Son Dakika
|
Uşak Belediyesi’ne rüşvet operasyonu: Başkan da dahil 11 gözaltı
Trump: "İran, benimle anlaşma yapmak için yalvarıyor"
İran, ABD'nin 15 maddelik teklifine resmen yanıt verdi
Yenidoğan çetesi davasında ara karar!
MÜSİAD eski Başkanı Bayram Ali Bayramoğlu tutuklandı
Ordu’da sahile insansız araç olduğu değerlendirilen cisim vurdu
Mehmet Topal, yeniden Petrolul Ploieşti’de
Trump: "NATO ülkeleri, İran konusunda hiçbir şey yapmadı, bunu asla unutmayın"
Depreme alışverişte yakalandılar, yarıda bırakıp kaçtılar
İran, İsrail'e misilleme saldırılarını sürdürüyor
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Uyuşturucu soruşturmasında Hande Erçel ifade verdi
Sürücüsüz araç trafiğe çıktı, kaza böyle geldi
Apartman dairesine tırmanıp girdi, dizüstü bilgisayar çaldı
Tokyo’daki AVM’de bıçaklı saldırı dehşeti: Saldırgan dahil 2 ölü
Suudi Arabistan ve Kuveyt'e yeni füze ve İHA saldırıları
İran’ın son füze saldırıları İsrail’deki yerleşim bölgesinde hasara yol açtı
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik son saldırılarında en az 6 kişi hayatını kaybetti
SAĞLIK
Gıda etiketlemesinde yeni dönem: Menüde içerik ve kalori zorunlu olacak
27 Mart 2026 Cuma - 12:50:57
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda etiketleme kılavuzunda yaptığı güncellemeyle restoran ve kafelerde sunulan ürünlerin içerik ve enerji değerlerinin tüketiciyle paylaşılmasını zorunlu hale getirirken, etiketlerde kullanılan ifadeler için de yeni kurallar getirdi. Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda etiketleme ve tüketiciyi bilgilendirme alanında kapsamlı düzenlemeler yaptı. Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu 13 Mart tarihinde güncellenerek yürürlüğe girdi. Yeni düzenleme kapsamında, çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilecek veya şiddeti özendirebilecek şekilde tasarlanan gıda ürünlerinin piyasaya sunulması yasaklandı. Bu çerçevede gıdaların silah, kafatası, beyin, dudak veya göz gibi şekillerde üretilmesi ya da ambalajlanması mümkün olmayacak. Kılavuzda ‘krema’ ifadesinin kullanımına ilişkin de yeni kurallar getirildi. Tebliğ kapsamı dışında kalan ürünlerde ‘krema’ ifadesi kullanılamayacak, bu ürünler için ‘kremsos’ gibi tanımlayıcı ifadeler kullanılabilecek. Bitki çaylarında ise hazırlama yönteminin etiket üzerinde açık ve anlaşılır şekilde yer alması zorunlu hale getirildi. Düzenlemeyle birlikte etiketlerde kullanılan ifadeler için de önemli sınırlamalar getirildi. Buna göre, ‘yüzde 100 doğal’, ‘en doğal’, ‘hakiki’ gibi ifadeler yasaklanırken, ‘doğal’ ifadesinin kullanılabilmesi için ürünün hiçbir katkı veya ilave bileşen içermemesi şartı getirildi. ‘Günlük’ ifadesi yalnızca raf ömrü 24 saat olan ürünlerde kullanılabilecek. Ambalajlı ürünlerde ‘taze sıkılmış’, ‘fırından taze’ gibi ifadelerin kullanımı yasaklanırken, aroma içeren ürünlerde gerçek meyve görsellerinin kullanılması da engellendi. Sadece aroma içeren ürünlerde ‘aromalı’ ifadesinin yer alması zorunlu hale getirildi. Ayrıca ‘peynirli’, ‘çilekli’ gibi ifadelerin yalnızca ilgili bileşenin gerçekten kullanılması halinde yazılabileceği belirtilirken, endüstriyel ürünlerde ‘ev yapımı’ ifadesinin kullanımı tamamen yasaklandı. Toplu tüketim yerlerine yönelik düzenleme kapsamında ise restoran, kafe ve yemekhane gibi işletmelerde sunulan gıdaların içeriği ve enerji (kalori) değerine ilişkin bilgilerin tüketiciye sunulması zorunlu hale getirildi. Bu bilgiler menü, pano, broşür, dijital ekran veya karekod aracılığıyla paylaşılabilecek. Karekod ile bilgilendirme yapılması durumunda işletmelerin ayrıca tüketiciyi bilgilendirmesi gerekecek, talep eden müşterilere ise bilgiler ayrıca sunulacak. Düzenlemeye uyum için işletmelere kademeli süre tanındı. Ulusal zincir işletmelerin 1 Temmuz tarihine kadar, aynı ilde 3 ve üzeri şubesi bulunan işletmelerin 31 Aralık tarihine kadar, diğer işletmelerin ise içerik bildirimi için 31 Aralık tarihine kadar, enerji bildirimi için ise 31 Aralık 2027’ye kadar uyum sağlaması gerekiyor. "Tüketicilerin ne tükettiğini bilmesi en doğal hakkı" Gıda sektöründe şeffaflığın çok önemli olduğunu söyleyen ve bir çorbacıda servis elemanı olarak çalışan Feride Özbek, "Günümüzün rahatsızlıkları da göze alındığı zaman, ne tükettiklerini bilmesi, içeriğin görülebilmesi sağlıkları açısından önemli. Vatandaşlar zaten bize güvenerek geliyorlar ama istedikleri her içeriğe de ulaşabiliyorlar. Her konuda yardımcı oluyoruz. QR kod uygulaması da geçerli. Çok yerinde ve doğru bir karar olunmuş. Hatta geç kalınmış bir karar olmuş. Tüketicilerin ne tükettiğini bilmesi en doğal hakkı" dedi. "Müşterilerimizin de bu şekilde talepleri oluyordu" Bir restoranda çalışan Murat Deniz, "Müşteri için güzel bir uygulama olur. Neden derseniz, ne yediğini, ne içtiğini, kaç gram yediğini, alerjik bir şey olup olmadığını bilmiş olur. Bazen müşterilerimizin de bu şekilde talepleri oluyordu. Tüketici ne yediğini içtiğini bilir" ifadelerini kullandı. "Sağlığını düşünen kesim buna bakar" Gıda sektöründe uzun yıllardır çalıştığını ifade eden Tayfun Tatar, "Uygulama güzel, daha kısa sürede yapılsa daha da iyi olur. Ben bildiğim yerde yiyorum zaten. Bilinmeyen markaların da olduğu yerde yemek yememeye çalışıyorum. Vatandaşın çok dikkat edeceğini de düşünmüyorum. Fiyat 50 liraysa, öbür tarafta olması gereken rakam 120 liraysa 50 liralık yer tercih ediliyor genelde. O uygulamaya bakacak olan vardır ama daha bilinçli, sağlığını düşünen kesim buna bakar" şeklinde konuştu. "İnsanlar ne yediğini, ne kadara kalori aldığını bilir" Hem restoranlardaki hem de ambalajlardaki güncellemeye değinen vatandaşlardan Emine Yüzyılmaz, "İnsanlar ne yediğini, ne kadara kalori aldığını bilir. Yiyecekleri içeriğini de yazarlarsa menülere, hangi yağları kullanıyorlar, doğal ürünler mi, hibrit ürünler mi bizim için çok iyi olur. İnşallah yapabilirler. İnsanlar ürünlerini satmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çocukların ne yiyip ne içeceğini annesinin karar vermesi lazım. Bir çikolata istiyorsa önce içeriğini kendisi okuyacak, yararlıysa çocuğuna alacak. Çocuk her şeyi ister ama vermek zorunda değilsin" diye konuştu. "Vatandaşın işine yarayacak" Kafe ile restoranlarda hijyene dikkat edilmesini ve denetimlerin daha sıklaştırılması gerektiğini vurgulayan Filiz Süzen, "Tabii ki vatandaşın işine yarayacak. Bunu yemeniz sağlıklı ama şunu yemeniz sağlıklı değil gibi bilgiler verilebilir müşteriye. Çok iyi olur. Marketlerde, AVM’lerde denetimlerin fazla olması gerekiyor. Çocuk da torunlarımız da ne yiyeceğimizi bilir. Çocuk yaşta bunların eğitimini almış olurlar. Anne ve baba zaten eğitim veriyor ama dışarda da oturdukları yerde böyle bir şeyler karşılaştıklarında güzel şeyler olacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı. "Çocuklar daha çok çabuk etkileniyorlar" Doğru bir kararın olduğunu belirten Murat Demirtaş ise, "Ne yediğimizi biliriz, kaç kalori aldığımızı biliriz. Okuyanlar için fark olur diye düşünüyorum. Sadeleşme iyi olur. Çocuklar daha çok çabuk etkileniyorlar. Ambalajın görseline dikkat ediyorlar. Nüfus çok fazla. İyi niyetli bir tedbir ama uygulamada çok yeterli olacağını düşünmüyorum" şeklinde konuştu. Mevzuata aykırı faaliyet gösteren işletmeler ‘Denetim Elinde’ uygulaması, ‘Alo 174 Gıda Hattı’ ve ‘WhatsApp’ ihbar hattı üzerinden bildirilebilecek.
27 Mart 2026 Cuma - 12:18
"İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası: Bin 38 vatandaş bin 962 kilo verdi
Sağlık Bakanlığı’nın "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvuran bin 38 vatandaş, bir yıl boyunca yürütülen programla toplam bin 962,5 kilogram vererek sağlıklı bir geleceğe adım attı. Sinop’ta, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası büyük ilgi gördü. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM) verilerine göre, merkeze başvuran bin 38 vatandaş, bir yıl boyunca süren program sonunda toplam bin 962,5 kilogram verdi. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Filiz Karagöl, kampanyanın başarıyla tamamlanmasında vatandaşların kararlılığının büyük rol oynadığını ifade etti. Dr. Karagöl, "Karadeniz’in incisi Sinop’umuzun her bir ferdi bizim için çok kıymetli. Bir yıl önce başlattığımız seferberlikte gördük ki, Sinoplu hemşehrilerimiz sağlıklı hayatı bir tercih değil, yaşam biçimi olarak benimsedi. Bin 38 danışanımızla birlikte tam 2 tonluk dev bir ağırlığı şehrimizin üzerinden kaldırdık. Bin 962,5 kilogramlık bu toplam kayıp, Sinop’un sağlıklı yarınlarına atılmış en güçlü imzadır" dedi. Dr. Karagöl, sürecin disiplinli çalışmayla yürütüldüğünü belirterek, "Bir yıl boyunca vazgeçmeden, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz ve psikologlarımızla eşgüdümlü hareket eden vatandaşlarımız, Karadeniz insanının sarsılmaz iradesini bir kez daha kanıtladı. Kilo vermek sadece fiziksel değişim değil, tansiyondan şekere, eklem ağrılarından kalp sağlığına kadar pek çok riski azaltıyor. Bugün 2 ton hafiflemiş bir Sinop, gelecekte daha az kronik hastalıkla mücadele edecek bir Sinop demektir" ifadelerini kullandı. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi’nin sunduğu hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu vurgulayan Dr. Karagöl, tüm vatandaşları programa katılmaya davet etti. Karagöl, "Merkezimiz sadece kilo kontrolü değil, kanser taramalarından psikolojik danışmanlığa, çocuk gelişiminden fiziksel aktivite desteğine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bu başarı, diğer hemşehrilerimiz için de motivasyon kaynağı olmalıdır. Kapımız her zaman açık, hedefimiz Karadeniz’in incisini Türkiye’nin en sağlıklı şehri yapmak" diye konuştu. Rakamların ötesinde binlerce vatandaşın yaşam kalitesinin arttığına dikkat çekilen açıklamada, Sinop’un "en mutlu şehir" ünvanına "en sağlıklı şehir" ünvanını da eklediği belirtildi. Yaklaşık bir yıl içinde toplamda 2 ton hafiflemiş şehir, sağlıklı hayat bilincinde Karadeniz’in öncü kenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
27 Mart 2026 Cuma - 11:39
Doktor uyardı: "İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın"
Diyabetin belirtilerine dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda ise koma diyabetin başlıca belirtileridir" dedi. Hareketsizlik, yüksek kalorili besinlerin tüketimi, şekerli ve früktoz içeren sıvı gıdaların fazla alınması nedeniyle obezite ve buna paralel olarak da diyabetin görülme oranının hızla artığını söyleyen Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, diyabetin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca kişiyi etkilediğini belirterek dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. "Susuzluk, kilo kaybı ve sık idrara çıkmaya dikkat" Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda komanın diyabetin başlıca belirtileri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Tutal, "Şeker hastalığı, ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. Tedavi ile kan şekeri normal sınırlarına çekilebilir. Kan şekerinin normal sınırlarda olması kişiyi, şekerin olumsuz sonuçlarından korur. Şeker düşürücü ilaçlar zamanında ve düzenli olarak kullanılmalıdır" diye konuştu. "Koroner arter ve inme riskini 2-4 kat artırıyor" Diyabetin koroner arter hastalığını ve inme riskini 2-4 kat arttırdığını da belirten Uzm. Dr. Tutal, "Diyabet zamanla kalp, damarlar, göz, böbrek ve sinirlerde yapısal değişikliklere yol açabilir. Kronik böbrek yetersizliğinin de en önemli sebeplerindendir" şeklinde konuştu. "Fazla kilolar şeker hastalığına davetiye çıkartıyor" Uzm. Dr. Esra Tutal, fazla kiloların şeker hastalığına davetiye çıkardığını ifade ederek şunları önerdi: "İş yerinde uzun saatler boyunca hareketsiz kalmayın. Özellikle ofis ortamında saatlerce oturarak çalışmak diyabet riskini artırır. Fiziksel olarak aktif olmaya dikkat edin, düzenli olarak haftanın en az 5 günü, en az 30 dakika yürüyüş yapmaya özen gösterin. Az yağlı, düşük kalorili, lifli gıdalar tercih edin. Meyve sebze ve tam tahıllı besinleri sık tüketin."
27 Mart 2026 Cuma - 11:21
Prof. Dr. Koca: "Proloterapi kronik ağrılarda ameliyatsız bir tedavi yaklaşımı sunuyor"
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kronik ağrılarda ameliyatsız tedavi seçeneklerinden biri olan proloterapinin her geçen gün daha fazla tercih edildiğini söyledi. Kronik kas-iskelet sistemi ağrıları, günümüzde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren ve giderek daha yaygın hale gelen önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Özellikle bel, boyun, diz ve omuz ağrıları; hareketsiz yaşam, masa başı çalışma ve yanlış yüklenmeler nedeniyle her yaş grubunda daha sık görülüyor. Prof. Dr. İrfan Koca, bel, boyun, diz ve omuz ağrılarında, ameliyatsız ve doğal bir yaklaşım sunan proloterapinin son yıllarda giderek daha fazla tercih edildiğini ifade etti. "Ağrıyı baskılamak değil, onarmak" Proloterapi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Koca, yöntemin temel yaklaşımını, "Proloterapi, zayıflamış bağ, tendon ve eklem yapılarını güçlendirmek amacıyla, vücuda uyumlu özel serumların enjeksiyonu ile uygulanan bir tedavidir. Biz bu yöntemde ağrıyı baskılamak yerine vücuda onarım sinyali veriyoruz" dedi. "Vücut kendi onarım sürecini başlatıyor" Uygulanan tedavinin etki mekanizmasını açıklayan Prof. Dr. Koca, "Enjeksiyon sonrası o bölgede kontrollü bir iyileşme süreci başlar. Vücut o alana yönelir, onarım devreye girer ve zamanla doku güçlenir. Bu sayede ağrının kaynağını hedef alıyoruz" ifadelerini kullandı. "Hangi hastalarda uygulanıyor" Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Koca, proloterapi ile özellikle Bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar, Diz kireçlenmesi, Omuz sıkışma sendromu, Tenisçi dirseği, Bağ ve tendon yaralanmaları ile Kronik bel ve sırt ağrılarının tedavisinde etkili sonuçlar verebildiğini ifade etti. "Ameliyatsız bir alternatif" Ameliyatsız bir tedavi yöntemi olan proloterapinin uzun süreli ağrısı olan hastalar için önemli bir seçenek sunduğunu belirten Prof. Dr. Koca, "Her hasta için uygun olmayabilir ancak doğru hasta seçimiyle proloterapi, cerrahiye alternatif olabilecek güçlü bir tedavi seçeneğidir" ifadelerini kullandı. "Ağrılar hayatınızı yormasın" Modern tıp ile tamamlayıcı tedavilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Koca, "Hastaya bütüncül yaklaşmak, kalıcı sonuçlar açısından çok önemli" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, kronik ağrıların doğru tedaviyle kontrol altına alınabileceğini belirterek, "Kişiye özel planlama ile ameliyatsız çözümler mümkün. Ağrılar hayatınızı yormasın" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mart 2026 Perşembe- 17:04
Defne Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi 300 bin seans gerçekleştirdi
2
26 Mart 2026 Perşembe- 10:27
Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi
3
26 Mart 2026 Perşembe- 14:43
Nefes darlığı her zaman akciğer kaynaklı olmak zorunda değil
4
25 Mart 2026 Çarşamba- 21:00
Hekimsen duyurdu: Sağlık camiasında ortak iktisadi yapı
5
25 Mart 2026 Çarşamba- 12:16
Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi
05 Aralık 2025 Cuma - 15:50
KBÜ ev sahipliğinde 4. Ulusal MediRalli organizasyonu gerçekleştirildi
Karabük Üniversitesi (KBÜ) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, 4. Ulusal MediRalli Organizasyonu’na ev sahipliği yaptı. Etkinlikte öğrenciler, acil müdahale senaryolarında bilgi ve becerilerini uygulamalı olarak sergiledi. Programa KBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Solmaz, akademik ve idari personel, öğrenciler ve davetliler katıldı. Açılışta MediRalli’nin önceki yıllarına ait görüntüler izlendi. Açılış konuşmasında Prof. Dr. Solmaz, yarışmanın öğrencilerin acil durumlarda karar verme ve soğukkanlılık becerilerini geliştirdiğini söyledi. Organizasyonun ilerleyen dönemlerde daha geniş kapsamda yapılmasının hedeflendiğini aktardı. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Durdane Yılmaz Güven ise MediRalli’nin teorik bilginin uygulamayla pekiştiği önemli bir etkinlik olduğunu belirtti. Konuşmaların ardından yarışma etaplarına geçildi. Resüsitasyon etabında Ritim Avcıları, bilgi etabında EKG Team, travma etabında ise Kesintisiz Yaşam Hattı birinci oldu. Genel birincilik ödülü de Kesintisiz Yaşam Hattı’na verildi. Program, müzik konseri ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
05 Aralık 2025 Cuma - 14:51
E-sigara kullanımında artan sağlık riskleri: Uzmanlardan kritik uyarı
Sigara kullanımının sağlık üzerindeki ciddi olumsuz etkilerinin 1950’li yıllardan itibaren bilimsel olarak ortaya konulmasıyla birlikte, birçok gelişmiş ülkede tütün kontrol politikaları uygulanmaya başlamış, bu ülkelerde sigara kullanımı belirgin biçimde azalmıştır. Daha sonra geleneksel sigaraya göre daha az zararlı oldukları iddiasıyla e-sigaralar piyasaya sürüldü. E-sigaralar, Tütünün yanmasıyla oluşan katran ve karbon monoksit gibi bazı maddeleri içermemeleri nedeniyle kullanıcılar tarafından daha güvenli olarak algılanan e-sigaraların, nikotin bağımlılığını sürdürdüğünü ve farklı sağlık risklerine sebep olduğu görülmüştür. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Bahadır, gençler arasında e-sigara deneme oranlarının yüzde 12-50 arasında değiştiğini ve e-sigara kullanan gençlerin geleneksel sigaraya başlama ihtimalinin altı kat arttığını gösterdiğini belirterek, "E-sigaraların içeriğinde nikotinin yanı sıra propilen glikol, bitkisel gliserin ve çeşitli aroma vericiler bulunur. Meyve, tatlı ve mentol gibi aromalar, genç kullanıcılar için cezbedici hale gelmekte; bu durum nikotin kullanımının erken yaşta başlamasına yol açmaktadır. Ancak bu maddeler yüksek sıcaklıklarda toksik bileşiklere dönüşerek insan sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkilere sebep olmaktadır" dedi. Bilimsel verilerin, e-sigaraların zararlarını açıkça ortaya koyduğunu belirten Bahadır, "Solunum sistemi üzerinde en belirgin etkiler, akciğer dokusunda iltihaplanma, solunum güçlüğü ve "EVALI (Elektronik Sigara ile İlişkili Akciğer Yaralanması)" olarak tanımlanan ciddi akciğer hasarlarıdır. Bu durum, kısa süreli kullanımda bile solunum yetmezliği ve ölüme yol açabilmektedir. Ayrıca nikotin kalp atım hızını ve kan basıncını artırarak kalp-damar hastalıkları riskini yükseltir. Ergenlerde nikotin maruziyeti beyin gelişimini olumsuz etkileyerek dikkat, öğrenme ve hafıza üzerinde kalıcı zararlara neden olabilir. Gebelikte kullanım ise düşük doğum ağırlığı, erken doğum ve nörogelişimsel bozukluk riskini artırmaktadır. E-sigaraların yalnızca doğrudan kullanıcılar için değil, çevresindekiler için de (pasif etkilenim yoluyla) sağlık riski oluşturduğu belirlenmiştir. E-sigara buharı, ortama nikotin, ağır metaller ve toksik bileşikler yaymakta; buharın solunması özellikle çocuklar, yaşlılar, astım veya kalp hastalığı bulunan bireyler için tehlike oluşturmaktadır. Bu nedenle, pasif maruziyetin önlenmesi, tıpkı tütün dumanına maruz kalmanın engellenmesi kadar önemlidir. Bazı araştırmalar e-sigaraların sigara bırakmada yardımcı olabileceğini öne sürse de, kullanıcıların büyük bir kısmının hem e-sigara hem de geleneksel sigara kullanmaya devam ettiği, yani "çift kullanım" davranışı sergilediği tespit edilmiştir. Bu durum, e-sigaraların sigara bırakmaya yardımcı bir araç değil, tütün endüstrisinin bağımlılığı sürdürme aracı olduğunu göstermektedir" dedi. Bahadır, Türkiye’de e-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerine yönelik yasal düzenlemeler bulunduğunun altını çizerek, "1996 yılında yürürlüğe giren ve 2008’de kapsamı genişletilen 4207 Sayılı "Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun", tütün kontrolü açısından kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. 2013 yılında yapılan değişiklikle elektronik nikotin sağlayıcı ürünler de bu kanun kapsamına alınmış, 2020 yılında yürürlüğe giren 2149 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu ürünlerin ithalatı ve satışı yasaklanmıştır. Ancak önemli bir nokta da, yalnızca satışın değil kullanımın da yasak olduğudur. Türkiye’de e-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, tütün kontrol mevzuatı kapsamında kapalı alanlarda, kamuya açık yerlerde ve toplu taşıma araçlarında kesin olarak yasaktır. Bu yasak, hem kullanıcıların sağlığını korumak hem de çevredeki bireylerin pasif etkilenimini önlemek açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünleri, geleneksel sigaralardan farklı bir forma sahip olsalar da temelde tütün ürünleridir ve sağlık açısından zararlıdır. "Daha az zararlı" oldukları yönündeki iddialar bilimsel olarak geçersizdir. E-sigaralar akciğer, kalp-damar, sinir ve üreme sistemlerinde ciddi olumsuz etkilere sebep olmakta, pasif maruziyet yoluyla toplumun tüm kesimlerini etkilemektedir. Bu nedenle, bu ürünlerin üretimi, ithalatı, satışı ve kullanımına yönelik mevcut yasakların kararlılıkla sürdürülmesi, denetimlerin güçlendirilmesi ve toplumun aydınlatılması büyük önem taşımaktadır" dedi.
05 Aralık 2025 Cuma - 14:38
Van’da ölümcül damar yırtığı 15 kişilik ekip tarafından ameliyat edildi
Muş’tan aort damar yırtığı (Tip 1 diseksiyon) nedeniyle acil olarak Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Merkezine sevk edilen hasta, 8 saat süren başarılı bir operasyonla hayata tutundu. Muş’ta yaşayan 3 çocuk babası İsmail Kalır, kalp rahatsızlığı nedeniyle Van’a sevk edildi. Kalp Merkezi uzmanlarınca yapılan tetkiklerde, aorttaki yırtığın her iki şah damarını da etkilediği belirlendi. Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hülüsi Helvacı, Tahir Olgaç ve Uğur Postal tarafından gerçekleştirilen operasyona 15 kişilik ekip katıldı. Durumun aciliyeti üzerine hastaya cerrahi müdahale uygulandı. Yaklaşık 8 saat süren operasyonda, hastanın aort damarı ve aort kapağı değiştirildi, kalbin sağ koronerine by-pass yapıldı. Ayrıca her iki şah damarına da yapay damar greftleriyle by-pass işlemi gerçekleştirildi. Zorlu ameliyatın ardından İsmail Kalır’ın sağlık durumunun iyi olduğu ve taburculuk seviyesine geldiği bildirildi. "Hastamızı vakit kaybetmeden operasyona aldık" Konuya ilişkin gazetecilere açıklama yapan Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Tahir Olgaç, yapılan incelemeler neticesinde hastanın acil olarak Van’a transferini talep ettiklerini belirtti. Durum müdahale edilmediğinde genellikle 24 saat içinde ölümle sonuçlanabilen son derece kritik bir tablo olduğunu ifade eden Op. Dr. Olgaç, "Ameliyat öncesi tüm hazırlıklarımızı hızla tamamlayarak hastamızı vakit kaybetmeden operasyona aldık. Yaklaşık 8 saat süren bu zorlu ameliyatta, yakın zamanda vefat eden Sırrı Süreyya Önder’e uygulanan operasyonun daha da kompleks bir versiyonunu gerçekleştirdik. Hastamızın aort damarını, aort kapağını değiştirdik; sağ koroner arterine bypass uyguladık. Ayrıca ‘Arkus Replasmanı’ dediğimiz ve total sirkülasyon arresti altında yapılan yöntemi kullanarak, hastayı derin hipotermiye alıp yaklaşık bir saat boyunca 18 derecede tuttuktan sonra ilgili damar segmentini değiştirdik. Yırtığın her iki şah damarına kadar ilerlemesi nedeniyle her iki şah damarına da bypass işlemi uyguladık" dedi. "Birinci günde bilinci açıldı" Zorlu operasyonun yaklaşık 15 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiğini dile getiren Olgaç, "Çok şükür ki hastamız ameliyat sonrası birinci günde bilinci açıldı ve herhangi bir nörolojik komplikasyon gözlenmedi. Yoğun bakımda 5 gün takip edilen hastamız daha sonra servise alındı ve burada rehabilitasyon süreci başlatıldı. Yaklaşık bir haftadır serviste izlenen hastamızı, herhangi bir aksilik olmaması durumunda önümüzdeki hafta taburcu etmeyi planlıyoruz" diye konuştu. "Son derece ölümcül bir tablo" Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hülüsi Helvacı ise hastalığın nadir görülmekle birlikte son derece ölümcül bir tablo olduğunu belirterek, "Genellikle bu tür ameliyatlarda aortun belirli bölümlerine müdahale edilir; ancak bu vakada hem iki şah damarını hem de aortun oldukça geniş ve uzun bir bölümünü içeren kapsamlı bir operasyon yapmak zorunda kaldık. Bu nedenle ameliyat, standart uygulamaların ötesinde daha ileri düzey bir cerrahi gerektirdi. Kemoterapi ilaçları ilgili branş hekimleri tarafından sonlandırıldı ve hastamız yakından izlenmektedir. Rehabilitasyon sürecinin tamamlanmasının ardından kendisini evine sağ salim göndermeyi planlıyoruz" şeklinde konuştu.
05 Aralık 2025 Cuma - 14:35
Ankara Onkoloji Hastanesi’nde Dijital PET/BT ve Yapay Zeka Destekli Sistem hizmete girdi
Türkiye’de ileri görüntüleme alanında yeni bir dönem başlatan 5-Ring Dijital PET/BT ve Yapay Zeka Destekli Karar Destek Sistemi, SBÜ Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete alındı. SBÜ Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği’nde yenilenen PET/BT ünitesi, Türkiye’de kullanım alanı genişliğiyle öne çıkan 5-Ring Dijital PET/BT sistemi ve Yapay Zeka Destekli Karar Destek Modülü ile hizmet vermeye başladı. Yeni nesil cihaz, kanser tanı ve tedavisinde doğruluğu artırmayı, süreçleri hızlandırmayı ve kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarını güçlendirmeyi amaçlıyor. Geniş görüntüleme alanına sahip dijital PET/BT sistemi; küçük tümör odaklarının erken tespiti, minimal kalıntı hastalığın görünür hale gelmesi, tedavi yanıtının milimetrik düzeyde hassasiyetle değerlendirilmesi ve gereksiz invaziv işlemlerin azaltılması gibi birçok avantaj sunuyor. Cihaz, özellikle kilo problemi olan, ağrılı, anksiyeteli ve pediatrik hastalarda yüksek görüntü kalitesi ve kısalmış tarama süresiyle hasta konforunu artırıyor. Sisteme entegre edilen yapay zeka modülü ise lezyon tespiti ve sınıflandırma doğruluğunu artırarak tedavi yanıtının objektif kriterlerle ölçülmesine, kişisel risk profilleri oluşturulmasına ve klinik kararların daha hızlı, daha öngörülebilir şekilde alınmasına imkan tanıyor. Onkoloji Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği’nde ‘Nükleer Tıp Tanıtım Programı’, Prof. Dr. Gülin Uçmak ve Hastane Başhekimi Prof. Dr. Fevzi Altuntaş’ın katılımı ile gerçekleşti. "20-25 dakikalarda süren çekim sürelerini 5 dakikalara kadar indirdik" Nükleer tıp kliniklerinde kurulu olan PET/BT cihazının onkoloji hastalarında, tanıda, tedavi planlamasında ve takibinde en önemli moleküler görüntüleme modalitesi olduğunu belirten Uçmak, "Burada en önemli avantaj aslında hem moleküler ki hücresel düzeyde tutumları, tümör hücrelerini göstermesi ve tüm vücut tarama imkanı olması cihazlarda. Bu cihazımız üst düzey dijital PET/BT cihazı, son teknoloji donanımlı, yapay zeka ve akıllı algoritmalarla desteklenmiş bir cihaz. Daha önce yaklaşık 20-25 dakikalarda süren çekim sürelerini 5 dakikalara kadar indirdik. Ağrılı, anksiyeteli kanser hastalarında inanılmaz derecede konforu artırdı. Kilolu hastalarımızda çok kaliteli görüntüler elde ettik. Bu cihaz Türkiye’de en yüksek görüş alanlı dijital PET-BT cihazı. Çok kısa sürelerde çekimler yapmakla birlikte, görüntü kalitesinden ödün vermeden çok daha kaliteli PET görüntüleri elde etmeye başladık. Bu sayede de 5 milimetrelerin altındaki çok küçük tümör hücrelerini, lezyonları saptayabiliyoruz. Akıllı algoritmalarla bunların karakterizasyonunu çok daha doğru belirleyebiliyoruz. Dolayısıyla erken tanı doğru tedavi, doğru takip açısından özellikle kanser hastalarına çok büyük katkı sağladığımızı düşünüyorum" diye konuştu. Uçmak aynı zamanda, yeni cihazın özellikle meme, akciğer, kolon ve lenf sistemi kanserlerinde yüksek doğruluk sunduğunu, tüm vücudu tek seferde hızlı biçimde tarayarak tümör odaklarını diğer yöntemlere göre daha üstün şekilde gösterebildiğini belirtti. "Hastaya her aşamada konfor sağlamakta" Yapay zekanın özellikle onkoloji alanında, karar destek sistemi ile hekimlere büyük destek sağladığına değinen Altuntaş, "Tanı, tedavi ve takip süreçlerinde standardizasyonu sağlamakta. Yapay zeka veya dijitalleşme, kanserde onkoloji alanında tanı, tedavi, takip süreçlerinde standardizasyonu sağlamakta, süreçleri hızlandırmakta, kaliteyi artırmakta, verimliliği sağlamakta. Bu da hastaya her aşamasında ama her aşamasında konfor sağlamakta. Dijitalleşmenin getirdiği, teknolojinin getirdiği yöntemler aynı zamanda yapay zeka ile entegre olduğu zaman görüntünün kalitesini de artıyor. Görüntünün kalitesinin artmış olması daha erken aşamada, daha hızlı ve daha rasyonel bir tanı sürecini sağlamış oluyor. Bu sadece tanı sürecinde değil ama takipte de önemli. Çok erken düzeyde ve çok kısa sürede tespit etmiş oluyorsun. Bu da önemli bir gelişme. Hasta yakınlığının konforunu artırıyor. Burada 30 dakika kalmak istemezsiniz. Gözünüzü de kapatsanız kalmak istemezsiniz. 3-5 dakika indirilmiş olması hasta için çok büyük bir konfor. Tabii Türk ve Türkiye yüzünden konuşuyorsak bu tür dijitalizasyonu, yapay zekayı sistemlerimize entegre etmek lazım. Modern teknolojiyi kullanmak lazım. Bizim hastalarımız bunu hak ediyorlar. Biz de elimizden gelen gayreti akademisyen, yönetim olarak, devletin en üst kademesinden en alta kadar tüm aşamalarda altını, içini doldurmaya gayret ediyoruz" şeklinde konuştu.
05 Aralık 2025 Cuma - 13:55
Prof. Dr. Ömer Özkan: "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz"
Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Fen Lisesi’nde öğrencilerle bir araya geldi Fen Lisesi Konferans Salonu’nda düzenlenen söyleşiye Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan Organ nakli konusunda inanılmaz ilerde olduklarını belirterek "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz ama Türkiye’de organ nakillerinin yüzde sekseni canlıdan yapılırken, İspanya gibi ülkelerde yüzde sekseni beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan yapılıyor. Biz de yüzde yirmisi kadavradan yapılıyor" dedi. Meslek seçerken bu işi yapmak ister miyim sorusunu sorun Öğrencilerle bir araya gelmekten duyduğu mutluluğu dile getiren Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, öğrencilerin kariyer kararlarının çok kritik bir aşamasında olduklarını vurguladı. Öğrencilerin sadece yüksek puan alıp imrenilen bir yere gitmesinin önemli olmadığını, asıl meselenin yapılan işi severek ve isteyerek devam ettirmek olduğunu belirten Özkan, herkesin hayran olduğu bir meslekte mutsuz olmanın hiçbir anlamı taşımadığını söyleyerek, öğrencilere tercihlerini yaparken "Bu işi yapmak ister miyim?" sorusunu sormalarını tavsiye etti. Tıp genel hekimlikle sınırlı değil Tıp alanının artık eskisi gibi genel bir hekimlikle sınırlı olmadığını, inanılmaz bir uzmanlaşma ve alt dallara ayrılma sürecinden geçtiğini aktaran Özkan, kendisinin de ilgilendiği organ nakli, organ üretimi, genetik ve immünoloji gibi konulara dikkat çekerek "Ortopediyi bile seçseniz eklemlerle, uzun kemiklerle, kapalı ameliyatlarla uğraşacaksınız. Göz dediğiniz küçücük bir yer, gözün önüyle uğraşan doktorlar ayrı farklı, gözün arkasıyla uğraşanlar farklı, gözün tansiyon ile uğraşan doktorlar farklı. Durum o kadar farklılaşmaya başladı." dedi. Hastayla iletişim psikolojik yükü aza indirir Öğrencilerin cerrahi operasyonlar sonucundaki psikolojik süreci nasıl yönettikleri sorusuna yanıt veren Prof. Dr. Özkan, bir cerrahın ya da hekimin direkt insanla ve onun psikolojisiyle uğraştığını belirterek "Hastayı iyi bir şekilde karşılamak durumunu anladığını belirtebilmek yeterince vakit harcayabilmek bu süreç içerisinde neler ile karşılaşabileceğini anlatabilirseniz o empati içerisinde hastayı az buçuk faydalı olduğunu hissederseniz siz. O olayın sonunda haz hissedersiniz, faydalı olmanın size verdiği hazzı hissedersiniz." şeklinde konuştu. Özkan, tıpta "komplikasyon" kavramının varlığını hatırlatarak, her şeyin yolunda gitmeyebileceğini, hastanın bilgilendirilmesinin (onam formu) etik ve kanuni bir sorumluluk olduğunu söyledi. Özkan, hastayla iletişimi iyi ayarlamanın psikolojik yükü en aza indirdiğini kaydetti. Yapay zeka insanların yüklediği bir kavram Yapay zekanın tıp sektörünü ne zaman işlevsiz hale getireceği sorusuna karşılık Prof. Dr. Ömer Özkan, yapay zekanın insanların yüklediği bir kavram olduğunu belirterek "Mutlaka etkisi çok fazla olacak. Ama yapay zeka dediğimiz olay bir yükleme. Sonuçta insanların yüklediği bir kavram. Yapay zeka organik zeka diye bir şey yapıyorum. Hani o sonuçta yapay zekayı belirleyen sizin organik zekâlarınız beyinleriniz. Şimdi sizin belirlediğiniz şeyler kadar gidiyor. Yapay zeka, günümüzde 2 tane ana kavram var. Bir insanların yüklediği kadar olur. Sizin beyninizin o kadar kapasitesi var ki belli bir kısmını kullandığınız için bizim yapay zekaya şu anda uğraşmamız gerekmiyor. Yapay zekaya yüklediğinizin tamamını kullanırsınız. Böyle bir avantajı var yapay zekanın ama günümüzde yapay zeka dediğiniz kavram web’e bakıyor, Google’a bakıyor bir yerlere bakıyor, oradan topladığı bilgilerle gidiyor" ifadelerini kullandı. Cerrah olduktan sonra mesai kavramı yok Doktor olmadan önce ve sonraki çalışma düzeni hakkındaki soruya Prof. Dr. Özkan, cerrahlıkta mesai kavramının lüks olduğunu belirterek "Çok çalışırdım. Doktor olduktan sonra da çok çalıştım ama mesela cerrah olduktan sonra zaten ayarı artık kendin yapmıyorsun. Eğer ben 3 saatte ameliyat yapacağım hocam dersen ameliyat 5 saat sürerse ne yapacaksın? Anlatabildim mi? Belki 10 saat sürecek olan ameliyatı 3 saatte bitireceksin. Mesai kavramı yok. O benim için çok lüks bir şey. Çok seviyorum" dedi. Özkan, gecenin ikisinde dahi zevkle işine gittiğini, bu durumun kendisi için inanılmaz bir haz ve zevk olduğunu ifade ederek "Sana ihtiyaç olduğunda faydalı olacağını hissettirdiysen ki çok önemli bir kavram, inanılmaz bir hazdır" şeklinde konuştu. Akademik ortamda sürekli araştırman gerekir Mesleğinize başladığınızdan beri teknoloji çok gelişti mi? Siz bunu nasıl takip ediyorsunuz? sorusuna Prof. Dr. Özkan, "Doktorluğun böyle bir şeyi var arkadaşlar maalesef mühendisliğinde bunlar stratejik mesleklerdir bence. Sürekli okumanız gerekiyor, takip etmeniz gerekiyor. Kongrelere katılmanız gerekiyor. Yayınlar yapmanız gerekir akademik ortamda. Bir muayenehane de olduğunuz zaman yayınları çok takip etmezsiniz. Artık yazı yazmak istemezsiniz. Araştırma yapmak istemezsin ama bir akademik ortamda sürekli araştırman gerekir. Sürekli yeni tedaviler bulunacaktır arkadaşlar." dedi. Özkan, mikro cerrahi alanındaki devrimden bahsederek 1905 yılında damarların birbirine dikilip kan akabileceğinin keşfedilmesiyle başlayan sürecin, günümüzde 0.2 mm (200 mikron) ve hatta 50 mikronluk iğnelerle dikiş atılan süper mikro cerrahiye evrildiğini anlattı. Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz Beyin ölümü kavramını açıklayan Özkan, beyin ölümünün gerçekleştiği hastaların kadavra olarak nitelendirildiğini ve bu kişilerden organ nakli yapıldığını söyledi. Özkan, "Organ nakli konusunda inanılmaz ilerdeyiz ama Türkiye’de organ nakillerinin yüzde sekseni canlıdan yapılırken, İspanya gibi ülkelerde yüzde sekseni beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan yapılıyor. Biz de yüzde yirmisi kadavradan yapılıyor. Bu durum sağlıklı bir insanda risk alarak organ alınmasına yol açıyor. Türkiye’de kadavradan organ bağışı bilincinin henüz yeterince gelişmedi" dedi. Organ üretimi ile ilgili çalışmalar Yapay organ çalışmalarının geleceği hakkındaki soruyu cevaplayan Prof. Dr. Özkan, "Organ üretimi dediğimiz şey rejeneratif tıptır. Rejeneratif tıpta doku üretimi diye bir kavram var, doku üretildi, tabakalar üretildi. Şimdi bunu 3 boyutlu üretebilir miyiz diye bir kavram var, 3 boyutlu da üretilmeye başlandı. Deri üretimleri var, mesane dokusunun böbrek dokusunun 2 boyutlu üretimi gerçekleştirildi bir laboratuvarda. Şimdi bunun 3 boyutlusu oluşturulmaya çalışılıyor. Bu oluşturduktan sonra bunların içine damar sokabilir miyiz diye uğraşılacak, yapıldıktan sonra da çok hızlı gidecek" dedi.
05 Aralık 2025 Cuma - 13:55
Giresun’da hayat kurtaran yarış
Giresun’da "1-7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası" kapsamında düzenlenen Eğitim Ölçme ve Değerlendirme Yarışmasında sağlık çalışanları zamana karşı yarıştı. İl genelinden 30 ekibin katıldığı etkinlikte, acil sağlık hizmetleri personelinin acil durumlara müdahale becerileri ve kriz yönetimi performansı ölçüldü. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından organize edilen etkinlik, Giresun Uygulama Otelinde gerçekleştirildi. Acil sağlık hizmetleri ekiplerinin sahadaki koordinasyonunu güçlendirmek, müdahale yeteneklerini artırmak ve ekipler arası iş birliğini geliştirmek amacıyla düzenlenen yarışmaya, il genelindeki Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarını temsilen 150 sağlık personeli katıldı. Toplam 30 ekibin mücadele ettiği yarışma, gerçeği aratmayan senaryolar üzerine kurgulandı. Yarışmacılar; acil durum senaryoları, çocuk ve yetişkin ileri yaşam desteği ile travmalı hasta yönetimi olmak üzere 4 kritik etapta performans sergiledi. Hakem heyeti, ekipleri tıbbi müdahale hızı, doğru teknik kullanımı ve kriz anındaki ekip uyumu üzerinden değerlendirdi. Organizasyonda, sağlık çalışanlarının mesleki dayanıklılığını artırmak, saha tecrübelerini pekiştirmek ve acil sağlık hizmetlerinin önemine dair toplumsal farkındalık oluşturmak hedeflendi. Zorlu etapların tamamlanmasının ardından düzenlenen ödül törenine; Giresun Vali Yardımcısı Alpaslan Altınışık, İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi İskender Aksoy, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Ünal Özek, İl Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Mesut Özdemir ve il dışından gelen gözlemci eğitmenler katıldı. Yapılan puanlamalar sonucunda Bulancak 2 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu 1’inci, Görele 1 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu 2’nci ve Merkez 6 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu 3’üncü oldu.
05 Aralık 2025 Cuma - 13:53
Medicana bebekleri tıp öğrencilerine destek olacak
Medicana International Ankara Hastanesi, Türk Eğitim Vakfı (TEV) iş birliğiyle Medicana’da dünyaya gelen her bebek adına Ankara Tıp Fakültesi’nde okuyan TEV bursiyerlerine burs desteği sağlanacak. Medicana International Ankara Hastanesi, Türk Eğitim Vakfı (TEV) iş birliğiyle başlattıkları ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesinin geçtiğimiz gün lansmanını Medicana International Ankara Hastanesi’nde gerçekleştirdi. Proje kapsamında, hastanede dünyaya gelen her bebek adına Ankara Tıp Fakültesi’nde okuyan TEV bursiyerlerine burs sağlanacağı aktarıldı. Lansmana Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, TEV Ankara Şube Yürütme Kurulu Başkanı Yasemin Türkoğlu, Koç Holding Resmi İşler Direktörü Ali Utku Atalay, Medicana doktorları ve sağlık ekibi katıldı. Medicana bebekleri geleceğe ışık saçıyor Dünya genelinde 85 milyon, Türkiye de ise 1 milyonu aşkın çocuğun örgün eğitimin dışında olduğunu; üniversite öğrencilerinin de sosyoekonomik sebeplerle eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kaldığını hatırlatan Medicana International Ankara Hastanesi Marka ve Kurumsal İletişim Müdürü Damla Yur hastanenin geleceğin doktorlarına destek olmak amacıyla hayata geçirdiği ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesini tanıttı. Yur, proje kapsamında hastanede dünyaya gelen her bebek adına TEV desteğiyle Tıp Fakültesinde okuyan öğrencilere aylık düzenli burs desteği sağlayacaklarını, "Doğumun eğitime uzanan bir umut köprüsü olmasını istiyoruz" sözleriyle ifade etti. Başlangıçta Ankara’da 10 Tıp Fakültesi öğrencisine destek vermeyi hedeflediklerini belirten Yur, Medicana Sağlık Grubu’ndaki diğer hastanelerin de projeye dahil edilmesi ile 2026 yılı içinde sayıyı 60 öğrenciye çıkarmayı amaçladıklarını söyledi. "Elimizi uzatamadığımız okumaktan vazgeçen bir sürü çocuğumuz var" Geleceğin hekimlerine destek olmaya devam edeceklerini ifade eden Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, "Ben bir Atatürk kızıyım ve Atatürk bana bu hakları verdiği için bugün bulunduğum pozisyonum, eğitimim, benim için bir onur kaynağı. Ama unutmamamız gereken şey bizlerin önder olacağıdır. Arkamızdan gelen bir sürü kız çocuğu ve meslektaşımız var. Öncelikle hedefim hemcinslerime destek olmakla birlikte meslektaşlarımın da bir şekilde bu katkıyı hak ettiğini düşündüğüm için Medicana Ankara ailesi olarak ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesiyle bir adım attık. Elimizi uzatamadığımız okumaktan vazgeçen bir sürü çocuğumuz, evladımız var. Bu insanlara bir şekilde ulaşabiliyor olmak kurum olarak güzel bir duygu. Bize bu duyguyu yaşattığınız için çok teşekkür ediyorum. Burada bir şey hatırlatmak istiyorum. Biz kurum olarak bu işi başlattık ama Ankara’da biz 150 hekim ile 750 personeliz. Eminim kurum dışında da okutmak isteyeceğimiz ve TEV’e destek olabileceğimiz bir alan oluşturacağız. Kurum dışında da biz kıymetli meslektaşlarımıza, geleceğin hekimlerine destek olmaya devam edeceğiz" açıklamalarında bulundu. "Türk Eğitim Vakfı bu projeden çok ilham aldı" ‘Meslektaşımı Okutuyorum’ projesinin örnek bir proje olduğunu belirten TEV Ankara Şube Yürütme Kurulu Başkanı Yasemin Türkoğlu, "Bir üniversite öğrencisine verdiğimiz aylık burs miktarı 5 bin 800 lira, bu projeye gönlünüzden ve bütçenizden ne imkan veriyorsa öyle destek olabilirsiniz. Medicana ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Türk Eğitim Vakfı bünyesinde oldukça heyecan oluşturan bir proje oldu. Her bir destekle bir gencin hayatına bu doğum kartıyla bağış yapılacak. Bağışlar bir havuzda toplanıp belirlenen hedefler doğrultusunda geleceğin hekimlerine burs fonu olarak verilecek. Bu proje, başka kurumlara da ilham verecek, farklı kurum ve hastanelere örnek teşkil edecek bir potansiyele sahip. Medicana Ankara’nın başlattığı bu girişim için emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum" ifadelerinde bulundu. "Siz geleceği inşa edin, biz yanınızdayız diyen bir ekip var" İyi bir gelecek için eğitim ve sağlık sisteminin önemli olduğunu vurgulayan TEV bursiyeri Hacettepe Tıp Fakültesi öğrencisi Gizem Gündüz, "Bugün burada kurulan bağ, bu iki alanın birbirini nasıl tamamladığını gösteriyor. Gençlerin potansiyelini ortaya çıkarıyor. Medicana, sağlık hizmetinde kaliteyi ve insan hayatına dokunan hizmet anlayışını güçlendiriyor. Bu iki yapının buluşması bize, iyi bir geleceğin hem iyi eğitimli bireylerle hem de güçlü bir sağlık sistemiyle mümkün olacağını hatırlatıyor. Geleceğin hekimi olarak yanımda, siz geleceği inşa edin, biz yanınızdayız diyen bir ekip var. Bu desteğin karşılığında hangi şehirde, hangi hastanede, hangi branşta olursak olalım, topluma karşı sorumluluğumuzu, bize inanan kurumların bu desteğini ve bugün kurulan bu iş birliğinin anlamını unutmayacağımızı belirtmek isterim. Bizler sahaya indiğimizde bilginin yanı sıra karakterle, etikle ve insan sevgisiyle hizmet edeceğiz. Bu değerli iş birliği için Medicana Sağlık Grubu’na, TEV ailesine ve burada emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bizi yarının da doktorları, bilim insanları ve liderleri olarak yetiştiren tüm kurumlara teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu.
05 Aralık 2025 Cuma - 13:44
Denizli’de lösemi ve kanserle mücadele eden aileler için yeni hizmet
Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), lösemi ve kanserle mücadele eden çocuklara ve ailelerine ücretsiz destek sağlamak amacıyla Türkiye genelinde yürüttüğü hizmet ağını genişletmek amacıyla Denizli İrtibat Ofisini faaliyete geçti. Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), Türkiye genelinde sayıları 113 bini aşkın, Vakfa kayıtlı lösemi ve kanser tedavisi gören çocuk ve yetişkin hasta ve ailelerine, tamamen ücretsiz olarak sürdürdüğü tedavi, eğitim, konaklama hizmetlerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik destekler, ayni ve nakdi yardımlarla tam 27 yıldır var gücüyle çalışıyor ve ailelerin tüm ihtiyaçlarına kalıcı çözümler sağlıyor. Daha geniş hizmet vermek amacıyla Denizli’de yeni irtibat ofisi açan LÖSEV bölgedeki hastaların ve ailelerin tedavi, eğitim, sosyal destek ve konaklama hizmetlerine daha hızlı ve kolay ulaşmasını hedefliyor. Ayrıca ofisin faaliyetlerine başlaması ile beraber farkındalık çalışmalarının artırılması, gönüllü ağının güçlendirilmesi ve erken tanı bilincinin yaygınlaştırılması hedefliyor. LÖSEV Genel Başkanı Dr. Üstün Ezer, açılışa ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi, "Her çocuğun sağlıklı bir yaşam hakkı var. Açtığımız her yeni irtibat ofisiyle Türkiye’nin dört bir yanına umudu, sevgiyi ve iyiliği taşıyoruz. 28 yıldır kanser hastası çocukların ve ailelerin tedavi süreçlerinde, eğitimlerinin devamında ve sosyal yaşamlarının desteklenmesinde aktif rol üstlenen LÖSEV, Denizli ofisiyle birlikte bölgedeki çalışmalarını sıklaştırarak ailelere daha da yakın olmayı hedefliyor" Açılan yeni ofisle birlikte büyük bir kazanım elde ettiğini vurgulayan Ezer, "Bu umut dolu yolculukta, LÖSEV’in her zaman yanında olan siz değerli destekçilerimizin sevgisi ve katkılarıyla daha nice şehre ulaşacak, daha nice minik yüreğe umut olacağız. Çünkü LÖSEV, iyiliksever halkımızın desteğiyle ayakta duran bir çınardır. Tüm Denizlililerin destek ve katılımlarını bekliyoruz. İyileşecek her çocuğumuzun, yüzü gülen her annemizin sizin de eseriniz olmasını arzu ediyoruz" ifadelerine yer verdiler.
05 Aralık 2025 Cuma - 13:30
Ermenek Devlet Hastanesine tıbbi cihaz takviyesi
Karaman Ermenek İlçe Devlet Hastanesine gönderilen skopi cihazı ile göz muayene ünitesi hizmete alındı. Sağlık Bakanlığı tarafından alınan cihazlar Ermenek Devlet Hastanesi’ne gönderildi. Hizmete alınan cihazlar hakkında bilgi veren Ermenek Devlet Hastanesi Başhekimi Rıdvan Tunç, cihazların hizmete alınmasıyla birlikte hasta memnuniyetinin artacağını ve bölge halkının sağlık hizmetlerine erişiminin daha da güçleneceğini belirterek, cihazların temini sürecinde emeği geçenlere teşekkür etti. Yeni skopi cihazı özellikle ortopedi, genel cerrahi ve acil müdahalelerde görüntüleme ihtiyacını karşılayarak doktorlara büyük kolaylık sağlayacak. Göz muayene ünitesi ise göz hastalıklarının teşhis ve takibinde daha detaylı ve hassas inceleme imkanı sunacak.
05 Aralık 2025 Cuma - 12:45
Görünmeyen düşman, karbonmonoksit
Acıbadem Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmethan Turan, karbonmonoksit gazının tatsız, kokusuz ve renksiz olması nedeniyle fark edilmeden solunabildiğini belirterek, "Özellikle tünellerde ve kapalı otoparklarda çalışanların değerlerine baktırmaları gerekiyor" dedi. Karbonmonoksit zehirlenmesinin içeriğinde karbon olan maddelerin yanması sonucu ortaya çıkan gazın inhalasyonu ile geliştiğini anlatan Turan, "Bu gaz renksiz, kokusuz, tatsız hatta soluyan kişiyi rahatsız etmeyecek derecede olma özelliği taşıyan bir gazdır. Kişiler bunu yavaş yavaş da alabilir, uzun süreli de alabilir. Ani ve yüksek alımlarda karbonmonoksit seviyesinin belli bir derecenin üzerine çıktığında da buna biz karbonmonoksit zehirlenmesi diyoruz" ifadelerini kullandı. "Baş ağrısı, bulantı, uykuya meyil ve en sonunda bayılma, kendinden geçme gibi sessiz bir klinik tablo" Dr. Turan, karbonmonoksit zehirlenmesinin akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek "Akut olanlarda yani ani oluşanlarda hastalar genelde çok bir şey hissetmez. Birazcık baş ağrısı, bulantı, uykuya meyil ve en sonunda bayılma, kendinden geçme gibi sessiz bir klinik tablo oluşturur. Hastalar uyur ve uyanamaz; bu tablo onu yoğun bakıma kadar götürür. Kronik zehirlenmelerde ise daha çok tünel işçilerinde, kapalı otopark işlerinde veya kendi evinde kapalı otopark kullanan, uzun süre egzoz gazına maruz kalan kişilerde görürüz. Kronik baş ağrısı, uykusuzluk, ajitasyon, kas ve eklem ağrıları gibi durumlar gözükür" dedi. "Kışın, zehirlenme vakaları artıyor" Farklı nedenleri olan karbonmonoksit zehirlenmesi vakalarının kışın artığına dikkat çeken Dr. Turan, "Isınmak için kömür sobaları, doğal gaz kombileri gibi cihazların bakımının iyi yapılmaması karbonmonoksit sızıntısına ve dolayısıyla zehirlenmesini artıran önemli bir faktör. O nedenle düzenli bakım ve temizliğin yapılması çok önemli. Ayrıca otomobillerin çıkardığı zehirli gaz uzun süre maruz kalmak da aynı sonuca yol açıyor" dedi. "Otopark ve tünel işçileri risk altında" Sigara içenlerde değerlerin yükseldiğini söyleyen Turan, "Normalde insanlarda karbonmonoksit hemoglobin düzeyi yaklaşık yüzde 1 ile 3 arasında olur ama sigara içenlerde bu yüzde 10’a kadar çıkabiliyor. Yani bu da bir kronik karbonmonoksit zehirlenmesi oluyor bir nevi. Bir sonraki aşaması ise az önce bahsettiğim kapalı otopark ve tünel işçilerinde oluşanlar. Onlarda da yüzde 20’ye kadar, yaklaşık yüzde 30’a kadar bazen gözüküyor. Onlar da risk altındalar. Bu kişilerin çalıştığı şartlara dikkat edilmeli" dedi. Gazın kandaki oksijen kullanımını engelleyerek ciddi organ hasarına yol açabileceğini vurgulayan Turan, "Hemoglobin hücreleri karbonmonoksite oksijenden yaklaşık 200-300 kat daha duyarlı. Bu yüzden karbonmonoksit hemen bağlanıyor, oksijen serbest dolaşıyor ve hücrelere verilemiyor. Bu durum tüm organlarda oksijen eksikliğine neden olur. Kalpte olursa kalp krizi, böbrekte olursa böbrek yetmezliği, beyinde olursa felç gibi ciddi sonuçlara kadar gidebilir" diye konuştu. "Baş ağrısı ve halsizlik karbonmonoksitin ilk işaretleri olabilir" Halsizlik, baş dönmesi, bayılma, uykusuzluk gibi şikâyetlerin önemsenmesi gerektiğini dile getiren Turan, "Akut durumda ani kalp krizi, felç, solunum durması gibi durumlar gelişebilir. Bu nedenle karbonmonoksitin nereden çıkabileceğini bilmek ve buna göre önlem almak çok önemli. Eğer kapalı ve egzoz gazının yoğun olduğu ortamlarda sık bulunuyorsak, bu tür şikâyetlerimiz varsa mutlaka doktora başvurup kan gazı dediğimiz değerde hemoglobin düzeylerine baktırmalarını öneriyorum" uyarısında bulundu.
05 Aralık 2025 Cuma - 12:33
Kepez’den önce göz taraması, sonra gözlük
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, ilçedeki 97 okulda 20 bin 534 öğrenciye yapılan göz sağlığı taramasının ardından, görme sorunu tespit edilen öğrencilere gözlüklerini teslim etti. Kepez Belediyesi, öğrencilerin görme sorunlarının erken tespiti amacıyla yürüttüğü ücretsiz göz sağlığı taramalarına aralıksız devam ediyor. Belediye Sağlık Merkezi tarafından 2025–2026 Eğitim ve Öğretim yılının ara tatiline kadar 82 okulda 18 bin 137 öğrenciye göz taraması yapılmıştı. Okulların açılmasının ardından sürdürülen çalışmalarla birlikte tarama yapılan okul sayısı 97’ye, kontrol edilen öğrenci sayısı ise 20 bin 534’e ulaştı. Kepez Belediyesi, bir yandan sağlıklı nesiller için okullarda göz taramalarını sürdürürken, diğer yandan da hayırseverlerin destekleriyle göz bozukluğu tespit edilen öğrencilere gözlük desteğinde bulunuyor. Ara tatil öncesi yapılan taramalarda bin 917 öğrencinin gözlerinde problem tespit edilmişti. Güncellenen verilerle birlikte bu sayı 2 bin 747 çocuğa ulaştı. Okullarda göz taramalarına devam Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, okullardaki taramalarda görme problemi tespit edilen öğrencileri aileleri ile beraber bir kez daha makamda kabul ederek, gözlüklerini teslim etti. Göz taraması kapsamında bugüne kadar 97 okulda 20 bin 534 çocuğun göz sağlığının kontrol edildiğini, gözlerinde problem tespit edilen öğrenci sayısının ise 2 bin 747’ye ulaştığını açıkladı. Başkan Kocagöz, "Okullarda taramalarımız devam ediyor. Sağ olsunlar hayırseverlerimiz sayesinde, çocuklarımızın gözlük ihtiyaçlarını da karşılayacağız. Çünkü çocuklar bizim geleceğimiz, her şeyimiz. Onları kendi evlatlarımızdan ayırmıyor, çok seviyoruz. Onlar için ne gerekiyorsa yapacağız. Hiçbir zaman yalnız değilsiniz, Kepez Belediyesi her zaman yanınızda olacak" dedi.
05 Aralık 2025 Cuma - 12:14
Zayıflama iğnelerinin alzheimer tedavisinde kullanılması araştırılıyor
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, obezite tedavisinde kullanılan bazı enjeksiyonların Alzheimer hastalığının ilerleyişini yavaşlatabileceğine ilişkin yeni bilimsel bulguların, "bilim dünyası açısından dikkat çekici ve umut verici" olarak değerlendirildiğini söyledi. İngiltere’de Imperial College London tarafından yürütülen araştırmada, metabolizma ve iştah düzenlenmesi amacıyla kullanılan enjeksiyon tedavilerinin Alzheimer hastalığındaki beyin hücresi kaybını yavaşlatabileceği ortaya konuldu. Nature Medicine dergisinde yayımlanan çalışmada, yaş ortalaması 71 olan 169 Alzheimer hastası bir yıl boyunca takip edildi. Hastaların bir bölümüne metabolizmayı düzenleyici etkisi bulunan enjeksiyon tedavisi uygulanırken, diğer gruba plasebo verildi. Bir yıllık değerlendirme sonunda, tedavi uygulanan grupta beyin hacmi kaybının plasebo grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha az olduğu belirlendi. Ayrıca bilişsel işlevlerde yüzde 18 oranında daha olumlu sonuçlar elde edildi. "Amiloid Odaklı Tedavilerin Ötesine Geçilebilir" Araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Talip Asil, "Alzheimer hastalığında uzun yıllardır çoğunlukla beyindeki amiloid birikimleri hedef alınıyordu. Bu araştırma ise tamamen farklı biyolojik yolların da tedavide etkili olabileceğine işaret ediyor. Metabolizma üzerinde etkili ilaçların beyin üzerinde koruyucu etki gösterebilmesi, yeni bir tedavi stratejisinin kapılarını aralayabilir" dedi. "Güvenliği Bilinen Tedavilerin Yeniden Kullanılması Süreci Hızlandırabilir" Prof.Dr. Asil, "Yeni bir molekül geliştirmek uzun yıllar alırken, mevcut tedavilerin farklı hastalıklarda test edilmesi hastalara daha hızlı fayda sağlayabilir. Araştırma ekibi, elde edilen sonuçların daha büyük gruplar üzerinde yapılacak yeni klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Çalışmanın, demans ve Alzheimer tedavilerine yönelik yeni tedavi modelleri için güçlü bir bilimsel temel oluşturabileceği değerlendiriliyor" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder