SAĞLIK
Ani baş dönmesi Vertigo habercisi olabilir 29 Mart 2026 Pazar - 11:32:05 Baş hareketiyle aniden ortaya çıkan baş dönmesi; vertigonun ilk belirtisi olabileceğini belirten Eskişehir Özel Ümit Hastanesi KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şiddetli baş dönmesi, denge kaybı ve çift görme gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresinin dönüyor, sallanıyor veya hareket ediyormuş gibi hissettiği bir baş dönmesi türü olarak tanımlanıyor. Bu durum çoğu zaman denge kaybı, mide bulantısı ve günlük aktiviteleri sürdürmede zorluk gibi şikâyetlerle birlikte görülüyor. Vertigo şikâyeti ile başvuran hastalarda ilk adımın ayrıntılı değerlendirme olduğunu belirten Salahova, "Baş dönmesi şikâyeti ile gelen hastalarımızın öncelikle detaylı hikâyesini alıyoruz. Baş dönmesinin nasıl başladığını, ne kadar sürdüğünü ve beraberinde başka şikâyetlerin olup olmadığını sorguluyoruz. Ardından muayene ile vertigonun kaynağını ayırt etmeye çalışıyoruz" dedi. Santral ve kulak kaynaklı vertigo ayrımı Vertigo farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabildiğini aktaran Dr. Salahova, bazı durumlarda sorunun beyinden kaynaklanabildiğini, bu durumlarda; şiddetli baş dönmesi, yürüme güçlüğü ve belirgin dengesizlik ve çift görme gibi nörolojik belirtiler görülebildiğini söyledi. Bu tür durumlarda hastaların nöroloji uzmanına yönlendirildiğini ifade eden Salahova, "KBB alanında ise vertigonun en sık görülen nedeni kulak içindeki denge organıyla ilgili sorunlar. Bu hastalıkların başında halk arasında ‘kulak kristallerinin oynaması’ olarak bilinen Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo geliyor. Kısaca BPPV olarak tanımlanan bu rahatsızlık, adından da anlaşılacağı gibi iyi huylu, kısa süreli ataklar halinde ortaya çıkan ve başın belirli pozisyonlarıyla tetiklenen bir vertigo türüdür." İfadelerini kullandı. Hastalığın; özellikle 50 yaş sonrası bireylerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Salahova, BPPV’nin genellikle şu hareketlerle ortaya çıktığını söyledi: Yatağa uzanma veya yatakta dönme, başın yukarı ya da aşağı hareket ettirilmesi, ani baş hareketleri gibidir." Tanı ve tedavide manevralar kullanılıyor Salahova, "BPPV’nin tanı ve tedavisinde özel manevralar uygulanıyor. Bu manevralarla kulak içindeki denge kristallerinin doğru konuma yönlendirilmesi ve baş dönmesinin ortadan kaldırılması hedefleniyor"dedi. Bazı hastalarda vertigo rehabilitasyonuna da ihtiyaç duyulduğunu belirten Salahova, "Sık tekrarlayan vertigo ataklarında dengeyi güçlendiren egzersizler uyguluyoruz. Stabiliteyi artıran egzersizler, proprioseptif çalışmalar ve gövde stabilizasyonu bu tedavinin bir parçası" diye konuştu. Hareketsizlik vertigoyu artırabilir Vertigo yaşayan birçok kişinin baş dönmesinin tekrar etmesinden korktuğu için hareket etmekten kaçındığını belirten Dr. Salahova, bunun yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti ve tedavinin önemli bir parçasının hastayı yeniden hareket etmeye teşvik etmek ve hareketsizliğin önüne geçmek olduğunu vurguladı. Ne zaman doktora başvurulmalı Baş dönmesi kısa süreli ve hafif olsa bile bazı durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğine dikkat çeken KBB Uzmanı Nargız Salahova, özellikle şu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmasını önerdi: Şiddetli ve uzun süren baş dönmesi, yürüme güçlüğü, çift görme veya konuşma bozukluğu ve şiddetli dengesizlik."
29 Mart 2026 Pazar - 11:07 Uzmanlardan pulmoner rehabilitasyon çağrısı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, akciğer sağlığının yaşam kalitesi açısından temel bir rol oynadığını vurgulayarak "İlaç tedavisine rağmen merdiven çıkarken, yürürken ya da günlük işlerini yaparken nefes darlığı yaşayan kişiler mutlaka değerlendirilmelidir. Nefes darlığı, yaşlanmanın ya da hastalığın kaçınılmaz bir sonucu değildir" dedi. Pulmoner Rehabilitasyon kapsamında açıklama yapan Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, kronik solunum yolu hastalıklarında ilaç tedavisinin yanı sıra pulmoner rehabilitasyonun hayati önem taşıdığını belirterek, "KOAH, astım, bronşektazi ve akciğer sertleşmesi gibi kronik hastalıklar milyonlarca insanın yaşamını olumsuz etkiliyor. Pulmoner rehabilitasyon, hastaların nefes kapasitesini artırarak günlük yaşamlarını daha bağımsız sürdürebilmelerini sağlar" dedi. "Amaç, hastaların aktif yaşamdan kopmamasını sağlamak" Bu yılın Pulmoner Rehabilitasyon sloganının "Sağlıklı Nefes, Aktif Yaşam: Her Adımda Güçlen!" olduğunu belirten Karadağ, "Bu slogan, hastaların yalnızca yaşamlarını sürdürmesini değil, aynı zamanda aktif bir yaşamın parçası olmalarını hedefliyor. Amacımız, nefes darlığı nedeniyle günlük aktivitelerden uzaklaşan hastaların yeniden hareketli bir yaşama kavuşmasını sağlamaktır" diye konuştu. "Pulmoner rehabilitasyon sadece nefes egzersizinden ibaret değildir" Pulmoner rehabilitasyonun kapsamlı bir tedavi yaklaşımı olduğuna dikkat çeken Karadağ, "Bu süreç yalnızca nefes egzersizlerinden oluşmaz. Egzersiz programları, beslenme danışmanlığı ve psikososyal destek ile hastaların hem fiziksel hem de ruhsal olarak güçlenmesi hedeflenir" dedi. Hastaların çoğu zaman nefes darlığı nedeniyle hareket etmekten kaçındığını belirten Karadağ, "Hastalarımız genellikle ‘Nefesim yetmiyor, o yüzden hareket etmiyorum’ diyor. Oysa tam tersine, hareketsizlik nefes darlığını daha da artırır. Pulmoner rehabilitasyon ile bu döngüyü kırarak hastaların günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebilmelerini sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Pulmoner rehabilitasyon ilaç tedavisi kadar önemli bir destek yöntemidir" Pulmoner rehabilitasyonun kronik akciğer hastalıklarının yönetiminde önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Karadağ, "İlaçlar hava yollarını açarken, rehabilitasyon vücudun oksijeni daha verimli kullanmasını sağlar. Kas gücünü artırır, dayanıklılığı geliştirir ve nefes darlığını azaltır" dedi. Bu tedavinin aynı zamanda hastaneye yatış oranlarını azaltabildiğini belirten Karadağ, "Doğru uygulanan rehabilitasyon programları, hastalık ataklarını azaltarak hastaneye başvuru ve yatış oranlarını düşürebilir. Bu da hem hastaların yaşam kalitesini artırır hem de sağlık sistemi üzerindeki yükü azaltır" diye konuştu. "Psikolojik olarak da olumlu katkı sağlar" Kronik nefes darlığının zamanla psikolojik sorunlara da yol açabileceğini ifade eden Karadağ, "Uzun süre nefes darlığı yaşayan hastalarda kaygı, özgüven kaybı ve sosyal izolasyon görülebilir. Pulmoner rehabilitasyon, fiziksel iyileşmenin yanı sıra psikolojik dayanıklılığı da artırır ve hastaların sosyal yaşama yeniden katılmasına yardımcı olur" şeklinde konuştu. "Nefes darlığı yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu değildir" Pulmoner rehabilitasyonun özellikle günlük yaşam aktivitelerinde zorlanan hastalar için önemli bir fırsat olduğunu vurgulayan Karadağ, "İlaç tedavisine rağmen merdiven çıkarken, yürürken ya da günlük işlerini yaparken nefes darlığı yaşayan kişiler mutlaka değerlendirilmelidir. Nefes darlığı, yaşlanmanın ya da hastalığın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Doğru tedavi ve rehabilitasyon ile yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir" dedi.
29 Mart 2026 Pazar - 10:08 Uzm. Dr. Murat Oynak: "Kriyoablasyon cerrahiye uygun olmayan hastalar için büyük avantaj" Girişimsel Radyoloji Uzm. Dr. Murat Oynak kanser tedavisinde uygulanan kriyoablasyonun cerrahiye uygun olmayan hastalar için büyük avantaj sağlayan, tümörü dondurarak yok eden etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Tıbbi teknolojideki gelişmeler, kanser tedavisinde yeni ve alternatif yöntemleri gündeme getirmeye devam ediyor. Cerrahi müdahaleye uygun olmayan hastalar için öne çıkan kriyoablasyon yöntemi, minimal invaziv yapısı ve hızlı iyileşme süreciyle dikkat çekiyor. Dondurma tedavisi olarak da bilinen yöntem, farklı kanser türlerinde uygulanabilirliği ile hastalara önemli avantajlar sunuyor. Aşırı soğuk ile tümör öldürülüyor Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Antalya Memorial Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Murat Oynak, "Kriyoablasyon ya da dondurma yöntemi uzunca bir süredir kullanılan klasik ablasyon yöntemlerinden bir tanesidir. Bu yöntemle vücuda özel bir takım iğneler ile girilir. Vücuttaki herhangi bir doku ya da tümör dondurularak tahrip edilir. Bu esnada iğnenin içinden argon gazı devridaim yaptırılır ve bu devridaim iğnenin uç kısmından -20 ile -80 derece arasında değişen bir soğukluk oluşturur. Bu soğukluk tümörü ya da patolojik dokuyu tahrip ederek öldürür" dedi. Diğer yöntemlerden farklı bir mekanizma Radyofrekans, mikrodalga ve lazer gibi yöntemlere de değinen Oynak, "Radyofrekans, mikrodalga ve lazer genellikle birbirine benzeyen ablasyon yöntemleridir ve ülkemizde daha çok bu yöntemler kullanılır. Krioablasyon ise bunlarda tamamen ayrı bir mekanizma ile çok ayrı özellikleri ve üstünlükleri olan bir tekniktir. Dolayısıyla gerektiği zaman mutlaka başvurulması gereken büyük bir potansiyeli olan bir yöntemdir" diye konuştu. Tümör küçülüyor, yaşam kalitesi artıyor Kriyoablasyonun etkilerine ilişkin bilgi veren Oynak, "Kriyoablasyon sayesinde kanser hücreleri ölür ve tümör küçülür veya tamamen yok olur. Vücut, ölü dokuyu doğal mekanizmalarla emer ve ortadan kaldırır. Ağrı azalır (özellikle pankreas kanserinde). Safra yolları üzerindeki baskı hafifler ve tümörün çevreye yayılma riski azalır. Genel olarak hastanın yaşam kalitesi artar, çünkü invaziv olmayan bir yöntemle tedavi sağlanır" ifadelerini kullandı. Kanserin her aşamasında uygulanabiliyor Kriyoablasyonun kullanım alanlarına değinen Oynak, "Kriyoablasyon, kanser tedavisinde genellikle erken evre kanserlerde tercih edilen bir yöntemdir. Özellikle tümörün organ sınırlarını aşmadığı, lokalize olduğu durumlarda uygulanır. Cerrahi müdahaleye uygun olmayan hastalar için alternatif bir seçenek olarak kullanılır ve standart tedavilere (kemoterapi, radyoterapi) ek olarak destekleyici rol oynar. Prostat, böbrek, karaciğer, meme, akciğer, pankreas, yumuşak doku ve kemik kanserleri gibi çeşitli türlerde etkili olabilir. İleri evrelerde ise ağrı azaltma, tümör küçültme için kullanılabilir, ancak primer tedavi olarak erken aşamalarda daha yaygındır" dedi. Cerrahiye göre önemli avantajlar sağlıyor Yöntemin avantajlarını sıralayan Oynak, "Kriyoablasyonun cerrahiye göre başlıca avantajları; minimal invaziv olması, düşük risk ve yan etki oranı, lokal anestezi ile uygulanabilmesi, hızlı iyileşme süreci ve soğuk uygulamaya bağlı doğal anestezi etkisi olarak sıralanabilir" diye konuştu.
Büyükşehir Belediyesi’nden Samsun’a 100 ambulans
28 Kasım 2025 Cuma - 15:44 Büyükşehir Belediyesi’nden Samsun’a 100 ambulans Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Samsun’a 100 yeni ambulans kazandırdıklarını açıkladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Samsun Şehir Hastanesini ziyaret ederek sağlık çalışanları, hasta ve hasta yakınları ile bir araya geldi. Başkan Doğan’a ziyaretleri sırasında İl Sağlık Müdürü Mustafa Uras da eşlik etti. Ziyaretin ardından açıklama yapan Başkan Halit Doğan, "Samsun’umuzda dev bir sağlık yatırımı hizmete başladı. Samsun Şehir Hastanemizi; İl Sağlık Müdürümüz Sayın Mustafa Uras ile birlikte ziyaret ettik. Kıymetli hemşehrilerimiz ve sağlık çalışanlarımızla bir araya geldik. İlk hastalarımızın memnuniyetine şahitlik ettik. Sadece Samsun için değil bölge için de önemli bir yatırım olan hastanenin şehrimize kazandırılmasında emeği olan başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyor; Samsun’umuza hayırlı olmasını diliyorum. Samsun her şeyin en güzelini hak ediyor" ifadelerini kullandı. 100 ambulans Şehir Hastanesi ziyareti sırasında önemli bir müjdeyi de kamuoyuyla paylaşan Doğan, "Bizim bütçemiz şehrin bütçesi, şehrimizin ihtiyaçları ise birinci önceliğimiz. Samsun’da sağlık altyapısının daha da güçlenmesi, acil müdahale kapasitesinin artırılması için önemli bir adım atarak 100 yeni ambulansı şehrimize kazandırıyoruz. 100 yeni ambulansın sağlık envanterine eklenmesi ile sağlık hizmeti de daha hızlı ve sağlıklı işleyecek. Samsun için çalışmaya devam ediyor, şehrimizin ihtiyaç duyduğu her alanda hizmetlerimizi sürdürüyoruz. Bu hizmetler Samsun’daki birlik ve beraberliğin eseridir" şeklinde konuştu. Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan 100 yeni ambulans, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun katılımıyla gerçekleşecek programın ardından hizmete alınacak.
Diyarbakır’da öğrencilere sağlıklı yaşam eğitimi
28 Kasım 2025 Cuma - 15:42 Diyarbakır’da öğrencilere sağlıklı yaşam eğitimi Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü ile İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün ortaklaşa yürüttüğü "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" programı kapsamında, Kayapınar Vehbi Koç İlkokulunda öğrenciler için kapsamlı bir sağlık farkındalık etkinliği düzenlendi. Program açılış ve kurdele kesimiyle başladı. Ardından İl Milli Eğitim Müdürlüğü bando takımı tarafından verilen mini konser, öğrencilere keyifli anlar yaşattı. Okulda kurulan stantlarda çocuklara ağız ve diş sağlığı, kişisel hijyen, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, ilk yardım ve 112 acil sağlık hizmetleri gibi konularda uygulamalı eğitimler verildi. Sağlık ekipleri öğrencilere günlük yaşamda kullanabilecekleri pratik bilgiler aktardı. Etkinliğin en renkli anlarından biri ise "Sağlık Elçisi" rozeti töreni oldu. Yöneticiler, stantlarda eğitim alan öğrencilere özel olarak hazırlanan Sağlık Elçisi rozetlerini takarak onları sağlık konusunda bilinçlendirilen birer gönüllü elçi ilan etti. Rozetlerini gururla takan çocuklar, öğrendikleri bilgileri aileleri ve arkadaşlarıyla paylaşacaklarını söyledi. Etkinliğe İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü yöneticileri de katılarak öğrencilerle yakından ilgilendi. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, bu programların önemiyle ilgili yaptığı konuşmada, ‘’Çocuklarımızın erken yaşta sağlık bilinci kazanması, geleceğin daha sağlıklı nesillerine yapılan en değerli yatırımdır. Bugün verilen eğitimler, bir etkinliğin ötesinde yaşam boyu sürdürülecek sağlıklı alışkanlıkların temelini oluşturuyor. Sağlık Elçisi rozeti alan her bir öğrencimiz, hem kendi sağlığına hem de çevresine örnek olacak, sağlık okuryazarlığının artmasına katkı sunacaktır. Bu çalışmalarımız kararlılıkla devam edecektir’’ dedi. "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" Projesi ile çocukların hem sağlığı koruma bilinci kazanması hem de topluma örnek bireyler olarak yetişmesi hedefleniyor.
Bursa’nın sağlık tarihi Nilüfer’de mercek altına alındı
28 Kasım 2025 Cuma - 14:45 Bursa’nın sağlık tarihi Nilüfer’de mercek altına alındı Nilüfer Belediyesi ve Türk Tıp Tarihi Kurumu iş birliğiyle düzenlenen "Kentler ve Tıp Tarihi-2 Bursa Sağlık Tarihi Sempozyumu" başladı. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı etkinlikte, Bursa’nın sağlık geçmişi uzman isimler tarafından ele alındı. Nilüfer Belediyesi, kentin kültürel belleğine katkı sunan çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Türk Tıp Tarihi Kurumu ile ortaklaşa düzenlenen "Kentler ve Tıp Tarihi - 2 Bursa Sağlık Tarihi Sempozyumu", Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde başladı. Sempozyumun açılışına Nilüfer Belediye Başkan Vekili Demirhan Aslan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Prof. Dr. Alpaslan Türkkan, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Sağlık Müzesi Proje Yöneticisi ve sempozyum eş başkanı Op. Dr. Ceyhun İrgil ile Türk Tıp Tarihi Kurumu Başkanı ve sempozyum eş başkanı Prof. Dr. Gülten Dinç katıldı. "Müzemizde 72 bin ziyaretçi ağırladık" Sempozyumun açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkan Vekili Demirhan Aslan, tarih ve sağlık alanındaki bu tür akademik çalışmalara destek vermekten memnuniyet duyduklarını ifade etti. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nin önemine değinen Aslan, "Müzemiz özellikle Cumhuriyet dönemi ve Bursa tıp tarihi alanında önemli bir kaynak oluşturdu. Kurulduğu günden bu yana 72 bin ziyaretçiyi ağırlamanın gururunu yaşıyoruz. Toplum sağlığı alanında böyle bir değerin Nilüfer’de bulunması bizler için çok kıymetli" dedi. Türk Tıp Tarihi Kurumu Başkanı Prof. Dr. Gülten Dinç ise ‘Kentler ve Tıp Tarihi’ etkinliklerini iki yılda bir düzenlediklerini belirtti. İlk etkinliğin Gaziantep’te yapıldığını hatırlatan Dinç, "İkincisini Bursa Sağlık Tarihi Sempozyumu adıyla gerçekleştiriyoruz. Katılımcıların değerli katkılarıyla Bursa’nın sağlık tarihini tüm yönleriyle irdeleyeceğiz" diyerek, iş birliği için Nilüfer Belediyesi’ne teşekkür etti. Sempozyum eş başkanı Op. Dr. Ceyhun İrgil de yaptığı konuşmada özellikle genç katılımcıların ilgisinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, verimli bir sempozyum temennisinde bulundu. Üç oturumda 17 sunum Açılış konuşmalarının ardından bilimsel oturumlara geçildi. Toplam üç oturumda 17 sunumun gerçekleştirildiği sempozyumun ilk bölümünde "Cumhuriyet Öncesi Bursa Sağlık Tarihi", ikinci bölümünde ise "Cumhuriyet Sonrası Bursa Sağlık Tarihi" konuları ele alındı. Günün son oturumu ise "Bursalı Hekim ve Eczacıları Anma" başlığıyla gerçekleştirildi. Sempozyum programı, ikinci günde yapılacak kültürel gezilerle sona erecek. Katılımcılar, Nilüfer Belediyesi Dr. Hüseyin Parkan Sanlıkol Müzik Enstrümanları Müzesi’ni ziyaret ettikten sonra Gölyazı’da saha incelemelerinde bulunacak.
Osmangazi’de minikler sağlıklı gülüşlerin sırrını öğrendi
28 Kasım 2025 Cuma - 14:43 Osmangazi’de minikler sağlıklı gülüşlerin sırrını öğrendi Osmangazi Belediyesi’nin hizmete kazandırdığı kreşlerde eğitim gören miniklere, uzman diş hekimleri tarafından ağız ve diş sağlığı konusunda bilgilendirici eğitimler veriliyor. Bu eğitimler sayesinde çocuklar, küçük yaşlardan itibaren ağız ve diş bakımını doğru yöntemlerle yapmayı öğrenerek sağlıklı alışkanlıklar kazanıyor. İlçedeki tüm çocukların eşit hizmet almasını hedefleyen Osmangazi Belediyesi, modern kreşlerinde miniklere ağız ve diş sağlığına yönelik kapsamlı eğitimler sunuyor. Bu eğitimlerde çocuklar, diş hekimlerinin rehberliğinde diş ve ağız bakımını doğru tekniklerle yapmayı uygulamalı olarak öğreniyor. Ayrıca ağız sağlığını korumak için günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken noktalarda ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği Ağız ve Diş Sağlığı Eğitimleri kapsamında Ayça Azak Kreş ve Gündüz Bakımevi’ndeki minikler, Diş Hekimi Melek Güler’den 6 yaşında çıkan dişlerinin gelişim sürecinden, doğru beslenmenin diş sağlığına etkisine kadar birçok konuda bilgi aldı. Çocuklar, şekerli ve paketli gıdalardan uzak durmanın, düzenli fırçalamanın ve sağlıklı alışkanlıklar edinmenin önemini öğrendi. Eğitim kapsamında miniklere ağız muayenesi de yapıldı. "Çocukların ağız ve diş sağlığı eğitimi alması çok önemli" Ayça Azak Kreş ve Gündüz Bakım Evi’ndeki çocuklara diş bakımı ile ağız hijyeni nasıl olmalı konusunda bilgiler verdiklerini ifade eden Diş Hekimi Melek Güler, şu şekilde konuştu: "Özellikle çocuklarda süt dişlerinin dökülme döneminde bir korku oluşabiliyor. Bu nedenle çocukları bilgilendirdik ve ağız muayenesi yaptık. Ağız sağlığı açısından paketli gıdalardan uzak durmaları gerektiğini anlattık. Süt dişi zannettikleri 6 yaşında çıkan dişlerine daha iyi bakmaları gerektiğini vurguladık. Ayrıca dişlerin nasıl doğru fırçalanması gerektiği ve günde kaç kez fırçalanması gerektiği konusunda kapsamlı bilgiler verdim. Bu yaşlardaki çocukların ağız ve diş sağlığı eğitimi alması, ilerleyen dönemlerde büyük avantaj sağlıyor. Çünkü bu sayede çocuklar diş hekiminin kapısını korkmadan çalabiliyor. Aksi durumda küçük problemler büyüyerek daha ciddi sorunlara dönüşebiliyor." Küçük yaşlardan itibaren düzenli kontrollere gitmenin ve ağız hijyenine dikkat etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Güler, "Çocukların süt dişleri dökülürken ‘acaba dişim çıkacak mı, acıyacak mı?’ gibi endişeler yaşaması çok normal. Bu noktada onları doğru bilgilendirmemiz, sürecin daha rahat geçmesini sağlıyor. Çocuklar bazen çürük nedeniyle diş kaybı yaşıyor ve bu durum darlığa neden olabiliyor. Ardından sürekli dişlerinin eğri çıkması veya çürümeye daha yatkın olması gibi sorunlarla karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle erken yaşta muayene, bilgilendirme ve ağız hijyenine dikkat etmek hem aileler hem çocuklar için son derece önemli" açıklamalarında bulundu.
Bakan Memişoğlu: "Türkiye’yi sağlıkta dünyaya yön veren ülke haline getireceğiz"
28 Kasım 2025 Cuma - 14:32 Bakan Memişoğlu: "Türkiye’yi sağlıkta dünyaya yön veren ülke haline getireceğiz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye’nin artık sadece sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bunun bilimini ve teknolojisini de üreten bir ülke olma yolunda olduğunu belirterek, "Türkiye’yi sağlıkta teknoloji ve bilim anlamında dünyaya yön veren, insanlara sağlıkla ilgili ulaşımını sağlayan bir ülke haline getireceğiz" dedi. Bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere Mersin’e gelen Bakan Memişoğlu, kent programına valilik ziyaretiyle başladı. Vali Atilla Toros, vali yardımcıları, kaymakamlar ve birim müdürleri tarafından karşılanan Memişoğlu’na öğrenciler çiçek takdim etti. Valilik şeref defterini imzalayan Bakan, daha sonra basına kapalı gerçekleştirilen görüşmede Vali Toros’tan kentteki sağlık yatırımlarına ilişkin brifing aldı. Brifingin ardından beraberinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ’Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ kapsamında 63. il ziyareti olan Mersin’de sağlık yatırımlarını değerlendirdi. Mersin’in sağlık altyapısının güçlü olduğunu ve gelişmiş bir şehir olduğunu vurgulayan Bakan Memişoğlu, "Çünkü burada bir Şehir Hastanemiz ve bir üniversite hastanemiz ile beraber toplam özel hastaneler dahil 25 hastanemiz ile sağlık hizmeti veriyoruz. Sağlık hayat merkezlerimiz ve aile hekimliklerimizle birlikte burada Türkiye’ye örnek bir sağlık hizmeti veriyoruz ama yetmez, daha iyisini yapacağız" diye konuştu. "Mezitli’deki hastane 2026 yılı başında hizmete açılacak" Memişoğlu, 2002 yılından itibaren Mersin’de şehir hastanesiyle birlikte toplam 16 hastanenin hizmete açıldığı bilgisini vererek, açılan yeni hastanelerle yatak kapasitesinin 2500’den 5500’e çıkarıldığını söyledi. Mersin’in bu konuda daha da yatak kapasitesi ilave etmeye ihtiyacı olan bir şehir olduğunu kaydeden Bakan Memişoğlu, bu yöndeki çalışmaların devam ettiğini ifade etti. Mezitli ilçesindeki hastanenin 2026 başında hizmete açılacağı bilgisini de paylaşan Bakan Memişoğlu, 150 yataklı hastanenin yüzde 95’nin bitmiş durumda olduğunu belirterek, Mersin’de daha çok hastane planlamasının olacağını söyledi. "Öncelikli amacımız hastalanmadan insanlarımızı kontrol etmek ve takip etmek" diyen Bakan Memişoğlu, şöyle devam etti; "Onun için de aile hekimlikleriyle beraber tarama programlarımızı yapıyoruz. Toplumumuzdan şunu istiyoruz, hastalanmadan bedenlerine bakacak, aile hekimliklerine ve sağlık hayat merkezlerinde olacak olan arkadaşlarımıza ulaşmalarını istiyoruz. Biliyorsunuz sağlık hayat merkezlerinden de toplumumuz direk artık MHRS üzerinden randevu alabilirler. Ne randevuları bunlar? Diyetlisiysen, psikolog, fizyoterapist, çocuk gelişimi, diş hekimi gibi bir çok branşta sağlık hayat merkezlerimiz toplumumuzu bekliyor. Orada aile danışmanlığından, sağlıklı hayat danışmanlığına kadar her türlü hizmeti verebiliyoruz. Çoğu insan bilmiyor ama fizyoterapist eşliğinde plates salonlarında bile hareketi öğretiyoruz. Bu konuda toplumumuzu kötü beslenmeden ve hareketsizlikten uzak durmalarını sağlıyoruz." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile TÜSEB’in Türk Tıp Kurultayı’nda beraber olduklarını hatırlatan Bakan Memişoğlu, "Gerçekten çok başarılı bir süreç oldu. Türkiye artık sadece sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bunun bilimini ve teknolojisini de üreten bir ülke olma yolunda. Bu konuda çaba harcayan herkese teşekkür ediyorum. Biz, Cumhurbaşkanımızın dediği gibi çalışacağız, üreteceğiz, irademizi ortaya koyacağız, çalışkanlıklarımızı ortaya koyacağız, bilgimizi ortaya koyacağız ve Türkiye’yi sağlıkta teknoloji ve bilim anlamında dünyaya yön veren, insanlara sağlıkla ilgili ulaşımını sağlayan bir ülke haline getireceğiz. Bizler gece gündüz insanlık için, insanlar için, iyilik için çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu’nu Mersin programında önceki dönem Hazine ve Maliye Bakanı, Mersin Milletvekili Nureddin Nebati ile AK Parti Mersin Milletvekili Ali Kıratlı da eşlik etti.
Akciğer kanseri sigara içmeyenlerde de görülüyor
28 Kasım 2025 Cuma - 13:58 Akciğer kanseri sigara içmeyenlerde de görülüyor Akciğer kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Acıbadem Kayseri Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Fatih Gürler, "Maalesef akciğer kanseri artık sigara içmeyenlerde ve özellikle kadınlarda da görülme sıklığı artmaya başladı" dedi. Türkiye’de de dünyada da en sık görülen kanser hastalıkları arasında üst sıralarda yer alan kanser türünün akciğer kanseri olduğuna dikkat çeken Acıbadem Kayseri Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Fatih Gürler "Kanser, vücudumuzdaki sürekli yenilenmenin bir aşamada sekteye uğraması ve kontrolsüz hücre çoğalmasıyla nitelendirdiğimiz bir hastalıktır. Hangi organda bu çoğalma meydana gelirse, o organın kanseri olur. Akciğer kanserinin şöyle bir durumu var, tüm yaş gruplarını baz aldığımızda en sık görülen kanser türü akciğer kanseridir" diye konuştu. Tüm dünyada her yıl neredeyse 2 milyondan fazla yeni akciğer kanseri teşhisi konulduğunu ve yine her yıl 2 milyona yakın insanın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini aktaran Dr. Gürler, bu durum sebebiyle akciğer kanserinin diğer kanser türlerinden ayrıştığını ve daha çok dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. "Sigara akciğer kanseri riskini 20 kat arttırıyor" Sigaranın, akciğer kanserinde çok önemli bir risk faktörü olduğunun altını çizen Dr. Gürler, sigara içildiği zaman sigara dumanının geçtiği tüm yolların doğrudan akciğer kanserinin geliştiği yollar olduğunu ifade etti. Sigaranın akciğer kanseri riskini 20 kata kadar artıran bir özelliği bulunduğuna dikkat çeken Dr. Gürler, "Ancak sigara tek başına büyük etken değildir; bütün kanserlerde olduğu gibi çevresel etkenler de çok önemlidir. Stres, kötü hava şartları, asbest maruziyeti gibi unsurların her biri farklı risk faktörleridir. Günümüzde sadece sigara içenlerin akciğer kanseri olacağı düşünülmemelidir. Maalesef gün geçtikçe artan akciğer kanseri vakalarında sigara içmeyenlerde ve özellikle kadınlarda da akciğer kanserinin arttığını görüyoruz" dedi. "Hastaların yüzde 50’den fazlasına ileri evre tanısı konuluyor" Akciğer kanserinin sinsi bir hastalık olduğuna işaret eden Dr. Gürler, hastaların yüzde 50’den fazlasına ileri evre tanısı konulduğunu belirtti. Üç haftadan fazla süren bir öksürük, kilo kaybı, halsizlik, tükürmekle ve öksürmekle kan gelmesi gibi durumların hastalığın belirtileri olarak sayıldığını dile getirdi. Tanı konulurken basit bir tomografi ile hastalığın tespit edilebileceğini söyleyen Dr. Gürler, öncelikle akciğerdeki anormal olan yapıyı tespit etmek ve buradan biyopsi almak; sonrasında hastalığın evresini ortaya çıkarmak için diğer yöntemlere başvurmak gerektiğini anlattı. "50 yaşın üzerinde olup sigara içenlere tomografi öneriyoruz" Dr. Gürler hastalığın tedavisi için erken evrelerde ameliyat önerdiklerini, ileri evrelerde ise kemoterapi ve radyoterapinin devreye girdiğini ifade etti. Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik uygulanan immünoterapi yönteminin de artık ön plana çıktığına değinen Dr. Gürler sözlerini şöyle tamamladı: "Tarama programı şu an dünyada sınırlı ülkelerde vardır. Ülkemizde bir tarama programı yok. Fakat 50 yaşın üzerinde olan, sigara içen veya ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin düşük dozlu tomografi çektirmesi, akciğerdeki erken evredeki lekelerin ve şüpheli lezyonların tespit edilmesine imkân sağlayacaktır. Bu bir devlet politikası değildir ama biz bu hastalara öneriyoruz."
Besin zehirlenmelerinde en kritik 72 saat için hayati uyarılar
28 Kasım 2025 Cuma - 13:53 Besin zehirlenmelerinde en kritik 72 saat için hayati uyarılar Besin zehirlenmelerinde hastalık belirtilerinin 30 dakika ile 72 saat arasında ortaya çıkabildiğini söyleyen Acil Tıp Uzmanı Dr. Ayşegül İşlek Yüksel, "Eğer gastrointestinal sistem semptomlarının yanı sıra bilinç bulanıklığı, çift görme, baş ağrısı, nöbet gibi nörolojik semptomlar varsa; ishal ve kusmanın yanı sıra nefes darlığı veya solunum güçlüğü çekiliyorsa; kanlı ishal varsa, ishal ile birlikte boyun sertliği ve ateş görülüyorsa, ölümcül konserve zehirlenmesi belirtileri varsa veya zehirlenme belirtileri 2 günden fazla devam ediyorsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır" dedi. Son dönemde acil servis başvurularında "besin zehirlenmesi" vakalarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Çoğu zaman hafif seyirli olsa da bazı bakteri türlerinin ölümcül sonuçlara yol açabildiğini belirten VM Medical Park Mersin Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Ayşegül İşlek Yüksel, "Hangi besin, hangi bakteriyi taşır?" ve "Vücudumuz bu toksinlere nasıl tepki verir?" sorularını yanıtlayarak hayati uyarılarda bulundu. "Bebekler, çocuklar, gebeler ve yaşlılarda risk daha fazla" Besin zehirlenmesinin herhangi bir yiyecek ya da içeceğin tüketimi sonucu meydana gelen enfeksiyon veya intoksikasyon durumuna verilen genel bir isim olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Yüksel, "Özellikle halk sağlığını yakından ilgilendiren ve yaz aylarında artan bu yaygın hastalık grubu, çoğu zaman hafif seyirli ve kısa sürelidir. Ancak kış aylarında da zehirlenmeye yol açan besinler ve kişilerle ilişkili faktörlere bağlı olarak zaman zaman ağır seyredebilir, hatta ölümcül olabilir. Besin kaynaklı hastalıklara herkes yakalanabilir ancak bebekler, çocuklar, gebeler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler bu duruma karşı çok daha duyarlıdır" ifadelerine yer verdi. "Kusma ve ishal, vücudun savunma mekanizması" Besin zehirlenmelerinin en klasik belirtilerinin mide bulantısı, kusma ve ishal olduğunu belirten Uzm. Dr. Yüksel, "Aslında bu semptomlar korkulacak düşmanlar değil, vücudun zehri dışarı atma yöntemleridir. İnsan vücudu kötü olan her şeyi atma üzerine kurulmuştur. Zehirli bir besin tükettiğimizde vücudumuzdan atmak için midemiz bulanır, kusarız, bağırsaklar aktifleşir, ishal olur ve toksin vücuttan uzaklaştığı için genelde bir ile üç gün arasında tam iyileşme sağlanır. Bu yüzden hastaların kesinlikle bulantı ve ishali önleyici ilaçları bilinçsizce kullanmamaları gerekir. İshali durdurucu ilaçlar, gıda zehirlenmesine yol açan etkenin dışarı atılmasını geciktirebilir ve bakterinin bağırsakta çoğalarak daha ciddi sorunların ortaya çıkmasına yol açabilir. Ayrıca, ‘ishal ve kusmayı artıracak’ düşüncesiyle hiçbir şey yememek de yanlış bir davranıştır" şeklinde konuştu. Hangi bakteri hangi besinden bulaşır Uzm. Dr. Yüksel, besin zehirlenmesine yol açan bakterileri, kaynaklarını ve vücutta oluşturduğu etkileri şu şekilde açıkladı: "Çiğ besinlerdeki tehlike salmonella: Salmonella türleri, kuşlar dâhil birçok çiftlik ve kümes hayvanlarının bağırsaklarında bulunur. Bu nedenle çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, et, yumurta, balık ve pastörize edilmemiş sütler salmonella türlerinin üremesi için iyi birer kaynaktır. Özellikle sokak sütleri, pastörize edilmedikleri için salmonella açısından büyük risk taşır. Yumurtanın sadece kullanılmadan hemen önce yıkanması gerekirken; kırık, çatlak ve dışkı ile kirlenmiş yumurtalar asla satın alınmamalıdır. Ölümcül konserve zehri clostridium botulinum: En ciddi ve ölümcül olan besin zehirlenmesi, "clostridium botulinum" adlı bakterinin yol açtığı zehirlenmedir. Bu bakteri, bakteriler içinde en öldürücü ve etkili zehre (botulinum toksini) sahip olandır. Toprakta, kaynak sularında ve deniz suyunda bulunan bu bakteri, oksijensiz ortamda çoğalabildiğinden özellikle evde yapılan ve doğru hazırlanmamış konserve yiyecekler en önemli zehirlenme kaynaklarıdır. Etkisi 2-3 güne kadar ortaya çıkabilir. Sinir sisteminde felç yaparak solunumu engeller ve ölüme neden olur. Konservelerde alt ve üst kapakların şişkin, bombe yapmış olması içerisinde bu bakterilerin ürediğinin en önemli göstergesidir. Kıyma ve kirli sulardan gelen e.coli: Escherichia coli (E.coli), insan ve hayvan bağırsaklarında yaygın olarak bulunan bir bakteridir. Hayvansal yiyeceklerle insanlara bulaşan bu bakterinin hızla ürediği besinler; çiğ ve iyi pişmemiş kıyma, pastörize edilmemiş sütler, dışkı ile kontamine olmuş kaynak suları ve kirli sularla sulanmış, iyi yıkanmamış sebze ve meyvelerdir. Hijyen eksikliği bakterisi staphlylococcus aureus: Bu bakteri doğal olarak insanların burnunda, boğazında ve derisinde bulunur. Ayrıca deri üzerindeki çıban, sivilce, iltihaplanmış yaralar ve kesiklerde de mevcuttur. Temel bulaşma kaynağı, besinle uğraşan kişilerdir. Özellikle süt ürünleri, salatalar, kremalı pastalar, diğer tatlılar, çiğ et ve kümes hayvanı etlerinde kolayca ürer. Önemli bir nokta şudur ki; staphylococcus aureus tarafından üretilen toksinler normal pişirme ile yok edilemez. Pirinç ve makarnadaki gizli tehlike bacillus cereus: Sıklıkla toprak ve birçok bitkide bulunan bu bakteri, özellikle pirinç, makarna, kremalar ve sütlü pudinglerde hızla üreyebilir. Zehirlenmenin temel kaynağı genellikle pişmiş pirinç içeren yiyeceklerin uygun olmayan şekilde soğutulup tekrar ısıtılmasıdır. Soğuğa dayanıklı bakteri listeria monocytogenes: Çevrede yaygın bulunan bu bakteri oldukça dayanıklıdır ve donma derecesine yakın sıcaklıklarda bile üreyebilir. Büyük kısmı çiğ et, tavuk, dondurulmuş besinler, peynir ve krema kaynaklıdır. Deniz ürünleri ve vibrio türleri: Genellikle deniz suyunda bulunan vibrio parahaemolyticus, deniz suyunun ısındığı yaz aylarında artış gösterir. Gastroenterit çoğu zaman, özellikle kabuklu deniz ürünleri olmak üzere az pişmiş deniz ürünlerinin tüketilmesinden sonra ortaya çıkar. Ayrıca özellikle kirli sularda yaşayan midyelerin içinde vibrio, salmonella, E. coli gibi bakteriler bulunabilir." "Belirtiler 30 dakika ile 72 saat arasında çıkabilir" Besin zehirlenmelerinin genellikle aniden başladığını ve kontamine olmuş besinler tüketildikten sonra hastalık belirtilerinin 30 dakika ile 72 saat arasında ortaya çıkabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Yüksel, "Hastalıklı dönem genellikle 1-3 gün sürer ancak bir haftaya kadar uzayabilir. Genellikle hastaların yüzde 90’ı basit gastrointestinal sistem semptomları ile gelir" diye konuştu. Ne zaman acil servise başvurulmalı Uzm. Dr. Yüksel, vakit kaybetmeden acil servise başvurulması gereken durumları ise şöyle sıraladı: Nörolojik belirtiler: Eğer gastrointestinal sistem semptomlarının yanı sıra, bilinç bulanıklığı, çift görme, baş ağrısı, nöbet gibi nörolojik semptomlar varsa. Solunum sıkıntısı: İshal ve kusmanın yanı sıra nefes darlığı veya solunum güçlüğü çekiliyorsa. Bu durum toksinin mide-bağırsak sisteminden çıkıp diğer sistemleri de etkilediğini gösterir. Süre ve şiddet: Kanlı ishal varsa, ishal ile birlikte boyun sertliği ve ateş görülüyorsa veya zehirlenme belirtileri iki günden fazla devam ediyorsa. Botulizm şüphesi: Konserve tüketimi sonrası gelişen, ilerleyici kas güçsüzlüğü ve nörolojik semptomlarda mutlaka hekime konserve ürün tüketildiği söylenmelidir. Ayrıca bu belirtiler bazen zirai ilaç zehirlenmesi ile karışabilir; herhangi bir zirai ilaç ile temas öyküsü varsa mutlaka hekime bildirilmelidir."
Hava kirliliği sigara kadar tehlikeli
28 Kasım 2025 Cuma - 13:40 Hava kirliliği sigara kadar tehlikeli Akciğer kanserinin bir numaralı nedeni sigara kullanımıyken günümüzde dünya genelinde sigara kullanmayan kişilerde akciğer kanserinin görülme oranının artığını belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Sigara içmeyen kişilerde akciğer kanseri görülme oranlarındaki belirgin artış, son yılların en dikkat çekici halk sağlığı sorunlarından biri hâline geldi. Hava kirliliği, radon maruziyeti, kapalı alanlardaki kirleticiler ve genetik mutasyonlar gibi sigara dışı risk faktörlerinin önem kazandığı bu dönemde sigara içmeyen bireylerin de kanser riski açısından göz ardı edilmemesi gerekiyor" diye konuştu. Sigara, başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türünün bir numaralı nedeni olarak biliniyor. Ancak artık sigara kullanmayan kişilerde de akciğer kanserine yakalanma oranlarında ciddi bir artış görüldüğünü belirten Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, sigara dışında artan hava kirliliğinin de kanseri tetiklediğini söyledi. Uzm. Dr. Merda Erdemir ışık, "Dünya genelinde akciğer kanseri, hem erkeklerde hem de kadınlarda kansere bağlı ölümlerin başında geliyor. Ancak son yıllardaki istatistikler, özellikle kadınlarda ve genç yaş gruplarında hastalığın beklenenden daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor. Sigara içmeyen kişilerde akciğer kanseri görülme oranlarındaki belirgin artış, son yılların en dikkat çekici halk sağlığı sorunlarından biri hâline geldi. Hava kirliliği, radon maruziyeti, kapalı alanlardaki kirleticiler ve genetik mutasyonlar gibi sigara dışı risk faktörlerinin önem kazandığı bu dönemde sigara içmeyen bireylerin de kanser riski açısından göz ardı edilmemesi gerekiyor" dedi. Yüzde 20’si hiç sigara içmeyenlerden oluşuyor Dünya genelinde akciğer kanseri vakalarının yüzde 15-20’sinin hayatı boyunca sigara içmemiş kişilerden oluştuğunu aktaran Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Akciğer kanseri sadece sigara içenlerin hastalığıdır algısı artık geçerliliğini yitiriyor. Artışın en büyük nedenleri arasında hava kirliliği (PM2.5), radon gazı, pasif içicilik, genetik yatkınlık ve kapalı ortam toksinleri yer alıyor. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü sınır değerlerinin üzerinde seyretmesi, sigara içmeyen bireylerde bile akciğer kanseri riskini artırıyor" ifadelerini kullandı. Vaka analizine bakıldığında özellikle sigara içmeyen kadınlarda akciğer kanserinin görüldüğünü söyleyen Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Özellikle adenokarsinom alt tipinin kadınlarda daha sık görüldüğü gözlemlenmiş. Bu durum, hem hormonal faktörlerle hem de kadın akciğer dokusunun çevresel toksinlere karşı daha duyarlı olabileceğine dair tespitler ilişkilendiriliyor. Ayrıca büyük şehirlerde yaşayan kadınların günlük yaşamda daha yüksek düzeyde hava kirliliğine maruz kalması da risk artışında önemli rol oynadığı düşünülüyor" açıklamasını yaptı. Belirtiler çoğu zaman gözden kaçıyor Sigara içmeyen kişilerde hastalığın çoğu zaman sessiz ilerlediğini dile getiren Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, geçmeyen öksürük, nefes darlığı, tekrarlayan enfeksiyonlar, göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve açıklanamayan kilo kaybının ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. "Sigara içmeyen kişilerde kanser riskinin daha düşük olduğunun düşünülmesi, tanıda gecikmelere neden olabiliyor" diyen Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, "Hava kirliliğinden korunmak için HEPA filtreli hava temizleyicileri kullanabilirsiniz, yoğun trafik saatlerinde dış hava aktivitelerini azaltın, evinizi mutlaka havalandırın, mutfak aspiratörlerinin aktif kullanın ve de radon ölçümünü yaptırın" diye konuştu.
Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Koçoğlu doğada yetişen mantarlara dikkati çekti
28 Kasım 2025 Cuma - 12:38 Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Koçoğlu doğada yetişen mantarlara dikkati çekti Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hacer Koçoğlu, doğada yetişen mantarların zehirli olabileceğine dikkati çekerek, "Mantar zehirlenmelerinden korunmak için doğal ortamlarda yetişen mantarlar yerine bandrollü kültür mantarları tercih edilmelidir" dedi. Koçoğlu, Türkiye’de ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde özellikle yağışların artmasıyla doğada üreyen mantarların artmasında ve bu mantarların tüketimine bağlı olarak mantar zehirlenmesi vakalarında artışlar görülmekte olduğunu söyledi. Doğal ortamlarda yetişen ve yapısında zehir bulunan mantarların taze, kurutulmuş veya konserve şeklinde çiğ ya da pişirilmiş olarak tüketilmesi ölümle sonuçlanabilen ciddi zehirlenmelere sebep olabileceğini anlatan Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hacer Koçoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Zehirlenme belirtileri mantarın içinde bulunan zehrin niteliğine göre 2 ile 6 saat arasında ortaya çıkabilmektedir. Sersemlik, uyku hali, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, yüzde ve boyunda kızarıklık, bulantı, kusma, terleme gibi bulgular görülebilmektedir. Bazı mantar türlerinin yenmesinden 6 saat sonra ise bulantı, kusma, ishal, terleme, karın ağrısı, böbrek ve karaciğer fonksiyon bozukluğu ve ölümle sonuçlanabilen ciddi zehirlenme bulgularına yol açabilmektedir. Vatandaşlarımız doğada yetişen mantarların ölümcül sonuçlar doğurabileceğini bilmeli ve kesinlikle tüketmemelidir. Ancak tüketilmesi halinde bu zehirlenme belirtilerinin görülmesi halinde derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir. Ayrıca Ulusal Zehir Danışma Merkezi 7/24 kesintisiz hizmet sunmaktadır. İhtiyaç halinde bilgi almak isteyen vatandaşlar 114 numaralı Ulusal Zehir Danışma Merkezi’ni arayabilirler. Mantar zehirlenmelerinden korunmak için doğal ortamlarda yetişen mantarlar yerine bandrollü kültür mantarları tercih edilmelidir."
Samsun Şehir Hastanesi hasta kabulüne başladı
28 Kasım 2025 Cuma - 12:16 Samsun Şehir Hastanesi hasta kabulüne başladı Sağlık Bakanlığı’nın öz kaynaklarıyla yapılan bin 458 yatak kapasiteli Samsun Şehir Hastanesi’nin Göğüs Hastalıkları Kliniği, hasta kabulüne başladı. Yeni hastane için vatandaşların ilk yorumu "Otel konforunda" oldu. Canik ilçesinde bulunan Samsun Şehir Hastanesi’nin Göğüs Hastalıkları Kliniği bugün itibarıyla faaliyete geçti. Kliniğin açılmasıyla birlikte, diğer hastanelerin yoğun bakım ve servislerinde yatan göğüs hastaları yeni hastaneye transfer edildi. Ayrıca hastanede poliklinik hizmeti verilmeye başlandı. Hastaneye gelen vatandaşlar, tesisin büyüklüğü ve konforundan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Uras ve Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, hastanede yatan hastaları ziyaret ederek ’geçmiş olsun’ dileklerini iletti. "Hastaneyi aşama aşama vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" Hastane hakkında bili veren Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Uras, "Kamunun öz kaynaklarıyla yapılan bin 458 yatak kapasiteli Samsun Şehir Hastanesi bugün itibarıyla hastalarımıza hizmet vermeye başladı. Şu ana kadar 75 poliklinik hastasına hizmet verildi. Kan alma, akciğer grafisi, tomografi gibi tüm alanlar aktif olarak kullanıldı. Şu ana kadar herhangi bir sorun ile karşılaşmadık. Göğüs hastalıkları hastalarımızın transferini sürdürüyoruz. İşimiz çok hassas olduğu için tüm sistemleri tekrar tekrar kontrol ediyoruz. Kademeli geçişle, hata yapmadan tüm hastaların transferini sağlayacağız. Hastaneyi aşama aşama vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" dedi.
"İklim değişikliği doğrudan insan sağlığını ve su güvenliğini tehdit ediyor"
28 Kasım 2025 Cuma - 12:09 "İklim değişikliği doğrudan insan sağlığını ve su güvenliğini tehdit ediyor" -"İklim değişikliği doğrudan insan sağlığını ve su güvenliğini tehdit ediyor" Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen ‘İklim Değişikliği, Doğa ve İnsan’ semineriyle, iklim krizinin doğa ve insan yaşamına etkileri bilimsel veriler ışığında ele alındı. Prof. Dr. Salih Gücel, iklim değişikliğinin doğrudan insan sağlığını, su güvenliğini ve yaşam kalitesini etkilediğini belirtti. Yakın Doğu Üniversitesi’nde iklim değişikliği, doğa ve insan ilişkisinin çok boyutlu etkilerini ele almak üzere düzenlenen "İklim Değişikliği, Doğa ve İnsan" semineri, Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü tarafından gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan seminerde, iklim değişikliğinin biyolojik çeşitlilikten, insan yaşamına kadar uzanan etkilerini, bilimsel veriler ışığında değerlendirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amaçlandı. Etkinlikte, çevre ve ekoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Gücel konuşmacı olarak yer aldı. Prof. Dr. Salih Gücel’in sunumunda iklim krizinin doğal yaşam üzerindeki baskıları, türlerin değişen şartlara uyum süreci, paleoiklim verilerinin günümüz için taşıdığı anlam ve insan faaliyetlerinin doğaya etkisi ele alındı. Etkinlikte ayrıca artan sıcaklıklar, aşırı hava olayları ve çevresel tahribatın yaşam kalitesi üzerindeki sonuçları da somut örneklerle aktarıldı. Prof. Dr. Özge Özden: "İklim değişikliği ülke gündeminde öncelik olmalı!" Ziraat Fakültesi Dekanı ve Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özge Özden, seminerin açılışında yaptığı konuşmada iklim değişikliğinin artık ertelenemez bir sorun olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Özden, "İklim değişikliği yalnızca çevreyi değil, doğayı, toplumsal yaşamı, ekonomiyi ve insan sağlığını tehdit eden çok boyutlu bir krizdir" diyen Prof. Dr. Özden, tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekti. Konunun ülke gündeminde hak ettiği yeri bulamadığını belirten Prof. Dr. Özden, "Bu kadar büyük bir tehdide rağmen iklim değişikliği ülke gündeminde en öncelikli sıralarda yer almıyor. Oysa yer almalı, çünkü geciktikçe etkisi derinleşiyor" diye konuştu. Uluslararası çalışmalar ve projelerden elde edilen bilimsel birikimi paylaşmak için bu sunumun hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Özden, "Bilim bize ne yapmamız gerektiğini açıkça söylüyor; geriye kalan bunu uygulama kararlılığıdır" dedi. Prof. Dr. Salih Gücel: "Sürdürülebilir planlama ve ekolojik farkındalık her zamankinden daha kritik hale geldi" Sunumunda iklim değişikliğinin yalnızca meteorolojik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Salih Gücel, iklim değişikliğinin doğrudan insan yaşamını ve ekosistemleri etkileyen çok yönlü bir kriz olduğunun altını çizdi. Atmosferdeki sıcaklık, nem, rüzgar ve yağış gibi dinamiklerin yaşam döngüsünün temel belirleyicileri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gücel, "Geleceğimizi iyi görebilmek için geçmişimizi doğru anlamak zorundayız" diyerek iklim tarihinin incelenmesinin önemine dikkat çekti. Sunumunda bitkilerin iklim değişikliğine verdiği tepkilere de değinen Prof. Dr. Gücel, artan sıcaklıklar ve azalan su kaynaklarının ekosistemler üzerindeki baskısını örneklerle anlattı. Su stresi altındaki bitkilerin stomalarını kapatarak su kaybını azaltmaya çalıştığını belirten Prof. Dr. Gücel, "Bitkiler, enerji ihtiyacını karşılamak için ışık solunumu yapmaya başladığında, bu süreç oksijen zehirlenmesine ve bitkinin ölümüne kadar giden bir zincir oluşturuyor" dedi. Prof. Dr. Gücel, bu durumun özellikle maki bitki örtüsünde, yükseltiye bağlı su ilişkilerinde belirgin biçimde gözlemlendiğini kaydetti. İklim değişikliğinin, insan yaşamını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Gücel, artan şehirleşme, çölleşme ve vektör kaynaklı hastalıkların gelecekte daha büyük bir tehdit oluşturabileceğini söyledi. "İklim değişikliğinin doğrudan ve dolaylı etkileri var. Biyolojik çeşitlilik kaybından sağlığa, şehirleşmeden su güvenliğine kadar her alanı yeniden şekillendiriyor" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Gücel, sürdürülebilir planlamanın ve ekolojik farkındalığın her zamankinden daha kritik hale geldiğini belirtti. Artan sıcaklıkların tarımsal üretimden doğal bitki örtüsüne kadar geniş bir etki alanı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Salih Gücel, aşırı hava olaylarının son yıllarda balık ölümleri, denizel istilacı türlerde artış ve çölleşme eğilimi gibi sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gücel, "Bu süreç, sadece ekosistemleri değil, doğrudan insan sağlığını, su güvenliğini ve yaşam kalitesini etkiliyor" dedi. Fransa, İtalya ve Almanya’dan farklı üniversiteler ve bilimsel araştırma kuruluşları ile ortak yürütmekte olduğu iklim değişikliği araştırma projelerinden bazı örnekler de veren Prof. Dr. Gücel, Kıbrıs adası için iklim değişikliğinin ne derece önemli olduğuna vurgu yaptı.