SAĞLIK
28 Mart 2026 Cumartesi - 12:37 Gördes’te STK’lara yönelik ‘hayat kurtaran’ eğitimler başladı Manisa’nın Gördes ilçesinde sivil toplum kuruluşlarına yönelik başlatılan ilk yardım eğitimlerinin ilk durağı Gördes Off-Road grubu oldu. Jandarma ve 112 Acil Servis İstasyonu iş birliğiyle düzenlenen eğitimler, ilçe genelindeki tüm STK’lara verilecek. Gördes’te olabilecek kaza ve acil durumlarda bilinçli müdahale kapasitesini artırmak amacıyla geniş kapsamlı bir eğitim seferberliği başlatıldı. Gördes 112 Acil Servis İstasyonu personelinin eğitim desteği verdiği, Gördes İlçe Jandarma Komutanlığının ise ev sahipliği yaptığı programın ilk konukları Gördes Off-Road Grubu üyeleri oldu. İlçe Jandarma Komutanlığı salonunda gerçekleştirilen eğitimde, 112 Acil Servis İstasyonu Acil Tıp Teknisyeni (ATT) İbrahim Arga tarafından hayati bilgiler aktarıldı. Özellikle doğa sporları ve zorlu arazi şartlarında faaliyet gösteren off-road ekibine, olay yerinde yapılacak ilk müdahalenin altın kuralları uygulamalı olarak anlatıldı. Jandarma Üsteğmen Ramazan Çetin’in de yakından takip ettiği eğitimde, doğru müdahalenin hayat kurtaracağı vurgulandı. Eğitim serisinin ilk katılımcısı olan Gördes Off-Road Grubu üyeleri, aldıkları bilgilerin sahada kendileri için kritik önem taşıdığını ifade etti. Grup adına yapılan açıklamada, "Doğada her an beklenmedik durumlarla karşılaşabiliyoruz. Bu eğitim sayesinde profesyonel ekipler gelene kadar neler yapabileceğimizi öğrendik. Bu anlamlı iş birliği için hem Jandarma Komutanlığımıza hem de 112 ekiplerine teşekkür ediyoruz" denildi. İlçe genelindeki tüm sivil toplum kuruluşlarını (STK) kapsayacak şekilde planlanan eğitim serisinin, belirlenen takvim doğrultusunda diğer gruplarla devam edeceği öğrenildi. Amaç, ilçedeki toplumsal duyarlılığı ve acil durumlara hazırlık seviyesini en üst düzeye çıkarmak olarak açıklandı.
28 Mart 2026 Cumartesi - 12:01 Dijital çağın çocuk sağlığı üzerindeki etkileri Dijitalleşmenin çocukların yaşamına etkileri günümüzün en büyük problemlerinden birisi haline geldi. Dijital çağın getirdiği yeni tanımlanan çocuk hastalıkları, Türk Pediatri Kongresi’nde masaya yatırılacak. Artan postür bozuklukları, çocukluk çağı obezitesi ve azalan fiziksel aktivite gibi modern yaşamın getirdiği sağlık sorunları ve klinik yönetim yaklaşımları ele alınacak. Günümüz çocuklarının yoğun ekran maruziyeti, dikkat ve iletişim sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. "Ekran, Dikkat ve İletişim" başlıklı oturumda pediatristlerin klinikte sık karşılaştığı bu zorlu durumlar bilimsel veriler ışığında masaya yatırılacak. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ’ın ev sahipliğinde, pediatri alanının ulusal ve uluslararası ölçekteki önde gelen uzmanları, çocuk sağlığını tehdit eden güncel sorunlar, değişen yaşam alışkanlıkları ve yeni klinik yaklaşımlar kongrede çok yönlü olarak ele alacak. Pediatri alanındaki güncel gelişmelerin ve yeni tedavi yaklaşımlarının masaya yatırılacağı kongrede; geleceğimizin umudu olan çocuk sağlığını yakından ilgilendiren pek çok kritik konu bilimsel oturumlarda gündeme taşınacak. Kongrede, pediatri pratiğinde giderek daha fazla önem kazanan hasta hakları ve hekim sorumluluğu konusu da ele alınacak. Çocuk hastaların korunması, ailelerle iletişim süreçleri, etik sorumluluklar ve hukuki boyutlar uzmanlar tarafından kapsamlı biçimde değerlendirilecek. Son yıllarda giderek artan vitamin, mineral ve protein takviyesi kullanımı, "Gerektiğinde mi, rutinde mi?" sorusu üzerinden masaya yatırılacak. Uzmanlar, çocuklarda bilinçsiz takviye kullanımının muhtemel risklerine dikkat çekerek bilimsel rehberler doğrultusunda doğru kullanım yöntemlerini paylaşacak. Özellikle sporcu sağlığı ile ilgili güncel yaklaşımlar dile getirilecek. Kongrede öne çıkan başlıklardan biri de çocukluk çağında sık görülen sağlık sorunlarından biri olan anemi olacak. Aneminin erken tanısı, nedenleri ve güncel tedavi yaklaşımları multidisipliner bakış açısıyla değerlendirilecek. Çocuklarda sık karşılaşılan zehirlenme vakalarında erken tanı, acil ve doğru müdahale ile klinik yönetim stratejileri değerlendirilecek. Ayrıca kronik hastalığı olan çocuklar, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar veya özel sağlık durumları bulunan çocuklarda aşılama konusuna da yer verilecek. Uzmanlar, özel durumlarda uygulanması gereken aşı takvimlerini ve klinik yaklaşımları paylaşacak.
28 Mart 2026 Cumartesi - 11:07 Konya’da "Yara Okulu" projesi hayata geçirildi Konya Numune Hastanesinde özellikle uzun süre yatağa bağımlı kalan hastalar için hayati önem taşıyan bası yaralarını (yatak yaraları) önlemek ve tedavi sürecini profesyonelleştirmek amacıyla kurulan Yara Okulu, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Hastanede düzenlenen açılış programında konuşan Başhekim Op. Dr. Ali Haydar Dadacı, uzun süre yatmak zorunda kalan hastalar için bası yaralarının önemli bir risk oluşturduğunu belirterek, Yara Okulu projesi ile toplumda farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz ise, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek yerine önleyici sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekti. Özellikle evde bakım ve yoğun bakım hastalarında bası yaralarının kısa sürede oluşabildiğini, ancak tedavi sürecinin aylar sürebildiğini belirten Doç. Dr. Yavuz, "Bu proje ile bir hastaya dahi dokunabilmek büyük bir kazanımdır" ifadelerini kullandı. Programa katılan hasta ve hasta yakınlarına Yara Okulu Katılım Belgesi takdim edildi. Program, yapılan sunumların ardından dualar eşliğinde gerçekleştirilen kurdele kesimi ile sona erdi. Programa, Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Himmet Durgut, Personel Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Hakan Çetinkaya, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Hasan Çifci, Acil Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Ahmet Ergin, Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Halil Ekrem Akkurt, Meram Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Ömer Adil İlhan, Numune Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ali Haydar Dadacı, merkez hastane idarecileri, sağlık çalışanları, hastalar ve çok sayıda hasta yakını katıldı.
Uzmanı uyardı: "Çocuklarda paketli gıda tüketimi obezite ve erken ergenliği artırıyor"
02 Aralık 2025 Salı - 13:50 Uzmanı uyardı: "Çocuklarda paketli gıda tüketimi obezite ve erken ergenliği artırıyor" Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ruken Tekdemir, çocukların giderek artan paketli gıda tüketiminin sağlık üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek aileleri uyardı. Son yıllarda özellikle cips, çikolata, noodle ve gazlı içecek gibi ürünlerin tüketiminde büyük bir artış yaşandığını ifade eden Tekdemir, bu ürünlerin yüksek şeker, tuz, trans yağ ve katkı maddeleri içerdiğini vurguladı. Dr. Tekdemir, bu ürünlerin sadece kilo artışıyla sınırlı olmayan pek çok yan etkiye yol açtığını belirterek, "Yüksek tuz oranları böbrekler üzerinde zararlı etkilere neden olabilir. Yapay renklendirici ve tatlandırıcılar dikkat dağınıklığına ve dikkat eksikliğine sebep olabilir. Trans yağlar damar yapısına zarar vererek erken yaşta kolesterol hastalıklarının ortaya çıkmasına yol açabilir" dedi. Gazlı içeceklerdeki yüksek şeker ve asidin diş sağlığını olumsuz etkilediğini kaydeden Tekdemir, çocuklarda ciddi diş çürüklerinin ve tekrarlayan diş hekimi başvurularının bu nedenle arttığını söyledi. Paketli gıdaların kalorisi yüksek, besleyicilik değerinin oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Tekdemir bunun obeziteyi ve obezitenin yol açtığı komplikasyonları tetiklediğini ifade etti. Erken ergenlik vakalarında artış Dr. Tekdemir, kötü beslenme alışkanlıklarının erken ergenlik riskini de artırdığına dikkat çekerek, "Son yıllarda polikliniklerde obezite ve erken ergenlik nedeniyle başvurular belirgin şekilde çoğaldı. Bu durum özellikle kız çocuklarında daha sık görülüyor. En önemli sebeplerden biri besin değeri düşük, paketli ürünlerle beslenmedir" diye konuştu. Ailelere alternatif sağlıklı atıştırmalık önerisi Çocukları paketli gıdalardan tamamen uzak tutmanın zor olduğuna işaret eden Tekdemir, ailelere şu önerilerde bulundu: "Okul çevrelerinde, marketlerde bu ürünlerle sık karşılaşıyorlar. Bu nedenle çocukları tamamen kısıtlamak yerine evde hazırlanan sağlıklı atıştırmalıklarla desteklemek daha doğru olur. İçeriğini bildiğimiz sağlıklı şekerlemeler, ev yapımı meyve suları ve beslenme çantasına eklenen doğal yiyecekler hem onların bu isteğini karşılayabilir hem de sağlıklı beslenmelerine katkı sağlar." Dr. Tekdemir, ailelerin paketli gıda tüketimini mümkün olduğunca azaltması gerektiğini belirterek, çocuklara daha sağlıklı bir yaşam fırsatı sunmanın ancak doğru beslenme alışkanlıklarıyla mümkün olacağını vurguladı.
Vücudu köpek tarafından parçalanan Yunus enfeksiyonu atlattı, kolunu rahatça kullanmaya başladı
02 Aralık 2025 Salı - 12:18 Vücudu köpek tarafından parçalanan Yunus enfeksiyonu atlattı, kolunu rahatça kullanmaya başladı Samsun’da geçen yaz bir köpeğin saldırısı sonucu omzunun bir bölümü kopan 11 yaşındaki Yunus Aksoy, aylar süren tedavi ve enfeksiyonla mücadelenin ardından yeniden sağlığına kavuştu. Derin doku enfeksiyonu nedeniyle kolunu kullanamayan ve felç riski bulunan Yunus, başarılı cerrahi müdahaleler ve antibiyotik tedavisiyle iyileşti. Samsun’da köpek saldırısında omzunun bir bölümü kopan 11 yaşındaki Yunus Aksoy, geçirdiği operasyonlar ve uzun süren tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Yaklaşık 6 hafta süren antibiyotik tedavisiyle enfeksiyonu atlatan Yunus, kolunu yeniden rahatlıkla kullanmaya başladı. Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyhan Bülbül ve ortopedi doktorlarının uyguladığı tedavi sayesinde yeniden şifa bulan Yunus, kendisini iyileştiren doktorlara teşekkür etti. "Ek bir komplikasyon gelişmedi ve enfeksiyonu atlatmış durumda" Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Beyhan Bülbül, Yunus hakkında bilgi vererek, "Yunus, sağ omzunda derin doku enfeksiyonu gelişen köpek ısırığı şikâyetiyle bize başvurmuştu. Ortopedi bölümü yara yerine ameliyathane şartlarında müdahale etti, temizledi. Yara alanı oldukça enfekte görünüyordu. Yara kültüründe dirençli bir mikroorganizma üredi. Altı haftalık antibiyotik tedavisinin ardından yara tamamen iyileşti. Yunus şu anda okuluna devam ediyor. Ek bir komplikasyon gelişmedi ve enfeksiyonu atlatmış durumda. Herhangi bir şikâyeti de yok" dedi. "Voleybol oynamaya başladı" Yunus Aksoy ise saldırı sonrası yeniden sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını aktararak şunları söyledi: "Şu an durumum çok iyi. Arkadaşlarımla oyun oynayabiliyorum. Voleybol maçlarına gidiyoruz. Omzum iyileşti; yazı yazabiliyorum, ders yapabiliyorum. Okul voleybol takımımla Çarşamba ilçe birincisi olduk. Kendimi çok iyi hissediyorum. Arkadaşlarımla yeniden birlikte olduğum için çok mutluyum." Olayın geçmişi 25 Temmuz Cuma günü meydana gelen olayda Yunus Aksoy, arkadaşının evinin önünde top oynadıktan sonra bisikletiyle evine dönerken sahipli bir köpeğin saldırısına uğramıştı. Köpek, kaçmaya çalışan çocuğu önce kalçasından, ardından sırtından ve son olarak da omzundan ısırmıştı. Saldırı sırasında Yunus’un omzundaki et parçasının koptuğu ve çocuğun ağır yaralandığı ifade edildi. Olay sonrası Yunus önce Çarşamba Devlet Hastanesi’ne kaldırılmış, akabinde ise Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştı.
‘Gelecek 10 yılda 7,7 milyon kişi HIV’den ölebilir’
02 Aralık 2025 Salı - 11:40 ‘Gelecek 10 yılda 7,7 milyon kişi HIV’den ölebilir’ Enfeksiyon ve Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sünbül, dünyada gelecek 10 yıl içerisinde 7,7 milyon kişinin HIV enfeksiyonundan öleceğinin tahmin edildiğini söyledi. İnsan bağışıklık yetmezliği virüsünün (HIV) dünyada ciddi sağlık problemi olmaya devam ettiğini açıklayan Prof. Dr. Mustafa Sünbül, dünyada 2020 yılı itibarıyla 1,8 milyonu çocuk olmak üzere 38 milyon HIV hastasının olduğu tahmin edildiğini, bu hastaların yaklaşık 5’te birinin maalesef hasta olduğunu bilmediğini kaydetti. Dünyanın hemen her ülkesinde HIV’in görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, "Hastalığın ilk tespit edildiği günden bu güne kadar 75,7 milyon kişi hastalığa yakalanmış ve bunlardan 32,7 milyonu ölmüştür. Geçtiğimiz yıl 690 bin kişi HIV enfeksiyonundan hayatını kaybetmiştir. Diğer yandan yine aynı yıl 1,5 milyon kişi hastalığa yakalanmıştır. Dünyada her gün 4 bin 500 kişiye hastalık bulaşmaktadır ve bunların da yüzde 59’u sahra altı Afrika’da yaşamaktadır. Gelecek 10 yıl içerisinde 7,7 milyon kişinin HIV enfeksiyonundan öleceği tahmin edilmektedir. HIV hastalığı bağışıklık sistemini etkileyerek bulaştığı kişiyi enfeksiyonlara ve kanserlere karşı savunmasız hale getirir. Virüs bağışıklık sisteminin hücrelerini bozup harap ettiği için hastaların bağışıklık sistemi çöker. Hastalık yıllar içerisinde ilerleyerek AIDS aşamasına geçer. Hastaların HIV aşamasından AIDS kliniğine gelmesi yaklaşık 2-15 yıl sürmektedir. AIDS dönemi bazı kanserlerin ve ‘fırsatçı’ diye tanımlanan diğer enfeksiyonların tabloya eklendiği ileri aşamadır" dedi. "Grip benzeri bulgular görülebilir" HIV semptomlarının enfeksiyonun aşamasına göre değiştiğini ifade eden Liv Hospital Samsun Enfeksiyon ve Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sünbül, "Hastalık mikrobu kişiye bulaştıktan birkaç hafta sonra ya hiçbir belirti olmaz veya ateş, baş ağrısı, ciltte döküntü ve boğaz ağrısı gibi grip benzeri bulgular ortaya çıkar. Daha sonra enfeksiyon ilerler ve bağışıklık sistemi gittikçe zayıflar. Lenf bezlerinde şişme, kilo kaybı, ateş, ishal ve öksürük başlar. Tedavi edilmeyen hastalarda ise verem, menenjit, ciddi diğer enfeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkar" diye konuştu. "Gebelikte anneden bebeğe de geçebiliyor" Bulaşma yolları ve risk gruplarından da bahseden Prof. Dr. Sünbül, "HIV hasta kişinin kan, süt, semen gibi vücut sıvıları ile bulaşır. Gebelikte anneden bebeğe geçer. Hasta kişi cinsel partnerine bulaştırır. Korunmasız ilişkide bulunanlar, damar içi uyuşturucu kullananlar, hastalık virüsünü taşıyan kişinin kan veya organının verildiği kişiler, steril olmayan aletlerle vücuduna dövme gibi uygulamalar yaptıranlar risk altındadır. Sifiliz, bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlarda risk artmaktadır. Ayrıca kaza ile hasta kişiye kullanılan iğnenin batması sonucu sağlık çalışanlarına da hastalık bulaşabilmektedir" şeklinde konuştu. "Aynı gün sonucu çıkan testle tanı konabilir" Prof. Dr. Mustafa Sünbül, hastalığın tanı ve tedavisi hakkında ise şunları söyledi: "Günümüzde HIV tanısı aynı gün sonuçlanan testlerle konulabilmektedir. Bu ise erken tanı ve tedaviyi kolaylaştırmaktadır. Hastalık mikrobu alındıktan sonraki ilk 28 gün içerisinde antikor pozitif olur. Tanı testleri vücutta gelişen antikoru tespit eder. İlk basamak testi pozitif çıkan hastanın doğrulama testi yapılmalıdır. Ayrıca HIV’in genetiğini (HIV-RNA) tespit eden ve daha erken hastalık tanısını koymaya yarayan pahalı testler de vardır. Ancak bu test daha çok tedavinin takibinde kullanılmaktadır. HIV hastalığında erken tanı ve erken tedavi çok önemlidir. Günümüzde hastalık değişik tedavi rejimleri ile tedavi edilebilmektedir. Bu tedaviler virüsün çoğalmasını engellemekte, böylece hastanın bağışıklık sisteminin düzelmesine ve güçlenmesine yardım etmektedir. Sonuçta virüsün bulaştığı kişinin (konak) bağışıklık sistemi fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserle mücadele kapasitesini yeniden kazanmaktadır. Yapılan çok sayıda çalışmaya rağmen hastalık için henüz etkili bir aşı geliştirilememiştir."
Skolyoz, çocukların geleceğine engel değil
02 Aralık 2025 Salı - 11:37 Skolyoz, çocukların geleceğine engel değil Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hanifi Üçpunar, "Skolyoz, doğru yaklaşımla ve düzenli takiplerle yönetilebilen bir durumdur" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Üçpunar skolyozun doğal seyri, çocuklarda yaşam etkileri ve doğru tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Skolyoz tanısının ailelerde yoğun endişeye yol açtığını belirten Doç. Dr. Üçpunar, "Skolyoz teşhisi konulan çocuklar hakkında ailelerin aklına ilk gelen sorular; ’Hayat boyu ağrı mı çekecek?’, ’İleride çalışabilir mi?’, ’Kendi ailesini kurabilir mi’ gibi kaygılardır. Oysa skolyoz, doğru yaklaşımla ve düzenli takiplerle yönetilebilen bir durumdur" dedi. "Hafif ve orta dereceli eğriliklerde çocuklar normal yaşamlarına devam eder" Skolyozun her çocukta farklı bir seyir izleyebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Üçpunar, "Bazı eğrilikler küçük yaşlarda hızla ilerlerken bazıları uzun yıllar aynı seviyede kalabilir. Hafif ve orta derecede eğriliklerde çocuklar okul yaşamına, spor faaliyetlerine ve sosyal hayata sorunsuz şekilde devam eder. Ağrı ise sanıldığı gibi sürekli değildir; düzenli egzersiz yapan ve kaslarını güçlü tutan çocuklarda ağrı şikâyeti oldukça sınırlıdır" açıklamasında bulundu. "Cerrahi, bu sürecin sonu değil; pek çok çocuk için yeni bir başlangıçtır" İleri derecede eğriliklerde cerrahinin gündeme gelebildiğini belirten Doç. Dr. Hanifi Üçpunar, ailelerin ameliyat sonrası yaşamla ilgili korkularının gereksiz olduğuna dikkat çekerek, "Güncel literatür, skolyoz cerrahisi geçiren çocukların ve gençlerin yaşam kalitesinin sağlıklı yaşıtlarıyla neredeyse aynı olduğunu göstermektedir. Modern cerrahi teknikler sayesinde bu hastalar okuluna dönebilmekte, meslek edinebilmekte ve sosyal yaşamda aktif rol alabilmektedir. Cerrahi, bu yolculuğun sonu değil; çoğu zaman yeni bir başlangıcıdır" dedi. "Fiziksel değil, psikolojik etkiler daha baskın olabilir" Skolyozun özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar için psikolojik etkiler doğurabileceğine vurgu yapan Üçpunar, "Asimetrik omuzlar, kaburga çıkıntısı veya beldeki eğrilik; görünüş kaygısını artırabilir. Bu nedenle hem aile desteği hem de toplumsal farkındalık büyük önem taşır. Çocuğun kendini iyi hissetmesi tedavinin en önemli parçalarından biridir" ifadelerini kullandı. "Skolyoz geleceği karartan bir teşhis değildir" Doğru yönetilen skolyozun hayatı kısıtlamadığını belirten Doç. Dr. Üçpunar, sözlerine şöyle devam etti: "Skolyoz, ister cerrahi ister cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilsin, düzenli takip edildiğinde çocuklar sağlıklı, üretken ve mutlu bir yaşam sürebilir. Skolyoz ile yaşamak bir sınırlılık değil; doğru destekle güçlenerek büyümenin bir yoludur."
D vitamini eksikliği saç dökülmesine neden oluyor
02 Aralık 2025 Salı - 11:32 D vitamini eksikliği saç dökülmesine neden oluyor "Türkiye’nin yüzde 70-80’inde D vitamini eksikliği görülmektedir. Ülkemizde D vitamini düzeyleri düşük düzeylerde seyrederken, D vitamini eksikliği hem saç dökülmesine hem de erken yaşlanmaya neden olmaktadır" diyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, D vitamini eksikliğinin önemi hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Türkiye güneşli bir ülke olmasına rağmen D vitamini düzeylerinin yaygın olarak düşük çıkmasının temel nedeni yaşam tarzı, modern alışkanlıklar, Ultraviyole B ışınlarının (UVB) yetersizliği, ten rengi ve kapalı giyim gibi çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Beslenmenin ise çok sınırlı bir etkisi vardır. Ülkemiz güneşli bir ülke olabilir ama UVB’nin cilde ulaşması için gereken şartlar genellikle sağlanmıyor. UVB’nin etkin olabilmesi için güneşi 10.00-16.00 arasında 10-20 dk maruziyetle almak gerekir ve kol, bacak ve yüz direkt açıkta olmalıdır. Gölge, cam, bulut, kış UVB’yi engeller" açıklaması yaptı. Tedaviyle dökülme azalabilir D vitamininin sadece kemik sağlığında etkili olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Bağışıklık, hormon dengesi, kas gücü, cilt yenilenmesi, beyin ve metabolizma üzerinde çok geniş bir etkisi vardır. D vitamininin birçok konuda katkısı olduğu bilinmekle birlikte, eksikliği saç dökülmesi ve erken yaşlanma sebebi olabilmektedir. D vitamini düşüklüğü özellikle saçların normalden daha fazla döküldüğü telogen (dinlenme fazı) safhasına girmesine ve kadın tipi saç dökülmesine neden olmaktadır. D vitamini saç folikül kök hücrelerini aktive eder, eksikliğinde foliküller uzun süren dinlenme fazına girer. Böylelikle saç dökülmesi artar. Ayrıca alopecia areata gibi otoimmün saç dökülmelerinde D vitamini ciddi şekilde düşük bulunmuştur. D vitamin eksikliği saçlarda keratinizasyon bozukluğu ve inflamasyon artışı oluşturur bu da dökülmeyi hızlandırır. D vitamini 20 ng/mL altı olan hastalarda saç dökülmesi sık görülmektedir. Tedavi ile genellikle 2-3 ayda dökülme azalmaktadır" şeklinde konuştu. D vitamini eksikliği yaşlanmayı hızlandırabilir D vitamini eksikliğinin erken yaşlanmayla ilişkisi direkt olmasa da, dolaylı yoldan yaşlanma sürecini etkilediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "D vitamini eksikliği kollajen sentezinde bozulma yapması nedeniyle cilt elastikiyetini azaltır ve böylelikle cilt parlak ve dolgun görünümünü yitirir, ciltte kırışıklıklar artar. Yine D vitamini yetersizliği hücresel yaşlanmayı hızlandırır. Ayrıca D vitamininin antioksidan etkisi olduğundan yetersizliğinde serbest radikal birikimi artar. Bu da hücre tamirinin gecikmesine, ayrıca hücre hasarının artmasına neden olur" ifadelerini kullandı. Diğer değerlere de bakılmalı D vitamini eksikliğinin bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve cilt yenilenmesinin yavaşlamasına sebep olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Bunlar ciltte kuruluk, ince kırışıklık, solgunluk, güneşe karşı hassasiyet gibi erken yaşlanma belirtilerini artırabilir. Ancak saç dökülmesi ve erken yaşlanma sadece D vitamini eksikliğine bağlı değildir. Bu durumda birçok faktör birlikte değerlendirilmelidir. Saç dökülmesi en sık ferritin düşüklüğünde görülmekle birlikte B12, çinko düşüklüğü, tiroid fonksiyonları özellikle TSH bozukluğu, stres, uykusuzluk, genetik yapı, hormonal bozukluklar, sigara kullanımı, UV maruziyeti de bunlarda etkilidir. D vitamininin optimal seviyesi 40-60 ng/mL civarında olmalıdır. Özellikle saç dökülmesi olan hastalarda genelde bu aralıkta saç daha güçlü çıkmaktadır. Tedaviye başlanınca saç dökülmesinde 6-12 hafta içinde belirgin azalma olur. Ciltte ise toparlanma süresi 8-12 haftayı bulmaktadır" ifadelerini kullandı. En az 3 ay düzenli kullanılmalı D vitamini tedavisinin kişiden kişiye değiştiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Tedavi kan düzeyine, hastanın kilosuna, eşlik eden saç dökülmesi tipine, demir eksikliğine ve diğer hastalıklara göre belirlenmelidir. D vitamin takviyesine en az 3 ay düzenli olarak devam edilmeli ve vitamin 6-12 aya kadar düzenli kullanılmalıdır. D vitaminini alırken özellikle yağlı bir öğünle, yemekle birlikte alınmalıdır. Omega-3 ile birlikte almak emilimi artırabilir. K2 vitamini ile birlikte alımı ise kemik yönünden faydalı ancak saç dökülmesi için zorunlu değildir. Toksik dozlara çıkarmamak için tedaviye başladıktan 3 ay sonra D vitamini düzeyi kontrol edilmelidir" şeklinde görüş verdi.