SAĞLIK - 04 Nisan 2026 Cumartesi 12:01

Uzmanından uyarı: "Gebeyken polen alerjisi tedavisine başlanmamalı"

A
A
A
Uzmanından uyarı: "Gebeyken polen alerjisi tedavisine başlanmamalı"

Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Şadan Soyyiğit, "Gebeyken immünoterapi (polen alerjisi aşı tedavisi) başlayamıyoruz ama başladığımız tedaviye devam edebiliriz" dedi.


Bahar aylarının gelmesiyle ortaya çıkan polen alerjisi, küresel ısınma ve hava kirliliğinin etkisiyle artık daha erken dönemlerde başlıyor. Burun akıntısı, hapşırık ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösteren bu durum, hastaların günlük yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Semptomlar çoğu zaman medikal tedaviyle kontrol altına alınabilirken, ileri vakalarda alerjik astım ve nefes darlığı gibi daha ciddi şikayetler görülebiliyor. Uzmanlar, bu hastalara aşı tedavisi önerdiklerini fakat sürecin uzun ve sabır gerektirdiğini belirtiyor. İmmünoloji uzmanları, aşı tedavisinin hamilelerde önerilmediğini belirtirken, tedaviye başlanmışsa devam edilmesinde genellikle bir sakınca olmadığını ancak yine de tercih edilmediğini ifade ediyor.



"Küresel iklim değişikliği, hava kirliliği ile birlikte polen mevsimi de biraz hareketlendi"


Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Şadan Soyyiğit, polen alerjisinin her yıl zamanının değiştiğini söyledi. Soyyiğit, "Küresel iklim değişikliği, hava kirliliği ile birlikte aslında polen mevsimi de biraz hareketlendi, biraz daha öne kaydı, biraz daha uzadı. Ama bu yıl daha erken geldi. O yüzden hastalarımızın da polikliniklerde sayısı arttı" diye konuştu.


Burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kızarıklık gibi semptomlarla alerjinin kendini gösterdiğini dile getiren Soyyiğit, bazı kişilerde daha ağır seyrettiğini, nefes darlığı ve mevsimsel astım gibi şikayetlerin olduğunu ifade etti.



"Sosyal problemler yaşıyorlar"


Soyyiğit, alerjinin hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini belirterek, "Burun tıkanıklığı varsa, sabah yorgun uyanıyor, halsiz oluyor, iş performansı düşüyor. Toplum içinde birtakım sıkıntılar yaşıyor. İşe gitmekte sürekli hapşırıyor çünkü hasta. İş yerinde diyor ki ‘Hocam ben grip mi oldum, grip zannediyorlar beni, bulaştıracaksın’ diyorlar. Böyle sosyal problemler de yaşıyorlar açıkçası. ‘Çalışamıyorum, çok önemli bir görevdeyim’ diyorlar. ‘Ne yapacağım hocam bunun çaresi yok mu’ diye bize geliyorlar" şeklinde konuştu.



"Alerji uzmanına başvurmakla çare başlıyor"


Geç kalınmadan hastaneye gelinmesi gerektiğinin altını çizen Soyyiğit, "Alerji uzmanına başvurmakla çare başlıyor. Yani belirtileri tanımakla. Bunu polen mevsimiyle ilişkilendirdiğimizde evet hasta bize geliyor. ‘Polen mevsiminde şikayetlerim artıyor, bu tip şikayetlerim var’ diye. Ama kışa da yayılabiliyor artık bu şikayetler. Alerjik şikayetleri varsa anlattığım şekilde alerji uzmanına başvurmaları önemli. Önemli olan hem şikayetlerini azaltmak hatta gidermek tamamen ve yaşam kalitesini artırmak hastamızın" ifadelerini kullandı.


Medikal tedavilerin bazı hastalar için yeterli olmadığını aktaran Soyyiğit, "Antihistaminik dediğimiz ilaçları aldıklarında uyku eğilimleri oluyor. Araba kullanamıyorlar. İş nedeniyle problem olabiliyor. Ya net ki yaşarsak ya da kontrol altına alamazsak şikayetleri. O zaman diyoruz ki sizin bir aşı şansınız da var" açıklamasında bulundu.



"Aşı tedavisinde 3 ila 5 yıl bizimle birlikteler"


Soyyiğit, aşı tedavisine başvurmak isteyen hastaların sabırlı olması gerektiğine dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti:


"Hastalığı tamamen de tedavi edebilecek bir yöntem. Tabii ki doğru uzman ve doğru tedavi seçimiyle ve uzman gözetimi de yapılır ise. Hastalarımızın bilmesi gereken bu tedavi için sabır gerekiyor. Uzun süreli bir tedavi çünkü bağışıklık üzerinde biz o alerjeni aslında hastaya küçük dozlarda vererek tanıtıyoruz. Bu süreçte 3 ila 5 yıl bizimle birlikteler. Bir doz artışı dönemi oluyor sonra aylık geliyorlar bize. Tabii ki yan etkisi poleni tanıttığımız için küçük dozlarda alerjik reaksiyon riski."



"Gebeyken immünoterapi başlayamıyoruz ama başladığımız tedaviye devam edebiliriz"


Hamile hastalar için de aşının birtakım riskleri olabildiğini anlatan Soyyiğit, "Gebelikte aslında immünoterapi daha önce başlandıysa güvenle devam edilebilir diye klasik bir bilgi var. Ancak burada hastanın tercihi önemli. Gebeyken immünoterapi başlayamıyoruz ağır alerjik reaksiyonlar nedeniyle. Ama başladığımız bir tedaviye devam edebiliriz. Bunu da hastayla konuşarak, onamını alarak, istişare ederek. Çünkü nadir de olsa alerjik reaksiyon görürsek, yapacağımız ilaçlarında tabii bebeği etkileme riski olabilir. O yüzden istiyoruz ki en hastalarımız o dönemde gebe olmasalar daha güvenle gidebiliriz" diye konuştu.



"Dışarıdayken gözlük takılabilir, maske takılabilir, şapka takılabilir"


Soyyiğit, medikal tedaviler ve aşının yanı sıra, günlük hayatta da alınması gereken önlemlere ilişkin şunları söyledi:


"Polen uçuştuğu zamanlarda aslında dışarıda çok olmamak önerilir ama bu mümkün değil. Sabah saatlerinde özellikle evde camı açmamak gibi. Dışarıda mecburen alıyoruz. Ama eve geldiğimizde üstümüzü çıkarmak, duş almak, ayakkabılarla çok eve girişi sağlamamak. Dışarıdayken gözlük takılabilir, maske takılabilir, şapka takılabilir. Dışarıda çamaşır kurutulmamalı. Arabalarda polen filtresini kullanılmalı. Bunlar önem arz ediyor."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tekirdağ Veteriner hekimler Tekirdağ’da buluştu: Kritik başlıklar masada Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde düzenlenen toplantıda veteriner hekimler mesleğin sorunları ve hayvancılık politikalarını masaya yatırdı. Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde bulunan bir otelde, Türk Veteriner Hekimleri Birliği Oda Başkanları Bölge Toplantısı gerçekleştirildi. Trakya Bölge Veteriner Hekimler Odası Başkanlığı ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya farklı illerden oda başkanları katıldı. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Burada Türk Veteriner Hekimleri Birliği kendisine bağlı odalarla ikinci bölge toplantısını yapıyoruz. Trakya Veteriner Hekimler Odası ev sahipliğinde Tekirdağ’la birlikte 8 oda başkanımız buraya iştirak ettiler. Mesleki konuları, çalışmalarımızı, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve odalarımızla karşılıklı daha detaylı olarak istişare etmek konuları değerlendirmek buradan alacağımız düşünceleri, istişare sonucunu uygulamaya koymak amacıyla geçen hafta Niğde’deydik. Bugün buradayız. 7 bölgemizde 7 bölge toplantısı yapacağız. Hem veteriner hekimlik mesleğinin sorunlarına çözüm bulabilmek için hem de veteriner hekimlerin çalışma alanları özellikle tabii hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hastalıkları konusu ve Ülkemizde ileri bir hayvancılığın gerçekleştirilmesi için ileri veteriner hekimlik uygulamaları gerekiyor. Sahadaki sorunları veteriner hekim arkadaşlarımızın, meslektaşlarımızın sorularını da burada masaya yatıracağız. Bu vesileyle bu toplantının mesleğimiz, ülkemiz ve bölgemiz açısından hayırlara vesile olmasını diliyorum" dedi. Toplantıda, veteriner hekimlik mesleğinin sahadaki sorunları, hayvan sağlığı ve refahı ile hayvancılık sektörünün geliştirilmesine yönelik çözüm önerileri ele alındı. Bölge toplantıları kapsamında farklı illerde yapılacak görüşmelerle elde edilecek sonuçların uygulamaya geçirilmesi hedefleniyor.
Malatya İnönü Üniversitesi 51. yılında yeni hedeflerle ilerliyor İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Rektör Akpolat, üniversitenin yaklaşık 35 bin öğrencisi, 160 bini aşkın mezunu ve 7 bine yaklaşan akademik ve idari personeliyle başta sağlık olmak üzere bilim, teknoloji, sanat ve kültür alanlarında ülkenin gelişimine yön vermeye devam ettiğini söyledi. İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Akpolat, kuruluşunun 51. yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı. Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat mesajında, 3 Nisan 1975’te kurulan İnönü Üniversitesi’nin yarım asrı aşan köklü geçmişi ve güçlü gelecek vizyonuyla akademik eğitim, bilimsel üretkenlik ve toplumsal katkı misyonunu kararlılıkla sürdürdüğüne vurgu yaptı. "Depremlerden etkilenmemize rağmen çalışmalarımızı aralıksız sürdürdük" Rektör Akpolat, mesajında, "Yarım asrı aşan kurumsal birikimimizi, geleceğe dönük vizyoner hedeflerle buluşturuyoruz. Bilginin üretildiği, paylaşıldığı ve toplumsal faydaya dönüştürüldüğü bir üniversite anlayışıyla ekip ruhunu, kurumsal aidiyeti ve bilimsel sorumluluğu önceliyoruz. Katılımcı ve şeffaf yönetim anlayışımız, yetkin akademik kadromuz ve öğrenci merkezli eğitim yaklaşımımızla, 21. yüzyılın gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip, üretken ve nitelikli bireyler yetiştirmeyi temel önceliklerimiz arasında görüyoruz. 6 Şubat depremlerinde merkez yerleşkemizdeki 20 binayı ve eğitim alanlarımızın yüzde 55’ini kaybetmemize rağmen akademik üretimimizden, kalite anlayışımızdan ve araştırma kültürümüzden asla taviz vermedik. Karşı karşıya kaldığımız bu zorlu süreci, büyük bir dayanışma ile ’yeniden inşa’ fırsatına dönüştürmekte kararlıyız. Bu inançla, üniversitemizi hak ettiği konuma taşımak amacıyla önümüzdeki iki yılı, stratejik yatırımlarla taçlandıracağımız bir ’hamle dönemi’ ilan ediyoruz" dedi. ’Araştırma Üniversitesi’ vizyonu doğrultusunda, sistemli ve kararlı adımlar attıklarını ifade eden Rektör Akpolat, Araştırma Koordinatörlüğü bünyesindeki proje destek, akademik izleme, laboratuvar altyapı, üniversite-sanayi iş birliği ve uluslararası derecelendirme ofisleriyle bu bilimsel ekosistemi her geçen gün daha da güçlendirdiklerini belirtti. "Times Higher Education (THE) sıralamasında önemli başarılar yakaladık" Akredite program sayısını artırdıklarını ifade eden Akpolat, "Kalite güvence sistemimizdeki kararlılığımız neticesinde, YÖKAK tarafından 5 yıl süreyle tam akredite edilmenin gururunu yaşıyoruz. Program akreditasyon çalışmalarımızda son bir yıl içinde önemli bir ivme yakalayarak akredite program sayımızı 9’dan 27’ye yükselttik. Bu güçlü ilerlemenin bir sonucu olarak mezunlarımız, uluslararası standartların bir göstergesi olan Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosunu diplomalarında taşıma hakkı elde etti. Bu akademik yetkinliğimiz, uluslararası sıralamalara da güçlü bir şekilde yansımaktadır. Times Higher Education (THE) 2026 verilerine göre üniversitemiz üç farklı kategoride Türkiye’de ilk 10’da yer alırken Yaşam Bilimleri alanında 2’nci, Eğitim Araştırmaları alanında 4’üncü, Tıp ve Sağlık alanında ise 8. sıraya yükselmiştir. World University Rankings verilerine göre Türkiye’deki 109 üniversite arasında 23’üncü sırada yer almamız ve Stanford Üniversitesi ile Elsevier iş birliğiyle hazırlanan ’Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları’ listesinde 15 öğretim üyemizin bulunması, akademik gücümüzün ve uluslararası saygınlığının en somut göstergesidir" dedi. "Türkiye’de en fazla patente sahip 3. üniversiteyiz" Batarya Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin patent başarılarıyla öne çıktığını dile getiren Akpolat, Teknokent’in Ar-Ge kültürüne önemli katkılar sağladığına dikkat çekti. Mesajının devamında Akpolat, "Batarya Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezimiz, uluslararası standartlardaki ileri karakterizasyon altyapısı ve küresel iş birlikleriyle yürüttüğü stratejik projeler sayesinde, Türkiye’nin enerji depolama ve yeni nesil batarya teknolojilerinde bağımsız geleceğine yön veren güçlü bir Ar-Ge üssü konumundadır. Aynı zamanda sahip olduğumuz yüksek patent sayısıyla, bu alandaki üretkenliğimizi somut başarılarla ortaya koyuyor, Türkiye’de en fazla patente sahip üçüncü üniversite olmanın gururunu yaşıyoruz. Bilimsel birikimi yüksek katma değerli teknolojiye dönüştüren Teknokentimiz, bugün 84 firmaya ev sahipliği yaparak Ar-Ge kültürümüzü her geçen gün güçlendiriyor. Girişimcilik ekosistemimizi daha ileriye taşımak amacıyla temelini attığımız yeni ek bina, "Tekno Kampüs" vizyonumuzun somut bir adımıdır. Bu yatırımla daha fazla girişimciye alan açacak, inovasyonu ve üretimi büyüterek geleceğin teknolojilerini birlikte geliştireceğiz" şeklinde konuştu. "Uluslararası standartlarda şifa dağıtmayı sürdürüyoruz" Önemli kurumlarıyla sağlık alanında da şifa merkezi olduklarını söyleyen Akpolat, "Sadece eğitimde değil, sağlık hizmetlerinde de küresel bir sorumluluk üstleniyoruz. Turgut Özal Tıp Merkezi, Karaciğer Nakli Hastanesi, Onkoloji Hastanesi ve Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi ile uluslararası standartlarda şifa dağıtmaya devam ediyoruz. Mühendislikten sosyal bilimlere, temel bilimlerden yapay zekâ ve dijital dönüşüm projelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede, geleceği inşa eden bilimsel üretimi destekliyoruz" ifadelerini kullandı. İnönü Üniversitesini araştırma odaklı, yenilikçi ve öncü bir bilim merkezi olarak geleceğe taşımaya aynı azimle devam edeceklerini belirten Akpolat, üniversitesinin bugünlere gelmesinde emeği olan geçmiş dönem rektörlere, akademik ve idari personele, öğrencilere ve mezunlara, paydaş kamu kurum ve kuruluşlara, iş dünyasının temsilcilerine, sivil toplum kuruluşlarına, basın mensuplarına ve tüm Malatyalılara şükranlarını sunarak mesajını tamamladı.
Konya Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: "Sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün süreçleri etkin politikalarımızla yöneteceğiz" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün süreçleri etkin politikalarla yöneteceklerini belirterek, suyu verimli kullanarak ve gıdayı israf etmeyerek bunu taçlandıracaklarını söyledi. Çeşitli programlara katılmak üzere Konya’ya gelen Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, bir otelde düzenlenen Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi’ne katıldı. Burada konuşan Bakan Yumaklı, "2023 yılında bütün bu destekler, teşvikler, birlikte çalışmalar, AR-GE programları Cumhuriyet tarihinin üretim rekorunun kırılmasıyla sonuçlandı. Hepimiz gurur duyduk. Üreticilerimize o alın terini ve akıl terini dökenlere şükranlarımızı sunduk, gururlandık. Ama geçen sene çok önemli bir kuraklık ve aynı zamanda zirai don hadisesi yaşadık. Buradaki azalış pek çoğumuzu belki tedirgin etti ama ben şunu altını çizerek ve bütün samimiyetimle tekrar ifade etmek istiyorum; altyapımız sağlam. Bu yıl yağışları hepimiz çok yakından takip ediyoruz. Herhalde Türkiye’de yağışların bu kadar yakından takip edildiği başka bir yıl olmamıştı. Hepimiz mutluyuz. Herhangi bir problem olmazsa geçen yıl kaybettiğimizi misliyle geri alacağız. Emek, gayret netice itibariyle katma değerli bir hale dönüşmüş olacak. Bir rekor kıracağımıza da inanıyorum. Toprak Mahsulleri Ofisimiz hazır. Hiçbir şekilde üreticilerimizin problem yaşayacağı herhangi bir olaya müsaade etmeyeceğiz ve alım fiyatlarında üreticilerimizi koruyacağız, tüketicimizi kollayacak bir çalışmayı bütüncül halde gerçekleştireceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. İçinde bulunduğumuz sürecin özellikle maliyetlere olan etkisi herkesin acaba ne olacak diye kafasında soru işaretleri oluşturdu. Ben süreçten kaynaklanan maliyet artışlarının da mutlaka göz önüne alınacağını buradan tekrar ifade etmek istiyorum. Bunun başka türlü olması da mümkün değil. Sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün bu süreçleri biz etkin politikalarımızla yöneteceğiz, geliştireceğiz ve suyu verimli kullanarak gıdayı da israf etmeyerek bunu taçlandıracağız" dedi. "2 yıl üst üste eğer işlemiyorsanız bu milli bir servettir, devlet eliyle bunu biz yapalım" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde "Gıdanı Koru, Sofrana Sahip Çık" ve "Su Verimliliği, Seferberliği" başlıklı iki proje yürüttüklerini belirten Bakan Yumaklı, "Bu sadece iki projeden ibaret değil ama 2024 yılının Eylül ayında hayata geçirdiğimiz bitkisel üretim için söylüyorum, üretim planlamasında verdiği destek için öncelikle güzel ülkemin güzel insanlarına, çiftçilerimize, üreticilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum. Eğer onlar olmasaydı bu ilk yılı hakikaten çok önemli bir başarıyla geçemezdik. Şimdi yeni faza geçme zamanı. Ne demek istiyorum? Bu fazla üretimi biraz daha disiplinli bir şekilde kontrol edeceğiz. Çünkü bu ihtiyacı gördük. Hep birlikte karar verdik. Uygulamaya başladık. İlk yılını geçtik. Taraflı tarafsız herkesin bu kadar önemli ve devasa bir konuda böyle bir sonuç alınabileceğine dair beklemediklerinin yorumlarını da aldık. Buradaki aslan payı yine söylüyorum üreticilerimizdir. Türk üreticisinin, Türk çiftçisinin bilincini, tecrübesini hafife alanlara bence en büyük derstir bu. Ama bunu daha da geliştirmek artık bizim elimizde. Dolayısıyla bu fazlar özellikle planlama kurallarından taviz vermeyeceğimizi bunun hayatiyeti bağlamında buradan ifade etmek istiyorum. Bu üretim planlamasının en önemli ayaklarından birisi kayıtlılıktı. Bunun için Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kaydedilen ürün ve parsel bilgilerini coğrafi bilgi sistemleriyle ve uydu görüntüleriyle netleştirdik. Böylece hem verimliliği hem de kayıtlılığı artırmış olduk. Şunu söylemek istiyorum; artık hangi parselde hangi ürünü üretildiğini görmek için bizim o tarlaya, o parsele gitmemize gerek yok. Uydu görüntüleriyle ayrıştırabiliyoruz. Dolayısıyla destek ödemelerini de buna göre yapıyoruz. Yine başka bir konu vardı, işlenmeyen araziler konusu. Bunun bu sürecinde ilk dönemini geçirdik. Hatırlarsanız çok akıllara ziyan yorumlar yapılmıştı bununla ilgili. Devlet arazilerinize el koyacak, işte bir başkasına şöyle yapacak, böyle yapacak. Bunların hiçbirisinin gerçek olmadığı uygulamayla ortaya çıktı. Bu uygulamadaki amacımız devletin bir şeyleri alıp kiralaması değildi. O arazilerin boş kalmasını engelledik veya engellemeye çalıştık. Şöyle dedik, 2 yıl üst üste eğer işlemiyorsanız bu milli bir servettir, devlet eliyle bunu biz yapalım. Bir kazanımı, bir sonucu buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Biz bu uygulamayı duyurduktan sonra yani 2 yıl üst üste ekilmeyen arazilerin bakanlığımız tarafından belirlenen koşullarda üretime kazandırılacağını duyurduktan sonra tespit ettiğimiz arazilerin yüzde 65’i sahipleri tarafından ya işlendi ya da işletildi" ifadelerini kullandı. "Ülkemizin tarımsal üretim altyapısı güçlü olsun, dayanıklı olsun, dünyada tahmin edilebilir ya da edilemez bütün krizlere hazırlıklı olsun" Destekleme sistemini değiştirdiklerini de ifade eden Bakan Yumaklı, "Tabii bu önümüzdeki dönemlerde çok daha farklı hissedilecek. Çünkü destek dediğimiz husus yönlendirme etkisi olması gerekir ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlaması gerekir. Yani şu ürünü destekledik, bunu desteklemedik, şurayı destekledik, burayı desteklemedik değil. Üretim planlamasıyla bağlantılı bir şekilde verdiğimiz destekleri, verdiğiniz kredileri, verdiğiniz fonları entegre şekilde uygulamanız gerekiyordu. Biz de bunu yaptık. Burada tek bir amacımız var. Ülkemizin tarımsal üretim altyapısı güçlü olsun, dayanıklı olsun, dünyada tahmin edilebilir ya da edilemez bütün krizlere hazırlıklı olsun" dedi. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, Konya’nın tarımsal gayrisafi yurt içi hasılada 145 milyar lirayı aşan üretim değeriyle Türkiye’de birinci sırada yer aldığını belirterek, "Toplam tarımsal üretim değeri bakımından da Türkiye’de ilk sırada yer alan şehrimiz; geniş üretim havzaları, güçlü tarımsal sanayi altyapısı ve üretim kapasitesiyle ülkemizin gıda güvenliğinde hayati bir rol üstlenmektedir. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü verilerine göre Konya, Türkiye’nin en geniş arazi varlığına sahip ili olmasının yanında, tarım alet ve makine sektörünün yaklaşık yüzde 65’ine ev sahipliği yapan bir üretim merkezidir. Yani Konya sadece tarımsal üretim yapan bir şehir değil; aynı zamanda tarımın sanayisini, teknolojisini ve ekipmanını da üreten bir şehirdir" şeklinde konuştu. Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan da, "Ticaret Bakanlığı olarak üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan, ülkemiz ticaretinin gelişimi ve dönüşümü için çalışan ve hep daha iyisine ulaşmak için gayret gösteren iş insanlarımızın azmini, heyecanını, enerjisini takdir ediyoruz. Bu anlamda var gücümüzle çalışıyor, ’sürdürülebilir ihracat artışı ve dış ticaret dengesi’, ’adil, rekabetçi ve istikrarlı bir iç ticaret ortamı’ ve ’etkin, hızlı ve güvenli bir gümrük anlayışı’ ilkelerimiz ışığında Türkiye’nin gelişmesi ve büyümesi, bu yolla toplumsal refahın artması için gecemizi gündüzümüze katıyoruz" diye konuştu. Programa Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Konya Valisi İbrahim Akın, AK Parti Konya milletvekilleri, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen, belediye başkanları, protokol mensupları ve sektör temsilcileri katıldı.
İstanbul Giresunlu fırıncıdan İstanbul’da doğal köy ekmeği hamlesi Giresunlu fırıncı Mehmet Koç, Şebinkarahisar’ın geleneksel lezzetini İstanbul’a taşıdı. Sultanbeyli’de kurduğu ağla 7 ilçeye katkısız köy ekmeği ulaştıran Koç, doğal yöntemlerle üretilen ve sindirim kolaylığı sağlayan ekmeğiyle İstanbulluların sofralarına konuk oluyor. Giresunlu fırıncı Mehmet Koç, İstanbul’da kurduğu üretim ağıyla katkısız ve geleneksel yöntemlerle hazırlanan köy ekmeğini tüketiciyle buluşturuyor. 1993 yılından bu yana fırıncılık sektöründe faaliyet gösteren Koç, 2008 yılında İstanbul’da açtığı işletmesini, 2013’te köy ekmeği üretimine yönelerek farklı bir konseptle büyüttü. Giresun’un Şebinkarahisar ilçesine özgü ekmek yapım geleneğini İstanbul’a taşıdıklarını belirten Koç, üretim sürecinin tamamen doğal yöntemlere dayandığını ifade etti. Hamurun yaklaşık 1 saat yoğurulduğunu ve 1 saat mayalandırıldığını aktaran Koç, ekmeklerin kara fırında 5-6 dakika içerisinde pişirildiğini kaydetti. Ürünlerinde katkı maddesi kullanmadıklarının altını çizen Koç, doğal üretim sayesinde ekmeğin sindiriminin kolay olduğunu ve tüketici tarafından yoğun ilgi gördüğünü söyledi. Karadeniz ve İç Anadolu’nun bazı bölgelerinde yaygın olarak bilinen köy ekmeğinin İstanbul’da yeterince tanınmadığını dile getiren Koç, farklı ilçelerden gelen müşterilerin ürüne yoğun ilgi gösterdiğini ve kısa sürede müdavim kitlesi oluştuğunu belirtti. Üretimini Sultanbeyli’de sürdüren işletme, Anadolu Yakası’nda Sancaktepe, Ümraniye, Ataşehir, Maltepe, Kartal, Pendik ve Tuzla başta olmak üzere geniş bir dağıtım ağıyla hizmet veriyor. Artan talep doğrultusunda Avrupa Yakası’nda da yeni bir şube açılması planlanıyor. Doğal ve yöresel lezzet arayan tüketiciler ise köy ekmeğinin hem lezzeti hem de sağlıklı yapısıyla öne çıktığını belirterek, özellikle kahvaltılarda tercih edildiğini ifade ediyor.