SAĞLIK
29 Mart 2026 Pazar - 14:22 Atakum’da vatandaşlara genel sağlık taraması gerçekleştirildi Samsun’un Atakum ilçesinde, 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik genel sağlık taraması yapıldı. Sağlıklı hayat konusunda vatandaşları bilgilendirmek için düzenlenen program yoğun ilgi gördü. Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) işbirliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezi’nde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. Program, toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. Programda konuşan OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu, "Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız, tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz" dedi. Sağlık taramaları devam edecek Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek "Burada kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz" diye konuştu. Sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar ise bu etkinliklerin kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından olumlu bulduklarını belirtti. Etkinliklerin devamını beklediklerini söyleyen vatandaşlar, "Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için üniversitemize, Atakum Belediyesi’ne ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne çok teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdiler.
29 Mart 2026 Pazar - 11:32 Ani baş dönmesi Vertigo habercisi olabilir Baş hareketiyle aniden ortaya çıkan baş dönmesi; vertigonun ilk belirtisi olabileceğini belirten Eskişehir Özel Ümit Hastanesi KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şiddetli baş dönmesi, denge kaybı ve çift görme gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresinin dönüyor, sallanıyor veya hareket ediyormuş gibi hissettiği bir baş dönmesi türü olarak tanımlanıyor. Bu durum çoğu zaman denge kaybı, mide bulantısı ve günlük aktiviteleri sürdürmede zorluk gibi şikâyetlerle birlikte görülüyor. Vertigo şikâyeti ile başvuran hastalarda ilk adımın ayrıntılı değerlendirme olduğunu belirten Salahova, "Baş dönmesi şikâyeti ile gelen hastalarımızın öncelikle detaylı hikâyesini alıyoruz. Baş dönmesinin nasıl başladığını, ne kadar sürdüğünü ve beraberinde başka şikâyetlerin olup olmadığını sorguluyoruz. Ardından muayene ile vertigonun kaynağını ayırt etmeye çalışıyoruz" dedi. Santral ve kulak kaynaklı vertigo ayrımı Vertigo farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabildiğini aktaran Dr. Salahova, bazı durumlarda sorunun beyinden kaynaklanabildiğini, bu durumlarda; şiddetli baş dönmesi, yürüme güçlüğü ve belirgin dengesizlik ve çift görme gibi nörolojik belirtiler görülebildiğini söyledi. Bu tür durumlarda hastaların nöroloji uzmanına yönlendirildiğini ifade eden Salahova, "KBB alanında ise vertigonun en sık görülen nedeni kulak içindeki denge organıyla ilgili sorunlar. Bu hastalıkların başında halk arasında ‘kulak kristallerinin oynaması’ olarak bilinen Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo geliyor. Kısaca BPPV olarak tanımlanan bu rahatsızlık, adından da anlaşılacağı gibi iyi huylu, kısa süreli ataklar halinde ortaya çıkan ve başın belirli pozisyonlarıyla tetiklenen bir vertigo türüdür." İfadelerini kullandı. Hastalığın; özellikle 50 yaş sonrası bireylerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Salahova, BPPV’nin genellikle şu hareketlerle ortaya çıktığını söyledi: Yatağa uzanma veya yatakta dönme, başın yukarı ya da aşağı hareket ettirilmesi, ani baş hareketleri gibidir." Tanı ve tedavide manevralar kullanılıyor Salahova, "BPPV’nin tanı ve tedavisinde özel manevralar uygulanıyor. Bu manevralarla kulak içindeki denge kristallerinin doğru konuma yönlendirilmesi ve baş dönmesinin ortadan kaldırılması hedefleniyor"dedi. Bazı hastalarda vertigo rehabilitasyonuna da ihtiyaç duyulduğunu belirten Salahova, "Sık tekrarlayan vertigo ataklarında dengeyi güçlendiren egzersizler uyguluyoruz. Stabiliteyi artıran egzersizler, proprioseptif çalışmalar ve gövde stabilizasyonu bu tedavinin bir parçası" diye konuştu. Hareketsizlik vertigoyu artırabilir Vertigo yaşayan birçok kişinin baş dönmesinin tekrar etmesinden korktuğu için hareket etmekten kaçındığını belirten Dr. Salahova, bunun yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti ve tedavinin önemli bir parçasının hastayı yeniden hareket etmeye teşvik etmek ve hareketsizliğin önüne geçmek olduğunu vurguladı. Ne zaman doktora başvurulmalı Baş dönmesi kısa süreli ve hafif olsa bile bazı durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğine dikkat çeken KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmasını önerdi: Şiddetli ve uzun süren baş dönmesi, yürüme güçlüğü, çift görme veya konuşma bozukluğu ve şiddetli dengesizlik."
Samsun Şehir Hastanesi hasta kabulüne başladı
28 Kasım 2025 Cuma - 12:16 Samsun Şehir Hastanesi hasta kabulüne başladı Sağlık Bakanlığı’nın öz kaynaklarıyla yapılan bin 458 yatak kapasiteli Samsun Şehir Hastanesi’nin Göğüs Hastalıkları Kliniği, hasta kabulüne başladı. Yeni hastane için vatandaşların ilk yorumu "Otel konforunda" oldu. Canik ilçesinde bulunan Samsun Şehir Hastanesi’nin Göğüs Hastalıkları Kliniği bugün itibarıyla faaliyete geçti. Kliniğin açılmasıyla birlikte, diğer hastanelerin yoğun bakım ve servislerinde yatan göğüs hastaları yeni hastaneye transfer edildi. Ayrıca hastanede poliklinik hizmeti verilmeye başlandı. Hastaneye gelen vatandaşlar, tesisin büyüklüğü ve konforundan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Uras ve Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, hastanede yatan hastaları ziyaret ederek ’geçmiş olsun’ dileklerini iletti. "Hastaneyi aşama aşama vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" Hastane hakkında bili veren Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Uras, "Kamunun öz kaynaklarıyla yapılan bin 458 yatak kapasiteli Samsun Şehir Hastanesi bugün itibarıyla hastalarımıza hizmet vermeye başladı. Şu ana kadar 75 poliklinik hastasına hizmet verildi. Kan alma, akciğer grafisi, tomografi gibi tüm alanlar aktif olarak kullanıldı. Şu ana kadar herhangi bir sorun ile karşılaşmadık. Göğüs hastalıkları hastalarımızın transferini sürdürüyoruz. İşimiz çok hassas olduğu için tüm sistemleri tekrar tekrar kontrol ediyoruz. Kademeli geçişle, hata yapmadan tüm hastaların transferini sağlayacağız. Hastaneyi aşama aşama vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" dedi.
"İklim değişikliği doğrudan insan sağlığını ve su güvenliğini tehdit ediyor"
28 Kasım 2025 Cuma - 12:09 "İklim değişikliği doğrudan insan sağlığını ve su güvenliğini tehdit ediyor" -"İklim değişikliği doğrudan insan sağlığını ve su güvenliğini tehdit ediyor" Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen ‘İklim Değişikliği, Doğa ve İnsan’ semineriyle, iklim krizinin doğa ve insan yaşamına etkileri bilimsel veriler ışığında ele alındı. Prof. Dr. Salih Gücel, iklim değişikliğinin doğrudan insan sağlığını, su güvenliğini ve yaşam kalitesini etkilediğini belirtti. Yakın Doğu Üniversitesi’nde iklim değişikliği, doğa ve insan ilişkisinin çok boyutlu etkilerini ele almak üzere düzenlenen "İklim Değişikliği, Doğa ve İnsan" semineri, Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü tarafından gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan seminerde, iklim değişikliğinin biyolojik çeşitlilikten, insan yaşamına kadar uzanan etkilerini, bilimsel veriler ışığında değerlendirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amaçlandı. Etkinlikte, çevre ve ekoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Gücel konuşmacı olarak yer aldı. Prof. Dr. Salih Gücel’in sunumunda iklim krizinin doğal yaşam üzerindeki baskıları, türlerin değişen şartlara uyum süreci, paleoiklim verilerinin günümüz için taşıdığı anlam ve insan faaliyetlerinin doğaya etkisi ele alındı. Etkinlikte ayrıca artan sıcaklıklar, aşırı hava olayları ve çevresel tahribatın yaşam kalitesi üzerindeki sonuçları da somut örneklerle aktarıldı. Prof. Dr. Özge Özden: "İklim değişikliği ülke gündeminde öncelik olmalı!" Ziraat Fakültesi Dekanı ve Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özge Özden, seminerin açılışında yaptığı konuşmada iklim değişikliğinin artık ertelenemez bir sorun olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Özden, "İklim değişikliği yalnızca çevreyi değil, doğayı, toplumsal yaşamı, ekonomiyi ve insan sağlığını tehdit eden çok boyutlu bir krizdir" diyen Prof. Dr. Özden, tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekti. Konunun ülke gündeminde hak ettiği yeri bulamadığını belirten Prof. Dr. Özden, "Bu kadar büyük bir tehdide rağmen iklim değişikliği ülke gündeminde en öncelikli sıralarda yer almıyor. Oysa yer almalı, çünkü geciktikçe etkisi derinleşiyor" diye konuştu. Uluslararası çalışmalar ve projelerden elde edilen bilimsel birikimi paylaşmak için bu sunumun hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Özden, "Bilim bize ne yapmamız gerektiğini açıkça söylüyor; geriye kalan bunu uygulama kararlılığıdır" dedi. Prof. Dr. Salih Gücel: "Sürdürülebilir planlama ve ekolojik farkındalık her zamankinden daha kritik hale geldi" Sunumunda iklim değişikliğinin yalnızca meteorolojik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Salih Gücel, iklim değişikliğinin doğrudan insan yaşamını ve ekosistemleri etkileyen çok yönlü bir kriz olduğunun altını çizdi. Atmosferdeki sıcaklık, nem, rüzgar ve yağış gibi dinamiklerin yaşam döngüsünün temel belirleyicileri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gücel, "Geleceğimizi iyi görebilmek için geçmişimizi doğru anlamak zorundayız" diyerek iklim tarihinin incelenmesinin önemine dikkat çekti. Sunumunda bitkilerin iklim değişikliğine verdiği tepkilere de değinen Prof. Dr. Gücel, artan sıcaklıklar ve azalan su kaynaklarının ekosistemler üzerindeki baskısını örneklerle anlattı. Su stresi altındaki bitkilerin stomalarını kapatarak su kaybını azaltmaya çalıştığını belirten Prof. Dr. Gücel, "Bitkiler, enerji ihtiyacını karşılamak için ışık solunumu yapmaya başladığında, bu süreç oksijen zehirlenmesine ve bitkinin ölümüne kadar giden bir zincir oluşturuyor" dedi. Prof. Dr. Gücel, bu durumun özellikle maki bitki örtüsünde, yükseltiye bağlı su ilişkilerinde belirgin biçimde gözlemlendiğini kaydetti. İklim değişikliğinin, insan yaşamını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Gücel, artan şehirleşme, çölleşme ve vektör kaynaklı hastalıkların gelecekte daha büyük bir tehdit oluşturabileceğini söyledi. "İklim değişikliğinin doğrudan ve dolaylı etkileri var. Biyolojik çeşitlilik kaybından sağlığa, şehirleşmeden su güvenliğine kadar her alanı yeniden şekillendiriyor" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Gücel, sürdürülebilir planlamanın ve ekolojik farkındalığın her zamankinden daha kritik hale geldiğini belirtti. Artan sıcaklıkların tarımsal üretimden doğal bitki örtüsüne kadar geniş bir etki alanı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Salih Gücel, aşırı hava olaylarının son yıllarda balık ölümleri, denizel istilacı türlerde artış ve çölleşme eğilimi gibi sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gücel, "Bu süreç, sadece ekosistemleri değil, doğrudan insan sağlığını, su güvenliğini ve yaşam kalitesini etkiliyor" dedi. Fransa, İtalya ve Almanya’dan farklı üniversiteler ve bilimsel araştırma kuruluşları ile ortak yürütmekte olduğu iklim değişikliği araştırma projelerinden bazı örnekler de veren Prof. Dr. Gücel, Kıbrıs adası için iklim değişikliğinin ne derece önemli olduğuna vurgu yaptı.
Dermatoloji Uzmanı Dr. Aşkar’dan uyarı: "Kışın düşen D vitamini, cilt hastalıklarını alevlendiriyor"
28 Kasım 2025 Cuma - 11:57 Dermatoloji Uzmanı Dr. Aşkar’dan uyarı: "Kışın düşen D vitamini, cilt hastalıklarını alevlendiriyor" Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayda Kart Aşkar, kış aylarında güneş ışığına maruziyetin azalmasıyla birlikte D vitamini eksikliğinin arttığını belirterek hem cilt sağlığı hem de genel vücut sağlığı açısından önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Aşkar, toplumda D vitamini farkındalığının artırılması gerektiğini vurguladı. Dr. Ayda Kart Aşkar, kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda vakit geçirdiğini ve güneş ışığının cilde ulaşmasının zorlaştığını belirterek, D vitamininin sadece kemik sağlığı için değil bağışıklık sistemi, cilt bariyeri ve saç foliküllerinin yenilenmesi için de kritik öneme sahip olduğunu ifade etti. Aşkar, güneşten yeterince yararlanılamadığı için kış aylarında D vitamini seviyelerinde belirgin düşüş görüldüğünü ve bu durumun birçok cilt hastalığında alevlenmelere neden olabileceğini söyledi. D vitamini eksikliğinin özellikle sedef hastalığı, atopik dermatit (egzama), seboreik dermatit ve mevsimsel saç dökülmesi gibi dermatolojik sorunları tetiklediğini belirten Dr. Aşkar, kış aylarında bu hastalıkların semptomlarının daha belirgin hale geldiğini aktardı. Cilt hastalıklarının yanı sıra sistemik etkilerin de görülebildiğini ifade eden Dr. Aşkar, D vitamini eksikliğinin kemik yoğunluğunun azalması, kas güçsüzlüğü, ruh hâlinde dalgalanmalar, bağışıklık zayıflığına bağlı enfeksiyon artışı ve kalp-damar hastalıklarında risk yükselmesi gibi sonuçlara yol açabileceğini bildirdi. Kış aylarında D vitamini seviyelerini korumak için kontrollü güneşlenmenin ve doğru beslenmenin önemine değinen Dr. Aşkar, haftada 3-4 gün 15-20 dakikalık güneş maruziyetinin faydalı olacağını, somon, sardalye, yumurta sarısı, karaciğer ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünlerinin beslenmede yer alması gerektiğini belirtti. Takviyelerin ise mutlaka kan düzeyi ölçümü sonrasında hekim kontrolünde kullanılmasının altını çizdi. Dr. Ayda Kart Aşkar, kış aylarının D vitamini düşüklüğü açısından riskli bir dönem olduğunu vurgulayarak, vatandaşlara D vitamini seviyelerini düzenli olarak kontrol ettirmeleri yönünde çağrıda bulundu.
Uzman Dr. Mümine Türksoylu: "Tuvalet eğitimi her çocukta farklı gelişir"
28 Kasım 2025 Cuma - 11:21 Uzman Dr. Mümine Türksoylu: "Tuvalet eğitimi her çocukta farklı gelişir" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mümine Türksoylu, tuvalet eğitiminin her çocuk için farklı bir gelişim süreci olduğunu belirterek ailelere, "Hazır olmayı bekleyin; her çocuk farklı gelişir. Pozitif bir dil kullanın, denemeleri kutlayın. Zorlamayın, yönlendirin. Lazımlığı oyun ve hikâyelerle tanıtın. Kolay çıkarılabilir kıyafetler tercih edin. Sabırlı olun, kıyaslama yapmayın. Günlük rutin oluşturun. Kazaları büyütmeyin, olumsuz tepki vermeyin" uyarısında bulundu. Tuvalet eğitimi, ebeveynlik sürecinin en önemli aşamalarından biri olarak biliniyor. Uzmanlar, bu dönemin bir öğretim süreci değil, çocuğun bedensel ve duygusal farkındalığının gelişmesine eşlik etme dönemi olduğuna dikkat çekiyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mümine Türksoylu, tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun hazır olmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Dr. Türksoylu, tuvalet eğitimine başlama yaşının genellikle 18–36 ay arasında değiştiğini, ancak bunun her çocuk için farklılık gösterebileceğini vurguladı. Erken başlanmasının hızlı öğrenme anlamına gelmediğini belirten Türksoylu, ebeveynlerin süreci baskı kurmadan, sabırla yürütmesi gerektiğini söyledi. "Tuvalet eğitimi çocuğun bağımsızlaşma sürecinin bir parçasıdır" Çocukların tuvalet alışkanlığı kazanırken kendilerini ve bedenlerini tanıdığını belirten Türksoylu, "Bu süreç çocuğun ‘ben yapabiliyorum’ duygusunu güçlendirerek özgüvenini artırır. Ancak bazı çocuklar için tuvalet veya lazımlık korkutucu olabilir. Bu nedenle ailelerin yargılamadan, destekleyici bir tutum sergilemesi çok önemlidir" dedi. Fizyolojik olgunluğun her çocukta farklı yaşta gerçekleştiğini ifade eden Türksoylu, bu sebeple tuvalet eğitiminin gelişimsel bir süreç olarak görülmesi gerektiğini dile getirdi. "Aileler sabırlı olmalı, cezadan uzak durmalı" Tuvalet eğitimi sürecinde dikkat edilmesi gereken noktaları sıralayan Uzm. Dr. Mümine Türksoylu, ebeveynlere, "Tuvalet eğitimi sırasında sabır, güven ve pozitif yaklaşım çok önemlidir. Çocuğu motive etmek için cezadan kaçınılmalı, başarıları mutlaka övülmelidir. İlk günlerde kazaların olması çok normaldir; bu durum farkındalığı artırır. Gece kontrolü gündüze göre daha geç gelişir, bu nedenle bez bırakma süreci kademeli ilerletilmelidir. Kaka alışkanlığı idrara göre daha geç gelişebilir; kabızlık durumlarında hekim desteği alınmalıdır. Büyük değişiklikler yaşanan dönemlerde eğitime ara vermek daha sağlıklı olabilir" dedi. Ailelere 8 altın öneri Türksoylu, tuvalet eğitimi sürecinde ailelere önerilerde bulunarak, "Hazır olmayı bekleyin; her çocuk farklı gelişir. Pozitif bir dil kullanın, denemeleri kutlayın. Zorlamayın, yönlendirin. Lazımlığı oyun ve hikâyelerle tanıtın. Kolay çıkarılabilir kıyafetler tercih edin. Sabırlı olun, kıyaslama yapmayın. Günlük rutin oluşturun. Kazaları büyütmeyin, olumsuz tepki vermeyin" dedi.
"Kış aylarında KOAH riskine dikkat"
28 Kasım 2025 Cuma - 11:00 "Kış aylarında KOAH riskine dikkat" KOAH’lı hastalar için kış aylarının ciddi riskler taşıdığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülhan Çakır, "Soğuk hava ve artan hava kirliliği KOAH hastalarının akciğer fonksiyonlarını hızla bozuyor. Basit bir nezle bile kısa sürede ölümcül bir tabloya dönüşebilir" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülhan Çakır, KOAH hakkında açıklamalarda bulundu. Kış aylarında soğuk hava ve hava kirliliğinin KOAH’lı bireyleri daha ağır etkilediğini aktaran Uzm. Dr. Gülhan Çakır, "Soğuk hava, hava yollarını daraltır, mukus artışına yol açar ve nefes darlığı şikayetlerini belirgin şekilde artırır. Kirli hava ise iltihabı tetikleyerek enfeksiyon riskini yükseltir" diye konuştu. Soğuk hava neden enfeksiyona davetiye çıkarıyor Soğuk havanın solunum yollarının doğal savunmasını zayıflattığını vurgulayan Çakır, "Düşük sıcaklık, mukus ve silya hareketini yavaşlatır. Bu da mikropların kolayca tutunmasına neden olur. Soğuk ve kuru hava mukoza yapısını bozduğu için hava yolları enfeksiyona daha açık hale gelir" dedi. "KOAH alevlenmesi ani bir kötüleşme dönemidir" Alevlenmeyi KOAH’ın en tehlikeli dönemi olarak tanımlayan Uzm. Dr. Çakır, şunları söyledi: "KOAH alevlenmesi, nefes darlığı, öksürük ve balgam artışının kısa sürede kötüleşmesiyle ortaya çıkar. Bu durum çoğu zaman tedavi değişikliği veya acil müdahale gerektirir. Alevlenmeler hastalığın ilerlemesini hızlandırdığı için son derece tehlikelidir." KOAH’lı bireylerin sıradan bir nezleyi bile ağır geçirebildiğini belirten Çakır, "Basit bir grip bile hava yollarını daraltarak oksijen seviyesini düşürür. Bu durum hızla solunum yetmezliğine, hatta zatürreye yol açabilir. Kalp yükü artar ve tablo ölümcül hale gelebilir" şeklinde konuştu. "Küçük değişimlere dikkat edilmeli" KOAH hastalarının küçük değişimleri bile dikkate alması gerektiğini söyleyen Gülhan Çakır, "Balgam miktarı ve renginde değişiklik, öksürük ve nefes darlığının artması, ateş ve titreme enfeksiyonun en önemli belirtileridir. Semptomlar olağandan farklı seyrediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Aşılar KOAH hastaları için hayati öneme sahiptir" Zatürre ve grip aşılarının KOAH hastalarında mutlak gereklilik olduğunu dikkati çeken Uzm. Dr. Çakır, "Grip ve zatürre KOAH alevlenmelerinin en ölümcül nedenleridir. Aşılar, bu enfeksiyonların görülme sıklığını ve şiddetini belirgin şekilde azaltır. Hastaneye yatış ve ölüm riskini düşürür. Kısacası aşılar KOAH’ta hayat kurtarır" dedi. "Ev içi hava kalitesine dikkat" Kış aylarında kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasının KOAH’lılarda ek risk oluşturduğunu anlatan Uzm. Dr. Çakır, şu bilgileri paylaştı: "Soba dumanı, yetersiz havalandırma ve kuru hava, bronşlarda iltihabı artırır. Bu da atak riskini yükseltir. Kaloriferin kuruttuğu hava öksürüğü artırır, enfeksiyonlar kolay yayılır." "Evde hava kalitesini artırmak için öneriler" Çakır, ev içi hava kalitesi ve soğuk havalarda dışarı çıkarken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda şu önerilerde bulundu: "Günde 2-3 kez kısa süreli havalandırma yapılmalı. Nem oranı yüzde 40-50 arasında tutulmalı. Filtreler düzenli temizlenmeli. Ortam kalabalıklaştırılmamalı ve hijyen kurallarına dikkat edilmeli. Hasta dışarı çıkmak zorundaysa mutlaka ağız ve burunu atkı, şal veya maske ile kapatmalı. Burundan nefes almak havanın daha iyi ısınmasını sağlar. Rüzgârdan korunmak ve soğuğa yavaş geçiş yapmak önemlidir." "Soğuk hava akciğerlerde ’yanma’ etkisi yapabilir" Soğuk ve kuru havanın akciğerlerde adeta yanma etkisi oluşturabildiğini belirten Uzm. Dr. Çakır, "KOAH hastalarının zaten hassas olan hava yolları soğukla daha da daralır. Bu durum şiddetli nefes darlığına ve atağa neden olabilir" dedi. KOAH tamamen iyileşir mi KOAH’ın geri dönüşsüz bir hastalık olduğunu da hatırlatan Çakır, "KOAH tamamen iyileştirilemez ancak uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir. Tedavi sayesinde semptomlar hafifler, ataklar azalır ve hastalığın ilerleyişi yavaşlatılır" diye konuştu.
"Skolyoz ergenlikte hızla ilerleyebiliyor"
28 Kasım 2025 Cuma - 11:00 "Skolyoz ergenlikte hızla ilerleyebiliyor" Skolyozun özellikle ergenlik döneminde hızla ilerleyebildiğine dikkati çeken Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehtap Bozkurt, "Erken tanı konulmayan skolyoz, hem duruş bozukluklarına hem de gelecekte ciddi omurga sorunlarına yol açabiliyor. Ebeveynler çocuklarını özellikle ergenlik döneminde düzenli olarak kontrol etmeli, şüpheli bir durumda uzmana başvurmalıdır" dedi. Medical Park Kocaeli Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehtap Bozkurt, çocuklarda ve ergenlerde sık görülen skolyozun erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini söyledi. Skolyozun omurganın yana doğru eğriliğiyle karakterize edilen yapısal bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Bozkurt, "Skolyoz çoğunlukla çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilir. Omuz, bel veya kalçada asimetri fark edildiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Skolyoz yalnızca bir duruş bozukluğu değildir. Omurgada ’S’ veya ’C’ şeklinde eğrilik görülebilir. Bazen dönerek kamburluğa da yol açabilir. Erken tanı eğriliğin ilerlemesini önlemek için kritik öneme sahiptir" dedi. "Duruş bozukluğu şikayetiyle gelen çocuk sayısı arttı" Son yıllarda duruş bozukluğu nedeniyle polikliniğe başvuran çocuk ve ergen sayısında belirgin artış olduğunu söyleyen Bozkurt, "Bunun en önemli nedeni tablet, telefon ve bilgisayar kullanımıyla uzun süre kötü postürde kalınmasıdır. Ayrıca ailelerin skolyoz hakkında daha bilinçli olması da erken başvuruyu artırıyor" ifadelerini kullandı. "Risk altında olan bireyler" Doç. Dr. Bozkurt, skolyoz açısından risk taşıyan grupların da, "Ailede skolyoz öyküsü olan çocuklar. Hızlı boy uzatan ve uzun boylu çocuklar. Omuz veya kalça asimetrisi olanlar" olduğunu açıkladı. "Cobb açısı tedaviyi belirler" Skolyoz tanısının mutlaka bir uzman tarafından konulması gerektiğini belirten Bozkurt, "Önce fizik muayene yapılır, ardından skolyoz grafisi ile eğrilik derecesi ölçülür. Cobb açısı tedavi planının belirlenmesinde en önemli rehberdir" dedi. Bozkurt, tedavi süreçlerini şu şekilde paylaştı: "20 derece altı: Kişiye özel egzersiz ve postür eğitimi yeterli olur. 20-40 derece: Egzersizle birlikte skolyoz korsesi önerilir. 40-50 derece: "Gri alan" olarak kabul edilir, hastanın yaşına göre cerrahi kararı verilir. 50 derece üzeri: Genellikle cerrahi tedavi gerekir." "Skolyoz sadece estetik bir sorun değildir" Skolyozun ilerlemesi halinde solunum güçlüğü, denge bozukluğu ve kas fonksiyonlarında kayıplar olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Bozkurt, "Ebeveynler çocuklarını özellikle ergenlik döneminde düzenli olarak kontrol etmeli, şüpheli bir durumda uzmana başvurmalıdır. Erişkinlerde ise uzun süren sırt ve bel ağrıları ihmal edilmemelidir. Erken tanı, skolyozun ilerlemesini durdurmanın en etkili yoludur" ifadelerini kullandı.
Novo Nordisk Türkiye ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nden iş birliği
28 Kasım 2025 Cuma - 10:48 Novo Nordisk Türkiye ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nden iş birliği Novo Nordisk Türkiye, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile imzaladığı yeni iş birliği protokolüyle, Türkiye’de klinik araştırma kapasitesini güçlendirecek ve yenilikçi tedavilere erişimi artıracak önemli bir adım daha attı. Geçtiğimiz hafta Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile imzalanan protokolünün ardından Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile yapılan iş birliğiyle şirket, klinik çalışma kapasitesini artırmayı ve daha fazla hastanın yenilikçi tedavilere erişmesini sağlamayı amaçlıyor. Şirketin hasta odaklı yaklaşımı ve bilimsel liderlik vizyonu, Türkiye’nin klinik araştırmalar alanında bölgesel bir merkez haline gelmesine katkı sunmayı hedefliyor. Şirket, hastanenin ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda diyabet, obezite, nadir hastalıklar ve kardiyovasküler hastalıklar gibi terapi alanlarında çeşitli eğitim programları düzenleyerek, klinik dünyasındaki uluslararası gelişmeleri aktararak, bilimsel etkinliklerde ortak çalışmaları destekleyerek araştırma süreçlerinin daha etkin, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapıya ulaşmasına katkı sunacak. 7 ülkedeki klinik araştırmalar Türkiye’den koordine ediliyor Yapılan açıklamaya göre şirket, Türkiye merkezli bölgesel klinik araştırma merkezinde Türkiye’nin yanında Cezayir, Fas, Lübnan, Mısır, Umman, Suudi Arabistan dahil olmak üzere toplam 7 ülkedeki klinik araştırmaları koordine ediyor. Bölgesel merkez yapısı, Türkiye’deki deneyimli ekiplerin, operasyonel altyapının ve uluslararası araştırmalara uyumlu çalışma düzeninin bir sonucu olarak faaliyet gösteriyor. Merkez, 2025 yılı itibarıyla yürütülen 34 aktif klinik araştırmada 1.200’ün üzerinde hastaya ulaşırken, bu çalışmaların 28’i doğrudan Türkiye’de gerçekleştirildi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile son 5 yılda 8 klinik çalışma yürütülürken, yeni protokol kapsamında en az 5 yeni klinik çalışmanın 2026 yılında başlatılması planlanıyor. Şirketin son 5 yılda Türkiye’de klinik araştırmalara yaptığı toplam yatırımın 1 milyar TL’yi aşması ve bu yatırımların her yıl katlanarak artırılmasının hedeflenmesi, Türkiye’nin bu alandaki stratejik yükselişini daha da pekiştiriyor. Uzun vadeli sürdürülebilir değer Açıklamaya göre, Novo Nordisk’in vakıf şirketi yapısından güç alan bu stratejik ortaklık, yalnızca klinik araştırma sayısını artırmakla kalmayıp, aynı zamanda sağlık profesyonellerinin bilgi birikimini zenginleştirmeyi, Türkiye’nin klinik araştırmalardaki rekabet gücünü artırmayı ve hasta yaşam kalitesine kalıcı katkı sağlamayı hedefliyor. Bu iş birliğiyle şirket, klinik araştırmalarda etik standartları, şeffaflığı ve hasta güvenliğini esas alan vizyonuyla, Türkiye’nin bilimsel potansiyelini küresel ölçekte görünür kılmayı amaçlıyor. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekim Prof. Dr.Levent Öztürk, "Şirket ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, hem hastalarımız hem de klinik araştırma ekibimiz için büyük bir heyecan kaynağı. Bu protokol, hastalarımızın yenilikçi tedavilere daha erken erişmesini sağlarken, hekimlerimizin bilgi ve deneyimlerini paylaşmasına ve geliştirmesine olanak tanıyor. Bizler, klinik araştırmaların hastalar için açtığı yeni umut pencerelerini görmekten ve bu süreçte aktif rol almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Ülkemizde bilimi destekleyici nitelikte olan bu iş birliğinin uzun soluklu ve sürekli olmasını ve daha birçok ortak projeye ilham vermesini diliyoruz." "Her araştırmada bir yaşamın dönüşümüne tanıklık ediyoruz" Bilimi, insanların yaşamına dokunan bir iyileşme gücüne dönüştürmek için çalıştıklarını vurgulayan Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü Bike Başaklar "Her klinik araştırmanın ardında, umutla bekleyen hasta, yakını, doktoru ve o umudu mümkün kılmak için çalışan bir ekip var. İşte biz bu ortak iyileşme hikâyesinin bir parçası olmaktan büyük bir sorumluluk ve gurur duyuyoruz. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile imzaladığımız bu yeni stratejik iş birliğiyle, klinik çalışmaların sayısını artırırken her hastanın yenilikçi tedavilere daha erken ulaşmasını hedefliyoruz. Amacımız, endüstri ve hastane iş birliğiyle klinik çalışma süreçlerini optimize ederek, küresel ölçekte daha fazla araştırmaya katılmak ve bölgede lider konuma gelmek. Bu sayede, henüz Türkiye’de piyasada olmayan ilaçları uygun hastalarla daha erken buluşturmayı amaçlıyoruz. Bu adım, Türkiye’nin sağlık alanındaki bilimsel gücünü daha görünür kılacak ve uluslararası düzeyde örnek teşkil edecek bir inisiyatif. Bizim için bu iş birliği, hastalar için de yeni bir umut kapısı anlamına geliyor. Çünkü biz, her araştırmada bir yaşamın dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Novo Nordisk’in bir vakıf şirketi olması, hasta odaklı yaklaşımımız ve yüz yılı aşkın bilimsel birikimimiz sayesinde kısa vadeli hedefler yerine sürdürülebilir, uzun vadeli değer oluşturmaya odaklanıyoruz. Türkiye’nin güçlü sağlık altyapısı bilim insanlarının potansiyeliyle birleştiğinde, bu iş birliğinin bölgesel düzeyde ilham verici bir başarı hikâyesine dönüşeceğine inanıyoruz" dedi.
500 milyon dolarlık ihracata bilimsel kalkan
28 Kasım 2025 Cuma - 10:40 500 milyon dolarlık ihracata bilimsel kalkan Türkiye’nin dünya pazarının yüzde 32’sini elinde tutarak pazar lideri olduğu kuru üzüm ihracatında en büyük risk olan ’toksin’ sorunu, Hitit Üniversitesi’nde geliştirilen projeyle tarih oluyor. Mayalardan üretilecek antimikrobiyal maddelerle 500 milyon dolarlık ihracatı tehdit eden risk ortadan kalkacak. Hitit Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü, gıda güvenliğini tehdit eden ve insan sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturan küflerle ilgili yürüttüğü projede önemli bir aşamaya geldi. Öğretim elemanı Dr. Tuba Büyüksırıt Bedir’in yürütücülüğünde, Prof. Dr. Bülent Kabak’ın danışmanlığında hazırlanan proje, TÜBİTAK 3501-Kariyer Geliştirme Programı kapsamında 1 milyon TL bütçe ile desteklenmeye hak kazandı. Türk bilim adamları, gıdalarda oluşan kanserojen küfleri kimyasal ilaçlarla değil, doğal olarak elde edilen "antagonistik mayalar" ile yok ederek hem ülke ekonomisine katkı sağlamayı hem de halk sağlığını korumayı hedefliyor. 500 milyon dolarlık ihracattaki risk ortadan kalkacak 2023 verilerine göre dünyadaki 856 bin tonluk kuru üzüm ihracatının 277 bin tonunu tek başına karşılayan ve dünya pazarındaki yüzde 32’lik ihtiyacı karşılayan Türkiye, yaklaşık 500 milyon dolar gelir elde ediyor. Yürütülen projeyle özellikle kuru üzüm ihracatında en büyük risk olan ’toksin’ sorunu tarih olacak. Proje kapsamında sentetik ve kimyasal ilaçlar yerine "antagonistik mayalar" adı verilen mikroorganizmaları kullanan araştırmacılar, özel mayalar sayesinde zararlı küflerin çoğalmasını baskılayıp toksin üretmelerini engelledi. Projeyle kuru üzüm başta olmak üzere çeşitli hububatlarda görülen ve karaciğer-böbrek hasarından kansere kadar birçok hastalığa yol açan zehirli küflere karşı biyolojik bir savaş açılıyor. Akademik literatüre de önemli katkılar sunacak olan çalışma, gıda sanayisinde sentetik koruyucuların yerini doğal biyolojik ajanların alması konusunda öncü bir model olacak. "Toksinleri biyolojik olarak engellemeyi hedefliyoruz" Projeyle ilgili bilgi veren Hitit Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim Elemanı Dr. Tuba Büyüksırıt Bedir, "Hazırladığımız TÜBITAK 3501 projemizde zehirli toksinler üreten küflerin engellenmesinde doğal, bütçe dostu, etkili, sürdürülebilir bir yöntemle dünyada yaklaşık 850 bin ton yıllık ihracatı yapılan ve dünyadaki ihtiyacın yüzde 32’lik kısmını Türkiye’nin karşıladığı kuru üzümler üzerine çalışıyoruz. Kuru üzümlerin ihracatında ülkeden gönderildikten sonra sınırda kontroller yapılmakta ve ürünler kabul edilmeden önce belirlenen limit değerlerini aşan ürünler için önlem alınmaktadır. 2020-2025 yılları arasında yapılan rasff (gıda ve yem için hızlı uyarı sistemi) bildirileri ile yaklaşık 64 tane bildirim yayınlanmış ve bu bildirimlerin yaklaşık yüzde 25’lik kısmının Türkiye orijini olduğu bilinmektedir. Bu ülkemiz açısından dünyada ihracatta birinci sırada olduğumuz kuru üzümler için acilen bir önlem almamızı gerektirmektedir. Bu amaçla bizim yaptığımız projede zehirli toksinler üreten küflerin engellenmesi ve baskılanmasını, ayrıca tarlada ve hasattan sonra doğal olarak oluşan uygun olmayan depolama şartlarında saklanan ürünlerde oluşan toksinlerin engellenmesini ve bu kapsamda mayalardan ürettiğimiz antimikrobiyal maddelerle biyolojik olarak engellenmesini hedef almaktayız" dedi. "İhracatta lider olduğumuz kuru üzüm sektörüne ekonomik katkı sağlamayı amaçlıyoruz" Projenin hem sağlık hem de ekonomik açıdan ülkeye önemli katkı sağlayacağını dile getiren Dr. Bedir, "Hem kanserojen etkisi bulunan hem de böbrek hastalıklarına yol açabilen, aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatan toksinlere karşı bir önlem almayı hedefliyoruz. Bu çalışma kapsamında mikroorganizmalardan doğal yollarla antimikrobiyal maddeler üretilecek. Bu maddeler, paketleme öncesinde kuru üzümlerin yıkama aşamasında belirli yoğunluklarda uygulanacak. Bu uygulama sayesinde toksinler hem bağlanarak etkisiz hale getirilecek hem de azaltılarak sonraki oluşumlarının önüne geçilebilecek. Böylece toksinlerden arındırılmış, sağlıklı ve güvenli gıdayı tüketiciye sunmayı, aynı zamanda ihracatta lider olduğumuz kuru üzüm sektörüne ekonomik katkı sağlamayı amaçlıyoruz" diye konuştu.
Uzmanlardan sanal kumar uyarısı
28 Kasım 2025 Cuma - 10:36 Uzmanlardan sanal kumar uyarısı Manisa’da düzenlenen bağımlılıkla mücadele seminerinde uzmanlar, sanal kumarın son yıllarda hızla yayılarak birey ve toplumu derinden etkileyen yıkıcı bir bağımlılığa dönüştüğünü vurguladı. Din görevlileri ve sağlık uzmanları, hem manevi hem tıbbi boyutlarıyla bağımlılıkla mücadele yollarını anlattı. Manisa İl Müftülüğü ile Manisa İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Manisa Dini İhtisas Merkezi Müdürlüğü Konferans Salonu’nda bağımlılıkla mücadele konulu geniş katılımlı bir seminer düzenlendi. Programa, merkez ve ilçe müftülüklerinde görev yapan 250 imam hatip ile müezzin-kayyım katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programın açış konuşmasını Manisa İl Müftüsü Şükrü Kabukçu yaptı. Müftü Kabukçu, bağımlılığın hem toplumsal hem de manevi yönleriyle ele alınması gerektiğini belirterek seminerde emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür etti. Açılış konuşmasının ardından alanında uzman isimler sunumlarıyla bağımlılığın farklı boyutlarını ele aldı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Erdinçli, ayet ve hadisler ışığında bağımlılıkla mücadelede manevi ilkeleri anlattı. Kur’an ve sünnette yer alan bağımlılık türlerinin birey ve toplumu ifsat ettiğini belirten Erdinçli, mücadelede toplumun her kesiminin sorumluluk taşıdığını vurguladı. Din görevlilerinin mahalle ve köylerde üstlenmesi gereken görevleri örneklerle aktaran Erdinçli, özellikle son yıllarda artış gösteren sanal kumara dikkat çekerek, "Elimizdeki telefonlarla bile oynanabilen sanal kumar, kesinlikle masum bir oyun değildir" ifadelerini kullandı. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Uzman Doktor Tuğba Kocabaş, bağımlılığın tıbbi yönüne ilişkin bilgiler verdi. İl Sağlık Müdürlüğü Uzman Psikolog Serkan Bozkurt, bağımlıya yaklaşım ve iletişim yöntemleri üzerine sunum yaptı. YEDAM Sosyal Hizmet Uzmanı Büşra Çiftçi ise bağımlılıkla mücadelede kullanılan YEDAM modelini anlatarak yürütülen destek süreçlerini tanıttı. Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği program, sunumların ardından yapılan teşekkür konuşmalarıyla sona erdi.