Son Dakika
|
Vedat Muriç: "Hepsi benim arkadaşım ama yarınki maç bambaşka"
Kosova Teknik Direktörü Foda: "Şansımız yüzde 50"
İsrail’de Bazan petrol rafinerisi vuruldu
Ekrem İmamoğlu, hakkında "hakaret ve tehdit" suçlarından soruşturma başlatıldı
Gemlik ve Kumla’yı lodos vurdu, çok sayıda tekne battı
Diyarbakır’da okul servisi kaza yaptı: 13’ü öğrenci 15 yaralı
Böcek’in başdanışmanı Cem Oğuz gözaltına alındı
Etimesgut Belediyesinde zimmet soruşturması: 4 şüpheli gözaltında
Uşak Belediyesine yönelik yolsuzluk soruşturması: 4 kişi daha gözaltına alındı
Uşak Belediye Başkanı Yalım adliyeye sevk edildi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Kosova Teknik Direktörü Foda: "Şansımız yüzde 50"
Bursa’da aşırı yağışlar köprüyü trafiğe kapattı
İsrail’de Bazan petrol rafinerisi vuruldu
Kartal’da denize açılan balıkçı kayboldu: Teknesi bulundu, kendisi yok
Alperen Şengün, hem Houston Rockets hem de NBA tarihine geçti
İstanbul Valisi Davut Gül, yaralı polis memurlarını ziyaret etti
Gemlik ve Kumla’yı lodos vurdu, çok sayıda tekne battı
SAĞLIK
Algoloji uzmanları İzmir’de buluştu; ağrı pili uygulamasını akıllı gözlükle anlık olarak izledi
30 Mart 2026 Pazartesi - 14:53:18
Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Algoloji Kliniği öncülüğünde düzenlenen bilimsel etkinlikte, spinal kord stimülatörünün (ağrı pili) horizontal teknikle dorsal root ganglion (DRG) bölgesine yerleştirilmesine yönelik canlı vaka uygulaması başarıyla gerçekleştirildi. Türk Algoloji Ağrı Derneği ve Ege Ağrı Platformu iş birliğiyle düzenlenen bilimsel etkinlikte Türkiye’de bir ilke imza atıldı. Etkinlik kapsamında, spinal kord stimülatörünün (ağrı pili) horizontal teknikle dorsal root ganglion (DRG) bölgesine yerleştirilmesine yönelik canlı vaka uygulaması başarıyla gerçekleştirildi. İleri teknoloji kullanılarak yapılan canlı vaka sunumu, akıllı gözlük teknolojisi aracılığıyla katılımcılara anlık olarak aktarıldı. Bu sayede programa katılan hekimler, uygulamayı detaylı şekilde izleme ve interaktif öğrenme imkânı buldu. Programın dikkat çeken başlıklarından birini ise Boston Scientific tarafından geliştirilen ve Türkiye’de ilk kez tanıtımı yapılan spinal kord stimülatör simülatörü oluşturdu. Daha önce Amerika ve Avrupa’daki eğitimlerde kullanılan simülatör ile katılımcılar, uygulama maketi üzerinde pratik eğitim alma fırsatı yakaladı. Yaklaşık 50 algoloji uzmanının katıldığı etkinlik, ağrı tedavisi alanında önemli bir eğitim platformu sunarak Türkiye’deki uygulamaların gelişimine katkı sağladı. Programa; İzmir Bakırçay Üniversitesi Rektörlüğü ve Tıp Fakültesi Dekanlığı, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, hastane yöneticileri ile dernek yönetim kurulu üyeleri katıldı. Sempozyum başkanlığını yürüten Doç. Dr. Edip Gönüllü, uluslararası literatüre dayanan geniş vaka serilerine ilişkin bilimsel çalışmalarını ekibiyle birlikte katılımcılarla paylaştı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 12:31
Uzm. Dr. Baver Demir: "Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, çocukluk döneminde sık görülen belirtiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Çocukluk döneminin, bağışıklık sisteminin henüz gelişim aşamasında olduğu hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, bu dönemde ortaya çıkan ateş, öksürük ve döküntü gibi belirtilerin her zaman dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Ateş tek başına bir hastalık değil, vücudun bir tepkisidir" diyen Demir, özellikle uzun süren, düşmeyen ya da sık tekrarlayan ateşin mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Demir, bu durumun basit enfeksiyonlardan daha ciddi sağlık sorunlarına kadar farklı nedenlere bağlı olabileceğini ifade etti. Öksürüğün çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, "Ancak uzun süre geçmeyen, gece artan ya da nefes darlığı ile birlikte görülen öksürükler, alerjik hastalıkların veya alt solunum yolu enfeksiyonlarının habercisi olabilir. Bu nedenle ailelerin bu belirtileri yakından takip etmesi gerekir" dedi. Deri döküntülerinin de ebeveynlerde sık endişe oluşturan belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Demir, bazı döküntülerin basit viral enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini, ancak ateş, halsizlik, iştahsızlık ya da hızlı yayılım gibi görülen döküntülerin daha ciddi hastalıkların işareti olabileceğini kaydetti. Erken teşhisin çocuk sağlığında hayati önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, "Çocuklarda görülen hiçbir belirti ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Özellikle küçük yaş grubunda hastalıklar hızlı ilerleyebilir. Şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Baver Demir ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımının, çocuklarda ihtimal ciddi hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde kritik rol oynadığını vurguladı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 11:32
Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta
Son dönemde artan, geçmeyen öksürük şikâyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet İlvan, hava sıcaklıklarının düşmesiyle viral enfeksiyonların yaygınlaştığını belirtti. İlvan, özellikle uzun süren öksürüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Soğuk hava şartlarının, solunum yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturduğunu ifade eden Arel Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, "Bu dönemde virüsler daha kolay yayılıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı öksürük şikâyetleri artıyor" dedi. "3 haftayı aşan öksürükte mutlaka uzman görüşü alınmalı" Öksürüğün genellikle basit bir enfeksiyon belirtisi olarak görülse de bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten İlvan, "Eğer öksürük 3 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır. Astım, kronik bronşit, reflü ya da daha ciddi akciğer hastalıkları bu şikâyetin nedeni olabilir" uyarısında bulundu. Korunmak için basit önlemler etkili Prof. Dr. İlvan, hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı. Ellerin sık sık yıkanması ihmal edilmemeli. Bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenmeye dikkat edilmeli. Gerektiğinde maske kullanımı tercih edilmeli." Uzmanlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Geçmeyen öksürük şikâyeti olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:54
Samsun’da obezite ile mücadele: 173 bin kişiye ulaşıldı, 5,1 ton kilo verildi
Samsun’da yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldı, fazla kilolu olduğu belirlenen 6 bin kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek sağlıklı yaşama adım attı. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan kampanyanın Samsun’daki sonuçlarını değerlendiren İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, obezitenin günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğuna dikkat çekti. Uras, obezitenin kalp-damar hastalıklarından diyabete, kanserden birçok kronik rahatsızlığa kadar geniş bir yelpazede risk oluşturduğunu vurguladı. Kampanyanın yalnızca kilo kaybını değil, kalıcı bir sağlıklı yaşam alışkanlığı kazandırmayı hedeflediğini belirten Uras, "İlimiz genelinde yürüttüğümüz çalışmalarla vatandaşlarımızın boy ve kilo ölçümlerini yaparak vücut kitle indekslerini belirledik. Risk grubunda olanları ise Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdik" dedi. Samsun’un 17 ilçesinde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldığını ifade eden Uras, Sağlıklı Hayat Merkezlerine yaklaşık 6 bin kişinin başvurduğunu kaydetti. Bu kişilerin yüzde 27,9’unun hafif kilolu, yüzde 59,4’ünün ise obez grubunda yer aldığının tespit edildiğini dile getirdi. Başvuran vatandaşlara diyetisyenler tarafından kişiye özel beslenme programları hazırlandığını ve düzenli takip randevuları verildiğini belirten Uras, "Bu gruptan merkezlerimize düzenli devam eden yaklaşık bin 200 kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek önemli bir başarı elde etti" ifadelerini kullandı. Kampanyada görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür eden Uras, özellikle Atakum, Bafra, Canik, Havza ve Terme Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görev yapan ekiplerin sürece büyük katkı sunduğunu sözlerine ekledi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
28 Mart 2026 Cumartesi- 10:10
Uzmanlardan gençlerde artan kolon kanserine karşı tarama testi çağrısı
2
27 Mart 2026 Cuma- 12:50
Gıda etiketlemesinde yeni dönem: Menüde içerik ve kalori zorunlu olacak
3
26 Mart 2026 Perşembe- 17:04
Defne Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi 300 bin seans gerçekleştirdi
4
29 Mart 2026 Pazar- 11:32
Ani baş dönmesi Vertigo habercisi olabilir
5
25 Mart 2026 Çarşamba- 12:16
Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:48
Akciğer kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor
Kasım ayı boyunca uzmanlar tarafından, "Akciğer Kanseri Farkındalığı"nın önemine dikkat çekiliyor. Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı ve Başhekim Prof. Dr. Recep Demirhan da, erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleriyle akciğer kanserinde hayat kurtarıcı sonuçlar elde edildiğini dile getirirken, "Akciğer kanserinde en büyük etken kesinlikle sigara içilmesi" dedi.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:47
Erzurum’da sağlıkta "Misafir anne" uygulaması
Erzurum’da kış ayları ile birlikte anne ve bebek ölümlerini azaltmak için önceki yıllarda başlatılan" "Misafir Anne Uygulaması" devam ettiriliyor. Gebe Misafirhanesi Erzurum Şehir Hastanesi’nde hizmet veriyor. Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde bazı bölgelerde kış aylarının olumsuz hava koşulları, ulaşımı zaman zaman imkânsız hale getirmesi ve bütün çabalara rağmen kimi zaman doğum eylemi yaklaşmış ya da başlamış olan annelerin, ilgili sağlık kurum ve kuruluşlarına ulaşmasında yaşanabilecek olumsuzlukları önlemek amacıyla 16.04.2008 tarih ve 2008/29 sayılı Anne Ölümleri Genelgesi ile anne ve bebek ölümlerini azaltmak için "Misafir Anne Uygulaması" başlatmıştı. "Anne ölümlerine neden olan ikinci gecikmeler engellenecek" Erzurum Vali Yardımcısı Didem Dinç Özay imzasıyla konu ile ilgili yayınlanan yazıda, "Bahse konu uygulama kapsamında tahmini doğum tarihine son 10 gün kalan gebelerin doğum yapabilecekleri uygun merkezlere (hastane, kamu misafirhanesi, akraba yanı) nakledilerek güvenli ortamda doğumlarının yaptırılması sağlanmaktadır. Bu hizmet ile merkezden uzak bir yerde ikamet eden gebelerin hastaneye ulaştırılarak gerekli sağlık ve sosyal desteği alması, özellikle hava ve yol şartları, maddi yetersizlik ve sosyal nedenler vb. annelerin sağlıklarını tehdit edebilecek durumlara karşı gerekli önlemlerin alınması ve güvenli ortamda doğumlarının yaptırılması sağlanmaktadır. Bu uygulama ile anne ölümlerine neden olan ikinci gecikme yani sağlık hizmetine ulaşımda gerçekleşen engellerde rol alan faktörlere çözüm sağlamakta olup, kış koşullarının yaklaşması ve illerde programı yürüten ekiplerin değişmiş olma ihtimaline karşın programa ilişkin yapılması gerekenleri hatırlatıcı olarak Bakanlığımız tarafından gönderilen "Kışa Hazırlık Bilgi Notu" ile tanıtılmaktadır" denildi. Gebeler 10 gün kala aranıyor Söz konusu uygulamada; aile hekimi tarafından gebeye uygulama ile ilgili bilgi verildiği ve daveti kabul eden gebelerin tahmini doğum tarihine son 10 gün kala toplum sağlığı merkezi ilçe sağlık müdürlüğünce arandığı belirtilerek şöyle devam edildi, "Acil sağlık hizmetleri tarafından Gebe Misafirhanesine ulaşımı sağlanmaktadır. Gebe Misafirhanesinde konaklama ve verilen hizmetler ücretsiz olup, gebe gün boyunca sağlık personeli tarafından takip edilmektedir. Gebe Misafirhanesi Erzurum Şehir Hastanesi B Blok 8. Kattadır. Anne ve bebek sağlığının korunması hakkında kadınların desteklenmesi, ücretsiz sağlanan bu sağlık hizmetinin duyurulması amacıyla kurumunuzda görev yapan personele Misafir Anne Uygulaması ve Gebe Misafirhanesi hakkında bilgi verilmesi."
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:44
Uzmanından, "Aç değilim ama elim pakete gidiyor" diyenlere 3 saniye kuralı
Pek çok kişi açlık hissetmediği halde akşamları televizyon karşısına geçtiğinde abur cubur atakları yaşayabiliyor. "Hatta farkına varmadan mutfağa gidip tatlı yeme ihtiyacı hissedebiliyor. Bu da kilo alımına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının edinilmesine neden oluyor" diyen Uzman Diyetisyen Ayça Sena Yılmaz, yeme ataklarının sebepleri ve bunun çözüm yolları hakkında bilgi verdi. Sürekli bir şeyler yeme isteği hemen hemen herkesin başına gelen bir deneyim olsa da genellikle günlük yaşamın istenmeyen bir parçası haline gelebiliyor. Hatta birçok kişi işlenmiş gıdaları, abur cubur ürünlerini azaltmaya çalışırken daha çok yeme eğilimine girebiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Ayça Sena Yılmaz, yiyecek tüketimini sınırlandırmak ve kontrol edebilmek isteyenlerde bu nedenle kaygı oluşabileceğini söyledi. Stres de sürekli atıştırma sebebi olabilir Bazen kişilerin yeme eğiliminde olduğunda psikolojik olarak da rahatsız hissedebileceğine değinen Yılmaz, "Yiyecek isteği zayıflık işareti değildir, beynin hem beslenme hem de psikolojik ihtiyaçlara verdiği yanıttır. Yani sürekli elimizin paketli gıdalara gitmesi aslında bedenin değil, zihnin otomatik bir tepkisi olabilir. Yeterince yememek, belirli yiyecekleri kısıtlamak veya yemekler arasında uzun boşluklar bırakmak ve psikolojik nedenler, stres, duygular ve karşılanmamış ihtiyaçlar sürekli olarak bir şeyler yemenin nedenleri arasında sayılabilmektedir" şeklinde konuştu. Önce düşüncelerinizi fark edin Bu tür durumlarda genelde kişilerin açlık hissiyle abur cubura yöneldiğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Yılmaz, "Aslında açlık hissedildiğinde durumun fiziksel mi duygusal mı olduğunu anlayabilmek, bu davranışın kontrolünü ele almayı sağlayabilir. Bu nedenle sağlıklı beslenmenin temelinde önce düşünme biçimini değiştirmek yer alır. Otomatik olarak besinlere el uzatma davranışını kırmanın ilk kuralı düşünceleri ve durumu fark etmekle başlar. Yani bir şey yemeden önce bunun açlıktan mı yoksa stresten mi kaynaklandığını ayırt etmek faydalı olabilmektedir. Bir şeyi yemeden önce kendinize 3 saniye verin ve durumun ne olduğunu anlamaya çalışın" dedi. Kısa bir nefes egzersizi yapın Verilen 3 saniyeden sonra yeme davranışının yerine farklı bir alternatif konulabileceğini ifade eden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Örneğin kısa nefes egzersizleri gibi 1-2 dakika yönlendirme ile dürtünün geçmesi sağlanabilir. O sürede su içmek bile o otomatik isteğin hızla azalmasına yardımcı olacaktır. Çevrede düzenlemeler yapılabilir. Bu dönemde çok kolay ulaşılabilen zararlı yiyecekleri çevreden kaldırmak faydalı olabilir. Düzensiz öğün yapmak yetersiz proteinden kaynaklı beslenme stili de açlık tetikleyebilir. Kişiler kendisine ‘Bunu yememeliyim’ diyerek besin yasağı koymamalıdır. Çünkü bu davranış biçimi açlık isteğini daha da güçlendirebilir. Yani yeme ataklarını önlemek için önce ‘Dur, fark et’ davranışı benimsenmeli, 1-2 dakika nefes egzersizi yapılmalı, sonrasında su içilmeli. Bu noktalar gerçekten açlık mı çekiliyor yoksa sıkıntıdan mı yeniyor kısmında yardımcı olabilir. Bunun yanında öğünlerde yeterli protein ve lif alarak dengeli beslenmeli. Zaten dengeli ve sağlıklı beslenildiğinde eğer altta yatan daha farklı bir tıbbi sebep yoksa açlık atakları kendiliğinden sona erecektir" ifadelerini kullandı.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:37
Doktorların 17 yıl önce "ameliyat olmazsa ölür" dediği çocuk doğru teşhisle hayata tutundu
Gaziantep’te beynindeki sıvı birikmesi nedeniyle doktorların "ameliyat olmazsa ölür" dediği ve 10 günlük bebekken Adana’daki Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’in kontörlünde ilaç tedavisi uygulanan Hasan Hüseyin İzgünden bugün 17 yaşında ve üniversiteye hazırlanıyor. Hasan Hüseyin İzgünden, bundan 17 yıl önce Gaziantep’te dünyaya geldi. İzgüden için bazı doktorlar hidrosefali yani beyinde su toplaması teşhisi koyup "ameliyat olmazsa ölür" dedi. Bunun üzerine dede Hüseyin Erdoğan torununu kurtarmak için arayışa girdi. Gaziantep’te bir çok hastane ve doktora götürdü nereye gittiyse ameliyat olması gerektiği söylendi. Dede Erdoğan son olarak torununu daha önceden tanıştığı Adana’daki Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e getirdi. Prof.Dr.Şen’in kontörlünde ilaç tedavisi uygulanan İzgünden, büyüdü 17 yaşına geldi. "İlkokul ile ortaokulu birinciliklerle tamamlayan genç, şimdi de üniversiteye hazırlanıyor" Süreçle ilgili bilgi veren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "17 yıl önce, 10 günlük bebekken annesi ve dedesi tarafından bana getirildi. Doğar doğmaz doktorlar ameliyat önermişler. Hidrosefali nedeniyle beyinde su toplanması var, bu nedenle acil ameliyat etmemiz gerekiyor yoksa ölür demişler. Gaziantep ve Adana’da farklı yerlere götürmüşler. Genel olarak hep ameliyat demişler. Ben muayenesini yaptım ve bıngıldak denilen yere baktığımda normal bombelikteydi. Anneye sordum, normal dururken kusma var mı? diye. ‘Hayır, yemek yerken kusma oluyor’ dedi. Muayeneye devam ettiğimde çocuğun klinik tablosu, nörolojik muayenesi ve filmi birbiriyle uyumlu değildi. Bunun üzerine acil ameliyat gerekmiyor, izleyelim. dedim. Bıngıldakta bombe olursa ve arka arkaya kusma olursa o zaman ameliyatını yaparız dedim. Normalde ilk anne karnındayken gelişen süreçte olan bir olay. Radyolojik olarak çocuğun doğar doğmaz bu bulguyu görmemiz, hepsinin aktif hidrosefali olduğu anlamına gelmiyor. Bazen yeni doğanlarda olan ufak kanamalardan kaynaklanabiliyor" dedi. Sözlerini sürdüren Prof.Dr. Şen "Bizim çocuğumuzda, anne karnında yaşanan bir süreç olduğu için beyine ekstra bir baskı uygulamıyordu. Beyin buna göre gelişmişti. Anne, bizim söylediğimizi tercih etti. O tercihin üzerine şu an 17 yıl geçti. 17 yaşında ve ilkokul ile ortaokulu birinciliklerle tamamlayan genç, şimdi de üniversiteye hazırlanıyor. Bizim burada asıl amacımız, özellikle genç meslektaşlarıma sesleniyorum: Hidrosefali tanısı konulan her çocuk acil ameliyatlık değildir. Bazen arrest hidrosefali olabilir ve şant takmak gerekmiyor. İzlemekte fayda var. Her müdahale cerrahi müdahale değildir. Doğruyu söyleyip göstermek en güzel müdahaledir" diye konuştu. "Avukat olmak istiyorum" 17 yaşında olan Hasan Hüseyin İzgüden, "Üniversite sınavına hazırlanıyorum. Umarım hocamızın kızı gibi ben de avukat olabilirim. Ameliyat olsaydım belki şu an bu durumda olmayabilirdim. İyi ki ameliyat olmamışım, iyi ki hocamızla tanışmışız. Ameliyat olsaydım kafamda şant takılı olacaktı, hayat daha da zor olacaktı. İyi ki takılmamış ve bugünlere gelmişim" diye konuştu. Dede Hüseyin Erdoğan ise, "Bundan 17 yıl önce torunum doğduğunda ‘ameliyat yapılması gerekiyor, yoksa ölür’ dediler. Ben de Orhan hocayla telefonda görüştüm. Daha sonra buraya getirdik. Orhan hoca muayene etti ve herhangi bir cerrahi müdahale yapılmadan, ‘Birkaç gün daha bekleyelim, beyinde su toplama olursa ameliyata alırız’ dedi. Çok şükür o da olmadı. O gün Orhan hocamla tanışmamızın meyvesini aldık. Bugün torunum 17 yaşında ve üniversiteye hazırlanıyor" ifadelerini kullandı.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:33
Dünya diplomasisinin İzmir’de buluştuğu tarihi kongre
Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) tarafından, Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde düzenlenen 1. Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri: Türkiye’de Sağlık Diplomasisi ve İnovasyon Kongresi, 21-22 Kasım tarihlerinde İzmir Balçova’da dünyanın dört bir yanından üst düzey diplomatik temsilcileri bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyoner liderliği doğrultusunda hayata geçirilen kongre; Sağlık Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle gerçekleştirildi. Türkiye’nin sağlık diplomasisi, inovasyon kapasitesi ve uluslararası marka değerini güçlendirmeyi hedefleyen bu büyük buluşma, ülkemizin küresel sağlık turizmindeki lider konumunu pekiştiren önemli bir platforma dönüştü. Bu ulusal vizyonu doğru analiz ederek akademik camiayı, bilim insanlarını, sektör temsilcilerini ve devletler arası diplomatik misyonları aynı çatı altında buluşturan isim ise SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay oldu. Prof. Dr. Bay’ın stratejik öngörüsü ve uluslararası etki oluşturan güçlü liderliği sayesinde kongre, bilimsel bir organizasyonun ötesine geçerek Türkiye’nin sağlık diplomasisi gücünü dünyaya tanıtan bir zirve niteliği kazandı. 65 ülkeden katılım Kongrenin açılış oturumu, 65 ülkeden diplomatik misyon temsilcisi, büyükelçi, maslahatgüzar, ataşe ve uluslararası delegasyonun katılımıyla gerçekleştirildi. Bu güçlü uluslararası temsil, Türkiye’nin sağlık diplomasisi alanındaki küresel güvenilirliğini, iş birliği kapasitesini ve liderliğini bir kez daha ortaya koydu. Türkiye ve uluslararası arenanın önde gelen üniversitelerinden bilim insanları sunumlar gerçekleştirdi. Panellerde; sağlık diplomasisi, sağlık turizminde stratejik yönetim, bilimsel araştırmalar, sağlık inovasyonu ile teknoloji, başlıkları ele alındı. Ayrıca 22 Kasım tarihindeki Efes ile Meryem Ana Kültür Turu, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirildi. Dünya mirası Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi, uluslararası delegeler tarafından büyük ilgiyle karşılandı. Günün sonunda heyet, Yediuyuyanlar’da yapılan geleneksel molada Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay’ın kendi elleriyle hazırladığı gözlemeler ve çay ikramı ile ağırlandı. Kongre kapsamında gerçekleştirilen B2B İş Forumu, uluslararası sağlık turizmi kurumları ile Türk sağlık sektörü arasında yeni iş birlikleri kurulmasını sağladı. Ayrıca fuaye alanında yer alan kurumsal stant bölümü, Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenlenerek firmalara küresel görünürlük kazandırdı. Bu kongre; Türkiye’nin sağlık turizmi marka değerini uluslararası alanda güçlendiren, Diplomatik ilişkileri ileri seviyeye taşıyan, Bilimsel ve sektörel iş birliklerini genişleten öncü bir platform oldu. SATKOF, Türkiye’nin sağlık diplomasisi vizyonunu dünyaya taşımaya kararlılıkla devam edecek. "Sağlık Turizmi Türkiye" Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri Türkiye’de Sağlık Diplomasisi ve İnovasyon Zirvesi hakkında değerlendirmelerde bulunan Bay, "İzmir’in ne anlama geldiğini yerinde göstermek ve tanıtımın ötesine geçmek için Selçuk Antik Kenti turu da içeren bir gezi programı hazırladık. Etkinliğin ilk günü delegasyon toplantımız gerçekleşti; Sağlık turizminde en büyük sıkıntının vize işlemleri olduğunu görüyoruz ve bu konuda bakanlıklarımızın güçlü desteğini alarak koordinasyonu sağlamaya çalışıyoruz. Etkinliğin ikinci günü dermatoloji, estetik, karaciğer nakli, kozmetoloji, ilaç tedavileri, saç ekimi, diş ve göz sağlığı gibi alanlarda bilimsel oturumlarımız ve panellerimiz bulunuyor. Hastaneler ve özel sağlık sigortaları kendi sunumlarını gerçekleştiriyor; çünkü komplikasyon sigortası sağlık turizmi mevzuatına girdi ve turistik amaçla gelen hastalar, hasta olmasalar bile sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. Bu kapsamda geliştirdiğimiz yapay zeka sistemi ile ‘Sağlık Turizmi Türkiye’ araması yapıldığında hastaların ilgili merkezlerle eşleştirilmesini sağlıyor; yalnızca sağlık alanında değil, turistik faaliyetler ile yeme, içme ve gıda güvenliği açısından da altyapı oluşturuyoruz" ifadelerini kullandı.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 10:23
Gıda zehirlenmesi vakaları artıyor: Uzmandan kritik uyarılar
Türkiye’de gıda zehirlenmesi vakalarının son dönemde belirgin şekilde artması, hem üretim hem de tüketim aşamasındaki hijyen uygulamalarını yeniden gündeme taşıdı. Artan vakaların arka planındaki risklere dikkat çeken Gıda Yüksek Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Eda Şensu Demir, konuyla ilgili önemli bilgiler verdi. Türkiye’de son günlerde kamuoyunun sıkça gündeme taşıdığı gıda zehirlenmesi vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gıda Yüksek Mühendisi ve İstanbul Gelişim Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Şensu Demir, artışın temelinde hem yapısal hem de bireysel hatalar olduğunu vurguladı. "Vakalardaki artışın en önemli sebebi hijyen eksikliği" Şensu Demir, gıda zehirlenmelerinin yükseliş nedenlerine ilişkin, "Hijyen eksikliği, uygunsuz gıda saklama şartları ve denetimlerdeki aksaklıklar vakalardaki artışın en önemli sebepleridir. Özellikle gıdaların 5 derece ile 63 derece arasındaki ‘tehlikeli sıcaklık bölgesi’nde uzun süre bekletilmesi, bakterilerin hızla çoğalmasına ve kısa sürede tehlikeli düzeylere ulaşmasına neden oluyor" dedi. Soğuk zincir kırılmaları ve yetersiz pişirme uygulamalarının riskleri büyüttüğünü belirten Şensu Demir, "Et, tavuk ve deniz ürünleri gibi yüksek riskli gıdaların iç sıcaklığının minimum 75C’ye ulaşmaması, patojen mikroorganizmaların hayatta kalmasına yol açıyor. Bu da zehirlenme vakalarının en kritik tetikleyicileri arasında" diye konuştu. "Açıkta satılan sokak lezzetleri ciddi risk taşıyor" Şensu Demir, özellikle yaz aylarında açıkta satılan sokak gıdalarının kontrolsüz şartlar nedeniyle daha büyük risk oluşturduğunu belirterek, "Tavuk döner gibi ürünlerde yoğunluk nedeniyle iç sıcaklığın yeterli seviyeye ulaşmaması, yanında sunulan mayonezli mezelerin veya sosların saatlerce açıkta tutulması patojen gelişimi için ideal bir ortam oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Kabuklu deniz ürünlerine ayrıca değinen Şensu Demir, "Midye dolma gibi ürünler kirli sulardan toplanmışsa veya uygun soğuk zincirde saklanmamışsa sadece bakteriyel değil ağır metal riskleri de taşır" dedi. Nişasta içeriği yüksek gıdaların tehlikesine de dikkat çekerek, "Pilav ve kumpir patatesi gibi ürünler tehlikeli sıcaklık aralığında beklediğinde Bacillus cereus gibi toksin üreten bakteriler hızla çoğalabilir. Bu toksinler ısıya dayanıklıdır ve ciddi zehirlenmelere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Evlerde yapılan basit hatalar bile zehirlenmeye zemin hazırlıyor" Şensu Demir, tüketicilerin farkında olmadan yaptığı hataların da en az işletmelerdeki kadar riskli olduğunu belirterek, "Pişmiş yemeklerin oda sıcaklığında iki saatten fazla bırakılması, donmuş ürünlerin tezgahta çözdürülmesi, artan yemeklerin yavaş soğutulması, çiğ tavuk ve et sularının buzdolabında diğer gıdalara temas etmesi en yaygın hatalardır" dedi. Ayrıca, "Şişmiş veya hasar görmüş ambalajları göz ardı etmek, hijyen şartları belirsiz açıkta satılan ürünleri tüketmek ve tavuk gibi ürünlerin iç sıcaklığını kontrol etmeden pişirmiş kabul etmek zehirlenmelere farkında olmadan davetiye çıkarıyor" şeklinde konuştu. "HACCP işletmelerde olmazsa olmazdır" Restoran ve yemekhanelerde kritik noktalara değinen Şensu Demir, "Gıda güvenliği HACCP sistemi üzerine kuruludur. Hammadde kabulünden pişirme sıcaklıklarının doğrulanmasına, hızlı soğutma süreçlerinden sıcak servis şartlarına kadar her adım kayıt altına alınmalıdır" dedi. Pişirme süreçlerinin önemine dikkat çeken Şensu Demir, "Et, tavuk ve kıyma gibi ürünlerde merkez sıcaklığın 75C’nin üzerine çıkması zorunludur. Sıcak servis yapılacaksa ürünlerin sürekli 65C’nin üzerinde tutulması gerekir. Bu sınırların altı mikrobiyal riskin arttığı bölgedir" ifadelerini kullandı. "Raf ömrü dolmadan da bozulabilir; bu tamamen doğrudur" Son Tüketim Tarihi konusundaki yanlış algıları düzelten Demir, "Raf ömrü sadece ideal saklama şartlarında geçerlidir. Soğuk zincir kırıldığında ürün STT’si günler ileride olsa bile birkaç saat içinde tehlikeli hale gelebilir. Ambalaj açıldığında koruyucu bariyer kalktığı için süt ve süt ürünleri 3-7 gün içinde tüketilmelidir" dedi. Şişmiş ambalajlara ilişkin ise, "Şişme, mikrobiyal aktivite veya toksin oluşumunun göstergesidir. Böyle bir ürünü tüketmek botulizm gibi ağır sonuçlara yol açabilir" uyarısında bulundu. "Küçük işletmelerde hijyen daha kırılgan" Küçük ölçekli işletmelerde hijyen standartlarının daha çok ihmal edilebildiğini belirten Şensu Demir, "Dar alanlar çiğ ve pişmiş gıdaların ayrılmasını zorlaştırıyor. Yetersiz havalandırma, uygun olmayan soğutucular, personel sirkülasyonu ve hijyen eğitimlerinin eksikliği küçük işletmeleri yüksek risk grubuna sokuyor" dedi. "Belirti varsa gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı" Gıda zehirlenmesi şüphesi oluştuğunda doğru adımların önemine dikkat çeken Şensu Demir, "Öncelik hastanın hızlı şekilde sağlık kuruluşuna gitmesidir. Aynı zamanda şüpheli gıda örneği mutlaka izole edilmeli, ambalaj bilgileriyle birlikte kayıt altına alınmalı ve analiz için laboratuvara gönderilmelidir" açıklamasında bulundu. "Güvenli gıdaya erişim üç ayaklı bir sorumluluktur" Gıda Yüksek Mühendisi ve İstanbul Gelişim Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Şensu Demir son olarak, güvenli gıdayı mümkün kılacak sistemin üç paydaş üzerinde yükseldiğini belirterek, "Bireyler evde temizlik, ayrım, pişirme ve soğutma kurallarına uymalı. Üreticiler HACCP’i eksiksiz uygulamalı, izlenebilirlik sistemlerini güçlendirmeli. Devlet ise risk bazlı denetimlerini artırmalı ve gıda mühendisi istihdamını ivedilikle genişletmelidir" diye konuştu.
24 Kasım 2025 Pazartesi - 09:57
Bayburt’ta kolon ve rektum tümörü ameliyatları başarıyla gerçekleştirildi
Bayburt Devlet Hastanesinde kalın bağırsak ve rektum tümörü tanısı konulan iki hastaya, Genel Cerrahi Uzmanları Op. Dr. Mustafa Hilkat Bilaloğlu ve Op. Dr. Merve Aktaş tarafından başarılı cerrahi operasyonlar yapıldı. Acil servise bağırsak tıkanıklığı ve tümöral kitle şikâyetiyle başvuran 52 ve 71 yaşlarındaki iki hastada, yapılan tetkikler sonucunda kolon tümörü ve rektum tümörü tespit edildi. Hastalara, kanserli bağırsak bölümleri ile çevresindeki lenf düğümlerinin tamamen çıkarılmasına yönelik ’Genişletilmiş Sol Hemikolektomi ve Low Anterior Rezeksiyon’ ameliyatları uygulandı. Ameliyatların başarıyla tamamlandığı, hastaların ise bir haftalık servis takibinin ardından taburcu edildiği öğrenildi. Kalın bağırsak ve rektum kanserlerinin bağırsak duvarının iç yüzeyinde başlayan kötü huylu tümörler olduğuna dikkat çeken Bayburt Devlet Hastanesinden yapılan açıklamada, bu hastalıkların erken evrede belirti vermediği ancak ilerleyen dönemlerde bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, kanlı dışkılama, şiddetli kabızlık, kilo kaybı ve bağırsak tıkanıklığı gibi ciddi sorunlara neden olduğu belirtildi. Hastalığın geç evrelerinde lenf düğümleri ve kan yoluyla diğer organlara yayılabildiği, bu nedenle erken tanının hayati önem taşıdığı vurgulandı. Bölgede gerçekleştirilen bu başarılı ameliyatların, hastaların il dışına çıkmadan tedavi olabilmesine önemli katkı sağladığı bildirildi.
23 Kasım 2025 Pazar - 20:41
11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı "Üreten Sağlık" vizyonuyla yarın başlıyor
Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen "11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı", yarın Ankara’da başlıyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen "11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı" yarın başlıyor. 24-26 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan kurultay, yalnızca bilimsel bir toplantı olmanın ötesinde sağlık endüstrisinin kalbinin attığı stratejik bir ekosistem buluşması niteliği taşıyor. Dünya çapında bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar başta olmak üzere yurt dışından 40 Türk bilim adamı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge, 20’ye yakın ülkenin sağlık bakanları ve üst düzey yöneticileri ile akademi, kamu ve sektör temsilcilerinden oluşan yaklaşık 3 bin davetli, üç gün boyunca Ankara’da bir araya gelecek. Geleceğin sağlık vizyonu 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nda şekillenecek Kurultayın ilk günü olan 24 Kasım Pazartesi günü TÜSEB bünyesindeki 9 enstitünün öncülüğünde 38 bilimsel toplantı yapılacak. Aşı, biyoteknoloji, kanser, sağlık politikaları, halk sağlığı, geleneksel ve tamamlayıcı tıp, sağlıkta yapay zekâ uygulamaları, kalite, akreditasyon, teknoloji transfer ofisleri ve sağlık endüstrileri gibi alanlarda yapılacak toplantıların çıktıları, Türkiye’nin sağlık vizyonunu şekillendirecek raporlara dönüştürülecek. "Üreten Sağlık İş Forumu ilk kez kapılarını açıyor" Kurultay kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenecek Üreten Sağlık İş Forumu, ilaç, aşı ve tıbbi cihaz sektörlerinde faaliyet gösteren firmaları bir araya getirecek. Yerli ve milli imkânlarla geliştirilen stratejik sağlık ürünlerinin tanıtılacağı forumda akademi, sanayi ve kamu iş birliğiyle "Fikirden Ürüne" giden yol tartışılacak; yatırım fırsatları ile ticarileşme stratejileri değerlendirilecek. Sağlık araştırmalarına yön veren "2026 TÜSEB" proje çağrıları ilk kez açıklanacak Kurultay boyunca mRNA teknolojileri, aşı üretimi, hücre ve gen tedavileri, sağlıkta yapay zekâ uygulamaları, akıllı karar destek sistemleri, büyük veri yönetimi, CAR-T hücre tedavileri, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları, obezite ve diyabetle mücadele stratejileri, geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın kanıta dayalı tıp ile entegrasyonu, tıbbi cihaz ve ilaçta yerlileşme vizyonu ile ruhsatlandırma ve klinik araştırmalara yönelik politikalar gibi pek çok kritik başlık ele alınacak. Ayrıca araştırmacılara yol haritası sunacak olan TÜSEB 2026 proje çağrıları kurultayda ilk kez duyurulacak. Kurultay kapsamında TÜSKA tarafından iki gün sürecek akreditasyon bilgilendirme eğitimi gerçekleştirilecek. 2025 TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Beştepe’de sahiplerini bulacak Kurultayın üçüncü günü olan 26 Kasım Çarşamba günü Cumhurbaşkanlığı himayelerinde 2025 TÜSEB Ödül Töreni, Beştepe Millet ve Kongre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Törende TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri ile birlikte bu yıl ilk kez takdim edilecek olan Ordinaryüs Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil Özel Ödülü, TÜSEB Sağlık Teknolojileri Prestij Ödülü ve TÜSEB İnovatif Sağlık Ekibi Ödülü sahiplerini bulacak.
23 Kasım 2025 Pazar - 12:45
Uzmanından doğadaki mantarlarla ilgili uyarı
Manisa Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Ezgi Tanımlı, mantar zehirlenmelerinin saatler içinde karaciğer ve böbrek yetmezliğine ilerleyebildiğini belirterek, "Doğadaki hiçbir mantar için kesin güvenlidir diyemeyiz. Emin değilseniz yemeyin, belirti varsa beklemeyin" uyarısında bulundu. Manisa Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Ezgi Tanımlı, doğada yetişen mantarların ciddi sağlık riskleri taşıdığına dikkat çekerek vatandaşları uyardı. Mantar zehirlenmesinin sıradan bir gıda zehirlenmesi olmadığını vurgulayan Tanımlı, "Doğadaki hiçbir mantar için kesin güvenlidir diyemeyiz. En güvenli seçenek Tarım Bakanlığı tarafından denetlenen kültür mantarlarıdır" dedi. Uzm. Dr. Tanımlı, mantarların görünüş, koku veya tatlarına bakılarak zehirli olup olmadığının anlaşılamayacağını belirterek, pişirmenin de zehri ortadan kaldırmadığını söyledi. Bazı zehirli mantarlarda belirtilerin çok geç ortaya çıkabileceğini ifade eden Tanımlı, "Kendinizi iyi hissetmeniz güvende olduğunuz anlamına gelmez. Mantar zehirlenmesi saatler içinde karaciğer ve böbrek yetmezliğine ilerleyebilir" açıklamasında bulundu. Zehirlenmeden şüphelenilmesi halinde yapılması gerekenleri sıralayan Tanımlı, şu uyarılarda bulundu: "Hemen 112’yi arayın. En yakın acil servise başvurun. Varsa kalan mantarı yanınıza alın. Kusmayı tetiklemeyin. Bitkisel veya evde uygulanan hiçbir yöntemin mantar zehrini nötralize etmeyeceğini unutmayın." "Emin değilseniz yemeyin, belirti varsa beklemeyin" diyen Uzm. Dr. Ezgi Tanımlı, erken müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı.
23 Kasım 2025 Pazar - 12:38
Geçmeyen öksürüğe ‘bitkisel’ karışım
Kayseri’de aktarlık yapan Rahmetullah Sadıkoğlu; bu sene hastalıkların ağır geçtiğini belirterek, hazırlanan bitkisel karışımların geçmeyen öksürüğe iyi geldiğini söyledi. Bitkisel ürünlerin hem geçmeyen öksürüğe hem de grip gibi hastalıklara iyi geldiğini söyleyen Aktar Rahmetullah Sadıkoğlu; "Vatandaşlarımızdan gelen şikayetlerimizin çoğu geçmeyen kuru öksürük, nezle ve grip gibi şikayetler oluyor. Bu sene de bu hastalıklar çok ağır atlatılıyor. Bunun için de hibiskus, yaş zencefil ve ekinezya kullanırlarsa çok iyi olur. Bunlar C vitamini takviyesi olarak geçer. C vitaminini çoğu zaman portakaldan alabilirsiniz ama hibiskustan, ekinezyadan alınan C vitamini daha yüksek olur. Tamamen bitkisel ve çay şeklinde demlenip tüketilirse çok iyi gelir ve hiçbir şey kalmaz. Ayrıca özel kendi yaptığımız macunlar var. Andız pekmezli, zencefilli, ballı macunlar bunlar. Bunlar geçmeyen kuru öksürüğü anında alır. Bunların da balgam sökücülüğü ve akciğerdeki iltihaplanmalara bire birdir" dedi. Sadıkoğlu, bağışıklık sistemi için de çayların bulunduğunu söyleyerek, "Bağışıklık sistemi için de kendi yaptığımız çaylardan var. Yine hibiskus, ekinezya, tarçın gibi bitkisel ürünlerden fayda alınabilir. Doğada geçmeyen girip için de çözümler var" ifadelerini kullandı.
23 Kasım 2025 Pazar - 11:13
Kepez Belediyesi’nden huzurevi sakinlerine ağız ve diş sağlığı taraması
Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi, Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında belediyenin Şefkat ve Huzurevi’nde ağız ve diş sağlığı taraması gerçekleştirdi. Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi, Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında belediyenin Şefkat ve Huzurevi’nde ağız ve diş sağlığı taraması yaptı. Tarama öncesinde sağlık merkezinde görevli diş hekimleri ağız ve diş sağlığı konusunda huzurevi sakinlerini bilgilendirdi. Sunumda doğru diş fırçalama teknikleri, düzenli fırçalama alışkanlıkları ve diş ipi kullanımının önemi anlatıldı. Ayrıca düzenli diş hekimi kontrolünün gerekliliği, protez kullanan bireyler için bakım önerileri, yaşa bağlı ortaya çıkabilen ağız kuruluğu ve diş eti sorunları ile sağlıklı beslenmenin ağız sağlığına etkileri gibi önemli bilgiler paylaşıldı. Huzurevi sakinleri bilgilendirildi Yaş ilerledikçe ağız ve diş sağlığında görülebilecek sorunların erken teşhisle önlenebileceği vurgulandı. Diş protezlerinin temizliği, kullanım süresi ve bakım yöntemleri konusunda da bilgilendirme yapıldı. Bilgilendirmenin ardından huzurevi sakinlerinin ağız ve diş muayeneleri gerçekleştirildi. Muayene sonucunda dişlerinde sorun tespit edilen bireyler, gerekli tedavilerin yapılabilmesi için Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi Diş Polikliniği’ne yönlendirildi. "Her zaman yanlarındayız" Huzurevinde gerçekleştirilen bu hizmetin sosyal belediyeciliğin önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Belediyemiz, sağlık hizmetlerini vatandaşlarımızın ayağına kadar ulaştıran bir anlayışla çalışıyor. Huzurevimizde yaptığımız ağız ve diş sağlığı taraması hem erken teşhis hem de bilinçlendirme açısından çok kıymetli. Yaş almış bireylerimizin her zaman yanındayız ve onların ihtiyaç duyduğu her alanda destek vermeye devam edeceğiz" dedi.
23 Kasım 2025 Pazar - 10:55
TSRM: Türkiye’de doğurganlık oranı düşüyor, tüp bebek (IVF) tedavisi stratejik bir yatırım
Antalya’da düzenlenen 13. Üreme Sağlığı ve İnfertilite Kongresi’nde Türkiye’nin hızla düşen doğurganlık oranları, In Vitro Fertilizasyon (IVF) ‘nun toplumsal ve ekonomik etkileri ile yumurta dondurmada yaşa bağlı başarı oranları bilimsel verilerle ele alındı. Türk Üreme Sağlığı ve İnfertilite Derneği (TSRM) Başkanı Prof. Dr. Barış Ata, araştırmaların IVF’nin "ülkenin üretim gücünü ve vergi tabanını destekleyen stratejik bir yatırım" olduğunu ortaya koyduğunu belirtirken; TSRM Genel Sekreteri Prof. Dr. Yaprak Üstün, "42 yaşındaki bir hastada canlı doğum için en az 33 yumurta gerekir, 32 yaş civarında ise 15 yumurta yeterli olabiliyor" diyerek erken yaşta harekete geçmenin önemini vurguladı. Uzmanlar, çevresel kimyasallar ve endokrin bozucular nedeniyle erken menopoz riskinin arttığına, her 100 kız çocuğundan birinin genetik olarak 40 yaşından önce menopoza girme ihtimali taşıdığına da dikkat çekti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder