SAĞLIK
Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Topaloğlu: "Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni" 15 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10:11 Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Serkan Topaloğlu, "Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni. Hatta aldığımız rakamlar artık Avrupa’da geriye doğru gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının korunduğunu gösteriyor" dedi. Bilkent Şehir Hastanesi’nde 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla düzenlenen programda, toplumda kalp ve damar hastalıklarına yönelik bilinç düzeyinin artırılması, erken teşhisin önemi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması konuları ele alındı. Uzman doktorlar tarafından ‘koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeli’ doğrultusunda sunumların yapıldığı etkinlikte Azize Nasıroğlu Eğitim ve Konferans Salonu’nun açılışı da gerçekleştirildi. Programda konuşan Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Serkan Topaloğlu, Türkiye’nin sağlık alanındaki dönüşümüne dikkat çekerek, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesinin önemine vurgu yaptı. Kalp sağlığının toplum sağlığı açısından kritik bir yer tuttuğunu belirten Topaloğlu, bu gibi çalışmalarla birlikte farkındalıkların artarak devam edeceğini söyledi. "Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni" Avrupa’da kalp damar hastalıkları sebebiyle ölüm sayısının azaldığını, fakat Türkiye’de bu sayının stabil kaldığını belirten Topaloğlu, "Kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi, tıbbın en disiplinli ve belki de en özverili işleyen branşlarından bazıları. Türk Kardiyoloji Derneği ve Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği köklü saygın derneklerin başında olup, hem halk sağlığına hem de temsil ettikleri meslek gruplarına yönelik çok başarılı işlere imza atmışlardır. Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni. Hatta aldığımız rakamlar artık Avrupa’da bu sayının geriye doğru gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının korunduğunu gösteriyor. Biz kardiyologlar olarak kalp damar hastalıklarını önlenebilir sağlık sorunu olarak değerlendiriyoruz. Gerçekten hastanın sigara içmesine engel olabilirsiniz, tansiyonunu kontrol altına alabilirsiniz, diyabetiyle mücadele edebilirsiniz, hareketsizliğini engelleyip harekete geçirebilirsiniz. İşte bu durumda bu hastanın kalp hastalığını önleyebiliyorsunuz veya geciktirebiliyorsunuz. Bu nedenle hastalık oluşmadan mutlaka doktor olarak devreye girip, bu hastalıkları oluşmadan engellememiz gerekir" diye konuştu. "Bakanımız göreve geldikten sonra öncelik olarak koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendirdi" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun sağlık hizmetlerini kuvvetlendirmek için önemli çalışmalar yaptığını dile getiren Topaloğlu, "Bakanımız göreve geldikten sonra öncelik olarak koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendirdi. Bu konuyla ilgili de obeziteyle ve sigarayla ilgili mücadeleyi ön planda tuttu. Sağlık hizmetlerini kuvvetlendirdi. Vatandaşlarımızla birebir iletişimle birlikte kronik hastalık takiplerini yaptı. Sigarayla ve tansiyonla mücadeleyi başlattı. Bunlar şu anda bu mücadelenin önemli ayağını teşkil ediyor. Sağlık Politikalar Kurulu olarak bu yıl içerisinde Sağlık Bakanlığımızla çok önemli projeler gerçekleştirdik. Bunlardan en önemlisi otomatik eksternal defibrilatörler. Otomatik eksternal defibrilatörlerin kamusal alanda yaygınlaştırılmasıyla ilgili Sağlık Bakanlığımız yönetmeliği çıkardı. Bunun lansmanını yaptık. 3 yıl içerisinde 80 bin tane otomatik eksternal defibrilatörünü vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı bölgelere yerleştireceğiz" şeklinde konuştu. Programa Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Serkan Topaloğlu’nun yanı sıra Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe, Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Levent Öztürk, Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı Doç. Dr. Murat Sarğın, Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan ve vatandaşlar katıldı. Program, hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 16:27 Uzmanı uyardı: "Büyüme geriliği hastalıkların habercisi olabilir" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, çocuklarda sağlıklı büyümenin düzenli takip, doğru beslenme ve uyku ile mümkün olduğunu belirterek, büyüme geriliğinin hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, 15 Nisan ’Büyümenin İzlenmesi Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Korğalı, çocukların erişkinlerden farklı olarak büyüyen ve gelişen bireyler olduğunu belirterek, büyümenin düzenli takibinin hem kolay hem de etkili bir sağlık değerlendirme yöntemi olduğunu ifade etti. Büyümenin yaşa göre farklılık gösterdiğini kaydeden Korğalı, en hızlı büyümenin anne karnında gerçekleştiğini, doğumdan sonra ise özellikle ilk bir yaşta ve ergenlik döneminde büyümenin yeniden hız kazandığını söyledi. İlk iki yaşta beslenmenin büyüme üzerindeki en önemli faktör olduğuna dikkat çeken Korğalı, "İlk 6 ay yalnızca anne sütü öneriyoruz. Sonrasında uygun tamamlayıcı gıdalarla beslenmenin sürdürülmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşıyor" dedi. "Gelişim üzerinde etkisi var" Çevresel ve duygusal faktörlerin de büyümeyi etkilediğini belirten Korğalı, çocuğun sevgi dolu ve ilgili bir ortamda büyümesinin gelişim üzerinde belirleyici olduğunu vurguladı. Genetik özelliklerin de büyüme potansiyelini şekillendirdiğini ifade etti. Uyku düzeninin büyüme açısından kritik rol oynadığını dile getiren Korğalı, büyüme hormonunun özellikle gece saatlerinde salgılandığını belirterek, çocukların düzenli ve yeterli uyuması gerektiğini söyledi. Fiziksel aktivitenin de önemine değinen Korğalı, açık havada oyun ve sporun kemik ve kas gelişimini desteklediğini ifade etti. "Ölçümlerin düzenli yapılması gerekiyor" Büyümenin düzenli izlenmesinin çocuk sağlığı hakkında önemli ipuçları verdiğini kaydeden Korğalı, boy, kilo ve baş çevresi ölçümlerinin düzenli yapılması gerektiğini belirtti. Büyüme geriliğinin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Korğalı, "Çocuk sağlıklı görünse bile düzenli takip edilmelidir. Büyümede duraksama varsa altta yatan neden araştırılmalıdır" diye konuştu. Takip sürecinde büyüme eğrilerinin kullanıldığını ifade eden Korğalı, her çocuğun farklı persentil aralıklarında büyüyebileceğini ancak büyüme hızındaki düşüşlerin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. "Kontrollerin sürdürülmesi gerekiyor" Çocukların doğumdan itibaren belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Korğalı, ilk yıl sık aralıklarla, sonrasında ise düzenli periyotlarla kontrollerin sürdürülmesini önerdi. Ailelere çağrıda bulunan Korğalı, çocukların sağlıklı görünse dahi düzenli olarak hekim kontrolüne götürülmesi gerektiğini belirtti. Öte yandan, üniversite bünyesinde açılan Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği’nde çocukların büyüme ve gelişim takibinin yanı sıra aşı, beslenme ve okul sağlığı konularında da danışmanlık hizmeti verildiği bildirildi.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 16:23 Uzmanı uyardı: "Büyüme geriliği hastalıkların habercisi olabilir" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, çocuklarda sağlıklı büyümenin düzenli takip, doğru beslenme ve uyku ile mümkün olduğunu belirterek, büyüme geriliğinin hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, 15 Nisan ‘Büyümenin İzlenmesi Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Korğalı, çocukların erişkinlerden farklı olarak büyüyen ve gelişen bireyler olduğunu belirterek, büyümenin düzenli takibinin hem kolay hem de etkili bir sağlık değerlendirme yöntemi olduğunu ifade etti. Büyümenin yaşa göre farklılık gösterdiğini kaydeden Korğalı, en hızlı büyümenin anne karnında gerçekleştiğini, doğumdan sonra ise özellikle ilk bir yaşta ve ergenlik döneminde büyümenin yeniden hız kazandığını söyledi. İlk iki yaşta beslenmenin büyüme üzerindeki en önemli faktör olduğuna dikkat çeken Korğalı, "İlk 6 ay yalnızca anne sütü öneriyoruz. Sonrasında uygun tamamlayıcı gıdalarla beslenmenin sürdürülmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşıyor" dedi. "Gelişim üzerinde etkisi var" Çevresel ve duygusal faktörlerin de büyümeyi etkilediğini belirten Korğalı, çocuğun sevgi dolu ve ilgili bir ortamda büyümesinin gelişim üzerinde belirleyici olduğunu vurguladı. Genetik özelliklerin de büyüme potansiyelini şekillendirdiğini ifade etti. Uyku düzeninin büyüme açısından kritik rol oynadığını dile getiren Korğalı, büyüme hormonunun özellikle gece saatlerinde salgılandığını belirterek, çocukların düzenli ve yeterli uyuması gerektiğini söyledi. Fiziksel aktivitenin de önemine değinen Korğalı, açık havada oyun ve sporun kemik ve kas gelişimini desteklediğini ifade etti. "Ölçümlerin düzenli yapılması gerekiyor" Büyümenin düzenli izlenmesinin çocuk sağlığı hakkında önemli ipuçları verdiğini kaydeden Korğalı, boy, kilo ve baş çevresi ölçümlerinin düzenli yapılması gerektiğini belirtti. Büyüme geriliğinin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Korğalı, "Çocuk sağlıklı görünse bile düzenli takip edilmelidir. Büyümede duraksama varsa altta yatan neden araştırılmalıdır" diye konuştu. Takip sürecinde büyüme eğrilerinin kullanıldığını ifade eden Korğalı, her çocuğun farklı persentil aralıklarında büyüyebileceğini ancak büyüme hızındaki düşüşlerin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. "Kontrollerin sürdürülmesi gerekiyor" Çocukların doğumdan itibaren belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Korğalı, ilk yıl sık aralıklarla, sonrasında ise düzenli periyotlarla kontrollerin sürdürülmesini önerdi. Ailelere çağrıda bulunan Korğalı, çocukların sağlıklı görünse dahi düzenli olarak hekim kontrolüne götürülmesi gerektiğini belirtti. Öte yandan, üniversite bünyesinde açılan Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği’nde çocukların büyüme ve gelişim takibinin yanı sıra aşı, beslenme ve okul sağlığı konularında da danışmanlık hizmeti verildiği bildirildi.
Uzmanından uyarı: "Behçet hastalığı 25 yaş altı genç erkeklerde daha ağır seyrediyor"
09 Ekim 2025 Perşembe - 12:30 Uzmanından uyarı: "Behçet hastalığı 25 yaş altı genç erkeklerde daha ağır seyrediyor" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Romatoloji Bölümü’nde Profesör Doktor Ahmet Omma, Behçet hastalığının 25 yaş altı erkeklerde daha ağır ve şiddetli seyrettiğine dikkati çekti. Behçet hastalığı, ilk kez 1937 yılında Türk dermatoloji uzmanı ve bilim insanı Hulusi Behçet tarafından tanımlandı. Bilim insanı Behçet, o dönemde bu hastalığı özellikle ağzında yara çıkması, göz lezyonları oluşması ve ciltte yara çıkması olarak tanımlasa da ilerleyen süreçte sistemik hastalık olan Behçet’te, genital bölgede ülserler, beyin, mide, bağırsak damar ve eklem tutumlarının yanında göz tutulumu da görülebiliyor. Behçet hastalığına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Romatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Omma, özellikle romatoloji literatüründe Behçet hastalığının Türk ismiyle anılan tek hastalık olduğunu kaydetti. Behçet hastalığının belirgin bulgularına dikkati çeken Prof. Dr. Omma, "Behçet hastalığının ilk bulgusu aslında ağızda yara çıkması. Bu hastaların ağızlarında en az yılda üç defa ya da daha fazla sık sık ağız içinde yaralar çıkar. Bu dilinin kenarında olabilir, dudağında olabilir. Ağız içinde sık sık yara çıkan hastalardır bunlar. Sonra ağıza ilave olarak genital bölgede yara bu hastalarda olabiliyor. Baktığınız zaman genital bölgedeki yaralar işte kabaca bir aya kadar olabilir ve iz bırakır. Özellikle ağızdakileri iz bırakmazlar. Bu hastaları ayrıntılı muayene etmezseniz o genital bölgedeki yarayı göremezsiniz. Yine ağızdaki yaralara, genital bölgedeki yaralara ilave olarak gözü tutar özellikle Behçet hastalığı. Gözü tuttuğu zaman erken dönemde erkek hastaları da özellikle kötü seyredebilir. Bakıldığı zaman Japonya’da mesela körlüğün önemli bir nedenidir. Bizim ülkemizde de keza öyle. Eğer tedavide geç kalınırsa bu hastalarda, tedavi eğer yetersiz olursa bu hastaların bu göz hasarı hastalarda, körlüğe kadar gidebilir" ifadelerini kullandı. Behçet hastalığının eklemleri de tuttuğunu vurgulayan Prof. Dr. Omma, özellikle diz ve ayak bileklerinde şişlik yaptığını dile getirerek "Hastalık beyni tutar, bazen sebepsiz inme geçiren hastalarda, açıklanamayan baş ağrısı olan hastalarda Behçet hastalığını dışlamak gerekiyor. Bağırsağı tutabilir entero Behçet dediğimiz, nadir de olsa, nispeten ülkemizde azdır bu. Bir kısım Japonlarda falan nispeten daha fazla. Ama bazen de bu iltihabi bağırsak hastalığıyla, tüberkülozla, kanserle karışabiliyor özellikle bağırsağı tuttuğu zaman. Yine en korktuğumuz tutulum yerlerden bir tanesi damar tutulumu yapar. İlk tanımlandığında o dönemde damardan fark edilmemiş damar tutulumu olduğu. Ama bakılmış ki daha sonra bizim maskülit dediğimiz, özellikle hastalarda toplar damarları tutar. Ayak damarlarında tıkanıklık yapabilir. Karın damarlarını tutar. Yine boyun damarlarını, beyin damarlarını, Behçet hastalığını neredeyse tutmadığı damar yok gibidir. Ama ekseriyâ toplar damarı tutar hastalarda ve buna bağlı bazen bacak damarlarını tutarak bacaklarda yaralar çıkarır. İyileşmeyen yaralar yapabilir. Gerçekten damarı tuttuğu zaman bu da hastalarda ciddi manada sakatlık hatta ölüme kadar gidebilir" diye konuştu. "Behçet hastalığı 25 yaş altı erkekleri tuttuğu zaman maalesef kötü gider" Hastalığın vücutta neredeyse tutmadığı organ olmadığını aktaran Omma, "Behçet hastalığı, cinsiyet olarak kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür. Özellikle genç erkeklerde 25 yaş altı genç erkekleri tuttuğu zaman maalesef kötü gider. Erken dönemde gözü tutmuşsa özellikle damar tutulumu varsa, beyin tutulumu varsa bu hastalara kötü gidiyor. Nispeten yaşla beraber bakıldığı zaman 40 yaşı geçince Behçet hastalığının aktivitesi azalıyor. Hastalık sönmeye başlıyor. Ama ileri dönemde de çıkan Behçet bulguları var. Bunlardan bir tanesi özellikle atar damar lezyonu, arter dediğimiz atar damar tutulumları daha geç olabiliyor. Beyin tutulumları özellikle 40 yaşından sonra daha geç de olabiliyor. Ama klasik bilgi yaş ilerledikçe Behçet’in aktivitesi nispeten azalıyor" dedi. Behçet hastalığında tedavinin vücutta görüldüğü yere göre farklı yöntemler uygulandığını belirten Omma, "Ağızda yara çıkan hastalarda genital bölgede yarası olan sadece bu tür şikayeti olan hastalara bizim kolşisin dediğimiz bir ilaçla başlıyoruz. Ama diğer saydığım organ tutulumlarına bağlı olarak beyin tutulumu, damar tutulumu, göz tutulumu gibi tutulumu olan hastalarda bizim tedavimiz gittikçe ağırlaşıyor. Özellikle bağışıklık sistemini baskılayan daha ağır ilaçlarımız var. Bu ilaçları da geciktirmeden bu hastalara vermek lazım" ifadelerine yer verdi. Behçet hastalığı tanısını ilk olarak 1980’li yıllarda alan Yusuf Kılıç’ın (54) 16 yaşındayken gözünde yara çıkması şikayetiyle hastaneye başvurduğunu belirten Omma, 90’lı yıllarda ileri tedavilere erişimin kolay olmaması sebebiyle 20 yaşında görme kabiliyetini kaybettiğini söyledi. Behçet hastalığı tanısı konulan kişilerin ömür boyu hastalıkla mücadele edeceğine dikkati çeken Yusuf Kılıç, ergenlik çağından beri vücudundan yaralar çıktığını belirterek "Son olarak mide kanamasıyla mart ayının sonunda bir mide kanaması geçirdim. Bu arada Behçet hastası olduğumu söyleyince o tedavinin sonucunda romatolojiden doktorlarımız geldi. Bana imuran tedavisine başladılar. O yeterli gelmeyince şimdi daha ileri seviyedeki olan tedaviye başladık. 3 gündür oluyorum bu tedaviyi. Genel tetkikler de yapılıyor. Damarların görünümü falan çekilecek. Dün koldan bacaktan çekildi. Bugün de yeni bir çekim olacağını söylemişlerdi" dedi. "Psikolojik anlamda da çok yıpratıyor" Hastalıkla beraber günlük hayatında ağır işlerde de çalıştığını dile getiren iki çocuk babası Kılıç, "Behçet hastalığı tamamen vücuttan çıkacak, iyileşecek bir hastalık değil. Behçet hastalığına yakalanan kişi bunu ömür boyu taşıyacak. O yüzden yapılması gereken şeylere çok dikkat edip bununla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Hayatımızı biraz daha kolaylaştırmak için. Psikolojik anlamda da çok yıpratıyor. Ek tedavi olarak da bu da eklenebilir. Ben alıyorum böyle bir tedavi. Çok da faydasını da gördüm" diye konuştu.
Manisa’da anne sütünün önemine dikkat çekildi
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:51 Manisa’da anne sütünün önemine dikkat çekildi Emzirme Haftası Etkinlikleri kapsamında Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde emzirme atölyesi yapıldı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Fadime Hasret Akman, anne sütünün önemine değinerek anne sütünün hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruduğunu belirtti. Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde 1-7 Ekim Emzirme Haftası kapsamında, "Anne Sütü ve Emzirmenin Önemi" konulu emzirme atölyesi yapıldı. Eğitime sağlık çalışanları, hekimler, anne ve anne adayları, hastane idarecileri ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün değerli temsilcileri katılım sağladı. Açılış konuşmasını Emzirme Eğitimi Hemşiresi Ezgi Pekdoğru Demir yaptı. Ardından Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Salim Babuş, Uzm.Dr.Özge Özalp Berkarda ve Uzm. Dr. Hasret Akman konuşma yaptı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Fadime Hasret Akman, "1-7 Ekim emzirme haftası kutlu olsun. Anne sütünün önemini ne kadar anlatsak azdır. Anne sütü ile beslediğimiz bir bebeğin sadece karnını doyurmuş olmuyoruz. Bebeğin bağışıklığını arttırıyoruz, zekasını arttırıyoruz. Sadece bugününe dokunmuyoruz bebeğin. Bundan 30 yıl sonrasına da dokunuyoruz. Obezite, bağırsak hastalıkları, kanser hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyoruz. Sadece bebeğe de dokunmuyoruz üstelik. Annenin de depresyon geçirmesini engelliyoruz. Meme ve yumurtalık kanserine yakalanma riskini azaltıyoruz. İşte bu yüzden anne ve bebek sağlığını korumak için, emzirme konusunda bilgi almak için tüm emziren tüm anneleri sağlık kuruluşlarına bekliyoruz" diye konuştu.
Meme kanserini erken teşhisle yendi, şimdi diğer kadınlara umut oluyor
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:28 Meme kanserini erken teşhisle yendi, şimdi diğer kadınlara umut oluyor Denizli’de 1 yıldır meme kanseriyle mücadele eden 41 yaşındaki Ayşegül Günbal, erken teşhis sayesinde başarılı bir tedavi süreci geçiriyor. Erken tanının önemini diğer kadınlara anlatmayı ödev edinen Ayşegül Günbal, taramaya yönlendirdiği 2 kadında da meme kanserinin erken tanısını sağladı. Denizli’de yaşayan 41 yaşındaki Ayşegül Günbal, göğsündeki şekil bozukluğunu ilk olarak önemsemedi. Daha sonra sonraki süreçte içinin rahat etmediğini belirten Ayşegül Günbal, Pamukkale Üniversitesi Hastanesine giderek tarama yaptırdı. Yapılan taramalar neticesinde meme kanseri olduğunu öğrenen Ayşegül Günbal, çok korktuğunu, ancak doktorların erken teşhis ile meme kanseri tedavi edilebildiğini ve sürecin yönetilebilir olduğunu söylediğini ifade etti. 1 yıllık tedavi sürecinin zorlu olduğunu ancak sağlığına kavuştuğunu ifade eden Ayşegül Günbal, "Tedavi sürecim boyunca birçok şey öğrendim. En önemlisi de şu oldu: Erken tanı hayat kurtarıyor. Ben bu hastalığı yaşadım ama yaşadıklarımın başka kadınların da başına gelmesini istemiyorum. Bu yüzden çevremdeki kadınlara yaşadığım süreci anlatmaya başladım. Başta kız kardeşim olmak üzere pek çok kadını taramaya yönlendirdim. Onların bazıları da taramalar sonucu riskli durumlarla karşılaştı. İki arkadaşımda meme kanseri erken evrede tespit edildi ve hemen tedavilerine başlandı. Şimdi onlar da aynı benim gibi süreci yönetiyorlar. Artık tek bir amacım var; Daha fazla kadının erken tanı ile bu hastalığı kolaylıkla atlatabilmesini sağlamak. Kadınlara önerim, elle muayeneyi ihmal etmeyin. Vücudunuzu tanıyın. Her yıl düzenli olarak tarama yaptırın. Kanserle mücadelede erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor" dedi. "Ablamın sayesinde ben de bilinçlendim" Ablası Ayşegül Günbal sayesinde hastaneye başvuran Nurgül Dağüstü, "Açıkçası ben de ablam sayesinde hastaneye geldim. Onun yaşadığı süreç beni çok etkiledi. Kendi kendime düşündüm: ‘Ben neden kontrole gitmiyorum?’ Sonra Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne başvurdum, taramalarımı yaptırdım. Çok şükür herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadı ama artık çok daha dikkatliyim. Çevremdeki kadınlara da sürekli söylüyorum: Bu korkulacak bir süreç değil. Gidip tetkiklerinizi yaptırın ve muhtemel bir hastalık varsa erken teşhisle önlem alın. Ablamın sayesinde ben de bilinçlendim. Bu konuda daha dikkatliyim artık" ifadelerini kullandı. "Erken tanı ile yüz güldüren sonuçlar almak mümkün" Tıbbi Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gamze Gököz Doğu hastanın tedavi süreci ile ilgili şunları dile getirdi: "Meme kanseri hem dünyada hem de ülkemizde en sık karşılaşılan kanser türlerinden biri. Ancak sevindirici olan şu ki, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksek. Ayşegül Hanım da bize başvurduğunda hastalığı erken evredeydi. Bu nedenle tedaviye hemen başladık ve yaklaşık bir yıllık sürecin sonunda çok başarılı sonuçlar aldık. Bu süreçte Ayşegül Hanım’ın gösterdiği sabır, kararlılık ve mücadele azmi gerçekten örnek alınacak düzeydeydi. Sadece kendi sağlığı için değil, çevresindeki kadınlar için de adım attı. Tarama konusunda farkındalık oluşturdu. Onun yönlendirmesiyle hastanemize gelen iki kadında daha meme kanseri erken evrede teşhis edildi ve tedavi süreçleri başlatıldı. Bu, erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kez daha gösteriyor. Hastalarımıza bu bilinci kazandırmak, kontrolleri aksatmamalarını sağlamak bizim için çok önemli. 10-20 yıl boyunca takip ettiğimiz, sağlıklı bir yaşam sürdüren birçok hastamız var. Bu başarıların temelinde ise düzenli tarama ve erken tanı yatıyor. Özellikle 40 yaş üzeri kadınların yılda bir kez mamografi çektirmelerini ve kendi kendine muayeneyi öğrenmelerini mutlaka öneriyoruz. Unutmayın; geç kalınmış bir tanı, bazen hayatlara mal olabilir. Ama erken tanı ile yüz güldüren sonuçlar almak mümkün."
Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan: "Sosyal medya, gençlerde ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir"
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:26 Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan: "Sosyal medya, gençlerde ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir" Sosyal medyanın olumsuz etkilerinin en çok ergenler ve gençler üzerinde görüldüğünü belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan, "Gençlerde özgüven kaybı, kaygı bozuklukları, dikkat sorunları ve uyku problemlerinin sosyal medya kullanımına bağlı olarak ciddi şekilde artmaktadır. Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımı uzun vadede psikolojik sağlığı tehdit eden ciddi bir risk faktörüne dönüşüyor" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan, sosyal medyanın özellikle gençler arasında depresyonu tetikleyen yeni bir faktör haline geldiğini vurguladı. Günümüzde depresyonun yalnızca biyolojik ve çevresel etkenlerle sınırlı olmadığını dikkat çeken Uzm. Dr. Akcan, "Sosyal medyada uzun süre vakit geçirmenin, kişilerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına ve sürekli onay arayışına girmesine neden olmaktadır. Bu durum zamanla bireylerin kendilerini değersiz hissetmelerine ve yalnızlaşmalarına yol açabilir. Görünürde bağlantı kurulsa da aslında sosyal medya, birçok kişiyi daha izole hale getiriyor. Biz bu tabloyu artık ‘sosyal medya tetikli yalnızlık’ olarak adlandırıyoruz" diye konuştu. "Sosyal medya ilişkilere zarar verebilir" Uzm. Dr. Akcan, sosyal medyanın görünürde insanları bir araya getiren bir araç gibi görünse de aslında bireyleri daha yüzeysel ve kırılgan ilişkilerin içine sürüklediğini aktardı. Uzm. Dr. Akcan, bu durumun özellikle gerçek sosyal bağları zayıflatmasıyla birlikte kişilerin yalnızlık duygusunu artırdığını ve depresyon riskini büyüttüğünü kaydetti. "Gençlerde risk daha fazla" Sosyal medyanın olumsuz etkilerinin en çok ergenler ve genç yetişkinler üzerinde görüldüğünü belirten Akcan, "Gençlerde özgüven kaybı, kaygı bozuklukları, dikkat sorunları ve uyku problemlerinin sosyal medya kullanımına bağlı olarak ciddi şekilde artmaktadır. Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımı uzun vadede psikolojik sağlığı tehdit eden ciddi bir risk faktörüne dönüşüyor" ifadelerine yer verdi. "Dijital detoks yapılmalı" Dr. Akcan, sosyal medyanın yaşamın bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ancak bilinçli kullanımın şart olduğunu ifade ederek, "Günlük kullanım süresinin sınırlandırılması, haftada en az bir gün dijital detoks yapılması, yüz yüze sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi ve olumsuz belirtiler fark edildiğinde profesyonel destek alınmasının ruh sağlığını korumada büyük önem taşır" açıklamasında bulundu. "Sessiz bir salgın" Uzm. Dr. Akcan, yalnızlığın artık çağımızın en sessiz salgını haline geldiğini vurgulayarak şu bilgileri paylaştı: "Yalnızlık artık çağımızın en sessiz salgını haline gelmiş durumda. Bu nedenle sosyal medyanın hayatımızdaki rolünü fark etmek, sınırlandırmak ve ruh sağlığımızı koruyacak önlemleri almak son derece önemlidir."
Kahta Devlet Hastanesi’nde ilk defa TAPP kasık fıtığı ameliyatı gerçekleştirildi
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:01 Kahta Devlet Hastanesi’nde ilk defa TAPP kasık fıtığı ameliyatı gerçekleştirildi Adıyaman’ın Kahta Devlet Hastanesi’nde cerrahi alanda önemli bir ilke imza atıldı. Modern tıbbın sunduğu imkanları kullanan Kahta Devlet Hastanesi, ilçedeki sağlık hizmeti kalitesini artırmaya devam ediyor. Yapılan çalışmalar neticesinde hastanede ilk defa gerçekleştirilen TAPP Kapalı (Laparoskopik) fıtık onarımı, başarıyla gerçekleştirildi. Kahta Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen TAPP Kapalı (Laparoskopik) fıtık onarımı yöntemiyle, büyük kesilere gerek kalmaz, kozmetik olarak daha iyi sonuç verir. Her iki kasık tarafını aynı anda onarma imkânı vardır. Ameliyat sonrası çok daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme görülür. Hasta genellikle 1 gün içinde taburcu edilir. Hafif ağrılar birkaç gün içinde geçer. Günlük aktivitelere 3-5 gün içinde, ağır spora veya işe genellikle 2-4 hafta sonra dönülebilir. Başhekim Uzm. Dr. Mustafa Akel, "Hastanemizde, modern tıbbın sunduğu imkanları kullanarak sağlık hizmetlerindeki kalitemizi artırmaya devam ediyoruz. Bu anlamda hastanemizde ilk defa gerçekleştirilen bu operasyonla birlikte hem sağlık hizmeti kalitemizi artırıyoruz hem de önemli bir eşiği aşmış oluyoruz. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Salih Yılmaz ve deneyimli ekibi tarafından gerçekleştirilen laparoskopik kasık fıtığı onarımı sayesinde hasta daha az ağrıyla, daha hızlı bir iyileşme süreciyle sağlığına kavuştu. İlk defa yapılan bu ameliyat yöntemi; kamera sistemi ile karın içi görüntülenerek ve karın zarı altına girilerek kasık fıtıklarının kapalı yöntemle onarılmasını sağlayan modern cerrahi bir tekniktir. Emeği geçen Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Salih Yılmaz’a ve deneyimli ekibine teşekkür ediyoruz. Adıyaman ve diğer illere hasta sevkini azaltmayı hedefleyerek modern cerrahi uygulamalarla hizmet vermeye devam ediyoruz" dedi.
Çikolata kisti her 7 kadından 1’ini etkiliyor
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:36 Çikolata kisti her 7 kadından 1’ini etkiliyor Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, endometriozisin doğurganlığı etkileyebildiğini belirterek, "Yumurtalık rezervinin azalması, tüplerin tıkanması veya karın içi yapışıklıklar gebelik şansını düşürür. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir" dedi. Kadınların üreme çağında sık karşılaştığı hastalıklardan biri olan endometriozis veya halk arasında bilinen adıyla ‘çikolata kisti’ hem yaşam kalitesini hem de doğurganlığı olumsuz yönde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak tanımlanıyor. Rahim iç tabakasına benzer dokuların rahim dışında yerleşmesiyle gelişen endometriozis, çoğu zaman adet dönemlerinde yaşanan şiddetli ağrılarla kendini gösteriyor. Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, erken dönemde tanı konulan hastalarda hem ağrı kontrolünün daha kolay sağlanabildiğini hem de doğurganlıkla ilgili yaşanabilecek problemlerin önlenebileceğini söyledi. Dr. Toyganözü, endometriozis, halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen, kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ve çoğu zaman sessiz ilerleyen kronik bir hastalık olduğunu kaydederek, "Her 7 kadından 1’inde görülen bu rahatsızlık, doğurganlık çağındaki bireylerde sık rastlanır. Rahim içini döşeyen "endometrium" adı verilen dokunun rahim dışında, örneğin yumurtalıklarda veya tüplerin çevresinde yer almasıyla ortaya çıkar. Bu dokular, her ay adet döngüsüne bağlı olarak kalınlaşır, kanar ve dökülmeye çalışır. Ancak bulundukları yer rahim dışında olduğu için bu kan vücuttan atılamaz ve zamanla bulunduğu bölgede yapışıklıklara, iltihaplanmalara ve kist oluşumuna yol açar. Endometriozis erken fark edildiğinde kontrol altına alınabilen hastalıktır. Ancak toplumda adet ağrısının normal bir durum olarak kabul edilmesi tanının gecikmesine neden olur. Oysa ağrı yaşamı etkileyecek düzeydeyse, bu bir hastalık belirtisidir. Kadınların kendi bedenlerini tanıması, uzun süren ağrıları önemsemesi ve düzenli jinekolojik kontrolleri aksatmaması erken teşhisin anahtarıdır" diye konuştu. Ağrılar adet dışında da devam edebiliyor Adet döneminde dayanılmaz kasık ağrıları, bel ağrısı, ilişki sırasında ağrı, uzun süren kanamalar, karında şişkinlik ve sindirim sorunlarının bu hastalığın önemli belirtileri olduğu ifade ederek, "Bazı kadınlarda ağrılar adet dışında da devam eder ve bu durum hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpratıcı hale gelir. Tam bilinmemekle beraber, genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi bozuklukları, adet kanının geriye akması ve çevresel faktörlerin hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Teşhis sürecinde hastanın öyküsü, jinekolojik muayene ve ultrason ilk basamaktır. Küçük odaklar ultrasonda her zaman görülemeyebileceğinden, laparoskopiyle doğrudan karın içine bakılarak kesin tanı konabilir. Bu yöntem hem tanı hem de tedavi amaçlıdır çünkü aynı anda kistler veya yapışıklıklar da temizlenebilir. Tedavi kişiye özel planlanır. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesiciler ve hormon tedavileri gündeme gelir. Büyük kistlerde ise genellikle kapalı cerrahi yöntemler tercih edilir" dedi. Fiziki ve psikolojik etkileri görülüyor Dr. Toyganözü, endometriozisin doğurganlığı etkileyebildiğini belirterek, "Yumurtalık rezervinin azalması, tüplerin tıkanması veya karın içi yapışıklıklar gebelik şansını düşürür. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir. Erken tanı ve uygun tedaviyle doğal yollarla veya yardımcı üreme teknikleriyle gebelik mümkündür. Hastalığın uzun süren ağrılar ve doğurganlık kaygısı nedeniyle psikolojik bir yönü de vardır. Profesyonel destek, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi tedaviye olumlu katkı sağlar" şeklinde konuştu.