Son Dakika
|
Bodrum açıklarında göçmen botu faciası: Ölü sayısı 19’a yükseldi
Sadettin Saran trafik kazası geçirdi
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın mal varlığına el konuldu
Muhittin Böcek’in danışmanı ve çalışanı adliyeye sevk edildi
Afganistan ve Pakistan'ı sel vurdu: 47 ölü
MİT ve Suriye istihbaratından ortak operasyon: Firari casus yakalandı
Vedat Muriç: "Hepsi benim arkadaşım ama yarınki maç bambaşka"
Kosova Teknik Direktörü Foda: "Şansımız yüzde 50"
İsrail’de Bazan petrol rafinerisi vuruldu
Ekrem İmamoğlu, hakkında "hakaret ve tehdit" suçlarından soruşturma başlatıldı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Uludağ’da sezon uzadı nisan ayıyla 2 metre kar var
Bayraktar AKINCI TİHA, Kanatlı Güdüm Kiti 82 ile atış gerçekleştirdi
FIFA Başkanı Infantino’dan Türkiye’ye tebrik
Sarıyer’de aç kalan domuzlar hastane yakınına kadar geldi
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden İHA’ya ödül
Bodrum açıklarında göçmen botu faciası: Ölü sayısı 19’a yükseldi
Montella'ya basın toplantısında sulu kutlama
SAĞLIK
Karın bölgesindeki 30 santimlik dev tümör ameliyatla çıkarıldı
01 Nisan 2026 Çarşamba - 13:21:49
Denizli’de karın ağrısı ve kilo kaybı şikayetleriyle Özel Denizli Tekden Hastanesine başvuran 33 yaşındaki hastanın yapılan kontrollerinde karnında 30 santimetrelik tümör tespit edildi. Yaklaşık 5 saat süren ameliyatla tümörler başarıyla çıkarılırken, hasta kısa sürede sağlığına kavuştu. Özel Denizli Tekden Hastanesine karın ağrısı ve kilo kaybı şikayetlerle başvuran 33 yaşındaki hastanın yapılan tetkiklerinde 30 santimetrelik dev tümör tespit edildi. 5 yıl öncede Gastrointestinal stromal tümör (GİST) tanısı konulan hastanın akıllı ilaç tedavisi gördüğünü ifade eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Canan Karan, yapılan tetkiklerde karın bölgesinde yaklaşık 30 santimetrelik dev kitle ve karaciğerde iki metastatik lezyon tespit edildiğini ifade etti. Hastanın ameliyettan 5 gün sonra taburcu edildiğini ifade eden Tıbbi Onkoloji Uz. Dr. Canan Karan, "Hastamız 33 yaşında genç bir hasta. 5 yıl önce nadir gördüğümüz Gastrointestinal stromal tümör (GİST) hastasıydı. 5 yıldır akıllı ilaç tedavisi altındaydı. Hasta başvurduğunda, ciddi karın ağrısı, yeme içme azlığı ve kilo kaybı vardı. Tomografilerini çektik. Yaklaşık karında 30 santimetrelik dev bir kitle sapladık ve karaciğerde 2 adet metastatik lezyon sapladık. Ameliyat sonucunda vücuttaki tümör temizlendi. Birinci ay kontrolünü sağladık hastanın ve gayet sağlıklı. Genç bir hastaydı, 2 günlük yoğun bakım takibi sonrasında hastayı 5’inci gün taburcu ettik" dedi. "Ameliyat sonrası hastanın hiçbir problemi de olmadı" Yaklaşık 5 saat süren ameliyatta, hem karındaki dev tümörün hem de karaciğerdeki lezyonların başarıyla çıkarıldığını ifade eden Genel Cerrahi Op. Dr. Yunus Acar, "Öncelikle hastamızı Tıbbi Onkoloji Uzmanımız Canan hocamız gönderdi. Karnın içinde bir tümör olmuş ve aynı zamanda karaciğerinde sıçrama yaşanmış. Karının içinde yaklaşık bir basketbol topu büyüklüğünde olan 30 santimetrelik bir tümör kitlesi bulunuyordu. Karaciğerinde ise 5-6 santimetrelik 2 tane tümör vardı. Yaklaşık 4-5 saat süren ameliyatın ardından hem karaciğerindeki tümörlere hem de karnının içinde bulunan 30 santimlik kitleyi temiz bir şekilde çıkardık. Ameliyat sonrası hastanın hiçbir problemi de olmadı. 5’inci günün de ise şifayla evine gönderdik. Karaciğerinde sıçrama her zaman ameliyat edilemez değildir. Çoğu kitleyi çıkartabilmekteyiz" diye konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 13:18
Uzmanından farkındalık uyarısı: "Otizmli çocukları ‘düzeltmek’ değil ‘anlamak’ gerekir"
Otizmin hastalık değil farklılık olduğunu hatırlatan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Budagova, "Otizmli çocuklar dünyayı farklı algılar, farklı iletişim kurar ve farklı tepkiler verir. Bu nedenle onları ‘düzeltmek’ değil, ‘anlamak’ gerekir" dedi. Budagova, otizmde ilaçlı tedavi değil, eğitimin ön planda olduğunu belirtti. Birleşmiş Milletler tarafından "Otizm Farkındalık Günü" olarak ilan edilen 2 Nisan, sadece bir hatırlatma değil; aynı zamanda toplumun otizmi doğru anlaması için bir çağrı niteliği taşıyor. Otizm, bireyin sosyal iletişiminden eğitim hayatına, günlük yaşamından toplumsal ilişkilerine kadar hayatın her alanını etkileyen bir gelişim farklılığı olarak tanımlanıyor. Erken fark edilmediğinde zorlukların büyüdüğünü doğru yaklaşımla ise hayatların değişebildiğini belirten Türkiye Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Budagova otizmi anlattı. Otizm her geçen gün daha fazla karşımıza çıkıyor Dr. Budagova, "Otizm, çocukluk çağında başlayan ve yaşam boyu devam eden bir gelişim farklılığıdır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, otizmin görülme sıklığının arttığını gösteriyor. Ancak uzmanlara göre bu artışın önemli bir nedeni; farkındalığın yükselmesi, tanı kriterlerinin genişlemesi ve erken yaşta daha fazla çocuğun değerlendirilmesidir" dedi. "Otizm bir hastalık değil, farklılıktır" Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Günay Budagova, otizmin bir hastalık olarak değil, nörogelişimsel bir farklılık olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, "Otizmli çocuklar dünyayı farklı algılar, farklı iletişim kurar ve farklı tepkiler verir. Bu nedenle onları ‘düzeltmek’ değil, ‘anlamak’ gerekir" diye konuştu. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkıyor Dr. Budagova, "Otizmin ilk sinyalleri genellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkar. Ailelerin dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler şunlardır: İsmi söylendiğinde tepki vermeme, göz teması kurmama, işaret etme veya ortak dikkat kurmada zorluk, konuşma gecikmesi veya hiç konuşmama, tekrarlayan hareketler ve davranışlar, değişikliklere karşı aşırı direnç. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman desteği almak büyük önem taşır" dedi. Gebelik koşulları otizme neden olabiliyor "Otizmin tek bir nedeni yok. Günümüzde bilimsel çalışmalar, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle ileri ebeveyn yaşı, bazı gebelik koşulları ve doğumla ilgili faktörlerin riskle ilişkili olabileceği ifade ediliyor" diyen Dr. Budagova aşılar ile otizm arasında hiçbir bilimsel bağlantı bulunmadığının da altını çizdi. Otizmde en kritik konunun erken tanı ve erken eğitim olduğunu belirten Dr. Budagova, "Doğru zamanda başlanan eğitim ve destek programları sayesinde, sosyal iletişim becerileri gelişebilir, davranış sorunları azalabilir, bağımsız yaşam becerileri artabilir" dedi. Tedavide ilaç değil, eğitim ön planda Otizmin temel belirtilerini ortadan kaldıran bir ilaç tedavisi bulunmadığını hatırlatan Dr. Budagov, "Tedavinin temelini özel eğitim programları oluşturur. İlaçlar ise yalnızca eşlik eden sorunlar (uyku, dikkat eksikliği, kaygı gibi) için destek amaçlı kullanılır" diye konuştu. Dr. Günay Budagova, "Otizmli bireylerin hayatını kolaylaştıran en önemli unsur, toplumun yaklaşımıdır. Yargılamak yerine anlamaya çalışmak, dışlamak yerine kabul etmek büyük fark oluşturur. Unutulmamalıdır ki; otizm bir eksiklik değil, farklı bir gelişim biçimidir. Otizmi erken fark etmek, doğru yönlendirmek ve toplumsal kabulü artırmak; sadece bireyin değil, toplumun da geleceğini güçlendirir" diyerek sözlerini noktaladı.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 13:15
Karadeniz’de ’romatizmal’ hastalar ozon tedavisine koşuyor
Samsun Şehir Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) Merkezi’nde romatizmal ağrı şikâyeti olan hastalar yoğunluk oluştururken, ozon tedavisi en çok tercih edilen uygulama olarak dikkat çekiyor. Samsun Şehir Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren GETAT Merkezi, özellikle romatizmal hastalıkları olan vatandaşların yoğun ilgisini görüyor. Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak görülen romatizmal rahatsızlıklar nedeniyle merkeze yapılan başvurularda dikkat çekici bir artış yaşanırken, uygulanan tedaviler arasında ozon tedavisi ilk sırada yer alıyor. GETAT Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Bahadır Yazıcıoğlu, 2020 yılından itibaren hizmet veren merkezde özellikle romatizmal hastalıkların ön planda olduğunu söyledi. Yazıcıoğlu, "GETAT 2020 yılından itibaren hastanemizde hizmet vermektedir. Burada verdiğimiz hizmetler kapsamında akupunktur, sülük, hacamat, kuru terapi ve mezoterapi uygulamaları yer almaktadır. Bu uygulamalar arasında en yoğun olarak ozon tedavisi uygulanmaktadır" dedi. 2025 yılı verilerine de değinen Yazıcıoğlu, ozon tedavisine olan ilginin dikkat çekici olduğunu belirterek, "2025 yılında ozon tedavisi kapsamında yaklaşık bin hasta merkezimize başvurdu. Bunu 350-400 hasta ile akupunktur tedavisi takip etti. Hastalarımız genellikle ağrı şikâyetleriyle geliyor" diye konuştu. "Hasta sayısında da artış" Son dönemde tamamlayıcı tedavi yöntemlerine ilginin arttığını vurgulayan Yazıcıoğlu, "Ağrı konusunda özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olan romatizmal hastalıklar dikkat çekmektedir. Bu nedenle, romatizmal ağrı şikâyeti olan hastalar merkezimize yoğun şekilde başvurmaktadır. COVID döneminde uygulanan tedavilere bağlı olarak kalça ağrısı yaşayan hasta sayısında da artış gözlemlenmiştir. Romatizmal ağrısı olan hastalar ozon tedavisi almakta, bunun yanı sıra akupunktur tedavisiyle de desteklenmektedir" şeklinde konuştu. "Merdiven altı uygulamalara itibar etmemeli" Merkezde uygulanan yöntemlerin modern tıbbın alternatifi olmadığını özellikle vurgulayan Yazıcıoğlu, "Hastalarımızı modern tıp yöntemleri temelinde değerlendiriyor, GETAT uygulamalarıyla entegre ederek bütüncül bir yaklaşım sunuyoruz. Bu yöntemler alternatif değil, tamamlayıcıdır. Merdiven altı diye tabir edilen yerlerde yapılan uygulamalara itibar edilmemeli. Vatandaşlarımız tedavilerini mutlaka yetkili ve bilimsel şekilde hizmet veren merkezlerde yaptırmalıdır" ifadelerini kullandı.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 13:11
Mersin’de çocuklara gelişim taraması hizmeti başladı
Mersin’de Akdeniz Belediyesi, 0-6 yaş arası çocuklara yönelik ücretsiz ‘Denver II’ gelişimsel tarama testi uygulayarak muhtemel riskleri erken dönemde tespit etmeyi ve çocukların sağlıklı gelişimine katkı sunmayı hedefliyor. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde yürütülen çalışmalarda, 0-6 yaş arası çocukların gelişimsel risklerinin önceden tespit edilmesi amacıyla uygulanan Denver II Gelişimsel Tarama Testi, ailelerden yoğun ilgi görüyor. Tamamen ücretsiz olarak sunulan bu hizmet, çocukların gelecekteki akademik, sosyal ve zihinsel başarılarının temellerini bugünden güvence altına alıyor. Kültür ve Sanat Evlerinde okul öncesi eğitim alan çocuklara yönelik gerçekleştirilen taramalar, modern psikolojinin gerekliliklerine uygun olarak birebir görüşmeler ve uzman klinik gözlemler eşliğinde yürütülüyor. Çocukların kendi yaş gruplarına göre göstermeleri gereken fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal beceriler titizlikle inceleniyor. Yapılan değerlendirmeler sonucunda herhangi bir gelişimsel risk veya duraksama tespit edilmesi halinde, aileler vakit kaybetmeksizin ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendirilerek erken müdahale şansı yakalanıyor. "İlk 6 Yaş, Hayatın Fragmanı Değil Temelidir" Uygulama hakkında değerlendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Günay Duygu Ateş, erken çocukluk döneminde yapılan taramaların hayati önem taşıdığını vurguladı. Ateş, "Çocukluk dönemindeki gelişim basamakları, bir binanın temeli gibidir. 0-6 yaş arasında fark edilmeyen küçücük bir aksama, ilerleyen yıllarda çocuğun tüm okul ve sosyal hayatını etkileyecek büyük problemlere dönüşebilir. Akdeniz Belediyesi olarak uyguladığımız Denver II Gelişimsel Tarama Testi sayesinde çocuklarımızın sadece bugününü değil, yarınını da tarıyoruz. Amacımız, hiçbir çocuğumuzun potansiyelinin gerisinde kalmaması ve muhtemel risklerin henüz yolun başındayken bilimsel yöntemlerle bertaraf edilmesidir. Ailelerimizin gösterdiği yoğun bilinç ve ilgi, geleceğe dair umutlarımızı artırıyor" Gelişimin Takibi İçin Kapılar Herkese Açık Akdeniz Belediyesi yetkilileri, çocuklarının gelişim süreçlerini profesyonel bir gözle takip etmek ve uzman desteği almak isteyen tüm aileleri belediyenin Kültür ve Sanat Evlerine davet ediyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Mart 2026 Pazartesi- 14:53
Algoloji uzmanları İzmir’de buluştu; ağrı pili uygulamasını akıllı gözlükle anlık olarak izledi
2
28 Mart 2026 Cumartesi- 10:10
Uzmanlardan gençlerde artan kolon kanserine karşı tarama testi çağrısı
3
31 Mart 2026 Salı- 10:27
Kronik ağrı ve spastisite tedavisinde güncel yaklaşımlar
4
31 Mart 2026 Salı- 10:55
Trabzon’da 112 camiasını üzen ölüm
5
31 Mart 2026 Salı- 10:30
Vertigoya dikkat: "Son dönemde daha sık karşılaşmaya başlandı"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:53
Küçük bedenleriyle büyük yaşam mücadelesi veriyorlar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, Türkiye’de her yıl yaklaşık 150 bin prematüre bebeğin dünyaya geldiğini ve bu bebeklerin 50 bininin bin gramın altında doğarak yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, bu doğumlarda birçok risk faktörü olduğunu vurguladı. Prematüre bebeklerin yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekmek amacıyla her yıl 17 Kasım Dünya Prematüre Farkındalık Günü olarak kutlanıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de prematüre doğum oranları dikkat çekiyor. Her 10 bebekten bir tanesi 37’nci gebelik haftasını tamamlamadan dünyaya gelirken, Türkiye’de her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre olarak doğuyor. Bu bebeklerin yaklaşık 50 bini ise bin gramın altında doğarak yaşam mücadelesine erken başlıyor. Prematüre doğumlarda birçok risk faktörü bulunuyor. Anneye bağlı olarak önceki gebelikte erken doğum öyküsü, geçirilen enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar ile sigara ve alkol kullanımı önemli etkenler arasında yer alıyor. Bebekle ilgili olarak anne karnında geçirilen enfeksiyonlar, beklenenden büyük ya da küçük olması da prematüre doğum riskini artırıyor. Bunun yanında stres ve çevresel faktörlerin de erken doğumu tetiklediği belirtiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, kadın doğum uzmanlarının bazı durumlarda doğumu erteleyerek bebeğin anne karnında daha uzun süre kalmasını sağlamak için çaba gösterdiğini söyleyerek, "Özellikle 28’inci gebelik haftası altındaki bebeklerde, bebeğin anne karnında kaldığı her gün yaşam şansı yüzde 3 oranında artmaktadır" dedi. "Tanı ve müdahalesi kritiktir" Dünyaya gelen her 10 bebekten birinin prematüre olarak doğduğunu söyleyen Tuğçe Uçar, "Prematüre bebekler 37’inci gebelik haftasından daha küçük olarak doğan bebeklerdir. Dünyaya gelen her 10 bebekten 1’i prematüre olarak doğmaktadır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre olarak doğmakta. Bunların 50 bin kadarıysa bin gramın altında doğmaktadır. Bu konuda farkındalığın artması, prematüre bebeklerin yaşadığı sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla 2011 yılından itibaren her 17 Kasım Dünya Prematüre Farkındalık Günü olarak kutlanmaktadır. Anneye bağlı risk faktörleri önceki gebelikte prematüre doğum öyküsü olması, annenin geçirdiği birtakım enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları, sigara ya da alkol tüketimi olarak söylenebilir. Aynı zamanda bebeğin anne karnında geçirdiği enfeksiyonlar, olması gerekende büyük ya da küçük olması da risk faktörü olarak sunulabilir. Bunların dışında stres, çevresel faktörler de erken doğumu tetikler. Prematüre doğumun engellenmesi için gebelik takiplerinin yapılması oluşabilecek sorunları erken tanı ve müdahale edilmesi kritiktir. Kadın doğumcu arkadaşlarımız bazen doğum süresini uzatıp bebeği anne karnında bir miktar daha tutabilmek için çaba harcamakta. Özellikle 28’inci gebelik haftası altındaki bebeklerde anne karnında kaldığı her gün bebeğin şansı yüzde 3 oranında artmakta" dedi. "Miniklerin yaşam yolculuğunda yanlarındayız" Prematüre bebeklerin zamanından önce doğdukları için solunum, sinir, dolaşım sistemi olgunluğunu henüz tamamlayamadıklarını belirten Uçar, "Bizim ailelerden öncelikli beklentimiz prematüre durumunun kabulü. Mutlaka donanımlı merkezlerde yaşam şansının yüksek olduğunun bilinmesi. Özellikle annelere ilk olarak söylediğimiz, anne sütünün saklanması, annenin moralini yüksek tutması ve ailelerin bebeğe bakım veren tıbbi ekip ile birlikte iş birliği içinde olmasıdır. Prematüre bebekler zamanından önce doğdukları için solunum, sinir, dolaşım sistemi olgunluğunu henüz tamamlayamadan doğarlar. Bunun yanı sıra beslenme, büyüme, gelişim problemleri bu bebeklerin yaşadığı sıkıntıların başında gelmekte. Ancak tıbbi ilerlemeler sayesinde zamanında yapılan uygun bakımla bu bebeklerin yaşayacağı problemler minimuma indirgenmekte, sağlıklı büyüme ve gelişmeleri sağlanabilmektedir. Bu nedenle uygun donanım ve bu donanımı kullanabilecek yeterliliğe sahip tıbbi ekibin bulunduğu yerlerde doğumun yapılması kritiktir. Doğmakta aceleci davranan kendileri küçük mücadeleleri büyük bu miniklerimizin uygun tıbbi takipler ile yaşam yolculuklarında yanındayız" diye konuştu.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:49
Tedavi edilmeyen reflü rahatsızlığı daha ciddi hastalıklara yol açabilir
Reflü tedavi edilebilir mi sorusu ile çok sık karşılaştıklarını belirten Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Operatör Doktor Yunus Acar, "Reflü mekanik bir sebep kaynaklıysa cerrahi müdahaleyle kalıcı tedavi sağlanabilir" dedi. Mide de oluşan reflü rahatsızlığının tedavi edilmediğinde daha ciddi hatalıklara sebep olabileceğine dikkat çeken Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Operatör Doktor Yunus Acar, reflü rahatsızlığının cerrahi operasyonla tedavisinin mümkün olduğunu belirti. Op. Dr. Yunus Acar reflü rahatsızlığı ile ilgili yaptığı açıklamada, "Reflü tedavi edilebilir mi sorusu çok sık karşılaştığımız bir soru. Eğer reflü mekanik bir sebep kaynaklıysa özellikle, ameliyatla tedavi edilebilir. Midemiz ve yemek borusu arasındaki kapakçıkta gevşeklik ya da bir mide fıtığı varsa o zaman reflü ameliyatla tedavi edilebilir ve reflüyü tamamen bitirebiliriz. Raflü göğüste yanma, kronik öksürük, kronik sinizit ve astım dahil birçok hastalığa sebebiyet verebilmektedir. Reflünün tedavisi cerrahi ile mümkün" ifadelerini kullandı.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:42
Çocuklarda kafa travmasına dikkat
İki yaş altı çocukları hoplatmak, zıplatmak gibi hareketlerden kaçınılması gerektiği, bu gibi hareketlerin çocuklarda kafa travmasına yol açtığı uyarısında bulunuldu. Aydın Atatürk Devlet Hastanesi’nden yapılan açıklamada, "Çocuğu hoplatmak, zıplatmak gibi hareketlerden kaçınılmalıdır. Beyin, kafatasının tamamını doldurmadığı için bu tarz hareketler travmalara yol açabilir. İki yaş altı çocuklar yüksekten düşme riskine karşı yalnız bırakmamalıdır, ev içinde yüksekten düşme ihtimaline dikkat edilmelidir. Bisiklet sürme, scooter, paten kullanma aktivitelerinde mutlaka kask kullanılmalıdır. Evde devrilebilecek eşyalar duvara sabitlenmelidir. Çocuğun yaşına uygun uygun oto koltuğu ve emniyet kemeri kullanılmalıdır" denildi. Hastaneden yapılan paylaşımda eğer çocuklarda bilinç kaybı, hızlı ve güçlü kusma, vücudun bir tarafında hareket eksikliği, uykuya meyil, uyanamama, nöbet geçirme belirtileri varsa, en kısa sürede bir hekime başvurulması gerektiği belirtildi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40
Göğüs cerrahisi uzmanı uyardı: "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın"
Akciğer kanserinin genellikle 50’li yaşlarda görülmeye başladığından sigara kullanımı gibi risk faktörlerine sahip bireylerin herhangi bir şikayetleri olmasa dahi akciğer grafisi ve düşük doz akciğer tomografisi ile tetkik edilmesi gerektiğini belirten Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, "Akciğer kanserinde erken teşhis için geç kalmayın" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yılmaz, akciğer kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. En önemli ve önlenebilir sağlık sorunlarından birinin de akciğer kanseri olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz, "Akciğer kanseri görülme sıklığı (insidansı) yaşla birlikte artış gösteriyor ve genellikle 50-70 yaş arasında görülüyor. Bu kanser türünde risk faktörlerinin büyük bir kısmı önlenebilir olmasıyla dikkat çekiyor. Sigarayı bırakmak en başta gelen akciğer kanserinden korunma yöntemidir" diye konuştu. "Sigara tüketimi kanseri tetikleyebilir" Akciğer kanserinin etiyolojisinde (sebeplerinde) sigara kullanımının öncelikli risk faktörü olarak göze çarptığını dile getiren Opr. Dr. Yılmaz, "Sigara içmenin, akciğer kanserine yakalanma riskini 20 kat artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bunun yanı sıra, pasif içicilik, asbest, krom, arsenik ve nikel maruziyeti, radyasyon etkisi, radon gazı solunması, hava kirliliği ve altta yatan pulmoner hastalıklar gibi faktörler de akciğer kanserinin gelişiminde rol oynuyor. Sigara kullanımının etkisini belirleyen unsurlar ise sigaraya başlanan yaş, tüketim süresi, günlük miktar ve sigara tipi olarak özetlenebilir" şeklinde konuştu. "Öksürük ve nefes darlığı görülüyor" Akciğer kanserine yakalanan hastaların çoğunun tanı anında semptomatik olduğunu belirten Dr. Yılmaz, "Sıklıkla öksürük, nefes darlığı, hemoptizi (kanlı balgam) ve göğüs ağrısı gibi spesifik belirtilerle başvuran hastalarda; halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi non-spesifik şikayetler de görülebilmektedir. Uzmanlar, akciğer kanserinin erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Son yıllarda tanı ve tedavi tekniklerinde yaşanan gelişmeler, minimal invaziv yöntemler ve hedefe yönelik tedaviler, bu kanser türüyle mücadelede önemli bir fark oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Gelişmiş tedavi yöntemleri" Torakoskopik (VATS, video yardımlı göğüs cerrahisi) kapalı akciğer ameliyatları sayesinde hastaların daha az ağrı hissederek günlük hayata daha hızlı dönebildiğini söyleyen Yılmaz, "Ayrıca, bu yöntemler hastalara kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi gibi onkolojik tedavilerin daha kısa sürede başlama imkânı sunuyor. Akciğer kanserinde tedavi planı, büyük ölçüde tümörün evresine göre yapılmaktadır. Cerrahi tedavi, erken evrede teşhis edilen küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisinde, en uzun sağ kalım süresini sağlayan en etkili yöntem olarak kabul ediliyor" açıklamasında bulundu. "Erken teşhis ve sigara ile mücadele hayati önem taşıyor" Yılmaz, şunları söyledi: "Öksürük, nefes darlığı, hemoptizi, göğüs ağrısı, halsizlik, kilo kaybı ve ateş gibi belirtiler yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmaları gerekir. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını kaçırmamak için harekete geçmek, sigarayı bırakıp hayata tutunmak gerekir."
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:40
Uzmanından uyarı! "En büyük tehlike sigara"
Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 70’inden sorumlu olduğunu belirterek erken tanının önemine değindi. Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Zübeyde Altun Arslantaş, Kasım ayının dünya genelinde "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" olarak anıldığını belirterek akciğer kanserinin kansere bağlı ölümler arasında ilk sırada olduğunu ifade etti. Dr. Arslantaş, "Akciğer kanseri hâlâ en ölümcül kanser türü olmayı sürdürüyor. Ancak erken tanı sayesinde bu tablo değişebilir" diyerek hastalığın ciddiyetine dikkat çekti. Tütün kullanımının akciğer kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 70’ine neden olduğunu söyleyen Arslantaş, sadece sigaranın değil puro, pipo ve elektronik sigara gibi ürünlerin de ciddi risk oluşturduğunu vurguladı. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve bazı akciğer hastalıklarının da riski artırdığını belirtti. Uzun süren öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve kanlı balgam gibi şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini dile getiren Dr. Arslantaş, "Bu belirtiler erken tanı için önemli bir fırsattır." dedi. Erken teşhis edilen hastalarda sağ kalım oranının yüzde 70’e kadar yükselebildiğini kaydeden Arslantaş, risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Tanı sürecinin fizik muayenenin yanı sıra akciğer grafisi, tomografi, bronkoskopi ve biyopsi gibi yöntemleri içerdiğini belirten Dr. Arslantaş, tütünle mücadelenin akciğer kanseriyle savaşta en etkili adım olduğunu sözlerine ekledi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:26
"Estetikte yapay zekânın mağduru olmayın"
Estetik dünyasındaki yeni bir tehlikeli trende dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "Son yıllarda yapay zeka ile kendi vücudunda sanal değişiklikler yapan kişiler, aynı sonucu estetik cerrahi işlem sonucunda da beklemeye başladı. Bu durum, kişileri imkansızı beklemeye yönlendirerek tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Yapay zeka mağdurları doğurabilir" dedi. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, günümüzün en popüler teknolojik gelişmelerinden biri olan yapay zekanın, estetik cerrahi alanında gerçekçi olmayan beklentilere yol açarak "yapay zeka mağdurları" ortaya çıkarma tehlikesine dikkat çekti. "Ünlü fotoğrafı yerine, kendi sanal görüntüleriyle geliyorlar" Geçmiş yıllarda hastaların, çok beğendikleri ünlü bir kişinin resmiyle muayeneye gelmelerine ve "Bana bu oyuncunun burnundan yapar mısınız?" gibi taleplere alıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Çil, günümüzde ise bu trendin değiştiğini vurguladı. Prof. Dr. Çil, "Son dönemde yapay zeka ile yüzünü daraltan ve genişleten, alın ve burun şeklini yapay zeka programları ile şekillendirip bizden aynısını talep eden kişilerin sayısı çok fazla arttı. Çok ünlü bir film yıldızının vücuduna benzer şekilde kendi vücudunu yapay zeka programlarıyla değiştiren ve aynısını bizden bekleyen kişi sayısında da önemli derecede artma görmekteyiz" dedi. "Hayal kırıklığı ve yaşam boyu üzüntüye neden olabilir" Prof. Dr. Çil, sanal olarak yapılan bu değişikliklerin aynısının cerrahi ile yapılmasının çok iyi olacağını düşünenlerin sayısının arttığını ancak burada büyük bir tehlikenin yattığını belirterek şöyle devam etti: "Yapay zeka programı ile elde edilen burun şekli değişikliği veya yapay zeka ile yapılan çok ince bir bel şekli, estetik ameliyat sonrası sağlanamayabilir. Bu durum, büyük bir hayal kırıklığı ile kişide hayatı boyunca sürecek olan üzüntülü durumlara neden olabilmektedir." "Cerrahinin sonucu için 1 yıl gerekirken, artık hemen beklenti oluşuyor" İnsan vücudunun çok kompleks bir yapı olduğunu ve hiçbir teknolojik gelişimin şu an için cerrahi işlem sonucunu önceden kesin olarak tahmin edemeyeceğini belirten Prof. Dr. Çil, cerrahi gerçekleri hatırlatarak, "Estetik işlemlerde tüm cerrahi işlemler gibi bir iyileşme dönemi gerektirmektedir. Estetik bir burun cerrahi işleminin sonucunun net olarak ortaya çıkması yaklaşık bir yıllık süreyi gerektirmektedir. Burun bölgesindeki şişliklerin geçmesi ve net olarak estetik işlemin sonucunun ortaya çıkması için bu sürenin geçmesi gerekir. Eğer biz işlemden hemen sonra yapay zeka programları ile yapılmış olan burun şeklini görmeyi bekliyorsak, büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliriz" diye konuştu. "Yapay zeka ile estetik önerisinde bulunan merkezlere güvenmeyin" Prof. Dr. Yakup Çil, hastalara ve estetik işlem düşünenlere şu tavsiyelerde bulundu: "İnsanlara yapay zekanın bir teknolojik program olduğunu ve özellikle estetik işlemler sonrası sonuçların yapay zekada olduğu gibi sağlanamayacağı anlatılmalıdır. Yapay zekayı kullandığını ve tüm işlemleri yapay zekada kişinin istediği gibi yaptığını ifade eden merkez ve kişilere rağbet etmemek gerekiyor. Cerrahın her şeyden önce bir insan olduğunu ve hayal ürünü sonuçları başaramayacağını unutmamalıyız. Gerçekçi beklentiler ile estetik işlemler yaptırmak ve bize gerçekçi sonuçlar vadeden kişilere müracaat etmek bizim için öncelikli olmalıdır."
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:23
Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yaşlı hasta yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu
Kahramanmaraş’ta 86 yaşındaki yaşlı hasta, boyun bölgesindeki ciddi omurilik kanalı daralması ve kireçlenme şikayeti nedeniyle gittiği hastanede, yeni nesil kapalı teknikle yapılan operasyon sonrası ertesi gün sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta Ali Doğruer isimli hasta, boyun omuriliğinde ciddi seviyede daralma ve kireçlenme şikayeti ile HG Hospital’a başvurdu. Burada Pof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkikler sonucu ameliyata alınan yaşlı hasta, platin kullanılmadan uygulanan yöntemle sağlığına kavuştu. Operasyonun, minimal tekniklerle gerçekleştirildiği ve omuriliğin rahatlatılarak sinirlerin çalışmasının iyileştirildiği belirtildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altun, "86 yaşında ve boynunda ciddi bir kireçlenme ile omurilik kanalı daralması şikayeti vardı. Bu tür ameliyatlar genelde omurilik kanalının çıkartıldığı, platinlerin takıldığı yöntemlerle yapılmakta. Ancak biz bu hastamızda omurilik kanalına küçük pencereler açarak kanalını temizleyip omurgayı rahatlatan, sinirlerin çalışmasını sağlayan bir teknik uyguladık. Bu yöntem sayesinde hastamıza ek platin ya da başka bir işlem yapılmadı. Dün ameliyat ettiğimiz hastamızı bugün ayağa kaldırıp yürüttük. Herhangi bir yabancı madde olmadığı için hastamız gayet rahat durumda. Artık omurga ameliyatları daha az invazif, omuriliğin korunduğu, platinsiz yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu tekniği hem boyunda hem beldeki dar kanallarda çok rahat uygulayabilmekteyiz" dedi. Tedavisi yapılan Ali Doğruer ise "Ameliyat çok güzel geçti. Sağ olsun hocamıza teşekkürler. Ameliyat olmak isteyen tereddüt etmeden gelsin. Ben rahatım iyiyim" diye konuştu.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:22
Uzmanından uyarı: Baş ağrısı ve unutkanlık migren habercisi
Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hülya Yıldız Bayar, baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük ve denge kaybının migren habercisi olduğunu belirtti. Zaman zaman hafife alınan migren hastalığın, bireylerin günlük yaşamını, iş gücünü ve ruh sağlığını ciddi şekilde etkilediğine dikkat çeken Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hülya Yıldız Bayar, baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük denge kaybının migren habercisi olduğunu söyledi. Son yıllarda toplumda nörolojik hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış yaşandığını belirten Dr. Hülya Yıldız Bayar migren, epilepsi, inme (felç), Alzheimer ve Parkinson gibi birçok nörolojik rahatsızlığın, hem bireylerin yaşam kalitesini düşürdüğünü hem de toplumsal sağlık yükünü artırdığını ifade etti. Baş ağrısı, unutkanlık, kaslarda güçsüzlük, denge kaybı gibi belirtilerin, çoğu zaman yeterince önemsenmediğini vurgulayan Dr. Bayar aslında bu semptomların ciddi nörolojik hastalıkların ilk işareti olabileceğini, erken tanı sayesinde, birçok nörolojik hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi. "Migren atakları günlerce sürebilir" Migrenin; ışığa ve sese duyarlılıkla birlikte gelen, genellikle tek taraflı ve zonklayıcı tarzda bir baş ağrısı olduğunu ve saatlerce hatta günlerce sürebildiğini belirten Dr. Bayar, "Migren atakları saatlerce veya günlerce sürebilir. Bulantı, kusma, konuşma güçlüğü, görme bozuklukları, ışık ve sese duyarlılık gibi belirtiler de eşlik edebilir. Bu semptomlar da hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür" ifadelerini kullandı. Migrenin nedeninin günümüzde hala tam olarak bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğunun düşünüldüğünü söyleyen Dr. Bayar, atakların yetersiz veya aşırı uyku, belirli yiyecek ve içecekler (yaşlandırılmış peynir, işlenmiş etler, kırmızı şarap), yoğun fiziksel aktivite ve ani fiziksel değişiklikler ile tetiklenebileceğini belirtti. Muayene önemli Migren tanısı koymak için ileri tetkiklerden çok doğru öykü ve muayenenin önemine vurgu yapan Dr. Bayar, Uluslararası Baş Ağrısı Derneği kriterlerinin tanı koymada belirleyici olduğunu; bu kriterlere göre, tekrar eden ve genellikle başın bir tarafında zonklayıcı bir ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet gibi belirtilerin arandığını, ayrıca tanı koyma sürecinde, diğer baş ağrısı türlerini ve altta yatan ciddi sağlık sorunlarını dışlamak için nörolojik muayene yapılabileceğini söyledi. Belirtilerin kişiden kişiye değişebilmesi nedeniyle tetikleyicilerin belirlenebilmesi için genellikle tanı sürecinde bir baş ağrısı günlüğü tutulmasının önerildiğini sözlerine ekledi. Migren, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilir Hastalığın tedavisinde akut ve önleyici olmak üzere iki temel tedavi yaklaşımı olduğunu belirten Dr. Bayar, tedaviyle, semptomların hafifletilmesi ve gelecekteki atakların önlenmesinin hedeflediğini dile getirdi. Akut tedavi kapsamındaki ilaçların, atakları hafifletmek ya da durdurmak için atak başladığında alındığını ve erken kullanımın genellikle daha etkili sonuç verdiğini söyledi. Önleyici tedavinin ise atakların sıklığı ve şiddetini azaltmayı hedeflediğini aktardı. Migrenin, doğru tanı ve düzenli tedavi ile kontrol altına alınabileceğinin altını çizen Dr. Bayar, modern tedavi seçenekleri arasında profilaktik (koruyucu) ilaçlar, atak tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerektiğinde botoks uygulamalarının da yer aldığı bilgisini verdi. Tüm hastalıklarda olduğu gibi nörolojik hastalıklarda da erken tanının çok önemli olduğuna işaret eden Dr. Bayar, bu nedenle bireylere rutin nörolojik kontrollerini yaptırmaları, semptomlarını ihmal etmemelerini tavsiye etti.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:21
Boyun omuriliğindeki daralma ameliyatı: Yeni teknikle ertesi gün sağlığına kavuştu
Kahramanmaraş’ta 86 yaşındaki yaşlı hasta, boyun bölgesindeki ciddi omurilik kanalı daralması ve kireçlenme şikayeti nedeniyle gittiği hastanede, yeni nesil kapalı teknikle yapılan operasyon sonrası ertesi gün sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta Ali Doğruer, boyun omuriliğinde ciddi seviyede daralma ve kireçlenme şikayeti ile HG Hospital’a başvurdu. Burada Pof. Dr. İdris Altun tarafından yapılan tetkikler sonucu ameliyata alınan yaşlı hasta, platin kullanılmadan uygulanan yöntemle sağlığına kavuştu. Operasyonun, minimal tekniklerle gerçekleştirildiği ve omuriliğin rahatlatılarak sinirlerin çalışmasının iyileştirildiği belirtildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altun, "86 yaşında ve boynunda ciddi bir kireçlenme ile omurilik kanalı daralması şikayeti vardı. Bu tür ameliyatlar genelde omurilik kanalının çıkartıldığı, platinlerin takıldığı yöntemlerle yapılmakta. Ancak biz bu hastamızda omurilik kanalına küçük pencereler açarak kanalını temizleyip omurgayı rahatlatan, sinirlerin çalışmasını sağlayan bir teknik uyguladık. Bu yöntem sayesinde hastamıza ek platin ya da başka bir işlem yapılmadı. Dün ameliyat ettiğimiz hastamızı bugün ayağa kaldırıp yürüttük. Herhangi bir yabancı madde olmadığı için hastamız gayet rahat durumda. Artık omurga ameliyatları daha az invazif, omuriliğin korunduğu, platinsiz yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu tekniği hem boyunda hem beldeki dar kanallarda çok rahat uygulayabilmekteyiz" dedi. Tedavisi yapılan Ali Doğruer ise "Ameliyat çok güzel geçti. Sağ olsun hocamıza teşekkürler. Ameliyat olmak isteyen tereddüt etmeden gelsin. Ben rahatım iyiyim" diye konuştu.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 09:06
Uzmanı uyardı: "Sürekli yorgunluğun sebebi B12 eksikliği olabilir"
Tedavi edilmeyen B12 vitamini eksikliğinin kansızlıktan depresyona kadar pek çok tabloya yol açabileceğine belirten İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, "Bu nedenle halsizlik, uyku isteği, unutkanlık gibi şikayetleri olan herkes, B12 düzeyini kontrol ettirmelidir" dedi. Enerjiden sinir sistemine kadar pek çok hayati işlevi destekleyen B12 vitamininin eksikliği, sürekli yorgun, halsiz hissetmek ve konsantrasyon kaybı yaşamak gibi etkilere yol açıyor. B12 vitamini, kırmızı kan hücrelerinin üretiminde, sinir sisteminin sağlıklı çalışmasında ve beyin fonksiyonlarının korunmasında kritik rol oynuyor, eksikliği ise uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi İç Hastalıkları ve Yetişkin Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, açıklamalarda bulundu. "Ruh halindeki değişikliklere dikkat edin" Eksiklik durumunun sessizce ilerlemesi halinde vücudun bazı sinyaller gönderdiğine aktaran Prof. Dr. Solmaz, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik, baş dönmesi ve nefes darlığı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, el ve ayaklarda karıncalanma veya uyuşma, denge sorunları ve kas zayıflığı, ruh hali değişiklikleri, depresyon ve sinirlilik gibi belirtileri yaşıyorsanız vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. Kan testi ile eksiklik tespit edilebilir ve uygun tedavi ile hızla giderilebilir" diye konuştu. "Vejetaryenler ve 50 yaş üstündekiler risk altında" B12 eksikliğine herkeste rastlanmakla birlikte bazı gruplarda daha çok görüldüğüne değinen Prof. Dr. Solmaz bu risk gruplarını şöyle sıraladı: "Bitkisel besinler B12 açısından yetersiz olduğu için vejetaryen ve veganlar, emilim sorunları yaşanabileceği için 50 yaş üstü yetişkinler, mide veya bağırsak ameliyatı geçirenler, Crohn, çölyak gibi hastalıklar vesilesiyle sindirim sistemi sorunları olanlar ile özellikle Metformin veya mide asidini azaltan ilaçları düzenli kullananlar." B12 vitamininin ağırlıklı olarak hayvansal gıdalarda bulunduğuna da değinen Solmaz, et, tavuk, hindi, balık, süt, yoğurt, peynir ve yumurtanın en güçlü doğal kaynaklar arasında yer aldığını ifade ederek, "Vejetaryen bireyler için B12 ile zenginleştirilmiş gıdalar ve doktor kontrolünde alınan takviyeler hayati öneme sahiptir. Ancak hiçbir hasta kendi başına takviye kullanmamalı, mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır" ifadelerini kullandı. B12’nin yalnızca enerji verici bir vitamin olmadığını, aynı zamanda sinir sistemini koruyan ve ruh halini dengeleyen önemli bir madde olduğunu vurgulayan Porf. Dr. Solmaz, "B12 eksikliği tedavi edilmezse kansızlıktan depresyona kadar pek çok tabloya yol açabilir. Bu nedenle halsizlik, uyku isteği, unutkanlık gibi şikâyetleri olan herkes, B12 düzeyini kontrol ettirmelidir" şeklinde konuştu. "Yüksek B12 sessiz seyreder ama göz ardı edilmemelidir" Genellikle eksikliğiyle gündeme gelse de sebebi bilinmeyen B12 vitamini yüksekliğinin de önemli bir sağlık uyarısı olabileceğini de aktaran Prof. Dr. Solmaz, "Eğer kişi takviye almıyor, enjeksiyon kullanmıyor ve beslenmesinde aşırı B12 bulunmuyorsa, kanında yüksek B12 tespit edilmesi mutlaka araştırılmalıdır" dedi. Yüksek B12 seviyesinin genellikle belirti vermediğini, ancak bazı hastalarda ciltte kaşıntı, iştahsızlık, sindirim bozuklukları ve kilo kaybı görülebileceğini de söyleyen Solmaz, karaciğer hastalıkları, bazı kanser türleri ve böbrek yetmezliği gibi durumların kandaki B12 düzeyini yükseltebileceğinden bahsetti. Solmaz, "B12 yüksekliği her zaman kanser anlamına gelmez, ancak vücudun depolama ve kullanım dengesinde bozulma olduğunu gösterebilir. Bu durumda karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri yapılmalı, gerekirse ileri tetkikler uygulanmalıdır. Sebebi açıklanamayan yüksek veya düşük B12 seviyesi, vücudun bize verdiği bir uyarıdır. Bu durumu hafife almamak gerekir. Düzenli kan kontrolleriyle erken tanı konulması, ciddi hastalıkların önlenmesinde hayat kurtarıcı rol oynar" diyerek sözlerini tamamladı.
16 Kasım 2025 Pazar - 15:10
Kireçlenmeye karşı eksozom tedavisi yaygınlaşıyor
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, diz kireçlenmeleri başta olmak üzere birçok alanda kullanılan eksozom tedavisinin hastalar için ameliyatsız yeni bir tedavi seçeneği sunduğunu söyledi. Sık karşılaşılan sağlık sorunlarından birisi olan eklem kireçlenmesinin (osteoartrit), eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve bozulmasıyla ortaya çıkan ağrı, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan yaygın bir rahatsızlık olduğunu belirten Doç. Dr. Koca, kireçlenmenin en sık diz, kalça ve el eklemlerinde görüldüğü ifade etti. Dr. Koca, eklemlerin kireçlenmesine karşı geleneksel tedavi yöntemleri arasında ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, eklem içi enjeksiyon tedavileri ve ileri durumlarda cerrahi müdahaleler önerilmekle birlikte son yıllarda rejeneratif (onarıcı) tıp alanındaki gelişmelerin hastalar için ameliyatsız yeni tedavi seçenekleri sunduğunu söyledi. Başarı ile uygulanıyor Eksozomların, hücrelerimiz tarafından doğal olarak üretilen, nanometrik boyutta küçük kesecikler olduğunu ifade eden Dr. Koca, "Bu kesecikler içlerinde proteinler, RNA’lar, lipidler ve çeşitli büyüme faktörleri taşırlar. Adeta hücrelerin birbiriyle konuştuğu ‘haberleşme paketleri’ gibidirler. Bu biyolojik paketler, hasarlı dokuya ulaştıklarında oradaki hücrelerin, dokulardaki onarım, yenilenme ve iltihap süreçlerini baskılama fonksiyonu için harekete geçmelerini sağlarlar. Eksozomlar söz konusu bu etkileri ile son yıllarda eklem ve cilt problemleri başta olmak üzere tıbbın birçok farklı alanlarında umut verici bir tedavi seçeneği olarak son yıllarda başarı ile uygulanmaktadır" dedi. Eksozom Bir Kök Hücre Tedavisi midir Dr. Koca, "Eksozom tedavisi, kök hücre tedavisinin bir adım ilerisidir. Çünkü içinde canlı hücre değil, sadece hücrelerin ‘iyileştirici mesajları’ vardır. Bu da onu hem güvenli hem de immünolojik açıdan daha risksiz hale getirir" şeklinde konuştu. Eklem kireçlenmesi için Eksozom tedavisinin avantajları Diz kireçlenmesinde ve menisküs hasarında eksozom tedavisinin amacının eklem kıkırdağının ve menisküslerin yenilenmesini desteklemek, iltihabı azaltmak ve hastanın ağrı ile hareket kısıtlılığını hafifletmek olduğunu belirten Dr. Koca, "Eksozomlar, steril koşullarda diz eklemine enjekte edilerek uygulanır. Bu sayede; inflamasyonu azaltıcı etkiler gösterir. Kıkırdak ve hasarlı bağ dokunun kendini onarmasını teşvik eder. Eklem sıvısının kalitesini artırarak eklem hareketlerini kolaylaştırır. Ağrıyı azaltarak yaşam kalitesini yükseltir" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Koca, eklem kireçlenmesinde eksozom tedavisinin avantajları hakkında bilgi vererek, "Eksozom tedavisi enjeksiyon şeklinde uygulanan ameliyatsız bir tedavi seçeneğidir. Uygulama sonrası hafif şişlik veya hassasiyet görülebilir. Ancak ciddi yan etki beklenmez. İyileşme süreci hızlıdır ve günlük yaşama çabuk dönüş sağlar. Eklem probleminin derecesine göre tekrarlanabilir ve diğer tedavilerle kombine edilebilir" diye konuştu.
16 Kasım 2025 Pazar - 14:42
Beyşehir’de aile hekimlerinin sahada karşılaştığı güçlükler ele alındı
Konya’nın Beyşehir ilçesinde aile hekimlerinin sahada görev yaparken karşılaştığı güçlükler hakkında toplantı düzenlendi. Beyşehir Devlet Hastanesinde yapılan toplantıda Beyşehir, Seydişehir, Hüyük, Derebucak ve Yalıhüyük ilçelerinde görev yapan aile hekimleri bir araya geldi. Sağlık Bakanlığının tanıdan tedaviye güncel yaklaşımlar eğitim programı kapsamında gerçekleştirilen toplantının açılışında konuşan Beyşehir Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Kutay Güven, meslektaşlarına mesleki bilgi, tecrübe ve deneyimlerini paylaştı. Güven, 1 Ocak 2025 tarihinde başlatılan klinik entegrasyon sürecinin sahada daha etkin ve nitelikli şekilde hayata geçirilmesi için tüm paydaşların özveri ile çalıştığını belirtti. Beyşehir İlçe Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ali Kılınç’ın koordinatörlüğünde üç gün süren eğitim programında kasım ayı için belirlenen diyabet eğitimi ise İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Altınışık’ın sunumlarıyla gerçekleştirildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder