SAĞLIK
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içinde yer alması önemli gündemlerimizden biri" 01 Mayıs 2026 Cuma - 23:58:46 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içerisinde yer alması konusu bizim en önemli gündemlerimizden biridir. 1219 sayılı kanun kapsamında sağlık meslek gruplarına verilen haklardan veteriner hekimler de yararlanmalıdır" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü dolayısıyla Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanlığı tarafından düzenlenen programa katıldı. Programda konuşan Eroğlu, hekimliği mesleğinin önemine dikkat çekerek, veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içinde hak ettiği yeri alması gerektiğini dile getirdi. "Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içerisinde yer alması en önemli gündemlerimizdendir" Tüm veteriner hekimlerin Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü kutladığını dile getiren Eroğlu, Merkez Konseyi ve 72 il ve bölge odasıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, "Attığımız her adımı meslektaşlarımızla istişare ederek atıyoruz. Çünkü bir işe başlarken adını doğru koyarsanız doğru sonuçlara ulaşırsınız. Çalışmalarımızda Tarım ve Orman Bakanlığımız ile sürekli iş birliği içerisindeyiz. Bakanımız İbrahim Yumaklı başta olmak üzere tüm bürokratlara teşekkür ediyorum. Özellikle 41. madde ile ilgili uzun süredir devam eden bir sorunun çözüm aşamasına gelmiş olması bizim için önemlidir. 3 yıldır büyük sorun haline gelmişti. Meslek örgütleri ile kamu birlikte çalıştığında ortaya çıkan mevzuat daha sağlıklı ve isabetli olur. Bu nedenle iş birliği büyük önem taşımaktadır. Veteriner hekimlerin sağlık meslek grubu içerisinde yer alması konusu bizim en önemli gündemlerimizden biridir. 1219 sayılı kanun kapsamında sağlık meslek gruplarına verilen haklardan veteriner hekimler de yararlanmalıdır. Bu sağlandığında özlük hakları, maaşlar, fiili hizmet gibi birçok sorun çözüme kavuşacaktır. Sorunlarımızı ancak birlik ve beraberlik içinde çözebiliriz. Bilgiye dayanmayan açıklamalar bilgi kirliliği oluşturur. Bu nedenle meslektaşlarımızın konulara hakim olarak görüş bildirmesi büyük önem taşımaktadır. Veteriner hekimler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre sağlık hizmetleri sınıfında yer almaktadır. Ancak bu durum tek başına yeterli değildir. Hakların tam anlamıyla elde edilebilmesi için ilgili diğer yasal düzenlemelerin de yapılması gerekmektedir. Hazırladığımız kanun teklifleri arasında veteriner hekimlerin tanımının güncellenmesi ve mesleğin kapsamının genişletilmesi de bulunmaktadır" dedi. "Tek sağlık yaklaşımının ülkemizde yasal altyapıya kavuşturulması gerekiyor" Veteriner hekimlerin sahipsiz hayvanlar sorununda aktif rol oynaması gerektiğini kaydeden Eroğlu, "Bu alanda belediyelerde yeterli sayıda veteriner hekim istihdam edilmesi gerekmektedir. Türkiye genelinde en az 4 bin veteriner hekimin bu alanda görevlendirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Eğitim konusu da mesleğimizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Veteriner fakültelerinin niteliği artırılmalı, eğitim güçlendirilmelidir. Mezun olan veteriner hekimlerin yeterli donanıma sahip olması sağlanmalıdır. Veteriner hekimlik çevre, hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden tek meslek grubudur. Bu nedenle stratejik bir meslektir. Sağlıklı hayvan, sağlıklı gıda ve sağlıklı insan demektir. Kovid-19 süreci de veteriner hekimliğin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Zoonotik hastalıkların büyük bir kısmı hayvan kaynaklıdır ve bu hastalıklarla mücadelede veteriner hekimler kritik rol oynamaktadır. Bu nedenle ‘tek sağlık’ yaklaşımının ülkemizde yasal altyapıya kavuşturulması gerekmektedir. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve ilgili kurumlara sunduğumuz raporlarla bu yapının oluşturulmasını talep ediyoruz" şeklinde konuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Bekir Yücel Tanrıkulu da veteriner hekimlerin hayvancılığın sürdürülebilirliği açısından temel bir rol üstlendiğini söyledi. Meslek mensuplarının bilgi ve deneyimlerinin daha fazla görünür olması gerektiğini belirten Tanrıkulu, özellikle son dönemde hayvancılık konusunda farklı kesimlerin öne çıktığını, ancak meslek uzmanlarının daha aktif ve görünür olması gerektiğini kaydetti. Tanrıkulu, mesleğin temsil gücünün artırılmasının önemli olduğunu ifade ederek, yürütülen mevzuat çalışmalarının kısa sürede sonuçlanmasını temenni etti. Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Kılıç da, Kastamonu’da yaklaşık 280 bin büyükbaş ve 80 bine yakın küçükbaş hayvan varlığı bulunduğunu belirterek, hayvan sağlığının korunması ve buzağı ölümlerinin azaltılması için kurumlar arası iş birliğinin önemli olduğunu dile getirdi. Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise veteriner hekimlerin zorlu şartlarda görev yaptığını, çoğu zaman bu durumun bilinmediğini söyledi. "Veteriner hekimlerine destek veren bir ülke, hayvan sağlığına, gıda güvenliğine ve toplum sağlığına sahip çıkmış demektir" diyen Maşalacı, meslekte yaşanan sorunların doğrudan hayvan sağlığı, gıda güvenliği ve toplum sağlığını etkilediğini belirtti. Programa Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Özgür Kaynar, Kastamonu Ziraat Odası Başkanı Mehmet Butur, Kastamonu Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bayram Pehlivan, oda yönetimi ve veteriner hekimler katıldı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 18:39 Hitit Üniversitesi’nin kan bağışı duyarlılığına Kızılay’dan gümüş madalya Türk Kızılay tarafından yürütülen kan bağışı kampanyalarına sağladığı katkı dolayısıyla Hitit Üniversitesine gümüş madalya verildi. Türk Kızılay Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bölge Kan Merkezleri ve Kan Bağışı Merkezleri tarafından yürütülen kan bağışı projeleri ve kampanyalarına destek veren kurumlara kurumsal madalya veriyor. Bu kapsamda 2025 yılında gerçekleştirilen toplam bin 54 ünite kan bağışıyla Çorum’da kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurum Hitit Üniversitesi oldu. Hitit Üniversitesinde kan bağışı kampanyalarına en fazla katkı Osmancık Ömer Derindere Meslek Yüksekokulu, Meslek Yüksekokulları Kampüsü ve Spor Bilimleri Fakültesinden geldi. Hitit Üniversitesi Rektörlüğü Senato Salonu’nda düzenlenen takdim töreninde konuşan Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, "Türk Kızılay tarafından üniversitemizde gerçekleştirilen kan bağışı kampanyalarına duyarlılık göstererek hayatlara dokunan akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Çorum Kızılay Şube Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Bilgin de Çorum’da ilk kurumsal madalyanın 2024 yılında 654 ünite kan bağışı ile Osmancık 75. Yıl Cumhuriyet İlkokuluna verildiğini ifade ederek kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurumun ise Hitit Üniversitesi olduğunu kaydetti. Kan bağışlarının ülke genelindeki kan ihtiyacının karşılanmasınaönemli katkı sunduğuna dikkati çeken Bilgin, desteklerinden dolayı başta Rektör Prof. Dr. Ali Osman Öztürk olmak üzere üniversite yönetimine teşekkür etti. Törene, Hitit Üniversitesi Senato Üyeleri, Çorum Kan Bağışı Merkezi Müdürü Dr. Senem Biçer, Kan Bağışçısı Kazanım Uzmanı Yasemin Güloğlu ve Şube Müdürü Tuğrul Yıldırım katıldı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
Uzmanı uyardı: ’Tatil dönüşü sendromuna’ dikkat
26 Ağustos 2025 Salı - 11:00 Uzmanı uyardı: ’Tatil dönüşü sendromuna’ dikkat Yaz tatili, iş ve okul hayatına kısa bir ara verip dinlenmek için önemli bir fırsat sunarken, tatil dönüşünde bazı kişilerde depresif ruh hali gelişebiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Semiha Alparslan, tatil sonrası görülen ’tatil dönüşü sendromu’ ve yaz depresyonu hakkında uyarılarda bulundu. Uzun süredir beklenen tatillerin ardından rutin hayata dönmenin zorlayıcı olabileceğini söyleyen Alparslan, "Tatil sırasında dinlenmenin yanı sıra bolca keyif alınır, beyin sürekli yeni uyaranlarla karşılaşır. Ancak dönüşte bekleyen işler, yığılmış sorumluluklar, tekrar erken kalkma zorunluluğu ya da trafikte geçirilen zaman, kişide bıkkınlık ve isteksizlik oluşturabilir. Bu süreçte ’tatilden döndüm, artık hayat yine aynı sıradanlığa girdi’ düşüncesi depresif bir ruh haline zemin hazırlayabilir" dedi. Sosyal medya paylaşımları depresyonu tetikleyebilir Tatil döneminde sosyal medya paylaşımlarının da depresif duyguları artırabileceğini belirten Alparslan, "İmkanı olan kişilerin tatile gidip paylaştıkları mutlu anlar, tatile gidemeyen bireylerde eksiklik ve yetersizlik duygularını artırabilir. Sosyal medyada sadece en mutlu anların paylaşıldığını unutmamak gerekir" ifadelerini kullandı. Tatil tüm sorunların çözümü değil Yaz aylarında da depresyon görülebileceğini vurgulayan Alparslan, beklentilerin gerçekçi tutulması gerektiğini söyledi. Tatilin tüm sorunları çözecek bir kaçış olmadığını, sadece bir mola olarak görülmesi gerektiğini kaydetti. Ayrıca tatil dönüşünde adaptasyon süresine önem verilmesi gerektiğini belirterek, "Tatilden hemen sonra yoğun işlere girmek yerine bir-iki gün adaptasyon süresi tanımak faydalı olur" dedi. Serotonin için güneşe çıkın Depresyon üzerinde etkili olan serotonin ve melatonin hormonlarının mevsimlere göre değiştiğini hatırlatan Alparslan, yaz aylarında yeterince güneşe çıkmanın önemine dikkat çekti. Düzenli uyku, dengeli beslenme, hareket etmek, küçük molalar vermek, sosyal bağları güçlendirmek ve çalışma ortamını ferah hale getirmenin yaz depresyonunu önlemede etkili olacağını söyleyen Uzm. Psk. Semiha Alparslan, "Her mevsimin ruh halimiz üzerinde farklı etkileri olsa da, yaz depresyonunu önlemenin en etkili yollarından biri dengeli bir rutin oluşturmaktır" dedi.
Anjiyo ünitesi hizmete açıldı
26 Ağustos 2025 Salı - 10:51 Anjiyo ünitesi hizmete açıldı Düzce Atatürk Devlet Hastanesi bünyesinde hizmete giren Anjiografi Merkezi’nin açılışı protokolün katılımıyla gerçekleştirildi. Düzce son dönemde sağlık alanında yapılan yatırımlara bir yenisi daha eklendi. Atatürk Devlet Hastanesi bünyesinde dönemin Sağlık Bakanının desteğiyle çalışmalarına başlanan Anjiyo Merkezi açılarak Düzceliler’in hizmetine sunuldu. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi içerisinde bulunan Anjiografi Merkezi’nin açılış törenine Vali Selçuk Aslan, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, protokol üyeleri, sağlık yöneticileri ve personeli katıldı. Töreninin açılış konuşmasını yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, "Düzce’de sağlık ihtiyaçlarını karşılamak ve vatandaşlara daha nitelikli ve kaliteli hizmet sunmak için çalışmaya devam ediyoruz. Bugün burada Anjiografi merkezimizin açılışını yapıyoruz bizim için çok kıymetli. Merkezimizde daha fazla sayıda hastaya hizmet vermeye devam edeceğiz. Anjiografi merkezimizin hastanemize kazandırılması konusunda desteklerini esirgemeyen tüm devlet büyüklerimize teşekkür ediyorum" dedi. "Türkiye yüzyılın Düzce için sağlık yüzyılı oluyor" Ünitenin açılışında konuşan Vali Selçuk Aslan, "Türkiye 2. Yüzyılın girdik. 2. Yüzyılda kararlı adımlarla ilerliyoruz. Sağlık yüzyılın tek derdimiz Düzce’nin sağlık konusunda ihtiyaçları birbir tespit ediliyor. Kurulan koordinasyonla ihtiyaçları alıyoruz. Bu noktada bir büyük ihtiyaç olan bu ünitesinin de hayata geçirdik. Bu ünitenin hayata geçmesinde emek veren bütün Devlet büyüklerimize teşekkür ederim" ifadelerinde bulundu. "2. Anjiyo cihazına kavuştu" Milletvekili Ayşe Keşir de; "Öncelikle hayırlı olsun diyorum. İlimiz için ihtiyaçtı. Normal şartlarda nüfusu 500 bin altındaki iller tek Anjiyografi kullanırlar. Ancak bizim ilimiz için çok büyük ihtiyaçtı. Döneminde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca döneminde karar alınmıştı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. "Anjiyo ünitesi için çok emek verildi" Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü ise konuşmasında; "Ben bu anjiyo ünitesinin ve cihazının hikayesini biliyorum. Çok emek verildi. Ayşe Hanımın çok emeği var. Teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Protokol konuşmalarının ardından Düzce Müftü Yardımcısı Talha Demirkaya’nın yaptırdığı dua sonrası protokol üyelerinin kurdele kesimi ile açılış gerçekleştirildi. Açılışında ardından Sağlık İl Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, protokol üyelerine ünite hakkında bilgiler verdi.
Panik atağın en önemli belirtisi ’Felaket’ düşüncesi
26 Ağustos 2025 Salı - 10:37 Panik atağın en önemli belirtisi ’Felaket’ düşüncesi Panik atağın, toplumda çok sık duyulan ve çoğu kişide farklı seyreden bir durum olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atak; gelip geçici fiziksel bazı belirtilerin, kişi tarafından bir felaket gibi görülmesi neticesinde, saniyeler içinde kötüleşebilir" uyarısında bulundu. Panik atak, ortada herhangi bir tehlike unsuru veya uyaran olmamasına rağmen,endişeve yoğun korku ataklarıyla ortaya çıkan, hızlı nefes alıp verme, kalp çarpıntısı ve terleme gibi semptomlar gösterenpsikolojik bir rahatsızlık olarak biliniyor. Panik atak nedeniyle kimileri nefes alamadığını, kimilerinin kalp krizi geçireceğini veya felç olacağını düşünüp acile koştuğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atak vücudun, normal durumlara ani, yoğun korku ve güçlü fiziksel tepkiler ile karşılık vermesi durumudur. Panik atak geçiren kişi çok terleyebilir, nefes almakta güçlük çekebilir ve kalbinin normalden daha hızlı attığını hissedebilir. Panik atak sırasında kişide kalp krizine benzer belirtiler ortaya çıkabilir. Muayene sonrası ’senin bir şeyin yok, psikiyatriye git’ cevabıyla karşı karşıya kalıyor. Böyle fiziksel belirtileri olup da hiçbir şeyi olmadığını duyan kişilerde bir kafa karışıklığı oluyor. Daha sonra ’ne yani benim bu belirtilerim kafamda uydurduğum şeyler mi’ diye sormaya başlıyor. Bunun neticesinde de ’kafada kurma’ ve ’çok büyütme’ kavramları ortaya çıkmaya başlıyor. Hayır, bu fiziksel belirtiler gerçek. Ancak çok büyük bir ihtimal kalıcı ve tahlillerle tespit edilebilecek bir hastalığa bağlı değildir" dedi. "Panik atak kabaca 20-30 dakika süren, dehşet içinde olma haliyle kalpte hızlanma, nefeste hızlanma, sıcak basması, ellerde uyuşma, karında gariplik hissi, titreme, huzursuzlukla kendini gösteren bir rahatsızlık" diyen Uzm. Dr. Ömer Öz, "Bunu ilk kez yaşayan kişi için oldukça zorlayıcı, travmatik, unutmak isteyeceği dakikalar. Ortaya çıkardığı his ne kadar dehşet verici olsa da tedavisi de aslında dallanıp budaklanmış, kronik hastalıklara göre oldukça yüz güldürücü. En berbat hissettiğiniz panik atak dahi bir şekilde sonlanıyor ve yerini sakinliğe bırakıyor" şeklinde konuştu. İnsanların panik atak yaşadıklarında hemen bunun neden yaşandığına odaklanma eğiliminde olduğunu ve sebep olabilecek bariz bir kavga, ölüm, hastalık bulamadıklarında iyice sıkışmış ve şaşırmış hissettiklerini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Öz, "Her zaman stresli bir durum sonrasında panik atak belirtisi oluşmaz. Bazen masum, gelip geçici bir fiziksel belirtinin bir felaket olarak görülmesi neticesinde de saniyeler içerisinde başlayabilir. Örneğin kalbinizdeki ufak bir atım değişikliği sizin için bir kalp krizi gibi algılanmış olabilir ve dikkatinizi tamamen buraya verdiğinizde korkunuz bir anda sizi panik atağa itebilir. Neyi felaket olarak yorumladım ve bu atağı geçirdim diye düşünseniz de hızlıca akıp geçen düşüncelerinizi yakalamak her zaman mümkün olmaz. Panik atağı ortaya çıkartan şey masum, gelip geçici, her insanda olabilen basit fiziksel belirtileri, bazı ölümcül hastalıklarla eşit tutmamız ve sanki o ölümcül hastalığa yakalanmışız gibi bir davranış içerisine girmemizdir. Zihninizin söylediğiyle gerçekte olan şeyler aslında farklıdır. Panik atak sizin ölmenize ya da kalıcı, ölümcül bir hastalığa yakalanmanıza neden olmaz. Panik, korku, kaygı, mutsuzluk bunlar birer duygudur ve kendi akışına bıraktığımızda havadaki bulutlar gibi gelir geçer" diye konuştu. Panik atağın yönetilebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atağın hayatımızın önüne geçmesine izin vermeden, onu görmeyecek, gözümüzde büyütmeyecek tarzda yaşayabiliriz. Psikoterapiler ve ilaç tedavileri panik atak tedavisinde birinci sıra seçeneklerdir ve hayatınızı sınırlandırdığınız bu rahatsızlığı psikiyatrik destekle geride bırakabilirsiniz" dedi.
Çocuklarda miyopi oranı artıyor
26 Ağustos 2025 Salı - 10:36 Çocuklarda miyopi oranı artıyor Türkiye’de de çocuklarda miyopi oranı son yıllarda ciddi şekilde artarken; Sağlık Bakanlığı’nın desteklediği araştırmalara göre, 2024 yılı itibarıyla okul çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 25’inin miyop olduğu belirtiliyor. Ailelerin düzenli göz muayenesi yaptırmaması da miyopi sürecini hızlandırıyor. Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, miyopi hakkında bilgi verdi. "Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa, ilerleme riski o kadar yüksek olur" diyen Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, "Çocuklukta başlayan miyopi, ergenlik boyunca hızla ilerleyebilir. Bu durum ileride yüksek miyopi riskini beraberinde getirir. Yüksek miyopi, sadece görme bozukluğu değil, göz sağlığı açısından ciddi tehditler içerir. Retina incelmesi, retina dekolmanı ve göz içi basınç problemleri bu riskler arasındadır. Erken yaşta miyopi gelişimi, çocuğun sosyal ve akademik yaşamını da etkileyebilir. Görme bozukluğu olan çocuklar tahtayı net göremeyebilir. Bu durum, derse katılımı ve öğrenme sürecini olumsuz etkiler. Aynı zamanda dış aktivitelerden uzak durma eğilimi gösterebilirler. Bu da hem fiziksel hem psikolojik gelişim üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir" şeklinde konuştu. Miyopide genetik, önemli rol oynuyor Miyopi gelişiminde genetik faktörlerin önemli rol oynadığına değinen Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, "Eğer anne ya da baba miyop ise, çocukta bu durumun ortaya çıkma ihtimali artar. Genetik eğilim, göz yapısının belirlenmesinde doğrudan etkili olur. Miyopiye neden olan göz küresi uzunluğu, kornea eğimi gibi yapısal özellikler genetik yolla aktarılabilir. Tek ebeveynin miyop olması çocukta miyopi görülme ihtimalini yaklaşık %25’e; her iki ebeveynin miyop olması bu riski yüzde 50’nin üzerine çıkarabilir. Ancak sadece genetik yeterli değildir. Çevresel faktörler bu eğilimi hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir. Genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir. Günlük alışkanlıklar ve çevresel şartlar miyopi ilerlemesinde belirleyici olabilir. Modern yaşam tarzı, çocukların göz sağlığını olumsuz etkileyen birçok faktör barındırır. Özellikle okul çağı çocuklarında dijital cihazlara maruz kalma süresi artmıştır. Bu da göz kaslarını zorlar ve miyopi gelişimini hızlandırır" ifadelerini kullandı. Gün ışığı göze faydalı Gün ışığının göz sağlığı için değerli olduğuna değinen Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, "Araştırmalar, açık havada daha fazla zaman geçiren çocuklarda miyopi riskinin azaldığını gösteriyor. Doğal ışık, göz gelişimini destekleyen önemli bir faktördür. Ayrıca açık hava etkinlikleri göz kaslarının farklı odaklara uyum sağlamasına yardımcı olur. Çocuklar parkta oynadığında hem fiziksel hem görsel anlamda gelişim gösterir. Kapalı alanlara sıkışan yaşam tarzı bu süreci sekteye uğratır. Bunun yanında ekran başında ya da kitap okurken mola vermemek göz sağlığını bozar. 20-20-20 kuralı burada büyük önem taşır. Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakmak gözleri rahatlatır. Bu alışkanlık hem göz kaslarını hem de odaklama sistemini korur. Uyku düzeni de görsel gelişim üzerinde etkilidir. Yetersiz uyku, gözlerde kuruluk, yorgunluk ve odaklama sorunlarına yol açabilir. Erken yatmak ve kaliteli uyumak çocuk sağlığı için gereklidir" diye görüş verdi. Fast food gözü tehdit ediyor "Beslenme, göz sağlığı üzerinde doğrudan etkilidir" diyen Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, "Vitamin ve mineral eksiklikleri göz gelişimini olumsuz etkileyebilir. Özellikle A vitamini, lutein, omega-3 ve çinko gibi besin öğeleri göz fonksiyonları için kritiktir. Sebze, meyve, balık ve kuruyemiş tüketimi dengeli olmalıdır. Fast food ve işlenmiş gıdalar çocukların genel sağlığı kadar göz sağlığını da tehdit eder. Sağlıklı bir diyet, miyopinin ilerleme hızını azaltabilir. Gözlerin ihtiyacı olan besinleri sağlamak, büyüme dönemindeki çocuklar için şarttır" ifadelerini kullandı. Miyopinin ilerlemesini durdurmak için düzenli muayene önemli Miyopi ilerlemesini kontrol altına almak için düzenli göz hekimi muayenelerinin şart olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, "Göz yapısındaki değişiklikler çoğu zaman fark edilmez. Ancak uzman bir göz hekimi bu değişimleri erken teşhis edebilir. Erken müdahale, miyopinin ilerlemesini yavaşlatır veya durdurabilir. Ayrıca çocuğun ihtiyaç duyduğu doğru gözlük ya da lens numarası belirlenir. Bu da görme kalitesini artırır. Yıllık göz muayeneleri, çocukların okul başarısını ve yaşam kalitesini doğrudan etkiler" dedi. Gece uygulanan tedaviler var Miyopi tedavilerinden bahseden Doç. Dr. Efekan Coşkunseven, "Düşük dozda atropin damlaları miyopi ilerlemesini yavaşlatabilir. Göz hekimi kontrolünde kullanılan bu tedavi, genellikle geceleri uygulanır. Atropin damlaları göz kaslarını gevşeterek göz küresinin büyümesini sınırlar. Bu tedavi uzun süreli ve düzenli takip gerektirir. Yan etkiler nadirdir ancak mutlaka uzman gözetiminde yapılmalıdır. Bunun yanında Orto-K lensler denenebilir. Bunlar, gece takılıp sabah çıkarılan özel kontakt lenslerdir. Bu lensler gece boyunca kornea yüzeyini geçici olarak şekillendirir. Sabahları lens çıkarıldığında çocuk gün boyu net görür. Ayrıca miyopi ilerlemesini yavaşlatır. Bu yöntem cerrahi müdahale gerektirmez ve çocuklar için güvenlidir. Ancak hijyen kurallarına kesinlikle uyulmalıdır" şeklinde görüş verdi.
Medical Point uzmanlarından gastroenterit uyarısı
26 Ağustos 2025 Salı - 10:06 Medical Point uzmanlarından gastroenterit uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, özellikle mide ve bağırsak sistemini etkileyen gastroenterit vakalarına karşı vatandaşları uyardı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanları, "Gastroenterit, virüs, bakteri veya parazit kaynaklı olarak mide ve bağırsakların iltihaplanması sonucu gelişen, bulaşıcı bir hastalıktır. Genellikle ani başlayan ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireylerde ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Sıcak hava şartlarının mikroorganizmaların çoğalmasını kolaylaştırdığına dikkat çekiyor. Yetersiz soğutulan gıdalar, iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile temiz olmayan içme suları yaz aylarında enfeksiyon riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor" dedi. Uzmanlar tarafından yapılan önerilerde, "Ellerinizi sık sık yıkayın, özellikle tuvalet sonrası ve yemek hazırlamadan önce. Güvenilir su tüketin: Şebeke dışı su kaynaklarından kaçının. Şişelenmiş veya kaynatılmış su tercih edin. Gıdaları doğru saklayın, bozulabilir yiyecekleri buzdolabında muhafaza edin. Sebze ve meyveleri iyice yıkayın. Açıkta satılan yiyeceklerden uzak durun. Piknik ve seyahatlerde bozulabilir gıdalardan kaçının. İshal, kusma ve ateşin birkaç günden uzun sürmesi, dışkıda kan görülmesi, aşırı halsizlik, baş dönmesi veya sıvı alamama" ifadelerine yer verildi.
Diyabetin kontrol altında tutulması göz sağlığı için önemli
26 Ağustos 2025 Salı - 03:09 Diyabetin kontrol altında tutulması göz sağlığı için önemli Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Kemal Bayrakçeken, göz açısından sinsi hastalık olan diyabetin görme bozuklukları, erken yaşta katarakt başta olmak üzere birçok rahatsızlığa neden olduğunu söyledi. Diyabete bağlı göz hastalıklarının diyabetik retinopati dâhil gözde şeker hastalığına bağlı ortaya çıkan göz hastalıklarının genel adı olduğunu söyleyen Bayrakçeken, " Sağlık Bakanlığının verilerine göre 2015 yılında dünya ki 415 milyon diyabetlinin 3/1’ inde 93 milyondan fazla insanımızda diyabetik retinopatinin geliştiği görülüyor, bu da çok büyük bir rakam. Diyabette göz bulguları hafiften ağıra doğru gidebiliyor. Yani gelip geçici görme bozukluklarından çift görmeye, kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede yer alıyor. Kan şekerinde ki dalgalanmalara bağlı gelip geçici görme bozuklukları olabiliyor hastada. Gözün kırıcılığında ki bu değişiklikler, kişinin göz numarasında değişiklik olarak yansıyor poliklinik hastalarımızda. Hastamızda 2 numara miyop varken bir sonraki gün yeniden geldiğinde hipermetrop olabiliyor. Daha başka göz bozuklukları da olabiliyor." dedi. "Diyabetik göz hastalıkları görme kaybı ve körlüğe kadar giden ciddi problemlere yol açabiliyor" Göz muayenesinde polikliniğe gelen hastalara şekeri olup olmadığını sordukları ve genellikle hastanın da düzenli olamayan bir şekeri olduğunu söylediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Kemal Bayrakçeken, "Bu durumlarda biz hekimler gözlük vermek yerine şekerini kontrol altına alıp ondan sonra muayeneye gelmesinin daha sağlıklı olacağı vurguluyoruz. Tüm diyabetik göz hastalıkları görme kaybı ve körlüğe kadar giden ciddi problemlere yol açma potansiyeline sahiptir. Gelip geçici görme bulanıkları da olabilir. Göz arkasında ciddi bulgular veren diyabetik retinopati dediğimiz hastalığa da yol açabilir. Diyabetik retinopati nedir dersek, retinadaki kılcal damarlarda kanama, retina içerisine sıvı sızma sonucu görme kaybı ve körlüğe neden olan bir spektrum olarak ele alabiliriz. Belirtilerine gelince, bunlar hastalarımızda görme yetilerinde azalma, bulanık görme, kör noktalar, karanlık noktalar bilhassa görme merkezinde düz ve dalgalı çizgiler görülmesi ve renklerin canlılığını kaybetmesi şeklinde ortaya çıkabilir." diye konuştu. Diyabetik retinopatinin nasıl oluştuğundan da bahseden Bayrakçeken, "Çevremizde gördüğümüz her şey, gözde retinada elektriksel sinyallere çevrilerek beyindeki görme merkezine iletiliyor. Retina, gözün arkasında görüntünün beyne aktarılmasını sağlayan sinir tabakasıdır. Diyabetik retinopati retinayı besleyen kılcal damarları bozarak başlangıçta retinada kanama ve sıvı sızması, ilerleyen aşamada ise retinada ki kan damarlarının tıkanması sonucu görme azalması ve körlüğe neden olabiliyor. Birde diyabetik maküler ödem var. Sarı nokta dediğimiz makuler bölge, retinanın en merkezi görmeyi sağlayan tabakasıdır. Burada sıvı birikmesine bağlı diyabetik makuler ödem oluşabiliyor. Bu da diyabet hastalarında ciddi görme kaybına yol açmaktadır. Diyabetik retinopati için kimler riskli; Uzun süre diyabeti olanlar, kan şekeri düzeyi yüksek ve düzensiz olanlar, diyabetin yanında hipertansiyon ve yüksek kolesterolü olanlar çok büyük risk altında, yine bu hastaların dikkatli bir şekilde takip edilmesi gerekiyor. Şeker hastalığının yanı sıra, böbrek yetmezliği de varsa hastanın diyalize gitmesi gerekiyor. Gebelikte diyabete bağlı sorunlar ilerleyebilir hatta daha da kötüleşebilir. Bu nasıl tespit ediliyor? Polikliniklere başvuran hastalara tam teşekküllü bir göz muayenesi yapılması gerekir. Hastaların görme düzeylerinin tespiti yapıldıktan sonra göz bebekleri büyütülerek göz arkasının detaylı bir şekilde muayene edilmesi gerekir. Modern cihazların devreye girmesiyle kolaylıkla teşhislerimizi yapabiliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Bakan Memişoğlu: "Gazze’deki Nasır Hastanesi’nin İsrail güçleri tarafından hedef alınmasını şiddetle kınıyoruz"
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 17:35 Bakan Memişoğlu: "Gazze’deki Nasır Hastanesi’nin İsrail güçleri tarafından hedef alınmasını şiddetle kınıyoruz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hastane bombalamayı meşru gören nasıl bir vicdandır? Gazze’deki Nasır Hastanesi’nin İsrail güçleri tarafından hedef alınmasını şiddetle kınıyoruz" dedi. Bakan Memişoğlu, İsrail’in Gazze’de bombaladığı hastaneye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Memişoğlu, Gazze’deki Nasır Hastanesi’ni bombalayan İsrail’i şiddetle kınadığını belirtti ve çocukların sağlığına kavuştuğu hastanelerin bombalanmasını hiçbir suretle kabul etmeyeceğini açıkladı. "Gazze’deki Nasır Hastanesi’nin İsrail güçleri tarafından hedef alınmasını şiddetle kınıyoruz" Bakan Memişoğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Hastane bombalamayı meşru gören nasıl bir vicdandır? Gazze’deki Nasır Hastanesi’nin İsrail güçleri tarafından hedef alınmasını şiddetle kınıyoruz. İnsanların şifa bulduğu, yaralıların hayata tutunduğu, çocukların sağlığına kavuştuğu hastanelerin bombalanmasını hiçbir suretle kabul etmiyoruz. Sağlık tesislerine yönelik sistematik saldırılar yalnızca uluslararası savaş hukukuna değil, aynı zamanda insanlığın ortak değerlerine açık bir saldırıdır. Bu saldırılar, yaşam hakkını hiçe saymakta; sağlık personelini ve masum sivilleri hedef almaktadır. Uluslararası toplumu, bu insanlık dışı saldırıların derhal durdurulması için harekete geçmeye, uluslararası hukuk kurallarını uygulamaya, sağlık personelinin ve tesislerinin güvenliğini sağlamaya davet ediyoruz. Bu elim hadisede hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Gazzeli kardeşlerimizin acısını paylaşıyoruz. Türkiye, her daim mazlumların yanında durmaya ve insani değerlerin savunucusu olmaya devam edecektir."
Afyonkarahisar’da şap hastalığı ile mücadele sürüyor
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 16:11 Afyonkarahisar’da şap hastalığı ile mücadele sürüyor Afyonkarahisar Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekiplerinin şap hastalığı ile mücadele çalışmaları çerçevesinde il genelindeki hayvanların yüzde 88,9’u aşılandı. Hastalığın il anından itibaren gerekli tüm tedbirlerin alındığını belirten İl Tarım ve Orman İl Müdürü Özkan Parlak "Şap hastalığı çift tırnaklı hayvanların akut seyirli çok bulaşıcı ve hızlı yayılıma sahip viral bir enfeksiyondur. Bakanlık olarak hayvan sağlığını tehdit eden her türlü hastalıkla mücadele kapsamında ülkemiz genelinde sürekli ve titizlikle faaliyetlerini sürdürmektedir "dedi. "Aşılama çalışmaları devam ediyor" Hasatlığın yayılmasını önlemek için çalışmaların sürdüğünü belirten Parlak, "Ülkemiz genelinde görülen yeni tip şap hastalığı ilimizde de tespit edilmiş ve derhal il geneli tüm hayvan hareketleri yasaklanarak, aşılama çalışmaları ile birlikte hastalığın yayılması engellenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda hastalık mihraklarında uygulanan hayvan hareketi kısıtlamaları yalnızca yerel değil ulusal hayvan sağlığını korumak hem de hastalığın yayılmasını en kısa sürede durdurmaktır. Bakanlığımız Şap Enstitüsü Müdürlüğü tarafından yeni tip şap hastalığına karşı üretilen aşılar temin edilerek hastalık mihrak ve etrafından başlamak üzere il geneli aşılama çalışmaları da devam etmektedir" şeklinde konuştu. "Süreç yakından takip ediliyor" Aşılama çalışmalarının görevli personeller tarafından mesai mefhumu gözetmeksizin yapıldığını söyleyen Parlak, "İlimizdeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 88,9’u aşılanmıştır. İl Müdürlüğü olarak süreci tüm detaylarıyla yakından takip etmekte, personellerimiz 7/24 görev başında bulunmaktadır. Tüm paydaşlarımızla iş birliği içinde hayvan sağlığına yönelik tehditleri bertaraf etmeye kararlıyız. Kırmızı et tüketiminde herhangi bir risk bulunmamakta olup güvenle tüketilebilir. Bu süreçte vatandaşlarımızdan ricamız resmi makamlarca yapılacak bilgilendirme ve yönlendirmeleri dikkate almalarıdır. Ülkemiz hayvancılığına gösterdikleri duyarlılık ve iş birliği için tüm üreticilerimize ve vatandaşlarımıza teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı.
Erken teşhis kapsamı genişliyor
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 14:55 Erken teşhis kapsamı genişliyor İl Sağlık Müdürlüğü, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) danışanlarının kanser taramalarına erişimini sağlamak, farkındalıklarını artırmak ve erken tanıyı teşvik etmek amacıyla TRSM ve KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) ekipleri arasında koordinasyonu güçlendirmek için çalışmalara başladı. Yetkililer, ’Erken teşhis hayat kurtarır!’ vurgusuyla, TRSM danışanlarının sağlık okuryazarlıklarını yükseltmeyi ve tarama süreçlerini etkinleştirmeyi hedefliyor. Toplum sağlığını korumak için kanser taramalarında iş birliğini artırarak hizmet sunmaya devam ettiklerini belirten Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nden (TRSM) hizmet alan bireylerin kanser tarama farkındalıklarının artırılması, taramalara erişimlerinin sağlanması, erken tanının teşvik edilmesi ve taramalarının gerçekleştirilmesi amacıyla çalışmalara başlandığını bildirdi. ’Erken teşhis hayat kurtarır!’ diyen Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı tarafından 25 Ağustos tarihinde TRSM ve KETEM personellerine bilgilendirme toplantısı yapıldı. TRSM personelinin ulusal tarama programları hakkında bilgi düzeylerinin yükseltilmesi ve TRSM-KETEM koordinasyonun artırılması amacıyla yapılan toplantıda, TRSM danışanlarına kanser taramaları konusunda farkındalık oluşturmak ve sağlık okuryazarlıklarını artırmak için bilgilendirme yapılması, KETEM’e yönlendirme süreçlerinin etkin işletilmesi ve TRSM danışanlarının kanser taramalarının yapılması konuları görüşüldüğünü belirtti.