SAĞLIK
05 Nisan 2026 Pazar - 13:14 Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Eser Akkuş, bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getirdiğini belirterek, "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" dedi. Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getiriyor. Özellikle çocuklarda sıkça görülen bahar alerjileri, erken önlem alınmadığında daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Eser Akkuş aileleri uyardı. "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" Doğa yeşillenirken havada uçuşan polenlerin, özellikle çocuklarda bahar alerjisini tetiklediğini ifade eden Akkuş, "Her yıl bahar aylarında çocuk polikliniklerinde alerjik rinit (saman nezlesi) ve alerjik astım şikayetlerinde belirgin artış gözleniyor. Baharda ağaç ve çimen polenleri yoğunlaştığında çocuklarda ardı ardına hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı, burun ve göz kaşıntısı, sulanan gözler, öksürük ve yorgunluk gibi belirtiler sıkça görülüyor. Bahar mevsimi birçok aile için keyifli bir dönem olsa da, polen alerjisi olan çocuklar için zorlu geçebilir. Doğa uyanırken, baharın müjdecisi olarak kabul edilen çiçekler ve yeşillik aslında binlerce çocuğun sağlığını tehdit eder. Havada milyonlarca polen tanesi uçuşurken, özellikle alerjik bünyeli çocuklar için bahar ayları zorlu bir döneme dönüşür. Her yıl mart ayından itibaren çocuk polikliniklerine başvuran alerjik rinit ve astım vakalarında önemli ölçüde artış gözlenir" ifadelerini kullandı. "Belirtiler hafife alınmamalı" Ardışık hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı ve burun tıkanıklığı, burun, göz, boğaz ve damakta kaşıntı, sulanan ve kızaran gözler, kuru öksürük, hırıltı ve nefes darlığı (astım atağı belirtisi olabilir), yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku sorunları en sık görülen belirtiler arasında olduğunu dile getiren Akkuş, "Erken tanı ve doğru korunma yöntemleriyle çocukların bahar aylarını keyifle geçirmeleri mümkün. Ailelerin çocuğunda bahar belirtileri fark ettiğinde ’geçer’ diye beklememesi, mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Çünkü tedavi edilmeyen alerjik rinit, özellikle çocuklarda astım gelişimine zemin hazırlayabilir. Özellikle ailesinde alerji öyküsü olan, astımlı veya atopik bünyeli çocuklar risk grubundadır" diye konuştu. "Ailelere 7 pratik korunma önerisi" "Polenlerin en yoğun olduğu sabah erken saatleri ve akşamüstü dışarı çıkmayı sınırlayın" diyen Akkuş, "Eve geldikten sonra çocuğun kıyafetlerini değiştirin, saçını ve yüzünü yıkayın. Ev ve araç pencerelerini kapalı tutun, gerekirse hava temizleyici veya polen filtreli klima kullanın. Çocukların gözlük takmasını ve dışarıda maske kullanmasını teşvik edin. Nevresim ve çarşafları sık yıkayın, halı ve peluş oyuncakları azaltın. Belirtiler başladığında vakit kaybetmeden çocuk hastalıkları uzmanına başvurun. Doktor önerisiyle antihistaminik damla veya spreyler ile burun kortizon spreyleri gibi tedaviler erken dönemde başlanabilir. Gerekli görülen vakalarda alerji aşısı (immünoterapi) uzun vadeli çözüm sunar" ifadelerini kullandı. "Beslenme büyük rol oynuyor" Vücuttaki iltihabı azaltan anti-enflamatuar beslenme yaklaşımı, bağışıklık sistemini dengeleyerek hapşırma, burun akıntısı, göz kaşıntısı ve astım ataklarını hafifleteceğini söyleyen Akkuş, "Özellikle omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık, ceviz ve keten tohumu, C vitamini yüksek taze meyve-sebzeler; probiyotik kaynakları ve antioksidanlar tüketmek faydalıdır. Öte yandan işlenmiş gıdalar, şeker ve kızartmalar inflamasyonu artırarak semptomları kötüleştirebilir. Çocuklarda bahar alerjisinde sağlıklı ve dengeli beslenme, sadece semptomları baskılamakla kalmaz, bağışıklık sistemini güçlendirerek uzun vadede daha dirençli bir bünye oluşmasına da katkı sağlar" diye konuştu.
05 Nisan 2026 Pazar - 10:49 Diyetle incelmeyen bacaklar, lipödem işareti olabilir Lipödem, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman "bölgesel kilo" ya da "selülit" sanılarak gözden kaçan kronik ve ilerleyici bir hastalık. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, erken tanının hastalığın seyrini değiştirdiğini vurguladı. Diyet ve egzersize rağmen özellikle bacaklarda incelme olmamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Büyükkömürcü, doğru planlanmış fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lipödemin kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabildiğini ifade etti. Lipödemin, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, hastaların yıllarca bu tabloyu "bölgesel kilo" ya da "selülit" olarak değerlendirdiğini söyledi. Lipödemin klasik kilo artışıyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Büyükkömürcü, "Lipödem çoğunlukla kadınlarda görülen, özellikle kalça, bacak ve bazen kollarda simetrik yağ dokusu artışıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Ancak bu yağlanma klasik kilo artışından tamamen farklıdır. Obezitede yağ dokusu vücudun her yerine dağılırken, lipödemde gövde genellikle daha ince kalır, bacaklar belirgin şekilde kalınlaşır. Bununla birlikte hastalarda dokunmakla ağrı, hassasiyet ve kolay morarma sık görülür. En çarpıcı noktalardan biri ise, diyet ve kilo verme çabalarına rağmen özellikle alt ekstremitedeki hacmin değişmemesidir" dedi. En büyük sorunlardan biri geç tanı Lipödemin en büyük sorunlarından birinin geç tanı olduğunu belirten Büyükkömürcü, sürecin neden geciktiğini şöyle anlattı: "Lipödem çoğu zaman ’bölgesel kilo’, ’genetik kalın bacak yapısı’ ya da ’selülit’ olarak değerlendirilir. Bu nedenle hem hastalar hem de sağlık sistemi içinde fark edilmesi gecikir. Toplumda bilinirliğinin düşük olması ve obezite ile sık karıştırılması, tanının çoğu zaman ileri evrelere kadar konulamamasına yol açar." Hastalığın özellikle kadınları etkilediğini belirten Büyükkömürcü, "Lipödem neredeyse tamamen kadınlarda görülür. Genellikle ergenlik, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişim dönemlerinde ortaya çıkar ya da belirgin hale gelir. Ayrıca ailesel yatkınlık oldukça belirgindir, aynı ailede benzer bacak yapısına sahip kadınların olması sık karşılaştığımız bir durumdur" diye konuştu. İlk belirtiler çoğu zaman gözden kaçıyor Hastalığın erken döneminde ortaya çıkan bulguların çoğu zaman önemsenmediğini vurgulayan Büyükkömürcü, şu ifadeleri kullandı: "Erken dönemde bacaklarda orantısız kalınlaşma, gün içinde artan dolgunluk ve ağırlık hissi, dokunmakla hassasiyet, kolay morarma ve ciltte portakal kabuğu görünümü gibi bulgular ortaya çıkar. Ancak bu dönemde ödem çok belirgin olmayabilir. Bu da hem hastalar hem de hekimler açısından tanıyı zorlaştırır. ’Diyet yapıyorum ama bacaklarım incelmiyor’ ifadesi lipödem hastalarının en sık dile getirdiği şikâyetlerden biridir. Kişi kilo verir, üst vücut incelir, ancak bacaklardaki hacim belirgin şekilde değişmez. Bu durum lipödem açısından önemli bir uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir." Lipödem ile lenfödem en çok karıştırılan iki hastalık İki hastalığın sık karıştırıldığını belirten Büyükkömürcü, "Lipödemde yağ dokusu artışı ön plandadır ve ayaklar genellikle etkilenmez. Ağrı ve hassasiyet belirgindir. Lenfödemde ise lenf sıvısının birikimi söz konusudur, ayaklar da şişer ve daha sert, basmakla çukurlaşan bir ödem görülür. İleri evre lipödemde lenfödem de tabloya eklenebilir" ifadelerini kullandı. Büyükkömürcü, lipödemin ilerleyici bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Tedavi edilmediğinde yağ dokusu artışı devam edebilir, hareket kısıtlılığı gelişebilir, ağrı ve hassasiyet artabilir. Cilt altı dokuda nodüler yapılar oluşarak zamanla fibrotik sertleşmeler gelişebilir. Cilt yüzeyinde düzensizlik ve portakal kabuğu görünümü belirginleşebilir. İleri evrede lenfödem tabloya eklenebilir. Bu durum yalnızca estetik bir sorun olmaktan çıkar, hastanın günlük yaşamını ve hareket kapasitesini ciddi şekilde etkileyen kronik bir tabloya dönüşebilir" dedi. Hormonlar, seyrini doğrudan etkiliyor Lipödemde hormonal etkinin belirleyici olduğunu Büyükkömürcü, şu bilgileri verdi: "Östrojen, yağ dokusunun vücuttaki dağılımını doğrudan etkiler. Bu hormonun etkisiyle alt ekstremitedeki yağ hücreleri daha kolay büyür, sıvı tutma eğilimi artar ve damar geçirgenliği yükselir. Bu da dokuda hassasiyet ve ödem gelişmesine yol açar. Öte yandan lipödem tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değildir. Ancak doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Manuel lenf drenajı ile lenfatik dolaşımı uyarılararak sıvı birikimi azaltılabilir. Kompresyon tedavileri ve bandajlama ile dokuya dışarıdan destek sağlanabilir. Kişiye özel egzersiz programları ile kas pompası aktive edilerek, dolaşım artırılır. Özellikle sertleşmiş ve nodüler dokularda ESWT yani şok dalga tedavisi önemli bir destekleyici seçenek olarak öne çıkmaktadır. Liposuction uygun hastalarda etkili bir seçenek olabilir. Ancak cerrahi, ileri evre hastalarda ve konservatif tedavilere yanıt alınamayan durumlarda, doğru hasta seçimi yapılarak gündeme gelmelidir." Egzersiz, dolaşımı düzenlemek için yapılmalı Egzersizin rolüne dikkat çeken Büyükkömürcü, "Yüzme ve su içi egzersizler, hidrostatik basınç etkisi sayesinde doğal bir kompresyon sağlar ve ödem kontrolünde oldukça etkilidir. Bunun yanında tempolu yürüyüş, bisiklet ve düşük etkili kuvvet egzersizleri de önerilmektedir. Düzenli egzersiz ile kas pompası aktive olur, dolaşım artar, sıvı birikimi azalır ve ağrı kontrol altına alınabilir. Lipödemde egzersizi ‘yağ yakmak’ değil ‘dolaşımı düzenleyen bir tedavi aracı’ olarak görmek gerekir" diye konuştu. Beslenmenin rolüne değinen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, şu değerlendirmede bulundu: "Beslenme doğrudan tedavi edici değildir ancak hastalığın seyrini etkileyen önemli bir faktördür. Akdeniz tipi beslenme ve düşük karbonhidrat temelli yaklaşımlar inflamasyonu azaltıcı etkileri nedeniyle öne çıkar. Bu sayede hassasiyet, ödem ve ağrı gibi şikâyetlerde azalma sağlanabilir."
Ruh Sağlığı Merkezi 211 hastanın tedavi süreçleriyle yakından ilgileniyor
04 Kasım 2025 Salı - 10:43 Ruh Sağlığı Merkezi 211 hastanın tedavi süreçleriyle yakından ilgileniyor Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine bağlı olarak 1 yıldır açılan Diclekent Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, 211 hastanın tedavi süreçleriyle yakından ilgilenerek hastaların toplum içerisinde sosyal olarak rehabilitasyonlarını sağlıyor. Diclekent Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, 1 yıl önce Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine bağlı olarak merkez Kayapınar ilçesinde açılarak hizmet vermeye başladı. Merkez, başvuran 211 hastanın yakın takibini yaparak toplum içerisinde sosyal olarak rehabilitasyonlarını sağlıyor. Merkezin psikiyatri uzmanı Dr. Handan Uysal Koç, toplum ruh sağlığı merkezlerinde şizofren, bipolar gibi kronik ruhsal hastaların takiplerini yaptıklarını söyledi. Burada psikiyatri uzmanı, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, ergoterapisti ve usta öğreticilerle hastalara hizmet vermekte olduklarını belirten Koç, hastaların burada randevu almadan düzenli olarak doktor kontrolüne gelmekte olduğunu, ilaç takiplerini burada yaptıklarını ifade etti. Koç, onun dışında her hastanın bir vaka yöneticisi olduğunu kaydederek, "Hastalarla düzenli olarak görüşmeler yapılmakta. Halk eğitim merkezi tarafından görevlendirilen usta öğreticilerimiz hastalarımıza resim, sanat, spor alanlarından günlük etkinlikler yapmakta. Bu şekilde hastaların toplum içerisinde sosyal olarak rehabilitasyonlarını sağlamaktayız" dedi. Hastalara ev ziyaretleri yaptıklarını aktaran Koç, "Hastalarımızı ev ortamında görerek ona göre değerlendiriyoruz. Belli aralıklarla hastalara psiko eğitimler düzenliyoruz. Sadece hastaya değil, hasta yakını da bu hastalı süreciyle ilgili bilgilendirmeler yapıyoruz. Diclekent Toplum Ruh Sağlığı Merkezi yaklaşık 1 yıldır hizmet vermekte, 211 hastaya hizmet vermekteyiz. Önce bir hekim tarafından görüşme yapılır, eğer uygun tanılı ise hastaya bir dosya açıyoruz. Hastaları, aile hekimleri yönlendirebilir, psikiyatri kliniklerinde taburcu olduklarında ya da psikiyatri uzmanlarında muayeneleri sırasında da uzmanlarımız buraya da yönlendirebiliyor. Kendileri rahatlıkla gelip başvurabilirler" diye konuştu. "Hasta, kayıtlı olduktan sonra istediği sürece takiplerini yapabiliriz" Hastaları burada mutlaka gördüklerini, ilaç takiplerini doktorların yaptığını kaydeden Koç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Bu şekilde düzenli bir takip yapıldığı için hastanın yatışları, hastaların atak dönemleri de bu şekilde azaltılmış oluyor. Hasta, kayıtlı olduktan sonra istediği sürece ömrünün sonuna kadar takiplerini yapabiliriz. Şizofreni tanılı bir hastamız vardı. Geçen yıl burada kaydı yapıldı. Hiç evden çıkmayan bir hastayken, şu an buraya düzenli olarak her gün gelip resim derslerine, müzik etkinliklerine katılmakta."
Op. Dr. Akgün Sayar’dan akıllı ve torik lens implantasyonu başarıları
04 Kasım 2025 Salı - 10:36 Op. Dr. Akgün Sayar’dan akıllı ve torik lens implantasyonu başarıları Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, özellikle katarakt ve görme kusurları bulunan hastalarda uyguladığı Akıllı Lens ve Torik Lens İmplantasyonu operasyonlarıyla dikkat çekti. Op. Dr. Sayar, "Akıllı lensler, katarakt ameliyatı sırasında hastanın kendi merceği yerine yerleştirilen, uzak, orta ve yakın mesafede net görüş sağlayabilen gelişmiş göz içi lenslerdir. Bu sayede hastalar, ameliyat sonrası gözlük veya kontakt lense ihtiyaç duymadan günlük yaşamlarına konforla devam edebiliyorlar" dedi. Op. Dr. Sayar, "Akıllı lensler, yalnızca katarakt hastalarında değil, gözlük veya kontakt lens bağımlılığından kurtulmak isteyen kişilerde de etkili bir çözüm olarak öne çıkıyor. Trifokal özellikleri sayesinde birden fazla odakta net görüş sağlayan bu lensler, özellikle yakın, orta ve uzak görme sorunlarını aynı anda ortadan kaldırabiliyor" şeklinde konuştu. "Lens seçimini kişiye özel çok hassas bir planlamayla yapıyoruz" Lens seçimini kişiye özel çok hassas bir planlamayla yaptıklarını söyleyen Op. Dr. Akgün Sayar, "Astigmat problemi yaşayan kişiler için geliştirilen Torik Lensler, göz merceğindeki eğrilikleri düzelterek görüntülerin daha net algılanmasını sağlıyor. Bu sayede hastalar hem katarakt tedavisinden faydalanıyor hem de astigmat kaynaklı bulanıklıklardan kurtuluyor. Her hastanın göz yapısı farklıdır. Bu nedenle lens seçimini kişiye özel çok hassas bir planlamayla yapıyoruz. Uygun adaylarda sonuçlar son derece başarılı oluyor ve hastalar kısa sürede net bir görüşe kavuşuyor" ifadelerini kullandı. "Kısa sürede net görüş, uzun süreli konfor" Op. Dr. Akgün Sayar, "Göz içi lens implantasyonu, modern cerrahi tekniklerle dakikalar içinde tamamlanabilen bir işlem. Ameliyat sonrası iyileşme süreci oldukça hızlıdır ve hastalar genellikle birkaç gün içinde günlük aktivitelerine dönebilmektedir" diye konuştu.
Niğde’de vatandaşlara organ bağışının önemi anlatıldı
04 Kasım 2025 Salı - 10:27 Niğde’de vatandaşlara organ bağışının önemi anlatıldı 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinliklerle organ bağışının önemi anlatılıyor. Niğde’de kurulan organ bağışı standında; vatandaşlara organ bağışı süreci ve önemi hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü personelleri tarafından gerçekleştirilen bilgilendirme çalışmalarıyla, vatandaşların organ bağışı konusunda farkındalık kazanması ve gönüllü bağışçı sayısının artırılması hedefleniyor. Organ bağışında bulunmak isteyen ya da konu hakkında bilgi almak isteyen tüm vatandaşlar, hafta boyunca kurulan stantlara davet edildi. Niğde İl Sağlık Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Doğan Bahadır İnan; organ bağışının insana verilmiş en büyük hediyelerden biri olduğunu belirterek yaptığı açıklamada, "Bağışlanan her organ, bekleyen bir hastaya umut, bir aileye yeniden yaşam sevinci demektir. Ülkemizde binlerce vatandaşımız organ nakli beklemekte. Oysa hepimizin elinde bu umudu gerçeğe dönüştürebilecek bir güç var o da organ bağışı" dedi. Dr. İnan; organ bağışının sadece bir sağlık hizmeti değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın, insan sevgisinin ve merhametin en güzel örneği olduğunu belirterek, "Bir kişinin alacağı karar, birçok hayata dokunabilir. Bir kalp bir canı, bir karaciğer başka bir canı, iki böbrek iki farklı insanı yeniden hayata bağlayabilir" ifadelerini kullandı. İnan; "Unutmayalım ki, bağışlanan her organ filizlenen yeni bir yaşamdır. Niğde halkına bu konuda gösterdiği duyarlılıktan dolayı teşekkür ederim. Yaşarken de, vefat ettikten sonra da insanlara umut olabilmek, bırakabileceğimiz en anlamlı mirastır" diye konuştu. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası boyunca kent genelinde düzenlenecek çeşitli etkinliklerle vatandaşları bilgilendirmeye ve organ bağışının önemini anlatmaya devam edeceği belirtildi.
KBB Uzmanı Özbay: "Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonları diğer mevsimlere göre biraz daha sık görülmektedir"
04 Kasım 2025 Salı - 10:26 KBB Uzmanı Özbay: "Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonları diğer mevsimlere göre biraz daha sık görülmektedir" Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonlarının diğer mevsimlere göre daha sık görüldüğünü belirten Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, hastalıkların bulaşmaması için hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Elazığ Medilines Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, mevsim geçişlerin sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları hakkında açıklamalarda bulundu. Üst solunum yolunun bulaşıcı bir hastalık olduğunun altını çizen Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, "Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonları diğer mevsimlere göre biraz daha sık görülmektedir. Bu özellikle üst solunum yolundaki organların bir şekilde hastalanması tepkisi sonucunda belirtiler görülmektedir. Burun akıntısı, kaşıntı, gözlerde sulanma, boğaz ağrısı ve ateş yükselmesi gibi belirtilerle seyretmektedir. Bunların tedavisi genellikle septomatik dediğimiz belirtilere yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Çünkü bunların ekseriyâ sebebi virüslere bağlı hastalıklar olmaktadır. Bu nedenle antibiyotikler hastaların tedavisinde önemli ölçüde kullanılmamaktadır ama çok ilerlemiş vakalarda viral enfeksiyona bir bakteri eklenmişse antibiyotik kullanımı olmaktadır. Hastalıkların bulaşmaması için hijyen kurallarına ciddiyetle dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle ortak kullanılan malzemelerin kullanılmasında dikkatli olmak, yine ortak kullanılan kapı kolu, merdiven ve asansör düğmeleri gibi yerlere elle çok dokunmamak dokununca da hemen dezenfektan kullanmalıyız. Yakın temas yapmamak gibi şeyler hastalıkları önemli ölçüde engellemektedir. Ayrıca maskenin de ciddi derecede koruyucu olduğunu da biliyoruz. Ağrı kesiciler, vitaminler, taze sebze ve meyve tüketimi, ılık su ve sıvı gıdaların bol alımıyla bu tedaviler yapılabilmektedir. Bunlara rağmen ateş, öksürük ve balgam şikayetleri ileri derecede artmışsa hastane tedavisi için uzman doktora müracaat etmeleri gerekmektedir" ifadelerini kullandı.
KBB Uzmanı Özbay: "Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonları diğer mevsimlere göre biraz daha sık görülmektedir"
04 Kasım 2025 Salı - 10:23 KBB Uzmanı Özbay: "Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonları diğer mevsimlere göre biraz daha sık görülmektedir" Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonlarının diğer mevsimlere göre daha sık görüldüğünü belirten Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, hastalıkların bulaşmaması için hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Elazığ Medilines Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, mevsim geçişlerin sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları hakkında açıklamalarda bulundu. Üst solunum yolunun bulaşıcı bir hastalık olduğunun altını çizen Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, "Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonları diğer mevsimlere göre biraz daha sık görülmektedir. Bu özellikle üst solunum yolundaki organların bir şekilde hastalanması tepkisi sonucunda belirtiler görülmektedir. Burun akıntısı, kaşıntı, gözlerde sulanma, boğaz ağrısı ve ateş yükselmesi gibi belirtilerle seyretmektedir. Bunların tedavisi genellikle septomatik dediğimiz belirtilere yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Çünkü bunların çoğunlukla sebebi virüslere bağlı hastalıklar olmaktadır. Bu nedenle antibiyotikler hastaların tedavisinde önemli ölçüde kullanılmamaktadır ama çok ilerlemiş vakalarda viral enfeksiyona bir bakteri eklenmişse antibiyotik kullanımı olmaktadır. Hastalıkların bulaşmaması için hijyen kurallarına ciddiyetle dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle ortak kullanılan malzemelerin kullanılmasında dikkatli olmak, yine ortak kullanılan kapı kolu, merdiven ve asansör düğmeleri gibi yerlere elle çok dokunmamak dokununca da hemen dezenfektan kullanmalıyız. Yakın temas yapmamak gibi şeyler hastalıkları önemli ölçüde engellemektedir. Ayrıca maskenin de ciddi derecede koruyucu olduğunu da biliyoruz. Ağrı kesiciler, vitaminler, taze sebze ve meyve tüketimi, ılık su ve sıvı gıdaların bol alımıyla bu tedaviler yapılabilmektedir. Bunlara rağmen ateş, öksürük ve balgam şikayetleri ileri derecede artmışsa hastane tedavisi için uzman doktora müracaat etmeleri gerekmektedir" ifadelerini kullandı. (MK-CK-
Bayburt Devlet Hastanesine son teknoloji MR cihazı kazandırıldı
04 Kasım 2025 Salı - 10:12 Bayburt Devlet Hastanesine son teknoloji MR cihazı kazandırıldı Bayburt Devlet Hastanesine kazandırılan son teknoloji Manyetik Rezonans (MR) cihazı, düzenlenen törenle hizmete alındı. Bayburt’ta hizmete giren Sola model MR cihazının 70 santimetre geniş gantri çapına sahip olduğu, bu sayede hastalara yüksek konfor sunduğu belirtildi. Cihazın özellikle kilolu hastalar ve MR korkusu yaşayan kişiler için ayrıcalıklı bir deneyim sağladığı ifade edildi. Yapay zekâ destekli yazılımı sayesinde çok daha net ve kaliteli görüntüler elde edildiği, özellikle prostat MR ve meme MR gibi küçük FOV (görüş alanı) çekimlerinde daha detaylı sonuçlar alındığı kaydedildi. 48 kanallı yapısı ve birçok dedike (özel) bobinle donatılan cihazın, birçok özellikleriyle sınıfının en ileri modellerinden biri olduğu belirtildi. Yeni MR cihazının tüm tetkikleri kusursuz bir şekilde görüntüleyip işleyebilme kapasitesine sahip olduğu vurgulandı. Törende konuşan Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, yeni cihazın kente kazandırılmasının sağlık hizmetleri açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Eldivan, "Bugün Bayburt’un sağlık altyapısı adına gurur duyulacak bir yatırımın açılışını gerçekleştiriyoruz. Son teknolojiye sahip bu MR cihazı sayesinde vatandaşlarımız çevre illere sevk edilmeden, daha hızlı, kaliteli ve konforlu bir sağlık hizmeti alabilecek. İlimize kazandırılan bu önemli cihazın alınmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. Yeni MR cihazının hizmete alınmasıyla birlikte vatandaşlar tanı ve teşhis süreçlerinde çok daha kısa sürede sonuç alabilecek, sağlık hizmeti kalitesi de önemli ölçüde artacak.
Dolandırıcı sanıp reddetti, doktoru görüntülü arayınca böbrek nakline ikna oldu
04 Kasım 2025 Salı - 10:10 Dolandırıcı sanıp reddetti, doktoru görüntülü arayınca böbrek nakline ikna oldu Yüksek tansiyona bağlı gelişen böbrek yetmezliği nedeniyle 8 yıl boyunca diyalize giren 62 yaşındaki Hataylı Nursel Demirel, hastaneden gelen telefonda ’bağış böbrek çıktı’ haberini veren görevliyi dolandırıcı sanarak reddetti. Görevli ısrarla arayınca polise gitmeye karar veren Demirel, doktorunun kendisini görüntülü aramasıyla gerçeği anlayıp nakil için hastaneye gitti. Ankara’dan gönderilen yüzde yüz uyumlu böbrek, İzmir’deki Acıbadem Kent Hastanesi’nde başarıyla nakledildi. Depremzede olan ve uzun yıllardır böbrek nakli bekleyen Nursel Demirel, Hatay’ın Defne ilçesinde ayakkabı mağazası işletirken Covid-19 salgını döneminde İzmir’e yerleşti. İki çocuk, dört torun sahibi Demirel, salgın sonrası tekrar memleketine gidip gelmeye başladı. Ancak 6 Şubat depremi öncesinde İzmir’e dönmesi onu felaketten korusa da, ailesinden ve dostlarından çok sayıda kayıp verdi. Evi ve dükkanı da yıkılan Demirel, diyaliz tedavisini sürdürürken 3 yıl önce Acıbadem Kent Hastanesi’ne başvurarak kadavra listesine adını yazdırdı. Dolandırılma korkusuyla nakil şansını reddetti Telefonla bağış böbrek bulunduğu haberi verilince Demirel, bunu dolandırıcıların yeni bir tuzağı sandı. Daha önce yakın bir arkadaşının yönlendirmesiyle dolandırılan Demirel, o anı şöyle anlattı: "Hatay depreminde kuzenimi, eşini, çocuklarını, çok sayıda dostumu arkadaşımı kaybetmiştim. Üstüne üstlük evim ve dükkanım da yıkılmıştı. Yaşanan bu felekatte herkes yardım için seferber olmuştu. Çok yakın bir arkadaşım bana mesaj atıp yardım yapılacağını söyleyip bilgilerimi istedi. Hiç şüphelenmeden verdim. Bana para gönderileceği söylenirken, mobil bankacılıktan hesabıma girdiğimde gelen değil giden para olduğunu gördüm. Hemen banka şubesine gidip bu işlemleri durdurdum. Hastaneden arandığımda da dolandırıcılar arıyor sandım. Onlar ısrarla ‘bağış böbrek çıktı’ derken, ben inanmadım. Israrlı telefonlar karşısında oğlumla polise gitmeye karar verdik, bunu da arayanlara söyledik. Bunun üzerine doktorumuz telefonla görüntülü aradı. Karşımızda doktorumuzu görünce inandık, ikna olduk. Onlar neden tepki gösterdiğimizi anlamadılar doğal olarak. Dolandırıcı kurbanı olmayalım derken az daha nakil şansımı kaybedecektim. İyi ki doktorlarımız ısrarcı olup beni ikna ettiler. İyi ki de ikna etmişler, az daha büyük bir şansı kaybedecektim. Tüm ekibe çok teşekkür ediyorum." "Böbrek büyük ikramiye gibiydi" Arayanın doktorları olduğuna ikna olunca hastaneye gelen Nursel Demirel’e, Ankara’dan gönderilen yüzde yüz uyumlu böbrek geçen yıl, Acıbadem Kent Hastanesi Böbrek Nakli Ekibi tarafından başarıyla nakledildi. Operasyon, Uzm. Dr. Işık Özgü başkanlığında; Uzm. Dr. Uğur Saraçoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Töz, Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok, Uzm. Dr. Gökhan Ekin ve Doç. Dr. Mert Akan’dan oluşan ekip tarafından gerçekleştirildi. Rutin kontrol için gelen Demirel, doktorlarına tekrar dolandırılma hikayesini anlatıp o günü anarken, hastayı zorla ikna ettiklerini hatırlatan Uzm. Dr. Özgü, şunları söyledi: "Hastamızı defalarca arayıp ikna edemedik. En sonunda Dr. Gökhan Bey görüntülü aradı ve ancak o zaman inanabildi. Oysa böbrek, bizim tabirimizle büyük ikramiyeydi. Yüzde yüz uyumluydu, bu çok nadir rastlanan bir durum. Hastamıza uygun olan bağış Ankara’dan yapılmıştı, biz de hastayı hemen nakle aldık. Şimdi sağlığı gayet iyi, rutin kontrollere geliyor. Her bağış gibi bu da çok değerli bir bağıştı. İçinde bulunduğumuz Organ Bağış Haftasında bir kez daha kadavradan bağışların artması için çağrı yapıyoruz. Organ bağışının hayat kurtardığını anlatıyoruz."
Batman’da bir ilk: Milli sporcu kapalı yöntem aşil tendonu ameliyatıyla sağlığına kavuştu
04 Kasım 2025 Salı - 09:58 Batman’da bir ilk: Milli sporcu kapalı yöntem aşil tendonu ameliyatıyla sağlığına kavuştu Batman’da, milli sporcu ve karate antrenörü Aylin Göz İştin (30), idman sırasında yaşadığı aşil tendonu yırtılması sonucu, Batman Eğitim ve araştırma hastanesinde ilk kez uygulanan kapalı yöntem ameliyatla tedavi edilip sağlığına kavuştu. Aşil tendonunda kapalı yöntemle ameliyatın Batman’da ilk kez yapıldığını ifade eden Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli ortopedi ve travmatoloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz Başer, ’’Aylin Göz İştin, spor yaparken ayak bileğinin arka kısmında şiddetli bir ağrı hissetmesi nedeniyle bizim polikliniğimize başvurdu. Burada yaptığımız muayene ve çekilen MR sonuçlarıyla beraber aşil tendomunda kopma teslim ettik. Biz de bir operasyon planladık. Normalde aşil tendom kopması ameliyatlarımız genelde açık ameliyat yapılır. Yeni bir teknikle bir ameliyat planladık kendisine. Bu tekniğimiz Batman’da ilk kez yapıldı. Hastamızın karate hocası olması nedeniyle hem spora dönüşü daha erken olsun hem de enfeksiyon oranımız düşsün diye ve ödemi de daha fazla azalsın diye böyle bir yöntem tercih ettik. Normalde dediğimiz gibi, açık yaparken yaklaşık bir 20 santimetreye kadar yakın ayak bileğinin arka kısmını açmamız gerekiyor ama bu kapalı yöntem sayesinde yaklaşık 8-10 delik açtıktan sonra cildinde bu deliklerden geçirdiğimiz iplerle, kapalı bir yöntemle, yine aynı gücü ve kuvveti yapacak şekilde aşil tendomunu tamir edebildik. Ameliyatımız da çok şükür başarılı geçti" dedi. Ameliyatı başarılı geçen evli ve 1 çocuk annesi milli sporcu ve karate antrenörü Aylin Göz İştin ise ‘’2008’de karate ile tanıştım. 2013’te milli sporcu oldum. Ülkemizi yurtdışında temsil ettim. Uluslararası derecelerim var. 2019 yılında gençlik ve spora atandım. 2023’te Batman Gençlik ve Spor Müdürlüğünde karate antrenörü olarak görev yapmaya başladım. Şuanda Batman Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde genç karatecileri yetiştiriyorum. Sporcularımla çalışma yaptığım, antrenman yaptığım esnada teknik gösteriyordum. Tekniği gösterip geriye kaçış yaparken bir çat sesi ve kasımda çekilme hissettim. Zaten o esnada olayın sıcaklığıyla kendimi yere attım. Bir daha ayağımın üzerine basamadım. Daha sonra hastaneye geldik. Mehmet Yavuz Başer hocamla tanıştık. Hemen bir MR çekti, sonuçlarıma baktı. Aşil tendonumda ve kaslarımda yırtık olduğunu söyledi ve acil ameliyat olmam gerektiğini belirtti. Ameliyatım kapalı yöntemle yapıldı’’ diye konuştu.
Vegan, vejetaryen diyetlere karşı uzmanı uyardı: "En sürdürülebilir, Akdeniz diyetidir"
04 Kasım 2025 Salı - 09:55 Vegan, vejetaryen diyetlere karşı uzmanı uyardı: "En sürdürülebilir, Akdeniz diyetidir" Günümüzde vegan, vejetaryen beslenme tiplerinin kanser riskini düşürdüğü ile ilgili yapılan çalışmalar artarken, Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Kanser riskini düşürmede vegan beslenme modeli ile ‘Akdeniz Diyeti’ arasında anlamlı bir fark yok. ‘Akdeniz Diyeti’ sağlık açısından çok daha sürdürülebilir diyettir" dedi. Dünya genelinde artan sağlıklı yaşam trendleriyle birlikte, vegan beslenme biçimi tıp dünyasında da dikkat çekiyor. Yapılan yeni bir araştırma, bitkisel temelli beslenmenin bazı kanser türlerinin görülme riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle kırmızı et ve işlenmiş gıdaların yerine sebze, meyve, tahıl ve bakliyat ağırlıklı beslenmenin, hücre yenilenmesini destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dikkat çekti. "Vejetaryen olup sadece karbonhidrat ile beslenenler var" Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Gündüz, vegan ve vejetaryenlerin kendi aralarında sınıflandırıldığını belirterek, "Vegan ve vejetaryen bireyler kendi arasında sınıflandırılır. Hiçbir şekilde et, balık, tavuk ve süt ile süt ürünleri tüketmeyenlere biz vegan bireyler diyoruz. Vejetaryen bireylerin de kendi aralarında sınıflandırmaları var. Lakto-vejetaryen (sadece süt, yoğurt, peynir gibi süt ve süt ürünleri tüketenler ), ovo-vejetaryen (sadece yumurta tüketenler), lakto-ovo vejetaryenler (süt ve süt ürünleri ve yumurta tüketenler), pesketaryenler (balık ve deniz ürünleri tüketenler) gibi. Eğer kişiler, bu beslenme doğrultusunda salam, sosis, sucuk, pastırma gibi zararlı besinlerden kaçınıp, karbohidratı da ölçülü tüketirlerse kilo kontrolünü daha rahat uygulayabildiğini ve kansere karşıda kendini daha çok koruduğunu söyleyebiliriz. Ancak vejetaryen diyette tamamen karbonhidrat ağırlıklı beslenen bir kesim de var. Ne yazık ki o bireyler için aynı avantajlar söz konusu olmuyor" ifadelerini kullandı. "Mikro besin ögeleri yönünden eksik kalmamanız gerekiyor" Vegan veya vejetaryen diyetlerinin uzmanlara danışarak yapılması gerektiğini ifade eden Diyetisyen Gündüz, "Vegan diyeti yapmaya karar verdiniz, bu yola çıktınız diyelim ancak önemli bir sorun var. Demir, bakır, iyot, selenyum ve çinko gibi mikro besin ögeleri yönünden eksik kalmamanız gerekiyor. Bunun içinde bir sağlık profesyoneline danışmanız ve bu yolculuğa diyetisyeniniz ile beraber ilerlemenizi öneriyoruz" diye konuştu. Vegan veya vejetaryen diyetlerin sağlık yönünden olumlu etkileri olduğunu ancak mikro besin ögeleri yönünden eksik kalınmaması gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, daha sonra şunları söyledi: "Vejetaryen diyetin sağlık üzerine etkilerini inceleyen birçok güncel yayın mevcuttur. Bu yayınların bazılarında vejetaryen diyetle beraber hayvansal yağ alımını azaltıp, bitkisel ağırlıklı beslenmeye ve bununla beraber sağlıklı seçimler yapmak ve egzersizi hayatımıza eklemekle bütünsel bir sağlık oluşturmuş oluyoruz. Bu tarz beslenen kişilerin kilo kontrolünü daha rahat uygulayabildiği ve kansere karşıda kendini daha iyi koruduğunu söyleyebiliriz. Ancak vejetaryen diyette tamamen karbonhidrat ağırlıklı beslenen de bir kesim var. Ne yazık ki o bireyler için aynı avantajların söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Vegan diyeti yapmaya karar verdiniz, bu yola çıktınız diyelim ancak önemli bir sorun var. Mikro besin ögeleri yönünden eksik kalmamanız gerekiyor." "Sağlık açısından ‘Akdeniz Diyeti’ daha sürdürülebilir" En sağlıklı beslenmenin ‘Akdeniz Diyeti’ olduğuna dikkat çeken Gündüz, "Vegan beslenme modeli ile ‘Akdeniz Diyeti’ modeli karşılaştırılmış. 2 diyet arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüş. Bu da demek oluyor ki aslında her zaman söylediğimiz Akdeniz diyetini benimsemeliyiz. Sağlık açısından çok daha sürdürülebilir bir diyettir. Vegan beslenme modelinde et ve et ürünleri hayatınızdan çıkıyor. Et ve ürünleriyle beraber salam, sucuk ve pastırmaya da veda ediyorsunuz. Bu tarz besinlerin kolon kanserine zemin hazırladığını biliyoruz. Bu besinleri tüketmediğimiz zaman kendimizi kolon kanseri riskini düşürmüş oluyoruz. Ancak Akdeniz diyetinde de bu besinlere yer verilmiyor" dedi.