş ürünler bulunup bulunmadığını incelendi. Tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için işletmelere uyarılar yapılırken, mevzuata aykırı durumlar için yasal işlem başlatıldı. Vatandaşlar yapılan denetimlerden memnun olduklarını dile getirirken, belediye yetkilileri ise rutin kontrollerin aralıksız süreceğini kaydetti.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 08:41
Sıcak havalar enfeksiyon riskini arttırıyor
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Dilek Akıncı, yaz aylarında artan enfeksiyon hastalıkları ve alınacak önlemeler hakkında bilgi verdi. Yaz aylarında enfeksiyon hastalıklarında artış gözlemlenmesinin başlıca nedenlerinin; sıcaklık, nem, hijyen şartları ve sosyal davranışlardaki bazı değişiklikler olduğunu ifade eden Dr. Dilek Akıncı, "Sıcaklık ve nem artışı, özellikle gıdalarda mikroorganizmaların çoğalması için uygun bir ortam sağlar. Soğuk zincirin önemli olduğu dondurma, sütlü tatlı gibi gıdalarda bu durum daha önemlidir. Bunun dışında sivrisinek ve kene gibi vektörler, piknik ve açıkta satılan yiyeceklerde hijyen eksikliği, temiz olmayan içme suyu, havuz ve deniz sularının yeterince temiz olmaması, seyahatlerin artması, doğa yürüyüşleri, sık klima kullanımı ve klima sistemlerinin rutin temizliğindeki eksiklikler, kalabalık ortamlara ziyaretler gibi sebeplerle yaz aylarında enfeksiyon hastalıklarında artış görülür" şeklinde konuştu. Yaz aylarında sık görülen ishal ve mide-bağırsak enfeksiyonlarının genellikle bakteri, virüs ve parazitler tarafından oluşturulduğunu dile getiren Akıncı, "En sık kontamine yiyecek ve içeceklerle bulaşan bakteriyel enfeksiyonlardan Escherichia coli, Campylobacter jejuni, Salmonella ve Shigella; en sık kalabalık ortam, havuz suyu ve kamp alanlarından bulaşan viral etkenlerden hepatit A, norovirüs ve rotavirüs; en sık kirli içme sularından bulaşan paraziter enfeksiyonlardan Giardia lamblia ve Entamoeba histolytica diğerlerine göre daha sık görülen enfeksiyon etkenlerindendir" dedi. "Yaz aylarında enfeksiyon riski daha yüksektir" Yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler için yaz aylarında enfeksiyon riski daha yüksek olduğunu belirten Dr. Dilek Akıncı açıklamasında, "Yaz aylarında artan sıcaklıklar vücutta sıvı kaybına yol açar. Yaşlı bireylerde susuzluk hissi azalabilir, bu yüzden yeterince su içmediğini fark etmez. Dehidrasyon idrar üretimini azaltacağı için idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Sıcak havalarda gıdalar daha hızlı bozulur. Bazen bozulmuş gıdanın tadı ve kokusu normal görünebilir. İleri yaştaki bireyler yemeğin dışarıda çok kaldığını bazen fark etmez. Terleme ve nem sebebiyle sürekli ıslak kalan cilt ve sinek/böcek ısırıkları cilt enfeksiyonlarına neden olabilir. Yaşlı bireylerde cilt daha hassas olduğu için bu tür enfeksiyonlar da kolaylıkla gelişebilir. Diyabet, KOAH, kalp yetmezliği gibi hastalıkları olan kişilerde de enfeksiyonlar daha sık ve ağırdır. Örneğin, diyabet hastalarında yara enfeksiyonları geç iyileşir ve yaz aylarında yaralanma riski daha yüksektir" ifadelerine yer verdi. "Havuz veya denizden sonra hemen duş alınmalı" Havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarının bazı enfeksiyon riskleri barındırdığına işaret eden Dr. Akıncı, "Özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireyler için daha dikkatli olunması gerekir. Kulak enfeksiyonları özellikle yüzücü kulağı dediğimiz dış kulak yolu enfeksiyonları, konjonktivit diye tabir ettiğimiz göz enfeksiyonları, mantar ve selülit gibi cilt enfeksiyonları, özellikle kadınlarda daha sık görülen idrar yolu ve vajinal enfeksiyonlar, su yutulmasına bağlı gelişen gastroenteritler havuz ve denizden bulaşan enfeksiyonlara örnektir. Bu duruma engel olmak için gittiğiniz havuzun düzenli olarak klorlandığından ve suyun test edildiğinden emin olunmalı, su bulanık veya kötü kokuluysa kesinlikle girilmemeli, duş alma zorunluluğu olan havuzlar tercih edilmelidir. Ayrıca havuz veya denizden sonra hemen duş alınmalı ve ıslak mayoyla durulmamalıdır, mikroorganizmalar ne kadar uzun süre durursa o kadar risk artar. Ayrıca yüzücü gözlüğü, kulak tıkacı kullanılmalı; başkasının hiçbir eşyası kullanılmamalıdır" şeklinde konuştu. "Belirgin bir artış görülür" Sıcaklık ve nemin, sivrisinek ve kene kaynaklı vektörlerin çoğalması ve yayılması için ideal şartları sağladığını belirten Akıncı, "Sivrisinek veya kene gibi vektör kaynaklı enfeksiyonları önlemek için sineklikli pencere ve kapılar kullanılmalı, sivrisinek kovucu cihazlar ve spreyler kullanılmalı, sivrisineklerin üremesini önlemek için saksı altları ve su kovaları gibi su birikintileri boşaltılmalı, uzun çim ve otlar biçilmeli, uzun kollu ve açık renkli kıyafetler giyilmeli, uzun pantolon giyilmeli ve paçaları çorap içine sokulmalı, şapka kullanılmalı, eve dönünce özellikle diz arkası-koltuk altı-ense-kasık bölgeleri gibi nemli bölgelere mutlaka kene kontrolü yapılmalı ve kene çıplak elle çıkarılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. "Bu belirtiler ciddiye alınmalı" Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Dilek Akıncı, yüksek ateş, ishal, kusma, karın ağrısı, vücutta döküntü ve kızarıklık, şiddetli baş ağrısı, idrar yaparken yanma, öksürük, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, aşırı halsizlik; özellikle sinek veya kene ısırığı sonrası ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, bulantı gibi belirtilerde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizdi. "Hijyen kurallarına dikkat edilmeli" Yaz aylarında enfeksiyonlardan korunmak için bireylerin özellikle hijyen kurallarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Akıncı, "Ellerin sabun ve suyla sık sık yıkanması, su ve sabuna ulaşım zor ise el dezenfektanı kullanılması gerekir. Açıkta satılan kaynağı belirsiz yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı, et, tavuk, ve balık gibi çabuk bozulan gıdalar uygun sıcaklıkta saklanmalı, çiğ sebze ve meyveler iyice yıkanarak tüketilmeli, piknik ve tatil yerlerinde soğuk zincir bozulmamalı, özellikle yazın musluk suyu tüketilmemeli, et ve tavuk ürünleri yeterince pişirilmeli, bol bol temiz su veya sıvı gıdalar tüketilmeli, aşırı sıcakta dışarı çıkılmamalı, havuz ve deniz sonrası hızlıca duş alınmalı, ıslak mayoyla beklenmemeli, şezlong, havlu ve terlik gibi malzemeler ortak kullanılmamalı veya dezenfekte edilmeli, pamuklu çok terletmeyen giysiler giyilmeli, özellikle ayakların nemli kalmaması sağlanmalı, sinek ve kene riski olan bölgelerde uygun kıyafetler giyilmelidir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
12 Ağustos 2025 Salı - 18:24
Malatya’da ambulans helikopter 80 yaşındaki hasta için havalandı
Malatya’nın Darende ilçesinde ambulans helikopter 80 yaşındaki hasta için havalandı. Darende ilçesinde rahatsızlanan 80 yaşındaki hasta, ambulans helikopter ile hastaneye kaldırıldı. Darende’de beyin kanaması geçirerek rahatsızlanan A.S.K.’nin yakınları İlçe Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Burada tetkikleri yapılan hasta, daha sonra ilçe stadına inen ambulans helikopter ile Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne kaldırıldı.
12 Ağustos 2025 Salı - 16:24
Manisa Şehir Hastanesinde bir ilk
Manisa Şehir Hastanesi Kalp Damar Cerrahisinde ilk defa kapalı yöntemle gerçekleştirilen Atriyal Septal Defekt ameliyatıyla kısa sürede sağlığına kavuşan hasta taburcu edildi. Manisa Şehir Hastanesi Kalp Damar Cerrahisinde ilk defa kapalı yöntemle Atriyal Septal Defekt ameliyatı gerçekleştirildi. Çarpıntı ve nefes darlığı şikayetiyle Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Bölümüne başvuran 38 yaşındaki hasta Emine Özdemir Devirgen’e Atriyal Septal Defekt tanısı konuldu. Kalbin iki kulakçığı arasında doğumda var olan ancak 3 yaşına kadar kapanması gereken anormal bir geçiş durumu olan hasta Devirgen, Kalp Damar Cerrahisine sevk edildi. Kalp Damar Cerrahisi Hekimimiz Op. Dr. Tezcan Bozkurt tarafından kapalı yöntemle ameliyat edilen Devirgen enfeksiyon ve uzun süre yatış yükünden kurtularak kısa sürede sağlığına kavuştu. Rahat bir nefes alan ve çarpıntıları giderilen Devirgen tamamlanan tedavisi sonrası hastaneden taburcu edildi. Yapılan işlemle ilgili bilgi veren Manisa Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tezcan Bozkurt, "Hastamız, atriyal septal defekt hastası, kardiyoloji takipli bir hastaydı. Kardiyolojiden bize cerrahi kararıyla geldi, başvurdu. Atriyal septal defekt, kalbin iki kulakçığı arasında doğumda var olan ama 3 yaşına kadar kapanması gereken anormal bir geçiş durumudur. Hastamız, erişkin konjenital kalp hastalıkları grubunda değerlendiriliyor. 3 yaşından sonra kapanmıyorsa zaten yüzde 80 ihtimalle hayatın belli evresinde cerrahiye gidiyor bu hastalar. Tedavisinde, ağırlıklı olarak gelişen teknolojiyle beraber genellikle septal oklüderlerle ameliyatsız kapatılıyor. Ama bizim hastamızda hem defektin büyüklüğü, hem pulmoner basıncının yüksek olması, hem de Atriyal Septal Defekt’in yerleşim yerinin süperior vena kava’ya yakın olması sebebiyle anjiyografik olarak kapanmaya uygun değildi. O yüzden kardiyoloji tarafından bize cerrahi amacıyla yönlendirildi hastamız. Biz hastanın kendisine bilgilendirmelerimizi yaptık. Ameliyatını planlayıp servise yatışını sağladıktan sonra da kapalı yöntem dediğimiz, göğüs kemiğini açmadan sağ meme altından yaklaşık 4-5 cm’lik bir kesiyle ameliyatını gerçekleştirdik" dedi. Atriyal Septal Defekt ameliyatlarının çok sıklıkla yapılmadığın belirten Op. Dr. Bozkurt, "Kapalı ameliyatların şöyle bir avantajı oluyor; hastanede kalış süresi daha kısa oluyor, kanama ve enfeksiyon riski daha az oluyor. Sosyal hayata dönüş, araç kullanma, yan dönme, rahat bir şekilde yatma yönünden klasik cerrahiye göre çok daha avantajlı. Kendisi de hızlı bir şekilde sosyal hayata adapte olacağını düşünüyoruz. Nefes darlığı, çarpıntı ağırlıklı olarak, ‘efor dispnesi’ dediğimiz, merdiven çıkarken tıkanma veya düz bir şekilde yatamama, 1-2 yastıkla yatma gibi şikayetler olabiliyor. Çok ilerleyen evrelerde ise eğer Atriyal Septal Defekt’teki o şantın yönü ters dönüyorsa bu sefer de dudaklarda, parmak uçlarında morarmalar olabiliyor ki bizim hastamızda öyle bir durum söz konusu değildi. Bizim Manisa Şehir Hastanesi’nde ilk kez yaptığımız bir meme altından Atriyal Septal Defekt cerrahisi oldu. Bugün de hastamızı şifayla taburcu edeceğiz" diye konuştu. Ameliyat sonrası hemen ayağa kalkma şansı olduğunu söyleyen hasta Emine Özdemir Devirgen, "Ameliyat sonrası hemen ayağa kalkma şansım oldu. Rahat nefes alabiliyorum artık. Çarpıntılarım yok . Her şey için Tezcan Hocam’a çok teşekkür ederim. Kısa sürede ayağa kalkıp aktivitelerime başlayabildim. Yürüyüşümü yapabiliyorum. Bundan sonraki hayatımda da daha sağlıklı bir hayatım olacağını düşünüyorum. Çok teşekkür ederim. Benim belirti çok azdı, çok az belirtiyle geldim ama bu olmayacak anlamına gelmiyor. Bazı durumlarda hocamızın da belirttiği gibi morarma, bayılma, şişme gibi belirtilerle hastalar başvuruyormuş. Lütfen sağlığınıza dikkat edin ve önemseyin" dedi.
12 Ağustos 2025 Salı - 15:44
Söke’de pastanelerden numuneler alındı
Aydın’ın Söke ilçesinde halk sağlığının korunması hedefiyle riske dayalı gıda işletmelerinde denetim gerçekleştirilirken, pastanelerden de numuneler alındı. Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde il genelinde gıda satış ve toplu tüketim yerleri ile üretim yerlerine yapılan denetimler aralıksız devam ediyor. Bu çerçevede sahaya inen Söke İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri riske dayalı gıda üretimi ve satışı yapılan işletmelerde gerçekleştirdikleri denetimlerini aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda da ekipler, pastanelere yönelik denetim gerçekleştirdi. Denetimlerde yapılan hijyen kontrollerinin yanı sıra pastanelerden de numuneler alınarak gerekli kontrolleri yapıldı. Mevzuata uygun davranmayan işletmelere idari yaptırımlar da uygulanırken, konu ile ilgili Söke İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Aydın İl Tarım Müdürlüğü, Gıda ve Yem şube Müdürlüğü ekipleriyle birlikte bakanlığımız yıllık rutin programı çerçevesinde pastane den gıda numuneleri alındı" ifadeleri yer aldı.
12 Ağustos 2025 Salı - 15:11
Uzmanı uyardı: "Yaz aylarında anne sütü ile beslenen çocuklar ishalden korunuyor"
Yaz aylarında çocuklarda artan ishal vakaları hakkında açıklamalarda bulunan Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatih İbrahim Arabacı, "İshal sırasında vücudun kaybettiği sıvının telafisi de çok önemlidir. Sıvı kaybı hızlı olduğundan, su kaybı giderilmezse, özellikle bebekler ve çocuklar için hayati tehlike oluşabilir" diye konuştu. Ülke genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıkları insan sağlığı açısından oluşturduğu birçok riski de berberinde getiriyor. Uzmanlar özelikle çocuklarda ve bebekler görülen ishal vakaları ile birlikte vücutta yaşanan sıvı kaybının yaz ayalarında daha çok risk oluşturduğunu dile getiriyorlar. İshal vakarlına kusma, dışkıda kan ve mukus görme durumunda hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini dile getiren Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatih İbrahim Arabacı, "İshal özellikle 0-5 yaş grubundaki çocuklarda rastlanan ve en sık ilk 2 yaş içerisinde çocuk ölümlerine sebep olabilen bir hastalıktır. İshal, özellikle virüs kaynaklı ise çoğu zaman kendi kendine düzelir. Bu durumda ateş görülüyorsa, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabildiği gibi, gerektiğinde antibiyotik ve anti-paraziter ilaçlar da alınabilir. Tedavinin temel prensibi sıvı ve mineral kaybının yerine yenisinin konmasıdır" şeklinde konuştu. "Bebeklere ishal kesici ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır" Bebeklerin biberonlarının ve emziklerinin düzenli olarak temizlenmesi gerektiğini dile getiren Arabacı, "Anne sütü almayan bebeklerde, ishale çabuk yakalanma ve daha fazla ölüm görülmektedir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ishal durumu oluşursa, anne sütüne mutlaka devam edilmeli ve bebek daha sık emzirilmelidir. Anne sütü almayan bebeklerde ise, normalde aldıkları süt ya da mamalara devam edilmelidir. Kusma ve ishalle kaybedilen sıvı ve mineraller, oral replasman sıvıları, bağırsak florasını düzenleyen probiyotik içeren tozlar kullanılarak giderilebilir. Bebeklere ishal kesici ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Bebek mamayla besleniyorsa mama suyu mutlaka kaynatılmalı, biberon ve emzikler sterilize edilmelidir. Yiyecekler buzdolabında saklanmalıdır. Musluk suları ve kaynağı bilinmeyen sular tüketilmemeli, çiğ sebzelerle hazırlanmış salata ve meyvelerin tüketiminde dikkatli olunmalıdır. Kabuğu soyulabilen gıdalar soyularak, soyulamayanlar ise iyice yıkanarak yenmelidir. Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri tüketilmemelidir. Gıdaların uygun şartlarda saklandığından emin olunmalı, eller sık sık yıkanmalı, ishalli bireylerle temastan ve aynı eşyaların kullanımından kaçınılmalıdır" diye konuştu. "Yağ ve lif açısından zengin gıdalardan uzak durulmalıdır" Vücuttaki sıvı kaybı dengelene kadar asitli, ambalajlı ve yağlı gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirten Arabacı, "Su, ayran, yoğurt, çorba, komposto benzeri sıvı tüketimi artırılmalıdır. İshal düzelene kadar yağsız ve posasız gıdalar alınmalı, bağırsakların daha fazla çalışmasına sebep olan yağ ve lif açısından zengin gıdalardan uzak durulmalıdır. Salata, kuru yemiş, katkı maddesi içeren ambalajlı gıdalar, çikolata, asitli içecekler ve kızartmalar, ishal düzelinceye kadar asla tüketilmemelidir. Meyve tüketiminde şeftali, muz, katı yiyeceklerde yağsız makarna, haşlanmış patates, patates püresi, pirinç pilavı, haşlanmış yağsız et ve tavuk yenilebilir. Vücuttaki su kaybı hafif ve orta derecede olan çocuklarda, belirli oranlarda şeker ve tuz içeren su karışımı ağızdan verilebilir. Ağır vücut sıvısı eksikliğinin olduğu vakalarda ya da ağızdan yeterli miktarda sıvı alınamadığı durumlarda, damardan sıvı ve elektrolit takviyesi tedavisi uygulanmaya başlanmalıdır. Bu durumda çocuğun tedavisinin hastanede yapılması gerekmektedir" dedi.
12 Ağustos 2025 Salı - 14:11
Taburcu edildi, 3 dakika sonra kalbi durdu
Giresun’da yaşayan Salih Aydın, göğüs ağrısı ve sol kol uyuşması şikâyetiyle başvurduğu Özel Giresun Ada Hastanesi Acil Servisi’nde kalp krizi belirtileri olmasına rağmen "kas ağrısı ve panik atak" teşhisiyle taburcu edildi. Ancak, taburcu edilmesinden sadece dakikalar sonra kalbi ve solunumu durdu. Hastanede uygulanan elektroşok ve kalp masajıyla hayata döndürülen Aydın, kırmızı kod ile acil müdahaleye alındı. Sonrasında stent takıldı. Yaşadıklarının ardından Aydın, "öldürmeye teşebbüs" başta olmak üzere çeşitli suçlamalarla Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Yoğun bakımda ‘para pazarlığı’ iddiası Yoğun bakımda kendisiyle para pazarlığı yapıldığını ileri süren Salih Aydın, "4 Temmuz’da ikinci stent takılmasının ardından ameliyattan çıktıktan sonra yanımda bulunan Kardiyoloji Uzmanı, ‘Senin oğulların para konusunda sıkıntı çıkardı, sen kaç lira ödeyebilirsin?’ diyerek yoğun bakımda para pazarlığı yaptı. Ayrıca yakınlarıma SGK kapsamında olan tedaviler için ‘SGK bu stentleri karşılamıyor, önce imzalayın, sonra fatura edilir’ şeklinde baskı yapıldı. İlave ücret talebiyle özel stent pazarlaması yapılıyor" dedi. E-Nabız kayıtlarının silindiği iddiası Salih Aydın, tedavi kayıtlarının da gizlendiğini ileri sürdü: "4 Temmuz’daki ameliyat ve tedavi bilgilerimiz Sağlık Bakanlığı’nın e-Nabız sisteminde görünürken daha sonra silindiğini fark ettik. Bu durumun suç delillerinin yok edilmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir." Savcılığa suç duyurusu Kasten yaralama, görevi kötüye kullanma, nitelikli dolandırıcılık, evrakta sahtecilik, suç delillerini gizleme ve adam öldürmeye teşebbüs gibi suçlamalarla Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan Salih Aydın, "Bu olay sadece bizim yaşadığımız bir trajedi değil; hastaneye güvenerek canını emanet eden herkes için ciddi bir uyarıdır. Hukuki süreci sonuna kadar takip edeceğiz. Gerekirse tüm detayları ulusal basına taşıyacağız. Giresun Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, Giresun İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı’nı, görevlerini yerine getirerek bu hastane ve benzeri yerlerde denetimleri sıklaştırmaya, ihmallere göz yummamaya davet ediyoruz. Etrafımızdan ve duyumlarımızdan anladığımız kadarıyla bu hastanede benzer ihmaller ve mağduriyetler az değil. Bu tür olaylar ancak kararlı ve sürekli denetimlerle önlenebilir. Sorumlular korunmadığı, aksine yargı önünde hesap verdiği bir süreç işletilmezse, bu yaşananlar yarın başka ailelerin acısı olacaktır" dedi.
12 Ağustos 2025 Salı - 14:08
Psikoloğu Kübra Koçer: "EMDR, özellikle travma ve stresle başa çıkmakta zorlanan kişiler için çok etkili bir terapi yöntemidir"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Klinik Psikoloğu Kübra Koçer, EMDR’nin (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), özellikle travma ve stresle başa çıkmakta zorlanan kişiler için çok etkili bir terapi yöntemi olduğunu söyledi. Koçer, 1980’lerde Francine Shapiro tarafından geliştirilen EMDR yönteminin ağırlıklı olarak travmatik deneyimlerin işlenmesi, hatıraların yeniden yapılandırılması ve duygusal bozuklukların iyileştirilmesi amacıyla kullanıldığını belirtti. Bu yöntemin, bireylerin travmatik hatıralarına dair duyarsızlaştırma sağlamak için göz hareketlerinden faydalanır. Aslında travma dünyayı ve kendimizi anlamlandırma biçimimizin aldığı derin yaradır" şeklinde konuşan Koçer, şu bilgileri verdi: "EMDR, travmatik hatıraların beynimizde nasıl işlendiğini anlamamıza dayalı bir yaklaşımdır. Bu yöntem, danışanların geçmişteki travmalarını, göz hareketleri gibi bilateral uyarılar kullanarak yeniden işlemelerine imkan tanır. Bilateral uyarılar, beynin iki yarım küresi arasında bir denge kurar ve bu da duygusal hatıraların daha sağlıklı bir şekilde işlenmesini sağlar. Çalışmalar, EMDR’nin beynin duygusal işlemleme süreçlerini etkileyerek, travma sonrası stresin azaldığını ve kişinin psikolojik sağlığının iyileştiğini gösteriyor. Bu terapi yöntemi, travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) başta olmak üzere anksiyete, depresyon ve fobiler gibi pek çok durumda etkili bir tedavi seçeneği sunar." EMDR’nin temelinde beynin travmatik hatıraları işleme biçimi yatığını hatırlatan Koçer, "Bilateral uyarılar kullanılan beynin sağ ve sol yarım küreleri arasında bir denge kurulması sağlanır. Bu denge, kişinin olumsuz duygusal hatıralarını yeniden işleyip, daha sağlıklı bir şekilde anlamasına yardımcı olur. Çeşitli klinik araştırmalar, EMDR’nin özellikle PTSD tedavisinde oldukça etkili olduğunu kanıtlamıştır. Travmaların işlenmesi sürecinde beyin, daha sağlıklı bir şekilde hatıraları tekrar yapılandırır ve bu sayede kişi, duygusal yükünü hafifletir" dedi. Kimlere uygulanır EMDR’nin farklı psikolojik sorunları olan kişilerde başarıyla kullanılabildiğini belirten Koçer, "Post-Traumatik Stres Bozukluğu (PTSD): Savaş, taciz, kaza ya da doğal afetler gibi travmatik olaylar sonrası PTSD yaşayan kişilerde EMDR oldukça etkili olmuştur. Anksiyete ve Panik Bozuklukları: Travmalarla ilişkili anksiyete bozuklukları için EMDR iyi bir seçenek olabilir. Depresyon: Geçmişteki travmalar nedeniyle ortaya çıkan depresyon durumlarında, EMDR’nin faydalı olduğu klinik olarak gösterilmiştir. Fobiler: Özellikle travma kaynaklı fobilerde EMDR, kişiyi bu korkularla başa çıkma konusunda destekler. Bireysel Gelişim ve Performans: Ayrıca, travma geçmişi lmayan ancak kaygı, stres ve performans sorunları yaşayan kişilerde de EMDR kullanılabilir" şeklinde konuştu. EMDR’nin faydaları Koçer EMDR’nin faydalarını anlatarak, "Travmatik hatıraların duygusal etkisini hafifletir ve kişiyi bu hatıralara karşı duyarsızlaştırır. Kişinin duygusal işleme süreçlerini düzenler, hatıraları yeniden yapılandırmasına yardımcı olur. Kaygı, stres ve depresyon düzeylerini azaltır. Bireylerin günlük yaşamlarındaki işlevselliği ve ruhsal sağlığını iyileştirir" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder