Son Dakika
|
Aslı Baş’ın ölümünde Yargıtay’ın kararı bozması sonrası yeni gelişme
AB’nin Giriş-Çıkış Sistemi Schengen bölgesinin tamamında uygulamaya girdi
Pezeşkiyan: "Türkiye'nin tutumunu takdir ediyoruz"
Küçükçekmece’de İETT otobüsünden inen yolcuya motosiklet çarptı
Mersin’in Yenişehir Belediyesi’ne yolsuzluk operasyonu:
Mazota Cuma sabahı 13 TL indirim geliyor
İzmir’deki polis merkezi saldırısı davasında ara karar açıklandı
Pezeşkiyan: "Lübnan'a yönelik saldırı, ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir"
TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ara seçim açıklaması
Manş Denizi'nde göçmen faciası: 4 ölü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
İran heyetinin uçağına ABD'nin Minab'daki saldırısında ölen çocukların fotoğrafları konuldu
Trump: "Hürmüz Boğazı’nı onlarla ya da onlar olmadan açacağız"
İsrail'in 8 Nisan'daki Lübnan saldırısında can kaybı 357'ye yükseldi
Hyeon-gyu Oh ligde 6 gole ulaştı
Sanchez: "Lübnan’da yeni bir ‘Gazze’ yaşanmasına izin vermeyelim"
Öğretmenleri taşıyan servis ile otomobil çarpıştı: 1 ölü, 10 yaralı
Eski Bakan John Kerry’den çarpıcı itiraf!
SAĞLIK
Özel çocukların nörogelişimsel süreçleri tek merkezde değerlendirilecek
11 Nisan 2026 Cumartesi - 10:29:47
İstanbul’da Nörogelişimsel Değerlendirme Merkezi, çocuklarda gelişimsel farklılıkların erken dönemde tespit edilmesi ve multidisipliner yaklaşımla değerlendirilmesi amacıyla hizmete başladı. Otizmden dikkat eksikliğine, öğrenme güçlüğünden konuşma bozukluklarına kadar birçok gelişimsel durum, farklı branşlardan uzmanların ortak değerlendirmesiyle ele alınacak. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesinde kurulan Nörogelişimsel Değerlendirme Merkezi, çocukların gelişim süreçlerini bilimsel testler ve multidisipliner değerlendirmelerle analiz ederek, erken tanı ve doğru yönlendirme sağlamayı hedefliyor. Merkezde çocuk ve ergen psikiyatrisi, çocuk nörolojisi, çocuk sağlığı, genetik hastalıklar ve gelişim alanında çalışan uzmanlar birlikte çalışarak, çocukların bilişsel, davranışsal ve nörolojik gelişimini kapsamlı şekilde değerlendiriyor. Merkez özellikle otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), özgül öğrenme güçlüğü, gelişimsel gecikmeler ve konuşma bozuklukları gibi nörogelişimsel durumların erken tanısına odaklanıyor. "Erken tanı çocukların yaşamını değiştirebilir" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, merkezin çocuk sağlığı açısından önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini belirtti. Sert, "Çocuklarda gelişimsel farklılıkların erken dönemde fark edilmesi hem akademik hem de sosyal gelişimi doğrudan etkiliyor. Hastanemizde kurulan NörogelişimselDeğerlendirme Merkezi ile çocukların gelişimini bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Farklı branşlardan uzmanların aynı çatı altında çalışması tanı sürecini daha hızlı ve doğru hale getiriyor" dedi. "Çocukların gelişim süreci özellikle ilk yıllarda çok hızlı ilerler" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emel Torun, erken çocukluk döneminin gelişim açısından kritik bir süreç olduğunu vurguladı. Torun, "Çocukların gelişim süreci özellikle ilk yıllarda çok hızlı ilerler. Bu dönemde fark edilen gelişimsel gecikmeler veya farklılıklar, uygun destek ve eğitim programlarıyla önemli ölçüde iyileştirilebilir. Merkezimizde yapılan gelişim testleri ve klinik değerlendirmeler sayesinde çocukların gelişim profili ayrıntılı şekilde analiz edilebiliyor" ifadelerini kullandı. Genetik değerlendirme tanı sürecini güçlendiriyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genetik Hastalıkları Tanı ve Değerlendirme Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Ocak ise bazı nörogelişimsel durumların genetik faktörlerle ilişkili olabileceğine dikkat çekti. Ocak, "Gelişimsel sorunların nedenini doğru anlamak, tedavi ve izlem planının doğru şekilde oluşturulması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle gerekli durumlarda genetik değerlendirmeler ve ileri düzey testler uygulayarak tanı sürecini daha kapsamlı ve güvenilir hale getiriyoruz. Multidisipliner yaklaşım sayesinde çocukların sağlık durumunu yalnızca tek bir açıdan değil, tüm yönleriyle ele alabiliyoruz" dedi. Ocak ayrıca tanı konulan genetik hastalıkların yalnızca mevcut hastanın yönetimi açısından değil, aynı zamanda ailenin gelecekteki gebelik planlaması açısından da kritik bilgiler sunduğunu vurguladı. Ocak, "Elde edilen genetik bulgular doğrultusunda ailelere ayrıntılı genetik danışmanlık veriyoruz. Bu kapsamda sonraki gebeliklerde hastalığın tekrar etme riskini değerlendiriyor ve gerekli durumlarda doğum öncesi tanı yöntemlerini planlıyoruz. Doğum öncesi tanı ile gebelik sürecinde bebeğin etkilenip etkilenmediği güvenilir yöntemlerle belirlenebilmektedir" ifadelerini kullandı. Ocak, bazı durumlarda ise yardımcı üreme teknikleri ile birlikte uygulanan preimplantasyon genetik tanı yöntemlerinin önemli bir seçenek olduğunu belirterek, "Preimplantasyongenetik tanı sayesinde hastalığa neden olan genetik değişikliği taşımayan embriyolar seçilerek sağlıklı gebelik elde edilmesi mümkün olabilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle tekrarlayan genetik hastalık öyküsü bulunan aileler için önemli bir avantaj sağlamaktadır" dedi. Nörolojik değerlendirme gelişim haritasını ortaya koyuyor Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ece Gültekin, nörolojik değerlendirmelerin gelişimsel farklılıkların anlaşılmasında önemli rol oynadığını söyledi. Gültekin, "Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü veya gelişimsel gecikmeler gibi durumların altında nörolojik faktörler bulunabiliyor. Bu nedenle çocukların nörolojik muayene ve değerlendirmeleri tanı sürecini güçlendiriyor. Multidisiplinerekip sayesinde çocukların gelişimsel durumu daha net ortaya konulabiliyor" diye konuştu. Ailelere anlaşılır ve hızlı raporlama Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Uzm. Dr. Umut Balatacı ise merkezin ailelere daha sistematik bir değerlendirme süreci sunduğunu ifade etti. Balatacı, "Merkezimizde çocuklar için gerekli test ve değerlendirmeler planlı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Ekip tarafından yapılan değerlendirmelerin ardından ailelere kapsamlı bir geri bildirim sunuluyor. Amaç sadece tanı koymak değil, çocuğun gelişimini destekleyecek doğru yönlendirmeleri yapmak" dedi. Balatacı, "Merkezimizde yapılan değerlendirmelerin ardından çocuklarımızın güçlü ve zayıf yönlerini somutlaştırıp, bireysel yol haritalarını netleştirmek, devam eden takiplerde değişebilecek ihtiyaçlar ile şekillenecek dinamik erken müdahale programlarını çocuğumuza özel olarak planlamak, öncelikle çocuklarımızın sağlığı için elzemdir. Ailelerin kafa karışıklığının giderilmesi ve bundan sonraki sürece daha etkin odaklanabilmeleri açısından ayrıca önemlidir" diye konuştu.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:59
Uzmanı uyardı: "Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli"
Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimen, ebeveynleri uyardı. Çimen, "Çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır" dedi. Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimendil, konuşma terapisine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşma güçlüğü çeken veya konuşamayan çocukların hazırlanacak program sayesinde sağlıklı bir şekilde konuşabileceğini ifade eden Çimen, erken müdahaleye dikkat çekti. Küçük yaşlarda başlatılan terapinin çok daha kısa sürede olumlu etkileri olduğunu söyleyen Çimen, aileleri uyardı. "Bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz" Çimen, "İletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, tanılanması ve terapi yoluyla müdahale edilmesini kapsayan bilimsel ve klinik bir uzmanlık alanıdır. Bizler, çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar her yaş grubunun ihtiyacına yönelik bilimsel temelli değerlendirme ve müdahale yöntemleri kullanarak bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlarız. Konuşma sesi bozuklukları, gecikmiş dil konuşma, otizm, down sendromu, gelişimsel dil bozuklukları, kekemelik, hızlı-bozuk konuşma, afazi, apraksi, dizartri, ses bozuklukları, dudak ve damak yarıklığı, yutma bozuklukları gibi iletişimi, dili ve konuşmayı etkileyen birçok farklı alanda çalışıyoruz. Akran Akademi’de özellikle pediatrik grupta görülen bozukluklarda dil ve iletişim becerilerinin desteklenmesine yönelik bireysel terapi programlarını yürütüyoruz" dedi. "Bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim" Ailelerin erken harekete geçmesi gerektiğine vurgu yapan Çimen, "Eğer çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa, kelime dağarcığı sınırlıysa, cümle kurmakta zorlanıyorsa, konuşma sırasında bazı sesleri yanlış üretiyor, ses düşürüyor, sesleri karıştırıyor veya konuşması anlaşılmıyorsa, konuşmada hece ya da kelime tekrarları, uzatmalar ve takılmalar görülüyorsa dil ve konuşma terapistlerine başvurulabilir. Yine söylenenleri anlamada güçlük, yönergeleri takip edememe, çiğneme ve yutma problemleri, salya kontrolünde zorluk veya dudak, dil ve damak gibi oral yapılara ilişkin motor problemler mevcutsa ayrıca otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır. Fakat bireyin temel problemi dil ve konuşma alanından ziyade akademik beceriler, öğrenme güçlüğü, dikkat, davranış ve günlük yaşam becerileri ile ilgiliyse bireysel eğitim için özel eğitim uzmanlarına başvurulmalıdır. Unutmayalım dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemlidir. ‘Daha küçük, büyüyünce geçer’, ‘Erkek çocuk geç konuşur’, ‘Okula başlayınca düzelir’ gibi toplumda sıkça söylenen ancak bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim. Erken dönemde doğru uzmandan alınan destekle ilerlemek, çocuğun gelişimi için en sağlıklı sonucu verecektir" şeklinde konuştu.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:38
Uzmanı uyardı: "Kar örtüsü keneleri yok etmiyor"
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi. Tokat’ta nisan ayında etkili olan kar yağışı, kene popülasyonunun azalacağı yönündeki beklentileri yeniden gündeme getirdi. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış şartlarının keneler üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye’de zaman zaman görülen aşırı yağışların ’iklim düzensizliği’ olarak nitelendirildiğini ve bu durumun kene popülasyonlarını doğrudan etkileyebileceğini belirtti. Keskin, toplumda yaygın olan ’kış uzun sürerse yazın kene azalır’ düşüncesinin ise her kene türü için geçerli olmadığını ifade etti. "Bazı kene türleri kış ve sonbaharda da aktif olabiliyor" Kışın sert geçmesi ve kar örtüsünün bulunmasının kenelerin tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Keskin, "Hava sıcaklığının yaklaşık 4 derece olduğu dönemlerde dahi kene toplayabiliyoruz. Özellikle soğuğa dayanıklı bazı türler, kış ve sonbahar aylarında da aktif olabiliyor. Bazı kene türleri larva evresinde eksi 20 derecenin altındaki sıcaklıklarda dahi uzun süre hayatta kalabiliyor. Keneler, aşırı soğukta doğrudan yüzeyde kalmak yerine daha korunaklı alanlara yönelir. Toprak altı, taş altı ve yaprak döküntülerinin bulunduğu alanlar, kışın dış ortama göre daha sıcak olduğu için keneler buralarda yaşamlarını sürdürebilir" dedi. "Keneler antifriz proteinleri sayesinde soğuğa dirençli" Kenelerin biyolojik olarak da oldukça dayanıklı canlılar olduğuna dikkat çeken Keskin, bu canlıların antifriz proteinleri sayesinde düşük sıcaklıklara karşı direnç geliştirdiğini belirterek, "Bazı kene türleri kışı yumurta, bazıları ise larva halinde geçirir. Kene yumurtalarının da çevresel tehditlere karşı koruma mekanizmaları vardır. Keneler, yumurtalarını ‘Gené’s organı’ adı verilen yapıdan salgılanan bir sıvıyla kaplayarak kuruma, bakteri ve mantarlara karşı koruyabilir. Kene popülasyonlarının ciddi şekilde azalması için uzun süreli ve çok düşük sıcaklıkların etkili olması gerekir. Bunun dışında keneler, kışı dinlenme halinde geçirerek varlıklarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 09:18
Keçiören’de glütensiz kafe hizmete açıldı
Keçiören Belediyesi tarafından çölyak hastaları ve glütensiz beslenmek zorunda olan vatandaşlar için hayata geçirilen Glütensiz Kafe, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Aşağı Eğlence Mahallesi’nde bulunan Kanuni Parkı içindeki kafede gerçekleşen açılış törenine Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Keçiören Kaymakamı Dr. Mehmet Akçay, Ankara Çölyak Derneği Başkanı Mehmet Tanrıseven, Çölyak Derneği Başkan Yardımcısı Metin Erdem, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda davetli katıldı. Program, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Protokol konuşmalarının ardından kurdele kesilerek Glütensiz Kafe’nin açılışı gerçekleştirildi. Glütensiz ortamlar oluşturmanın ilk adımını attıklarını kaydederek bir anısını anlatan Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan oldukça duygulandı. Özarslan, çölyak hastası bir anne ile yaşadığı diyalog sonrası harekete geçtiğini kaydetti. Açılışın ardından protokol üyeleri kafeyi gezerek glütensiz ürünler hakkında bilgi aldı. Programın sonunda katılımcılara kafede hazırlanan glütensiz yiyeceklerden ikram edildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Nisan 2026 Cuma- 10:38
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
2
10 Nisan 2026 Cuma- 10:29
Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"
3
08 Nisan 2026 Çarşamba- 16:06
Van’da sağlıkta yeni dönem
4
10 Nisan 2026 Cuma- 10:18
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
5
10 Nisan 2026 Cuma- 09:00
Bayburt TRSM’nin sunduğu hizmetler tanıtıldı
22 Ekim 2025 Çarşamba - 15:01
Ödemle baş etmenin etkili yolları
Vücutta şişkinlik, ağırlık hissi ve rahatsızlık oluşturan ödemle doğru beslenme alışkanlıkları sayesinde baş etmek mümkün. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Elanur Yılmaz Akay, ödemin nedenleri ve çözüm yolları hakkında önemli bilgiler paylaştı. Toplumda sık görülen ödem probleminin, vücut dokularında fazla sıvı birikmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dyt. Akay, "Genellikle ayak bilekleri, bacaklar, eller ve yüz gibi bölgelerde görülen ödem; ciltte gerginlik, şişlik, bastırıldığında çukurlaşma ve hareket kısıtlılığı ile kendini gösterir" dedi. Ödemi tetikleyen nedenler Beslenme alışkanlıklarının ödem oluşumunda kritik rol oynadığını vurgulayan Akay, "Aşırı tuzlu yiyecekler, turşular, hazır soslar, cips, paketli ve işlenmiş gıdalar, gazlı içecekler, fazla karbonhidrat, alkol ve kafein ödemi tetikleyen başlıca etmenlerdir. Ayrıca uzun süre ayakta kalmak, hareketsizlik ve bazı ilaçlar da ödeme neden olabilir" diye konuştu. Doğal ödem atıcılar Ödemle mücadelede en etkili yöntemin yeterli su tüketimi olduğunu ifade eden Dyt. Akay, şu besinlerin ödem atmada destek sağladığını belirtti: "Kabak: Lifli yapısıyla sindirimi kolaylaştırır ve ödemi azaltır. Maydanoz: Doğal idrar söktürücü etkiye sahiptir. Ananas: Bromelain enzimi sayesinde iltihap ve ödemle savaşır. Kiraz sapı çayı: Geleneksel olarak ödem atıcı olarak bilinir. Salatalık ve yeşil çay: Antioksidan özellikleriyle ödemi hafifletir." Yaşam tarzı değişiklikleri şart Karbonhidrattan uzak durmak, düzenli uyku ve hafif egzersizlerin de ödemin azalmasına katkı sağladığını belirten Akay, "Günlük su tüketimi birincil öneme sahip. Kabak, maydanoz, ananas gibi doğal ürünler ödemi azaltmada yardımcıdır. Bu basit ama etkili adımlarla ödemle baş etmek mümkündür" diyerek herkesi bilinçli beslenmeye davet etti.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 12:52
Dünyada bir ilk: Pan-Hastalık Atlası
Bilim dünyasının en saygın ve etkili dergilerinden Science’ta yayımlanan uluslararası bir çalışma, tıp bilimine yeni bir yön kazandırarak insan sağlığını yalnızca hastalıklar üzerinden değil, moleküler bütünlük düzeyinde ele alıyor. Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Türkez’in araştırmacı olarak yer aldığı bu çalışma, "A Human Pan-Disease Blood Atlas of the Circulating Proteome" başlığıyla yayımlanarak bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Dünyada bir ilk: Pan-Hastalık Atlası Beş farklı ülkeden 46 kurumun katılımıyla yürütülen bu dev araştırma; İsveç’in Wellness, HDBA, BAMSE ve Uppsala-CAN kohortları ile İngiltere merkezli Pharma Proteomics Project kohortlarına ait veriler kullanılarak gerçekleştirildi. Prof. Dr. Hasan Türkez, araştırmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: "Bu çalışma, bugüne kadar dağınık biçimde yürütülen biyobelirteç araştırmalarını tek bir çatı altında toplayarak ‘pan-hastalık atlası’ yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle, insan sağlığının moleküler düzeyde bütüncül biçimde anlaşılmasına yönelik dünya çapında bir ilk niteliği taşımaktadır. Atatürk Üniversitesi olarak, bu denli güçlü uluslararası iş birliklerinde ülkemizi temsil etmekten büyük bir gurur duyuyoruz." Atatürk Üniversitesi adresli yüksek etki değerli yeni çalışmalar yolda Science dergisinde elde edilen bu başarıyı, Atatürk Üniversitesi bünyesinde yürütülen yeni araştırmalar takip ediyor. Prof. Dr. Hasan Türkez, devam eden projelere ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Tıp Fakültemizin farklı uzmanlık alanlarından öğretim üyelerimizin yer aldığı geniş bir araştırma ekibiyle, insan sağlığını moleküler düzeyde anlamaya yönelik kapsamlı kohort çalışmalarını tamamlamak üzereyiz. Bu çalışmalar; genom, transkriptom, proteom, metabolom ve metagenom gibi çok katmanlı biyolojik verilerin üretimini ve analizini kapsayacak. Yakın zamanda tamamlanacak bu dev projelerimiz, hem Türkiye’nin hem de insanlığın sağlık bilimlerindeki ilerlemesine katkı sunacak ve Atatürk Üniversitesi adresli, yüksek etki değerli dergilerde yayımlanacak özgün bilimsel makalelere dönüşecektir." Rektör Hacımüftüoğlu: "Atatürk Üniversitesi, küresel bilim ekosisteminde etkin bir güç" Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, bu önemli başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede: "Üniversitemizin, dünyanın önde gelen bilim kurumlarıyla aynı platformda yer alması, bilgi üretiminde ulaştığımız seviyeyi açıkça ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Hasan Türkez hocamızın Science dergisindeki katkısı, Atatürk Üniversitesinin sadece ulusal değil, küresel bilim ekosisteminde de etkin bir aktör haline geldiğinin somut bir göstergesidir. Yakında tamamlanacak yeni moleküler tıp projeleriyle, Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonuna katkı sağlayacak öncü bilimsel çıktılar üretilecektir. Bu başarı, Atatürk Üniversitesi’nin sağlık bilimleri, biyoteknoloji ve bireysel tıp alanlarındaki uluslararası görünürlüğünü, iş birliği kapasitesini ve akademik liderliğini daha da güçlendirmiştir" ifadelerini kullandı.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 12:20
Uygunsuz kontakt lens kullanımına dikkat: "Acılar içinde göz kaybedilebilir"
Gözlüğe alternatif olmasının yanı sıra estetik sebeplerle de kullanılan kontakt lenslere ilişkin konuşan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Dr. Öğretim Üyesi Semih Çakmak, "Çok sayıda hasta başvuruyor, mikrobik durumlar gelişenlerin çok çok büyük bir kısmında kötü bir lens kullanım hikayesi mevcut. Gözün mikroptan delindiği durumlarla karşılaşabiliyoruz. Doktor tavsiyesi olmadan piyasada el altı olarak tabir edeceğimiz şekilde alınmış renkli kontakt lenslerin takıldığı ve uzun süre gözde kaldığı durumlarla çok karşılaşıyoruz. Bu durumlar gerçekten göz sağlığını tehdit eder, düşük bir ihtimaldir ama insanın acılar içinde gözünü kaybetmesi olabilir. Mutlaka doktor gözetiminde kullanmalarını tavsiye ediyoruz" dedi.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 12:13
Bursa surlarında ‘Meme kanseri’ farkındalığı
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla Cumhuriyet Caddesi’nde yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yürüyüşün ardından şehrin merkezi noktalarından olan Tophane surlarına meme kanserinin simgesi olan dev ‘Pembe kurdele’ asıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından ülke genelinde yürütülen 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte Cumhuriyet Caddesi’nden Zafer Meydanı’na doğru yoğun katılımla gerçekleşen bir yürüyüş yapıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Bandosu’nun marşlarıyla eşlik ettiği yürüyüşe; İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. İrfan Oğuz, Kamu Hastaneleri Başkanı Dr. Melike Savaş, sağlık çalışanları, sivil toplum kuruluşları, kanser dernekleri ve öğrenciler katıldı. Vatandaşların yoğun ilgiyle takip ettiği etkinlikte, lise öğrencileri ellerinde tuttuğu meme kanserinin simgesi olan dev ‘pembe kurdele’ ile cadde boyunca yürüyüşe eşlik etti. Yürüyüşün ardından Zafer Meydanı’nda konuşan Bursa Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. İrfan Oğuz, meme kanseri konusunda toplumsal bir bilinç oluşturabilmek adına etkinliği düzenlediklerini söyledi. Meme kanserinin kadınlarda kanser türlerinin içerisinde ölüm nedenlerinde ilk sıralarda geldiğini hatırlatan Dr. Oğuz, ‘Bu çerçevede bizler de geçen sene sağlıklı hayat merkezlerimiz ve ikinci basamak kuruluşlarımızda 276 binden fazla kişiye kanser taraması yaptık. Bunların arasında meme kanseri, kolorektal ve rahim ağzı kanseri olmak üzere, 210 kişide kanser erken dönemde teşhis edildi. İşin sadece mali boyutunu düşünsek bile bir kanser hastasını erken dönemde yakalamak hem hasta, hem devletimiz için birçok mali yükten kurtulmak demektir. Bunun yanında kanser hastalığının sosyal ve psikolojik kısımları da fazlasıyla yıpratıcı olmaktadır" diye konuştu. ‘Erken teşhis hayat kurtarır’ Bursa’da 13 adet Sağlıklı Hayat Merkezi olduğunu hatırlatan Dr. Oğuz, ‘Bunların 10 tanesinde mamografi cihazımız var, mamografi cihazlarımız ileri teknoloji ürünü cihazlar. Kolorektal ve rahim ağzı kanserlerinin de bu merkezlerimizde taramaları yapılabilmektedir. Kanser taramaları için MHRS üzerinden, aile hekimlerinden ya da sağlıklı hayat merkezini direkt arayarak başvurular oluşturulmaktadır. Erken teşhisin hayat kurtaracağını bir kez daha hatırlatıyor, vatandaşlarımızı bu merkezlerimize bekliyoruz" dedi. Tophane surlarına ‘Pembe kurdele’ asıldı Konuşmaların ardından sağlık çalışanları ve öğrenciler, meme kanserinin simgesi olan dev ‘pembe kurdeleyi’ Bursa’nın birçok noktasından görülebilecek olan Tophane surlarına astılar. ‘Pembe Kurdele’nin toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla ay sonuna kadar şehrin farklı noktalarında asılı kalacağı bilgisi verildi.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 12:10
’Acil Oryantasyon Sempozyumu’ eğitiminin 2’nci oturumu gerçekleştirildi
Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ’Acil Oryantasyon Sempozyumu’ başlıklı eğitimin 2’nci oturumu gerçekleştirildi. Eğitim, İl Ambulans Servisi Başhekimliği tarafından yeni göreve başlayan tabiplere verildi. Eğitim sadece teorik olarak değil yeni tabiplere pratik olarak da ne yapmaları gerektiğini gösterildi.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 12:00
"İnfluenza nadiren şiddetli komplikasyonlara yol açabilir"
Çocuklarda influenza enfeksiyonunun son günlerde sık karşılaşıldığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Aytaç Uras, "İnfluenza, sağlıklı çocuklarda genellikle kendi kendini sınırlayan komplikasyonsuz bir enfeksiyon olarak görülür, ancak nadiren de olsa ölüme dahi neden olabilen komplikasyonlara yol açabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzman Dr. Pelin Aytaç Uras, "influenza" hakkında bilgilendirmelerde bulundu. "Kişiden kişiye damlacık yoluyla bulaşır" İnfluenza enfeksiyonunun etkeninin, influenza A, B ve C virüsleri olduğunu dile getiren Uzman Dr. Uras, "Kişiden kişiye damlacık yoluyla bulaşır ancak bulaşmada yüzeylerin rolü genellikle göz ardı edilmektedir. Kişi bol miktarda virüs barındıran masa, kapı kulpu, oyuncak gibi yüzeylere temas ettikten sonra temasta bulunan elini konjonktivaya veya ağız mukozasına değdirirse bulaş meydana gelebilir. Bu yol, özellikle çocukların enfekte olması açısından önemlidir. Kuluçka süresi 1-4 gündür, nadiren 7 güne kadar uzayabilir. Virüsün yayılması hastalığın başlamasından 24-48 saat sonra doruğa çıkar, sonra yavaş yavaş azalır. Küçük ve bağışıklığı baskılanmış çocuklarda bulaştırıcılık süresi daha da uzun olabilir" diye konuştu. "Halsizlik görülebilir" Belirtilerden bahseden Uzman Dr Uras, "İnfluenzanın klasik şekli ateş, baş ağrısı, miyalji ve halsizlikle başlar. Bu ilk belirtileri boğaz ağrısı, öksürük ve burun akıntısı izler. Yakınmalar, genellikle iki-beş gün içinde hafiflemeye başlar. Şiddetlenen veya yeni ortaya çıkan ateş gibi belirtiler ve bulgular, akut otitis media başta olmak üzere komplikasyon geliştiğinin bir habercisi olabilir. Virüsün yayılımı, genellikle hastalığın başlangıcından sonraki ilk 5 gün içinde olur; bu nedenle influenzayı doğrulayıcı tetkikler için alınacak örneğin bu süre içinde alınması gerekir. İnfluenza enfeksiyonu şüphesi veya tanısıyla hastaneye yatırılan, ağır, komplikasyonlu ya da ilerleyici yakınmaları ve bulguları olup, influenza şüphesi veya tanısı olan, influenza aşısı öyküsüne bakılmaksızın influenzayı ağır veya komplikasyonlu geçirme riski taşıyan çocuklara tercihen ilk 48 saat içinde antiviral tedavi başlanmalıdır" şeklinde konuştu. "Korunmanın en iyi yolu aşılanma" İnfluenzadan korunmanın en etkili yolunun her yıl aşılanmak olduğunu söyleyen Uzman Dr. Uras, "Her yıl aşılanma gereği olmasının nedeni, aşının sağladığı bağışıklığın bir sonraki yıl azalmasıdır. İnfluenza aşıları, her yıl bir sonraki influenza mevsiminde dolaşımda olacağı öngörülen virüs tiplerinden üçünü içerecek şekilde yeniden hazırlanır. İnfluenza tedavisinde semptomatik tedavi, bol sıvı alımı, dengeli beslenme önerilir. Antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Erken tanı ve tedavinin önemli olduğu bu hastalıkta dirençli ateş ve iştahsızlık olan çocuklarda çocuk hekiminiz ile iletişime geçmenizi öneririm" ifadelerini kullandı.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 11:57
Güroymak’ta şap aşısı çalışmaları aralıksız sürüyor
Bitlis’in Güroymak İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, şap aşısı ve güncelleme çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Güroymak genelinde hayvancılıkla uğraşan üreticilerin refahını artırmak ve salgın hastalık riskini en aza indirmek amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen şap aşısı kampanyası hız kesmeden devam ediyor. Güroymak’ta da veteriner hekimler, köy köy gezerek hayvanların aşılanmasını titizlikle gerçekleştiriyor. Şap aşısı çalışmaları ile ilgili bilgi veren Güroymak Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Reşit Kardaş, şap hastalığı ile mücadele amacıyla 2025 sonbahar dönemi şap aşılama kampanyasının devam ettiğini söyledi. Kardaş, "Hayvancılığa ekonomik anlamda büyük kayıplar, hayvan verimlerinde düşüşlere sebep olan şap ve brusella hastalığıyla mücadelede aşılama çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Ayrıca hayvan sevklerinde şap hastalığının yayılmasını önlemek amacıyla aşı şartı bulunmaktadır. Yeni doğan buzağı ve malaklarda destekleme alınabilmesi için aşılamanın eksiksiz yapılması gerekmektedir. Aşılama çalışmalarında işletme güncelleme çalışmaları da devam etmektedir. Daha önce satılmış ve işletmelerde bulunan hayvanların mutlaka silinerek işletmelerin güncel hale getirilmesi sağlanmalıdır" dedi.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 11:48
"Erken tanı ve düzenli takip meme kanserinde iyileşme oranını artırıyor"
Meme kanseri sıklığının giderek arttığını ve kadınlar arasında en sık görülen kanser türü haline geldiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Sinan Arıcı, "Meme kanseriyle savaşmanın en etkili yolu, hastalığı erken evrede yakalamaktır. Erken tanı ve düzenli takip, hem yaşam kalitesinin korunması hem de tedavide iyileşme oranı açısından büyük önem taşır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Sinan Arıcı, meme kanserinde modern cerrahi yaklaşımlar hakkında açıklamalarda bulundu. Geçmişte meme kanseri tanısı konan birçok hastaya, memenin tamamen alınması yani mastektomi önerildiğini hatırlatan Doç. Dr. Arıcı, "Günümüzde hem tanı hem de cerrahi planlama teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde artık bu zorunluluk ortadan kalktı. Meme koruyucu cerrahi ile sadece tümörlü bölge ve çevresindeki sınırlı miktarda doku çıkarılır, geri kalan meme dokusu korunur. Böylece hem estetik görünüm korunur hem de hastalık kontrol altına alınır. Ameliyat sonrası radyoterapi ile tedavide iyileşme oranı artırılabilir" diye konuştu. "Sentinel lenf nodu biyopsisi gereksiz doku kaybını önler" Meme koruyucu cerrahinin en önemli tamamlayıcılarından birinin sentinel (Bekçi) lenf nodu biyopsisi olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Arıcı, "Bu yöntemle koltuk altındaki lenf bezlerinden yalnızca ilk tutulan ’bekçi’ lenf nodları özel boyama ve tekniklerle bulunur ve incelenir. Eğer kanser hücresi teşhis edilmezse diğer lenf bezlerinin alınmasına gerek kalmaz. Böylece gereksiz doku tespiti ve kolda şişlik (lenfödem) gibi komplikasyonlar büyük oranda önlenir" şeklinde konuştu. "Onko-plastik cerrahi uygulanabilir" Cerrahideki bir diğer önemli yeniliğin onko-plastik cerrahi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Arıcı, "Bu yöntem, kanser cerrahisi ile estetik cerrahinin prensiplerini birleştirir. Cerrah, tümörü çıkarırken aynı seansta memeyi yeniden şekillendirir. Böylece hastanın hem sağlığı korunur hem de estetik kaygısı minimuma indirilir" dedi. Arıcı, onko-plastik cerrahinin faydalarını şu şekilde sıraladı: "Memenin görünümünde bozulma en aza iner, psikolojik iyileşmeyi destekler, hastanın yaşam kalitesini artırır." "Tüm memenin alınması gereken durumlarda bile yeniden yapım mümkün" Bazı durumlarda tüm memenin alınmasının gerekebileceğini belirten Doç. Dr. Sinan Arıcı, "Bu durumda bile artık kadınlar memelerini kaybetmek zorunda değil. Meme rekonstrüksiyonu (yeniden yapımı) işlemi, aynı seansta veya daha sonra gerçekleştirilebilir. Bu işlemde silikon protezler veya hastanın kendi dokusu kullanılarak doğal bir meme görünümü oluşturulur. Amaç, hastalığı tamamen ortadan kaldırırken estetik bütünlüğü korumaktır" açıklamasında bulundu. "Yüksek riskli kadınlarda koruyucu cerrahiyle risk yüzde 90’a kadar azaltılabilir" Ailesinde genç yaşta meme kanseri görülen veya BRCA1-2 gen mutasyonu taşıyan yüksek riskli kadınlarda, henüz kanser gelişmeden profilaktik (koruyucu) mastektomi yapılabileceğini hatırlatan Doç. Dr. Arıcı, "Bu cerrahi ile meme kanseri gelişme riski yüzde 90’a kadar azaltılabilir. Ancak bu karar mutlaka genetik danışmanlık ve uzman hekim değerlendirmesi sonrasında verilmelidir" dedi. "Erken tanı hayat kurtarır" Meme kanserinin erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Arıcı, "Yeni cerrahi yöntemler sayesinde artık kadınlar sağlığına kavuşurken beden bütünlüğünü de koruyabiliyor. Kendi kendinize muayeneyi ihmal etmeyin, düzenli kontrollerinizi yaptırın. Unutmayın: Erken teşhis hayat kurtarır" diyerek sözlerini tamamladı.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 11:31
Manisa’nın mobil mamografi aracı Türkiye birincisi oldu
Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yürütülen çalışmalar Manisa’da büyük bir başarıya dönüştü. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü’ne ait mobil mamografi aracı, ekim ayında Türkiye genelinde en fazla meme kanseri taraması yapan araç olarak birinciliğe ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 2,3 milyon, Türkiye’de ise 27 bin kadın meme kanseri tanısı alırken, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü programlar çerçevesinde 40-69 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz mamografi taramaları yapılarak erken teşhis için önemli bir çalışmaya imza atılıyor. Manisa’da bu hizmet, KETEM, Sağlıklı Hayat Merkezleri, Aile Sağlığı Merkezleri ve Mobil Kanser Tarama Aracı aracılığıyla geniş bir kesime ulaştırılıyor. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü bünyesine kazandırılan ve 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında düzenlenen özel bir törenle hizmete giren mobil mamografi aracı, ülke genlinde ekim ayında en fazla tarama yapan mobil araç olarak birincilik elde etti. Ekim ayı değerlendirmelerinde konuşan Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Manisa’nın toplamda yüzde 57 mamografi tarama oranına ulaştığını belirterek, "Mobil mamografi aracımız, ekim ayında Türkiye genelinde en fazla tarama yapan araç oldu. Ayrıca ülke genelindeki tüm tarama merkezlerinden daha fazla sayıda tarama gerçekleştirerek önemli bir başarıya imza attı" dedi. Başarının sadece sağlık çalışanlarının gayretiyle değil, Manisalı kadınların duyarlılığı sayesinde elde edildiğini vurgulayan Zeren, "Kanserle mücadele ekip işidir. Biz taramaları yaygınlaştırmak için çalışıyoruz, ancak vatandaşlarımızın kendi sağlıkları konusunda bilinçli davranması bu başarının en önemli parçası" ifadelerini kullandı. Zeren, meme kanseri dışında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramalarının da ücretsiz olarak sürdüğünü hatırlatarak, tüm vatandaşları düzenli tarama yaptırmaya davet etti.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:55
BUFSAD Osman Önder Kupası ödülleri Nilüfer’de sahiplerini buldu
Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi, BUFSAD Osman Önder Kupası 2025 Ödül Töreni ve Sergisi’ne ev sahipliği yaptı. Bu yıl ikincisi kez düzenlenen yarışmada 124 katılımcı arasından dereceye giren fotoğrafçılar ödüllerini aldı. Bursa’nın yetiştirdiği önemli fotoğraf ustalarından Osman Önder’in anısına düzenlenen BUFSAD Osman Önder Kupası 2025 Ödül Töreni ve Sergisi, Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirildi. Törende dereceye giren çalışmalar sergilenirken, katılımcılar ödüllerini aldı. Bursa Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (BUFSAD) tarafından Bursa’da pek çok fotoğrafçının yetişmesine katkı koyan Osman Önder’in anısını yaşatmak ve yenilikçi fotoğraf çalışmalarını teşvik etmek amacıyla ikinci kez düzenlenen yarışmaya büyük ilgi gösterildi. Yarışmaya 124 katılımcı, kendi içerisinde konu bütünlüğü olan 8’er fotoğraftan oluşan çalışmalarını gönderdi. Uzman jüriler tarafından titizlikle değerlendirilen eserler arasından 30 çalışma birinci turu geçmeyi başardı. İkinci tur değerlendirmelerinin ardından ise 5 çalışma dereceye girmeye hak kazandı. Törende BUFSAD Yönetim Kurulu adına konuşan Savaş Şener, etkinliğin bir kupa ve serginin ötesinde bir vefa toplantısı olduğunu vurguladı. Osman Önder’in hayatını fotoğrafla geçirmiş bir sanatçı olduğunu belirten Şener, "Bir sanatçıyı anmak, onun bıraktığı izleri takip ederek olur. Onu en kıymetli anma şekli budur. Bu yarışmaya başlatan, katılan tüm arkadaşlarımıza ve jüri üyelerimize teşekkür ediyorum" dedi. BUFSAD üyesi Hakan Aydın, Osman Önder’in insanları bir araya getirmesiyle tanınan bir fotoğrafçı olduğunu hatırlatarak, "O, rahmetli olmasına rağmen hala dostları bir araya getiriyor. Onun anısını bu fotoğraflar ve yarışmayla yaşatmak istedik. Bu organizasyonu gerçekleştirdiği için BUFSAD’a teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. BUFSAD üyesi Aylin Kırgözoğlu ise Osman Önder’in isminin bu yarışmayla yaşatılmasının önemini vurgulayarak, "Osman Önder demek fotoğraf demek, insanlık demek, iyilik demek, dostluk demek. Ondan çok şey öğrendik" diye konuştu. Konuşmaların ardından dereceye giren fotoğrafçılara ödülleri takdim edildi. Katılımcılar sergiyi gezerek birbirlerinin çalışmalarını inceleme fırsatı buldu.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:48
Kütahya’da Beslenme Polikliniği açıldı
Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, Aile Hekimliği Anabilim Dalı tarafından yürütülen Beslenme Polikliniği hizmet vermeye başladı. Yeni açılan poliklinikte; kanser hastalarının beslenme yönetimi, sporcu beslenmesi ve özel hasta gruplarına yönelik beslenme danışmanlığı konularında profesyonel destek sunuluyor. Polikliniğin koordinasyonu, Doç. Dr. Yasemin Kurtoğlu ve ekibi tarafından yürütülüyor. Hastane yönetimi, sağlığını korumak, hastalıklarla daha güçlü mücadele etmek ve doğru beslenme konusunda uzman desteği almak isteyen tüm vatandaşları Beslenme Polikliniği’ne davet etti.
22 Ekim 2025 Çarşamba - 10:45
Yanlış ayakkabı, sağlıklı ayak yapısını bozuyor
Ayakkabılar, vücudun tüm yükünü taşıyan ayakların en önemli destekçileri olurken, çoğu kişi ayakkabı seçimini estetik kaygılarla yaparak, sağlık yönünü ihmal edebiliyor. Medicana Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Harun Kütahya, ayak sağlığının ihmal edilmesinin ciddi sorunlara yol açabileceğini vurguladı. Gün boyunca bedenin yükünü taşıyan ayaklar, en az dikkat edilen organlar arasında yer alıyor. Op. Dr. Harun Kütahya, ayak sağlığının ihmal edilmesinin sadece ayakları değil; diz, kalça ve omurga sağlığını da tehdit ettiğine dikkat çekti. Yanlış ayakkabı seçimi vücutta zincirleme sorunlara yol açabiliyor Ayaklarda hiçbir sorun olmasa bile yanlış ayakkabı seçimi sağlığı bozabiliyor. Doğru ayakkabı seçiminin sadece konfor değil, uzun vadede eklem ve omurga sağlığı için de yatırım olduğunu ifade eden Medicana Konya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Harun Kütahya, ayak yapısına uygun olmayan ayakkabıların pek çok rahatsızlığa zemin hazırladığını söyledi. Op. Dr. Kütahya, "En sık karşılaştığımız problemler arasında tırnak batması, mantar enfeksiyonları ve nasırlar yer alıyor. Ayağın taban yapısı düz, yüksek kemerli veya taraklı olabilir. Buna uygun ayakkabı seçilmediğinde, bu sorunlar kaçınılmaz hale geliyor. Vücutta zincirleme sorunlara yol açabiliyor. Üstelik sadece ayağı değil; ayak bileği, diz, kalça ve omurga sağlığını da olumsuz etkiliyor" diye konuştu. Ayakkabı hijyeni en az ayakkabı seçimi kadar önemli Günlük yaşamda en çok temas edilen eşyalar arasında yer alan ayakkabıların, hijyenin de önemli bir parçası olduğunu ifade eden Op. Dr. Harun Kütahya, ayakkabıların dönüşümlü kullanılmasının da sağlık açısından önemli olduğunu söyleyerek şunları kaydetti: "Birçok kişi tek bir ayakkabıyı uzun süre kullanıyor. Oysa ayakkabının her gün giyilmesi havalanmasını engelliyor, nem birikimine yol açıyor. Uzun süre nemli ve havasız ayakkabı giymek, en sık görülen problemlerden biri olan ayak mantarına davetiye çıkartıyor. En azından gün aşırı ayakkabı değiştirmek gerekir." Yanlış ayakkabı, ayak sağlığının en büyük düşmanı olabilir Op. Dr. Harun Kütahya, "Yanlış seçilen ayakkabılar ayakta şekil bozukluklarına, nasırlara, ağrılara ve duruş bozukluklarına neden olabilir. Ayağın tam kalıbına uymayan modeller, özellikle uzun süreli kullanımlarda ciddi ortopedik sorunlara yol açar. Bu nedenle ayakkabı satın alırken rahatlık ilk kriter olmalıdır" dedi. Ayakkabı seçerken topuk yüksekliği ve taban desteğinin de dikkate alınması gerektiğini belirten Op. Dr. Harun Kütahya, "Uzun süre yüksek topuklu ayakkabı giymek bel ve diz ağrılarına, düz taban ayakkabılar ise ayak kavsinin bozulmasına neden olabilir. Günlük kullanımda 2-4 santimetre topuk yüksekliği idealdir. Ayrıca ayakkabının tabanı, ayak kavisini destekleyecek şekilde olmalıdır" ifadelerini kullandı. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Harun Kütahya, "Ayakkabı seçimine özen göstermek yalnızca konfor değil, uzun vadeli ayak sağlığı açısından da gereklidir. Doğru ayakkabı seçimi, vücut duruşunu destekler, ağrıları önler ve yaşam kalitesini artırır" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder