Son Dakika
|
Trump: "(İran’da düşürülen ABD savaş uçağı) Bu bir savaş, savaş halindeyiz"
Bakan Fidan’dan diplomasi trafiği
Mardin’de kaybolan yaşlı kadın ölü bulundu
İzmir’de parkta 2 yaşındaki çocuğa bıçakla saldıran şüpheli tutuklandı
Pakistan'da 6,3 büyüklüğünde deprem
Gaziantep’te 4 yaşındaki Asiye Ateş’e pitbull saldırısı davasında karar
10 yıldır aranan FETÖ üyesi çatı katında yakalandı
Putin'den Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür
Bakan Kurum’dan tarihi kentsel dönüşüm müjdesi
Maltepe’de minibüs araca çarptı: Kaza anı kamerada
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Boğaz’da gemi arızası: Trafik çift yönlü askıya alındı
Pakistan'da 6,3 büyüklüğünde deprem
NASA, Artemis II görevinden Dünya’nın yeni fotoğrafını paylaştı
10 yıldır aranan FETÖ üyesi çatı katında yakalandı
SEDAŞ’ın kazdığı çukura belediye aracı düştü
Kolluk kuvvetleri, basın kartını ibraz eden gazetecilerden ayrı bir kimlik talep etmeyecek
Define ararken yakalandı, hırsızlıktan gözaltına alındı
SAĞLIK
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği
03 Nisan 2026 Cuma - 14:45:25
Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44
Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02
Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı
Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00
Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği
Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
2
03 Nisan 2026 Cuma- 09:56
Kanser tedavisinde yeni dönem: Akıllı radyoterapi
3
02 Nisan 2026 Perşembe- 09:49
Ağrı’da sağlık yatırımları sahada incelendi
4
03 Nisan 2026 Cuma- 09:54
Meme kanseri hastaları doktorlarıyla bowling pistinde buluştu
5
03 Nisan 2026 Cuma- 09:48
Doç. Dr. Dişel: "Her hasta için farklı bir yol haritası oluşturmak mümkün hale geldi"
07 Kasım 2025 Cuma - 17:24
Doç. Dr. Çakmak "Her bir kan bağışı, bir çocuğa yeniden hayat verme gücüne sahiptir"
Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, kan ve kök hücre bağışının lösemi tedavisinde hayati öneme sahip olduğunu kan bağışının belirli şartları sağlayan sağlıklı bireyler tarafından yapılabildiğini bildirerek "18–65 yaş aralığında, en az 50 kilogram ağırlığında ve genel sağlık durumu iyi olan herkes kan verebilir" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, 2-8 Kasım "Lösemili Çocuklar Haftası" dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Lösemi hastalığını kemik iliğinde bulunan kan yapıcı hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kan kanseri olarak tanımlayan Çakmak, "Normalde sağlıklı alyuvar, akyuvar ve trombosit üretmesi gereken kemik iliği, bu anormal hücreler tarafından işgal edilir. Çocuklarda en sık Akut lenfoblastik lösemi (ALL) görülür. Akut lenfoblastik lösemi, tüm çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık yüzde 75’ini oluşturur. Akut myeloid lösemi (AML) (yüzde 15–20) ve Kronik myeloid lösemi (KML) daha az sıklıkla görülür. Juvenil myelomonositik lösemi (JMML) gibi kronik formlar ise nadir görülür" dedi. Çocuklarda lösemi belirtilerinin genellikle sinsi başladığını ve başka hastalıklarla karışabildiğini ifade eden Çakmak, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri şu şekilde sıraladı: "Nedeni açıklanamayan yorgunluk, solukluk, halsizlik. Sık enfeksiyon geçirme, iyileşmeyen ateş. Burun kanaması, diş eti kanaması, ciltte morluklar. Kemik veya eklem ağrısı, topallama. Karın şişliği (dalak-karaciğer büyümesi). Boyunda, koltuk altında, kasıkta bezeler. İştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemeleri. Bu belirtiler birkaç haftadan uzun sürüyorsa, anamnez, fizik muayene, tam kan sayımı ve diğer laboratuvar testleri ile ilk değerlendirme yapılabilir" şeklinde konuştu. "Geç tanı, organ tutulumu ve enfeksiyon riskini artırarak tedavi şansını azaltabilir" Lösemide erken teşhisin, hastalığın santral sinir sistemi gibi diğer dokulara yayılmadan tedavisini mümkün kıldığını ifade eden Doç. Dr. Çakmak, "Ancak geç tanı, organ tutulumu ve enfeksiyon riskini artırarak tedavi şansını azaltabilir" dedi. Günümüzde lösemi tedavisinde ilerlemeler hakkında bilgi veren Çakmak, "Son 20 yılda çocukluk çağı lösemi tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildi. Artık hastalar, genetik profilleri ve risk düzeylerine göre kişiselleştirilmiş kemoterapi protokolleriyle tedavi ediliyor. Bu yaklaşım hem tedavi başarısını artırıyor hem de gereksiz ilaç yükünü azaltıyor. Ayrıca hedefe yönelik tedaviler, özellikle imatinib ve dasatinib gibi tirozin kinaz inhibitörleri sayesinde, belirli genetik alt tiplerde olağanüstü sonuçlar elde ediliyor. Bu ilaçlar, kanser hücrelerini doğrudan hedef alarak sağlıklı dokulara zarar vermeden etki ediyor" ifadelerini kullandı. "İyileşme oranı yüzde 95’in üstüne ulaşmış durumda" İmmünoterapi alanında da çığır açan yeniliklerin mevcut olduğunu aktaran Hatice Mine Çakmak açıklamasında, "Blinatumomab ve inotuzumab gibi akıllı moleküller ile CAR-T hücre tedavileri, klasik kemoterapiye dirençli hastalarda bile yüksek başarı oranları sağlıyor. Bunun yanı sıra kök hücre nakli protokolleri daha güvenli hale getirildi; nakil öncesi hazırlık ve sonrasındaki destek tedavilerinde mortalite oranları belirgin biçimde azaldı. Son olarak, enfeksiyon kontrolü, destek tedavisi ve beslenme takibinde sağlanan gelişmeler, tedavi sürecinde çocukların yaşam kalitesini ciddi ölçüde yükseltti. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde bugün çocukluk çağı lösemilerinde tam iyileşme oranı yüzde 95’in üstüne ulaşmış durumda" ifadelerine yer verdi. Düzce Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji biriminin imkanları hakkında bilgi veren Doç. Dr. Çakmak, "5 güne kadar yatarak kemoterapi, tüm ayaktan kemoterapi seçenekleri verilebilmektedir. Kan transfüzyonu, enfeksiyon tedavileri gibi destek tedavileri hastanemizde yapılmaktadır" açıklamasında bulundu. "Lösemi bulaşıcı değildir" Lösemi hakkında toplumda yaygın olan yanlış inanışlara da değinen Çakmak, "Öncelikle, lösemi bulaşıcı değildir. Bu hastalık, kemik iliğinde kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Bir diğer yanlış düşünce, löseminin sadece kalıtsal olduğu yönündedir. Oysa vakaların büyük çoğu, kalıtsal değil; genlerde tesadüfi değişiklikler ya da bazı çevresel etkiler sonucu gelişir. Toplumda sıkça duyulan bir başka yanlış da ‘kemoterapi çok ağır, bu hastalıktan kurtulmak mümkün değil’ düşüncesidir. Oysa artık modern ilaçlar ve destek tedavileri sayesinde çocuklarda lösemi tedavisi çok daha kolay tolere ediliyor ve tam iyileşme oranı çocuklarda yüzde 95’e kadar çıkıyor. Ayrıca ‘kök hücre nakli tek çaredir’ inanışı da doğru değildir. Günümüzde uygulanan hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapiler sayesinde birçok çocuk, nakil yapılmadan da tamamen iyileşebiliyor. Kısacası, lösemi hakkında doğru bilgiye ulaşmak, umudu kaybetmemek ve modern tedavilerin gücüne inanmak çok önemli" ifadelerine yer verdi. "Her bir kan bağışı, bir çocuğa yeniden hayat verme gücüne sahiptir" Kan ve kök hücre bağışının lösemi tedavisinde hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çakmak, kan bağışının belirli şartları sağlayan sağlıklı bireyler tarafından yapılabildiğini bildirerek "18–65 yaş aralığında, en az 50 kilogram ağırlığında ve genel sağlık durumu iyi olan herkes kan verebilir. Bağış yapacak kişinin son dönemde enfeksiyon geçirmemiş, antibiyotik kullanmamış, dövme veya piercing yaptırmamış olması gerekir. Ayrıca Hepatit B, Hepatit C, HIV (AIDS) veya sifiliz (frengi) gibi bulaşıcı hastalıkların bulunmaması zorunludur. Erkekler yılda dört, kadınlar ise üç kez kan verebilir ve bağışlar arasında en az iki ay bulunmalıdır. Lösemi tedavisi gören çocuklarda kemoterapi sürecinde alyuvar ve trombosit değerleri düşebildiği için bu bağışlar, onların yaşamını sürdürebilmesi açısından büyük önem taşır. Her bir kan bağışı, bir çocuğa yeniden hayat verme gücüne sahiptir." şeklinde konuştu. "Sağlıklı ve kronik hastalığı bulunmayan herkes kök hücre bağışçısı olabilir" "Kök hücre bağışı, lösemi ve diğer kan hastalıklarının tedavisinde yaşam kurtarıcı bir yöntemdir" diyen Doç. Dr. Çakmak, "18–50 yaş arası, sağlıklı ve kronik hastalığı bulunmayan herkes kök hücre bağışçısı olabilir. Bağışçı olmak için yalnızca birkaç tüp kan örneği verilerek TÜRKÖK sistemine kayıt yapılır. Kök hücreler, hastanın kemik iliğinde bozulmuş kan yapımını yeniden başlatır ve kalıcı iyileşme şansı sunar. Her kök hücre bağışı, bir lösemi hastasına ikinci bir hayat armağan etme potansiyeline sahiptir" dedi. Lösemiyle mücadele eden çocuklara ve ailelerine mesaj veren Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, "Çocukluk çağı lösemisi artık tedavi edilebilir bir hastalıktır; her yeni gün, bilim ve umutla daha fazla çocuğun sağlığına kavuştuğu bir başarı hikayesidir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
07 Kasım 2025 Cuma - 17:14
ERÜ Hastaneleri’nde meme kanserinde erken teşhisin önemi anlatıldı
Erciyes Üniversitesi Hastaneleri’nde; ’Meme Muayenesi Nasıl Yapılır?’ konulu etkinlik düzenlendi. Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Gevher Nesibe Hastanesi Poliklinikler Girişinde Genel Cerrahi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Cihan Biçer ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (European Medical Students Association) Erciyes Kulübü olarak meme kanseri farkındalığını artırmak amacıyla ’Meme Muayenesi Nasıl Yapılır?’’ konulu stant etkinliği düzenlendi. Halk Sağlığı Direktörlüğü bünyesindeki etkinlikte; genel cerrahi ana bilim dalı ile birlikte hasta ve hasta yakınlarına erken teşhisin önemi ve meme muayenesi anlatıldı. Etkinlikte; toplumda farkındalık oluşturarak erken tanı sayesinde yaşam kurtarmanın önemine dikkat çekildi. ERÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Celal Akcan tarafından tıp fakültesi öğrencilerine yönelik meme muayenesi, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verildi.
07 Kasım 2025 Cuma - 16:53
Hüyük’te evde sağlık hizmetinden yararlanan yaşlı hastalar adına fidan dikildi
Konya’nın Hüyük ilçesinde evde sağlık hizmetinden istifade eden yaşlı hastalar adına sağlık çalışanları tarafından fidan dikildi. Hüyük Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri görevlileri ilçede yaşayan ve sağlık hizmetinden yararlanan hastalar adına "Yaş alan çınarlarımız için, geleceğe nefes oluyoruz" mottosuyla fidan dikme etkinliği düzenledi. Etkinlik kapsamında sağlık hizmetleri sunulan yaşlılar sağlık görevlileri tarafından evlerinde ziyaret edildi. Ardından yaşlı hastalar adına evlerinin bahçesinde fidanlar sağlık görevlilerince toprakla buluşturuldu. Etkinlikte sağlık görevlilerinin yardımıyla bahçelerine çıkarılan bazı yaşlı hastalar ise kendi elleriyle fidanları dikmenin mutluluğunu yaşadı. Etkinlik esnasında sağlık çalışanlarına refakat eden Mutlu Mahallesi Muhtarı ve hasta yakını Muhittin Sedefçi de tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Hüyük Devlet Hastanesi Başhekimi Dr.Mehmet Kendir ise, 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü etkinlikleri kapsamında kurum olarak da anlamlı bir fidan dikme etkinliğine imza atmak istediklerini söyledi. Dr. Kendir, "Evde sağlık hizmeti verdiğimiz kıymetli büyüklerimiz; yılların tecrübesiyle, bilgeliğiyle ve varlığıyla bizlere yol gösteren yaş alan çınarlarımızdır. Onların hatıralarını yaşatmak ve gelecek nesillere nefes olacak bir miras bırakmak adına bahçelerine fidan dikiyoruz. Diktiğimiz her fidan, saygımızın, vefamızın ve kuşaklar arası gönül köprümüzün sembolüdür" dedi.
07 Kasım 2025 Cuma - 16:32
Denizli Sağlık Müdürlüğü organ bağışında farkındalık oluşturdu
Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında il geneli birçok farkındalık çalışmaları yapılarak organ bağışına dikkat çekildi. İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, bir kişinin organ bağışında bulunmasının, birden fazla insana yaşam şansı verdiğini söyledi. Her yıl ülkemizde 3-9 Kasım tarihleri arası organ bağışının hayati önemini vurgulamak ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla "Organ Bağışı Haftası" etkinlikleri düzenlenmektedir. Organ bağışı, bir kişinin kendi isteğiyle hayattayken veya ölümünden sonra organlarını başka hastaların tedavisinde kullanılmak üzere bağışlamasıdır. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 2019 yılında başlatılan "Her Bağış Yeni Bir Hayat" projesi, Denizli’de organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmaya ve vatandaşları bağışa teşvik etmeye devam ediyor. Organ Bağış Haftası kapsamında, Denizli genelinde merkez ve ilçelerde sağlık ekipleri tarafından stantlar kuruldu. Kamu kurumları, mahalleler, okullar ve pazar yerlerinde vatandaşlara yönelik organ bağışı bilgilendirme çalışmaları, eğitimler ve farkındalık etkinlikleri gerçekleştirildi. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Organ Bağışı Haftası kapsamında yaptığı açıklamasında organ bağışının önemine dikkat çekerek, vatandaşları bağış yapmaya davet etti. Uz. Dr. Berna Öztürk; "Günümüzde binlerce insan, organ yetmezliği nedeniyle yaşamını sürdürebilmek için uygun bir donör beklemektedir. Denizli’de bin 225 diyaliz hastamız bulunmaktadır. Denizli’de 2025 yılında 21 beyin ölümüne karşılık 10 organ bağışı gerçekleşti. Ülkemizde organ bağışı konusunda yürütülen tüm çalışmalara rağmen oranlar hâlâ istenilen seviyelerde değildir. Ne yazık ki, organ bekleyen hastaların önemli bir kısmı zamanında uygun organ bulunamadığı için hayatını kaybetmektedir. Bu nedenle toplum olarak organ bağışına daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor. Ülkemizde kalp, böbrek, karaciğer, pankreas, kemik ve kemik iliği, akciğer, ince bağırsak, kalp kapağı, kornea, tendon, kol ve deri nakli yapılabilmektedir. 18 yaşından büyük ve akli dengesi yerinde olan herkes 2238 sayılı yasaya göre organlarının tamamını veya bir bölümünü bağışlayabilmekle birlikte kişinin yaşlı veya çok genç olması, süregelen sağlık sorunları olması organ bağışında bulunmasında bir engel değildir. Organ bağışı, yaşamdan yaşama uzanan en değerli armağandır. 2019 yılında başlattığımız Her Bağış Yeni Bir Hayat projemiz kapsamında Denizli’de bugüne kadar toplamda 32 bin 133 kişi organ bağışında bulundu ve 2025 yılı 10 aylık dönemde 2 bin 620 kişi organlarını bağışladı" diye konuştu. E-Nabız Üzerinden Kolayca Organ Bağışı Yapılabiliyor İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Türkiye’de organ bağışında yeni bir dönemin başladığını duyurarak vatandaşların artık e-Nabız uygulaması üzerinden elektronik ortamda organ bağışında bulunabileceğini açıkladı. Öztürk. "Denizlili vatandaşlarımız, İl Sağlık Müdürlüğümüze, kamu, üniversite ve özel hastanelerimize, ilçe sağlık müdürlüklerimize, toplum sağlığı merkezlerimize veya sağlık ekiplerimizce açılan organ bağışı stantlarına başvurarak organ bağışında bulunabilirler. Ayrıca artık e-Nabız üzerinden organ bağışı vasiyetinde bulunabilirler. Organ bağışı bireysel bir karardır, artık bu karar kişinin vasiyeti niteliğindedir. Yeni sistemde bağışçıların birinci derece yakınları da öncelikli konumda olacak, organları nakil için kullanılan kişilerin yakınları, acil organ bekleyenler hariç, listede öncelikli olacak. Her bağış, yeni bir hayat demektir. Bir kişinin organ bağışı, birden fazla insana yaşam şansı, bağışlanan her organ da bekleyen bir hastaya umut olabilir" dedi.
07 Kasım 2025 Cuma - 16:28
Sakarya’da sağlık hizmetlerinde yeni dönem: Ameliyatlar ilçelere yayılıyor
Sağlık hizmetlerini güçlendirme ve Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki yoğunluğu azaltma çalışmaları çerçevesinde ameliyatlardan doğumlara, GETAT uygulamalarından yeni kliniklere kadar şehir genelinde sağlık hizmetlerinde yeni bir dönem başladı. Sapanca Devlet Hastanesinde Genel Cerrahi Kliniğinde ameliyatlar yeniden başladı. Sapanca Kaymakamı Arda Yazıcı ve İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir hastaneyi ziyaret ederek ameliyathane ve kliniklerde incelemelerde bulunarak, tedavi gören hastalara geçmiş olsun dileklerini iletti. Pamukova Devlet Hastanesinde ise uzman kadrosunun genişlemesiyle sezaryenle sağlıklı doğum başarıyla gerçekleşti. Kadın Hastalıkları ve Doğum biriminde yürütülen çalışmalar çerçevesinde gebe eğitim sınıfı hizmete alınarak anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası süreçlere yönelik destek sağlanıyor. Doğumların hem normal hem sezaryenle yeniden Pamukova’da yapılabilmesi, ilçede sağlık hizmetlerine erişimi güçlendiren önemli bir adım oldu. İl genelinde ilçe hastanelerini güçlendirmeye yönelik çalışmalar devam ederken, son dönem uygulamaları da dikkat çekiyor. Karasu Devlet Hastanesinde yenilenen hekim kadrosuyla Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde ameliyat çeşitliliğini artırdı. Geçen yıla göre toplam ameliyat sayısı iki katına yaklaştı. Cerrahi müdahalelerin ilçe hastanelerimde yaygınlaşması, bölge halkına ikamet ettiği yerde tedavi olma imkanı sağladı. Serdivan Devlet Hastanesi’nde cerrahi alanda önemli bir ilke imza atıldı. Hastanede ilk kez kapalı yöntemle kasık fıtığı ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Pamukova İlçe Devlet Hastanesinde ilk kez çok sayıda ameliyat başarıyla yapıldı. Geyve Devlet Hastanesi’nde kalça protezi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Geyve ve Hendek hastanelerinde yeni göz üniteleri kurulumu yapıldı. Yeni ünitelerin hizmete başlamasıyla Hendek’te göz polikliniği sayısı ikiye çıkarken, Geyve’de de mevcut göz polikliniğinin tetkik ve tedaviye yönelik hizmet kalitesi arttı. 2014 yılında hizmete başlayan Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT Polikliniğinin ardından Akyazı, Hendek, Sapanca, Karasu, Ferizli, Geyve, Kaynarca ve Sadıka Sabancı Devlet Hastanelerinde GETAT poliklinikleri açılarak hizmet vermeye başladı. Bu polikliniklerde kupa, akupunktur, apiterapi, homeopati, proloterapi, mezoterapi, ozon ve osteopati gibi birçok alanda uygulamalar sertifikalı hekimler tarafından yapılıyor.
07 Kasım 2025 Cuma - 16:04
İzmir’de çöp krizi sinek istilasına dönüştü, şehir dört koldan ilaçlanıyor
İzmir Tabip Odası Başkanı Ayhan, gerekli önlemlerin vakit kaybetmeden alınması gerektiğini vurguladı ve evde ayrıştırmanın önemine de dikkat çekti.
07 Kasım 2025 Cuma - 15:50
Acil kliniğinde robot destekli sistem dönemi
ADÜ Hastanesi Acil Kliniğinde başlatılan "Asistan Asistanı" robot uygulamasıyla, klinik süreçlerde dijital dönüşümün yeni bir aşamasına geçilirken, yerli yazılım altyapısıyla geliştirilen sistem, hekimlerin iş yükünü azaltarak sağlık hizmetlerinde verimliliği artırmayı hedefliyor. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi Acil Kliniğinde, sağlık hizmetlerinde dijital dönüşüm sürecine katkı sağlayacak "Asistan Asistanı" robotların pilot uygulaması başlatıldı. Üniversitenin kendi imkanlarıyla geliştirilen ’non-humanoid’ robotlar, klinik süreçlerdeki iş yükünü hafifletmeyi ve hasta bakım kalitesini artırmayı hedefliyor. Pilot uygulamanın tanıtım programına, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Özarslan, Rektör Danışmanı ve Hastane Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil, Tıp Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Yasemin Özkan ile çok sayıda akademik ve idari personel katıldı. Tanıtım kapsamında robotların çalışma prensipleri ve klinik süreçlere sağlayacağı katkılar uygulamalı olarak gösterildi. "Asistan Asistanı" robotlar, hasta kayıt işlemleri, tetkik istemlerinin komutla gerçekleştirilmesi, klinik uyarı sistemlerinin yönetimi ve çoklu veri takibi gibi görevleri üstleniyor. Bu sayede hekimlerin idari yükü azalırken, hata oranları düşüyor ve zaman yönetimi daha etkin hale geliyor. Robotlar ayrıca vizit süreçlerinde öğretim üyeleri ve asistan hekimlerle birlikte hareket ederek hastaya ait görüntüleme, laboratuvar ve EKG gibi tetkik sonuçlarını anlık olarak sunabiliyor. Uzaktan erişim özelliği sayesinde öğretim üyeleri bulundukları yerden sanal vizit gerçekleştirebiliyor. Bunun yanı sıra robotlar, laboratuvar numunelerinin taşınması, hasta yönlendirmesi ve basit lojistik görevleri de yerine getirebiliyor. Pilot uygulamanın başarıyla tamamlanmasının ardından sistemin, ADÜ Hastanesindeki diğer servislerde de kademeli olarak yaygınlaştırılması planlanıyor. Rektör Prof. Dr. Bülent Kent, dijital sağlık teknolojilerinin hasta güvenliği, hizmet kalitesi ve süreç verimliliği açısından büyük önem taşıdığını belirterek "Teknolojinin sunduğu yenilikleri araştırma üniversitesi vizyonumuz doğrultusunda sağlık hizmetlerine entegre ediyoruz. Kendi kaynaklarımızla geliştirdiğimiz bu sistemin yazılımını da üniversitemiz bünyesinde biz tasarladık. Böylece bilgi birikimimizi somut bir ürüne dönüştürerek yerli ve özgün bir dijital sağlık teknolojisine imza atıyoruz" dedi.
07 Kasım 2025 Cuma - 15:41
Mardin’de "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" Projesi
Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" programının Mardin’deki dördüncü saha uygulaması Kızıltepe İpekyolu İlkokulu’nda gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında öğrencilere sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması amacıyla teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Çocuklara, kişisel hijyen, beslenme, hastalıklardan korunma yöntemleri ve sağlıklı yaşam kültürü konusunda bilgilendirme yapıldı. Etkinlikte konuşan İl Sağlık Müdürü Dr. Saffet Yavuz, programın iki bakanlığın ortak protokolüyle yürütüldüğünü belirterek, "Hem Milli Eğitim Bakanlığı hem de Sağlık Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu bir protokol var. Bu protokol kapsamında bizler de bugün ilimizde dördüncü okulumuzda ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğini her iki bakanlığın ilçedeki temsilcileri olarak düzenliyoruz. Bizler çocuklarımızı birer sağlık elçisi olarak görüyoruz. Dün çocuklarımıza teorik eğitim verildi. Bu eğitimler, kişisel beslenmeden hijyene, sağlıklı yaşamdan sağlıklı yaşam alışkanlıklarının nasıl edinileceğine dair teorik bilgiler içeriyordu. Bugün de sağlık çalışanı abileri ve ablaları onlarla beraberler. Neler yaptıklarını, sağlığımızı nasıl korumamız gerektiğini anlatacaklar. Onlar da yerinde görecekler" dedi. Yavuz, Sağlık Bakanlığı’nın sağlığı koruyan, geliştiren ve üreten anlayışıyla çalışmalarını sürdürdüğünü ifade ederek, "Sağlık Bakanlığı her geçen gün sağlığı koruyan, geliştiren ve üreten mottosuyla çalışmaya ve sağlığı korumaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı, sağlığın bakanlığı olma yolunda ciddi adımları Sağlık Bakanı’mız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun önderliğinde. Bizler de ilçemizde kaymakamımızın verdiği sonsuz destekle bugün bu etkinliğin dördüncüsünü gerçekleştiriyoruz" diye konuştu. Programa katkı sunan okul yönetimi, öğretmenler ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne teşekkür eden Yavuz, öğrencilerin aldıkları eğitimleri uygulamalı olarak davetlilere sergileyeceğini belirtti. Programa, İl Sağlık Müdürü Saffet Yavuz, Kızıltepe Kaymakamı Abdullah Şahin, İlçe Milli Eğitim Abdulkadir Gümüş, sağlık çalışanları, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
07 Kasım 2025 Cuma - 15:28
Elazığ’da erişkinlerde ileri yaşam desteği eğitimi
Elazığ’da sağlık çalışanlarına yönelik Erişkinlerde İleri Yaşam Desteği (İLYAD) konulu eğitim düzenlendi. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı İl Ambulans Servisi Başhekimliği tarafından Erişkinlerde İLYAD konulu eğitim düzenlendi. İl Sağlık Müdürlüğü, 112 Eğitim Salonu’nda gerçekleştirilen eğitim programına 5 eğitmen ve 12 kursiyer katıldı. 3-6 Kasım tarihleri arasında olmak üzere 4 gün devam eden eğitim sırasında katılımcılara; acil olgu yönetimi, arrest vakalara yaklaşım, solunum acilleri, donma, anaflaksi, elektrik çarpması, gibi konularında uygulamalı olarak çeşitli bilgiler verildi.
07 Kasım 2025 Cuma - 14:44
Bakan Işıkhan’dan Lösemili Çocuklar Haftası paylaşımı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası için paylaşımda bulundu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası için paylaşım yaptı. Bakan Işıkhan, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla lösemili çocuklarımızın tetkik, tahlil ve tedavi süreçlerinde yanındayız. Tedavi aşamasında kullanılan 77 ilacı geri ödeme kapsamında karşılıyoruz. Evlatlarımızın yüzündeki bir tatlı gülümse bizim için dünyalara bedel."
07 Kasım 2025 Cuma - 14:12
Diyarbakır’da evli çift, 14 yıl sonra evlat sevinci yaşadı
Diyarbakır’da Naime ve Faruk Sarsılmaz çifti, aldıkları tedavilerle 14 yıl sonra çocuk sevinci yaşadı. Diyarbakır’da 36 yaşındaki Naime Sarsılmaz ve 40 yaşındaki Faruk Sarsılmaz çifti, çocuk sahibi olamayınca tedaviler almaya başladı. Naime Sarsılmaz, ileri yaş ve yumurta tembelliği tanısı ile uzun yıllar boyunca farklı tedavi süreçlerinden geçti. Sarsılmaz çifti, kadın doğum ve tüp bebek uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer’e başvurdu. Prof. Dr. Çoksüer tarafından yapılan akupunktur, PRP, fitoterapi ve eksozom gibi destekleyici uygulamalarla yürütülen tedavi süreci, sabır ve istikrarın sonunda başarıya ulaştı. Sarsılmaz çifti, 14 yıllık çocuk hasretinin ardından gebelik müjdesi aldı. Prof. Dr. Çoksüer, umut dolu hikayenin, hem ileri yaş hem de düşük yumurtalık rezervi nedeniyle umudunu kaybeden birçok çift için önemli bir örnek oluşturduğunu söyledi.
07 Kasım 2025 Cuma - 14:06
Emet Dereli Kaplıcaları soğuk havalarda da şifa kaynağı oluyor
Kütahya’nın Emet ilçesine bağlı Günlüce köyü sınırları içinde bulunan Dereli Kaplıcaları, doğal bir şifa kaynağı olarak ününü Türkiye geneline taşıyor. Soğuk havalara rağmen ziyaretçi akınının devam ettiği kaplıcalar, bölgenin termal turizmdeki önemini bir kez daha gösterdi. Tavşanlı ile Emet ilçesi arasında yer alan kaplıcalara, sadece Kütahya ve çevre illerden değil; Adıyaman gibi oldukça uzak şehirlerden bile şifa arayışıyla gelenler bulunuyor. İlk kez buraya gelen ziyaretçiler, suyun kalitesinden ve etkisinden duydukları memnuniyeti dile getiriyor. Kaplıca sularının bilinen faydaları ise şöyle sıralanıyor; genel bir gevşeme ve dinlenme sağlıyor, kırık ve çıkıklarda iyileşme süreçlerine destek olduğu biliniyor. Özellikle romatizmal ağrılar üzerinde olumlu etkileri olduğu mevcut ve depresyona iyi geldiği ve ruhsal hareket bozukluklarını dengelediği kaplıca yetkililerince belirtiliyor. Dereli Kaplıcaları’nın şifalı sularının vücutta genel bir rahatlama sağladığını belirten yetkililer ve bölge halkı, termal tedaviden en yüksek verimi alabilmek için, "Şifalı sularımız birçok rahatsızlığa iyi gelse de, vatandaşlarımızın özellikle ciddi sağlık sorunları için mutlaka doktor tavsiyesine uymaları ve önerilen süre boyunca kaplıcalarda kalmaları gerekmektedir." uyarısında bulunuyor. Dereli Kaplıcaları, doğal yapısını koruyarak yılın her dönemi yerli ve yabancı ziyaretçilere kapılarını açmaya devam ediyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder