Son Dakika
|
İran’dan düşürülen ABD savaş uçağının pilotunu bulana ödül
Maltepe’de minibüs araca çarptı: Kaza anı kamerada
Adalet Bakanı Gürlek: ''Sosyal medyaya kimlikle girilecek''
Mert Hakan Yandaş tahliye edildi!
İstanbul Valisi Gül, "Bu yılın ilk üç ayında 37 çete çökertildi, 873 şahıs yakalandı"
İzmir’de parkta oynayan 2 yaşındaki çocuğa bıçaklı saldırı
Malatya’da tır ile otomobil kafa kafaya çarpıştı: 3 ölü, 1 yaralı
Romanya Milli Takımı’nda Mircea Lucescu dönemi sona erdi
Fenerbahçe - Beşiktaş derbisinde Yasin Kol düdük çalacak
Burundi'de mühimmat deposunda patlama: 13 ölü, 57 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Kolluk kuvvetleri, basın kartını ibraz eden gazetecilerden ayrı bir kimlik talep etmeyecek
Define ararken yakalandı, hırsızlıktan gözaltına alındı
Maltepe’de minibüs araca çarptı: Kaza anı kamerada
Can pazarının yaşandığı sahilde boğulan genç yüzündeki egzama için denize girmiş
Trabzonspor ile Galatasaray 143. randevuda
Trendyol Süper Lig’de 28. hafta heyecanı
Şişli’de sağanak yağış nedeniyle yol çöktü
SAĞLIK
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği
03 Nisan 2026 Cuma - 14:45:25
Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44
Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02
Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı
Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00
Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği
Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
2
02 Nisan 2026 Perşembe- 10:10
Uzmanlardan ‘kahve’ uyarısı: "Günde 4 fincan ve üzeri olumsuz etkiler oluşturabiliyor"
3
02 Nisan 2026 Perşembe- 09:49
Ağrı’da sağlık yatırımları sahada incelendi
4
02 Nisan 2026 Perşembe- 11:01
20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu
5
02 Nisan 2026 Perşembe- 12:13
Uzmanından ‘İlişkileri tehdit eden sessizlik’ uyarısı
09 Kasım 2025 Pazar - 11:19
Kütahya İl Sağlık Müdürü Durmuş’tan "Sahte Mesaj" uyarısı
Kütahya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş, son günlerde bazı vatandaşlara gönderilen sahte mesajlar konusunda uyarıda bulundu. Durmuş, vatandaşların "borcunuz nedeniyle randevu alamayacaksınız" veya "e-Nabız hesabınıza erişiminiz kısıtlanacaktır" gibi ifadeler içeren ve para talep eden mesajlar aldıklarını belirterek, bu mesajların dolandırıcılık amaçlı olduğunu söyledi. Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü ya da bağlı kurumların vatandaşlardan hiçbir şekilde para talebinde bulunmadığının altını çizen Durmuş, "Bu tür mesajlara kesinlikle itibar edilmemelidir. Vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamaları için dikkatli olmaları büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.
09 Kasım 2025 Pazar - 10:45
Manyetik titreşimlerle, bağımlılığa karşı ’Sil baştan tedavi’
Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bağımlılık ve duygu durum bozukluklarında beyni adeta yeniden başlatarak tedavi etmeye imkan sağlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında bilgiler verdi. Yaşar, "Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), beynin belirli bölgelerine manyetik alan aracılığıyla uyarı gönderen, cerrahi gerektirmeyen bir nöromodülasyon tedavisidir. Kafa derisine yerleştirilen elektromıknatıslar aracılığıyla, beyinde nöronların elektriksel aktivitesi uyarılarak beyin aktivitesi modüle edilir" dedi. Bağımlılık ve duygu durum bozukluklarında beyni adeta yeniden başlatarak tedavi etmeye imkan sağlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar bilgi verdi. Bağımlılıkta, beyindeki ödül devresinin prefrontal korteks dopamin aracılığıyla aşırı uyarıldığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, TMS tedavisinde beynin madde arama davranışını tetikleyen nörokimyasal yolların sessizleştirilerek, bağımlılığın sonlanmasının hedeflendiğini bildirdi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), beynin belirli bölgelerine manyetik alan aracılığıyla uyarı gönderen, cerrahi gerektirmeyen bir nöromodülasyon tedavisidir. Kafa derisine yerleştirilen elektromıknatıslar aracılığıyla, beyinde nöronların elektriksel aktivitesi uyarılarak beyin aktivitesi modüle edilir. Bu uyarılar sinaptik plastisiteyi yani yeniden yapılanmayı etkileyerek, özellikle karar verme merkezimiz olan prefrontal korteks ve duygu motivasyon bölgemiz olan limbik sistem arasındaki iletişimi düzenleyebilmektedir. TMS ile beyin uyarıldığında, sinir hücreleri arasında bilgi alışverişini sağlayan serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin düzeylerinde ve bunların reseptörlerinde, sinir hücrelerinin kendini yenilemede kullandıkları yolaklarda olumlu yönde değişimler sağlanabiliyor" açıklamasını yaptı. Bağımlılığı tetikleyen yolları sessizleştiriyor Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bağımlılık sürecinde beynin ödül devresinin adeta kontrolsüz çalıştığını belirterek, TMS’nin bu devreyi yeniden düzenlemeye odaklandığını anlattı. Özellikle mantıklı düşünme, karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks ile haz ve motivasyon merkezleri arasındaki iletişimin normalleşmesini sağladığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "TMS ile amaç, madde arayışını ve anlık haz beklentisini azaltarak kişinin öz denetimini güçlendirmektir. Böylece kişi, bir maddeye ya da davranışa yönelmeden önce durup düşünebilme kapasitesi kazanır" diye konuştu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yöntemin ilaçsız ve girişimsel olmayan yapısının, özellikle ilaç kullanmak istemeyen ya da ilaç tedavisine direnç gösteren bireyler için önemli bir avantaj oluşturduğunu aktardı. TMS tedavisinin her hasta için uygun olmadığını da belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, değerlendirme ve planlamanın psikiyatrist tarafından yapılması gerektiğinin altını çizdi. Epilepsi öyküsü bulunanlar, kafatasında metal implant veya kalp pili taşıyanlar ve gebeler için şu an için önerilmediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bunun dışında birçok hasta grubu TMS’den yararlanabilmektedir. Önemli olan, kişinin klinik değerlendirmesinin doğru yapılması ve tedavi hedeflerinin net belirlenmesidir" dedi. Hastalar seans sonrası günlük hayatına devam ediyor Hastaların tedavi sırasında konforlu bir süreç yaşadığını dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, seansların ayaktan uygulandığını, anestezi ya da sedasyon gerektirmediğini kaydetti. Tedavi sırasında hastanın rahat bir koltukta oturduğunu, baş bölgesine yerleştirilen elektromanyetik bobin aracılığıyla hafif tıklama sesleri ve yüzeysel bir titreşim hissi oluştuğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bu his kısa sürer, rahatsız edici değildir ve hasta seans biter bitmez normal hayatına dönebilir" dedi. Bağımlılık vakalarında genellikle günde bir seans olacak şekilde haftanın beş günü uygulandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, toplam sürenin ise 20-30 seans arasında değiştiğini vurguladı. Öte yandan TMS’nin en verimli sonuçlarını psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisiyle birlikte uygulandığında verebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Beyindeki biyolojik süreçleri TMS düzenleyebiliyor, terapi ise bu yeni öğrenmeleri pekiştirmede etkili olabiliyor. Kişinin sadece madde isteğinin azalması değil, aynı zamanda hayatı yeniden yapılandırması da önemlidir. Bu nedenle çoklu yaklaşım kalıcılığı artırabilir" diye konuştu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tedavi sonrası bağımlılığın yeniden nüks etmesi konusuna da ışık tutarak, "Her hastanın tepkisi farklı olmakla birlikte, craving yani madde isteğinde anlamlı bir azalma gözlemleniyor. Bazı hastalarda ilerleyen dönemlerde destekleyici seanslar planlanabiliyor. Amaç, beynin yeniden kazandığı dengeyi korumasını sağlamak" dedi. Türkiye’de kullanım artıyor TMS’nin özellikle Avrupa ve ABD’de bağımlılık tedavisi protokollerinde yer almaya başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, Türkiye’de de son yıllarda daha fazla merkezde uygulanır hale geldiğini belirtti. Büyük şehirlerde erişimin daha kolay olduğunu, bağımlılık alanında farkındalığın giderek arttığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Önümüzdeki yıllarda TMS’nin bağımlılık tedavilerinde destekleyici standart yöntemlerden biri olması beklenmektedir" değerlendirmesinde bulundu. Son olarak TMS’ye dair doğru bilinen yanlışlara da değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yöntemin zihin kontrolü ya da hafıza silme tekniği olmadığına dikkat çekti. "TMS, kişinin özgür iradesini ortadan kaldırmaz; tam aksine bilişsel kontrolünü güçlendirir" diyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tedavinin beynin doğal iyileşme kapasitesini desteklediğini ifade etti.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:53
Doç. Dr. Erden: "Dünyada her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon insana akciğer kanseri teşhisi konulmaktadır"
Akciğer kanserinin en önemli risk faktörünün sigara kullanımı olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ersin Şükrü Erden, "Dünyada yaklaşık her yıl 2 buçuk milyon insana akciğer kanseri teşhisi konulmaktadır. Akciğer kanseri teşhisi koyulan insanların her yıl 2 milyonu hayatını kaybetmektedir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ersin Şükrü Erden, akciğer kanseri farkındalık ayı nedeniyle açıklamalarda bulundu. Akciğer kanserinin gerek dünyada gerekse de Türkiye’de giderek sayısı artan ve yüksek ölüm oranlarına sahip çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ersin Şükrü Erden, "Dünyada yaklaşık her yıl 2 buçuk milyon insana akciğer kanseri teşhisi konulmaktadır. Akciğer kanseri teşhisi koyulan insanların her yıl 2 milyonu hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde duruma bakacak olursak her yıl yaklaşık 40 bin yeni akciğer kanseri vakası tespit edilmektedir. Akciğer kanserleri, hücre tipine bağlı olarak 2 ana gruba ayrılmaktadır. Küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücre dışı akciğer kanserleridir. Küçük hücreli akciğer kanseri, yaklaşık vakaların yüzde 10-15’ini oluşturmaktadır. Küçük hücre dışı akciğer kanserleri ise vakaların yüzde 85-90’ını oluşturmaktadır. Küçük hücreli akciğer kanserleri oldukça hızla seyirli ve kötü promozlu türü oluşturmaktadır. Küçük hücre dışı akciğer kanserleri ise küçük hücreli akciğer kanserine göre daha yavaş gelişim göstermektedir" diye konuştu. Çoğu vakanın erken dönemde sessiz olduğunu aktaran Erden, "Herhangi bir şikayete sebep olmaz. Akciğer kanseri; 3 haftadan fazla süren öksürük, daha önceden var olan öksürüğün karakter değiştirmesi, balgam çıkarma, kanlı balgam çıkarma, öksürükle ağızdan kan gelmesi, nefes darlığı, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, omuz ağrısı ve sırt ağrısı gibi birçok şikayete sebebiyet vermektedir. Akciğer kanserinin teşhisinde öncelikli olarak hastanın ilgili hekime başvurması gerekmektedir. Hekim tarafından hastanın başlangıçta muayenesi yapılmakta, kan tahlilleri alınmakta ve akciğer grafisi çekilmektedir. Akciğer grafisinde herhangi bir şüphe tespit edilen hastalarda akciğer tomografisi çekilmektedir. Gerekli vakalarda pet-ct kullanılabilmektedir. Akciğer kanserinin en önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. Vakaların yüzde 90’ında etken sigara olmaktadır. Sigara dışında yine kansere sebep olacak risk faktörleri, pasif sigara içimi, radon gazı, asbest maruziyeti, arsenik maruziyeti ve herhangi bir sebeple göğüs bölgesine daha önceden radyoterapi görmesi ve verem gibi hastalıkların bıraktığı izler akciğer kanseri açısından risk faktörlerini oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:44
Dökülen saçlar vücudun bir alarmı olabilir
Toplumda yaygın görülen saç dökülmesinin vücudun verdiği önemli bir "sağlık sinyali" olabileceğini ve günde 100 telin üzerindeki kaybın normal olmadığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Umut Mert Yıldırım, "Bu durumun altında stres, hormonal değişiklikler veya bağışıklık sorunları yatabilir. Erken teşhisle çoğu dökülme geri döndürülebilir" dedi.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:34
Uzmanı uyardı: Bitki çaylarını dozunda kullanın
Havaların soğumasıyla vatandaşlar bitki çayına yönelirken, uzmanlar, dozunda kullanılan bitki çayının tedavi edici olduğunu ama dozundan fazla kullanılan çayın hastalıklara, hatta içerdiği aktif maddelerden dolayı ölüme bile sebep olabileceği konusunda uyarıyor. Bitki çaylarının soğuk algınlığı, sindirim sistemi problemleri gibi çeşitli basit hastalıklarda ilaca gereksinimi azaltmak için kullanıldığını vurgulayan uzmanlar, dozundan fazla kullanımının çeşitli hastalıklara hatta ölüme sebep olabileceğini belirtiyor. Gebelikte ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çaylarının günde birer fincan içilebileceğini söyleyen uzmanlar, emziren annelerin rezene, kimyon, anason gibi çayları ek olarak kullanabileceğini tavsiye etti. Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Beyza Vural Öten, bitki çaylarının soğuk algınlığı, sindirim sistemi problemleri gibi çeşitli basit hastalıklarda ilaca gereksinimi azaltmak için kullanılan çaylar olduğunu belirterek, "Bitki çayları içerdiği çeşitli bileşiklerden dolayı çeşitli farmakolojik etkiler göstermektedir. Bu nedenle kontrollü ve dozunda kullanım çok önemlidir. Etiketi, içeriği, kaynağı belli olmayan bitkilerden uzak durulmalıdır. Çünkü bitki çayları içerdiği aktif maddelerden dolayı ölümcül olabilir. Dozunda kullanılırsa tedavi edici, dozunun üzerine çıkarıldığı zaman çeşitli hastalıklara hatta ölüme de sebep olabilir. Bitki çaylarının uzun süreli ve fazla dozla kullanılmasıyla birlikte alerjik reaksiyonlar görülebiliyor. Fazla laksatif içerik kullanıldığı zaman elektroliz kaybı, potasyum kaybına sebep olabiliyor. Karaciğer ve böbrek üzerinde yüke sebep olabiliyor. Hatta karaciğer kanserine kadar sebep olabiliyor. Dozunda kullanılmadığı ve uzun süreli kullanımdan dolayı bu etkilerle karşılaşılabilir" dedi. "Kan sulandırıcı, tansiyon, diyabet, antipsikotik ilaç kullananlar bitki çayı kullanırken mutlaka doktoruna danışmalı" Kaynağı belli olmayan bitkilerde toksik madde karışmış olabileceğini söyleyen Uzm. Dyt. Beyza Vural Öten, "Pestisit içeriği olabilir. Fakat etkiyi artırmak amaçlı içeriğindeki bitkinin etkisinin artırılması amaçlı içeriğine belirtilmeyen bazı maddeler karıştırılabilir. Örneğin zayıflama çayları gibi. Bunlardan kesinlikle uzak durmalıyız. Etiketi, üreticisi, kaynağı belli, Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı bitki çayları eczanelerden ya da marketlerden alınıp kullanılabilir. Örneğin soğuk algınlığında kış aylarında çok fazla tercih edilen ada çayı, çok fazla kullanıldığında 15-20 grama kadar çıktığı zaman kalp çarpıntısına sebep olabiliyor. Çarpıntı problemleri, kalp yetmezliğine sebep olabiliyor. Kan sulandırıcı ilaç, tansiyon ilaçları, diyabet ilaçlar veya antipsikotik ilaç kullananlar bitki çayı kullanırken mutlaka doktoruna danışmalı. Çünkü bitki çayı bu ilaçların emilimini yavaşlatabiliyor ya da bozabiliyor. Bu sebeple mutlaka doktor kontrolü ile kullanmalılar" şeklinde konuştu. "Tansiyon ilacı kullananların yeşil çay tüketiminde dikkatli olmasını tavsiye ederim" Gebelikte anne adaylarının ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çaylarını günde birer fincan içilebileceğini ifade eden Beyza Vural Öten, "Emziren anneler için rezene, kimyon, anason gibi çaylar bunlara ek kullanılabilir. Fakat ilk 6 ay bebeklere kesinlikle bitki çayı verilmemeli. 6 aylık olduktan sonra anne makul miktarda bu çaylardan tüketebilir. Zayıflamak isteyenlerin sıklıkla tükettiği yeşil çay metabolizma hızı üzerinde çok etkili, yağ yakımı üzerinde etkili bileşikler içeriyor. Fakat fazla tüketildiğinde yine tansiyon dengesizliğine sebep olabilir. Özellikle tansiyon ilacı kullananların yeşil çay tüketimin de dikkatli olmasını tavsiye ederim" diye konuştu.
09 Kasım 2025 Pazar - 09:27
Geçici felç hafife alınmamalı
Bazı hastalarda felç belirtileri, 24 saatten kısa sürede tamamen düzelebildiğini belirten uzmanlar, bu durum, halk arasında ‘geçici felç’ olarak bilindiğini ancak bu geçici ataklar asla hafife alınmaması gerektiği konusunda da uyardı. Her felç yatalak bırakmadığını ancak her inme acil müdahale gerektirdiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er uyarıyor, "İnme hâlâ dünyada en sık görülen ölüm ve sakatlık sebeplerinden biri olduğunu vurguladı. Toplumda ’felç’ denilince akla genellikle yatalak kalmanın geldiğini, ancak bu algının doğru değildir. Felç, beyni besleyen damarların tıkanması sonucu o bölgedeki beyin hücrelerinin işlevini yitirmesiyle ortaya çıkar. Tıkanan damarın beynin hangi bölgesini beslediğine göre belirtiler değişir. Kol veya bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu, görme kaybı ya da yüzde asimetri en sık görülen belirtilerdir. Ancak her felç kalıcı değildir" dedi. Dr. Büşra Er, "Bazı hastalarda felç belirtileri 24 saatten kısa sürede tamamen düzelebilir. Bu durum, halk arasında ‘geçici felç’ olarak bilinir. Ancak bu geçici ataklar asla hafife alınmamalıdır. Çünkü bu kişilerde önlem alınmazsa ilerleyen dönemde kalıcı felç gelişme riski oldukça yüksektir. İnme önlenebilir bir hastalıktır. Risk faktörlerine karşı hayat tarzı değişikliğinin önemi vardır. Yüksek tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, obezite, yüksek kolesterol, hareketsiz yaşam ve yetersiz uyku inme riskini artıran en önemli faktörlerdir. Düzenli egzersiz yapmak, Akdeniz tipi beslenmek, yeterli uyku ve stres yönetimi beyin damar sağlığını korur diye konuştu. Dr. Er, beyin kanaması ile beyin felcinin sıklıkla karıştırıldığını da sözlerin ekleyerek şöyle konuştu; "Beyin kanaması, genellikle yüksek tansiyona bağlı damar yırtılması sonucu gelişirken, inme damar tıkanıklığı nedeniyle beyin dokusunun beslenememesi sonucu oluşur. Ancak bazı durumlarda inme sonrası da kanama meydana gelebilir. Özellikle ilk 4,5 saat içinde hastaneye başvuran hastalarda damar açıcı tedaviyle ciddi iyileşmeler sağlanabilir. Erken teşhisin inme tedavisinde en kritik aşamadır. Yüzde kayma, konuşma bozukluğu, kol veya bacakta ani güçsüzlük gibi belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112’yi aramak gerekir. İnme, zamanla yarışılan bir hastalıktır; her geçen dakika milyonlarca beyin hücresi kaybedilmektedir. Erken müdahale, hem yaşamı hem de yaşam kalitesini kurtarır."
09 Kasım 2025 Pazar - 09:23
Ağrıyla kıvranan 2 yaşındaki çocuğun bağırsağından 3 santimlik iğne çıktı
İstanbul’da 2 yaşındaki çocuk iddiaya göre 3 santimlik iğne yuttu, bağırsağı delen iğne başarılı operasyonla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Sefa Sağ, "Yaklaşık 3 santim boyunda bir toplu iğnenin ince bağırsağı deldiğini ve içeriğin de karın içerisine dolduğunu gördük. Ameliyatı başarılı bir şekilde tamamladık, yaklaşık 1 saat süren bir ameliyattı. Çok ciddi bir karın ağrısı, kusma söz konusuydu, ameliyatını yapmasaydık Allah göstermesin çocuğun ölümüyle sonuçlanabilecek bir hadiseydi, çok dikkatli olunmalı" dedi. İstanbul’da 2 yaşındaki çocuk iddiaya göre toplu iğne yuttu sonrasında adeta karın ağrısıyla yerinde duramaz hale geldi. Babaanne, küçük çocuğun şikayetleri üzerine Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. Burada yapılan tetkiklerde 2 yaşındaki çocuğun ince bağırsağında yaklaşık 3 santimlik toplu iğne olduğu ve bağırsağı deldiği belirlendi. Görüntülemeler sonrası 30 Ekim akşamı Çocuk Cerrahisi Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Sefa Sağ ve ekibi hemen ameliyata girdi. Başarılı operasyonla iğne olduğu noktadan alınırken aile de rahat bir nefes aldı. Doç. Dr. Sağ ise taburcu edilen hastasının durumuna ilişkin bilgi verirken yabancı cisim yutmalarına karşı ailelere önemli uyarılarda bulundu. "Yaklaşık 3 santim toplu iğnenin ince bağırsağı deldiğini, içeriğin karın içerisine dolduğunu gördük" Çocuklarda yabancı cisim yutulmasına yönelik konuşan ve hastasına ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Sefa Sağ, "Soluk borusuna kaçması durumunda çocuğun Allah göstermesin ölümüyle veya ömür boyunca yatağa bağımlı kalmasıyla neticelenebilecek sonuçlar doğurabiliyor. Yutulması durumunda da gastrointestinal sistemin herhangi bir yerine takılmadığı müddetçe ekseriyâ yabancı cisimlerin dışarıya çıkmasını bekliyoruz. Yabancı cisim yutulmasını 2 grupta inceleyebiliriz. Sıvı ve katı cisimler olarak sıvı; evde kullanılan kimyasal temizlik malzemelerinin yutulması çok ciddi problemler oluşturabilmekte. Ağızda, yemek borusunda ve midede yanıklar meydana getirebilmekte. Uzun dönemde çocukların hayat kalitesini oldukça etkileyen sonuçlar doğurabilmekte. Katı cisimlerden de ekseriyâ kendiliğinden çıkmasını bekleriz ancak böyle delici, kesici aletlerin yutulmasında ise herhangi bir bağırsağın veya gastrointestinal sistemin bir parçasında delinmeler meydana getirebiliyor. Bu çocuğumuzda da aynen böyle bir hadise meydana gelmişti. Sanırım 1 gün önce ailenin yuttuğunu tahmin ettiği bir yabancı cisim; toplu iğne. Ertesi gün bağırsakta delinmeyle sonuçlanmış ve çocukta da ciddi semptomlar meydana getirmişti. Bu şekilde hasta bize başvurdu. Tetkikler sonucunda yabancı cismi tespit ettik, semptomları ve bulgularına göre de çocuğu ameliyata aldık. Yaklaşık 3 santim boyunda bir toplu iğnenin ince bağırsağı deldiğini, ince bağırsaktaki içeriğin de karın içerisine dolduğunu gördük. Ameliyatı başarılı bir şekilde tamamladık, yaklaşık 1 saat süren bir ameliyattı" dedi. "Çocuğun ölümüyle sonuçlanabilecek bir hadiseydi" Heimlich Manevrasının herkes tarafından bilinmesi gerektiğini aktaran Doç. Dr. Sağ, sözlerine şöyle devam etti, "Soluk borusu haricinde bir yutulma şüphesi varsa mutlaka sağlık profesyonellerinin haberi olması gerekiyor. Sıklıkla gördüğümüz mıknatıs yutma, özellikle çoklu yutmalarda bağırsaklarda delinmeleri sıklıkla görebiliyoruz. Saat pilleri, disk piller mide sıvısıyla etkileşime girip midede delinmeler meydana getirebiliyor. İçerdiği cıva gibi çeşitli kimyasalların vücuda karışmasıyla çocuk sağlığını çok ciddi tehlikeye sokabilecek sonuçlar doğurabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1 milyondan fazla çocuk 1 yıl içerisinde ev kazalarından kaybediliyor. Bunları minimuma indirmek mümkün. Evdeki temizlik maddelerinin kilitli dolaplarda saklanması veya çocuğun yutabileceği maddelerin ise çocuktan uzak tutulması önemli çünkü çocuklar belli bir yaş grubuna göre ağzıyla bazı cisimleri tanımayı tercih edebiliyor. Bu cisimler de soluk borusuna veya yemek borusundan gastrointestinal sisteme kaçabiliyor, dikkatli olmak çok önemli. Hastamız, 2 yaşındaydı, fark edilmemesi çok mümkün değil çünkü çocukta çok ciddi bir karın ağrısı, kusma vs. söz konusuydu, ameliyatını yapmasaydık Allah göstermesin çocuğun ölümüyle sonuçlanabilecek bir hadiseydi" Öte yandan, yaklaşık 3 santimlik toplu iğne filme yansıyan görüntüsüyle gözler önüne serildi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 15:39
Nazilli’de anne adaylarına birebir destek
Aydın’ın Nazilli ilçesinde anne adayları, doğuma hazırlık sürecinde bilgilendirilerek "Her Gebeye Bir Ebe" projesi kapsamında birebir destek almaya başladı. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nün "Doğal Olan Normal Doğum Eylem Planı" çerçevesinde yürüttüğü "Her Gebeye Bir Ebe" projesi kapsamında, Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri anne adaylarını bilgilendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi Gebe Okulu’ndan hizmet alan iki anne adayı evlerinde ziyaret edildi. Ziyaretlerde, yaklaşan doğum süreci, normal doğumun önemi ve doğum sonrası dönem hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu. Anne adaylarına ihtiyaç duyduklarında birebir destek sağlayacak ebenin iletişim bilgileri paylaşılırken, kadın ve çocuk sağlığını merkeze alan "Annelik Yolculuğu" mobil uygulaması da tanıtıldı. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü yaptığı açıklama ile projenin hedefinin anne adaylarının doğum sürecine bilinçli ve güvenli şekilde hazırlanmasını sağlamak olduğunu belirtti.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 14:55
Babaeski’de organ bağışının önemine dikkat çekildi
Babaeski Devlet Hastanesi’nde. 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası dolayısıyla, organ bağışı bilincini artırma konusunda bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde gerçekleştirilen etkinlikte, hastaneye gelen hastalar ve ziyaretçileri, sağlık personeli tarafından organ bağışı hakkında bilgilendirildi. Hastane görevlileri, organ bağışının kimlere umut olduğu, bağış sürecinin nasıl işlediği ve organ bağışının tıbbi açıdan önemi üzerine birebir bilgilendirme yaptı. Vatandaşlar, organ bağışıyla ilgili merak ettikleri soruları sorarken, görevli personeller süreci anlaşılır bir şekilde anlattı. Etkinlik sırasında vatandaşlara bilgilendirme broşürleri dağıtıldı.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 14:05
Ortaca’daki sağlık tesisleri yerinde incelendi
Muğla’nın Ortaca ilçesinde bulunan sağlık tesislerini inceleyen İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, bölgedeki sağlık hizmetlerinin sürekli iyileştirilmesi için çalıştıklarını vurguladı. Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, kurum yöneticileriyle birlikte Ortaca’daki sağlık tesislerinde incelemelerde bulunarak hizmet kalitesi, altyapı şartları ve vatandaş memnuniyetine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Beraberindeki kurum yöneticileriyle birlikte Ortaca Devlet Hastanesi ve ek hizmet binası, Ortaca 1 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, Ortaca İlçe Sağlık Müdürlüğü, Ortaca Merkez 2 No’lu Aile Sağlığı Merkezi ve Göçmen Sağlığı Birimi’ni ziyaret eden Müdür Akça, sağlık tesislerinin mevcut durumu, sunulan hizmetlerin niteliği, personel durumu ve fiziki altyapı şartları yerinde incelendi. İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, tesislerde görev yapan sağlık çalışanlarıyla bir araya gelerek görüş alışverişinde bulundu. Ayrıca hastalar ve hasta yakınlarıyla da sohbet eden Akça, vatandaşların memnuniyetini ve önerilerini dinleyerek sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına yönelik değerlendirmelerde bulundu. Ziyaretin sonunda Dr. Akça, sağlık tesislerinde yürütülen çalışmaların yerinde gözlemlenmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, "Bölgedeki sağlık hizmetlerinin sürekli iyileştirilmesi ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının daha etkin biçimde karşılanması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 13:18
Kayseri’de Bebek Dostu Hastaneler ulusal ekip tarafından değerlendirildi
Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı çerçevesinde, Kayseri’deki sağlık tesisleri Ulusal Bebek Dostu Hastane Değerlendirme Ekibi tarafından değerlendirildi. 3-7 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen değerlendirmeler kapsamında; doğum sayısı 500 ve üzeri olan Bebek Dostu Hastane unvanına sahip kamu, üniversite ve özel hastanelerinin sürdürülebilirlik çalışmaları yerinde incelendi. Ayrıca birinci basamak sağlık kuruluşlarından bir Sağlıklı Hayat Merkezi, bir Aile Sağlığı Merkezi ve bir Göçmen Sağlığı Merkezi de değerlendirmeye dahil edildi. Değerlendirme programının sonunda, Kayseri Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen toplantıda Ulusal Bebek Dostu Değerlendirme Ekip Sorumlusu Uzm. Dr. Refia Gözdenur Savcı, şehirde yürütülen çalışmalar ve değerlendirme sonuçlarına ilişkin verileri katılımcılarla paylaştı. Toplantıda konuşan Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan ise sürecin önemine dikkat çekerek şunları söyledi; "Bakanlığımız tarafından yürütülen bu değerlendirme faaliyeti, anne sütüyle beslenmenin teşviki ve bebek dostu uygulamaların sürdürülebilirliğini göstermesi açısından son derece kıymetlidir. Bizlere aktarılan bilgilerden yola çıkarak zaman kaybetmeden gerekli düzenleme ve iyileştirme faaliyetlerini tamamlamalıyız. Bu vesileyle değerlendirme ekibimize emekleri ve sağlık tesislerimize yapmış oldukları katkılar sebebiyle şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca ilimizde sağlık hizmetlerinin en iyi şekilde sunulması noktasında emek veren tüm sağlık çalışanlarımıza ve anne sütüyle beslenmenin teşviki konusunda sahada büyük bir özveriyle görev yapan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
08 Kasım 2025 Cumartesi - 12:53
Söke Devlet Hastanesi’nden organ bağışı farkındalığı
Organ Bağışı Haftası kapsamında Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi tarafından hastane içerisinde bilgilendirme standı kuruldu. Stantta vatandaşlara organ bağışının önemi anlatılarak farkındalık oluşturuldu. Etkinlikte, organ bağışının hayati önem taşıdığı vurgulanarak "Organ bağışı, hayat kurtarır; bir bağış, birçok insana umut olur" mesajı verildi. Gün boyu süren etkinlikte vatandaşlar organ bağışı süreci hakkında bilgilendirildi, bağışta bulunmak isteyenlere de gerekli yönlendirmeler yapıldı. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi yetkilileri, bu tür farkındalık çalışmalarının toplumda duyarlılığı artırmak açısından büyük önem taşıdığını belirterek, organ bağışının yaygınlaşması için benzer etkinliklerin sürdürüleceğini ifade ettiler.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder