Son Dakika
|
Zuhal Böcek’in ifadeleri ortaya çıktı
Antalya Büyükşehir iştiraki ANSET’e operasyonda 14 şüpheli tutuklandı
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ankara’dan ayrılıyor
İtalya’da şampiyon Inter
Uşak’ta 7 aracın karıştığı zincirleme kaza: 4 ölü 17 yaralı
Gaziantep'te sağanak: Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar suya gömüldü
Diyarbakır’da şampiyonluk kutlamalarında 11 yaralı, 10 gözaltı
Kırmızı ışık ihlali yapan otomobil ortalığı savaş alanına çevirdi: 1’i ağır 4 yaralı
Okul saldırısında ağır yaralanan Almina Ağaoğlu vefat etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Gaziantep’teki ’süper hücre’ balkon duvarlarını yıktı, camları patlattı
Fatih’te marketin deposunda yangın: Mahsur kalanlar kurtarıldı!
Bursa Uludağ’da kış geri döndü
Esenyurt’ta Heimlich manevrası hayat kurtardı
Ziraat Türkiye Kupası’nda ilk finalist belli oluyor
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
NBA’de son çeyrek final eşleşmesi Detroit- Cleveland oldu
SAĞLIK
Cilt kanserinde 5 işaret: ABCDE kuralı ile erken tanı
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:27:20
Cilt kanserinin en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Metcalfe, erken fark edilen cilt lezyonlarının büyük oranda tedavi edilebildiğini belirterek özellikle benlerdeki değişimlerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Mayıs ayı, ‘Cilt Kanseri Farkındalık Ayı’ kapsamında güneşin zararlı etkilerine dikkat çekmek ve erken tanının önemini vurgulamak amacıyla dünya genelinde çeşitli bilgilendirme çalışmalarıyla öne çıkıyor. Cilt kanserinin çoğu zaman yeni oluşan lekeler, büyüyen ya da kanayan benler ve iyileşmeyen yaralarla kendini gösterebildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Metcalfe, asimetrik görünüm, düzensiz sınırlar ve renk değişimlerinin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını ifade etti. Bu tür değişikliklerin fark edilmesi halinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Güneşten korunmak en etkili yöntem Cilt kanserinden korunmanın en temel yolunun güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarından korunmak olduğunu belirten Prof. Dr. Evrim Metcalfe, "Yalnızca yaz aylarında değil yıl boyunca güneş koruyucu kullanılması gerekiyor. En az SPF 30 içeren güneş kremlerinin düzenli olarak uygulanması gerekiyor, özellikle 10.00–16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe maruz kalmaktan kaçınılmalıdır" dedi. Şapka, güneş gözlüğü ve koruyucu giysilerin de ek koruma sağladığını belirten Metcalfe, solaryum gibi yapay UV kaynaklarından uzak durulmasının da riskin azaltılmasında önemli rol oynadığını söyledi. Çocukluk dönemi yanıkları riski artırıyor Çocukluk ve gençlik döneminde geçirilen şiddetli güneş yanıklarının ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini artırabileceğini belirten Prof. Dr. Evrim Metcalfe, "UV ışınları bulutlu havalarda da etkisini sürdürüyor ve bu nedenle kapalı havalarda dahi güneş koruyucu kullanımı ihmal edilmemelidir. Kişilerin ayda bir kez kendi ciltlerini düzenli olarak kontrol etmeleri erken tanı açısından büyük önem taşıyor. Saç dipleri, ayak tabanları ve tırnak yatakları gibi zor görülen bölgeler de mutlaka incelenmelidir" şeklinde konuştu. "ABCDE kuralı" erken tanıda yol gösteriyor Ciltteki benlerin değerlendirilmesinde "ABCDE kuralı"nın önemli bir rehber olduğunu belirten Prof. Dr. Evrim Metcalfe, benin asimetrik olması (A), sınırlarının düzensiz olması (B), birden fazla renk içermesi (C), çapının 6 mm’den büyük olması (D) ve zamanla değişim göstermesi (E) durumlarında mutlaka hekime başvurulması gerektiğini ifade etti. Bu kriterlerin erken dönemde riskli lezyonların fark edilmesini kolaylaştırdığını söyledi. Tedavi planı hastaya özel belirleniyor Cilt kanserinin tedavisinin tümörün türüne, evresine ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirten Prof. Dr. Evrim Metcalfe, "Cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedaviler günümüzde etkin şekilde kullanılıyor. Özellikle erken evrede yakalanan cilt kanserlerinde tedavi başarısı oldukça yüksektir. Radyoterapi bazı hastalar için önemli bir tedavi seçeneğidir. Özellikle cerrahiye uygun olmayan hastalarda veya yüz, burun ucu, kulak ve göz kapağı gibi hassas bölgelerde alternatif bir yöntem olarak tercih ediliyor. Ayrıca ameliyat sonrası mikroskobik hastalık kalma riskinin bulunduğu durumlarda ve lenf bezlerine yayılım söz konusu olduğunda radyoterapinin nüks riskini azaltmada önemli rol oynuyor" dedi. Malign melanom en tehlikeli türlerden biri Cilt kanserleri arasında daha nadir görülmesine rağmen en agresif türlerden biri olan malign melanom hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Evrim Metcalfe, "Bu hastalık hızlı yayılma eğilimi nedeniyle cilt kanserine bağlı ölümlerin büyük bölümünden sorumludur. Genellikle sırt, bacak, kol ve yüz gibi güneşe maruz kalan bölgelerde koyu renkli leke şeklinde ortaya çıkan bu türün erken fark edilmesi hayati önem taşıyor. Cilt kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken tanı ile başarılı şekilde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Düzenli cilt kontrolleri ve güneşten korunma alışkanlıklarının bu süreçte en güçlü koruyucu adımlar" şeklinde konuştu.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:03
Muğla Büyükşehir sosyal hizmetler için sahaya iniyor
Muğla Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı "Mahallemde Sosyal Hizmet Var" projesi ile ihtiyaç sahibi vatandaşlara yönelik sosyal destek hizmetlerini doğrudan mahallelerde anlatacak. Proje kapsamında sosyal yardımlar, sağlık destekleri, eğitim ve ayni yardımlar gibi birçok hizmet tek çatı altında vatandaşlara ulaştırılırken; özellikle bu yardımlardan yararlanmak isteyen bireylerin sosyal hizmetler hakkında bilinçlendirilmesine katkı sunulacak. Hedef yıl sonuna kadar 574 mahalleye ulaşmak Özellikle kırsal mahallelerde yaşayan ve mevcut desteklerden haberdar olmayan vatandaşların bilgilendirilmesi projenin en önemli hedeflerinden biri. Mahalle mahalle yürütülecek çalışmalarla, vatandaşların hak ettiği desteklere ulaşmasının önündeki bilgi eksikliği ortadan kaldırılacak. Büyükşehir Belediyesi ekipleri "Mahallemde Sosyal Hizmet Var" projesi ile 2026 yılı sonuna kadar Muğla’nın 13 ilçesi 574 mahallesindeki vatandaşların tamamına ulaşmayı hedefliyor. Sosyal belediyecilik anlayışıyla ‘kimseyi geride bırakmamak’ ilkesini temel alan Büyükşehir Belediyesi, bu proje ile yalnızca destek sunmayı değil; aynı zamanda vatandaşla birebir temas kurarak onların ihtiyaçlarını yerinde tespit etmeyi de amaçlıyor. Proje sayesinde vatandaşlar, hangi desteklerden nasıl yararlanabileceklerini öğrenirken, belediye de ihtiyaçlara daha hızlı ve etkin çözümler üretebilecek.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:01
Uzmanından uyarı: "Düzenli kontrollerle yumurtalık kanserini erken teşhis etmek mümkün"
Kadınlarda yumurtalık kanserinin sık görüldüğünü belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, "Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir" dedi. Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, yumurtalık (over) kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. Yumurtalık kanserinin ne olduğundan bahseden Dr. Aydemir, "Over kanseri, halk arasında yumurtalık kanseri olarak bilinen ve kadın üreme sisteminde yer alan rahmin her iki yanında bulunan, yumurta üretimi ile östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmasından sorumlu yumurtalıklar ya da fallop tüplerinde ortaya çıkan bir kanser türüdür. Bu kanser, söz konusu bölgelerdeki hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalmasıyla gelişir" diye konuştu. "Jinekolojik kanserlerde en fazla ölüme yol açan kanser türü" Over kanserinin kadınlarda yaygın görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. Aydemir, "Türkiye’de yumurtalık kanseri, kadınlarda rahim kanserinden sonra en fazla görülen ikinci jinekolojik kanserdir ve endometrium (rahim) kanserinin ardından gelir. Jinekolojik kanserler arasında ise en fazla ölüme yol açan kanser türüdür" şeklinde konuştu. "Sık idrara çıkma görülebilir" Yumurtalık kanserinin belirtilerinin genellikle hastalığın ilerlemiş evrelerinde görüldüğünü ve bu durumun erken teşhis koymayı zorlaştırabileceğine değinen Dr. Aydemir, "Karın ağrısı, karında şişkinlik, sıvı birikmesi (asit), karında ele gelen kitle, kabızlık, sık idrara çıkma, bulantı, kusma, menopoz sonrası kanama ve önemli bir kilo kaybı, bu hastalığın yaygın belirtilerindendir" ifadelerini kullandı. "Hastaların yaklaşık yüzde 20’si erken evrede teşhis edilebiliyor" Yumurtalık kanseri hastalarının yaklaşık yüzde 20’sinin erken evrede teşhis edilebildiğini söyleyen Dr. Aydemir, "Çoğu hasta hastalığının ileri aşamasında tanı aldığı için tedavi süreci daha güçlü ve karmaşık hale gelmektedir. Ayrıca, günümüzde bu kanseri erken evrede tespit etmeye yönelik kesin ve güvenilir bir tarama yöntemi henüz mevcut değildir. Bu yüzden kadınların, herhangi bir belirti olmasa bile belirtilere karşı duyarlı olması ve yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi büyük önem taşır. Özellikle risk faktörlerine sahip bireylerin daha sık ve yakından izlenmesi gerekmektedir. Bu risk faktörleri arasında ailede yumurtalık veya meme kanseri öyküsünün bulunması, ailede kalıtsal kanser öyküsü, genetik yatkınlık, aşırı kilo, hiç çocuk sahibi olmamış olmak ve menopozun erken yaşta başlaması gibi durumlar risk faktörleri arasında yer alır" açıklamasında bulundu. "Teşhis süreci" Tanı konma sürecinden bahseden Aydemir şunları söyledi: "Jinekolojik muayeneler sırasında yumurtalıklarda kitle olup olmadığı değerlendirilirken sıklıkla kistler tespit edilebilir. Ancak her yumurtalık kisti kanser anlamına gelmez. Özellikle üreme çağındaki kadınlarda görülen kistlerin büyük çoğunluğu basit ve zararsızdır, zaman içinde kendiliğinden kaybolabilir. Tespit edilen bir kistin kötü huylu olup olmadığını belirlemek için doktor muayenesi, özellikle ultrasonografi ile kistin boyutu, şekli ve karın içinde sıvı (asit) varlığı değerlendirilir. Ayrıca bazı kan testleri de tanıya yardımcı olabilir ve gerektiğinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) uygulanarak ayrıntılı analiz yapılabilir. Kistin izlenip izlenmeyeceği, cerrahi ile çıkarılıp çıkarılmayacağı ise uzman hekimin değerlendirmesiyle belirlenir. Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir."
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:40
Kilo kaybıyla hastaneye başvuran hastanın böbreğinden 20 santimlik tümör çıkarıldı
Kahramanmaraş’ta kilo kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 62 yaşındaki hastanın sol böbreğinde yaklaşık 20 santimetrelik kitle tespit edildi. Sadece kilo kaybı şikayeti olan hasta, başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta yaşayan Fatih Kırık, kilo kaybı şikayetiyle HG Hospital’da dahiliye polikliniğine başvurdu. Yapılan ultrason ve tomografi incelemelerinde sol böbrekte büyük bir kitle tespit edildi. Üroloji kliniğine yönlendirilen hastanın yapılan muayenesinde ele gelen kitle fark edildi. İleri tetkik amacıyla çekilen MR görüntülerinde tümörün yaklaşık 20 santim boyutunda olduğu tespit edildi. HG Hospital Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Orhan Sümbül tarafından yapılan başarılı ameliyatla hasta sağlığına kavuştu. Dr. Sümbül, hastanın hiçbir şikayeti yokken son dönemlerde başlayan kilo kaybı nedeniyle dahiliyeye başvurduğunu belirterek, "Dahiliye polikliniğinde yapılan ultrason ve tomografide sol böbrekte büyük bir kitle tespit edildi ve bize refere ediliyor. Hasta kliniğimize başvurduğunda muayenesini yaptık, ele gelen bir kitle vardı. Burada enteresan olan hastanın hiçbir ağrısının olmaması bu süreçte. Sadece hafif düzeyde bir kilo kaybı. Herhangi bir idrardan kanama, yanma, ağrı, yan ağrısı hiçbir şey yoktu. Biz hastaya MR çektirdik. Yaklaşık 20 santimlik dev bir tümöre rastladık. Bu tümör yukarıda pankreas ve dalağa yapışıktı. Aşağıda pelvik bölgeye kadar, idrar kesesine kadar inen bir tümördü. Genel cerrahinin de desteğiyle biz hastamızı ameliyata aldık iki gün önce. Ameliyatımız yaklaşık 4 saat sürdü. Ameliyatımız çok başarılı geçti. Dalağı ve kitlenin tamamını temizledik. Tabii çok büyük bir yer işgal ettiği için o bölgede belirgin bir boşluk kaldı. Hastamız şu anda iyi" diye konuştu. Hasta Fatih Kırık ise kilo kaybı olduğu için dahiliyeye başvurduğunu belirterek, "Kilo kaybımdan hiçbir şey çıkmadı. Ultrasondan kitle olduğu tespit edildi. İlk etapta 17 santimetreydi, ameliyata girdiğimizde 20 santimetreye çıktı bu kitle. Orhan hocam da başarı ile aldı sağlığıma kavuştum" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mayıs 2026 Pazar- 11:54
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı
2
03 Mayıs 2026 Pazar- 15:43
Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu
3
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:11
Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı
4
03 Mayıs 2026 Pazar- 19:03
Üniversiteli sağlık öğrencilerinden köyde sağlık taraması
5
03 Mayıs 2026 Pazar- 12:25
Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 12:17
Yaz sıcakları varisleri tetikliyor
SEAH Kalp Damar Cerrahi Kliniği’nden Doç. Dr. Salih Salihi, yaz sıcaklarının varis hastaları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, "Basit önlemlerle yaz mevsimini daha konforlu geçirmek mümkün" dedi. Yaz sıcaklarıyla birlikte varisli hastaların şikayetlerinin önemli ölçüde artığına dikkat çeken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH) Kalp Damar Cerrahi Kliniği’nden Doç. Dr. Salih Salihi, sıcak havalarda toplardamarların genişlediğini, bunun da varislerin daha belirgin hale gelmesine yol açtığını belirtti. Doç. Dr. Salihi, "Bu durum; ağrı, şişlik, ağırlık hissi ve kaşıntı gibi şikayetlerin artmasına neden olabilir" diye konuştu. Yaz sıcaklarında şikayetlerin artmasının doğal olduğunu ancak doğru önlemlerle bu sürecin rahat atlatılabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Salihi, "Hastalarımız önerilere dikkat ederse, yaz mevsimini sağlıkla ve keyifle geçirebilirler" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Salihi, yaz aylarında varis şikayetlerini azaltmak için şu önerilerde bulundu: "Bol su için. Vücudu susuz bırakmayın, pıhtı riskini azaltın. Sağlıklı beslenin. Balık, kiraz, yaban mersini, muz, kavun, zencefil gibi gıdalar tüketin; aşırı tuz, baharat, kahve, alkol ve sigaradan uzak durun. Hafif egzersiz yapın. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet gibi aktiviteleri serin saatlerde tercih edin. Bacaklarınızı yüksekte tutun. Dinlenirken kalp seviyesinin üzerinde olmasına özen gösterin. Bacak bacak üstüne atmayın. Kan dolaşımını yavaşlatan bu pozisyondan kaçının. Rahat kıyafetler giyin. Dar giysiler yerine bol ve hafif kumaşları tercih edin. Düz ayakkabı kullanın Sportif ve ortopedik ayakkabılar giyin, yüksek topuktan uzak durun. Gölgede kalın. Güneşe uzun süre maruz kalmayın, serin ortamlarda dinlenin. Sıcak sudan kaçının. Ilık suyla kısa süreli duş yapın. Varis çorabı kullanın. Doktor tavsiyesiyle doğru basınç ve beden seçin."
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 12:13
Uzmanlar uyarıyor: "Hamilelik planlaması varsa önce diş tedavileri yapılmalı"
Diş eti problemlerinin hafife alınmaması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar uyarıyor. Periodontoloji Uzm. Dt. Ömercan Aktar, "Diş eti hastalığı yavaş ve sinsi ilerleyen bir hastalık. Toplumda diş veya ağız içerisindeki sorunun ağız içerisiyle sınırlı kaldığıyla alakalı bir algı var, böyle değil, iltihabi bir durum tüm vücudu etkileyen biyolojik bir süreci tetikliyor. Özellikle kalp kapak hastalığı bulunan hastalarda dikkat etmek gerekiyor, kalp kapak iltihabını ve hayatı tehdit eden tabloya neden olabiliyor. Hamilelik planlaması varsa önce mutlaka diş tedavilerini yaptırmalarını öneriyoruz. Erken doğum riskini ciddi manada artırdığını gösteren güncel veriler söz konusu" dedi.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 12:13
BUÜ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin yolu açılıyor
Kaba inşaat çalışmalarında sona gelinen Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin yolu da tamamlanıyor. Yapımına 2022 yılında başlanan BUÜ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. 7050 metrekare ve 3 bloktan oluşan hastane binasının ilk etabının kaba inşaatı tamamlandı. Kuruluş ve açılış faaliyetleri hızla sürdürülen Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi için kampüs içerinde 360 metrelik bir yol yapılıyor. 2 gidiş 2 geliş toplam 4 şerit halinde tasarlanan yolun alt temel ve asfalt kaplamaları tamamlanıyor. BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Karayolları 14. Bölge Müdürü Umut Akyazı, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Cafer Çiftçi, Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu ve Prof. Dr. Zekeriyya Arı’nın yanı sıra Üniversite Genel Sekreteri Mehmet Aydemir ve diğer yöneticilerle birlikte alanda incelemelerde bulundu. Altyapı faaliyetleri tamamlanıyor BUÜ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde devam eden çalışmalara yönelik açıklama yapan Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, ilk etap kaba inşaatı bitirilen hastanenin iç tefrişatı için de yoğun bir çaba sarf ettiklerini aktardı. Hayırsever iş insanı İbrahim Gülmez’in katkılarıyla sürdürülen çalışmaları ile yakından ilgilendiklerini belirten Prof. Dr. Ferudun Yılmaz; "Hastanemizin ilk etabının kaba inşaat çalışmalarını neredeyse tamamladık. İbrahim Gülmez Beyin katkıları ile buraya kadar geldik. Toplam 7050 metrekare ve 3 bloktan oluşan hastane binamızı tamamlamak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Aynı zamanda hastanemizin kuruluş ve açılış faaliyetleri de aralıksız sürdürülüyor. Tüm bunların yanında hastanemize 2 gidiş, 2 de geliş yönlü olmak üzere toplam 4 şeritli bir yol kazandırıyoruz. Karayolları Bölge Müdürlüğümüz bu çalışmaları üstlendi. Bölge Müdürümüzle birlikte çalışmaları yerinde görmeye geldik. Kendisine ve ekibine bizlere verdikleri destekten dolayı teşekkür ediyoruz. İnşallah yakın gelecekte hastane inşaatımızı ve tefrişatımızı da tamamlayacak ve halkımızın hizmetine açacağız" diye konuştu.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 12:01
Dikenli inciri fazla tüketen vatandaşlar hastanelik oldu
Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde aşırı dikenli incir tüketimi nedeniyle çok sayıda vatandaş, kabızlık şikayetiyle hastaneye başvurdu. Dr. Tayfun Anıl Demir, dikenli incirin fazla tüketimden ve susuzluktan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Gazipaşa’da son günlerde aşırı dikenli incir tüketimi nedeniyle çok sayıda vatandaş, sindirim problemi şikayetiyle hastaneye başvurdu. Acil servise gelen hastalara bağırsak tıkanıklığı teşhisi konularak, tıbbi müdahale yapıldı. ’Mart inciri’, ’Frenk yemişi’ ve ’Hint inciri’ olarak da bilinen dikenli incirin yanlış ve fazla tüketiminin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurgulayan Acil Servis Uzmanı Dr. Tayfun Anıl Demir, vatandaşları dikkatli olmaya çağırdı. Demir, "Günde 1-5 adet dikenli incir tüketimi genellikle güvenlidir. Ancak daha fazla tüketimden kaçınılmalıdır" dedi. Dikenli incirin çözünmez lif ve sert çekirdekler içerdiğini belirten Dr. Demir, "Aşırı miktarda tüketildiğinde ve yeterince su içilmediğinde bu çekirdekler ve lifler bağırsaklarda birikerek mekanik tıkanıklığa, yani obstrüktif ileusa neden olabilir. Lifin bağırsaklarda düzgün hareket etmesi için bol su içmek çok önemlidir" ifadelerini kullandı. Aşırı dikenli incir tüketimine bağlı bağırsak tıkanıklığı vakalarının tıbbi literatürde de yer aldığını aktaran Dr. Demir, "Özellikle Akdeniz ve Ortadoğu bölgelerinde bir oturuşta 10-20 adet dikenli incir yiyen bireylerde bu sorun görülebiliyor. Bu durum, bağırsak hareketlerini bozarak, tıkanıklığa yol açabiliyor" diye konuştu.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:59
Dr. Özercan: "Yaklaşık her 5 kişiden birinde görülen yutma güçlüğü ileri yaşlarda daha sık görülme eğilimindedir"
Dr. Abdullah Mübin Özercan, neredeyse her 5 kişiden birinde görülen yutma güçlüğünün ileri yaşlarda daha sık görüldüğünü belirterek, "Yutma güçlüğü olan kişilerin uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir" dedi. Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, yutma güçlüğü hakkında bilgiler verdi. Yutma güçlüğünün lokmanın ağızdan başlayıp mideye kadar iletiminde meydana gelen herhangi bir aksaklık nedeniyle görülebileceğini aktaran Dr. Özercan, "Neredeyse her 5 kişiden birinde görülen yutma güçlüğü, ileri yaşlarda daha sık görülme eğilimindedir. Hastalarda, boyun ve boğazdaki kas ve sinir sistemindeki bozukluklar ya da yemek borusundaki bozukluklara bağlı olarak yutma güçlüğü gelişebilir. Bu ayrımın yapılmasında hastanın şikâyetlerinin ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi önem arz eder. Yutamama, boğazda takılma hissi, bir şeyler yiyip içtikten sonra öksürük atakları, genellikle boyun, boğazla ilgili sorunları düşündürürken göğüs ağrısı, göğüste takılma hissi, yediklerinin sindirilmeden ağza geri gelmesi gibi durumlar yemek borusuyla ilgili sıkıntıları düşündürmektedir. Yemek borusu nedenli yutma güçlüğü olan kişilerde ilk olarak endoskopik olarak herhangi bir darlık varlığının araştırılması gerekir. Herhangi bir darlık yok ise o zaman yüksek çözünürlüklü manometri ile yemek borusunun kasılma düzeninin belirlenmesi önemlidir" şeklinde konuştu. Dr. Özercan, "Kliniğimizde de rutin olarak yaptığımız yüksek çözünürlüklü manometri testinde yemek borusunun kasılma düzeninin belirlenmesi, herhangi bir düzensizlik olması durumunda bunun saptanması ve sınıflandırılması, tedavi açısından yol göstericidir. Herhangi bir nedenle yutma güçlü olan kişilerde neden belirlendikten sonra yaşam tarzı değişiklikleri, diyet önerileri, medikal, endoskopik ve cerrahi tedaviler gündeme gelmektedir. Bu nedenle yutma güçlüğü olan kişilerin uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir" diye konuştu.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:53
Doğumsal ve gelişimsel hastalıklarda erken tanı hayat kurtarıyor
Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ayhan Duman, yenidoğan ve çocuklarda doğumsal hastalıkların teşhisinde radyolojinin önemli rolünün olduğunu söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ayhan Duman, doğumsal ve gelişimsel hastalıkların erken tanısında radyolojik görüntüleme yöntemlerinin hayati öneme sahip olduğunu belirterek erken tanı uyarısında bulundu. Uzm. Dr. Ayhan Duman, "Yenidoğan döneminden itibaren uygulanan modern görüntüleme teknikleri sayesinde pek çok hastalık daha belirtiler ortaya çıkmadan teşhis edilebiliyor. Bu da kalıcı hasarların önüne geçilmesini sağlıyor" dedi. Doğumdan sonraki ilk 28 günü kapsayan yenidoğan döneminin bir bebeğin yaşamındaki en hassas süreçlerden biri olduğunu aktaran Uzm. Dr. Duman, "Doğumdan sonraki ilk 28 günü kapsayan yenidoğan dönemi, bir bebeğin yaşamındaki en hassas süreçlerden biri. Bu dönemde ortaya çıkan konjenital hastalıkların erken tanısı, çocuğun gelecekteki yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor" dedi. Uzm. Dr. Ayhan Duman, gelişen tıbbi teknolojilerle birlikte doğumsal anomalilerin ultrason, MR (manyetik rezonans) ve diğer radyolojik tetkikler sayesinde çok daha erken tespit edilebildiğine dikkat çekerek, "Bu, hem erken tedavi hem de etkin takip açısından büyük avantaj sağlıyor" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Duman, radyoloji sayesinde erken teşhisi mümkün olan bazı önemli hastalıkları aktararak, "Gelişimsel Kalça Displazisi (GKD): Kalça eklemindeki yapısal bozukluk, özellikle ilk 6 ayda yapılan kalça ultrasonu ile kolaylıkla tespit edilebiliyor. Erken teşhis, cerrahi müdahale ihtiyacını ortadan kaldırabiliyor. Konjenital Kalp Hastalıkları: Fetal ekokardiyografi ve doğum sonrası kalp ultrasonları sayesinde ciddi kalp kusurları erkenden belirlenebiliyor. Beyin ve Sinir Sistemi Anomalileri: Hidrosefali, Dandy-Walker sendromu, spinal disrafizm gibi nörolojik bozukluklar MR ile detaylı şekilde görüntülenebiliyor. İdrar Yolu ve Böbrek Anomalileri: Doğum öncesi ve sonrası yapılan ultrasonlar ile böbrek genişlemeleri, kistler ya da yapısal bozukluklar erkenden teşis edilebiliyor" ifadelerine yer verdi. "Sağlıklı görünen bebeklerde bile sessiz hastalıklar olabilir" Özellikle riskli gebelikler ve doğum sonrası şüpheli bulgular bulunan bebeklerde radyolojik görüntülemelerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan ve sağlıklı görünen bebeklerde dahi bazı hastalıkların belirti göstermeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Duman, "Birçok hastalık ilk bakışta fark edilmeyebilir. Ancak radyolojik tetkikler sayesinde bu hastalıklar, klinik belirti vermeden önce tespit edilebiliyor. Bu da çocuğun ileriki yaşamında karşılaşabileceği ciddi sorunların önüne geçilmesini sağlıyor" şeklinde konuştu. Radyolojide kullanılan cihazların teknolojik kapasitesi kadar, bu görüntülerin deneyimli hekimlerce doğru yorumlanması da büyük önem taşıyor. Dr. Duman, birçok doğumsal hastalığın sadece görüntüleme ile değil, uzman değerlendirmesiyle ortaya konabildiğini vurguladı. Her erken müdahalenin bir çocuğun hayatında büyük bir fark oluşturabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ayhan Duman, "Çocukların sağlıklı büyümesi için erken tanının gücünü unutmamalıyız. Radyoloji bu süreçte bizim en büyük yol göstericimiz" diye konuştu.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:53
Şırnak’ta MS ve epilepsi hastası genç gebe normal doğum ile bebeğini kucağına aldı
Şırnak’ın Cizre ilçesinde MS ve epilepsi hastalığı olan genç gebe, Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Can Yaşar’ın yapmış olduğu tedavi sayesinde normal doğum ile bebeğini kucağına almanın mutluluğunu yaşadı. Normal doğum teşviki dahilinde, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye genelinde birinci olan Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi’nde bir başarıya daha imza atıldı. Başvurduğu birçok hastane ve doktorun, hastalığı yüzünden sezaryen ameliyat ile doğum yapmasını önerdiği epilepsi ve MS (Multiple Skleroz) hastalığı olan genç kadın, Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Can Yaşar’ın başarılı tedavisi ve özverili takibi sayesinde başka bir hastaneye sevk edilmeden Cizre’de normal doğum ile bebeğini doğurmanın mutluluğunu yaşadı. MS ve epilepsi hastalığı olan bir hastanın sancılar içerisinde hastaneye başvurduğunu ve yapılan muayenesinde hastayı normal doğuma uygun gördüklerini belirten Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Can Yaşar, anne ve eşinin çok tedirgin olduğunu söyledi. Yaşar, "Biz de onlarla konuştuk ve bu durumun normal doğuma engel olmadığını anlattık, onlar da bize güvendiler, normal doğum kararımızı desteklediler. Nöroloji doktorumuzla da görüşüp durumu değerlendirdikten sonra hastayı normal doğum için doğumhane servisine yatırdık. Başvurduğu ilk gece özellikle, uykusuz kalmaması için uyumasını söyledik ve kendi sancıları ile hastayı sabaha kadar takip ettik. Böylece yakın kontrol altında hastamızı tamamen kendi sancıları altında suni sancı vermeden sağlıklı normal bir doğum ile kız bebeklerine kavuşturmuş olduk. Anneyi de eşini de tebrik ediyoruz bu kararımıza uyarak, bize güvenerek normal doğum yolculuğunu başarı ile tamamladıkları için. MS ve epilepsi hastalıkları aynı anda çok sık görülen bir şey değil. Epilepsi hastalığının yaklaşık binde bir oranda yaygınlığı var. MS ise çok az oranda karşımıza çıkıyor. Hastamızda bu hastalıklar aynı anda mevcuttu ve buna bağlı yüksek tedirginliğe sahiptiler. Bu doğumun diğer anne adayları için de ilham verici olduğunu düşünüyoruz. Hem MS hem epilepsi hastalığı var iken takiplerini iyi yaptıran, doktorlarının sözleri ile hareket eden gebemizi sağlıklı bir normal doğum ile yavrusuna kavuşturmuş olduk" dedi. MS ve epilepsi hastası B.U.’u yaşadığı şeyin kendisi için çok güzel, diğer hastalar içinde örnek olduğunu ifade ederek daha önce başvurduğu doktorların, MS atakları nedeniyle normal doğumun kendisi ve bebeği için ölümcül riskler taşıdığını söylediklerini ve bunun da kaygı ve korkuya neden olduğunu söyledi. Kadın ve Doğum Uzmanı Mehmet Can Yaşar’ın rehberliğiyle normal doğum yaptığını dile getiren B.U., "Mehmet Can Yaşar’a, ebelerine ve hemşirelerine teşekkür ediyorum. Onların destekleri ile normal doğum yaparak sağlıklı bir bebeğe kavuşmuş olmaktan dolayı çok mutluyum" diye konuştu.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:50
Tatilde tabağınızda ‘sağlık’ olsun
Son günlerde artan sıcaklar, vücudun ihtiyaçlarını ve metabolizmanın işleyişini doğrudan etkiliyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seda Uşarer, sıcaklarda sağlığı koruyacak ve enerjiyi yüksek tutacak beslenme önerilerini paylaştı. Havaların ısınmasıyla vücudun gereksinimleri de değişiklik göstermeye başlıyor. Artan sıcaklıkla birlikte vücut daha fazla terliyor ve su kaybı meydana geliyor. Bu nedenle hava sıcaklıkları arttıkça su tüketimi hayati önem taşıyor. Günde en az 2 ila 2.5 litre su içmenin, hem vücut ısısını dengede tuttuğunu hem de sindirimi kolaylaştırdığını söyleyen Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Seda Uşarer, "Su içmeyi unutanlar için küçük bir tüyo: Yanınızda sürekli bir su şişesi ya da matara taşıyın ve gün içinde sık sık su içmeye kendinizi alıştırın. Ayrıca karpuz, kavun, salatalık gibi su oranı yüksek meyve ve sebzeler de hem ferahlatıcı hem de hidrasyonu destekleyici besinlerdir. Ne kadar su içmeniz gerektiğini kilonuz başına 30-35 ml olacak şekilde hesaplayabilirsiniz" dedi. Mevsim sebze ve meyvelerinden faydalanın Mevsim ürünlerinin, vücudun ihtiyacı olan vitamin, mineral ve antioksidanların doğal yolla alınmasını sağladığına dikkat çeken Dyt. Seda Uşarer, "Yaz mevsimi; domates, salatalık, semizotu, kabak gibi taze sebzelerle, kiraz, şeftali, çilek ve karpuz gibi bol vitaminli meyvelerin en bol olduğu zamandır. Ancak meyveler doğal şeker içerdiğinden porsiyon kontrolü önemlidir. Günde 1-2 porsiyon meyve yeterli olacaktır. Bu meyvelerin yanına protein olarak peynir, süt ya da yoğurt ileve ederseniz kan şekeriniz hızla yükselmeyecek ve daha uzun süre tok kalacaksınız. Örneğin; 1 adet elma ve 3 yemek kaşığı yoğurt gibi" diye konuştu. Hafif ve dengeli öğünler tercih edin Dyt. Seda Uşarer, sıcak havalarda sindirim sisteminin yavaşlayabildiğini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı: "Bu da yağlı ve ağır yemeklerin mideyi daha fazla yormasına neden olur. Kızartmalardan, aşırı baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı. Bunun yerine ızgara, buharda pişirme veya haşlama gibi daha sağlıklı yöntemler tercih edilmelidir. Zeytinyağlı sebze yemekleri, yoğurtlu salatalar ve kurubaklagillerin karıştığı soğuk tabaklar yaz için hem sağlıklı hem doyurucu alternatiflerdir. Öte yandan dondurma yaz aylarının en sevilen lezzetlerinden biridir. Ancak bu ürünlerin çoğu yoğun miktarda rafine şeker, krema ve katkı maddesi içerir. Bunun yerine yoğurt bazlı dondurmalar, taze meyveli smoothie’ler ya da ev yapımı meyveli buzlar daha sağlıklı tercihler olabilir. Örneğin donmuş muz ve yoğurdu blenderdan geçirip tüketebilirsiniz. Böylece hem serinleyebilir hem de kan şekeri dengenizi koruyabilirsiniz." Yemek saatlerinizi yeniden düzenleyin Günlerin uzaması ve sosyal etkinliklerin gece geç saatlere kadar sürmesinin beslenme düzenini doğrudan etkilediğini kaydeden Dyt. Seda Uşarer, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle geç saatte tüketilen ağır yemeklerin hem kilo alımına hem de uyku kalitesinin bozulmasına neden olabilir. Akşam yemeğini saat 19:00-20:00 arasında yemek sinidirimi kolaylaştırır ve gece metabolizmasının daha rahat çalışmasını sağlar. Akşam yemeğinde zeytinyağlı sebze yemekleri, kurubaklagilli salatalar, yoğurt, cacık gibi hafif besinler tüketilmelidir. Gece acıkıldığında ise yoğurt, kefir veya bir avuç badem gibi hafif atıştırmalıklar tercih edilebilir. Yaz mevsimi, doğayla iç içe geçirilen zamanın, yenilenmenin ve hareketliliğin mevsimidir. Bu süreci en sağlıklı şekilde geçirmek ise doğru beslenme alışkanlıklarıyla mümkündür. Bol su tüketimi, taze ve mevsimine uygun besinler, hafif ve dengeli öğünlerle yazın tadını çıkarabilir, aynı zamanda vücudunuzu da destekleyebilirsiniz. Unutmayın, yazı keyifli ve sağlıklı geçirebilmek, tabağınıza koyduğunuz seçimlerle başlar."
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:37
"Sıcak havalar çocuklarda döküntü riskini artırıyor"
Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte çocuklarda görülen döküntülü hastalıklarda artış yaşandığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, "Kızamık, kızamıkçık, suçiçeği ve beşinci hastalık gibi rahatsızlıklar, genellikle virüs kaynaklı olup bulaşıcılığı yüksektir. Hastalığın türüne göre döküntülerin vücuttaki yayılım şekli değişiklik gösterir. Enfeksiyonun yayılmaması için çocukların istirahat etmesi, bol sıvı tüketmesi ve temasın kısıtlanması gerekiyor" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Pelin Aytaç Uras, çocuklarda görülen döküntülü hastalıklar hakkında bilgilendirmede bulundu. Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte çocuklarda görülen döküntülü hastalıklarda artış yaşandığını söyleyen Uzm. Dr. Uras, "Kızamık, kızamıkçık, suçiçeği ve beşinci hastalık gibi rahatsızlıklar, genellikle virüs kaynaklı olup bulaşıcılığı yüksektir. Aileler, çocuklarının vücudunda aniden beliren kızarıklık, kabarcık veya lekeler karşısında endişelense de, bu durumların çoğu çocukluk çağında bağışıklık sisteminin gelişim sürecinde sıkça görülen hastalıklardan kaynaklanır" diye konuştu. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Döküntülü hastalıkların genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık gibi ön belirtilerle başladığını dile getiren Uzm. Dr. Uras, "Ardından ciltte kırmızı lekeler, kabarcıklar veya pullanma görülebilir. Hastalığın türüne göre döküntülerin vücuttaki yayılım şekli değişiklik gösterir. Enfeksiyonun yayılmaması için çocukların istirahat etmesi, bol sıvı tüketmesi ve temasın kısıtlanması gerekiyor. Yüksek ateş, solunum sıkıntısı veya döküntüyle birlikte bilinç değişikliği gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Döküntülü hastalıklar ile birlikte isilik benzeri lezyonlar çocuklarda çok sık görülmektedir. Bu durumun tedavisi için günlük banyo yapılması ve uygun bir nemlendirici kullanması gerekiyor" dedi. "Aşı ve hijyenin önemi" Birçok döküntülü hastalığın aşı ile önlenebildiğini belirten Uzm. Dr. Uras, "Özellikle kızamık ve suçiçeği aşılarının zamanında yapılması hayati önem taşıyor. Bunun yanı sıra el hijyenine dikkat etmek, kalabalık ortamlardan uzak durmak ve hastalık döneminde kişisel eşyaların paylaşılmaması, bulaşma riskini önemli ölçüde azaltıyor. Ebeveynler, çocuklarının döküntülerini hafife almadan doğru tanı ve tedavi için profesyonel sağlık desteğine başvurmalıdır" ifadelerini kullandı.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:06
Aşırı sıcak bunalıma sokup agresif yapıyor
Son günlerde etkisini arttıran sıcak hava ile ilgili konuşan Klinik Psikolog Fulda Koyun Karaçiçek, "Sıcak hava, özellikle yüksek nemle birleştiğinde vücudun stres seviyesini artırabiliyor. Depresyon ve bunalma hissi oluşturup agresif yapıyor" dedi. Özel Medline Adana Hastanesi’nde görevli Klinik Psikolog Fulda Koyun Karaçiçek, son bir haftadır şehirde sıcaklığın 45 derece, nem ile birlikte hissedilen sıcaklığın ise 58 derece olmasının psikolojiye etkileri hakkında açıklama yaptı. Karaçiçek, "Sıcak hava, özellikle yüksek nemle birleştiğinde vücudun stres seviyesini artırabiliyor. Aynı zamanda uyku kalitesini de bozabilmektedir. Depresyon ve bunalma hissi oluşturabilir. Motivasyon kaybına neden olabilmektedir. Hastalık anksiyetesi olanları ve anksiyete bozukluğu olanları çok fazla etkileyebilir. Fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra ruhsal bozukluklar da eşlik edebilir. Ve aynı zamanda mevsimsel duygu durumu bozukluklarını da tetikleyebilmektedir" diye konuştu. "İnsanlar agresif olabilir trafikte kavga çıkabilir" Aşırı sıcak nedeniyle insanların agrasif olabileceğini ve trafikte kavga çıkabileceğine değinerek uyarıda bulunan Karaçiçek, "Bunun için mümkünse günün en sıcak saatlerinde ekran stresini azaltalım ve bilgi akışını daha fazla azaltmaya dikkat edelim. Bol su içmek, serin yerlerde durmak, geniş kıyafetler giymek sadece bedeni değil, zihni de rahatlatır. Duygularını bastırmak yerine kabul edip ’şu an sinirliyim çünkü hava bunaltıcı’ gibi iç konuşmalar yaparak kontrolü elimizde tutabiliriz. Doğayla temas edelim, eğer şehirdeysek bile birkaç saksı bitkiyle ilgilenmek de işe yarayabilir" ifadelerini kullandı.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:41
"Çocuklarda seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı"
Çocuklarda görülen seçici yeme davranışının iştahsızlıkla karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, "Seçici yeme belirli gıdalara yönelik bir dirençtir; çocuk sevdiği besinleri iştahla tüketebilir. İştahsızlık ise tüm gıdalara karşı ilgisizliktir. Seçici yeme davranışında çocuk belirli besinlere karşı tutarlı bir direnç gösterir. Uzun süren seçici yeme davranışı demir, çinko, lif, A vitamini ve folat eksiklikleriyle ilişkili olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminde zayıflama ve zihinsel gelişimde gerileme ile sonuçlanabilir" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysu Özge Yönetci Pekuz, çocuklarda görülen seçici yeme davranışı hakkında açıklamalarda bulundu. Pekuz, "Seçici yeme davranışı, çocuğun sınırlı sayıda besin grubu tüketmesi, yeni tatları denemeye isteksiz olması veya belirli gıdalardan ısrarla kaçınması olarak tanımlanır" şeklinde konuştu. "1-3 yaş döneminde yiyecek reddi normal kabul edilir" Amerikan Pediatri Akademisi’nin (AAP), bu davranışı 2-6 yaş arasında gelişimin doğal bir parçası olarak tanımladığını belirten Uzm. Dr. Pekuz, "Ancak bazı durumlarda bu davranış kalıcı hale gelebilir. Avrupa Çocuk Gastroenteroloji Derneği (ESPGHAN) ise 1-3 yaş döneminde artan özerklikle birlikte yiyecek reddinin normal kabul edildiğini, ancak bu sürecin 1 aydan uzun sürmesi ve büyümeyi etkilemesi durumunda mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır" diye konuştu. "2 yaşından sonra belirginleşiyor" Yeni tatlara karşı temkinli davranmanın (neofobi) gelişimsel olarak normal olduğunu belirten Uzm. Dr. Pekuz, "Ancak bu durum 2 yaşından sonra belirginleşiyor ve sosyal, duygusal ya da fiziksel gelişimi olumsuz etkiliyorsa, bu artık klinik müdahale gerektiren bir sorun olabilir" ifadelerini kullandı. "Seçici yeme ile iştahsızlık karıştırılmamalı" Seçici yeme davranışının iştahsızlıkla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Pekuz, "Seçici yeme belirli gıdalara yönelik bir dirençtir; çocuk sevdiği besinleri iştahla tüketebilir. İştahsızlık ise tüm gıdalara karşı ilgisizliktir. Seçici yeme davranışında çocuk, belirli besinlere karşı tutarlı bir direnç gösterir" dedi. "Uzun süreli seçici yeme, zihinsel gerileme ile sonuçlanabilir" Seçici beslenen çocukların genellikle daha düşük boy ve kilo persentilinde yer aldığını ifade eden Uzm. Dr. Pekuz, "Uzun süren seçici yeme davranışı demir, çinko, lif, A vitamini ve folat eksiklikleriyle ilişkili olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminde zayıflama ve zihinsel gelişimde gerileme ile sonuçlanabilir" açıklamasında bulundu. "Sürekli aynı yemekleri tercih etme görülebilir" Çocuklarda seçici yeme davranışının belirtilerine değinen Uzm. Dr. Pekuz, "Sürekli aynı yemekleri tercih etme, yeni gıdalara direnç, yemek esnasında öfke nöbetleri ve yetersiz gıda çeşitliliği gibi belirtiler seçici yeme davranışına işaret eder. Çocuğun 20’den az farklı besin tüketmesi ve bu davranışın sosyal ortamlarda da sürmesi, seçici yemenin göstergelerindendir" ifadelerini kullandı. "Yemeği ödül veya ceza aracı olarak kullanmayın" Anne-babaların sık yaptığı hatalara da dikkat çeken Uzm. Dr. Pekuz, "Israrla ve zorla yedirmeye çalışmak, yemeği ödül veya ceza aracı olarak kullanmak, yemek sırasında televizyon veya tablet gibi dikkat dağıtıcı unsurlara izin vermek çocukta yemekle ilişkili kaygıyı artırır ve seçiciliği pekiştirir" diye konuştu. "Evde uygulanabilecek basit ama etkili yöntemler" Seçici yeme davranışını azaltmak için ailelerin uygulayabileceği yöntemleri paylaşan Uzm. Dr. Pekuz, "Çocukların sofrada herkesle birlikte yemek yemesi, yeni yiyeceklerin küçük miktarlarda ve tekrarlayan şekilde sunulması, gıdaların dokusu ve sunumunun çeşitlendirilmesi, çocuğun yemek hazırlık sürecine dâhil edilmesi ve başarıların küçük övgülerle takdir edilmesi faydalı olacaktır. Yemek saatlerinin keyifli ve düşük stresli olması, yiyecekle ilgili çatışmalardan kaçınılması önemlidir" dedi. "Psikolojik veya nörolojik sebepler araştırılmalı" Seçici yeme davranışının altında duyusal hassasiyet, otizm spektrum bozukluğu ve anksiyete gibi durumların olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Pekuz, "Eğer çocuğun gelişimsel yaşı ile gıda reddi davranışı arasında orantısızlık varsa ve bu durum 1 aydan uzun sürüyorsa mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır" ifadelerini kullandı. "Günlük örnek beslenme planı" Seçici yeme davranışı gösteren çocuklara yönelik örnek bir günlük beslenme planı öneren Uzm. Dr. Pekuz, "Kahvaltıda yumurta içeren pankek, şekilli peynir, domates; ara öğünde muzlu yoğurt; öğle yemeğinde kıymalı makarna ve ayran; akşam yemeğinde mercimek çorbası, fırında sebzeler ve pilav yer alabilir. Tatlı olarak gerektiğinde sütlaç tercih edilebilir. Dengeli ve renkli tabaklar oluşturulması, 3 ana ve 2 ara öğünün korunması önemlidir" diye konuştu. "Uzman desteği alınabilir" Uzm. Dr. Pekuz, ağırlık veya boy artışı yavaş olan, 10’dan az besin tüketen, aile içi çatışmalara yol açan veya besinlere karşı aşırı tepkiler gösteren çocuklarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı veya beslenme uzmanının değerlendirme yapması gerektiğini vurguladı. "Alternatif beslenme önerileri" Yumurta, et, süt ve peynir gibi temel besinleri tüketmeyen çocuklara yönelik önerilerde de bulunan Uzm. Dr. Pekuz, "Yumurta yemeyen çocuklar için krep, pankek, sebzeli omlet; et yemeyen çocuklar için mercimek köftesi, nohut cipsi, kuruyemişler tercih edilebilir. Süt içmeyen çocuklara yoğurt, ayran, sütlaç gibi alternatifler sunulabilir. Peynir sevmeyen çocuklar için ise peynirli poğaça veya makarna sosunda eritilmiş peynir önerilebilir" ifadelerini kullandı.
13 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:40
Uzmanı uyardı: Miyopluk dünyada daha çok yaygınlaşıyor
Açık hava etkinliklerinin azalması ve ekran maruziyetinin artmasıyla birlikte dünya genelinde çocuklarda miyopi sıklığının arttığı, her 3 çocuktan birinin artık miyop olduğu belirtilirken, Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz, "Giderek artan oranda çocuk miyop oluyor. Bu gerçekten çok büyük bir sorun" diyerek herkesi uyardı. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte cep telefonu ve tablet kullanımının yanı sıra bağımlılığı da artış göstermeye başladı. Dünya genelinde yapılan analizler, çocukların uzağı görme kabiliyetinin giderek bozulduğunu ve her 3 çocuktan birinin artık miyop olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz açıklamada bulundu. İnsanlığın miyop olma yönünde ilerlediğini kaydeden Prof. Dr. Sızmaz, "Dünya genelinde çocuk hastalarda miyop oranlarında artış söz konusu. Giderek artan oranda çocuk miyop oluyor. Bu gerçekten çok büyük bir sorun. Artık yaşam biçimleri değişti. Eskiden çocuklar sokakta oynarken artık evde kalıyorlar. Yeteri kadar doğal ışık görmüyorlar ve sürekli yakına odaklanıyorlar. Bu da çocukların miyop olmalarına ve miyopinin de ilerlemesine neden oluyor" dedi. "Bütün tedbirleri almalıyız" Miyopinin önümüzdeki yıllarda bir toplum sağlığı sorunu olacağına da dikkat çeken Prof. Dr. Sızmaz, "Miyopi önümüz yıllar içerisinde çok ciddi bir toplum sağlığı sorunu olacak. Bu da bize çocuk yaştaki başvuruların artmasına neden oluyor. Miyopi sorununun üstesinden gelmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Bütün tedbirleri almalıyız. Çocuklar günde en az 2 saat açık havada zaman geçirmeli. Açık hava etkinlikleri yapılmalı, yürüyüş yapılmalı. Hiçbir şey yapılamıyorsa, çocuklar balkonda otursun sokağı seyretsin diyorum. Buradaki amaç çocuğun uzağa bakmasını, uzağa odaklanmasını sağlamak; böylelikle sürekli yakına odaklanmasının önüne geçmektir" diye konuştu. "Uyanıkken aydınlık, gece yatarken karanlık olmalı" Çocukların bazı tedbirleri aileleri aracılığıyla alması gerektiğini vurgulayan Sızmaz, daha sonra şunları söyledi: "Telefon, tablet gibi cihazların kullanımı kısıtlanmalı. Ders çalışırken çok yakından bakılmamalı, dik oturulmalı ve okuma mesafesi korunmalı. Mutlaka masa lambası kullanarak çalıştıkları ortamın aydınlatılmasını istiyoruz. Yani loş ortam kesinlikle istemiyoruz. Gece uyurken ise tam tersine odada gece lambası gibi şeylerin kullanımını istemiyoruz. Okul çağındaki çocukların göz muayeneleri her yıl düzenli olarak yapılmalıdır."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder