SAĞLIK
Batman’da "Erken Teşhis Hayat Kurtarır" seferberliği: Köy köy gezip kanser taraması yapıyorlar 27 Mart 2026 Cuma - 09:39:31 Batman’ın Gercüş ilçesinde Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, "Erken Teşhis Hayat Kurtarır" sloganıyla köyleri karış karış gezerek kadınlara yönelik kanser taraması ve bilgilendirme çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Gercüş Toplum Sağlığı Merkezi’nin bugünkü durağı Hisar köyü oldu. Hisar Ortaokulu’nda düzenlenen etkinlikte, köydeki kadınlara yönelik kapsamlı bir eğitim programı gerçekleştirildi. Hemşire Gülistan Ülker tarafından verilen eğitimde; rahim ağzı (serviks), meme ve kalın bağırsak kanserleri hakkında hayati bilgiler paylaşıldı. Sağlık Bakanlığı’nın sunduğu ücretsiz tarama hizmetlerini vatandaşın ayağına götüren ekip, eğitim sonrası gönüllü kadınlardan kanser tarama testleri aldı. İnteraktif bir şekilde ilerleyen sunumda, kadınların merak ettiği sorular tek tek yanıtlandı. Eğitimi gerçekleştiren hemşire Gülistan Ülker, bugün Hisar köyündeki kadınlarla bir araya geldiklerini belirterek, kanser hakkında eğitim verdiklerini söyledi. Sağlık Bakanlığı tarafından bu taramaların tamamen ücretsiz yapıldığını ifade eden Ülker, "Bizler, köy köy dolaşarak hem bilgilendirme yapıyor hem de testlerimizi alıyoruz. Erken teşhisin hayat kurtardığını bir kez daha vurguladık ve tüm kadınlarımızı taramalara davet ettik" dedi. Sağlık hizmetinin köylerine kadar gelmesinden büyük memnuniyet duyan Hisarlı kadınlar, bu hassas konuda kendilerini bilgilendiren Ülker’e ve Gercüş Toplum Sağlığı Merkezi yetkililerine teşekkür etti.
27 Mart 2026 Cuma - 09:34 Muğla’da kolorektal kanser için bilgilendirme yapıldı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hemşirelik Bölümü ve Tıp Fakültesi, toplumda hayati önem taşıyan kolorektal kansere karşı farkındalık oluşturmak amacıyla hastanede kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. MSKÜ Hemşirelik Bölümü Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği AD ile Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD iş birliğiyle, ’Kolorektal Kanser Farkındalık Etkinliği’ düzenlendi. Erken tanının hayat kurtarıcı gücüne dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte, hem sağlık profesyonelleri hem de öğrenciler vatandaşlarla buluştu. Hastaneye başvuran vatandaşlara yönelik kurulan bilgilendirme standında; kolorektal kanserin risk faktörleri, belirtileri ve korunma yolları hakkında detaylı sunumlar yapıldı. Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve uzman sağlık personeli, hazırlanan afiş ve broşürler aracılığıyla ziyaretçileri bilgilendirerek görsel ve yazılı eğitim materyalleri paylaştı. Etkinlik boyunca yapılan bilgilendirmelerde, kolorektal kanserin erken evrede tespit edilmesi durumunda tedavi başarısının ciddi oranda arttığı ifade edildi. Düzenli tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiği vurgulanırken, katılımcıların merak ettiği sorular uzmanlar tarafından tek tek yanıtlandı. Toplumun bilinç düzeyini artırmayı hedefleyen farkındalık standı, hastane yönetimi tarafından da büyük ilgi gördü. Etkinlik alanını; Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Kıvanç Karaman, Op. Dr. Alper Gökbel ile Sağlık Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcıları Mihrican Çelebi ve Yasemin Babayiğit ziyaret ederek çalışmalara destek verdi.
27 Mart 2026 Cuma - 09:34 Medicana’da su farkındalığı: "Her damla bir sorumluluk" Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlenen ‘Her Damla Bir Sorumluluk’ etkinliğinde, suyun sürdürülebilir kullanımı, görünmeyen su tüketimi ve toplum sağlığına etkileri çok yönlü olarak ele alındı. Su kaynaklarının hızla azalması ve bilinçsiz tüketimin artmasıyla suyun korunması küresel bir sorumluluk haline gelirken, Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlenen ‘Her Damla Bir Sorumluluk’ etkinliğinde sürdürülebilir su kullanımı ve toplumsal farkındalık konuları kapsamlı şekilde ele alındı. Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) ve MBA Okulları Oran Kampüsü iş birliğiyle Medicana International Ankara Hastanesi Konferans Salonu’nda geçtiğimiz gün gerçekleştirilen etkinlikte, ‘doğru bilinen yanlışlar’ temalı bilgilendirme sergisi ile MBA öğrencilerinin hazırladığı su temalı resimler katılımcılarla buluştu. Ziyaretçiler sergi ziyareti sonrası su farkındalık düzeylerini ölçen ankete katıldı. Ardından düzenlenen seminerde, suyun yalnızca çevresel bir konu değil; insan sağlığı, yaşam kalitesi ve gelecek nesiller açısından hayati öneme sahip olduğu vurgulandı. Dünyadaki suyun yalnızca yüzde 1’inin kullanılabilir su olduğu belirtilerek, günlük alışkanlıkların ciddi su israfına yol açtığına dikkat çekildi. Görünmeyen su tüketimine dikkat çekildi Etkinlikte yapılan paylaşımlarda, bir tişört üretimi için yaklaşık 7 bin 700 litre, bir hamburger üretimi için ise yaklaşık 15 bin litre su harcandığına dikkat çekilerek, tüketim alışkanlıklarının su kaynakları üzerindeki dolaylı etkileri vurgulandı ve her ürünün ‘görünmeyen bir su hikâyesi’ barındırdığı ifade edildi. Günlük hayatta yapılabilecek basit değişimlerin önemli tasarruflar sağlayabileceği belirtilerek; diş fırçalarken musluğu kapatmak, araba yıkarken hortum yerine kova kullanmak gibi önlemlerle yüzlerce litre suyun korunabileceği aktarıldı. Su, gıda ve gelecek arasındaki bağlantı Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü Almıla Kından Cebbari etkinlikte yaptığı konuşmasında, dünyadaki suyun döngüsel olmasına rağmen kullanılabilir su oranının sınırlı olduğunu belirterek, tüketim alışkanlıklarının çevresel, sosyal ve ekonomik dengeler üzerindeki etkilerine dikkati çekti. Almıla Kından Cebbari şunları kaydetti: "Türkiye’de yılda yaklaşık 33 milyon ton atığın 15 milyon tonu gıda atıklarından oluşuyor. Tarımsal üretimde kullanılan su oranının yüzde 70 seviyesinde. İsraf edilen her gıda aynı zamanda boşa harcanan su anlamına geliyor. Organik atıklar karbon döngüsünü olumsuz etkileyerek küresel ısınmayı artırıyor. Topraktaki organik madde oranının azalması su tutma kapasitesini düşürüyor ve kuraklık riski artırıyor. Suyu korumak yalnızca tasarruf etmekle değil; gıdayı, toprağı ve doğal dengeyi korumakla mümkündür. Değişim ise bireysel farkındalıkla başlar." Eğitimde sürdürülebilirlik ve doğa bilinci TÜRÇEV Eko-Okul sertifikasına sahip MBA Oran Kampüsü’nün çalışmalarını paylaşan Kampüs Müdürü Özlem Yüksel, çevre bilincinin erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Okul bünyesinde gerçekleştirilen uygulamalarda öğrencilerin ata tohumları dikerek üretim sürecine katıldığı, bu sayede hem doğayı tanıdığı hem de sorumluluk bilinci kazandığı belirtildi. Program kapsamında söz alan öğrenci Elif Kübra Balcı ise yıl boyunca gerçekleştirdikleri ekolojik çalışmalarla sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını anlattı. Sağlığın temeli su Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, sağlıkta suyun yeri ve önemini paylaştı. Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, "Bildiğiniz üzere su kaynaklarının azalması yalnızca susuzluk anlamına gelmez; aynı zamanda hijyen şartlarının bozulmasına bağlı olarak enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırır. Bugün dünyada yaklaşık 2 milyar insan güvenli içme suyuna erişememekte, 3,6 milyar insan ise yeterli sanitasyon hizmetlerinden yoksun yaşamaktadır. Bu durumun en ağır sonuçlarını ise çocuklar yaşamaktadır. Güvensiz su, yetersiz hijyen ve sanitasyon şartları nedeniyle her gün yaklaşık 1.000 çocuk önlenebilir hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Su sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda sağlığın kendisidir. Bu nedenle suyun korunması, yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda toplum sağlığını doğrudan etkileyen kritik bir hijyen ve enfeksiyon önleme konusudur" ifadelerini kullandı.
27 Mart 2026 Cuma - 08:52 Baharla birlikte polen alerjisi alarmı Bahar aylarının gelmesiyle doğa canlanırken, milyonlarca kişi için "polen kabusu" da başlıyor. Sabah uyanır uyanmaz peş peşe gelen hapşırıklar, gözlerdeki kaşıntı ve bitmek bilmeyen burun akıntısı hayat kalitesini düşürüyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu polen alerjisinin hafife alınmaması gerektiğini, özellikle çocuklarda tedavi edilmeyen alerjinin astımı tetikleyebileceğini vurguladı. Sabah uyanır uyanmaz peş peşe hapşırıklar, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı bahar aylarında sıkça görülen bu şikâyetlerin nedeni çoğu zaman polen alerjisi oluyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, polenlerin özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde ciddi rahatsızlıklara yol açabileceğini belirterek, doğru tanı ve korunma yöntemlerinin büyük önem taşıdığını söyledi. Polenler astım ataklarını tetikleyebilir Polenlerin çıplak gözle görülmeyen ancak alerjik reaksiyonlara neden olabilen antijenler olduğunu belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, "Polenler solunum yoluyla vücuda girdiğinde burunda kaşıntı, peş peşe hapşırık, burun akıntısı, öksürük, gözlerde kızarıklık ve kaşıntı gibi şikâyetlere yol açabilir. Astım hastalarında ise bu durum astım ataklarını tetikleyebilir. Polen yoğunluğu özellikle sabah saatlerinde daha fazla oluyor. Evlerin havalandırılması konusunda dikkatli olunması gerekir. Polen mevsiminde evleri sabah erken saatlerde havalandırmamak önemli. Açık havada zaman geçirdikten sonra eve gelince kıyafetleri değiştirmek ve duş almak da polen temasını azaltmaya yardımcı olur" diye konuştu. Dışarıda kurutulan kıyafetler polen taşıyabilir Bahar aylarında çamaşırların dışarıda kurutulmasının polen maruziyetini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nacaroğlu, "Kıyafetler dışarıda kurutulduğunda üzerlerine polenler yapışabilir ve bu da alerji şikâyetlerini artırabilir. Ayrıca dışarı çıkarken gözlük ve şapka kullanmak da polenlerden korunmaya yardımcı olabilir. Alerji belirtileri yaşayan kişilerde öncelikle bunun gerçekten polen alerjisi olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor. Bunu anlamak için deri üzerinden yapılan testler veya kanda yapılan alerji testleriyle polenlere karşı duyarlılığı tespit edebiliyoruz" dedi. İmmonoterapi tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor Tanı konulduktan sonra ilk aşamada korunma önlemleri ve ilaç tedavisi uygulandığını belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, şikâyetlerin kontrol altına alınamadığı durumlarda alerjen immünoterapisinin devreye girdiğini kaydederek, şunları ekledi: "İmmünoterapi tedavisinde alerjen özütleri hastaya giderek artan dozlarda verilerek vücudun bu maddeye karşı duyarsızlaşması sağlanır. Bu uzun soluklu bir tedavi olsa da hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar ve alerjinin astıma ilerlemesini önleyebilen tek tedavi yöntemidir."
Van’da ölümcül damar yırtığı 15 kişilik ekip tarafından ameliyat edildi
05 Aralık 2025 Cuma - 14:38 Van’da ölümcül damar yırtığı 15 kişilik ekip tarafından ameliyat edildi Muş’tan aort damar yırtığı (Tip 1 diseksiyon) nedeniyle acil olarak Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Merkezine sevk edilen hasta, 8 saat süren başarılı bir operasyonla hayata tutundu. Muş’ta yaşayan 3 çocuk babası İsmail Kalır, kalp rahatsızlığı nedeniyle Van’a sevk edildi. Kalp Merkezi uzmanlarınca yapılan tetkiklerde, aorttaki yırtığın her iki şah damarını da etkilediği belirlendi. Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hülüsi Helvacı, Tahir Olgaç ve Uğur Postal tarafından gerçekleştirilen operasyona 15 kişilik ekip katıldı. Durumun aciliyeti üzerine hastaya cerrahi müdahale uygulandı. Yaklaşık 8 saat süren operasyonda, hastanın aort damarı ve aort kapağı değiştirildi, kalbin sağ koronerine by-pass yapıldı. Ayrıca her iki şah damarına da yapay damar greftleriyle by-pass işlemi gerçekleştirildi. Zorlu ameliyatın ardından İsmail Kalır’ın sağlık durumunun iyi olduğu ve taburculuk seviyesine geldiği bildirildi. "Hastamızı vakit kaybetmeden operasyona aldık" Konuya ilişkin gazetecilere açıklama yapan Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Tahir Olgaç, yapılan incelemeler neticesinde hastanın acil olarak Van’a transferini talep ettiklerini belirtti. Durum müdahale edilmediğinde genellikle 24 saat içinde ölümle sonuçlanabilen son derece kritik bir tablo olduğunu ifade eden Op. Dr. Olgaç, "Ameliyat öncesi tüm hazırlıklarımızı hızla tamamlayarak hastamızı vakit kaybetmeden operasyona aldık. Yaklaşık 8 saat süren bu zorlu ameliyatta, yakın zamanda vefat eden Sırrı Süreyya Önder’e uygulanan operasyonun daha da kompleks bir versiyonunu gerçekleştirdik. Hastamızın aort damarını, aort kapağını değiştirdik; sağ koroner arterine bypass uyguladık. Ayrıca ‘Arkus Replasmanı’ dediğimiz ve total sirkülasyon arresti altında yapılan yöntemi kullanarak, hastayı derin hipotermiye alıp yaklaşık bir saat boyunca 18 derecede tuttuktan sonra ilgili damar segmentini değiştirdik. Yırtığın her iki şah damarına kadar ilerlemesi nedeniyle her iki şah damarına da bypass işlemi uyguladık" dedi. "Birinci günde bilinci açıldı" Zorlu operasyonun yaklaşık 15 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiğini dile getiren Olgaç, "Çok şükür ki hastamız ameliyat sonrası birinci günde bilinci açıldı ve herhangi bir nörolojik komplikasyon gözlenmedi. Yoğun bakımda 5 gün takip edilen hastamız daha sonra servise alındı ve burada rehabilitasyon süreci başlatıldı. Yaklaşık bir haftadır serviste izlenen hastamızı, herhangi bir aksilik olmaması durumunda önümüzdeki hafta taburcu etmeyi planlıyoruz" diye konuştu. "Son derece ölümcül bir tablo" Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hülüsi Helvacı ise hastalığın nadir görülmekle birlikte son derece ölümcül bir tablo olduğunu belirterek, "Genellikle bu tür ameliyatlarda aortun belirli bölümlerine müdahale edilir; ancak bu vakada hem iki şah damarını hem de aortun oldukça geniş ve uzun bir bölümünü içeren kapsamlı bir operasyon yapmak zorunda kaldık. Bu nedenle ameliyat, standart uygulamaların ötesinde daha ileri düzey bir cerrahi gerektirdi. Kemoterapi ilaçları ilgili branş hekimleri tarafından sonlandırıldı ve hastamız yakından izlenmektedir. Rehabilitasyon sürecinin tamamlanmasının ardından kendisini evine sağ salim göndermeyi planlıyoruz" şeklinde konuştu.
Ankara Onkoloji Hastanesi’nde Dijital PET/BT ve Yapay Zeka Destekli Sistem hizmete girdi
05 Aralık 2025 Cuma - 14:35 Ankara Onkoloji Hastanesi’nde Dijital PET/BT ve Yapay Zeka Destekli Sistem hizmete girdi Türkiye’de ileri görüntüleme alanında yeni bir dönem başlatan 5-Ring Dijital PET/BT ve Yapay Zeka Destekli Karar Destek Sistemi, SBÜ Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete alındı. SBÜ Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği’nde yenilenen PET/BT ünitesi, Türkiye’de kullanım alanı genişliğiyle öne çıkan 5-Ring Dijital PET/BT sistemi ve Yapay Zeka Destekli Karar Destek Modülü ile hizmet vermeye başladı. Yeni nesil cihaz, kanser tanı ve tedavisinde doğruluğu artırmayı, süreçleri hızlandırmayı ve kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarını güçlendirmeyi amaçlıyor. Geniş görüntüleme alanına sahip dijital PET/BT sistemi; küçük tümör odaklarının erken tespiti, minimal kalıntı hastalığın görünür hale gelmesi, tedavi yanıtının milimetrik düzeyde hassasiyetle değerlendirilmesi ve gereksiz invaziv işlemlerin azaltılması gibi birçok avantaj sunuyor. Cihaz, özellikle kilo problemi olan, ağrılı, anksiyeteli ve pediatrik hastalarda yüksek görüntü kalitesi ve kısalmış tarama süresiyle hasta konforunu artırıyor. Sisteme entegre edilen yapay zeka modülü ise lezyon tespiti ve sınıflandırma doğruluğunu artırarak tedavi yanıtının objektif kriterlerle ölçülmesine, kişisel risk profilleri oluşturulmasına ve klinik kararların daha hızlı, daha öngörülebilir şekilde alınmasına imkan tanıyor. Onkoloji Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği’nde ‘Nükleer Tıp Tanıtım Programı’, Prof. Dr. Gülin Uçmak ve Hastane Başhekimi Prof. Dr. Fevzi Altuntaş’ın katılımı ile gerçekleşti. "20-25 dakikalarda süren çekim sürelerini 5 dakikalara kadar indirdik" Nükleer tıp kliniklerinde kurulu olan PET/BT cihazının onkoloji hastalarında, tanıda, tedavi planlamasında ve takibinde en önemli moleküler görüntüleme modalitesi olduğunu belirten Uçmak, "Burada en önemli avantaj aslında hem moleküler ki hücresel düzeyde tutumları, tümör hücrelerini göstermesi ve tüm vücut tarama imkanı olması cihazlarda. Bu cihazımız üst düzey dijital PET/BT cihazı, son teknoloji donanımlı, yapay zeka ve akıllı algoritmalarla desteklenmiş bir cihaz. Daha önce yaklaşık 20-25 dakikalarda süren çekim sürelerini 5 dakikalara kadar indirdik. Ağrılı, anksiyeteli kanser hastalarında inanılmaz derecede konforu artırdı. Kilolu hastalarımızda çok kaliteli görüntüler elde ettik. Bu cihaz Türkiye’de en yüksek görüş alanlı dijital PET-BT cihazı. Çok kısa sürelerde çekimler yapmakla birlikte, görüntü kalitesinden ödün vermeden çok daha kaliteli PET görüntüleri elde etmeye başladık. Bu sayede de 5 milimetrelerin altındaki çok küçük tümör hücrelerini, lezyonları saptayabiliyoruz. Akıllı algoritmalarla bunların karakterizasyonunu çok daha doğru belirleyebiliyoruz. Dolayısıyla erken tanı doğru tedavi, doğru takip açısından özellikle kanser hastalarına çok büyük katkı sağladığımızı düşünüyorum" diye konuştu. Uçmak aynı zamanda, yeni cihazın özellikle meme, akciğer, kolon ve lenf sistemi kanserlerinde yüksek doğruluk sunduğunu, tüm vücudu tek seferde hızlı biçimde tarayarak tümör odaklarını diğer yöntemlere göre daha üstün şekilde gösterebildiğini belirtti. "Hastaya her aşamada konfor sağlamakta" Yapay zekanın özellikle onkoloji alanında, karar destek sistemi ile hekimlere büyük destek sağladığına değinen Altuntaş, "Tanı, tedavi ve takip süreçlerinde standardizasyonu sağlamakta. Yapay zeka veya dijitalleşme, kanserde onkoloji alanında tanı, tedavi, takip süreçlerinde standardizasyonu sağlamakta, süreçleri hızlandırmakta, kaliteyi artırmakta, verimliliği sağlamakta. Bu da hastaya her aşamasında ama her aşamasında konfor sağlamakta. Dijitalleşmenin getirdiği, teknolojinin getirdiği yöntemler aynı zamanda yapay zeka ile entegre olduğu zaman görüntünün kalitesini de artıyor. Görüntünün kalitesinin artmış olması daha erken aşamada, daha hızlı ve daha rasyonel bir tanı sürecini sağlamış oluyor. Bu sadece tanı sürecinde değil ama takipte de önemli. Çok erken düzeyde ve çok kısa sürede tespit etmiş oluyorsun. Bu da önemli bir gelişme. Hasta yakınlığının konforunu artırıyor. Burada 30 dakika kalmak istemezsiniz. Gözünüzü de kapatsanız kalmak istemezsiniz. 3-5 dakika indirilmiş olması hasta için çok büyük bir konfor. Tabii Türk ve Türkiye yüzünden konuşuyorsak bu tür dijitalizasyonu, yapay zekayı sistemlerimize entegre etmek lazım. Modern teknolojiyi kullanmak lazım. Bizim hastalarımız bunu hak ediyorlar. Biz de elimizden gelen gayreti akademisyen, yönetim olarak, devletin en üst kademesinden en alta kadar tüm aşamalarda altını, içini doldurmaya gayret ediyoruz" şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Ömer Özkan: "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz"
05 Aralık 2025 Cuma - 13:55 Prof. Dr. Ömer Özkan: "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz" Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Fen Lisesi’nde öğrencilerle bir araya geldi Fen Lisesi Konferans Salonu’nda düzenlenen söyleşiye Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan Organ nakli konusunda inanılmaz ilerde olduklarını belirterek "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz ama Türkiye’de organ nakillerinin yüzde sekseni canlıdan yapılırken, İspanya gibi ülkelerde yüzde sekseni beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan yapılıyor. Biz de yüzde yirmisi kadavradan yapılıyor" dedi. Meslek seçerken bu işi yapmak ister miyim sorusunu sorun Öğrencilerle bir araya gelmekten duyduğu mutluluğu dile getiren Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, öğrencilerin kariyer kararlarının çok kritik bir aşamasında olduklarını vurguladı. Öğrencilerin sadece yüksek puan alıp imrenilen bir yere gitmesinin önemli olmadığını, asıl meselenin yapılan işi severek ve isteyerek devam ettirmek olduğunu belirten Özkan, herkesin hayran olduğu bir meslekte mutsuz olmanın hiçbir anlamı taşımadığını söyleyerek, öğrencilere tercihlerini yaparken "Bu işi yapmak ister miyim?" sorusunu sormalarını tavsiye etti. Tıp genel hekimlikle sınırlı değil Tıp alanının artık eskisi gibi genel bir hekimlikle sınırlı olmadığını, inanılmaz bir uzmanlaşma ve alt dallara ayrılma sürecinden geçtiğini aktaran Özkan, kendisinin de ilgilendiği organ nakli, organ üretimi, genetik ve immünoloji gibi konulara dikkat çekerek "Ortopediyi bile seçseniz eklemlerle, uzun kemiklerle, kapalı ameliyatlarla uğraşacaksınız. Göz dediğiniz küçücük bir yer, gözün önüyle uğraşan doktorlar ayrı farklı, gözün arkasıyla uğraşanlar farklı, gözün tansiyon ile uğraşan doktorlar farklı. Durum o kadar farklılaşmaya başladı." dedi. Hastayla iletişim psikolojik yükü aza indirir Öğrencilerin cerrahi operasyonlar sonucundaki psikolojik süreci nasıl yönettikleri sorusuna yanıt veren Prof. Dr. Özkan, bir cerrahın ya da hekimin direkt insanla ve onun psikolojisiyle uğraştığını belirterek "Hastayı iyi bir şekilde karşılamak durumunu anladığını belirtebilmek yeterince vakit harcayabilmek bu süreç içerisinde neler ile karşılaşabileceğini anlatabilirseniz o empati içerisinde hastayı az buçuk faydalı olduğunu hissederseniz siz. O olayın sonunda haz hissedersiniz, faydalı olmanın size verdiği hazzı hissedersiniz." şeklinde konuştu. Özkan, tıpta "komplikasyon" kavramının varlığını hatırlatarak, her şeyin yolunda gitmeyebileceğini, hastanın bilgilendirilmesinin (onam formu) etik ve kanuni bir sorumluluk olduğunu söyledi. Özkan, hastayla iletişimi iyi ayarlamanın psikolojik yükü en aza indirdiğini kaydetti. Yapay zeka insanların yüklediği bir kavram Yapay zekanın tıp sektörünü ne zaman işlevsiz hale getireceği sorusuna karşılık Prof. Dr. Ömer Özkan, yapay zekanın insanların yüklediği bir kavram olduğunu belirterek "Mutlaka etkisi çok fazla olacak. Ama yapay zeka dediğimiz olay bir yükleme. Sonuçta insanların yüklediği bir kavram. Yapay zeka organik zeka diye bir şey yapıyorum. Hani o sonuçta yapay zekayı belirleyen sizin organik zekâlarınız beyinleriniz. Şimdi sizin belirlediğiniz şeyler kadar gidiyor. Yapay zeka, günümüzde 2 tane ana kavram var. Bir insanların yüklediği kadar olur. Sizin beyninizin o kadar kapasitesi var ki belli bir kısmını kullandığınız için bizim yapay zekaya şu anda uğraşmamız gerekmiyor. Yapay zekaya yüklediğinizin tamamını kullanırsınız. Böyle bir avantajı var yapay zekanın ama günümüzde yapay zeka dediğiniz kavram web’e bakıyor, Google’a bakıyor bir yerlere bakıyor, oradan topladığı bilgilerle gidiyor" ifadelerini kullandı. Cerrah olduktan sonra mesai kavramı yok Doktor olmadan önce ve sonraki çalışma düzeni hakkındaki soruya Prof. Dr. Özkan, cerrahlıkta mesai kavramının lüks olduğunu belirterek "Çok çalışırdım. Doktor olduktan sonra da çok çalıştım ama mesela cerrah olduktan sonra zaten ayarı artık kendin yapmıyorsun. Eğer ben 3 saatte ameliyat yapacağım hocam dersen ameliyat 5 saat sürerse ne yapacaksın? Anlatabildim mi? Belki 10 saat sürecek olan ameliyatı 3 saatte bitireceksin. Mesai kavramı yok. O benim için çok lüks bir şey. Çok seviyorum" dedi. Özkan, gecenin ikisinde dahi zevkle işine gittiğini, bu durumun kendisi için inanılmaz bir haz ve zevk olduğunu ifade ederek "Sana ihtiyaç olduğunda faydalı olacağını hissettirdiysen ki çok önemli bir kavram, inanılmaz bir hazdır" şeklinde konuştu. Akademik ortamda sürekli araştırman gerekir Mesleğinize başladığınızdan beri teknoloji çok gelişti mi? Siz bunu nasıl takip ediyorsunuz? sorusuna Prof. Dr. Özkan, "Doktorluğun böyle bir şeyi var arkadaşlar maalesef mühendisliğinde bunlar stratejik mesleklerdir bence. Sürekli okumanız gerekiyor, takip etmeniz gerekiyor. Kongrelere katılmanız gerekiyor. Yayınlar yapmanız gerekir akademik ortamda. Bir muayenehane de olduğunuz zaman yayınları çok takip etmezsiniz. Artık yazı yazmak istemezsiniz. Araştırma yapmak istemezsin ama bir akademik ortamda sürekli araştırman gerekir. Sürekli yeni tedaviler bulunacaktır arkadaşlar." dedi. Özkan, mikro cerrahi alanındaki devrimden bahsederek 1905 yılında damarların birbirine dikilip kan akabileceğinin keşfedilmesiyle başlayan sürecin, günümüzde 0.2 mm (200 mikron) ve hatta 50 mikronluk iğnelerle dikiş atılan süper mikro cerrahiye evrildiğini anlattı. Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz Beyin ölümü kavramını açıklayan Özkan, beyin ölümünün gerçekleştiği hastaların kadavra olarak nitelendirildiğini ve bu kişilerden organ nakli yapıldığını söyledi. Özkan, "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz ama Türkiye’de organ nakillerinin yüzde sekseni canlıdan yapılırken, İspanya gibi ülkelerde yüzde sekseni beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan yapılıyor. Biz de yüzde yirmisi kadavradan yapılıyor. Bu durum sağlıklı bir insanda risk alarak organ alınmasına yol açıyor. Türkiye’de kadavradan organ bağışı bilincinin henüz yeterince gelişmedi" dedi. Organ üretimi ile ilgili çalışmalar Yapay organ çalışmalarının geleceği hakkındaki soruyu cevaplayan Prof. Dr. Özkan, "Organ üretimi dediğimiz şey rejeneratif tıptır. Rejeneratif tıpta doku üretimi diye bir kavram var, doku üretildi, tabakalar üretildi. Şimdi bunu 3 boyutlu üretebilir miyiz diye bir kavram var, 3 boyutlu da üretilmeye başlandı. Deri üretimleri var, mesane dokusunun böbrek dokusunun 2 boyutlu üretimi gerçekleştirildi bir laboratuvarda. Şimdi bunun 3 boyutlusu oluşturulmaya çalışılıyor. Bu oluşturduktan sonra bunların içine damar sokabilir miyiz diye uğraşılacak, yapıldıktan sonra da çok hızlı gidecek" dedi.
Giresun’da hayat kurtaran yarış
05 Aralık 2025 Cuma - 13:55 Giresun’da hayat kurtaran yarış Giresun’da "1-7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası" kapsamında düzenlenen Eğitim Ölçme ve Değerlendirme Yarışmasında sağlık çalışanları zamana karşı yarıştı. İl genelinden 30 ekibin katıldığı etkinlikte, acil sağlık hizmetleri personelinin acil durumlara müdahale becerileri ve kriz yönetimi performansı ölçüldü. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından organize edilen etkinlik, Giresun Uygulama Otelinde gerçekleştirildi. Acil sağlık hizmetleri ekiplerinin sahadaki koordinasyonunu güçlendirmek, müdahale yeteneklerini artırmak ve ekipler arası iş birliğini geliştirmek amacıyla düzenlenen yarışmaya, il genelindeki Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarını temsilen 150 sağlık personeli katıldı. Toplam 30 ekibin mücadele ettiği yarışma, gerçeği aratmayan senaryolar üzerine kurgulandı. Yarışmacılar; acil durum senaryoları, çocuk ve yetişkin ileri yaşam desteği ile travmalı hasta yönetimi olmak üzere 4 kritik etapta performans sergiledi. Hakem heyeti, ekipleri tıbbi müdahale hızı, doğru teknik kullanımı ve kriz anındaki ekip uyumu üzerinden değerlendirdi. Organizasyonda, sağlık çalışanlarının mesleki dayanıklılığını artırmak, saha tecrübelerini pekiştirmek ve acil sağlık hizmetlerinin önemine dair toplumsal farkındalık oluşturmak hedeflendi. Zorlu etapların tamamlanmasının ardından düzenlenen ödül törenine; Giresun Vali Yardımcısı Alpaslan Altınışık, İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi İskender Aksoy, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Ünal Özek, İl Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Mesut Özdemir ve il dışından gelen gözlemci eğitmenler katıldı. Yapılan puanlamalar sonucunda Bulancak 2 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu 1’inci, Görele 1 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu 2’nci ve Merkez 6 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu 3’üncü oldu.
Medicana bebekleri tıp öğrencilerine destek olacak
05 Aralık 2025 Cuma - 13:53 Medicana bebekleri tıp öğrencilerine destek olacak Medicana International Ankara Hastanesi, Türk Eğitim Vakfı (TEV) iş birliğiyle Medicana’da dünyaya gelen her bebek adına Ankara Tıp Fakültesi’nde okuyan TEV bursiyerlerine burs desteği sağlanacak. Medicana International Ankara Hastanesi, Türk Eğitim Vakfı (TEV) iş birliğiyle başlattıkları ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesinin geçtiğimiz gün lansmanını Medicana International Ankara Hastanesi’nde gerçekleştirdi. Proje kapsamında, hastanede dünyaya gelen her bebek adına Ankara Tıp Fakültesi’nde okuyan TEV bursiyerlerine burs sağlanacağı aktarıldı. Lansmana Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, TEV Ankara Şube Yürütme Kurulu Başkanı Yasemin Türkoğlu, Koç Holding Resmi İşler Direktörü Ali Utku Atalay, Medicana doktorları ve sağlık ekibi katıldı. Medicana bebekleri geleceğe ışık saçıyor Dünya genelinde 85 milyon, Türkiye de ise 1 milyonu aşkın çocuğun örgün eğitimin dışında olduğunu; üniversite öğrencilerinin de sosyoekonomik sebeplerle eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kaldığını hatırlatan Medicana International Ankara Hastanesi Marka ve Kurumsal İletişim Müdürü Damla Yur hastanenin geleceğin doktorlarına destek olmak amacıyla hayata geçirdiği ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesini tanıttı. Yur, proje kapsamında hastanede dünyaya gelen her bebek adına TEV desteğiyle Tıp Fakültesinde okuyan öğrencilere aylık düzenli burs desteği sağlayacaklarını, "Doğumun eğitime uzanan bir umut köprüsü olmasını istiyoruz" sözleriyle ifade etti. Başlangıçta Ankara’da 10 Tıp Fakültesi öğrencisine destek vermeyi hedeflediklerini belirten Yur, Medicana Sağlık Grubu’ndaki diğer hastanelerin de projeye dahil edilmesi ile 2026 yılı içinde sayıyı 60 öğrenciye çıkarmayı amaçladıklarını söyledi. "Elimizi uzatamadığımız okumaktan vazgeçen bir sürü çocuğumuz var" Geleceğin hekimlerine destek olmaya devam edeceklerini ifade eden Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, "Ben bir Atatürk kızıyım ve Atatürk bana bu hakları verdiği için bugün bulunduğum pozisyonum, eğitimim, benim için bir onur kaynağı. Ama unutmamamız gereken şey bizlerin önder olacağıdır. Arkamızdan gelen bir sürü kız çocuğu ve meslektaşımız var. Öncelikle hedefim hemcinslerime destek olmakla birlikte meslektaşlarımın da bir şekilde bu katkıyı hak ettiğini düşündüğüm için Medicana Ankara ailesi olarak ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesiyle bir adım attık. Elimizi uzatamadığımız okumaktan vazgeçen bir sürü çocuğumuz, evladımız var. Bu insanlara bir şekilde ulaşabiliyor olmak kurum olarak güzel bir duygu. Bize bu duyguyu yaşattığınız için çok teşekkür ediyorum. Burada bir şey hatırlatmak istiyorum. Biz kurum olarak bu işi başlattık ama Ankara’da biz 150 hekim ile 750 personeliz. Eminim kurum dışında da okutmak isteyeceğimiz ve TEV’e destek olabileceğimiz bir alan oluşturacağız. Kurum dışında da biz kıymetli meslektaşlarımıza, geleceğin hekimlerine destek olmaya devam edeceğiz" açıklamalarında bulundu. "Türk Eğitim Vakfı bu projeden çok ilham aldı" ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesinin örnek bir proje olduğunu belirten TEV Ankara Şube Yürütme Kurulu Başkanı Yasemin Türkoğlu, "Bir üniversite öğrencisine verdiğimiz aylık burs miktarı 5 bin 800 lira, bu projeye gönlünüzden ve bütçenizden ne imkan veriyorsa öyle destek olabilirsiniz. Medicana ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Türk Eğitim Vakfı bünyesinde oldukça heyecan oluşturan bir proje oldu. Her bir destekle bir gencin hayatına bu doğum kartıyla bağış yapılacak. Bağışlar bir havuzda toplanıp belirlenen hedefler doğrultusunda geleceğin hekimlerine burs fonu olarak verilecek. Bu proje, başka kurumlara da ilham verecek, farklı kurum ve hastanelere örnek teşkil edecek bir potansiyele sahip. Medicana Ankara’nın başlattığı bu girişim için emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum" ifadelerinde bulundu. "Siz geleceği inşa edin, biz yanınızdayız diyen bir ekip var" İyi bir gelecek için eğitim ve sağlık sisteminin önemli olduğunu vurgulayan TEV bursiyeri Hacettepe Tıp Fakültesi öğrencisi Gizem Gündüz, "Bugün burada kurulan bağ, bu iki alanın birbirini nasıl tamamladığını gösteriyor. Gençlerin potansiyelini ortaya çıkarıyor. Medicana, sağlık hizmetinde kaliteyi ve insan hayatına dokunan hizmet anlayışını güçlendiriyor. Bu iki yapının buluşması bize, iyi bir geleceğin hem iyi eğitimli bireylerle hem de güçlü bir sağlık sistemiyle mümkün olacağını hatırlatıyor. Geleceğin hekimi olarak yanımda, siz geleceği inşa edin, biz yanınızdayız diyen bir ekip var. Bu desteğin karşılığında hangi şehirde, hangi hastanede, hangi branşta olursak olalım, topluma karşı sorumluluğumuzu, bize inanan kurumların bu desteğini ve bugün kurulan bu iş birliğinin anlamını unutmayacağımızı belirtmek isterim. Bizler sahaya indiğimizde bilginin yanı sıra karakterle, etikle ve insan sevgisiyle hizmet edeceğiz. Bu değerli iş birliği için Medicana Sağlık Grubu’na, TEV ailesine ve burada emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bizi yarının da doktorları, bilim insanları ve liderleri olarak yetiştiren tüm kurumlara teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu.
Denizli’de lösemi ve kanserle mücadele eden aileler için yeni hizmet
05 Aralık 2025 Cuma - 13:44 Denizli’de lösemi ve kanserle mücadele eden aileler için yeni hizmet Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), lösemi ve kanserle mücadele eden çocuklara ve ailelerine ücretsiz destek sağlamak amacıyla Türkiye genelinde yürüttüğü hizmet ağını genişletmek amacıyla Denizli İrtibat Ofisini faaliyete geçti. Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), Türkiye genelinde sayıları 113 bini aşkın, Vakfa kayıtlı lösemi ve kanser tedavisi gören çocuk ve yetişkin hasta ve ailelerine, tamamen ücretsiz olarak sürdürdüğü tedavi, eğitim, konaklama hizmetlerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik destekler, ayni ve nakdi yardımlarla tam 27 yıldır var gücüyle çalışıyor ve ailelerin tüm ihtiyaçlarına kalıcı çözümler sağlıyor. Daha geniş hizmet vermek amacıyla Denizli’de yeni irtibat ofisi açan LÖSEV bölgedeki hastaların ve ailelerin tedavi, eğitim, sosyal destek ve konaklama hizmetlerine daha hızlı ve kolay ulaşmasını hedefliyor. Ayrıca ofisin faaliyetlerine başlaması ile beraber farkındalık çalışmalarının artırılması, gönüllü ağının güçlendirilmesi ve erken tanı bilincinin yaygınlaştırılması hedefliyor. LÖSEV Genel Başkanı Dr. Üstün Ezer, açılışa ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi, "Her çocuğun sağlıklı bir yaşam hakkı var. Açtığımız her yeni irtibat ofisiyle Türkiye’nin dört bir yanına umudu, sevgiyi ve iyiliği taşıyoruz. 28 yıldır kanser hastası çocukların ve ailelerin tedavi süreçlerinde, eğitimlerinin devamında ve sosyal yaşamlarının desteklenmesinde aktif rol üstlenen LÖSEV, Denizli ofisiyle birlikte bölgedeki çalışmalarını sıklaştırarak ailelere daha da yakın olmayı hedefliyor" Açılan yeni ofisle birlikte büyük bir kazanım elde ettiğini vurgulayan Ezer, "Bu umut dolu yolculukta, LÖSEV’in her zaman yanında olan siz değerli destekçilerimizin sevgisi ve katkılarıyla daha nice şehre ulaşacak, daha nice minik yüreğe umut olacağız. Çünkü LÖSEV, iyiliksever halkımızın desteğiyle ayakta duran bir çınardır. Tüm Denizlililerin destek ve katılımlarını bekliyoruz. İyileşecek her çocuğumuzun, yüzü gülen her annemizin sizin de eseriniz olmasını arzu ediyoruz" ifadelerine yer verdiler.
Görünmeyen düşman, karbonmonoksit
05 Aralık 2025 Cuma - 12:45 Görünmeyen düşman, karbonmonoksit Acıbadem Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmethan Turan, karbonmonoksit gazının tatsız, kokusuz ve renksiz olması nedeniyle fark edilmeden solunabildiğini belirterek, "Özellikle tünellerde ve kapalı otoparklarda çalışanların değerlerine baktırmaları gerekiyor" dedi. Karbonmonoksit zehirlenmesinin içeriğinde karbon olan maddelerin yanması sonucu ortaya çıkan gazın inhalasyonu ile geliştiğini anlatan Turan, "Bu gaz renksiz, kokusuz, tatsız hatta soluyan kişiyi rahatsız etmeyecek derecede olma özelliği taşıyan bir gazdır. Kişiler bunu yavaş yavaş da alabilir, uzun süreli de alabilir. Ani ve yüksek alımlarda karbonmonoksit seviyesinin belli bir derecenin üzerine çıktığında da buna biz karbonmonoksit zehirlenmesi diyoruz" ifadelerini kullandı. "Baş ağrısı, bulantı, uykuya meyil ve en sonunda bayılma, kendinden geçme gibi sessiz bir klinik tablo" Dr. Turan, karbonmonoksit zehirlenmesinin akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek "Akut olanlarda yani ani oluşanlarda hastalar genelde çok bir şey hissetmez. Birazcık baş ağrısı, bulantı, uykuya meyil ve en sonunda bayılma, kendinden geçme gibi sessiz bir klinik tablo oluşturur. Hastalar uyur ve uyanamaz; bu tablo onu yoğun bakıma kadar götürür. Kronik zehirlenmelerde ise daha çok tünel işçilerinde, kapalı otopark işlerinde veya kendi evinde kapalı otopark kullanan, uzun süre egzoz gazına maruz kalan kişilerde görürüz. Kronik baş ağrısı, uykusuzluk, ajitasyon, kas ve eklem ağrıları gibi durumlar gözükür" dedi. "Kışın, zehirlenme vakaları artıyor" Farklı nedenleri olan karbonmonoksit zehirlenmesi vakalarının kışın artığına dikkat çeken Dr. Turan, "Isınmak için kömür sobaları, doğal gaz kombileri gibi cihazların bakımının iyi yapılmaması karbonmonoksit sızıntısına ve dolayısıyla zehirlenmesini artıran önemli bir faktör. O nedenle düzenli bakım ve temizliğin yapılması çok önemli. Ayrıca otomobillerin çıkardığı zehirli gaz uzun süre maruz kalmak da aynı sonuca yol açıyor" dedi. "Otopark ve tünel işçileri risk altında" Sigara içenlerde değerlerin yükseldiğini söyleyen Turan, "Normalde insanlarda karbonmonoksit hemoglobin düzeyi yaklaşık yüzde 1 ile 3 arasında olur ama sigara içenlerde bu yüzde 10’a kadar çıkabiliyor. Yani bu da bir kronik karbonmonoksit zehirlenmesi oluyor bir nevi. Bir sonraki aşaması ise az önce bahsettiğim kapalı otopark ve tünel işçilerinde oluşanlar. Onlarda da yüzde 20’ye kadar, yaklaşık yüzde 30’a kadar bazen gözüküyor. Onlar da risk altındalar. Bu kişilerin çalıştığı şartlara dikkat edilmeli" dedi. Gazın kandaki oksijen kullanımını engelleyerek ciddi organ hasarına yol açabileceğini vurgulayan Turan, "Hemoglobin hücreleri karbonmonoksite oksijenden yaklaşık 200-300 kat daha duyarlı. Bu yüzden karbonmonoksit hemen bağlanıyor, oksijen serbest dolaşıyor ve hücrelere verilemiyor. Bu durum tüm organlarda oksijen eksikliğine neden olur. Kalpte olursa kalp krizi, böbrekte olursa böbrek yetmezliği, beyinde olursa felç gibi ciddi sonuçlara kadar gidebilir" diye konuştu. "Baş ağrısı ve halsizlik karbonmonoksitin ilk işaretleri olabilir" Halsizlik, baş dönmesi, bayılma, uykusuzluk gibi şikâyetlerin önemsenmesi gerektiğini dile getiren Turan, "Akut durumda ani kalp krizi, felç, solunum durması gibi durumlar gelişebilir. Bu nedenle karbonmonoksitin nereden çıkabileceğini bilmek ve buna göre önlem almak çok önemli. Eğer kapalı ve egzoz gazının yoğun olduğu ortamlarda sık bulunuyorsak, bu tür şikâyetlerimiz varsa mutlaka doktora başvurup kan gazı dediğimiz değerde hemoglobin düzeylerine baktırmalarını öneriyorum" uyarısında bulundu.
Kepez’den önce göz taraması, sonra gözlük
05 Aralık 2025 Cuma - 12:33 Kepez’den önce göz taraması, sonra gözlük Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, ilçedeki 97 okulda 20 bin 534 öğrenciye yapılan göz sağlığı taramasının ardından, görme sorunu tespit edilen öğrencilere gözlüklerini teslim etti. Kepez Belediyesi, öğrencilerin görme sorunlarının erken tespiti amacıyla yürüttüğü ücretsiz göz sağlığı taramalarına aralıksız devam ediyor. Belediye Sağlık Merkezi tarafından 2025–2026 Eğitim ve Öğretim yılının ara tatiline kadar 82 okulda 18 bin 137 öğrenciye göz taraması yapılmıştı. Okulların açılmasının ardından sürdürülen çalışmalarla birlikte tarama yapılan okul sayısı 97’ye, kontrol edilen öğrenci sayısı ise 20 bin 534’e ulaştı. Kepez Belediyesi, bir yandan sağlıklı nesiller için okullarda göz taramalarını sürdürürken, diğer yandan da hayırseverlerin destekleriyle göz bozukluğu tespit edilen öğrencilere gözlük desteğinde bulunuyor. Ara tatil öncesi yapılan taramalarda bin 917 öğrencinin gözlerinde problem tespit edilmişti. Güncellenen verilerle birlikte bu sayı 2 bin 747 çocuğa ulaştı. Okullarda göz taramalarına devam Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, okullardaki taramalarda görme problemi tespit edilen öğrencileri aileleri ile beraber bir kez daha makamda kabul ederek, gözlüklerini teslim etti. Göz taraması kapsamında bugüne kadar 97 okulda 20 bin 534 çocuğun göz sağlığının kontrol edildiğini, gözlerinde problem tespit edilen öğrenci sayısının ise 2 bin 747’ye ulaştığını açıkladı. Başkan Kocagöz, "Okullarda taramalarımız devam ediyor. Sağ olsunlar hayırseverlerimiz sayesinde, çocuklarımızın gözlük ihtiyaçlarını da karşılayacağız. Çünkü çocuklar bizim geleceğimiz, her şeyimiz. Onları kendi evlatlarımızdan ayırmıyor, çok seviyoruz. Onlar için ne gerekiyorsa yapacağız. Hiçbir zaman yalnız değilsiniz, Kepez Belediyesi her zaman yanınızda olacak" dedi.
Zayıflama iğnelerinin alzheimer tedavisinde kullanılması araştırılıyor
05 Aralık 2025 Cuma - 12:14 Zayıflama iğnelerinin alzheimer tedavisinde kullanılması araştırılıyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, obezite tedavisinde kullanılan bazı enjeksiyonların Alzheimer hastalığının ilerleyişini yavaşlatabileceğine ilişkin yeni bilimsel bulguların, "bilim dünyası açısından dikkat çekici ve umut verici" olarak değerlendirildiğini söyledi. İngiltere’de Imperial College London tarafından yürütülen araştırmada, metabolizma ve iştah düzenlenmesi amacıyla kullanılan enjeksiyon tedavilerinin Alzheimer hastalığındaki beyin hücresi kaybını yavaşlatabileceği ortaya konuldu. Nature Medicine dergisinde yayımlanan çalışmada, yaş ortalaması 71 olan 169 Alzheimer hastası bir yıl boyunca takip edildi. Hastaların bir bölümüne metabolizmayı düzenleyici etkisi bulunan enjeksiyon tedavisi uygulanırken, diğer gruba plasebo verildi. Bir yıllık değerlendirme sonunda, tedavi uygulanan grupta beyin hacmi kaybının plasebo grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha az olduğu belirlendi. Ayrıca bilişsel işlevlerde yüzde 18 oranında daha olumlu sonuçlar elde edildi. "Amiloid Odaklı Tedavilerin Ötesine Geçilebilir" Araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Talip Asil, "Alzheimer hastalığında uzun yıllardır çoğunlukla beyindeki amiloid birikimleri hedef alınıyordu. Bu araştırma ise tamamen farklı biyolojik yolların da tedavide etkili olabileceğine işaret ediyor. Metabolizma üzerinde etkili ilaçların beyin üzerinde koruyucu etki gösterebilmesi, yeni bir tedavi stratejisinin kapılarını aralayabilir" dedi. "Güvenliği Bilinen Tedavilerin Yeniden Kullanılması Süreci Hızlandırabilir" Prof.Dr. Asil, "Yeni bir molekül geliştirmek uzun yıllar alırken, mevcut tedavilerin farklı hastalıklarda test edilmesi hastalara daha hızlı fayda sağlayabilir. Araştırma ekibi, elde edilen sonuçların daha büyük gruplar üzerinde yapılacak yeni klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Çalışmanın, demans ve Alzheimer tedavilerine yönelik yeni tedavi modelleri için güçlü bir bilimsel temel oluşturabileceği değerlendiriliyor" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Mevsimsel değişimler, psikolojik sorunlar ortaya çıkarabilir"
05 Aralık 2025 Cuma - 12:00 Uzmanı uyardı: "Mevsimsel değişimler, psikolojik sorunlar ortaya çıkarabilir" Uzman Psikolog Dilruba Işın, mevsimsel değişimlerin bazı bireylerde daha belirgin psikolojik etkiler ortaya çıkarabildiğini söyleyerek, bu süreçte uzman görüşünün alınmasının önemine vurgu yaptı. Kış aylarının gelmesiyle birlikte günlerin kısalması, güneş ışığının azalması ve havaların soğuması, bireylerin psikolojik durumunu etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Mevsimsel değişikliklerin bazı kişilerde geçici depresif duygu durum, enerji düşüklüğü ve motivasyon kaybı gibi etkiler oluşturabildiği gözleniyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Dilruba Işın, mevsimsel değişimlerin bazı bireylerde daha belirgin psikolojik etkiler ortaya çıkarabildiğini söyleyerek, "Daha batıda yani daha sıcak olan illerde insanların mevsimsel değişimlerden etkilenmesi Sivas’tan farklı olabilir. Bu noktada daha az depresif, motivasyonsuzluk ve enerji düşüklüğü hissedebilirler ama yine de bireysel farklılıklar burada da önemli" dedi. "Depresif belirtilere yol açıyor" Havaların soğuması ve karanlık olmasına bağlı olarak enerji ve motivasyon kaybına yol açabileceğini söyleyen Dilruba Işın, "Biliyoruz ki mevsimsel değişimlerin psikolojik etkilerini araştıran birçok çalışma bize gösteriyor ki geçici depresif durum, uyku ve enerji de düşüklük gibi hafif bir durum ortaya çıkarabilirken duygu durum bozukluğuna kadar daha ciddi tablolara da sebep olabiliyor. Bunun sebeplerinden bir tanesi kış aylarında güneş ışığının azalmasıyla birlikte serotonin dengesinin bozulması ve bu da bizlerde depresif belirtilere yol açabiliyor. Aynı zamanda havaların soğuması, karanlık olmaya başlaması ve dışarda daha az vakit geçirmemiz de bizde enerji ve motivasyon kaybına sebep olabiliyor, sosyal geri çekilme yaşayabiliyoruz bu da bizi etkileyen durumlardan biri. Tabii burada bireysel farklılıkları da hatırlamakta fayda var, bu durum her bireyde farklı şekillenebilir. Daha batıda yani daha sıcak olan illerde insanların mevsimsel değişimlerden etkilenmesi Sivas’tan farklı olabilir. Bu noktada daha az depresif, motivasyonsuzluk ve enerji düşüklüğü hissedebilirler ama yine de bireysel farklılıklar burada da önemli" dedi. "Uzman görüşü almakta fayda var" Depresyon tedavisi alan bireylerin artı bir destekleyici ilaç tedavisine devam edileceğini ya da yeni bir ilaç alabileceğini belirten Işın, "Uyanıyoruz ve güneş ışığı yok hava henüz aydınlanmamış vücut sistemimizde uykuya devam etmek istiyor olabilir yani uyandığımızı gösteren bir belirti aslında olmuyor. Bu noktada kendimizi daha isteksiz ve enerjisi düşük hissedeceğiz. Ne yapabiliriz diye konuşacak olursak, bu noktada uyandığımızda pencereyi açmak ve temiz havanın odaya girmesini sağlamak, egzersiz yapıyor olmak bizi bu durumdan uzaklaştırabilir. Mevsim değişiklikleriyle beraber kendinizi çok fazla depresif hissetmeye başlıyorsanız ve bu sizde işlevsizliğe yol açıyorsa yani sabah gitmeniz gereken bir iş var ve gidemiyorsanız ya da yapmanız gerekenleri erteliyorsanız, sosyal olarak geri çekilmeniz çok fazlaysa burada bir uzman görüşü almakta fayda var. Yaşadığınız sorunu anlamak ve destek almak çok kıymetli çünkü belki de mevsimsel depresyonda olabilirsiniz. Bazen depresyon yaşayan bireyler özellikle kış aylarında bu durumun çok daha yoğunlaştığından bahsediyorlar. Bu yüzden depresyon tedavisi alan bireyler de artı bir destekleyici ilaç tedavisine devam edilebilir ya da yeni bir ilaç eklenebilir. Bununla birlikte özellikle psikoterapiyle de bu durumu desteklemeleri gerekiyor" diye konuştu.