SAĞLIK
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var 01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:57:42 Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Muharrem Şenel, tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü olduğunu belirterek, Biz ameliyathanede kalpleri onarıyoruz. Asıl iyileşme, insanın sevdiklerini yanında hissetmesiyle başlar" dedi. Eskişehir Kültür Sanat Derneği (ESKÜDER) ziyaretinde kalp ve damar hastalıkları ve tedavi çalışmaları hakkında bilgi veren Opr. Dr. Muharrem Şenel,"Biz hastalarımızı sadece ameliyat etmeyiz, hastalarımızın umuduna da dokunuruz. Hastalarımıza, ’Sen güçlü bir insansın, bu süreci de sabırla ve inançla atlatacaksın. Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var. Yalnız değilsin, biz buradayız, yanında olmaya devam edeceğiz. Ameliyathanede kalpleri onarıyoruz. Asıl iyileşme, insanın sevdiklerini yanında hissetmesiyle başlar. Senin yüreğin zaten çok güçlü. Bu zor günler geride kalacak, biz de hem doktorun hem dostun olarak hep yanında olacağız’ deriz. Ben, koroner bypass ameliyatı, kalp kapak ameliyatı, şah damarı (karotis) ameliyatı, VATS, koltuk altı ve avuç içi aşırı terlemelerde klipsli endeskopik tedavi, atardamar tıkanıklıkları anjiyosu ve ameliyatı, varis ameliyatı yapıyorum. Kalp deliği, abdominal aort anevrizması, aort ve mitral kapak sorunu, iskemik kalp hastalığı gibi kalple ilgili konular ilgi alanıma giriyor’’ dedi. Ziyaret ile ilgi açıklama yapan ESKÜDER Başkanı Gazi Durusu da, ‘’Hem kültür sanat dostluğu, hem de insan yaşamına dokunan bir mesleğin temsilcisiyle bir araya gelmek ESKÜDER için anlamlı bir an. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Doktor Muharrem Şenel, kalplere şifa veren, mesleğinde gösterdiği özveriyle birçok yaşama umut olmuş, dostluğu ve insanlığıyla da gönüllerde yer edinmiş, mesleğinin en iyisi olmuştur. Biz de ESKÜDER olarak böylesine çok değerli insanı aramızda görmekten büyük mutluluk ve onur duyduk’’ dedi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:39 Bafra’da emar ve tomografi randevuları 2 güne düştü Samsun’un Bafra Devlet Hastanesi, sağlık alanındaki teknolojik altyapısını güçlendirmeye devam ediyor. Hastaneye kazandırılan yeni nesil emar(MR) cihazı ile ikinci tomografi ünitesi sayesinde hem tanı kapasitesi artırıldı hem de hizmet süreçleri önemli ölçüde hızlandı. Başhekim Dr. Alaiddin Domaç, yaptığı açıklamada yeni MR cihazının 1.5 Tesla gücünde olduğunu belirterek, görüntüleme hizmetlerinde önemli bir gelişim sağlandığını ifade etti. Domaç, "Hastanemize kazandırılan 1.5 Tesla MR cihazı ile birlikte daha önce sınırlı olarak yapılabilen meme, prostat ve batın gibi ileri düzey MR çekimleri artık kapsamlı şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Bu sayede hastalarımızın başka merkezlere gitmesine gerek kalmadan tanı süreçleri hastanemizde tamamlanabilmektedir" dedi. Hizmet sürelerinde de ciddi iyileşme yaşandığını vurgulayan Domaç, MR ve tomografi randevu sürelerinin ortalama 2 güne kadar düştüğünü belirterek, bu durumun tanı ve tedavi süreçlerini hızlandırdığını kaydetti. Yeni kurulan ikinci tomografi cihazının 128 kesitli ve gelişmiş dijital altyapıya sahip olduğunu ifade eden Domaç, bu sayede daha net ve kaliteli görüntüler elde edildiğini söyledi. MR cihazının geniş yapısı sayesinde 150 kiloya kadar olan hastalara da rahatlıkla çekim yapılabildiğini dile getiren Domaç, "Bu hizmetlerin sunulmasında büyük emek veren tüm radyoloji çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Öte yandan hastanede görüntüleme hizmetlerine erişim sürelerinin de oldukça kısa olduğu öğrenildi. Buna göre ultrason çekimleri aynı gün içinde yapılabilirken, MR ve tomografi çekimlerinin ortalama 2 gün içerisinde gerçekleştirildiği belirtildi. Bu gelişmenin, hastaların tanı süreçlerine hızlı erişimine önemli katkı sağladığı ifade edildi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:30 Burun estetiğinde doğallığın yükselişi Son yıllarda burun estetiğinde dikkat çeken dönüşüm, tek tip güzellik anlayışından uzaklaşılarak yüzle uyumlu, doğal ve yapısal bütünlüğü koruyan sonuçlara yönelimi ortaya koyuyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ali Murati, günümüzde estetik cerrahinin temel amacının küçültmekten ziyade; dengelemek, korumak ve yüz mimarisiyle uyumlu bir görünüm elde etmek olduğunu belirtiyor. Estetik dünyasında son dönemin en dikkat çekici değişimlerinden birinin, kamuoyunda "Hollywood Estetiği" olarak bilinen burun trendlerinin yeniden yorumlanması olduğunu belirten Op. Dr. Ali Murati, bir dönem sosyal medyanın etkisiyle küçük, aşırı kalkık ve belirgin şekilde şekillendirilmiş burunların öne çıktığını, bugün ise daha doğal, kemik yapısıyla uyumlu ve karakterli tasarımların tercih edildiğine dikkat çekti. Bu dönüşümün, estetik anlayışının tek tip güzellik algısından uzaklaşıp kişisel yüz oranlarını merkeze alan bir yaklaşıma evrildiğini ifade etti. Tek tip güzellikten yüz mimarisine Geçmişte popüler olan ve "Sosyal Medya Burnu" olarak tanımlanan aşırı kalkık, küçültülmüş modellerin yerini artık daha sofistike ve dengeli görünümlerin aldığını belirten Op. Dr. Ali Murati, günümüz hastalarının bir ünlüye benzemekten çok, kendi yüzlerinin daha uyumlu ve doğal bir versiyonunu talep ettiğini söyledi. Moda dünyasının da bu dönüşümde önemli bir etkisi olduğuna değinen Op. Dr. Ali Murati, uluslararası defilelerde öne çıkan yüz profillerinde; düz ya da hafif kemerli, ucu abartılı şekilde kaldırılmamış ve yüzün genel kemik yapısıyla dengeli burun tasarımlarının ön plana çıktığını aktardı. Bu yaklaşımın estetikte "fark edilmeden güzel olma" anlayışını güçlendirdiğini belirtti. "Buruna kemik ekletme" tartışmalarında gerçek ne? Son dönemde sıkça gündeme gelen "burna kemik ekletme" ya da diğer adıyla buruna kemer ekletme söylemlerine de açıklık getiren Op. Dr. Ali Murati, bunun bir trend değil, doğru hastada uygulanan yapısal bir düzeltme yöntemi olduğunun altını çizdi. Murati, bu uygulamanın amacının modaya uyum sağlamak değil; burun sırtında doğuştan bulunan çöküklükleri, travma sonrası gelişen deformiteleri ya da daha önce geçirilen ameliyatlara bağlı destek kayıplarını düzeltmek olduğunu ifade etti. Burun sırtına kontrollü destek verilerek yüz profilinde daha dengeli ve doğal bir geçiş sağlandığını belirtti. Bu desteğin çoğunlukla hastanın kendi dokusuyla, yani burun içinden, kulaktan ya da nadiren kaburgadan alınan kıkırdakla sağlandığını söyleyen Op. Dr. Ali Murati, amaçlarının yapay ve abartılı bir görünüm oluşturmak değil, yüzün doğal mimarisini güçlendirmek olduğunu vurguladı. Her burnun bu işleme ihtiyaç duymadığını, planlamanın tamamen kişinin anatomik yapısına, yüz oranlarına ve fonksiyonel gerekliliklerine göre şekillendiğini dile getirdi. Yapısal rinoplasti: yeni dönemin bilimsel yaklaşımı Dünya genelinde öne çıkan yaklaşımın "Yapısal Rinoplasti" olduğunu belirten Op. Dr. Ali Murati, bu teknikte burnun yalnızca dış görünümünün değil, taşıyıcı sisteminin de korunduğunu ve güçlendirildiğini ifade etti. Geçmişte uygulanan aşırı inceltme ve fazla kaldırma işlemlerinin kısa vadede görsel tatmin sağlasa da, uzun vadede çökme, deformasyon ve nefes problemleri gibi fonksiyonel sorunlara yol açabildiğine dikkat çeken Murati, yapısal yaklaşımın burnun doğal destek mekanizmasını koruyarak hem estetik hem de solunum fonksiyonunu güvence altına almayı hedeflediğini söyledi. Başarının yalnızca ameliyat sonrası ilk ayda değil, yıllar sonraki görünüm ve fonksiyonla ölçülmesi gerektiğine değinen Op. Dr. Ali Murati, uzun vadeli denge anlayışının modern burun estetiğinde belirleyici olduğunu vurguladı. Küçültmek değil, dengelemek Günümüzde küresel eğilimin küçültmeye değil dengelemeye, tek tip güzelliğe değil doğal uyuma odaklandığını belirten Op. Dr. Ali Murati, moda ve popüler kültür algıyı şekillendirse de kalıcı olan tek unsurun yüzün doğal mimarisi olduğunu ifade etti. Modern burun estetiğinde temel hedefin hastayı bir başkasına benzetmek değil; kişinin kendi yüz oranları içinde daha dengeli, daha zarif ve daha doğal bir görünüm elde etmesini sağlamak olduğunu dile getiren Murati, yeni dönemin anahtar kelimesinin ise net bir şekilde "doğallık" olduğunu sözlerine ekledi.
Erken doğum bir hastalık değil, yönetilmesi gereken bir süreçtir
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:54 Erken doğum bir hastalık değil, yönetilmesi gereken bir süreçtir Denizli Özel Egekent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yavuz Selim Güler, prematüre bebeklerin doğru bakım ve takiple sağlıklı bir yaşam sürdüklerini belirterek, "Erken doğum bir hastalık olarak değil, yönetilmesi gereken bir süreçtir" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yavuz Selim Güler, Dünya Sağlık Örgütü’nün 37. gebelik haftasından önce dünyaya gelen bebekleri ’prematüre’ olarak tanımladığını, tüm dünyada her 10 bebekten birinin prematüre doğduğunu söyledi. Türkiye’de bu oranın yüzde 12’ye ulaştığını ve her yıl yaklaşık 150 bin bebeğin erken doğduğunu belirten Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada; "Prematüre doğum, anne karnında yeteri kadar gelişimini tamamlamadan dünyaya gelen bebekler için ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Özellikle 25 haftadan önce ve 1 kilogramın altında doğan bebekler için bu riskler daha da artmaktadır. Prematüre bebeklerin hayatta kalma oranını artırmak için erken teşhis ve doğru bakımın kritik önem taşıyor" diye konuştu. Prematüre bebeklerin özellikle akciğer, kalp, beyin ve böbrek gibi organları henüz tam olarak gelişmemiş olduğundan, solunum yetmezliği, hipotermi, akciğer kanaması veya ağır enfeksiyon gibi komplikasyonlara karşı oldukça hassas olduklarının altını çizen Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, "Bu bebeklerin multidisipliner bir ekip tarafından, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde takip edilmesi gerekiyor. Bebeklerin 2 kilogram ve üstüne çıktıklarında ve annelerinin besleyebileceği düzeye geldiklerinde taburcu edilmesi uygun olur ancak bu süreçte yaklaşık 3,5 aylık takip süresi gereklidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’de her yıl yaklaşık 50 bin prematüre bebeğin 1 kilogramın altında dünyaya geldiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, şöyle konuştu: "Prematüre doğumun önlenmesi için risk faktörlerini bilmek ve düzenli takipleri aksatmamak çok önemli. Yüksek tansiyon, çoğul gebelikler, vajinal kanama veya akıntılar, diyabet ve rahim ağzı sorunları gibi durumlarda özellikle dikkatli olunmalı. Erken doğum bir hastalık olarak değil, yönetilmesi gereken bir durum olarak ele alınmalı. Prematüre bebekler normal bir gelişim süreci geçirebilecek, üretken ve sağlıklı bir yaşam kapasitesine sahiptir. Sadece bu kapasiteyi kendi başlarına harekete geçirme yeteneğine henüz sahip değillerdir" Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, "Erken doğanlar, yenidoğan hekiminin ellerindeyse kazanır" prensibini vurgulayarak, prematüre bebeklerin doğru bakım ve takiple sağlıklı bir yaşam sürdüklerini sözlerine ekledi.
Küçük adımlar, büyük hayatlar
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:40 Küçük adımlar, büyük hayatlar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Dilara Yılmaz, prematüre bebekler için attığımız her küçük adım, onların büyük hayatlarına açılan bir kapı olduğunu söyledi. Her yıl Kasım ayının üçüncü haftasında kutlanan Dünya Prematüre Haftası’nın, toplumun tüm kesimlerini bilinçlendirmeyi amaçlayan önemli bir farkındalık etkinliği olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Dilara Yılmaz, "Dünya Sağlık Örgütü, 2025 itibarıyla 1 Kasım olarak tanımladığı Dünya Prematüre Günü, erken doğan bebeklerin hayata tutunma mücadelesine ışık tutuyor. Prematüre doğan her bebek, hayatın ilk anlarından itibaren solunum, ısı düzenlemesi, enfeksiyonla mücadele ve beslenme açısından özel desteğe ihtiyaç duyuyor. Bu sebeple yenidoğan yoğun bakım üniteleri, bu bebeklerin hayati yolculuğunda kritik bir rol üstleniyor." Mor rengin bu haftanın sembolü olduğunu hatırlatan Yılmaz, bu rengin umut, dayanışma ve farkındalığı temsil ettiğini ifade etti. Uz. Dr. Dilara Yılmaz, dünya genelinde her yıl 15 milyon bebeğin prematüre doğduğunu ve erken doğumun hâlâ 5 yaş altı çocuk ölümlerinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. Yılmaz, "Teknolojik olarak donanımlı yenidoğan yoğun bakım üniteleri ve alanında uzman ekipler sayesinde, prematüre bebeklerin yaşam şansı her geçen yıl artıyor. Aile merkezli bakım yaklaşımı ise hem bebeklerin gelişimine hem de ailelerin sürece uyumuna büyük katkı sağlıyor" dedi. Türkiye’de her yıl doğan bebeklerin yüzde 11-12’sinin prematüre olduğunu belirten Uz. Dr. Dilara Yılmaz, ülkemizin bu alanda önemli ilerlemeler kaydettiğini ifade etti. Yılmaz, "Son 30 yılda bebek ölüm hızında yüzde 80’e yakın bir azalma sağlandı. 2024 yılı itibarıyla 400’ün üzerinde üçüncü basamak Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi hizmet veriyor. Güncel çalışmalara göre yenidoğan yoğun bakımda ortalama sağ kalım oranı yüzde 96,5 gibi oldukça yüksek seviyelerde." Prematüre doğuma yol açan risk faktörleri arasında çoğul gebelikler, gebelik yaşının çok erken veya ileri olması, hipertansiyon, diyabet, enfeksiyonlar ve yetersiz gebelik takibinin öne çıktığını belirtti. Prematüre bebeklerin taburculuk sonrası dönemde düzenli takibinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları söyledi; "Prematüre doğan bebeklerin yaklaşık yarısında gelişimsel, işitme veya görsel sorunlar görülebiliyor. Bu sebeple taburculuktan sonra düzenli kontrol, nörogelişimsel değerlendirme, işitme ve görme taramaları mutlaka yapılmalıdır." Uz. Dr. Dilara Yılmaz, Dünya Prematüre Haftası’nın yalnızca bir farkındalık haftası değil, aynı zamanda bir sorumluluk çağrısı olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Erken doğumu azaltmak, yenidoğan bakım standartlarını geliştirmek ve aileleri bilinçlendirmek hepimizin ortak görevidir. Her bebek güçlü bir başlangıcı, eşit yaşam şansını hak ediyor. Prematüre bebekler için attığımız her küçük adım, onların büyük hayatlarına açılan bir kapıdır."
Kanguru bakımı, prematüre bebeklerde yaşam kaybını azaltıyor
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:19 Kanguru bakımı, prematüre bebeklerde yaşam kaybını azaltıyor Uzm. Dr. Aşkın Güra Bayık, prematüre bebeklerde kanguru bakımının önemine dikkati çekerek, ten temasının yenidoğanların hayatta kalma oranını belirgin şekilde artırdığını vurguladı. Memorial Antalya Hastanesi Yenidoğan, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Aşkın Güra Bayık, "17 Kasım Dünya Prematüre Günü" nedeniyle prematüre bebeklerde kanguru bakımı olarak da nitelendirilen ten-tene temasın hayati önemine dikkat çekti. Prematüre doğumların 5 yaş altı çocuk ölümlerinin başlıca nedeni olduğunu belirten Bayık, düşük ve yüksek gelirli ülkeler arasındaki hayatta kalma farkının büyük olduğuna dikkat çekti. En önemli neden: Erken doğum 37. gebelik haftasından önce doğan bebeklerin prematüre kabul edildiğini açıklayan Dr. Bayık, yenidoğan ölümlerinin en yaygın nedeninin erken doğum olduğunu söyledi. 1000 gramın altındaki bebeklerde ölüme en sık solunum yetmezliği ve enfeksiyonun yol açtığını hatırlatan Bayık, prematüre doğumların çoğunun doğal süreçlerle gerçekleştiğini, ancak enfeksiyon veya riskli gebelik gibi tıbbi nedenlerle de ortaya çıkabileceğini belirtti. Bayık, "Erken doğumu önlemek için önerilen adımlar ise düzenli doğum öncesi bakım, sağlıklı yaşam tarzı, kronik hastalıkların kontrolü, stresten uzak durmak ve erken uyarı işaretlerini bilmek" dedi. "Yoğun bakımda bebek anne ile temas etmeli" Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören prematüre bebeklerin, hayata sağlıklı başlayabilmeleri için anne ile temasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Bayık, "Anne-bebek teması hem bebeğin iyileşme sürecini hızlandırıyor hem de annenin kendisini yeterli hissetmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle bez değiştirme, temizlik ve beslenme gibi süreçlere anne ve babanın dahil edilmesi şart" ifadelerini kullandı. "Aileler birçok problemle mücadele ediyor" Prematüre doğum sonrası ailelerin ciddi bir yük altında kaldığını belirten Bayık, annenin erken lohusalık dönemi, aile içi destek eksikliği ve diğer çocukların bakımı gibi sebeplerle zorlandığını söyledi. Yenidoğan yoğun bakımda bebeği bulunan annelerin yaklaşık üçte birinde akut stres bozukluğu görülebildiğini ifade etti. Kanguru bakımının faydaları saymakla bitmiyor Dr. Bayık, kanguru bakımının bebek ve ebeveyn arasındaki uzun süreli ten temasını sağlayarak birçok olumlu etki oluşturduğunu aktararak, "Kanguru bakımı; emzirmeyi artırır, stres seviyelerini düşürür ve aile bağlarını güçlendirir. Yapılan son çalışmalar, klinik olarak stabil kabul edilmeden önce bile ten temasının başlatılmasını öneriyor. Bu temas, ısı düzenlenmesini iyileştirir, enfeksiyonu önler, anne sütü üretimini artırır ve prematüre bebeklerde ölüm riskini ciddi şekilde azaltır" dedi.
Grip antibiyotikle tedavi edilemez
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:04 Grip antibiyotikle tedavi edilemez Hava şartları nedeniyle çoğunlukla kapalı ortamlarda vakit geçirilen kış aylarında birçok kişi grip hastalığına yakalanabiliyor. Halk arasında "paçavra hastalığı" olarak da bilinen grip, yüksek ateş, halsizlik, kas ağrıları ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Çam Sakura Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Özlem Altıntaş Aydın, grip belirtilerinin çoğunlukla şiddetli olduğunu ve kişiyi gerçekten de paçavra gibi yorgun, halsiz bıraktığını belirterek, "Grip tedavisinde yapılan en yaygın hatalardan biri, antibiyotik kullanmaktır. Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için geliştirilmiş ilaçlardır. Grip ise bir virüs tarafından meydana gelir. Bu nedenle antibiyotiklerin grip tedavisinde hiçbir etkisi yoktur. Ancak, halk arasında antibiyotiklerin viral enfeksiyonlarda da etkili olduğu yönündeki yanlış inanış, antibiyotiklerin gereksiz kullanımına ve antibiyotik direncinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır" dedi. Prof. Dr. Aydın, gribin, influenza virüslerinin neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonu olduğunu belirterek, "Virüs, hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması veya konuşması sırasında havaya yayılan damlacıklarla bulaşır. Aynı zamanda, virüs bulaşmış yüzeylere temas eden kişiler ellerini ağızlarına, burunlarına veya gözlerine götürdüklerinde enfeksiyon kapabilirler" dedi. Aydın, gribin belirtilerini şöyle sıraladı: "Yüksek ateş, şiddetli halsizlik ve yorgunluk, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, öksürük". Bu belirtiler genellikle 7-10 gün içinde düzeliyor. Ancak riskli kişilerde (yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler) ağır seyredebiliyor ve zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Aydın, antibiyotiklerin, bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan ilaçlar olduğunun altını çizerek, "Etkilerini bakterileri öldürerek veya üremelerini durdurarak gösterirler. Grip gibi viral hastalıklar üzerine antibiyotiklerin hiçbir etkisi yoktur. Çünkü virüsler, bakterilerden farklı yapıda mikroorganizmalardır ve antibiyotiklerin etki mekanizmasına sahip değillerdir. Antibiyotikler, zatürre, orta kulak iltihabı, bakteriyel sinüzit, bakteriyel boğaz enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonlarında kullanılabilir. Eğer grip gibi bir viral hastalığınız varsa ve doktorunuz bir antibiyotik reçete etmediyse, bu ilaçları kullanmanız kesinlikle gereksiz, hatta zararlıdır. Antibiyotiklerin grip tedavisinde kullanılamamasının temel nedeni, grip hastalığının bir virüs tarafından meydana gelmesidir. Antibiyotikler yalnızca bakteriler üzerinde etkilidir. Virüslerin hücre yapısı farklıdır ve antibiyotiklerin hedef aldığı bölgelere sahip değillerdir. Dolayısıyla, antibiyotikler virüsleri öldürmez, çoğalmalarını engellemez. Vücudumuzun çeşitli bölgelerinde vücudumuzun yararına çalışan bakteriler vardır. Eğer antibiyotikler gereksiz yere kullanılırsa, bu bakteriler zarar görür. Hatta, bu yararlı bakterilerden bir kısmı, antibiyotiklerden kendini korumak için, antibiyotiğe karşı direnç kazanabilir. Direnç kazanan bakteriler, başka bakterileri de dirençli hale getirebilirler. Bu durum, antibiyotiklerin gerçekten gerekli olduğu bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmeyi zorlaştırır. Gereksiz antibiyotik kullanımı mide bulantısı, ishal, alerjik reaksiyonlar ve bağırsak florasının bozulması gibi yan etkilere yol açabilir. Grip tedavisinde amaç, semptomları hafifletmek ve hastalığın süresini kısaltmaktır" dedi. Aydın grip hastalığında izlenmesi gerekenleri şöyle sıraladı: "- Dinlenmek ve bol sıvı tüketmek: Vücudun hastalıkla savaşabilmesi için yeterli dinlenme önemlidir. Aynı zamanda, bol su, bitki çayları ve taze sıkılmış meyve suları içmek, vücudun sıvı kaybını önler, bağışıklık sistemini destekler. - Ateş ve ağrılar için ağrı kesiciler kullanmak: Yüksek ateş ve kas ağrıları için parasetamol gibi ağrı kesiciler kullanılabilir. Ancak bu ilaçların doktor önerisiyle, doğru dozda ve sürede alınması önemlidir. - Burun tıkanıklığını gidermek için buhar ve serum fizyolojik kullanmak: Sıcak duş almak, burun tıkanıklığını açmaya yardımcı olabilir. Tuzlu su veya serum fizyolojik kullanarak burun temizliği yapmak da nefes almayı kolaylaştırır. - C vitamini ve bağışıklık sistemini destekleyen besinler tüketmek: C vitamini içeren meyve ve sebzeler (portakal, limon, kivi, yeşil biber) tüketmek, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olabilir. - Antiviral ilaçlar gerekebilir: Grip hastalığının ağır seyredebileceği yüksek riskli gruplarda (yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler) doktor, antiviral (virüslere karşı etkili) ilaçlar reçete edebilir. Bu ilaçlar, grip virüsünün çoğalmasını engelleyerek hastalığın süresini kısaltabilir. Ancak, bu ilaçlar sadece doktor kontrolünde kullanılmalıdır". Gripten korunmak için neler yapılmalı Aydın, gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu belirterek, "Grip aşısı, özellikle risk grubundaki kişiler için büyük önem taşır. Ellerinizi sık sık sabun ve suyla yıkayın, kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçının, hapşırırken veya öksürürken ağzınızı ve burnunuzu kapatın, hasta kişilerle yakın temastan kaçının, kendiniz hastalandığınızda izole olun, maske kullanın. Grip, virüslerin neden olduğu bir hastalık olduğu için antibiyotiklerle tedavi edilemez. Antibiyotikler sadece bakteriyel enfeksiyonlarda etkilidir ve gereksiz yere kullanıldığında birçok zararı olabilir. Grip hastalığını hafif atlatmak için dinlenmek, bol sıvı tüketmek, ateş ve ağrı için uygun ilaçlar kullanmak ve bağışıklık sistemini desteklemek gerekir. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınarak hem kendi sağlığımızı koruyabilir hem de antibiyotik direnci gibi küresel bir sorunun önüne geçebiliriz. Unutmayalım: Grip antibiyotikle tedavi edilmez" dedi.
Küçük bedenleriyle büyük yaşam mücadelesi veriyorlar
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:53 Küçük bedenleriyle büyük yaşam mücadelesi veriyorlar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, Türkiye’de her yıl yaklaşık 150 bin prematüre bebeğin dünyaya geldiğini ve bu bebeklerin 50 bininin bin gramın altında doğarak yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, bu doğumlarda birçok risk faktörü olduğunu vurguladı. Prematüre bebeklerin yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekmek amacıyla her yıl 17 Kasım Dünya Prematüre Farkındalık Günü olarak kutlanıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de prematüre doğum oranları dikkat çekiyor. Her 10 bebekten bir tanesi 37’nci gebelik haftasını tamamlamadan dünyaya gelirken, Türkiye’de her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre olarak doğuyor. Bu bebeklerin yaklaşık 50 bini ise bin gramın altında doğarak yaşam mücadelesine erken başlıyor. Prematüre doğumlarda birçok risk faktörü bulunuyor. Anneye bağlı olarak önceki gebelikte erken doğum öyküsü, geçirilen enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar ile sigara ve alkol kullanımı önemli etkenler arasında yer alıyor. Bebekle ilgili olarak anne karnında geçirilen enfeksiyonlar, beklenenden büyük ya da küçük olması da prematüre doğum riskini artırıyor. Bunun yanında stres ve çevresel faktörlerin de erken doğumu tetiklediği belirtiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, kadın doğum uzmanlarının bazı durumlarda doğumu erteleyerek bebeğin anne karnında daha uzun süre kalmasını sağlamak için çaba gösterdiğini söyleyerek, "Özellikle 28’inci gebelik haftası altındaki bebeklerde, bebeğin anne karnında kaldığı her gün yaşam şansı yüzde 3 oranında artmaktadır" dedi. "Tanı ve müdahalesi kritiktir" Dünyaya gelen her 10 bebekten birinin prematüre olarak doğduğunu söyleyen Tuğçe Uçar, "Prematüre bebekler 37’inci gebelik haftasından daha küçük olarak doğan bebeklerdir. Dünyaya gelen her 10 bebekten 1’i prematüre olarak doğmaktadır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre olarak doğmakta. Bunların 50 bin kadarıysa bin gramın altında doğmaktadır. Bu konuda farkındalığın artması, prematüre bebeklerin yaşadığı sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla 2011 yılından itibaren her 17 Kasım Dünya Prematüre Farkındalık Günü olarak kutlanmaktadır. Anneye bağlı risk faktörleri önceki gebelikte prematüre doğum öyküsü olması, annenin geçirdiği birtakım enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları, sigara ya da alkol tüketimi olarak söylenebilir. Aynı zamanda bebeğin anne karnında geçirdiği enfeksiyonlar, olması gerekende büyük ya da küçük olması da risk faktörü olarak sunulabilir. Bunların dışında stres, çevresel faktörler de erken doğumu tetikler. Prematüre doğumun engellenmesi için gebelik takiplerinin yapılması oluşabilecek sorunları erken tanı ve müdahale edilmesi kritiktir. Kadın doğumcu arkadaşlarımız bazen doğum süresini uzatıp bebeği anne karnında bir miktar daha tutabilmek için çaba harcamakta. Özellikle 28’inci gebelik haftası altındaki bebeklerde anne karnında kaldığı her gün bebeğin şansı yüzde 3 oranında artmakta" dedi. "Miniklerin yaşam yolculuğunda yanlarındayız" Prematüre bebeklerin zamanından önce doğdukları için solunum, sinir, dolaşım sistemi olgunluğunu henüz tamamlayamadıklarını belirten Uçar, "Bizim ailelerden öncelikli beklentimiz prematüre durumunun kabulü. Mutlaka donanımlı merkezlerde yaşam şansının yüksek olduğunun bilinmesi. Özellikle annelere ilk olarak söylediğimiz, anne sütünün saklanması, annenin moralini yüksek tutması ve ailelerin bebeğe bakım veren tıbbi ekip ile birlikte iş birliği içinde olmasıdır. Prematüre bebekler zamanından önce doğdukları için solunum, sinir, dolaşım sistemi olgunluğunu henüz tamamlayamadan doğarlar. Bunun yanı sıra beslenme, büyüme, gelişim problemleri bu bebeklerin yaşadığı sıkıntıların başında gelmekte. Ancak tıbbi ilerlemeler sayesinde zamanında yapılan uygun bakımla bu bebeklerin yaşayacağı problemler minimuma indirgenmekte, sağlıklı büyüme ve gelişmeleri sağlanabilmektedir. Bu nedenle uygun donanım ve bu donanımı kullanabilecek yeterliliğe sahip tıbbi ekibin bulunduğu yerlerde doğumun yapılması kritiktir. Doğmakta aceleci davranan kendileri küçük mücadeleleri büyük bu miniklerimizin uygun tıbbi takipler ile yaşam yolculuklarında yanındayız" diye konuştu.
Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40 Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" Akciğer kanserinin genellikle 50’li yaşlarda görülmeye başladığından sigara kullanımı gibi risk faktörlerine sahip bireylerin herhangi bir şikayetleri olmasa dahi akciğer grafisi ve düşük doz akciğer tomografisi ile tetkik edilmesi gerektiğini belirten Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, akciğer kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. En önemli ve önlenebilir sağlık sorunlarından birinin de akciğer kanseri olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz, "Akciğer kanseri görülme sıklığı (insidansı) yaşla birlikte artış gösteriyor ve genellikle 50-70 yaş arasında görülüyor. Bu kanser türünde risk faktörlerinin büyük bir kısmı önlenebilir olmasıyla dikkat çekiyor. Sigarayı bırakmak en başta gelen akciğer kanserinden korunma yöntemidir" diye konuştu. "Sigara tüketimi kanseri tetikleyebilir" Akciğer kanserinin etiyolojisinde (sebeplerinde) sigara kullanımının öncelikli risk faktörü olarak göze çarptığını dile getiren Opr. Dr. Yılmaz, "Sigara içmenin, akciğer kanserine yakalanma riskini 20 kat artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra, pasif içicilik, asbest, krom, arsenik ve nikel maruziyeti, radyasyon etkisi, radon gazı solunması, hava kirliliği ve altta yatan pulmoner hastalıklar gibi faktörler de akciğer kanserinin gelişiminde rol oynuyor. Sigara kullanımının etkisini belirleyen unsurlar ise sigaraya başlanan yaş, tüketim süresi, günlük miktar ve sigara tipi olarak özetlenebilir" şeklinde konuştu. "Öksürük ve nefes darlığı görülüyor" Akciğer kanserine yakalanan hastaların çoğunun tanı anında semptomatik olduğunu belirten Dr. Yılmaz, "Sıklıkla öksürük, nefes darlığı, hemoptizi (kanlı balgam) ve göğüs ağrısı gibi spesifik belirtilerle başvuran hastalarda; halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi non-spesifik şikayetler de görülebilmektedir. Uzmanlar, akciğer kanserinin erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Son yıllarda tanı ve tedavi tekniklerinde yaşanan gelişmeler, minimal invaziv yöntemler ve hedefe yönelik tedaviler, bu kanser türüyle mücadelede önemli bir fark oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Gelişmiş tedavi yöntemleri" Torakoskopik (VATS, video yardımlı göğüs cerrahisi) kapalı akciğer ameliyatları sayesinde hastaların daha az ağrı hissederek günlük hayata daha hızlı dönebildiğini söyleyen Yılmaz, "Ayrıca, bu yöntemler hastalara kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi gibi onkolojik tedavilerin daha kısa sürede başlama imkânı sunuyor. Akciğer kanserinde tedavi planı, büyük ölçüde tümörün evresine göre yapılmaktadır. Cerrahi tedavi, erken evrede teşhis edilen küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisinde, en uzun sağ kalım süresini sağlayan en etkili yöntem olarak kabul ediliyor" açıklamasında bulundu. "Erken teşhis ve sigara ile mücadele hayati önem taşıyor" Yılmaz, şunları söyledi: "Öksürük, nefes darlığı, hemoptizi, göğüs ağrısı, halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi belirtiler yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmaları gerekir. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını kaçırmamak için harekete geçmek, sigarayı bırakıp hayata tutunmak gerekir."
Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40 Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara" Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 70’inden sorumlu olduğunu belirterek erken tanının önemine değindi. Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, Kasım ayının dünya genelinde "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" olarak anıldığını belirterek akciğer kanserinin kansere bağlı ölümler arasında ilk sırada olduğunu ifade etti. Dr. Arslantaş, "Akciğer kanseri hâlâ en ölümcül kanser türü olmayı sürdürüyor. Ancak erken tanı sayesinde bu tablo değişebilir" diyerek hastalığın ciddiyetine dikkat çekti. Tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 70’ine neden olduğunu söyleyen Arslantaş, sadece sigaranın değil puro, pipo ve elektronik sigara gibi ürünlerin de ciddi risk oluşturduğunu vurguladı. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve bazı akciğer hastalıklarının da riski artırdığını belirtti. Uzun süren öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve kanlı balgam gibi şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dile getiren Dr. Arslantaş, "Bu belirtiler erken tanı için önemli bir fırsattır." dedi. Erken teşhis edilen hastalarda sağ kalım oranının yüzde 70’e kadar yükselebildiğini kaydeden Arslantaş, risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Tanı sürecinin fizik muayenenin yanı sıra akciğer grafisi, tomografi, bronkoskopi ve biyopsi gibi yöntemleri içerdiğini belirten Dr. Arslantaş, tütünle mücadelenin akciğer kanseriyle savaşta en etkili adım olduğunu sözlerine ekledi.
"Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:26 "Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın" Estetik dünyasındaki yeni bir tehlikeli trende dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "Son yıllarda yapay zeka ile kendi vücudunda sanal değişiklikler yapan kişiler, aynı sonucu estetik cerrahi işlem sonucunda da beklemeye başladı. Bu durum, kişileri imkansızı beklemeye yönlendirerek tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Yapay zeka mağdurları doğurabilir" dedi. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, günümüzün en popüler teknolojik gelişmelerinden biri olan yapay zekanın, estetik cerrahi alanında gerçekçi olmayan beklentilere yol açarak "yapay zeka mağdurları" ortaya çıkarma tehlikesine dikkat çekti. "Ünlü fotoğrafı yerine, kendi sanal görüntüleriyle geliyorlar" Geçmiş yıllarda hastaların, çok beğendikleri ünlü bir kişinin resmiyle muayeneye gelmelerine ve "Bana bu oyuncunun burnundan yapar mısınız?" gibi taleplere alıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Çil, günümüzde ise bu trendin değiştiğini vurguladı. Prof. Dr. Çil, "Son dönemde yapay zeka ile yüzünü daraltan ve genişleten, alın ve burun şeklini yapay zeka programları ile şekillendirip bizden aynısını talep eden kişilerin sayısı çok fazla arttı. Çok ünlü bir film yıldızının vücuduna benzer şekilde kendi vücudunu yapay zeka programlarıyla değiştiren ve aynısını bizden bekleyen kişi sayısında da önemli derecede artma görmekteyiz" dedi. "Hayal kırıklığı ve yaşam boyu üzüntüye neden olabilir" Prof. Dr. Çil, sanal olarak yapılan bu değişikliklerin aynısının cerrahi ile yapılmasının çok iyi olacağını düşünenlerin sayısının arttığını ancak burada büyük bir tehlikenin yattığını belirterek şöyle devam etti: "Yapay zeka programı ile elde edilen burun şekli değişikliği veya yapay zeka ile yapılan çok ince bir bel şekli, estetik ameliyat sonrası sağlanamayabilir. Bu durum, büyük bir hayal kırıklığı ile kişide hayatı boyunca sürecek olan üzüntülü durumlara neden olabilmektedir." "Cerrahinin sonucu için 1 yıl gerekirken, artık hemen beklenti oluşuyor" İnsan vücudunun çok kompleks bir yapı olduğunu ve hiçbir teknolojik gelişimin şu an için cerrahi işlem sonucunu önceden kesin olarak tahmin edemeyeceğini belirten Prof. Dr. Çil, cerrahi gerçekleri hatırlatarak, "Estetik işlemlerde tüm cerrahi işlemler gibi bir iyileşme dönemi gerektirmektedir. Estetik bir burun cerrahi işleminin sonucunun net olarak ortaya çıkması yaklaşık bir yıllık süreyi gerektirmektedir. Burun bölgesindeki şişliklerin geçmesi ve net olarak estetik işlemin sonucunun ortaya çıkması için bu sürenin geçmesi gerekir. Eğer biz işlemden hemen sonra yapay zeka programları ile yapılmış olan burun şeklini görmeyi bekliyorsak, büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliriz" diye konuştu. "Yapay zeka ile estetik önerisinde bulunan merkezlere güvenmeyin" Prof. Dr. Yakup Çil, hastalara ve estetik işlem düşünenlere şu tavsiyelerde bulundu: "İnsanlara yapay zekanın bir teknolojik program olduğunu ve özellikle estetik işlemler sonrası sonuçların yapay zekada olduğu gibi sağlanamayacağı anlatılmalıdır. Yapay zekayı kullandığını ve tüm işlemleri yapay zekada kişinin istediği gibi yaptığını ifade eden merkez ve kişilere rağbet etmemek gerekiyor. Cerrahın her şeyden önce bir insan olduğunu ve hayal ürünü sonuçları başaramayacağını unutmamalıyız. Gerçekçi beklentiler ile estetik işlemler yaptırmak ve bize gerçekçi sonuçlar vadeden kişilere müracaat etmek bizim için öncelikli olmalıdır."