SAĞLIK - 13 Ağustos 2025 Çarşamba 09:41

"Çocuklarda seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı"

A
A
A
"Çocuklarda seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı"

Çocuklarda görülen seçici yeme davranışının iştahsızlıkla karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, "Seçici yeme belirli gıdalara yönelik bir dirençtir; çocuk sevdiği besinleri iştahla tüketebilir. İştahsızlık ise tüm gıdalara karşı ilgisizliktir. Seçici yeme davranışında çocuk belirli besinlere karşı tutarlı bir direnç gösterir. Uzun süren seçici yeme davranışı demir, çinko, lif, A vitamini ve folat eksiklikleriyle ilişkili olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminde zayıflama ve zihinsel gelişimde gerileme ile sonuçlanabilir" dedi.


Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, çocuklarda görülen seçici yeme davranışı hakkında açıklamalarda bulundu. Pekuz, "Seçici yeme davranışı, çocuğun sınırlı sayıda besin grubu tüketmesi, yeni tatları denemeye isteksiz olması veya belirli gıdalardan ısrarla kaçınması olarak tanımlanır" şeklinde konuştu.


"1-3 yaş döneminde yiyecek reddi normal kabul edilir"


Amerikan Pediatri Akademisi’nin (AAP), bu davranışı 2-6 yaş arasında gelişimin doğal bir parçası olarak tanımladığını belirten Uzm. Dr. Pekuz, "Ancak bazı durumlarda bu davranış kalıcı hale gelebilir. Avrupa Çocuk Gastroenteroloji Derneği (ESPGHAN) ise 1-3 yaş döneminde artan özerklikle birlikte yiyecek reddinin normal kabul edildiğini, ancak bu sürecin 1 aydan uzun sürmesi ve büyümeyi etkilemesi durumunda mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır" diye konuştu.


"2 yaşından sonra belirginleşiyor"


Yeni tatlara karşı temkinli davranmanın (neofobi) gelişimsel olarak normal olduğunu belirten Uzm. Dr. Pekuz, "Ancak bu durum 2 yaşından sonra belirginleşiyor ve sosyal, duygusal ya da fiziksel gelişimi olumsuz etkiliyorsa, bu artık klinik müdahale gerektiren bir sorun olabilir" ifadelerini kullandı.


"Seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı"


Seçici yeme davranışının iştahsızlıkla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Pekuz, "Seçici yeme belirli gıdalara yönelik bir dirençtir; çocuk sevdiği besinleri iştahla tüketebilir. İştahsızlık ise tüm gıdalara karşı ilgisizliktir. Seçici yeme davranışında çocuk, belirli besinlere karşı tutarlı bir direnç gösterir" dedi.


"Uzun süreli seçici yeme, zihinsel gerileme ile sonuçlanabilir"


Seçici beslenen çocukların genellikle daha düşük boy ve kilo persentilinde yer aldığını ifade eden Uzm. Dr. Pekuz, "Uzun süren seçici yeme davranışı demir, çinko, lif, A vitamini ve folat eksiklikleriyle ilişkili olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminde zayıflama ve zihinsel gelişimde gerileme ile sonuçlanabilir" açıklamasında bulundu.


"Sürekli aynı yemekleri tercih etme görülebilir"


Çocuklarda seçici yeme davranışının belirtilerine değinen Uzm. Dr. Pekuz, "Sürekli aynı yemekleri tercih etme, yeni gıdalara direnç, yemek esnasında öfke nöbetleri ve yetersiz gıda çeşitliliği gibi belirtiler seçici yeme davranışına işaret eder. Çocuğun 20’den az farklı besin tüketmesi ve bu davranışın sosyal ortamlarda da sürmesi, seçici yemenin göstergelerindendir" ifadelerini kullandı.


"Yemeği ödül veya ceza aracı olarak kullanmayın"


Anne-babaların sık yaptığı hatalara da dikkat çeken Uzm. Dr. Pekuz, "Israrla ve zorla yedirmeye çalışmak, yemeği ödül veya ceza aracı olarak kullanmak, yemek sırasında televizyon veya tablet gibi dikkat dağıtıcı unsurlara izin vermek çocukta yemekle ilişkili kaygıyı artırır ve seçiciliği pekiştirir" diye konuştu.


"Evde uygulanabilecek basit ama etkili yöntemler"


Seçici yeme davranışını azaltmak için ailelerin uygulayabileceği yöntemleri paylaşan Uzm. Dr. Pekuz, "Çocukların sofrada herkesle birlikte yemek yemesi, yeni yiyeceklerin küçük miktarlarda ve tekrarlayan şekilde sunulması, gıdaların dokusu ve sunumunun çeşitlendirilmesi, çocuğun yemek hazırlık sürecine dâhil edilmesi ve başarıların küçük övgülerle takdir edilmesi faydalı olacaktır. Yemek saatlerinin keyifli ve düşük stresli olması, yiyecekle ilgili çatışmalardan kaçınılması önemlidir" dedi.


"Psikolojik veya nörolojik sebepler araştırılmalı"


Seçici yeme davranışının altında duyusal hassasiyet, otizm spektrum bozukluğu ve anksiyete gibi durumların olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Pekuz, "Eğer çocuğun gelişimsel yaşı ile gıda reddi davranışı arasında orantısızlık varsa ve bu durum 1 aydan uzun sürüyorsa mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır" ifadelerini kullandı.


"Günlük örnek beslenme planı"


Seçici yeme davranışı gösteren çocuklara yönelik örnek bir günlük beslenme planı öneren Uzm. Dr. Pekuz, "Kahvaltıda yumurta içeren pankek, şekilli peynir, domates; ara öğünde muzlu yoğurt; öğle yemeğinde kıymalı makarna ve ayran; akşam yemeğinde mercimek çorbası, fırında sebzeler ve pilav yer alabilir. Tatlı olarak gerektiğinde sütlaç tercih edilebilir. Dengeli ve renkli tabaklar oluşturulması, 3 ana ve 2 ara öğünün korunması önemlidir" diye konuştu.


"Uzman desteği alınabilir"


Uzm. Dr. Pekuz, ağırlık veya boy artışı yavaş olan, 10’dan az besin tüketen, aile içi çatışmalara yol açan veya besinlere karşı aşırı tepkiler gösteren çocuklarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı veya beslenme uzmanının değerlendirme yapması gerektiğini vurguladı.


"Alternatif beslenme önerileri"


Yumurta, et, süt ve peynir gibi temel besinleri tüketmeyen çocuklara yönelik önerilerde de bulunan Uzm. Dr. Pekuz, "Yumurta yemeyen çocuklar için krep, pankek, sebzeli omlet; et yemeyen çocuklar için mercimek köftesi, nohut cipsi, kuruyemişler tercih edilebilir. Süt içmeyen çocuklara yoğurt, ayran, sütlaç gibi alternatifler sunulabilir. Peynir sevmeyen çocuklar için ise peynirli poğaça veya makarna sosunda eritilmiş peynir önerilebilir" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Bodrum’da deniz çayırlarını korumak için proje başlatıldı Deniz Biyoloğu ve Sualtı Belgeselcisi Dr. Mert Gökalp, Bodrum’daki deniz çayırlarını korumak için "Yeşil Deniz Koruyucuları" adlı proje başlattıklarını söyledi. Eko Miras Derneği Kurucusu Deniz Biyoloğu Dr. Mert Gökalp, Bodrum çevresinde hayata geçirdiği Project Posidonia adlı çalışmayla kıyı ekosistemlerini tehdit eden yapılaşma tehdidi ve deniz çayırlarının önemi üzerine belgesel çekmiş, farkındalık çalışması yürütmüştü. Project Posidonia kapsamında "Bodrum Yarımadası Kıyıları ve Deniz Çayırları Analiz Raporu" da hazırlanarak, deniz çayırlarının tahribatı ortaya konuldu. Gökalp, tahrip olan çayırların yeniden yeşermesini sağlamak ve farkındalık çalışması yapmak için "Yeşil Deniz Koruyucuları-Green Rangers" adlı proje başlattıklarını duyurdu. Bugün Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği’nde (BODTÜM) ilçede görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelen Dr. Gökalp, projeyle ilgili açıklamalarda bulundu. "Bodrum kıyılarının yüzde 50’si yapılaşmış" Bodrum’da deniz çayırlarının durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Gökalp, "Baktığımız zaman Bodrum’un yüzde 50’si kıyı anlamında yapılaşmış vaziyette ve önündeki deniz çayırları da bu yapılaşmanın etkisiyle direkt olarak veya endirekt olarak sökülmüş vaziyette. Ama bizim havadan yaptığımız analizler neticesinde gördük ki Bodrum’da ilk 10-15 metre içerisinde halen 2 bin 300 hektar deniz çayırı alanı var. Bunu deniz çayırlarının yaşadığı 40 metreye kadar koyarsak yaklaşık olarak 6 bin 500 hektar bir deniz çayırı alanı var. Bu alan ne sağlıyor biliyor musunuz bize? Bu alan oksijen sağlıyor, kıyıların korunmasını sağlıyor. Dalgaların enerjisinin azalmasını sağlıyor. Kumun çekilmemesini sağlıyor. Balıklara barınak sağlıyor, yavrulama alanı, üreme alanı sağlıyor. Birçok daha fazla etkisi var; karbon soğurulmasında, iklim değişikliğinde çok önemli birtakım etkileri var deniz çayırlarının. Şimdi bu elimizden alındığı zaman ne oluyor? Ekonomik olarak, ekolojik olarak kayıplar yaşıyoruz. Balıkçılığımız yavaş yavaş bitiyor aşırı balıkçılıkla beraber. Kirlilikle beraber denizlerin bereketi gidiyor, kimyası gidiyor. Siz zaten atıkları basıyorsunuz, bu deniz çayırları o atıkları da temizliyor, bakterileri ve virüsleri de temizliyor içerisinden. Turizm anlamında parlaklık azalıyor, yani görüş azalıyor. Deniz çayırı olmazsa eğer kirlilik anlamında partikül sayısı artıyor" dedi. Deniz çayırlarını korumanın turizmle doğrudan bağlantısı olduğunu dile getiren Gökalp, "E bu durumda ne yapmanız lazım? Sizin balığı korumak için, insanın yaşamını korumak için deniz çayırlarını korumanız gerekiyor. Bunu da nasıl yaparsınız? Koruma alanlarıyla yaparsınız. Bunu nasıl yaparsınız? İsterseniz 5 yıldızlı, 7 yıldızlı bir turizm tesisi olun, önünüzdeki deniz çayırlarını koruyarak yaparsınız. Çünkü bunu yapmazsanız 5-10 sene içerisinde, bunu bir bilim insanı olarak, belgeselci olarak söylüyorum, turizm tesisinize gelecek kimse kalmayacak. Neden? Ekoturizmi desteklemediğiniz için Yunanistan’daki, Hırvatistan’daki iyi, sorumlu, vicdanlı turizm sizi geçmiş olacak" diye konuştu. "Kaybı geriye getirme şansımız var" Deniz çayırlarını korumak ve bu konuda farkındalığı arttırmak için eğitim seferberliğinin bir üst noktaya ilerletilmesi gerektiğini anlatan Dr. Mert Gökalp, başlatılan projeye ilişkin şunları söyledi: "Bizim deniz koruyucuları yetiştirmemiz lazım. Yani denizinden, kıyısından, karasından, her tarafından sorumlu olan vicdanlı gençler, bilimciler, kamu personeli yetiştirmemiz lazım. Yani vatandaş olarak topluca korumak gerekiyor. Bunun için de biz ’Yeşil Deniz Koruyucuları-Green Rangers’ diye bir proje başlatıyoruz. Neden burada? Çünkü en fazla rantın olduğu yer, en fazla çatışmanın olduğu alan ama en fazla da potansiyelin olduğu alan. Çünkü sen bu deniz çayırını koruyabilirsen, eğer korumayı başarırsan çok ciddi potansiyeli var Bodrum’un. Bu giden kaybı geriye getirme şansımız var. Pozitif bakmalıyız her şeye. İşte bu Green Rangers ile beraber umarım bu kayıp alanlarda çayır restorasyonu yapacağız. Oradaki çayırları biraz daha geliştirmeye başlayacağız korumayla beraber. Çünkü koruma en önemli bölüm. Ardından hayalet ağlarını toplayacağız, plastikleri toplayacağız." Herkesi bu projeye katılmaya davet eden Dr. Mert Gökalp, şu çağrıyı yaptı; "Gelin Green Rangers olarak, Project Posidonia olarak, Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği olarak, bu işe gönül vermiş insanlar olarak belediyemizle beraber, diğer STK’larla beraber, kurumlarla beraber gelin hep beraber ya bu işe bir el atalım. Beraber olalım; Türkiye’de hep ayrılır ya insanlar, ya biz birleşelim istiyorum. Gelen hep beraber şu işi bir değiştirelim. Çünkü eğer bunu yapmazsak 5 sene içerisinde, bakın en fazla 5 sene içerisinde Bodrum’un turizmi çökecek."
Samsun OMÜ’de Prof. Dr. Mehmet Aydın’a vefa Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın, uzun yıllar sürdürdüğü akademik hayatının ardından emekliliğe ayrıldı. Bu vesileyle üniversite tarafından anlamlı bir veda programı düzenlendi. Törende konuşan OMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Alper Kesten, Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın üniversiteye önemli katkılar sunduğunu belirterek, "Hocamızın ifade ettiği ‘42 yıl 11 ay’ vurgusu, geçen her anın ne denli kıymetli olduğunu gösteriyor. Bu kadar uzun bir akademik birikimi birkaç cümleyle anlatmak mümkün değil. Özellikle Türkçenin değerinin zaman zaman göz ardı edildiği bir dönemde, hocamızın hem yurt içinde hem de yurt dışında ortaya koyduğu emek son derece kıymetlidir. Benim için Mehmet Aydın ismi ‘zarafet’ ile özdeşleşmiştir. Kendisi; ölçülü, ilkeli ve dengeli yaklaşımıyla her zaman örnek bir akademisyen olmuştur. Akademik kurullarda dile getirdiği ‘adaletli değerlendirme’ anlayışı, bizler için önemli bir rehberdir. Her ne kadar emekli olsa da hocamızın üniversitemizle olan bağının devam edeceğine inanıyorum" dedi. Prof. Dr. Mehmet Aydın: "Üniversiteyi her zaman evrensel bir bilim yuvası olarak gördüm" Törende duygularını dile getiren Prof. Dr. Mehmet Aydın teşekkür ederek, "Akademik hayatımın 42 yıl 11 ayını kapsayan bu uzun serüveni bugün itibarıyla noktalıyorum. Bu süreçte önceliğim her zaman unvanların ve isimlerin ötesine geçerek, bilimsel üretimin teknik niteliğine ve derinliğine odaklanmak oldu. Üniversiteyi her zaman evrensel bir bilim yuvası olarak gördüm. Meslek hayatım boyunca akademiyi, bilimin doğasına aykırı olan kısır çekişmelerin ve siyasi mülahazaların uzağında tutmak için azami çaba sarf ettim. Geriye dönüp baktığımda Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin farklı fakültelerinde ve Kırgızistan’da geçen yıllarımın Türk dünyası arasındaki bilimsel köprüleri güçlendirme amacı taşıdığını görüyorum. Bir bilim insanı için asıl meselenin "sürekli yenilenmek" ve değişen dünyanın dinamiklerine akademik bir disiplinle uyum sağlamak olduğuna inanıyorum. Bugün resmen emekli olsam da, aidiyet hissettiğim bu kurumun kimliğini hayatım boyunca onurla taşıyacağım. Bilim dünyasına; ailemin desteği ve evrensel değerlere olan sadakatimin verdiği huzurla veda ediyorum. Birlikte çalıştığım tüm meslektaşlarıma ve geleceği inşa edecek olan öğrencilerime başarılar diliyorum" diye konuştu. Rektör Danışmanı Şen: "Bilimsel üretkenliği ve ilkeli duruşuyla örnek olmuştur" Rektör Danışmanı Prof. Dr. Serkan Şen, "Hayatı anlamlı kılan, bir işe doğru başlayıp onu doğru şekilde tamamlayabilmektir. Bugün burada, hocamızın bu süreci büyük bir başarıyla tamamladığına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Mehmet Aydın hocamız, akademik hayatı boyunca onlarca öğrenci yetiştirmiş, bilimsel üretkenliği ve ilkeli duruşuyla örnek olmuştur. Akademisyenliği sadece bir meslek olarak değil, bir yaşam tarzı olarak benimsemiştir. Bilimsel ciddiyeti, paylaşımcı kimliği ve eğitime sunduğu katkılar her zaman hatırlanacaktır. Kendisine emeklilik hayatında sağlık, huzur ve üretkenlik diliyorum" şeklinde konuştu. Dekan Çalışıcı: "Kapımız her zaman ona açık" Fakülte adına konuşan OMÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamza Çalışıcı, akademisyenlerin bıraktığı izlerin kalıcı olduğuna dikkat çekerek, "Prof. Dr. Mehmet Aydın hocamızı resmi olarak yolcu ediyoruz; kapımız her zaman ona açık. Kıymetli hocamın bu uzun süre boyunca yaptığı işler çok. Türk diline hizmetleri var; binlerce yetiştirdiği öğrenci var. Yurt dışında yapmış olduğu ve ülkemizi temsilen yaptığı işler var. Bütün hizmetleri için kendisine teşekkür ediyoruz. Hocamız bize hakkını helal etti; Biz de hakkımızı fazlasıyla helal ediyoruz" ifadelerini kullandı. Programın sonunda Prof. Dr. Mehmet Aydın’a teşekkür belgesi, OMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Alper Kesten ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamza Çalışıcı tarafından takdim edildi. Ayrıca OMÜ Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyeleri Doç. Dr. Mediha Mangır ve Doç. Dr. Şeyma Büyükkavas Kuran editörlüğünde hazırlanan "Prof. Dr. Mehmet Aydın Armağanı" kitabı Prof. Dr. Mehmet Aydın’a takdim edildi. Etkinlik, katılımcıların hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.