SAĞLIK
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği 03 Nisan 2026 Cuma - 14:45:25 Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44 Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02 Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00 Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.
Ürolojide güncel cerrahi teknikler canlı uygulamayla aktarıldı
08 Kasım 2025 Cumartesi - 11:22 Ürolojide güncel cerrahi teknikler canlı uygulamayla aktarıldı Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde düzenlenen "İstanbul Penile Prosthesis Workshop" kapsamında, yurt dışından gelen ürologlar canlı cerrahi uygulamalarıyla penis protezi ameliyatlarının tüm aşamalarını yakından izledi. Etkinliğe İtalya, Belçika, Brezilya ve Türkiye’den alanında uzman hekimler katıldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen operasyon, hastanenin konferans salonuna canlı olarak aktarıldı. Katılımcılar ameliyatı anlık olarak takip ederek cerrahi teknikleri ve uygulama inceliklerini gözlemleme imkanı buldu. "Erektil disfonksiyon tedavisinde kalıcı çözüm" Toplantının açılışında konuşan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ege Can Şerefoğlu, penis protezi ameliyatlarının oral tedavi, enjeksiyon ya da şok dalga tedavilerine yanıt vermeyen ileri düzey erektil disfonksiyon hastalarına uygulandığını belirtti. Prof. Dr. Şerefoğlu, "Temel amaç, hastanın doğal cinsel ilişkiyi yeniden sürdürebilmesini sağlayacak kalıcı ve güvenilir ereksiyon kapasitesini geri kazandırmaktır" dedi. "Sağlık turizmiyle operasyon sayısı artıyor" Türkiye’de bu ameliyatlara olan ilginin giderek arttığını belirten Şerefoğlu, "Hem hastaların farkındalığının yükselmesi hem de cerrahi tekniklerin ve implant kalitesinin gelişmesiyle penis protezi uygulamaları yaygınlaştı. Ayrıca sağlık turizmi kapsamında ülkemize gelen hastalarla birlikte operasyon sayılarında artış yaşanıyor" ifadelerini kullandı. Şerefoğlu, ameliyat başarısında uygun hasta seçimi, cerrahın deneyimi ve enfeksiyon kontrolünün hayati önem taşıdığını da vurguladı. "Canlı cerrahi, genç hekimler için eşsiz bir öğrenme fırsatı" Prof. Dr. Şerefoğlu, canlı cerrahilerin özellikle genç hekimler açısından büyük önem taşıdığını belirterek, "Bu tür uygulamalar, teorik bilgilere ek olarak ameliyat sırasındaki karar verme süreçlerini gözlemleme fırsatı sunar. Genç hekimler komplikasyon yönetimi, ekip koordinasyonu ve farklı cerrahi teknikleri doğrudan izleyerek deneyim kazanır" dedi. "Hasta memnuniyeti yüzde 90’a ulaşıyor" Penis protezi cerrahisinin fiziksel olduğu kadar psikolojik açıdan da hastaya büyük katkı sağladığını ifade eden Şerefoğlu, "Başarılı bir protez cerrahisi hastaya yalnızca ereksiyon değil, özgüven ve yaşam kalitesini de geri kazandırır. Literatürde hasta memnuniyeti yüzde 85-95, partner memnuniyeti ise yüzde 80-90 oranında bildirilmektedir" bilgisini paylaştı. Uluslararası bilgi paylaşımı Etkinlikte İtalya’dan Dr. Marco Falcone, Dr. Gabriele Antonini, Belçika’dan Dr. Sam Ward ve Brezilya’dan çok sayıda hekim yer aldı. Workshop kapsamında hasta seçimi, bilgilendirme süreçleri, implant tipleri, cerrahi teknikler, komplikasyon yönetimi ve ameliyat sonrası hasta takibi gibi konular detaylı biçimde ele alındı. Katılımcılar hem teorik oturumlarda hem de canlı cerrahi yayınında uluslararası düzeyde bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirdi. Öte yandan, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Misafir öğretim üyesi Prof.Dr. Marco Falcone, üniversitenin konferans salonunda ürolojide güncel tedavi teknikleriyle ilgili öğrencilere ders verdi.
Bursa’daki 5 kişi, dünyaya yeni gözleriyle ’merhaba’ dedi
08 Kasım 2025 Cumartesi - 11:14 Bursa’daki 5 kişi, dünyaya yeni gözleriyle ’merhaba’ dedi Bursa Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen kornea nakli sayesinde yeniden görmeye başlayan 5 vatandaş, nakillerini yapan hekimlerle bir araya geldi. Bursa Şehir Hastanesi, kornea nakli ile görme kaybı yaşayan birçok hastaya umut olmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana kornea nakillerinin başarıyla gerçekleştirildiği hastanede yaklaşık 5 ay önce hizmete giren Göz Bankası sayesinde hastaların nakil taleplerine daha hızlı yanıt verilmeye başlandı. Geride kalan 5 ayda 65 kornea naklinin yapıldığı hastanede yakın süreçte yeniden görme yetilerini kazanan; Mehmet Tokalı, Dilara Sekin, Mahruze Kaya, Atıf Polat ve Metin Çelik, Bursa Şehir Hastanesi Göz Hastalıkları Klinik Eğitim Sorumlusu ve Göz Bankası Tıbbi Müdürü Doç. Dr. Hafize Gökben Ulutaş’ı ziyaret etti. Hastaların rutin kontrollerini yapan Doç. Dr. Ulutaş, yaptığı açıklamada görmeyi bekleyen hastalara umut olmanın, kendilerine de mutluluk verdiğini belirtti. Kornea hastalıklarının dünyada körlük nedenleri arasında 5’inci sırada yer aldığının bilgisini veren Ulutaş, "Saydamlığını yitirmiş ve yapısı bozulmuş kornea tabakasının sağlıklı bir donör kornea ile değiştirilmesine kornea nakli (keratoplasti) denir. Kornea nakli günümüzde en çok yapılan solid organ naklidir. Kornea naklinde diğer doku ve organ nakillerinden farklı olarak doku uyumu aranmaz ve bağışıklık sistemini baskılayan sistemik ilaçların kullanılması gerekmez. Başarı oranları oldukça yüksektir" dedi. Son 20 yılda kornea nakli cerrahisi ile ilgili pek çok gelişme kaydedildiğinin altını çizen Dr. Ulutaş, "Eskiden sadece tam kat kornea dokusunun değiştirildiği penetran keratoplasti yapılırken, günümüzde hastalıklı kornea dokusu değiştirilmektedir. Ülkemizde ve hastanemizde yeni kornea nakli cerrahi teknikleri dünya ile paralel olarak başarılı bir şekilde uygulanmaktadır" şeklinde konuştu. İnsanın aklına gelmeyen kayıp Nakil sonrası görme yetisini yeniden kazanan hastalar da duygu ve düşüncelerini paylaştı. Hastalardan Mehmet Tokalı, "Bahçede çalışırken gözüme dal parçası fırladı. Acile başvurdum ve acilden buraya yatırıldım. Gözümün içi tamamen dağılmıştı. 3-4 ameliyat sonrası nakil oldum. Allah’a şükürler olsun şu an gayet iyiyim" diye konuştu. 3 ay önce kornea nakli olduğunu ifade eden Dilara Sekin ise, "Aynı ameliyatı, başka yerde 2 sene önce olmuştum. Ama başarılı olamamıştı. Sonra burada tekrar aynı ameliyatı geçirdim. Şu an durumum çok iyi ve tüm ekibe teşekkür ediyorum. Bütün hastane, çalışanlar doktorlar hepsi çok güzel" ifadelerini kullandım. "Yeniden dünyaya gelmiş gibiyim" Mahruze Kaya ise 7 ay önce 2 gözünden ameliyat olduğunu vurgulayarak, "2 gözüm de açıldı. Allah bin kere razı olsun. Yeniden dünyaya gelmiş gibiyim. Daha önce katarakt var dediler, kataraktı aldırdım, ondan sonra ödem çıktı. O zamanlar özel hastaneye gittim, yapamadılar. Ameliyat masrafı da çoktu. Buraya yönlendirdiler. Şimdi 2 gözümde hamdolsun görüyor. Çok rahatım. El işime devam ediyorum, örgü örüyorum, kitap okuyorum. Elimde çantam var, o çantayı bile kendim dokudum" şeklinde konuştu. "Hiç ümidim yoktu" Hastalardan Atıf Polat ise, daha önce farklı bir hastaneye yapılan tedavinin işe yaramadığına dikkat çekti. Daha sonra Bursa Şehir Hastanesi’ne başvurduğunu belirten Polat, "Hafize Gökben hocamla tanıştım ve bana kornea nakli yaptı. Şu an da çok mutluyum. Sanki annemden yeni doğmuş gibiyim. Hatta ilk nakil sonrası gözünü açayım mı dediğinde hiç ümidim yoktu. Daha sonra gözüm açıldığında dünyaya yeni gelmiş gibi hissettim. Halen o günden bugüne dua ediyorum. Allah böyle insanları başımızdan eksik etmesin" diye konuştu. "Görmem tekrardan düzeldi" 5 yıldır gözümden büyük bir görme kaybı yaşadığını söyleyen Metin Çelik ise "Son 2 yıldır da Bursa Şehir Hastanesi’nde tedavim için gelip gidiyorum. Burada tekrardan görmeme kavuştum. Hafize hocam ve ekibindeki değerli doktor ve çalışanlara minnettarım. İyi bir kornea nakli sonrası görmem tekrardan düzeldi ve çok mutluyum. Tüm ekip bu süreçte çok özverili bir şekilde çalıştı. Hala da rutin kontrollerim devam ediyor" dedi.
Tıp Fakültesi öğrencileri ’lösemili’ çocuklara dikkat çekti
08 Kasım 2025 Cumartesi - 11:10 Tıp Fakültesi öğrencileri ’lösemili’ çocuklara dikkat çekti Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki "1 Çocuk 1 Dilek Muğla" topluluğu, Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde anlamlı bir farkındalık ve destek etkinliği düzenledi. Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi gönüllü öğrencileri, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören çocukların yüzünü güldürdü. "1 Çocuk 1 Dilek Muğla" öğrenci topluluğu, hastanede kurduğu stantta, hem çocuklara moral verdi hem de lösemi farkındalığına dikkat çekti. Hastanede açılan stantta, gönüllü öğrenciler çocuklarla birebir ilgilenerek resim boyama etkinliği düzenledi. Minik hastalar, hayal güçlerini kağıtlara dökerek kısa bir süreliğine de olsa tedavi ortamından uzaklaştı ve büyük bir keyif aldı. Renkli ve duygusal anlara sahne olan etkinlik, çocukların yüksek moral bulması için önemli bir fırsat sundu. Etkinlik kapsamında ayrıca, topluluk üyeleri tarafından çocukların ailelerine yönelik lösemi hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Gönüllüler, lösemiyle mücadele sürecinde erken tanının, güçlü tedavi yöntemlerinin ve en önemlisi yüksek moral ile psikolojik desteğin kritik rolüne dikkat çekti. Topluluk üyeleri, "Lösemi zorlu bir süreç olsa da erken teşhis, güçlü tedavi yöntemleri ve en önemlisi yüksek moral ile sevgi dolu destekle aşılabilir. Bu haftayla birlikte toplumsal farkındalığı artırmayı hedefledik" sözleriyle etkinliğin hem çocuklar hem de aileler için bir moral kaynağı olduğunu vurguladı. Anlamlı etkinliğe hastane yönetimi de destek verirken, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan ile Destek ve Kalite Yönetim Ekibi standı ziyaret etti. Doç. Dr. Saruhan, gönüllülerin değerli çalışmalarını takdirle karşıladıklarını söyleyerek "Lösemiyle mücadelede sadece tıbbi tedavi değil, moral vermek de çok önemli. Bu anlamlı etkinliğe katkı sunan tüm gönüllü öğrencilerimize ve ekibimize teşekkür ediyorum" dedi.
‘Kepçe kulak’ sorunu çocuklarda özgüveni zedeliyor
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:50 ‘Kepçe kulak’ sorunu çocuklarda özgüveni zedeliyor Ünlü estetik cerrah Prof. Dr. Hayati Akbaş, çocuklarda doğuştan görülen kulak şekil bozukluklarının hem estetik hem de psikolojik açıdan önemli sonuçlara yol açabileceğini belirterek, ’kepçe kulak’ sorununda tedavinin zamanında yapılması gerektiğini vurguladı. FBM Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Akbaş, bazı çocuklarda kulak gelişiminin doğuştan eksik olabileceğini, hatta kimi vakalarda kulak oluşumunun tamamen gerçekleşmeyebileceğini söyledi. Akbaş, "Çocuğun bir kulağı veya iki kulağı doğuştan olmayabilir. Bazı çocuklarda kulak kısmen gelişmiştir, bazılarında ise kulak vardır ama öne doğru çıkıktır. Bu durum çocukların psikolojisini derinden etkileyebiliyor" dedi. Arkadaş ortamlarında bu tür fiziksel farklılıkların çocuk üzerinde olumsuz psikolojik etkiler oluşturduğunu belirten Akbaş, "Kepçe kulağı olan çocuklar, arkadaşlarından gelen olumsuz yorumlar nedeniyle özgüven sorunu yaşayabiliyor. Kız çocukları kulaklarını gizlemek için saçlarını uzatıyor, erkek çocukları ise farklı yöntemlerle kulaklarını kapatmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. Kepçe kulak ameliyatının yalnızca estetik bir müdahale olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Akbaş, "Bu ameliyat vücudun bütünlüğünü tamamlayan, kulağı normal anatomik yapısına kavuşturan bir operasyondur. Çocuğun kulağı yoksa ya da gelişmemişse okul öncesi dönemde mutlaka bir plastik cerraha başvurulmalıdır. 6-7 yaş döneminde çocuğun kendi dokusu kullanılarak doğala çok yakın kulaklar yapılabiliyor" diye konuştu. Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Akbaş, "Çocuğun kulağında bir rahatsızlık varsa, bu durum onu rahatsız ediyor ve gizlemeye çalışıyorsa, tedavi zamanı gelmiş demektir. Kepçe kulak tedavisi sonrası çocuklar çok kısa sürede okul hayatına dönebilir. Bu nedenle 18 yaşına kadar beklemeye gerek yok" ifadelerini kullandı.
21 sene nakil bekleyen hasta, 45 yaşında yeni böbreğine kavuştu
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:50 21 sene nakil bekleyen hasta, 45 yaşında yeni böbreğine kavuştu Ankara’da yaşayan ve 21 senedir diyaliz tedavisi gören 45 yaşındaki hasta, gerçekleştirilen organ nakliyle sağlığına kavuştu. Yasemin Güleser (45), 21 yıldır böbrek yetmezliğinden dolayı diyaliz tedavileri görmekteydi. Haftada 3 kere diyaliz tedavisi gören Güleser, yıllarca beklediği organ nakli için sevindiren haberi Medicana Ankara hastanesinden aldı. Zonguldak’ta yaşayan ve 67 yaşında beyin kanaması sonucunda hayatını kaybeden erkek bir hastanın böbreği Yasemin Güleser’e umut oldu. Medicana Ankara hastanesinde gerçekleştirilen nakil operasyonu neticesinde 45 yaşındaki hasta sağlığına kavuştu. Yasemin Güleser’in nakil öncesinde ve sonrasında genel sağlık durumunu takip eden Medicana Ankara hastanesi Nefroloji uzmanı Doç. Dr. Mehmet Emin Demir, nakil operasyonu sonrasında İHA muhabirine şu açıklamalarda bulundu: "Yıllardır mesleğimi daha çok organ nakli üzerine inşa ettim. Organ bekleyen hastalara umut olmaya çalışmaktayız. Aktif olarak da Ankara Medicana Hastanesi’nde organ nakli biriminde Nefroloji uzmanı olarak çalışmaktayım. Ülkemizde 30 bine yakın organ bağışı bekleyen hastamız mevcut. Bu hastalarımız uygun bir organ bulmadıkları zaman hayat kaliteleri oldukça olumsuz bir şekilde etkilenmekte. Yasemin Güleser hastamız da onlardan biriydi. Yaklaşık 20 yıldır haftada 3 kere diyalize girmekteydi ve hayat kalitesi oldukça kötüydü. Gelen mutlu bir haberle, umut dolu bir haberle hastanemize koştu. Çok başarılı bir ameliyat sonrasında şu anda hayatını yeniden inşa etme şansı buldu ve diyalizden kurtuldu. Tabi organ bağışı aslında hastanın hayat kalitesini arttırıyor. Diyaliz tedavileri veya diğer kronik hastalıkların tedavileri hastanın yaşam kalitesini kısıtlayan, günlük hayatını olumsuz etkileyen sonuçlar doğurmaktadır. Ama bir organ bağışıyla beraber tabii ki pek çok olumsuzluk daha olumlu yöne dönmekle beraber kendi içerisinde disiplinli bir takibi gerektirmektedir." "Şu ana kadar ciddi bir problemle karşılaşmadık" Hastanın eskiye kıyasla daha yüksek bir hayat kalitesine kavuştuğunu ve periyodik olarak gelip kontrollerinin yapıldığını ifade eden Demir, "İlaçlarını düzenli bir şekilde kullanmakta, bizimle sorunlarını paylaşmakta. Tüm organ nakilli hastaların zaten deneyimli merkezler tarafından periyodik takipleri yapılmakta. Yaklaşık 7 ay oldu Yasemin Hanım’ın nakilinin üzerinden geçeli. Basit enfeksiyonlar, ayaktan tedavi edilebilir enfeksiyonlar haricinde ciddi bir problemle şu ana kadar karşılaşmadık. Genelde de uygun ilaç tedavilerini alan, kontrollerini düzenli yapan hastalarda olumsuzluk beklemiyoruz. Hayatın olağan akışı içerisinde normal insanlar gibi hayatlarını yaşamaya devam etmektedirler" ifadelerini kullandı. "Kronik hastalıkların tedavi süreçleri sadece hastayı değil aileleri de yıpratıyor" Kronik hastalıkların sadece hastayı mağdur etmediğini aynı zamanda ailesini de mağdur edebildiğini dile getiren Demir, "Diyalize gittiği günler 4 saat bir merkezde diyalize giriyorlar. Bir saat öncesinde bir yol gidiyorlar, erkenden uyanıyorlar. Diyaliz sırasında tansiyonlar düşebiliyor, ateşleri çıkabiliyor, bir takım komplikasyonlar ortaya çıkabilmekte. Dolayısıyla diyaliz tedavisini alırken de aile her zaman için bir tedirginlik yaşamakta. Hastayı sağlıkla gönderdik, bu tedaviden tekrar eskisi gibi geri gelecek mi diye hep bir endişe olmaktadır. Organ bağışıyla beraber hasta fonksiyon gören bir organın kavuştuğu zaman aslında ailenin de yüzü gülmekte. Çünkü artık bu tarz riskli tedaviler yerine, hayatı tehdit eden tedaviler yerine daha kontrol edilebilir bir hayat tarzına geçmiş oluyor. Ve ailenin üzerindeki hastalık yükü de bir miktar azalmakta" dedi. "Organ bağışında bulunan bir kişi 8 farklı insana umut olabilir" Organ bağışının sadece hastayı değil, hasta ailesini hatta toplumu da etkilediğini dile getiren Demir şu açıklamalarda bulundu: Organ bağışı bekleyen hasta aynı zamanda bir iş yeri sahibi olabiliyorlar ve işlerine yeniden sarılabiliyorlar. Çocuk sahibi olabiliyorlar, çocuklarına daha fazla zaman ayırabiliyorlar. Dolayısıyla fonksiyon gören bir organa sahip oldukları zaman diğer normal insanlardan farklı olmayan bir yaşam şekline dönmüş oluyorlar. Toplumun organ bağışı konusundaki farkındalığını artırmak için her sene 3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası’nda çeşitli etkinlikler yapmaktayız. Burada amacımız toplumumuzun organ bağışıyla bir başka insanın hayatını nasıl değiştirebildiğinin farkında varmalarını sağlamak. Hatta daha güzeli bir kişi organlarını bağışladığı zaman sadece bir kişinin değil birden fazla hatta 8 kişiye kadar organlarını kaybetmiş insanın hayatını yeniden inşa etmesine vesile olabilmektedirler. Dolayısıyla biz öldükten sonra hiçbir işimize yaramayacak toprağa karışacak olan organlarımızı bağışladığımız zaman şunu bilmeliyiz ki 8 farklı insana yeni bir hayat, yeni bir umut vermiş oluyoruz. Onların hayata yeniden başlamasına vesile olmuş oluyoruz. Dolayısıyla organ bağışı konusunda toplumumuzun daha duyarlı olmasını beklemekteyim. Zaten toplumumuz yardımsever bir toplum. Eminim bununla ilgili bilgi eksiklikleri giderilirse organ bağışı bekleyen hasta sayısı her geçen gün azalacak ve bizim bu yardımsever toplum özelliğimiz bu şekilde organ bağışıyla da sürmüş olacaktır." "Diyaliz sürecinde çok zorlandım, hayat kalitem kalmamıştı" Gerçekleştirilen organ nakliyle sağlığına kavuşan Yasemin Güleser, organ bağışı için beklediği dönemi ve nakil sonrasında yaşadığı hissi İHA muhabirine anlattı. 21 yıldır diyalize giriyorum ve kadavra nakli için sıra beklediğini belirten Güleser, "Çok zorlu süreçler geçti tabii ki dediğim gibi ameliyatlar vesaire, acısı ayrı, duygusal yükleri ayrı, hastaneye gidip gelmesi ayrı, her yönden sıkıntıları çok fazla büyüktü. Hiçbir şekilde yaşam kaliteniz gerçekten kalmıyor. Ben diyaliz olmadan önce çalışan, aktif bir insandım. Yani çok sosyal, aktif bir insandım. Diyaliz hayatıma girdikten sonra birdenbire ani bir şekilde işten ayrılmak zorunda kaldım, eve bağımlı kaldım. Yani sürekli hastanelerle, doktorlarımla sürekli. Zor bir süreçti. Gerçekten çok meşakkatli. Anlatılmaz yaşanır derler. Gerçekten doğru. Artık kelimelerin bile gücü hiçbir şekilde yetmiyordu. O kadar meşakkatli. Sizi anlamıyorlar. Yani anlayanlar da oluyor tabii ki ama anlamayanlar daha çok oluyor. Siz bunu sadece kendi başınıza yaşıyorsunuz. Destekçileriniz oluyor mu? Oluyor tabii ki ama bunu bizzat kendimiz yaşadığımız için onun duygusal düşüncesi çok daha farklı oluyor" diye konuştu. "Organ bağışçım benim isimsiz kahramanım" Kendisine organ bağışında bulunarak sağlığına kavuşmasını sağlayan aileye teşekkür eden Güleser, "Ben buradan kadavra olarak nakil oldum. Vefat eden bir amcamızın ailesi bana bağışladı. Ben buradan kadavra bağışçıma diyorum ki onlar benim isimsiz kahramanım. Gerçekten ailesi, kendisi benim isimsiz kahramanım. Allah bin kere razı olsun organlarını bağışladığı için. Dediğim gibi 21 senedir bekliyordum. Ama artık umudum gerçekten çok tükendiği bir zamanda o kadar zor, o kadar kötü bir anda geldi. Doktorlar aradığında beni zaten çok sıkıntılı bir süreç geçiriyordum. Telefonda koordinatörümün adını gördüm. Açtım. Yani zannediyorum ki halimi hatırımı soracak ama böbrek çıktı sana Yasemin seni hastaneye bekliyoruz dedikleri zaman önce bir algılayamadım gerçekten. Sonra tamam dedim. Geliyor musun dediler. Evet geliyorum dedim. Telefonu kapattım. Yani kalktım yürümeye başladım bir sağa bir sola. Heyecanlandım. Heyecanlandığımı da bilmiyorum. Panik atağı yaptım kendi kendime. O heyecan da güzeldi. Yani unutulacak gibi bir şey değil gerçekten. İlk aradığım kişi annemdi. Ben evde değildim o zaman. Dışarıdaydım yine hastanedeydim. Hemen doktorlarıma söyledim ve böbreğin çıktığını. Sonrasında annemi aradım. Annemle paylaştım. Annem de tabii hemen ağladı, duygulandı. Göz yaşlarına bunlar hep sevinç gözyaşlarıydı. Çok iyi bir şeydi. Yani keza kardeşlerim de çok sevindiler. Mutluyum, rahatım. Hastaneye sadece belirli zamanlarda gidiyorum. Kontrollerim için gidiyorum. Mehmet Emin Hocam’a, Ulaş Hocam’a, Siran Hocam’a hepsine ayrı ayrı çok çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Oktay: "Organ bağışı seferberliği ilan edilmeli"
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:31 Prof. Dr. Oktay: "Organ bağışı seferberliği ilan edilmeli" Organ naklinin sadece haftasında konuşulduğunu belirten Organ Nakli Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "Her 100 naklin 85’i canlıdan gerçekleşiyor. Sadece 15’i kadavradan yapılıyor. Bunun tersine dönmesi gerekiyor. Bunun için organ nakli seferberliği gerçekleştirmemiz gerekiyor" dedi. Organ bağışı haftası dolayısıyla, bağışların yeniden konuşulur olduğunu belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay, "Ancak, birkaç gün konuşulup daha sonra gündem değişiyor. Organ yetmezliğinin günümüzde en etkili tedavisi, yeni organdır. Yani organ bağışından elde edilen organlardır. Organ yetmezliği yaşayan bir hastayı, sadece bağışlanacak organ hayatını kurtarabiliyor. Organ tedarikinde ise iki yöntem vardır. Birincisi sağlık ekibi, ikincisi ise vatandaşlarımızdır. İşin sağlık tarafında hekimler ve diğer arkadaşlar, kendi eğitimlerini yaparak ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye’de organ nakli son derece başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Çok iyi uzmanlar, çok iyi merkezler vardır ve Sağlık Bakanlığı çok iyi şekilde koordinasyon sağlamaktadır. Ancak vatandaşlar tarafında ise bağışı artıracak eğitimler gerekiyor. Organ bağışı konusunun ne kadar önemli olduğunu bilinmesi, ön yargıların kırılması, yanlış bilinenlerin yerine doğruların konuşulması vatandaşın daha çok bağış yapmasını sağlayacaktır. O nedenle toplumun her noktasında bir eğitim veya bu konuda seferberlik gibi bir noktaya gelinmesi gerekiyor.  Okullar, camiler, kışlalar, kahvehaneler, sivil toplum kuruluşları ve bunun gibi toplumun her katmanında organ bağışının konuşulur hale gelmesi gerekiyor" diye konuştu. "Organ bağışı yaptığınızı ailenize ve çevrenize söyleyin" Organ bağışındaki en büyük engel, vefat eden kişinin organ bağışıyla alakalı fikrinin ne olduğunun yakınları tarafından bilinmemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Bülent Oktay, "Orada aile geri adım atıyor. Hal bu ki, tüm dünyada bakıldığı zaman canlı vericiden organ bağışında Türkiye hep ilk sırada yer alıyor. Ancak vefat eden kişilerin organlarının bağışlanmasında ise bu böyle değil. Buradan çıkan sonuç ise, canlı vericide dünyada en çok organ naklini yapan ülkeyiz. Ancak vefat edenden ise diplerdeyiz. Kişi vefat etmeden önce aile veya çevresiyle hiçbir şekilde bu konuyu konuşmadığından vefat durumunda, aile ölen yakınının ne düşündüğünü bilmediği için organ bağışı konusunda karar veremiyor" dedi. "e-devlet üzerinden organ bağışı yapabilirsiniz" E-devlet üzerinden organ bağışı yapılabildiğini belirten Bülent Oktay, "E-devlet uygulamasına girdiğinizde, rahatlıkla organlarınızı bağışlayabiliyorsunuz. Böylece sizin talebiniz dijital olarak saklanıyor. Ölümünüzden sonra eğer uygun olursa, bu belge sizin bağış yaptığınızı gösteriyor. Bu şekliyle organ bağışı artık çok kolay. Yaşarken bağış yaptığınızı ailenize ve çevrenize de söyleyin" dedi. "Organlarımız topların altında yok olup gidiyor" Kadavradan organ bağışının hakikaten çözülmesi gerekiyorsa, hep birlikte adım atılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Oktay, "Bursa bu konuda Türkiye’de Avrupa ortalaması yakalamıştı. Pandemiyle birlikte azalma oldu. Ancak bu yıl tekrar yükselme var. Ama kalıcı olması ve Türkiye’ye yayılması isteniyorsa, seferberlik yapılması gerekiyor. Her 100 naklin 85’i canlıdan gerçekleşiyor. Sadece 15’i kadavradan yapılıyor. Bunun tersine dönmesi gerekiyor. Organlarımız toprağın altında yok olup gidiyor" şeklinde konuştu.
Kış ayları öncesi saç dökülmesine karşı uyarı: "Saçın da neme ihtiyacı var"
08 Kasım 2025 Cumartesi - 08:53 Kış ayları öncesi saç dökülmesine karşı uyarı: "Saçın da neme ihtiyacı var" Soğuk havaların etkisini göstermeye başladığı Doğu Anadolu’da uzmanlar, yaklaşan kış ayları öncesinde saç dökülmelerine karşı dikkatli olunması konusunda uyarılarda bulundu. Kış aylarında soğuktan korunmak amacıyla kullanılan bere ve şapkalar, uzun süre takıldığında saç köklerinin hava almasını engelleyerek saç dökülmesine yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle mevsim geçişlerinde saç bakımının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Saçların kuruyup nemsiz kaldığı bu dönemde dökülmelerin arttığını belirten uzmanlar, "Saç dökülmesi genetik, hormonal veya vitamin eksikliğine bağlı olarak gelişebiliyor. Ancak mevsim geçişlerinde bu oran yüzde 80’e kadar çıkabiliyor. Bere takılması, saçın kuruması, yıpranması ve bakım eksikliği bu süreci hızlandırıyor." ifadelerini kullandı. Saçın sağlıklı yapısını korumak için pH değerinin 4,5-5,5 aralığında olması gerektiğini belirten uzmanlar, "pH değeri yükseldikçe saç yıpranır ve kopmalar artar. Bu yüzden keratin, nem ve protein bakımları düzenli yapılmalı." uyarısında bulundu. Uzmanlar ayrıca, vatandaşların sülfat, silikon ve paraben içeren şampuanlar yerine doğal içerikli, sülfatsız ürünler kullanmalarını önererek, "Saç bakımı sadece yıkamak ya da kestirmek değildir. Nasıl vücudumuzun besine ihtiyacı varsa, saçımızın da neme ve proteine ihtiyacı var." değerlendirmesinde bulundu.
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ikinci MR cihazı kazandırıldı
07 Kasım 2025 Cuma - 18:55 Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ikinci MR cihazı kazandırıldı Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan ikinci MR cihazı ile randevu bekleme süresinin 25 günden 6-7 güne düşürülmesi, tanı süreçlerinin ise daha hızlı ve etkin yürütülmesi hedefleniyor. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan ikinci MR cihazının açılışı gerçekleştirildi. Yeni cihazın devreye girmesiyle birlikte MR randevu bekleme süresinin önemli ölçüde kısalması, tanı süreçlerinin ise daha hızlı ve etkin yürütülmesi bekleniyor. Ağrı Valisi Mustafa Koç, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmanın ve vatandaşların tanı ile tedavi süreçlerini hızlandırmanın öncelikli hedefleri arasında yer aldığını belirtti. Vali Koç, 370 yatak kapasitesi, 193 hekim kadrosu, 50 aktif polikliniği ve yüzde 99 MHRS doluluk oranıyla hizmet veren Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ortalama günlük 3 bin 700 hastanın muayene edildiğini söyledi. Mevcut durumda MR için ortalama 25 gün, ultrasonografi ve Doppler için yaklaşık 90 gün, EEG için 3 gün, EMG için aynı gün, EKO, mamografi ve kemik dansitometri işlemleri için ise randevusuz hizmet verildiğini belirten Koç, yeni MR cihazının yapay zekâ destekli görüntü işleme yazılımı sayesinde çekim sürelerini önemli ölçüde kısaltacağını ifade etti. Yeni sistemle birlikte daha net ve güvenilir görüntüler elde edileceğini vurgulayan Koç, MR randevu bekleme süresinin 6-7 güne düşeceğini, cihazın tam kapasiteyle çalışmasıyla günlük 300 tetkik kapasitesine ulaşılmasının planlandığını kaydetti. Vali Koç ayrıca, prostat MR ve meme MR gibi ileri düzey tetkiklerde cihazın yüksek çözünürlüklü görüntüleme kapasitesi sayesinde daha ayrıntılı ve güvenilir sonuçlar alınacağını belirtti.