Son Dakika
|
Dışişleri Bakanlığı’ndan ABD-İran arasındaki geçici ateşkese ilişkin açıklama
İstanbul Levent’teki çatışmaya ilişkin gözaltı sayısı 10’a yükseldi
Brent petrol 100 doların altına geriledi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İspanya Başbakanı Sanchez ile telefonda görüştü
Levent’teki çatışmada kurşunlar çevredeki binalara isabet etti
İran: "ABD kırmızı çizgileri aşarsa yanıtımız bölgenin ötesine geçecek"
Levent’teki çatışma ile ilgili gözaltı sayısı 5’e yükseldi
Trump: "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek"
Bakan Gürlek’ten İsrail Konsolosluğu önündeki çatışmayla ilgili açıklama
MUBRAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Levent Arkan tutuklandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
D100’de şaşırtan görüntü: Pikapta zeytin ağacı taşıdılar
Bağdat'ta bir İHA'nın eve isabet etmesi sonucu 2 sivil hayatını kaybetti
Abdurrahim Albayrak: "Şu anki milli takımın temelini Lucescu attı"
Brent petrol 100 doların altına geriledi
Kadıköy’de plakasız motosikletin tehlikeli yolculuğu kamerada
Bayern Münih ve Arsenal avantajı kaptı
Ateşkesin ardından İran’dan İsrail’e yeni füze saldırıları
SAĞLIK
Muğla Büyükşehir’in Fizyoterapi hizmeti hastaların ayağına gidiyor
08 Nisan 2026 Çarşamba - 10:59:20
Muğla Büyükşehir Belediyesi, evde sağlık hizmetleri kapsamında fizyoterapi desteğini sürdürerek bugüne kadar 560 hastaya toplam bin 850 seans hizmet verdi. Vatandaşların sağlık ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan Büyükşehir Belediyesi; evde bakım, pansuman, şeker ölçümü, kişisel bakım, diyetisyen, psikolog, fizyoterapist, hasta ve engelli nakil ile Kısa Mola hizmetlerini aralıksız sürdürüyor. Özellikle yatağa bağımlı hastaların tedavisine öncelik veren ekipler, ihtiyaç sahiplerinin evlerine giderek destek sağlıyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin fizyoterapi hizmetinden yararlanan Abdullah Demir’in kızı Behice Çınar, sunulan hizmetlerden memnun olduklarını belirtti. Çınar, babasının geçirdiği kaza sonrası ameliyat olduğunu ve doktorun önerisiyle evde fizyoterapi hizmeti almaya başladıklarını ifade ederek, "Ağaçtan düşerek kaza geçirdi, yani beli kırıldı, ameliyat oldu. Ameliyatlık sıkıntısı geçti, şimdi fizyoterapiye ihtiyacı var. Evde yataklı yaptırabilirsiniz dedi hastanede doktorumuz. Sağ olsun belediyemizin bu verdiği imkandan yararlanıyoruz. Sağ olun. Gelen fizyoterapistten memnunuz. Teşekkür ederiz. Hasta kar yolası da, evet, Büyükşehir’den geldi. Büyükşehir’in başkanımıza, hepsine teşekkür ediyoruz" dedi. Fizyoterapi hizmeti alan Abdullah Demir ise köyde ağaçlarla ilgilenirken düşerek yaralandığını ve ameliyat sonrası fizik tedaviye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Demir, "Haftada bir gün belediyeden geliyor. Buradan iki sefer hastaneye dikiş aldırmaya gittik. Belediyenin hasta nakil aracını aradık. Geldi, sağ olsun. Bizi götürdü, getirdi. Ben herkesten memnunum. Allah bunda geçenlere, Cenab-ı Allah onlara acı vermesin" dedi. Muğla Büyükşehir Belediyesi Fizyoterapisti Yaren Merve Eymir, yaşlı ve fizik tedaviye ihtiyaç duyan hastalara evlerinde hizmet verdiklerini belirterek, "Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın öncülüğünde yaşlı ve fizik tedaviye ihtiyacı olan hastalarımıza evde fizik tedavi hizmeti sunuyoruz. Hastalarımız genelde inme hastaları, nörolojik rehabilitasyona ihtiyaçları oluyor. Onlara destek oluyoruz evde. Bin 850 seans yaptık son bir buçuk yılda. 560 hastaya ulaştık. 3 fizyoterapistiz. Ortaca, Bodrum ve Menteşe olarak çalışıyoruz. Hastalarımızı haftada bir ziyaret ediyoruz. Onların ihtiyaçlarını gideriyoruz. Egzersizlerini değiştiriyoruz. Bağımsızlıklarını kazandıklarında da yürümelerine yardımcı oluyoruz ve seansı sonlandırıyoruz. Hastalar 444-4801 çağrı merkezinden bizlerden randevu alabiliyorlar. Aynı zamanda evde bakım hizmetlerimizin uygun gördüğü hastalar da bizlere ulaşabiliyor hemşireler aracılığıyla" dedi. Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimine önem verdiklerini vurgulayan Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaya büyük önem verdiklerini, özellikle yatağa bağımlı, yaşlı ve fizik tedaviye ihtiyaç duyan vatandaşların evlerinde destek alabilmesinin kendileri için çok kıymetli olduğunu açıkladı.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 10:48
Bebeklikte kansere yakalanan minik kahramanların umut veren zaferi
İzmir’de bebeklik döneminde kanser tanısı alan ve zorlu tedavi sürecini tamamlayarak sağlıkla büyüyen çocuklar ve aileleri ile tedavileri başarıyla tamamlanan yetişkin hastalar özel bir etkinlikte bir araya geldi. Aynı hastalıkla mücadele edip sağlığına kavuşan ve şampiyonalara hazırlanan Dolunay Elmacı’nın hikayesi ise benzer süreçleri yaşayan aileler için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Minik Dolunay, "Ben bu hastalığı yendim, iyileştim. Bunu herkes başarabilir" diye umut dolu konuşma yaptı. Henüz bebekken kanser teşhisi konulan ve günümüzde tedavilerini başarıyla tamamlayarak kimi eğitim hayatına adım atan kimi ise oyun çağının tadını çıkaran çocuklarla yetişkin hastalar 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle Acıbadem İzmir Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü tarafından düzenlenen "Bir umut da sizden olsun" başlıklı etkinlikte buluştu. Yetişkin, çocuk hastalar ve aileleri tanıdan tedaviye kanser yolculuklarını, acı tatlı hatıralarını, deneyimlerini dinleyicilerle paylaştı. Bu özel etkinlikte renkli kostümler giyen maskotlar eşliğinde oyunlar oynayan çocuklar, yüz boyama aktivitesiyle keyifli anlar yaşadı. Hastane odalarındaki ağır tedavileri geride bırakan minikler ve aileleri, umutlarını dilek ağacına astı. Uzman hekimlerin de katıldığı anlamlı etkinliğin sonunda, çocukların sağlıkla büyümesi temennisiyle gökyüzüne rengarenk balonlar uçuruldu. Henüz 4-5 aylık bir bebekken nöroblastom tanısı konulan ve iki yıllık zorlu tedavinin ardından sağlığına kavuşan 10 yaşındaki Dolunay Elmacı da cimnastikte kazandığı madalyalarıyla organizasyonda yer aldı. Minik sporcunun kanseri yenerek şampiyonalara uzanan bu hikayesi, zorlu süreci yaşayan aileler için adeta bir umut ışığı oldu. "Erken müdahale başarıyı artırıyor" Etkinlikte Acıbadem İzmir Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü Koordinatörü Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karabulut "Günümüz kanser tedavisinde yeni yaklaşımlar ve umut veren gelişmeler", Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nur Olgun da "çocukluk çağı kanserlerinde dünden bugüne gelişmeler" başlıklı konuşmalar yaptı. Kanserde farkındalığı artırmanın, korkuları yenerek erken teşhis ve tedaviye odaklanmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Bülent Karabulut, "Her yıl nisanın ilk haftası Kanser Haftası olarak anılıyor. Bizler senenin her günü kanser hastalığıyla mücadele içindeyiz ve şifa bulan çok sayıda hastamız var. Bu mücadeleyi yalnızca bir haftaya sığdırmasak da bu dönemlerde toplumsal farkındalık daha da yükseliyor. Amacımız kanserden korunma, erken teşhis ve tedavi süreçlerinde toplumdaki korkuları yenerek hastaların vakit kaybetmeden hekimlere ulaşmasını sağlamaktır. Türkiye’de kanser genellikle ölümle özdeşleştirilen fobik bir hastalık olsa da artık bu algının değişmesi gerekiyor. İnsanlarımıza ’Ya kötü bir şey çıkarsa?’ korkusundan kurtularak, hastalığın tedavisinin mümkün olduğu bilincini yerleştirmeye çalışıyoruz. Günümüzde cerrahi, radyoterapi, tanı ve tedavi yöntemleri çok gelişti. Özellikle akıllı ilaçlar ve immünoterapiler, iyileşmez denilen hastalara dahi umut oluyor. Bu nedenle halkımızın süreci donanımlı merkezlerdeki uzman hekimlere bırakarak, korkmadan ve cesurca hastalıklarıyla yüzleşmelerini istiyoruz. Bu bilimsel yaklaşımın sonunda, dışarıdan bakıldığında olağanüstü gibi görünen ama bizim için sıradan olan büyük başarılar elde ediliyor." ifadelerini kullandı. "Yaşam oranları yüzde 75’lere dayandı" Kanser Haftası kapsamında düzenlenen halka açık panelde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Nur Olgun, "Türkiye’deki bütün erişkin ve çocuk onkoloji klinikleri erken tanının önemini vurgulayarak kanserden korkulmaması gerektiği yönünde umut dolu mesajlar veriyor. Şu anda Türkiye çapında çocukluk çağı kanserlerinde geldiğimiz nokta çok iyi; yaşam oranları yüzde 70’leri geçerek yüzde 75’lere dayandı. Çocukların sağlık güvencesi altına alınmasının ve gelişen tedavi yöntemlerinin bu başarıdaki payını artırıyor. 0-18 yaş arasındaki tüm çocukların sağlık güvencesinde olması ve SGK kapsamında tedavi ediliyor olmaları çok önemli bir adımdır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tekniklerdeki yenilikler bu başarılı sonuçları getirdi. 2025 yılı itibarıyla baktığımızda, önceleri yüzde 5 seviyesinde olan ileri evre hastalıklardaki yaşam oranları bugün yüzde 70-71’leri zorluyor. Hedefe yönelik tedavilerin ve immünoterapilerin de devreye girmesiyle bu tablonun daha da iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Sonuç itibarıyla Türkiye olarak çocuk onkolojisinde çok iyi bir konumdayız" dedi. "Hedefi Türkiye şampiyonluğu" Hastalıkla mücadele edenlere umut olmak için etkinliğe katılan Dolunay Elmacı, 4-5 aylıkken kendisine nöroblastom tanısı konulduğunu ve iki yıl boyunca tedavi gördüğünü belirtti. Şu anda 10 yaşında olduğunu ifade eden Elmacı, cimnastik sporuna devam ettiğini ve Türkiye şampiyonalarına hazırlandığını kaydetti.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 10:39
Uzmanından hipospadias uyarısı: Sünnet yaptırmadan önce dikkat
Cerrahisi Ana Bilim Dalı Uzman Dr. Galib Baıramovı, hipospadias ameliyatında eksik olan idrar kanalını oluşturmak için çocuğun kendi sünnet derisinin yama olarak kullanıldığının altını çizerek, "Çocuğun önceden sünnet edilmesi durumunda ameliyat için en değerli doku kaybedilir ve cerrahi süreç çok daha zor hale gelebilir" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Uzman Dr. Galib Baıramovı, erkek çocuklarda görülen hipospadias hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Baıramovı, hipospadiasın erkek çocuklarında idrar deliğinin olması gereken yer olan penisin uç kısmında değil, daha aşağıda ve penisin alt yüzeyinde bulunması durumu olduğunu kaydederek, "Bazı çocuklarda anne karnındaki gelişim sürecinde yaşanan bir duraksama nedeniyle deli daha geride kalıyor. Yaklaşık her 250-300 erkek doğumunun birinde görülen hipospadiasın nedeni çoğu zaman tam olarak bilinmiyor. Genetik faktörler, hormonal etkiler ve çevresel etkenlerin rolü bulunabilir. Ailede özellikle babada ya da erkek kardeşlerde bu durumun görülmesi halinde hipospadiasın görülme sıklığı biraz daha artabilir" dedi. Hastalığın belirtilerine de değinen Baıramovı, en temel belirtinin idrar deliğinin normal yerinden daha aşağıda bulunması olduğunu söyleyerek, "Bunun yanında bazı çocuklarda iki önemli durum daha görülebilir. Bunlardan biri penisin aşağı doğru eğri olması, yani "kordi" adı verilen durum; diğeri ise sünnet derisinin ön tarafının eksik olması nedeniyle oluşan yarım sünnet görünümüdür. Ailelerin doktora başvurma nedenlerinden biri de çocuklarının idrarını yaparken karşıya değil ayaklarına doğru yapması. Bu idrar deliğinin aşağıda olmasının en somut göstergelerinden biri" diye konuştu. Hipospadias olan çocuklarda sünnet konusunun çok önemli olduğuna dikkat çeken Uzman Dr. Galib Baıramovı, ailelere uyarıda bulunarak, "Çocuklarında böyle bir durum fark eden ailelerin kesinlikle normal sünnet yaptırmaması gerekir. Hipospadias ameliyatında eksik olan idrar kanalını oluşturmak için çocuğun kendi sünnet derisi yama olarak kullanılmaktadır. Çocuğun önceden sünnet edilmesi durumunda ameliyat için en değerli doku kaybedilir ve cerrahi süreç çok daha zor hale gelebilir" dedi. Hipospadiasın tedavisinin cerrahi olduğunu vurgulayan Baıramovı, "Bu hastalığın ilaçla veya kendiliğinden düzelme şansı bulunmuyor. Ameliyatta üç temel hedef vardır: Birincisi, idrar deliğini olması gereken yere, yani penisin uç kısmına taşımak; ikincisi, varsa penis eğriliğini düzeltmek; üçüncüsü ise estetik olarak tamamen normal bir görünüm sağlamaktır. Hipospadias ameliyatı her yaşta yapılabilse de bezli çocuğun bakım kolaylığı ve psikolojik boyut sebebiyle ameliyat için en uygun zaman bebeğin 6 ay ile 18 ay arasındaki dönemidir. Çocuğun vücudunu tam olarak tanımadan ve cinsel kimlik farkındalığının başladığı fallik dönemden önce ameliyat yapılırsa çocuk bu süreci hatırlamaz ve ruhsal bir iz oluşmaz. Ancak her çocuğun durumu farklıdır ve ameliyat için en doğru zaman, çocuğu muayene eden doktor tarafından aile ile birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir" diye konuştu. Ameliyat sonrası sürecin, ailelerin düşündüğü kadar zor olmadığını ve başarı oranlarının da oldukça yüksek olduğunu belirten Baıramovı, "Genellikle birkaç gün boyunca idrarın yeni oluşturulan kanaldan rahat geçmesi için küçük bir sonda kullanılır. Çocuklar bu süreçte bandajlı olur ve genellikle kısa süre içinde normal hayatlarına dönebilirler" dedi. Bebek doğduğunda genital bölgenin dikkatle kontrol edilmesi gerektiğini söyleyen ve hipospadias tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek sorunlara da dikkat çeken Baıramovı, "Çocuk ayakta idrar yapamayabilir. Bu durum özellikle okul çağında sosyal hayatta özgüven sorunlarına yol açabilir. Daha da önemlisi, yetişkinlik döneminde özellikle ağır hipospadias vakalarında kısırlık gibi ciddi problemler görülebilir. Bu nedenle aileler ‘büyüyünce geçer’ düşüncesiyle beklememeli, böyle bir şüphe varsa sünnet yaptırmadan mutlaka bir uzmana danışmalıdır" şeklinde konuştu.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 10:29
11 yıldır hasret çeken çift, abdominal serklaj ameliyatının ardından bebeklerine kavuştu
Kahramanmaraş’ta 11 yıllık bebek hasreti çeken çift, Afşin Devlet Hastanesi’nde yapılan riskli abdominal serklaj ameliyatının ardından bebeklerine kavuştu. Kahramanmaraş’ta yaşayan Hacer ve Halil Kırkıl çiftinin 11 yıllık bebek hasreti Afşin Devlet Hastanesi’nde yapılan abdominal serklaj ameliyatıyla sona erdi. Türkiye’de sayılı hastanelerde yapılan ve riskli olarak kabul edilen abdominal serklaj ameliyatı bölgede ilk defa Afşin Devlet Hastanesi’nde yapıldı. Daha önce 3 kez erken doğum öyküsü olan Hacer Kırkıl, gerçekleşen ameliyat sayesinde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. "Sağlıklı bir bebeğimiz oldu" Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Gökhan Yavaş, Kırkıl ailesinin çocuk sahibi olmak için bu riskli ameliyatı ve süreci göze aldığını belirterek, "Hastamız kliniğimize, üç kez erken doğum ve bu süreçte uygulanan çeşitli tedavi ile cerrahi girişimlere rağmen sonuç alınamaması öyküsü ile başvurdu. Yaptığımız muayene ve değerlendirmeler neticesinde Abdominal serklaj ameliyatının hasta için neredeyse tek seçenek olduğu kanaatine vardık. Abdominal serklaj ameliyatı bildiğimiz kadarıyla bölgemizde daha önce hiç yapılmamış ve yüksek riskli bir ameliyattı. Hastamıza bu konuda özelleşmiş bir merkeze gitmesini önerdik. Hastamız bize güvendiğini ve burada olmak istediğini belirtti. Karşılıklı güven olunca da biz bu ameliyatı Afşin’de yapmaya karar verdik. Ameliyatımız riskli olmasına rağmen güzel bir ameliyat süreci geçti. Sonrasında gelen gebelik sürecinde de takiplerimiz sık ve başarılı bir şekilde devam etti. Medikal, fizyolojik ve psikolojik destekle hastamızı bütüncül olarak değerlendirdik. Gerek gördüğümüz kısımlarda müdahale ettik. Hastamızın kendine güveni, burada kendini güvende hissetmesi ve tedaviye son derece uyumlu olması bize günün sonunda güzel bir bebekle dönmüş oldu. 37. haftada gebeliğimizi tamamladık. Sağlıklı bir bebeğimiz oldu" dedi. "Elhamdülillah çocuğumuzu kucağımıza aldık" Daha öncesinde gebelik sürecinin 3 defa erken sonlandığını belirten 34 yaşındaki Hacer Kırkıl, "Son 6 yılımız tedavi süreciyle geçti. Bu 6 yılda 3 perde ameliyatı, 1 vajinal serklaj ameliyatı oldum. Bu süreçlerin sonunda da bir önceki gebeliğim 24. haftada sonlandı maalesef. Daha sonra Doktor Gökhan Yavaş hocamızla yollarımız kesişti. O da abdominal serklaj ameliyatını önerdi. Ameliyatımızı olduk çok şükür. Ameliyattan sonra gebe kaldım ve 37. hafta sonunda sağlıklı çocuğumuzu kucağımıza almak nasip oldu. Biz son 6 yıllık süreçte farklı illerde farklı merkezlerde tedavi gördük. Hocamızın yaptığı ameliyatı hiç duymadık, bize de bahsetmediler sanırım riskli olduğu için. Gökhan hocam bu ameliyatı yapmak için bize teklif etti biz de kabul ettik. Elhamdülillah çocuğumuzu kucağımıza aldık" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Nisan 2026 Pazartesi- 09:30
Malatya vertigo tedavisinde bölgenin referans noktası
2
06 Nisan 2026 Pazartesi- 11:29
’Kırlangıç otu kullanımı’na dikkat, uzmanlar uyarıyor: "Gözlerine suyunu damlattı, göremez hale geldi"
3
07 Nisan 2026 Salı- 10:31
Sağlık çalışanları kortta buluştu: Hareketli yaşam için raketler konuştu
4
07 Nisan 2026 Salı- 10:27
Kütahya’da 4 yaşındaki hastaya umut olan başarılı beyin ameliyatı
5
07 Nisan 2026 Salı- 16:41
İbrahim Tatlıses hastanede, "Tedbiren yoğun bakıma servisine alınmıştır"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:57
Kalp uzmanından ‘enerji içeceği’ uyarısı: "Onun yerine yeşil çay ve Türk kahvesi tüketin"
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin geçici enerji hissi verse de kalp ve damar sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek, "Enerji içecekleri kalp ritim bozukluklarından ani ölümlere kadar birçok olumsuz etki oluşturabiliyor" dedi. Altekin, kalbinde rahatsızlık öyküsü bulunmayanların enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi içip aynı enerjiyi sağlayabileceğine dikkat çekti. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Altekin, enerji içeceklerinin kalp sağlığı açısından etkilerini değerlendirdi. Enerji içeceklerinin zihinsel ve fiziksel aktivitelerde kısa süreli artış sağladığını, ancak içeriğindeki kafein, taurin ve yüksek miktarda glikozun uzun vadede kalp-damar sistemini olumsuz etkilediğini vurgulayan Altekin, "Bu içeceklerdeki kafein oranı, genç ve yetişkin bireylerde önerilen miktarın yaklaşık 5-6 katına kadar çıkabiliyor. Bu da kalp hızını artırarak aritmiye, tansiyon yükselmesine ve ani ölümlere yol açabiliyor" diye konuştu. "Kalp krizi riskini artırıyor" Enerji içeceklerinin damar kasılmasına neden olarak kan basıncını ani şekilde yükselttiğini belirten Altekin, "Bu durum kalp krizi ve aort damarında yırtılma gibi ölümcül sonuçlara neden olabilir" dedi. Tatlandırıcıların da kalp sağlığı açısından tehlikeli olduğuna değinen Altekin, enerji içeceklerinde kullanılan şeker miktarının normal çay şekerine göre 15-20 kat fazla olduğunu, kan şekerinde yüzde 20’den fazla artışa yol açabileceğini söyledi. Uzun süreli kullanımda ise obezite ve diyabet riskinin arttığını vurgulayan Altekin, bunun da kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırladığını ifade etti. "Alkolle birlikte tüketmek tehlikeyi katlıyor" Enerji içeceklerinin özellikle gençler arasında alkolle birlikte sıkça tüketildiğini belirten Altekin, "Alkol yatıştırıcı bir etki yaparken enerji içeceği bunu bastırır. Kişi alkolün etkisini hissetmediğini düşünerek daha fazla tüketir ve bu durum riski daha da artırır" dedi. "Kalp krizi belirtilerine dikkat edilmeli" Kalp krizi belirtilerine ilişkin de bilgi veren Altekin, "Göğüste veya sırtta herhangi bir yerde bu ağrı olabilir. Ağrı tek bir noktasal tarzda değil, göğüste yaygın bir şekilde olabilir. Yanma tarzında, baskı tarzında özellikle sol kolun iç kısmına ve parmaklara kadar uzayan bir ağrı olabilir. Ağrı birden gelip 15-20 dakika çok şiddetli olabileceği gibi aralıklarla 5-10 dakikalık sürelerle de gelip geçici şekilde olabiliyor. Dolayısıyla ağrının burada karakteri çok önemli. Göğüste yaygın, baskı yanma şeklinde bir ağrı varsa ve bu ağrı beş on dakika aralarla geliyorsa önemli. Çok uzun sürmemesi hastalarımızı bu konuda rahatlatmasın. Bu tür şiddetli bir yaygın bir ağrı da, ağrı süresi kısa süreli olsa bile en yakın sağlık kuruluşuna başvurmasında fayda var" dedi. "Enerji içeceği yerine yeşil çay ve Türk kahvesi" Prof. Dr. Altekin, enerji içecekleri yerine doğal yollarla enerji kazanmanın önemine değinerek şu önerilerde bulundu: "Hiçbir zaman enerji almak için dışarıdan bizim ek takviye kimyasal ürünlere ihtiyacımız yok. Biz kendi yaşam tarzımızı düzelterek, uykumuza dikkat ederek, gıda alışkanlığımız olarak bunu sağlayabiliriz. Dolayısıyla sağlıklı yaşam, sağlıklı gıda ve sağlıklı bir zihin yapısı her türlü enerji içeceğinden çok daha iyidir. Enerji içeceklerinin içindeki taurin için, doğada buna benzer en etkili ürünlerden biri yeşil çay. Yeşil çay kullanabilirler. Örneğin yine bir spora çıkmadan önce takviye ürünü olarak bir yüksek dozda kafein veya taurin içeren içecekler yerine bir fincan Türk kahvesi içip 20-25 dakika sonra koşmaya çıkılabilir" "Yüksek kan basıncı ve çarpıntısı olanlar dikkatli kullanmalı" Altekin, yeşil çay ve Türk kahvesinin, yüksek kan basıncı hikayesi ve sık sık çarpıntı atağı olanlarda, bu doğal ürünlerin kimyasal ürünler kadar riskli olmasa da dikkatli kullanılması önemli olduğunun altını çizdi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:48
Medical Point İzmir Hastanesine çifte gurur
Medical Point İzmir Hastanesi, çalışan memnuniyeti ve insan odaklı kurum kültürüyle iki önemli başarıya imza attı. "Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri" listesine girmeye hak kazanan hastane, aynı zamanda ’İnsana Saygı Ödülü’nün de sahibi oldu. Türkiye genelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda "Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri" listesine girmeye hak kazanan Medical Point Hastanesi aynı zamanda "İnsana Saygı Ödülü" ile de işe alım süreçlerinde yürüttüğü şeffaf iletişim ve pozitif aday deneyimi anlayışının karşılığını aldı. Bu iki değerli ödül, Medical Point İzmir Hastanesinin yalnızca sağlık alanında değil, çalışan mutluluğu, insan kaynakları yönetimi ve kurumsal sürdürülebilirlik alanlarında da örnek gösterilen bir kurum olduğunu bir kez daha kanıtladı. Medical Point İzmir Hastanesinden yapılan açıklamada, "Medical Point olarak, sağlıkta mükemmeliyetin ancak mutlu çalışanlarla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla attığımız her adımda çalışanlarımızın mutluluğunu, gelişimini ve güvenli bir çalışma ortamında kendilerini değerli hissetmelerini önceliklendiriyoruz. ‘Türkiye’nin En Mutlu İşyerleri’ listesinde yer almak ve aynı zamanda ‘İnsana Saygı Ödülü’ne layık görülmek bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bu ödüller, sadece birer unvan değil; kurum kültürümüzün, ekip ruhumuzun ve insan odaklı yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır." denildi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:35
Profesör, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekti: "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, çocuk suçlarındaki artışa dikkat çekerek, erken yaşta akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının çocukların ruhsal gelişimini olumsuz etkilediğini söyledi. Özkaya, "13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişimi kısıtlanmalı, sosyal medya için 16 yaş beklenmeli" dedi. Prof. Dr. Özkaya, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verilerine göre suça sürüklenen çocuk sayısının bir önceki yıla göre yüzde 13 arttığını, çocuklara en çok yaralama ve hırsızlık suçlarının isnat edildiğini hatırlatarak, "Bu tabloyu yalnızca adli bir sorun olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve teknolojik bir uyarı sinyali olarak görmeliyiz" diye konuştu. "13 yaşından önce telefon kullanımı ruhsal gelişimi olumsuz etkiliyor" Prof. Dr. Özkaya, yapılan araştırmalara göre 13 yaşından önce akıllı telefon kullanımı ve 16 yaşından önce sosyal medya platformlarında aktif olmanın, çocukların ruh sağlığına zarar verebileceğini vurguladı. Özkaya, bir dergide yayımlanan uluslararası bir araştırmaya atıfta bulunarak, "13 yaşından önce akıllı telefon kullanan çocuklarda ruhsal bozulmalar, dış dünyayla iletişimde zayıflama, düşük öz değer, duygusal dengesizlik ve hatta intihar düşünceleri görülebiliyor. Özellikle kız çocuklarında bu risk daha yüksek. Çocukların erken yaşta sosyal medya ile tanışması; siber zorbalık, uyku bozuklukları ve aile içi iletişim problemlerini de beraberinde getiriyor. 13 yaşından önce akıllı telefon edinen her bir yıl, çocuğun ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle 13 yaş altı çocukların telefonlara erişiminin sınırlandırılması, 16 yaş altı çocukların ise sosyal medya ortamlarından uzak tutulması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Sosyal medya için 16 yaş beklenmeli" Prof. Dr. Özkaya, ebeveynlere de şu tavsiyelerde bulundu: "Bu durum, 13 yaş altı çocukların akıllı telefonlara erişiminin sınırlandırılmasını ve 16 yaş altı çocuklarımızın maruz kaldığı sosyal medya ve dijital ortamda daha ayrıntılı düzenlemeler yapılmasını gerektiriyor. Çocukların sosyal medyayı kullanmasına izin vermek için16 yaşına kadar beklenmesini öneriyor .Bu kadar uzun süre dayanmak imkansız gibi görünse de, çocuklarımızın arkadaşlarının aileleriyle konuşup, çocuklarımızın bu yaşa kadar sosyal uygulamaları kullanmalarına izin vermemek konusunda hep birlikte anlaşırsak, bu imkansız olmayacaktır. Çocuklarınızla görüşün eğer çocuğunuzun 13 yaşından önce akıllı telefon kullanmasına izin verdiyseniz veya sonuçlarından endişe ediyorsanız, ’panik yapmayın’ ve ihtiyaç duymaları halinde yardım alabileceklerini söyleyebilir ve zorlanırlarsa veya desteğe ihtiyaç duyarlarsa size gelmelerini sağlayabilirsiniz."
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:16
8 bin 500 kilometre uzaktan gelen umut: Çapraz nakille hayata tutundular
Çapraz nakil yöntemi, farklı ülkelerde yaşayan iki aileye umut oldu. 8 bin 500 kilometre uzaktan gelen verici, 3 yıldır diyalize giren 27 yaşındaki Kerim Aksoy’a; baba Aksoy ise yabancı anneye böbreğini verdi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:06
TVHB Başkanı Eroğlu: "Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor"
Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "’Tek sağlığın’ aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor" dedi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, 3 Kasım Dünya Tek Sağlık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Eroğlu, zoonotik hastalıklarla mücadelede ’tek sağlık’ yaklaşımının önemine vurgu yaptı. Eroğlu, veteriner hekimlerin, beşeri hekimlerin ve çevre uzmanlarının ortak çalışmasıyla hastalıkların önlenebileceğini belirterek, bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkarılması gerektiğini bildirdi. Zoonotik hastalıklarla mücadelede en etkili yolun Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği ’tek sağlık’ yaklaşımı olduğuna değinen Eroğlu, "Veteriner hekimler, beşeri hekimler, gıda hijyenistleri, çevre uzmanları, sağlığa muhatap olan bütün meslek mensuplarının birlikte çalıştığı, strateji ürettiği, hastalıkların önceden uyarı, tanı ve daha sonra reaksiyon noktalarında hareket edilmesi gereken yaklaşım tek sağlık yaklaşımı. Uzun yıllardan beri tek sağlık ülkemizin gündeminde. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi bakanlıklarımızın çalışmaları var. Tek Sağlık Kurulu oluşturuldu. Biz de Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak orada temsil ediliyoruz. Tek sağlığın aktif edilmesi gerektiği noktasında hemfikir bütün kurum ve kuruluşlar. Bir an önce ’Tek Sağlık Yasası’nın çıkması gerekiyor. Dünyanın kabul ettiği bir şey var. Korunma tedaviden daha etkili ve ekonomiktir. Korunmayı çok az bütçelerle yapabilirsiniz ama tedaviyi çok daha fazla bütçelerle başaramayabilirsiniz" diye konuştu. "2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor" Veteriner hekimliğin hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan, sağlıklı toplum noktasında çalışmaları olan ve gıda güvenliğinin arzında önemli görevler üstlenen meslek grubu olduğunu vurgulayan Eroğlu, "Bilim adamları şöyle diyor, 2050 yılında eğer böyle giderse bilinçsiz antibiyotik kullanımı, gıdalarda antibiyotik kalıntıları, 2050 yılında yılda 10 milyon insanın antibiyotik direncinden hayatını kaybedeceği ifade ediliyor. Her yıl dünyada 2.7 milyar vaka yaklaşık 2.5 milyon insanın hayatını kaybediyor bu hastalıklar dolayısıyla. Mutlaka tek sağlığın uygulanması gerektiği, hastalık kontrol ve önleme merkezleri gibi ülkemizde de bir kontrol izleme merkezinin, bir yapının olması lazım. Biz ilgili makamlara bunu arz ettik. Tek sağlık kavramı ve işlevsel yapıların tanımlanması, değerlendirilmesi raporu, 2020 yılında COVID-19 dolayısıyla böyle bir çalışma yapılmıştı. Biz şunu arz ediyoruz, bu işlevsel yapının bir an önce faaliyete geçirmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Bahsettiğimiz yapı, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı" Tüberküloz, kuduz, kırım kongo kanamalı ateşi gibi insanlarda ölüme yol açan hastalıkların Türkiye’de görülmeye devam ettiğini hatırlatan Eroğlu, "Bahsettiğimiz yapının, Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı hastalık kontrol ve izleme merkezi olmalı. Hastalık kontrol ve izleme merkezinde erken uyarı, erken tanı ve erken reaksiyon sistemleri geliştirilecek. Hastalık etkenlerine karşı ne kadar kısa zamanda etkeni izole ederseniz, tanıyı koyarsanız, tanıya karşı da gerekli reaksiyonu gösterebiliyorsanız zamanında hastalık bir pandemi boyutuna varmadan, insanların hayatını etkilemeden önüne geçmiş olursunuz. Bu yapı, bütün bunları ortaya koymak suretiyle bunlara engel olacaktır" ifadelerini kullandı. "Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3’ü zoonotik hastalık" Dünya Tek Sağlık Günü olan 3 Kasım’da bir farkındalığın ortaya konulması gerektiğini ifade eden Eroğlu, "En azından yılda 1 defa bu konuya yoğunlaşmanın önemli, stratejik olduğunu ifade etmek isterim. Bu vesileyle de veteriner hekimlerin tek sağlıktaki önemli rollerini bir kez daha vurgulamak gerekiyor. İnsanlardaki hastalıkların yüzde 60’ından fazlası, gıdaya bağlı hastalıkların yüzde 95’i hayvansal gıdalardan, hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Her yıl tanımlanan 5 hastalığın 3 tanesi zoonotik dediğimiz hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar. Sağlık Bakanlığı’nın 50’den fazla ihbarı mecbur olarak ilan ettiği hastalıkların 26 tanesi zoonotik hastalık hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Tek sağlığın ortaya çıkmasının sebeplerinden bir tanesi de hızlı nüfus artışı. Bu nüfus artışına göre gıdaya ulaşmadaki sıkıntılar var. 1 milyara yakın insan temiz su bulamıyor. 8 milyar insanın 1 milyarı temiz suya ulaşamıyor. Bahsettiğimiz noktada gerekli tedbirler alınırsa insanlara bunlar söz konusu olmayacak. Dolayısıyla sağlıklı bir yaşam olmuş olacak" dedi.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:04
Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir"
Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, "Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı 26 bini aştı. Bir organ, üç hayat kurtarabilir" diyerek, 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası anlamlı bir çağrıda bulundu. 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında, Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, toplumda organ bağışı konusunda bilinçlenme ihtiyacını vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının 26 bini aşmasına rağmen yıllık organ bağış oranlarının hala yetersiz seviyede kaldığını belirten Uzm. Dr. Peker, "Her yıl milyonlarca insan organ nakline ihtiyaç duyarken, sadece binlercesi bu hayati tedaviyi alabiliyor. Organ bağışı, ölümün ardından bile bir kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Özellikle beyin ölümü tanısı konmuş hastalarda, organ bağışı ile birden fazla hayat kurtarılabilir" dedi. Egekent Hastanesinden organ bağışında gururlandıran başarı Uzm. Dr. Gökhan Peker, organ bağışının toplum sağlığı açısından önemini vurgulayarak, "Denizli Özel Egekent Hastanesi, organ bağışı çalışmalarından dolayı başarı belgesiyle ödüllendirildi. Bu, ekibimizin ve bölgedeki vatandaşlarımızın bu hayati konuya verdiği değerin bir göstergesi" ifadelerini kullandı. Organ bağışının sosyal ve aile bağları üzerindeki olumlu etkisine değinen Uzm. Dr. Gökhan Peker, "Organ bağışı, ölümü anlamlı bir şekilde dönüştürmenin en güzel yollarından biridir. Bir kişinin ölümü, başkaları için yeni bir hayat başlangıcı olabilir" diye konuştu. Organ bağış süreci hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gökhan Peker, son olarak, "Organ bağışı, toplumun dayanışma kültürünü güçlendirirken, aynı zamanda hayatta kalan bireylerin ailelerine de umut oluyor. Bu hafta, sevdiklerinize organ bağışı konusunda ne düşündüğünüzü söylemenin en uygun zamanı" diyerek, toplumun bu hayati konuya duyarlı olması çağrısında bulundu.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 10:09
BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm
Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, aft tedavisine yeni bir alternatif getiriyor. İnsan ağzı hücrelerinden elde edilen hidrojel yeni malzeme tasarımı sayesinde ağızdaki aftlar, lokal uygulama ile tedavi edilecek. Malzemenin diğer yöntemlere göre çok daha etkili olması ve hemen sonuç vermesi hedefleniyor. BTÜ’nün, "Ağız Ülserlerinin Tedavisine Yönelik, Biyouyumlu Polimer Tabanlı, Hücre Kültüründen Elde Edilen Hücresizleştirilmiş Ekstraselüler Matriks ve Antioksidan Destekli Hidrojel Yama Geliştirilmesi" başlıklı projesi, TUBİTAK 1002-A kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Çalışmanın yürütücülüğünü, YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı (DOSAİ) programı kapsamında BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü’nde görev yapan Dr. Halime Serinçay üstleniyor. Projede, Biyomühendislik Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Gökçe Taner, Dr. Öğretim Üyesi Münevver Müge Çağal ve Araştırma Görevlisi Kübra Bezir araştırmacı, yüksek lisans öğrencisi Hilal Akar ise bursiyer olarak yer alıyor. Yeni malzeme kısa ve etkili tedavi sağlayacak Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde görülen ağız aftlarının tedavisine yönelik çalışma ile ağız ülserlerinin (aft) lokal tedavisinde kullanılmak üzere insan vücuduyla uyumlu, yapışkan, antioksidan, mikropları öldüren ve yenileyici özelliklere sahip hidrojel temelli bir yama sistemi geliştirilmesi hedefleniyor. Aftların tekrarladığını ve kişinin yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle kısa sürede tedavisinin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Halime Serinçay, çalışma kapsamında aftların kısa ve etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacak malzemeyi üreteceklerini söyledi. Malzeme insan ağzı hücrelerinden elde edilecek Yürütücü Serinçay, insanın ağız hücrelerinden elde edilen hücresizleştirilmiş dokularla elde edilecek olan biyofonksiyonel hidrojelin doğal doku ortamını taklit ederek iyileşmeyi destekleyeceğini dile getirdi. Dr. Halime Serinçay, "Ayrıca son yıllarda etkileri ile dikkat çeken, yüksek antioksidan kapasitesiyle bilinen aronya meyvesi ekstraktı, lezyon bölgesinde oksidatif stresi azaltmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla formülasyona dâhil edilecektir" dedi. Piyasadaki ürünlerin etkisi düşük Dr. Halime Serinçay, aft tedavisinde yaygın olarak kullanılan sprey, gargara, solüsyon ve jel formlarının ağız içi uygulamalarda çeşitli dezavantajları olduğunu belirtti. Serinçay, "Ağız boşluğunun sürekli nemli ve hareketli yapısı nedeniyle sıvı formlar lezyon bölgesinde uzun süre tutunamamakta, bu da etkin maddenin etkisini azaltmaktadır. Jel formlar ise daha iyi tutunma sağlasa da, tükürükle seyrelerek genellikle 2-3 saat içinde ortamdan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle, yapışma kapasitesi yeterli, kaygan yüzeye karşı dayanıklı ve etkili bir formülasyon geliştirilmesinin önemli bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir" diye konuştu. Rektör Çağlar’dan tebrik BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, projenin BTÜ’nün bilimsel üretkenliğini yansıttığını belirterek, "Üniversitemiz bünyesinde gerçekleştirilen bu nitelikli çalışma, hem sağlık alanında önemli bir ihtiyaca çözüm sunmayı hem de yerli ve yenilikçi ürün geliştirmeyi hedefliyor. Araştırmacılarımızı bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, bu tür projelerin destekçisi olmaya devam edeceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. BTÜ olarak toplumun yaşam kalitesini artıracak çalışmalara öncülük etmekten gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:31
Hızlı konuşanlar dikkat
Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Dilvan Tekin, hızlı bozuk konuşmanın genellikle çocukluk döneminde fark edildiğini, fakat bazı bireylerde ergenlik veya yetişkinlikte belirginleştiğini söyledi. Hızlı bozuk konuşmalarda kişinin konuşma hızının kontrolsüz şekilde artması ve kelimeleri yutması ya da cümlelerin anlaşılırlığının azalması ile kendini gösteren bir akıcılık bozukluğu olduğunu anlatan Dilvan Tekin, kişi konuşurken çoğu zaman ne kadar hızlı konuştuğunun farkında olmadığını belirtti. Dilvan Tekin, "Hızlı bozuk konuşmanın kesin bir nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, nörolojik temelli olduğu düşünülür. Genellikle çocukluk döneminde fark edilir, fakat bazı bireylerde ergenlik veya yetişkinlikte belirginleşir. Bu durum yalnızca bir "hızlı konuşma alışkanlığı" değildir; altında dil planlama, dikkat süreçlerindeki zorluklar kişinin kendini ifade etmesi konusunda güçlükler yaşar. Bu yüzden birey, sosyal ortamlarda, iş yerinde ya da okulda iletişim kurmakta zorluk yaşayabilir. Toplumda bu konuda farkındalık oluşturmak çok önemli; çünkü hızlı bozuk konuşma bir "karakter özelliği" değil, terapiyle geliştirilebilir bir iletişim güçlüğüdür. Eğer siz de konuşurken kelimeleri yutuyor, çok hızlı konuştuğunuz için sık sık tekrar etmek zorunda kalıyorsanız, bu sadece ‘heyecan’ değil, hızlı bozuk konuşma olabilir. Bir uzmandan erken destek almak iletişim kalitesini ciddi şekilde arttırır" ifadelerini kullandı.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:30
Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sayar, Medıcal Point Gaziantep’te
Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sayar, Medıcal Point Gaziantep’te hasta kabulüne başladı. Medical Point Gaziantep Hastanesi, kadrosuna Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar’ı dahil etti. Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde hasta kabulüne başlayan Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar uzmanlık alanları arasında İntravitreal İğne Enjeksiyonları, Göz Kapağı Estetiği, Sarı Nokta Hastalığı Tedavisi, Üveit Hastalıkları Takibi, DSR Ameliyatı, Göz kapağı hastalıkları ve cerrahisi, Kuru göz takibi ve tedavisi, Diabete bağlı göz raahtsızlıkları, Pterjium ( Et Yürümesi) Tedavisi, Glokom Tedavisi, Medikal Retina Hastalıkları Tedavisi, Şaşılık Takibi ve Tedavisi, Korneal Halka Tedavisi, Crosslinking ( Işın tedavisi), Keratokonus Takibi ve Tedavisi, Fakik IOL İmplantasyonu, Akıllı Lens ve Torik Lens İmplantasyonu, Katarakt Ameliyatı, SMILE Lazer, Notouch Lazer ve i-Lasik bulunuyor.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:22
Önce bilgilendiler, sonra eğlendiler
Özel İmperial Hastanesi ve Umut ve Yaşam Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Kanserle Mücadelede Umut Işığında Daha da Güçleniyoruz" temalı toplantıda, meme kanserinde erken tanının önemi vurgulanırken, toplantı sonrası aralarında meme kanseri olan hastalar canlı müzik eşliğinde coşması renkli görüntüler oluşturdu. Toplantıda söz alan Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Topsakal, meme kanserine yönelik erken teşhisin önemine vurgu yaparken Özel İmperial Hastanesi doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aydın, "HPV Korunma Yolları" Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Adnan Çalık, "Erken Tanı; Meme ve Hayat Kurtarır!" Radyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Soytürk "Meme Kanseri Teşhisinde Mamografi ve Ultrasonografinin Yeri" üzerine kendi alanlarında sunum yaptı. Toplantının moderatörlüğünü Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki yaparken Baki, dünyada bu yıl 4 milyon kadının meme kanserine yakalanmasının beklendiğini söyledi. Baki, "Burada meme kanseri yakalanan hastalarımız var. Her dört dakikada bir kadın meme kanserine yakalanıyor. En fazla çalışılan kanser türü, yüzde 95 kurutabilen bir kanser türü. O bakımdan şanslıyız. Dünyada bu yıl yaklaşık 4 milyon kadının meme kanserine yakalanacağını bunun yaklaşık bir milyonu bu kanserden öleceği söylenmekte. Oysa erken teşhis edildiğinde son derece tedavi edilebilir bir hastalık" dedi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aydın, "HPV Korunma Yolları" üzerine sunum yaparak "En önemli durumlardan biri ne zaman bulaşmıştır. Çünkü hasta endişe içinde acaba şimdi mi oldu üç ay önce mi oldu bir yıl öncemi olmuştur. Normalde virüsle karşılaştıktan üç haftayla sekiz ay arasında ortaya çıkıyor. Bazı hastalarda hiç bir bulgu vermeyebilir. Kadınların yüzde 80’i yaşamlarının bir döneminde en az bir kez HPV virüsüne maruz kalmaktadır. Bunların yüzde 20 sinde HPV görülür. HPV virüsüne maruz kalmak servix kanser riskini yüzde 40 artırır. 250 den fazla çeşidi vardır" diye konuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Çalık, meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek "Meme kanserleri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Yaklaşık kanser türlerinin yüzde 45’i. Bunu çok ciddiye almak lazım. Meme kanseri, erken tanındığında tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Her kadının kendi sağlığını önemsemesi, en güçlü korunma yoludur. Her 8 kadından biri yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka tespit ediliyor. Erken tanı konulan kadınların yüzde 90’ı tamamen iyileşiyor" şeklinde konuştu. Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Soytürk ise erken teşhisin önemine vurgu yaparak "Erken dönemde teşhis önemli. Zaten geç dönemde bunu teşhis etmek hiç de zor değil. Erken meme kanseri teşhisinde halen daha ultrasyondan üstü emardan (MR) üstü kolay uygulanabilir bir tetkik. Mamografi meme kanserinin erken teşhisinde yararı gösterilmiş tek görüntüleme yöntemidir. Tarama amaçlı mamografinin mortaliteyi ortalama yüzde 3 oranında azalttığı kabul edilmektedir. US’nin tarama amaçlı kullanımı hastaya yarar sağlamadığı gibi yalancı bir güven verebileceği için zarar da verebilir" ifadelerini kullandı. Toplantının ardından canlı müzik eşliğinde eğlenceli vakit geçiren hastalar, renkli görüntüler oluşturdu. Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki, eğlence sayesinde hastaların moralli bir şekilde toplantıdan ayrıldıklarını kaydederek "Hastalarımızla birlikte güzel eğlenceli günümüzü taçlandırmak istedik. Hasan Şılbır saz heyetine teşekkür ediyorum...Gelenlerin yaklaşık yüzde 50’si kanser hastasıydı. Müzikle birlikte eğlendiler. Toplantı kısmı da son derece güzel oldu. Çok verimli bir toplantı oldu. Moralleri harikaydı herkes buradan mutlu olarak ve bilgili olarak ayrıldı" dedi. Orkestra solistlerinden Hasan Şılbır da "Bütün sosyal sorumluluk projelerinde varız. Burada herhangi maddiyat gözetmeden varız. Buradakiler hastalıkla uğraşan insanlar bu hastalıklarını bir nebze olsun hafifletmek, unutturmak adına ekibimle beraber onlara güzel bir vakit geçirmek farklı bir ortam oluşturmak en azından hastalık ortamından hastane ortamından uzak bir atmosferde onları buluşturmak için buradayız" diye konuştu.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:14
Parkinson hastası: "Yeniden yürümek çok güzel"
Adana’da Prof. Dr. Orhan Şen tarafından belinden ameliyat edilen 54 yaşındaki Parkinson hastası kadın, ameliyattan önce kaplumbağa gibi yürüdüğünü, ameliyattan sonra normale döndüğünü belirterek, "Yeniden yürümek çok güzel, anlatamam" dedi. Parkinson hastası 54 yaşındaki Necla Sarıhan, uzun süredir çok yavaş yürüme, bir yerden bir yere giderken çok fazla yorulma şikayetiyle birçok hastaneye gitti. Ancak Sarıhan, hem yaşından dolayı hem de hastalığından dolayı doktorlar tarafından ameliyatı riskli bulunduğu için bir türlü sağlığına kavuşamadı. Adana’da Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’i bulan Sarıhan, tedaviye başlayarak ameliyat oldu. Prof. Dr. Şen, yaşanan süreci şöyle anlattı: "Hastamız 54 yaşında, ayakta duramama ve yürüyememe şikayetiyle bana başvurdu. Aynı zamanda 7 yıldır Parkinson hastası ve tedavi görüyor. Son birkaç yıldır bir odadan diğer odaya gidişi 3 dakikayı bulurken, şu an bir koltuktan diğerine geçecek kadar bile ayakta duramıyormuş. Parkinson hastaları zaten yavaş yürürler. Küçük adımlarla yürümeye razıymış ama artık onu da kaybetmiş. Şehir şehir doktor gezmişler. ’Parkinson hastalığın var, ameliyat olamazsın’ demişler. Bana geldiklerinde, ’Parkinson hastası olmanız ameliyata engel değil’ dedim. Kardiyoloji, nöroloji ve anestezi uzmanı meslektaşlarıma göstereceğimi, eğer onlar da ameliyat için uygun görürse eskiden razı olduğu Parkinson yürüyüşüne tekrar kavuşabileceğini, rahat yürüyebileceğini söyledim. Hasta ve ailesi buna ikna oldu. İlgili tetkikleri yaptırdıktan sonra 3 ay önce mikro cerrahi yöntemle ameliyatını yaptık. Belinde kanal darlığı vardı. Yürüyememesinin asıl sebebi buydu. Şu an aradan 3 ay geçti ve gayet rahat yürüyor." Genç meslektaşlarına mesaj da veren Şen, "Farklı rahatsızlıkları olabilir ancak bu kişiler Parkinson hastasıysa, nöroloji, kardiyoloji ve anestezi uzmanlarının onayını almadan ’ameliyat olamazsınız’ demeyin. İnsanların geleceğiyle oynamayın" diyerek öneride bulundu. "Yeniden yürümek çok güzel" Tedavisi yapılan Necla Sarıhan ise, "Parkinson hastasıydım ve yürüyemiyordum. Yürümekte zorluk çekiyordum ama artık iyiyim. Doktor beyin sayesinde ameliyattan sonra düzeldim. Çok doktora gittim ama ’yatakta kalırsın, ameliyat olamazsın’ dediler. Önceden kaplumbağa gibi küçük adımlarla yürüyordum ama artık kendi işlerimi yapabiliyorum. Yeniden yürümek çok güzel, anlatamam yani" diye konuştu.
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:08
Çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve morluklar löseminin ilk sinyali olabilir
Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Ömer Doğru, çocukluk çağı lösemisinde erken belirtilerin dikkatle gözlenmesinin erken tanı ve başarılı tedavi için büyük önem taşıdığı konusunda ailelere uyarılarda bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Ömer Doğru, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hastalığın belirtileri ve tedavi süreci hakkında merak edilenleri yanıtlayan Dr. Doğru, uzun süren belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlattı. "Belirtiler uzun sürüyorsa doktora başvurulmalı" Çocukların zaman zaman yorgun ya da isteksiz olabileceğini ifade eden Dr. Doğru, "Bazı belirtiler uzun süre devam ediyorsa, bunları göz ardı etmemek gerekiyor. Çocukluk çağı lösemisinde en sık görülen erken belirtiler arasında halsizlik, oyun oynamaya isteksizlik, iştahsızlık, solukluk, vücutta kolay morarma, diş eti kanamaları ve tekrarlayan enfeksiyonlar yer alıyor" dedi. "Basit bir kan testiyle anlaşılabilir" Lösemi belirtilerinin çoğu zaman sıradan hastalıklarla karıştırılabildiğini söyleyen Dr. Doğru, "Ancak bu şikayetler uzun sürdüğünde ya da çocuğun günlük hayatını etkilemeye başladığında mutlaka bir doktora başvurulmalı. Basit bir kan testiyle lösemi şüphesi ortaya konabilir ve gerekli yönlendirmeler yapılabilir" diye konuştu. "Tedavide yüz güldüren gelişmeler var" Lösemi tedavisinde yüz güldüren gelişmeler yaşandığını aktaran Dr. Doğru, "Bugün çocukluk çağı lösemisi, geçmişe göre çok daha yüksek oranda tedavi edilebiliyor. Modern kemoterapi protokollerine ek olarak hedefe yönelik immünoterapiler, akıllı ilaçlar ve gerektiğinde kök hücre nakli sayesinde lösemi hastalarının büyük çoğunluğu tamamen sağlığına kavuşabiliyor" şeklinde konuştu. Dr. Doğru, lösemide erken tanı ve düzenli tedavi ile çocukların hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebileceğini sözlerine ekledi. "Ailelerin dikkati hayat kurtarabilir" Ailelerin rolüne değinen Dr. Doğru, "Ebeveynlerin çocuğundaki küçük değişiklikleri önemsemesi, sürecin erken yakalanmasında kritik rol oynuyor. Uzun süren halsizlik, oyun isteğinde belirgin azalma, tekrarlayan enfeksiyonlar ya da vücutta açıklanamayan morluklar gibi belirtiler gözlemlendiğinde bir sağlık kuruluşuna başvurulması, erken teşhis ve tedavide hayat kurtarıcı olabiliyor. Unutmayın, çocukluk çağı lösemisi erken fark edildiğinde ve uygun tedaviyle çoğu zaman tamamen iyileştirilebilir bir hastalıktır" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder