Son Dakika
|
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
Gülistan Doku ve Mekiye Akyel’in ailesi Diyarbakır'da bir araya geldi
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Küçükçekmece Gölü kırmızıya döndü
Beykoz’daki yangının bilançosu gün ağarınca ortaya çıktı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
İsrail’de iki eski başbakan Netanyahu’ya karşı ittifak kurdu
Mahalle yanarken onlar derbiyi izledi
SAĞLIK
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:34:27
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Gaziantep’te doğan Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, ilk, orta ve lise eğitimini aynı şehirde tamamladı. 2007 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mecburi hizmetinin ardından Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda başladığı uzmanlık eğitimini 2014 yılında tamamladı. Kilis Devlet Hastanesi’nde devlet hizmet yükümlüsü olarak görev yapan Uzm. Dr. Almacıoğlu, 2016-2024 yılları arasında SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hastalarını kabul etti. 2018-2024 yılları arasında aynı zamanda SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak da görev yaptı. 2024-2026 yılları arasında İstanbul Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım alanında yüksek ihtisas eğitimi aldı ve bilimsel çalışmalar yürüttü. Uzm. Dr. Almacıoğlu’nun, çocuk sağlığı ve hastalıklarında başlıca ilgi alanları; sağlıklı bebek ve çocuk izlemi, yenidoğan sağlığı ve anne danışmanlığı, akciğer hastalıkları, astım ve alerjik hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları, büyüme ve gelişme sorunları, tiroit ve ergenlik hastalıkları ile ateşli hastalıklar olup; ayrıca çocukluk çağı vitamin ve mineral destekleri ile sedasyon ve analjezi konularında da çalışmalarını sürdürüyor. Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, Nisan 2026 itibarıyla SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yeniden hasta kabulüne başladı.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:10
Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"
Polikistik over sendromunun (PCOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, "Hiçbir zaman ‘PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer kişilere göre daha yüksek. Yaklaşık her 10 kadından birinde görülüyor, poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi söz konusu" dedi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:00
Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde solunum testlerinde yeni dönem
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, solunum fonksiyon testlerine uyum sağlamakta zorlanan çocuklar ve nefes testi yapamayan hastalar için impuls osilometri (IOS) cihazı hizmete alındı. Hastane bünyesindeki Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği’nde kullanılmaya başlanan cihaz sayesinde özellikle çocuk hastaların solunum fonksiyonları daha kolay, hızlı ve ağrısız şekilde test edilebilecek. Hastaneden yapılan açıklamada, modern tıbbi cihazlarla sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yatırımların sürdüğü belirtilerek, vatandaşların daha hızlı ve etkin sağlık hizmetine erişiminin amaçlandığı ifade edildi. Çocuk Alerjisi ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Deniz Yılmaz, cihazın özellikle çocuklarda ve klasik nefes testlerine tam uyum sağlayamayan hastalarda önemli kolaylık sunduğunu belirtti. Dr. Deniz Yılmaz, "İmpuls osilometri, solunum yollarının durumunu değerlendiren kolay ve ağrısız bir testtir. Özellikle çocuklarda ve nefes testine tam uyum sağlayamayan kişilerde kullanılır. Bu testte kişi sadece normal şekilde nefes alıp verir. Cihaz, nefes sırasında çok küçük titreşimler göndererek hava yollarının ne kadar açık ya da dar olduğunu ölçer" dedi. Yılmaz, cihazın hastaneye kazandırılmasında emeği geçen hastane yönetimine teşekkür ederek, yeni sistemin çocuk hastaların tanı ve takip süreçlerine önemli katkı sağlayacağını kaydetti.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 10:55
Uzmanı uyardı: "Teknolojinin masum olmayan yüzü çocukları olumsuz etkiliyor"
Artan teknoloji kullanımıyla birlikte çocukların radyofrekans, radyasyon ve manyetik alan etkilerine daha yoğun şekilde maruz kaldığına dikkat çeken Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Naciye Şahin, kontrolsüz ve uzun süreli cihaz kullanımı, çocukların hem fiziksel hem de bilişsel gelişimi üzerinde kalıcı olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade etti. Son yıllarda çocuklar akıllı telefon, tablet ve benzeri teknolojik cihazları çok daha aktif bir şekilde kullanmaya başladı. Günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen bu cihazların uzun süreli ve kontrolsüz kullanımı, çocukların daha fazla radyofrekans ve elektromanyetik alanlara maruz kalmasına neden olabiliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Naciye Şahin özellikle gelişim çağındaki çocukların bu tür maruziyetlerden uzun vadede olumsuz etkilenebileceğini söyleyerek, manyetik alanlar ve dijital içerikler üzerinden oluşan etkilerin tamamen masum olmayabileceğini ve Avrupa Birliği manyetik alan ve maruziyet ölçüm ve standartlarının önemli olduğunu ifade etti. Büyüme ve gelişme çağındaki çocukların bu tür elektromanyetik alanlara nasıl tepki verdiğinin kapsamlı çalışmalarla ortaya konulması gerektiğini söyleyen Şahin, çocuk sağlığı açısından teknolojinin etkilerinin ölçülebilir ve denetlenebilir mekanizmalarla sistematize edilmesinin önemine vurgu yaptı. Şahin, manyetik alanın, özellikle büyümekte ve gelişmekte olan çocuklarda kognitif fonksiyonlar üzerinde dramatik etkileri olabileceğini göz önünde bulundurması gerektiğini de söyleyerek, "Saatlerce maruz kalmasalar bile kısa süreli kullanımın dahi bilişsel, frontal ve entelektüel alanları etkileyebileceğini tahmin etmemiz gerekiyor. Ancak bunun ne derece etkili olduğunu ölçmemiz şart. Eğer bu durum gerçekten söz konusuysa, buna karşı mutlaka denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır" şeklinde konuştu. "Maruz kalınan radyofrekans ciddi boyutlara ulaşabiliyor" Özlem Naciye Şahin, çocuk sağlığı için yayılan radyasyonun denetlenmesi gerektiğini söyleyerek, "Bizim ülkemizde de özellikle bu radyoaktif alanların veyahut elektromanyetik alanların ölçülebilir olup olmadığı bakılması gerekiyor. Bunların Wi-Fi, VPN ve çocukların kullandığı akıllı telefonlar evin içindeki mikrodalgalar, radyofrekans sinyalleri ve diğer teknolojik unsurlar üzerinden büyümekte ve gelişmekte olan çocuklarımızı nasıl etkilediğine dair bizim pek çok sonuca ulaşıyor olmamız gerekiyor. Pek çok çalışmalarla bunun desteklenmesi lazım çünkü çocuk sağlığı üzerine teknoloji kesinlikle ölçülebilir denetlenebilir bir takım mekanizmalarla sistematize edilmesi gerekiyor. Teknolojinin hayatımıza girmesi gördüğünüz gibi hayatı çok daha iyi hale getirmedi ve daha dramatik hale getirdiğini söyleyebiliriz. Teknoloji ortaya çıktı ama kanser gibi hastalıklar azalmadı. Ölçülebilirliği arttı belki ama insan vücuduna olan etkisi de yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Zararlı moda geçtiğinde bu cihazların artık ısı da ürettiğini biliyoruz ama hepimizde biliyoruz ki en iyi telefon da olsa ısınabiliyor. Demek ki Wi-Fi’sini kullandığımız bir telefon ısınmaya başladığında maruz kaldığımız manyetik alan, yani radyofrekans alanı çok ciddi boyutlara ulaşıyor olabilir. Çünkü cihaz ısı yaymaya başladığında bunun tehlikeli hale gelebileceğini düşünmeliyiz" dedi. "Dramatik etkilerini göz önünde bulundurmak gerekir" Şahin, 11 yaş altında ki bir çocuğun neyin suç olup olmadığını anlamayacağını belirterek, "Bu manyetik alanın, özellikle büyümekte ve gelişmekte olan çocuklarda kognitif fonksiyonlar üzerinde dramatik etkileri olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Saatlerce maruz kalmasalar bile kısa süreli kullanımın dahi bilişsel, frontal ve entelektüel alanları etkileyebileceğini tahmin etmemiz gerekiyor. Ancak bunun ne derece etkili olduğunu ölçmemiz şart. Eğer bu durum gerçekten söz konusuysa, buna karşı mutlaka denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Çocuklar gelişimsel dönemdedir. Yapılan çalışmalarla anlık verileri değerlendirebiliriz ancak uzun dönem etkiler de son derece önemlidir. İnternetin hayatımıza girmesini 20 yıl olarak düşünsek bile biz o dönemde bugünkü çocuklar kadar yoğun ve aktif kullanım yapmıyorduk. Bu durumun yalnızca bizim ülkemize mi ait olduğu yoksa dünyanın diğer bölgelerinde de benzer şekilde mi yaşandığı araştırılmalıdır. Bu konu sadece sosyal ve kültürel bir mesele değildir. Anadolu’nun köklü bir kültürel geçmişi vardır ancak teknolojinin etkisiyle bu durum daha farklı ve daha dramatik bir hal almıştır. 11 yaş altındaki bir çocuk, istismarın ne olduğunu tam olarak bilmez. Kendisine yapılan bir davranışın kötü niyetli olup olmadığını ayırt edemez. Neyin suç, neyin suç olmadığını çoğu zaman anlayamaz. Bu durum belirli bir yaşa kadar böyle devam eder" diye konuştu. "Zararlı alışkanlıklara yönlendirilebilmektedir" Teknolojinin, özellikle manyetik alanlar ve dijital içerikler üzerinden etkilerinin tamamen masum olmayabileceğini düşünülmesi gerektiğini ifade eden Şahin, "Bu tür olayların okul ortamlarında da yaşanıyor olması yalnızca denetimsizlikle açıklanamaz. Bu yaş grubu her geçen yıl daha yıkıcı durumlarla karşı karşıya kalmakta ve çoğu zaman kendileri de mağdur olmaktadır. Bu nedenle konuya sadece okul çerçevesinde değil, çocukların kullandığı akıllı tablet gibi cihazların manyetik alan ölçüm ve kalibrasyonlarının Avrupa Birliği’nde olduğun gibi kablosuz ağ bağlantısının hizmet standartlarına uygun olup olmadığına da bakarak, daha geniş bir açıdan bakmak gerekir. Suç işleyen çocukların da aslında çoğu zaman bir sürecin mağduru olduğu görülmektedir. Bu süreçte çocuklar farklı olumsuz etkilere maruz kalabilmekte, hatta bazı durumlarda zararlı alışkanlıklara yönlendirilebilmektedir. Teknolojinin, özellikle manyetik alanlar ve dijital içerikler üzerinden etkilerinin tamamen masum olmayabileceğini düşünmek gerekir. Bu yüzden kullanılan teknolojilerin çok iyi denetlenmesi, toplumun ve özellikle çocukların korunmasına yönelik mekanizmaların oluşturulması önemli olduğunu" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
4
26 Nisan 2026 Pazar- 09:18
Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
22 Eylül 2025 Pazartesi - 13:56
Tüp bebekte yeni dönem: Embriyolar artık anbean takip ediliyor
Tüp bebek uygulamalarında kullanılan yeni teknolojiler hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Bülent Duran, son yıllarda geliştirilen mikroskoplar ve kültür sistemleri sayesinde embriyoların gelişiminin artık çok daha ayrıntılı bir şekilde takip edilebildiğini belirtti. Özel Adatıp Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Duran, tüp bebek (IVF) tedavilerinde hem çiftlere hem de hekimlere büyük kolaylıklar sağlayan teknolojik gelişmelerin, tedavi sürecinin başarısını artırdığını vurguladı. Tüp bebek uygulamalarında en kritik aşamanın, yumurta ve spermin laboratuvar ortamında güvenli bir şekilde döllenmesi olduğunu ifade eden Duran, "IVF tedavisinde en önemli unsurlardan biri, döllenme sürecinin kontrollü ve güvenli şekilde gerçekleşmesidir. Artık embriyoların gelişimi, ileri mikroskoplar ve kültür sistemleri sayesinde detaylı bir biçimde izlenebiliyor" dedi. Her çiftin durumunun farklı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Duran, teknolojik yeniliklerin bu alana katkısı hakkında da bilgi verdi: "Her çiftin durumu kendine özgüdür. Bu nedenle tedavi planı kişiye özel olmalı ve tüm aşamalar, alanında uzman ekipler tarafından titizlikle yürütülmelidir. Günümüzde embriyoların laboratuvar ortamında izlenmesi ve genetik değerlendirmelerin yapılabilmesi mümkündür. Bu sayede hem çiftler daha bilinçli kararlar alabiliyor hem de doktorlar süreci daha kontrollü bir şekilde yönetebiliyor. Mikroenjeksiyon, gelişmiş embriyo kültür sistemleri ve izleme teknolojileri, tedavinin güvenli ve planlı ilerlemesine önemli katkılar sağlıyor." Son olarak Prof. Dr. Duran, tüp bebek tedavisi öncesinde ve tedavi süresince çiftlerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmelerinin, sürecin etkin yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 13:17
Bir buçuk yıllık öksürüğün sebebi kabak çekirdeği çıktı
Malatya'da geçmeyen öksürük şikayetiyle hastaneye başvuran hastanın, öksürüğünün nedeninin akciğerine kaçan kabak çekirdeği olduğu ortaya çıktı.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 12:33
Sürekli halsizlik ve yorgunluğa dikkat
Medical Point Gaziantep Hastanesi Uzm. Dr. Mehmet Çakır, "Basit bir yorgunluk gibi görünse de, ciddi hastalıkların belirtisi olabilir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, halsizlik ve yorgunluk şikayetlerinin altında yatan hastalıklarla ilgili bilgi verdi. Dr. Çakır, halsizlik ve yorgunluğun sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal ve metabolik birçok problemin habercisi olabileceğine dikkat çekerek, "Mevsimsel geçişler, yoğun yaşam temposu ve stres derken, birçok kişi kendini sürekli yorgun ve halsiz hissettiğini dile getiriyor. Ancak bu şikayetler geçici olmaktan çıkıp kronik hale geldiyse, mutlaka ciddiye alınmalı. Yorgunluk masum olmayabilir. Her gün dinlenmiş uyanmak yerine bitkin kalkıyor, gün içinde enerjinizi toparlayamıyor ve sosyal hayatınıza dahi devam etmekte zorlanıyorsanız, bu bir uyarı sinyalidir. Özellikle bu durum iki haftadan uzun süredir devam ediyorsa, altta yatan nedenlerin araştırılması şart" ifadelerini kullandı. "Takviyeye başlamadan önce mutlaka bir doktora danışılmalı" Toplumda sık yapılan hatalardan birinin, halsiz hissedildiğinde bilinçsizce vitamin ya da enerji takviyesi almak olduğunu söyleyen Dr. Çakır, "Demir eksikliği ve anemi, tiroid bezinin yavaş çalışması (hipotiroidi), b12 ve d vitamini eksiklikleri, kronik stres ve depresyon, uyku bozuklukları ve uyku apnesi, şeker hastalığı (diyabet), karaciğer ve böbrek hastalıkları, bu gibi durumlar genellikle basit kan testleriyle teşhis edilebilir ve uygun tedaviyle kişinin yaşam kalitesi kısa sürede yükseltilebilir. Birçok kişi B12, demir ya da multivitamin takviyeleriyle kendini tedavi etmeye çalışıyor. Ancak bu maddelerin fazlası da en az eksikliği kadar zararlı olabilir. Bu yüzden herhangi bir takviyeye başlamadan önce mutlaka bir doktora danışılmalı" şeklinde konuştu. "Mümkün olduğunca stresten uzak durun" Yapılması gerekenleri anlatan Dr. Mehmet Çakır, "Halsizlik ve yorgunluk 2 haftadan uzun süredir devam ediyorsa. Sabahları dinlenmiş uyanamıyorsanız. Uykuya rağmen gün boyu kendinizi bitkin hissediyorsanız. İştahsızlık, kilo kaybı, unutkanlık gibi ek şikâyetler başladıysa. Günlük yaşam kaliteniz düştüyse. Yaşam Tarzınızda Küçük Değişiklikler, Büyük Etkiler oluşturabilir. Uyku düzenine dikkat edin. Sağlıklı ve dengeli beslenin. Bol su tüketin. Egzersizi ihmal etmeyin. Mümkün olduğunca stresten uzak durun" diye konuştu.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 12:22
Dil ve Edebiyat Konağı’nda tarih rüzgârı esti
Nurettin Topçu Sosyal Bilimler Lisesi, 11 yıldır kesintisiz sürdürdüğü geleneksel tarih sohbetlerini bu yıl farklı bir atmosferde başlattı. Tarih sohbetlerinin ilk dersi, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi’nin yönetim merkezi olan Dil ve Edebiyat Konağı’nda yapıldı. Tarihî ve kültürel dokusuyla dikkat çeken konak, Erzurumlu gençlerin tarih yolculuğuna yeni bir soluk kazandırdı. Her hafta öğle arasında gerçekleştirilen sohbetlerde öğrenciler, kendi seçtikleri tarih ve edebiyat konularını hazırlayarak sunuyor. Bu etkinlik, gençlerin yalnızca tarihî bilgilerini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda onları araştırmaya, okuma alışkanlığı kazanmaya, düşüncelerini ifade etmeye ve topluluk önünde konuşmaya teşvik ediyor. Öğrenciler, ders kitaplarının sınırlarını aşarak tarihe farklı pencerelerden bakma fırsatı buluyor. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Başkanı Murat Ertaş, etkinlikle ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi olarak hedefimiz, şehrimize dil ve edebiyat alanında katkı sağlamak ve gençlerimize tarih ile dil şuurunu kazandırmaktır. Dil ve Edebiyat Konağı bu noktada önemli bir merkezdir. Gençlerimizi tarihle, edebiyatla ve kültürel mirasımızla buluşturmak bizim için kıymetli bir görevdir. Bu anlamlı etkinliğe ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyuyor, Nurettin Topçu Sosyal Bilimler Lisesi’ne teşekkür ediyorum. Etkinlikte söz alan tarih öğretmeni, araştırmacı ve yazar Taner Özdemir ise sohbetlerin gençler açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, "Tarih sohbetleri, öğrencilerimizin tarihî olaylara olan ilgisini artırmak, onların araştırma ve sunum becerilerini geliştirmek için bir okul niteliği taşıyor. Her hafta farklı bir konuyu öğrencilerin kendi hazırlıklarıyla sunmaları, onların hem bilgi hem de ifade gücünü pekiştiriyor. Bu güzel imkânı sağlayan Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi’ne teşekkür ediyorum" dedi. Programda öğrenciler, tarihî olaylardan edebî şahsiyetlere, medeniyetler tarihinden millî mücadeleye kadar birçok konuda hazırladıkları sunumları paylaştı. Katılımcılar, öğrencilerin heyecanı ve ilgisinin, sohbetlerin amacına ulaştığını ortaya koyduğunu belirtti. Erzurum’un kültür ve düşünce hayatına uzun yıllardır katkı sağlayan Dil ve Edebiyat Konağı, bu defa gençlerin tarihî birikimlerini paylaşmasına sahne oldu. Tarih sohbetleri, ilerleyen haftalarda da öğrencilerin belirleyeceği yeni konularla sürecek. Böylece Erzurum, hem gençlerin ufkunu açan hem de şehrin kültürel hayatına canlılık katan bir etkinliğe ev sahipliği yapmaya devam edecek
22 Eylül 2025 Pazartesi - 12:06
Çayırova’yı sevindiren haber: Hastane inşaatı yeniden başlıyor
Çayırova Devlet Hastanesi’nin inşaat süreci yeniden başladı. Yeniden yapılan ihalenin ardından çalışmalar için yüklenici firma sahada faaliyete geçti. Geçtiğimiz aylarda ihalesi tamamlanan Çayırova Devlet Hastanesi Projesi’nde inşaat çalışmaları yeniden başlatıldı. Çayırova Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi, yüklenici firma yetkilileriyle birlikte alanda incelemelerde bulunarak süreçle ilgili bilgi aldı. "Sözümüz sözde kalmasın" Proje alanında Çayırova Devlet Hastanesi’nin inşaat sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Başkan Çiftçi, şunları dile getirdi; "Sözümüz, sözde kalmaz. Göreve geldiğimiz ilk günden bu yana Çayırova’mızın en büyük ihtiyacı ve hepimizin en büyük hayali olan Devlet Hastanesi için gece gündüz demeden mücadele ediyoruz. Hayallerimizin peşini hiçbir zaman bırakmadık. Bizim hiçbir sözümüz sözde kalmadı, inşallah kalmayacak. Bildiğiniz gibi koronavirüs salgını ve depremden dolayı hastane inşaatımızın ihalesi iki defa iptal edilmişti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olurlarıyla, geçtiğimiz aylarda yeniden yapılan ihalenin ardından hastanemizin inşaatı yeniden başlıyor. Artık, hayallerimizin gerçeğe dönüşeceği bir sürecin içindeyiz. Bundan sonra da adım adım, kararlılıkla ve sabırla hastanemizin inşaatını takip edecek, bu eseri en kısa sürede Çayırova’mıza kazandıracağız inşallah. Rabbim hayırlı eylesin" dedi.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 12:03
Ailedeki meme kanseri öyküsü prostatın habercisi
Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çinar, "Ailede meme kanseri riskini artıran genler (BRCA1 veya BRCA2) varsa veya ailede meme kanseri öyküsü varsa, prostat kanseri riskiniz daha yüksek olabilir" dedi. Medicana International Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çinar, "prostat kanseri" hakkında bilgilendirmede bulundu. Babada ve erkek kardeşlerde prostat kanseri teşhisi mevcutsa, prostat kanseri riskinin artabileceğine değinen Doç. Dr. Çinar, "Ayrıca, ailede meme kanseri riskini artıran genler (BRCA1 veya BRCA2) varsa veya ailede güçlü bir meme kanseri öyküsü varsa, prostat kanseri riskiniz daha yüksek olabilir. Obez olan kişilerde prostat kanseri riski, sağlıklı kilolu olduğu düşünülen kişilere kıyasla daha yüksek olabilir, ancak araştırmalar karışık sonuçlar vermiştir. Obez kişilerde, kanserin daha agresif olması ve ilk tedaviden sonra geri dönme olasılığı daha yüksektir. Prostat kanseri tanısında altın standart yöntem, prostat iğne biyopsisidir, PSA yüksekliği olan veya rektal muayenede anormal bulgular saptanan hastalara prostat iğne biyopsisi önerilmektedir. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan 40 yaşın üzerinde olan erkeklerde, ailesinde prostat kanseri öyküsü olmayan 50 yaşın üzerindeki erkeklerde en az yılda 1 kez PSA kontrolü ve parmakla rektal muayene önerilmektedir" diye konuştu. Prostat kanserinin tedavisi hastalığın klinik evresine göre değişiklik gösterdiğini ifade eden Çinar, "Prostatta sınırlı hastalığı olan bireylerde eğer metastaz bulgusu da yoksa genellikle prostat kanserine yönelik tedavi seçenekleri gündeme gelmektedir. Bunlar içerisinde 1 aktif izlem, 2 radikal prostatektomi, 3 radyoterapi, gibi seçenekler mevcuttur. Radikal prostatektomi açık, laparoskopik ya da robotik şekilde yapılabilir. Bu üç tekniğin, hastalığın kontrolü açısından birbirine üstünlüğü yoktur. Laparoskopik ve robotik cerrahi ise açık cerrahiye oranla daha az kan kaybı, daha az ağrı ve daha az hastanede yatış süresi gibi avantajları vardır" şeklinde konuştu.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:23
Üroloji uzmanı uyardı: "45 yaş üstüne prostat ve böbrek muayenesi şart"
Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Şakir Aydoğan, "İlerleyen yaş ile birlikte artan risk faktörleri, günlük hayat temposu ve beslenme düzensizliği erkek sağlığında prostat ile böbrek hastalıklarına yol açabiliyor. 45-50 yaş üzeri erkeklerin mutlaka böbrek taşı ve prostat muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları önem arz etmektedir" dedi. Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Şakir Aydoğan yaz mevsiminde artış gösteren böbrek taşı ve prostat hastalıkları konusunda uyarılarda bulunarak önemli bilgiler verdi. "Sıcak havalarda taş oluşumu riski artıyor" Yaz aylarında terleme yoluyla artan sıvı kaybı, idrarın yoğunlaşmasına ve böbrek taşı oluşumuna zemin hazırladığına dikkat çeken Opr. Dr. Şakir Aydoğan, "Özellikle yeterli su tüketmeyen bireylerde taş oluşumu riski ciddi oranda artmaktadır. Bu anlamda günde en az 2-2.5 litre su içilmeli, tuz tüketimi azaltılmalı ve düzenli egzersiz ihmal edilmemelidir" diye konuştu. "Bu belirtilere dikkat" Dr. Aydoğan hastalık belirtileri ile ilgili, "İlerleyen yaşlarda ortaya çıkabilen ve belirtilerinde sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrar yaparken zorlanma, idrar yapmaya başlamadan önce bekleme süresinin uzaması, Mesanenin tam boşalmadığı hissi gibi durumu da erkeklerde sık görülen iyi huylu prostat büyümesi veya prostat kanseri gibi hastalıklar karşımıza çıkmaktadır. Bunun için yukarıda saydığımız belirtiler dikkate alınmalıdır. Erken tanı sayesinde hem yaşam kalitesi korunabiliyor hem de tedavi süreci daha başarılı ilerlemektedir" şeklinde konuştu. "Düzenli muayene ile etkin tedavi" Aydoğan şunları söyledi: "İlerleyen sağlık teknolojileri sayesinde uygulanan kapalı böbrek taşı ameliyatları (PNL, RIRS) ve kapalı prostat ameliyatları (TUR-P) gibi modern cerrahi yöntemler, hastaların kısa sürede sağlığına kavuşmasını sağlamaktadır. Ayrıca, HoLEP gibi lazer teknolojileriyle yapılan prostat tedavileri, minimal invaziv yaklaşımla daha az komplikasyon riski sunmaktadır. Bu anlamda 45-50 yaş üzeri erkeklerin mutlaka böbrek taşı ve prostat muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları önem arz etmektedir."
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:17
Ekranla büyüyen nesil, uzağı göremiyor
Dijital ekran kullanımının artması ve açık havada geçirilen sürenin azalmasıyla birlikte çocukluk çağında başlayan miyopi (Uzağı görememe), yaygın bir göz hastalığı haline geliyor. Uzmanlar, miyopinin tedavi edilmemesi durumunda kalıcı görme tembelliğine yol açabileceği uyarısında bulunurken, Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yarısının miyop olacağını öngörüyor.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:09
Löseminin sessiz türünden korunmak için kan testi kritik önemde
Kronik Miyeloid Lösemi’nin (KML) sessiz ilerleyen, ancak erken teşhisle tedavi başarısı artan bir hastalık olduğunu belirten Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, "KML çoğu zaman rutin kan testlerinde tesadüfen tespit ediliyor. Erken dönemde fark edilmesi, hastalığın kontrol altına alınmasında büyük avantaj sağlıyor. Erken tanı ve düzenli takip sayesinde hastalığın kontrol altında tutulması, yaşam kalitesinin korunması ve uzun dönem sağ kalım sağlanabilir" dedi. Kronik Miyeloid Lösemi hakkında detaylı bilgi veren VM Medical Park Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, "KML; kemik iliğinde kan oluşturan ana hücrelerden gelişen, olgunlaşmamış hücre birikimiyle seyreden yavaş ilerleyici bir kan ve kemik iliği hastalığıdır. Çoğu KML’li hücrede, 9. kromozomdan bir parçanın kopup 22. kromozoma gelmesi, 22. kromozomdan bir parçanın da 9. kromozoma gitmesi sonucu anormal protein üreten (BCR:ABL1 geni ve proteini) ve beyaz kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasına yol açan genetik değişiklik (translokasyon) bulunur. Bu yeni gelişen anormal kromozoma, keşfedildiği şehre ithafen "Philadelphia kromozomu (Ph kromozomu)" adı verilmektedir. Hastalığa sebep olan bu anormal kromozom kodlarından esinlenilerek, her yılın Eylül ayının (9. ay) 22. günü Dünya KML Farkındalık Günü olarak anılmaktadır" diye konuştu. "Belirtiler halsizlikten karında dolgunluk hissine kadar uzanıyor" KML’de anormal şekilde kemik iliğinde artan beyaz kan hücrelerinin kansızlığa yol açabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Alkış, bu durumun halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, baş dönmesi, çarpıntı ve kemik ağrıları gibi yakınmalara neden olduğunu belirtti. Dalak büyümesinin de sık görülen belirtiler arasında olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Alkış, "Karın sol üst kısmında dolgunluk hissi veya yemeklerde erken doyma şikâyeti olabilir. Bazı hastalar kilo kaybı yaşayabilir. Ancak hastaların önemli bir kısmı herhangi bir şikâyet olmaksızın rutin kan tetkiklerinde lökosit yüksekliği tespit edilerek hekime yönlendirilir" dedi. "Tanı kan sayımı, kemik iliği incelemesi ve genetik testlerle tanı konuyor" KML tanısının rutin kan sayımı, periferik kan yayması, kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi ile konduğunu aktaran Dr. Alkış, "Hastaların yaklaşık yüzde 90-95’inde Philadelphia kromozomu (t(9;22)) pozitif tespit edilir. Bu genetik inceleme, tanının doğrulanması açısından kritik öneme sahiptir" diye konuştu. "Modern yaklaşımlarla uzun sağkalım mümkün" Uzm. Dr. Alkış, KML’nin kronik, akselere (hızlanmış) ve blastik evre (akut lösemiye dönüşme) olarak üç safhada seyrettiğini belirterek, "Hastalar genellikle kronik evrede tanı alır ve bu dönemde süreçlerini ayaktan sürdürebilir. Düzenli takip edilmediğinde veya yanıt alınamadığında hastalık ilerleyerek akselere ve ardından blastik evreye geçebilir. KML’de hedefe yönelik "tirozin kinaz inhibitörleri" (imatinib, nilotinib, dasatinib ve bosutinib; bazı dirençli hastalarda ponatinib ve asciminib) ile uzun sağ kalım süreleri elde edilebilmektedir. Kök hücre nakli ise bazı dirençli olgularda önemli bir seçenektir" dedi. "Düzenli takip hayat kurtarır" Dr. Alkış, KML hastalarının düzenli kontrollerini aksatmamasının sürecin başarısında kritik önemde olduğunu vurgulayarak, "Erken tanı ve düzenli takip sayesinde hastalığın kontrol altında tutulması, yaşam kalitesinin korunması ve uzun dönem sağkalım sağlanabilir" ifadelerine yer verdi.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:07
Kütahya’da sağlıklı yaşam farkındalığı için festival düzenlendi
Kütahya’da, Ayaz Ata Sağlık Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği öncülüğünde "Minik Adımlar Sağlıklı Yarınlar" anlayışıyla MİNSAFEST Festivali gerçekleştirildi. Çocukların geleceğe güvenle adım atmalarını, gençlerin bilinçle yetişmelerini ve yetişkinlerin sağlıklı bir yaşam sürmelerini desteklemek amacıyla düzenlenen festivale yoğun katılım sağlandı. Gençlik ve Spor İl Müdürü Bülent Küçük de etkinliğe katılarak, bu organizasyonda emeği geçen sivil toplum kuruluşlarına ve gönüllülere teşekkür etti.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:05
Şeker tüketimini azaltmak kişinin elinde
Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dâhiliye Uzmanı Prof. Dr. Devrim Sinem Küçüksaraç Kıyıcı, özellikle çocukluk çağında edinilen yüksek şeker tüketim alışkanlıklarının, ilerleyen yıllarda ciddi sağlık problemlerinin temelini oluşturduğunu belirtti. 19-25 Eylül Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Kıyıcı, şekerin yalnızca çay ve kahveye katılan bir gıda olmadığını dile getirdi. Hazır gıdalarda, paketli ürünlerde, meşrubatlarda, tatlılarda hatta tuzlu atıştırmalıklarda bile yüksek miktarlarda gizli şeker bulunduğunu vurgulayan Kıyıcı, "Ne yazık ki bu da günlük ihtiyacımızın çok üzerinde şeker tüketimine sebep oluyor" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün tüketilen günlük serbest şeker miktarının toplam kalori ihtiyacının yüzde 10’unu geçmemesine hatta mümkünse yüzde 5’in altına indirilmesini önerdiğinin altını çizen Kıyıcı, "Yani ortalama sağlıklı bir yetişkin için günlük tüketilebilecek şeker miktarı 50 gramın hatta daha iyisi 25 gramın altında olmalıdır. Bu miktarda yaklaşık 6 ile 12 çay kaşığı arasına tekabül ediyor. Ancak ülkemizde ve dünyada tüketim bu miktarın çok üzerindedir" şeklinde konuştu. Şeker tüketiminin kilo fazlalığı başta olmak üzere; insülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, kalp damar hastalıkları ve diş çürüklerine yol açtığı bilgisini veren Kıyıcı, "Üstelik çocukluk çağında edinilen yüksek şeker tüketim alışkanlıkları, ilerleyen yıllarda ciddi sağlık problemlerinin temelini oluşturuyor. Oysa sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla bu riski azaltmak elimizdedir. Şekerli içecekler yerine suyu tercih etmek, tatlı tüketimini özel günlerle sınırlamak, paketli yapımlar yerine ev yapımı doğal besinlere yönelmek sağlığımız için büyük yatırım olacaktır" diye konuştu. Şekerin tamamen yasaklanması değil, ölçülü ve bilinçli tüketilmesi gerektiğine işaret eden Kıyıcı son olarak, "Vücudumuzun ihtiyacı olan şekerin doğal besinlerden, meyvelerden karşılanması en doğrusudur. Bu hafta vesilesi ile herkesi şeker tüketimini gözden geçirmeye, kendisi ve sevdikleri için daha sağlıklı seçimler yapmaya davet ediyoruz. Sağlıklı gelecek, bilinçli tercihlerle başlar" ifadelerini kullandı.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 10:55
İzmir’de Burkina Fasolu sağlıkçılar sertifikalarını aldı
Burkina Faso’dan gelen 16 sağlık çalışanı, İzmir’de verilen acil ve afet konulu kapsamlı eğitimlerini tamamlayarak sertifikalarını aldı. Program, 43 ülkeden toplam 923 sağlık profesyoneline verilen uluslararası eğitimlerin bir parçası oldu. Uluslararası Acil Sağlık Hizmetleri Uygulayıcı ve Eğitici Eğitimleri kapsamında İzmir’de 43.’sü gerçekleştirilen eğitim programını başarıyla tamamlayan Burkina Fasolu sağlıkçılara sertifikaları törenle teslim edildi. Programa, İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Uzmanı, Proje Koordinatörü Salih Çolak, Burkina Fasolu sağlık çalışanları ve Acil Sağlık Hizmetleri başkanlığı yöneticileri ve eğitimciler katıldı. "43 ülkeden 923 sağlık çalışanına eğitim" İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul yaptığı konuşmasında Burkina Faso’dan gelen sağlık çalışanlarını ülkemizde özellikle İzmir’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kul: "Bakanlığımız koordinasyonunda devam eden Uluslararası Acil Sağlık Hizmetleri Eğitimleri kapsamında bugüne kadar Burkina Faso’dan gelen misafirlerimizle birlikte toplam 43 ülkeden 923 sağlık çalışanına İzmir’de eğitim verilmiştir. Acil sağlık hizmetleri alanında eğitim verilen bu programlar, yalnızca bilgi ve deneyim paylaşımını değil, aynı zamanda dostluk ve işbirliği köprülerinin güçlenmesini de sağlamaktadır. Eminim ki burada edindiğiniz tecrübeler, ülkelerinizde birçok hayatın kurtarılmasına vesile olacak ve meslek yaşamınıza değerli katkılar sunacaktır" şeklinde konuştu. TİKA Uzmanı, Proje Koordinatörü Salih Çolak’ta bu proje kapsamında verilen eğitimlerin İzmir’de devam edeceğini vurgulayarak emeği geçen herkese teşekkür etti. Burkina Faso Eğitim Koordinatörü Anestezi Uzmanı Prof. Dr. Armel Flavien Kabore de yaptığı konuşmasında, eğitim programından ve organizasyondan çok memnun kaldıklarını, acil ve afet konularında oldukça verimli bir eğitim süreci geçirdiklerini belirtti. Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Avrupa birliği ve Dış ilişkiler Genel Müdürlüğü organizasyonuyla devam eden Uluslararası Acil Sağlık Hizmetleri Uygulayıcı ve Eğitici Eğitimleri kapsamında Burkina Faso’dan gelen 9 doktor, 7 hemşireden oluşan toplam 16 sağlık profesyoneline acil ve afet konularında eğitimler verildi. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetlerinde görev yapan uzmanlar tarafından; acil sağlık hizmetleri alanında dünyaca kabul edilmiş eğitimlerin yanında, ülkemizin tanıtımını içeren sunumlar, acil sağlık sistemi organizasyonu, UMKE eğitimleri ve hastane hizmetlerinin tanıtımı konularında kapsamlı bilgiler aktarıldı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder