Son Dakika
|
Eyüpsultan’da camdan düşen yaşlı kadın hayatını kaybetti
Antalya’da inşaat malzemeleri deposunda yangın
Oyun alanı savaş alanına döndü: O anlar kamerada
Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı
Irak’ta Haşdi Şabi karargahına saldırı: 7 ölü, 13 yaralı
Altın fiyatı düştü, Kuyumcukent’te gram altın tükendi
Ünlü yapımcı Erol Köse hayatını kaybetti
İran Dışişleri Bakanlığı'ndan müzakare açıklaması!
Trump’tan İran kararı!
Konya’da akraba kavgasında 1 kişi vuruldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Eyüpsultan’da camdan düşen yaşlı kadın hayatını kaybetti
Antalya’da inşaat malzemeleri deposunda yangın
Alperen Şengün’den Chicago Bulls karşısında triple-double
Kocaeli'de 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davası başladı
İran sınırında erkek cesedi bulundu
Hakkari’de düşen çığ görüntülendi
UEFA’dan Oğuzhan Çakır’a görev
SAĞLIK
Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat!
24 Mart 2026 Salı - 12:01:12
Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Karaca; "Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır" dedi. Kolon kanseri (kolorektal kanserler); özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Karaca; "Toplumdaki kolon kanseri vakalarının yüzde 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir. Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır. Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir. Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise yüzde 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır. Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur" ifadelerini kullandı. Tekrarlama riskine karşı kemoterapinin önemine değinen Doç. Dr. Halit Karaca; "Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir. Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa, kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense, kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır" diye konuştu.
24 Mart 2026 Salı - 11:36
Öğrencilere verem hastalığı anlatıldı
Erzurum’un Oltu ilçesinde, 24 Mart Tüberküloz (Verem) günü Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında öğrencilere yönelik bilgilendirme çalışmaları sürdürülüyor. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından Oltu Anadolu Kız İmam Hatip Lisesi çok amaçlı salonunda düzenlenen etkinlikte, öğrencilere verem hastalığı hakkında detaylı bilgi verildi. Eğitim, İlçe Sağlık Müdürlüğü doktorlarından Merve Öztürk tarafından gerçekleştirildi. Etkinlikte, tüberkülozun (verem) Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu, ekseriyetle akciğerleri etkileyen bulaşıcı bir hastalık olduğu anlatıldı. Hastalığın; öksürme, hapşırma ve konuşma sırasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla bulaştığı ifade edildi. Sunumda, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık olan tüberkülozda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekildi. En sık görülen belirtiler arasında iki haftadan uzun süren öksürük, balgam, gece terlemesi, kilo kaybı, halsizlik ve ateşin yer aldığı belirtilerek, bu şikâyetleri yaşayanların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. Eğitimde ayrıca hastalığın bulaşma yolları, korunma yöntemleri ve tedavi süreci hakkında bilgiler paylaşıldı. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, Verem Haftası boyunca ilçede bilgilendirme stantlarının açık olacağını, ilkokul ve liselerin yanı sıra halk eğitim merkezleri ile kahvehanelerde de farkındalık çalışmalarının devam edeceğini bildirdi.
24 Mart 2026 Salı - 11:24
İlçe hastanesinde safra kesesi ameliyatı kapalı yöntem ile yapıldı
Afyonkarahisar’ın Şuhut Devlet Hastanesinde karın ağrısı şikayetiyle Genel Cerrahi Polikliniğine başvuran bir hastanın safra kesesi ameliyatı başarıyla yapılırken, kapalı yöntem ile yapılan ameliyatın ilçe hastanesinde gerçekleştirilmesinin sağlık alanında önemli bir başarı olduğu belirtildi. İsmi açıklan-mayan hastanın yapılan tetkikleri sonucunda, ağrının safra kesesinde oluşan taşlardan kaynaklandığı tespit edildi. Tanının ardından hastaya, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Emre Bozdemir ve ekibi tarafından modern cerrahi yöntemlerden biri olan kapalı (laparoskopik) ameliyat tekniği ile safra kesesi operasyonu başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası servis takibinde herhangi bir olumsuzluk yaşanmayan hastanın, hızlı bir iyileşme süreci geçirerek operasyonun ertesi günü sağlığına kavuşmuş şekilde taburcu edildiği bildirildi. Yetkililer, kapalı ameliyat yönteminin hastalar açısından daha az ağrı daha hızlı iyileşme ve kısa hastanede kalış süresi gibi önemli avantajlar sağladığı kaydedildi.
24 Mart 2026 Salı - 11:05
Dünyaya gözlerini ambulansta açtı
Çanakkale’de doğum sancıları başlayan kadın, bebeğini ambulansta dünyaya getirdi. Acil sağlık ekiplerinin hızlı müdahalesi ve profesyonel çalışması sayesinde anne ve bebeğin sağlığına kavuşmasıyla sonuçlandı. Ayvacık ilçesinde geçtiğimiz gün saat 21.40 sıralarında doğum sancıları başlayan gebe için ambulans ekiplerine haber verildi. Ayvacık 3 No’lu Gülpınar Acil Sağlık Hizmetlerine ait ambulansla Ayvacık’a nakledilirken, yolculuk sırasında doğum gerçekleşti. Sağlık personellerinin koordineli çalışmasıyla, ambulans içinde dünyaya gelen bebek ve anne, sağlık ekiplerinin titiz müdahalesi sonucu stabil duruma getirildi. Anne ve yeni doğan bebeği, Ayvacık Devlet Hastanesi’ne ulaştırılarak kontrollere alındı. Her ikisinin de sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
23 Mart 2026 Pazartesi- 13:51
Milas Kemikler Mahallesi içme suyu hattı kamusal alana taşınıyor
2
23 Mart 2026 Pazartesi- 11:07
Yapay zeka doktorunuz değil
3
23 Mart 2026 Pazartesi- 16:48
DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor
4
23 Mart 2026 Pazartesi- 12:39
Aile hekiminin ısrarı hayat kurtardı: "İhmal ettiğim test sayesinde kanserden kurtuldum"
5
23 Mart 2026 Pazartesi- 14:03
Uzmanı uyardı: "Miyop dediğimiz tablo sadece bir göz numarası değildir, kontrol altına alınması gerekir"
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:58
’Vücut dışında 10 gün yaşayabilen HPV virüsü çocuklara bulaşabilir’
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bahtiyar Çiftci, 7-10 güne kadar vücut dışında hayatta kalabilen HPV virüslerinin anne ile aynı evde yaşayan çocuklara teorik olarak bulaşabileceğini, bu bulaşın da 25 yıl sonra rahim ağzı kanseri ya da boğaz lezyonlarına sebep olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bahtiyar Çiftci, kadınlardan en çok görülen 4. kanser türü olan rahim ağzı kanseri hakkında bilgiler verdi. Aşılanmanın öneminden bahseden Çiftci, HPV virüsünden korunmak ve bulaşmasını önlemek için yapılması gereken hususlar hakkında da açıklamalarda bulundu. Yılda 340 bin kadının rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çiftci, "Rahim ağzı kanseri, dünyada kadınlarda en çok görülen 4. kanser türü. Bu kanserin tamamına yakının nedeni HPV virüsü. Her yıl dünyada 600 binden fazla kadında ilerlemiş rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor ve 340 bini bundan kaynaklı olarak ölüyor. Bu ölümcül kanserden korunmak için aşılanma ve ulusal tarama programlarında var olan HPV ve smear testi ile korunmak mümkün. Bu kanserin taramaları HPV DNA testi ve pap smear testi ile yapılır. Pap smear de rahim ağzı ve vajinadan alınan sürüntü örneği patologlar değerlendiriyor. HPV DNA’da ise en yüksek riskli 15 tip taranıyor. HPV testinin kanseri tespit etme oranı yüzde 95 civarında, pap smear de ise bu oran yüzde 60 oranında" dedi. "HPV virüsü çocuğa bulaşabilir, virüs vücut dışında 10 güne kadar canlı kalıyor" Kendilerine en çok gelen sorunun virüsün evdeki çocuğa bulaşıp bulaşmayacağı yönünde olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Çiftci, "HPV virüsü ile ilgili en çok sorulan soru; ‘HPV pozitifim çocuğuma bulaşır mı?’ şeklinde oluyor. Evet, HPV’nin vücut dışında 7-10 güne kadar canlılığını devam ettirdiğini biliyoruz. Çocuğa bulaşabilir. Bulaş riski her zaman var. Genel hijyen kurallarına uyulması ve aşılamanın yapılmasının ardından endişe duymamalarını söylüyoruz. HPV virüsü çocuklara bulaşırsa bu virüs 25 yıl sonra rahim ağzı kanserine dönüşebilir. O anlamda bir risk taşıyabilir. HPV bulaşan çocukta ilerleyen döneme kadar bir belirti görülmez. HPV virüsü sadece rahim ağzı kanserine ya da genital kanserlere sebep olmuyor. Orofaringeal (yutma, boğaz kasları) hastalıklarına da neden olabilir. HPV virüsü cildi tuttuğu için sadece kanser yapar demek doğru değildir" diye konuştu. Virüsten korunma ve tedavi yöntemleri hakkında da bilgi veren Çiftci, "Rahim ağzı kanserinin ilk bulgusu vajinal kanama, kötü kokulu akıntı, yoğun akıntı şikayetidir. Rahim ağzı kanseri sinsi ilerleyen bir kanser türüdür. Rutin tarama bu açıdan önemli. Tarama sonucu bir bulgu göstermeyen HPV virüsünü tespit edebiliyoruz. Böylece rahim ağzı kanserinden hastaları koruyoruz. Aşı, yüksek oranda rahim ağzı kanserinden koruyuculuk sağlıyor. 26 yaşına kadar yapılan aşılama yüzde 90’ın üzerinde koruma sağlıyor. Aşılama programına 9 yaşından 45 yaşına kadar kadın ve erkeklerde yapılabilir diyoruz. Üst yaş sınırı yok. Riskli grupta 45 yaş sonrası için de aşılama önerebiliriz. Bu kanserde şüpheli lezyon bulduğumuzda ilk aşamada rahimin alınması gerekmiyor. Rahim ağzındaki şüpheli bölgenin çıkarılması yeterli oluyor. Rahim ağzında şüpheli lezyon olmadığını görene kadar rahim ağzının çıkartılması denilen bir tedavi yöntemi var. Rahim ağzının çıkartılması gebeliğe engel bir durum değil. Bu şekilde de gebelik oluşabilir. Ancak gebelikle ilgili bazı komplikasyonlar, rahim ağzı yetmezliği, erken doğum gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Bu açıdan da işlem yapılan hastaları uyarıyoruz. HPV 16-18 pozitif hastalarda aşılanmasını öneriyoruz. Aşının içerisinde 9 en yüksek riskli HPV virüsüne karşı koruyuculuk sağlayan ajanlar var. Aşılama HPV pozitifse dahi yapılabilir. 9-15 yaş arasında 2 doz, 15 yaşından sonra ise 3 doz aşı yapılabilir" şeklinde konuştu.
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:58
"Mevsim geçişinde uykusuzluk artabilir"
Mevsim geçişlerinde uykusuzluğun arttığına dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, "Mevsim geçişlerinde sıcaklık farkları, rüzgâr ve nem değişiklikleri vücutta fiziksel stres oluşturur. Melatonin ve kortizol gibi uyku ve stresi düzenleyen hormonlar ışık-karanlık döngüsünden doğrudan etkilenir. Mevsim geçişlerinde ışık yoğunluğu değiştiğinde uyku-uyanıklık sinyalleri de bozulabilir" dedi. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, mevsim geçişlerinde hava, sıcaklık ve ışık-karanlık döngüsündeki değişimlerin vücudun biyolojik ritmi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirterek uykusuzluğun bu dönemlerde daha sık görüldüğünü söyledi. "Ani sıcaklık değişimleri biyolojik ritmi bozabilir" Mevsim geçişlerinde sıcaklık farkları, rüzgâr ve nem değişikliklerinin vücutta fiziksel stres oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Güngen, üst solunum yolu enfeksiyonlarının da bu dönemlerde arttığını, bunun da uyku düzenini olumsuz etkilediğini ifade etti. "Işık-karanlık döngüsündeki değişim uykuyu etkiliyor" Vücudun biyolojik saati olan sirkadiyen ritmin ışığa en duyarlı sistemlerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Melatonin ve kortizol gibi uyku ve stresi düzenleyen hormonlar ışık-karanlık döngüsünden doğrudan etkilenir. Mevsim geçişlerinde ışık yoğunluğu değiştiğinde uyku-uyanıklık sinyalleri de bozulabilir" dedi. "Uykusuzluk bağışıklığı ve günlük performansı düşürüyor" Uyku sırasında metabolik atıkların temizlendiğini, beyin sağlığı, hafıza, öğrenme, hormonal denge ve doku onarımının bu sayede sağlandığını belirten Prof. Dr. Güngen, "Kaliteli uyku olmazsa bağışıklık düşer. Yorgunluk, halsizlik, odaklanma güçlüğü ve ruh halinde dalgalanmalar daha sık görülür" şeklinde konuştu. "Mevsim geçişlerinde dikkat edilmesi gerekenler" Prof. Dr. Güngen, dikkat edilmesi gereken bazı belirtilerle ilgili şu bilgileri paylaştı: "Uykuya dalmada güçlük, sürekli yorgunluk, halsizlik, dikkat ve konsantrasyon sorunları, ruh halinde belirgin değişiklikler, enfeksiyonlara yatkınlık." "Uyku düzenini korumak için öneriler" Prof. Dr. Güngen, uyku hijyeninin önemine dikkat çekerek şu önerilerde bulundu: "Her gün aynı saatte yatıp kalkın. Saat 17.00’den sonra kahve, çay, çikolata gibi uyarıcıları tüketmeyin. Yatmadan önce ışık ve gürültüyü azaltın. Elektronik cihazları yatak odasından uzaklaştırın. Ağır yemek, alkol ve sigaradan kaçının. Gündüz uykularını sınırlayın. Düzenli hafif-orta egzersiz yapın (yatmaya yakın olmamalı). Gevşeme teknikleri ve meditasyon uygulayın." "Alkol, sigara ve ağır yemekler de uyku kalitesini düşürebilir" Kafeinin uyarıcı etkisinin özellikle akşam saatlerinde uykuya geçişi zorlaştırdığını belirten Prof. Dr. Güngen, "Alkol, sigara ve ağır yemekler de uyku kalitesini düşürebilir. Elektronik cihazlardan yayılan mavi ışık melatonin üretimini baskıladığı için yatmadan en az 1 saat önce kullanımı bırakılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kronik hastalığı olanlar daha dikkat etmeli" Kronik hastalığı veya düzenli ilaç kullanımı olan kişilerde uyku düzeninin daha kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Bu bireyler mutlaka 7-9 saat uyumalı ve özellikle melatonin salgısının en yoğun olduğu 00.00-03.00 saatlerini uykuda geçirmelidir" dedi. Ne zaman doktora başvurulmalı? Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, hangi durumlarda bir uzmana başvurulması gerektiğini şöyle sıraladı: "Uykusuzluk günlük yaşamı, iş ya da okul performansını etkiliyorsa, şikâyet birkaç günle sınırlı kalmayıp devam ediyorsa, uyku hijyenine dikkat edilmesine rağmen düzelme olmuyorsa."
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:51
Kadın Hastalıkları Uzmanı Diribaş: "İnfluenza grubu virüslerin anne karnındaki bebeklere geçişi olmuyor"
Gebelerin gribal enfeksiyon geçirirken panik halinde bebeğe de bulaştığını düşünerek kendilerine başvurduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kemal Diribaş, "Özellikle kış aylarında influenza grubu virüslerin bebekler üzerine anne karnında geçişi olmuyor. O yüzden bebekler genelde etkilenmiyor" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, kış mevsiminde gebelerin çok sık soğuk algınlığı kaptığını fakat bu durumdan bebeklerin etkilenmediğini belirtirken Pnömoniye dönüşen hastalıklarda klinik açısından bir risk olduğunu ifade etti. Gebelerde soğuk algınlığı özellikle kış aylarında çok sık karşılaştıklarını aktaran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kemal Diribaş, "Gebeler, gribal enfeksiyon geçirirken panik halinde bebeğe de bulaştığını düşünerek bizlere başvuruyorlar. Özellikle kış aylarında influenza grubu virüslerin bebekler üzerine anne karnında geçişi olmuyor. O yüzden bebekler genelde etkilenmiyor. İnfluenza grubu enfeksiyonu ağır geçiren özellikle Pnömoniye dönüşen alt solunum yolu enfeksiyonu geçirirlerse o zaman klinik açısından bizim için riskli grup oluşturuyor. Viral enfeksiyon deyip basite de almıyoruz. İlerleme ihtimali oluyor. Kişinin direncine göre bunlar ağır da geçirilebiliyor. Özellikle gebelikte immun sistem baskılandığı için bu enfeksiyonları daha ağır geçirme riski oluyor. Bu nedenle mutlaka gribal enfeksiyon geçiren gebelerin bir kliniğe başvurması gerekiyor" diye konuştu. Diribaş, "Klinik değerlendirme sonucunda hafif, orta veya ağır geçirebileceği tahmin edilerek ona göre ilaç tedavileri veriyoruz. Çoğunlukla hastalarda hafif semtptomatik tedavilerle gribal enfeksiyon 1 hafta 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşiyor. Gebelerin özellikle okula giden küçük çocukları varsa enfeksiyonu taşıyabiliyorlar. Gebeler daha çok hastalığı kendi çocuklarının taşıma yoluyla kapıyorlar. O yüzden gribe yakalanan çocuğu varsa veya öğretmen gebelerimiz varsa gribal enfeksiyon geçiren kişilerle özellikle kuluçka döneminde ilk 3 gün içerisinde yakın temasta bulunmamaları, solunum yoluyla bulaştığı için maske takmalarını öneriyoruz. C vitamini almalarını istiyoruz. Bol bol sıvı da alarak hastalığı daha hafif düzeyde atlatabilirler" şeklinde konuştu. (MK-CK-
17 Aralık 2025 Çarşamba - 09:43
Uzmanından uyarı: "Mağazalarda denenen giysiler hasta edebilir"
Mağaza kabinlerinde onlarca kişi tarafından denenen kıyafetlerin, hijyen kurallarına uyulmaması halinde uyuz, mantar ve çeşitli bakteriyel enfeksiyonlara davetiye çıkardığı belirtiliyor. Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hatice Gamze Demirdağ, "Mağazada daha önce çok sayıda kişi tarafından denenmiş kıyafetleri giymek, egzama ve kızarıklık gibi sorunların yanı sıra bulaşıcı hastalık riskini de beraberinde getirmektedir" dedi.
16 Aralık 2025 Salı - 23:31
DMM’den "Türkiye’ye BioNTech aşısı gelmedi" iddialarına yalanlama
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), COVID-19 salgını sürecinde Türkiye’ye ’BioNTech aşısı gelmediği’ yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, bazı sosyal medya mecralarında, COVID-19 salgını sürecinde Türkiye’ye ‘BioNTech aşısı gelmediği’ yönünde ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtildi. ‘BioNTech aşısı gelmediği’ iddialarının kamuoyunu yanıltmaya yönelik dezenformasyon içerdiği vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "COVID-19’a karşı geliştirilen BioNTech mRNA aşıları, klinik kullanım amacıyla doğrudan BioNTech SE firmasından temin edilmiştir. Pandemiyle mücadele kapsamında, Mart 2021 tarihinden itibaren salgının son dönemlerine kadar söz konusu aşılar mevzuata uygun şekilde tedarik edilerek vatandaşlarımızın kullanımına sunulmuştur. Öte yandan salgın gibi küresel halk sağlığı acil durumlarında, aşı ve ilaçların temininde "Acil Kullanım Ön Onayı" mekanizması tüm dünyada işletilmektedir. BioNTech mRNA aşıları da Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası bilimsel otoritelerin acil kullanım ön onayı değerlendirmeleri esas alınarak Sağlık Bakanlığımız Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından temin edilmiş ve uygulanmıştır. Dolayısıyla pandemi sürecinde yürütülen tüm aşılama faaliyetleri; insan sağlığının korunması önceliğiyle, bilimsel kriterler, şeffaflık ilkesi ve hukuki mevzuat çerçevesinde titizlikle gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle kamuoyunun, teknik ve hukuki kapsamından koparılarak dolaşıma sokulan, yanıltıcı ve gerçek dışı nitelik taşıyan iddialara itibar etmemesi önemle rica olunur."
16 Aralık 2025 Salı - 18:42
Buldan Göğüs Hastalıkları Hastanesine yeni başhekim
DENİZLİ (İHA) – Denizli’de Buldan Göğüs Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği görevine Uzm. Dr. Nurettin Şahin atandı. Buldan Göğüs Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği görevine hastanede Göğüs Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Dr. Nurettin Şahin atandı. Şahin’den önce bu görevi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hamdi Topçu yürütüyordu.
16 Aralık 2025 Salı - 18:37
Yeşilay Genel Başkanı Dinç: "Bağımlılıkla mücadelede en önemli tedavi yöntemi zorunlu tedavidir"
Yeşilay Genel Başkanı Dr. Mehmet Dinç, bağımlılıkla mücadelede zorunlu tedavinin hayati öneme sahip olduğunu söyledi. Yeşilay Genel Başkanı Dr. Mehmet Dinç, Kırşehir Şube Başkanlığında yaptığı açıklamada, bağımlılıkların dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ciddi bir problem olduğunu vurguladı. Dinç, davranışsal bağımlılıklar, kumar ve oyun bağımlılığı gibi alanların yanı sıra kimyasal bağımlılıkların da büyük tehdit oluşturduğunu belirtti. En çok sıkıntı çekilen konunun uyuşturucu bağımlılığı olduğuna dikkat çeken Dinç, "Bağımlılıklar önlenebilir ölümlerin en tehlikelileridir. Çok sayıda insanımıza mal oluyor. Bağımlılıklara adeta kitle imha silahı gibi bakmak lazım" dedi. Bağımlılıkla mücadelede eksik kalan en önemli unsurun zorunlu tedavinin toplumda uygulanabilir hale gelmesi olduğunu ifade eden Yeşilay Genel Başkanı Dinç, bu konuda yasal düzenleme bulunduğunu hatırlattı. Bir kişinin bağımlılığı nedeniyle kendisi ve başkaları için tehdit oluşturması durumunda, tedavi, eğitim ve ıslah amacıyla mahkeme kararıyla zorunlu tedaviye alınabildiğini belirten Dinç, "Kanun var ancak uygulanması noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Bağımlılık etkisi altındaki bireylerin her zaman gönüllü olarak tedaviye başvuramayabilir bazı vakalarda tedavinin gönüllülüğe bırakılmasının yanlış olacağını düşünüyoruz. Böyle bir kanun varken, kanunun uygulanması için ön ayak olmak gerekir" ifadelerini kullandı.
16 Aralık 2025 Salı - 16:20
Denizli’de 36 hastaya evde hemodiyaliz hizmeti veriliyor
Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk, Türkiye’de 2015 yılında Kamu Hastaneleri arasında ilk kez Denizli’de uygulanmaya başlanan Evde Hemodiyaliz uygulamasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. İlde 36 hastaya ulaştıklarını aktaran Öztürk, hastaların yaşam kalitesini arttıran Evde Hemodiyaliz uygulamasının önemine dikkat çekti. Evde hemodiyaliz uygulamasının özellikle kronik böbrek yetmezliği olan vatandaşlar için büyük kolaylık sağladığını belirten Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk; "Evde hemodiyaliz, hastalarımızın tedavilerini hastaneye gitmeden kendi ev ortamlarında güvenli bir şekilde yapabilmelerine imkan tanımaktadır. Bu sayede hem tedavi süreçleri kolaylaşmakta hem de günlük yaşamlarına daha rahat devam edebilmektedir" dedi. Uygulamanın sadece hasta konforu açısından değil, tedavi etkinliği açısından da önemli olduğuna vurgu yapan Öztürk; "Hemodiyaliz tedavileri merkezlerimizde haftanın 3 günü 4’er saat olmak üzere yapılmaktadır. Diyaliz tedavi süresini uzatmak, daha iyi ve yeterli diyalizle olacaktır. Ev hemodiyalizi sayesinde elde edilen konfor, özgürlük dışında asıl önemli kazanç hastaların daha uzun sürelerde örneğin 4 saat yerine 8 saat diyaliz alabilmesine imkan sağlamasıdır. Ayrıca evde hemodiyaliz sayesinde hastadan sıvı çekim hızı yarı yarıya düşmüş olacağından, diyaliz sırasında hastada tansiyon düşüklüğü, kramp gibi yan etkiler görülmeyecektir. Biriken zararlı maddelerin daha iyi temizlenebilmesi nedeniyle kas ve kemik yakınmalarında azalma olacak, kemik yapısında iyileşme gözlenebilecektir. Yaşam kalitesi, depresyon, uyku kalitesinde düzelme olacaktır. En önemlisi de diyaliz uygulama zamanı hastanın isteğine bağlı olarak belirlenecektir. Özellikle gece diyalizi ile tüm bir gün hastaya kazandırılacak, hasta iş okul, aile ya da başka aktiviteler için kendisine zaman ayırabilecek böylelikle yaşam alanı ve hayat kalitesi artmış olacaktır" şeklinde konuştu. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk, evde hemodiyaliz uygulamasının zorlu bir süreç olduğunu, 3 aylık eğitimden sonra diyaliz uygulamasını yapabileceğine kanaat getirilen hastaların bu uygulamadan yararlanmaya başladığını aktardı.Öztürk; "2015 yılında Türkiye’de ilk kez Denizli’de uygulanmaya başladığımız Evde Hemodiyaliz uygulaması kapsamında Denizli Devlet Hastanesi’nde şuana kadar 36 hastamız eğitim aldı. Eğitim verdiğimiz bu hastalardan 6’sı böbrek nakli olarak sağlığına kavuştu. Evde diyalizini kendi yapan hastalarımız ayda bir kez diyaliz merkezimize gelerek kan tetkiklerini yaptırıyor ve sonuçları nefroloji uzmanlarımız tarafından değerlendiriliyor. Yine diyaliz teknisyenimiz ve diyaliz hemşirelerimiz belirli aralıklarla hastalarımızı evinde ziyaret ederek kontrollerini gerçekleştiriyor. Hastalarımız zaman kısıtlaması olmadan aldıkları eğitimle diyalizlerini evlerinde gerçekleştiriyor. Ev hemodiyalizinden yararlanmak isteyen diyaliz hastalarını Diyaliz Merkezimize bekliyoruz" dedi.
16 Aralık 2025 Salı - 15:32
Dünyanın ileri merkezlerinde yapılan ’hibrit aort’ ameliyatı Samsun’da başarıyla uygulandı
Dünyanın ileri merkezlerinde uygulanabilen ve yüksek deneyim gerektiren hibrit aort cerrahisi, Samsun Şehir Hastanesi’nde başarıyla gerçekleştirildi. Tüm torasik aortu tutan ileri düzey hastalığı bulunan 65 yaşındaki hasta, 8 saat süren açık cerrahi ve devamında uygulanan kapalı yöntemle sağlığına kavuştu. Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde önemli bir ameliyat yapıldı. Çıkan aort, aort yayı ve inen aortta aynı anda ciddi genişleme saptanan 65 yaşındaki bir hasta, açık cerrahi ve endovasküler yöntemlerin birlikte kullanıldığı iki aşamalı hibrit bir tedavi ile sağlığına kavuşturuldu. Yapılan bu operasyon, dünya literatüründe modern ve yenilikçi kabul edilen hibrit aort cerrahisi yaklaşımlarının başarılı bir örneği olarak değerlendiriliyor. Hastanın aortunun kalpten çıktığı bölümde çap 8 santimetreye ulaşırken, aort yayı ve göğüs boşluğunda devam eden inen aort segmentinde de ileri derecede genişleme mevcuttu. Bu durum, ani yırtılma ve hayati risk taşıdığı için gecikmeden müdahale edilmesini zorunlu kıldı. Tedavi planı, tüm torasik aortu kapsayan kapsamlı bir onarım hedefiyle oluşturuldu. İlk aşamada 8 saat süren açık cerrahi uygulandı Hekimlerden alınan bilgiye göre tedavinin ilk aşaması açık cerrahi yöntemiyle gerçekleştirildi ve yaklaşık 8 saat sürdü. Bu aşamada, beynin korunmasına yönelik özel dolaşım teknikleri kullanılarak güvenli bir ameliyat ortamı sağlandı. Kalpten çıkan ana damar ve aort kökü bentall yöntemi ile yeniden yapılandırıldı. Ardından aort yayı tamamen onarıldı. Aynı seansta, aortun göğüs boşluğunda devam eden bölümünün başlangıcına, ileri aort cerrahisinde kullanılan frozen elephant trunk (FET) tekniği uygulandı. Bu yöntem, hem mevcut hastalıklı segmentin güvenli hale getirilmesini hem de ikinci aşamada yapılacak kapalı işlemler için uygun bir zemin oluşturulmasını sağladı. İkinci aşamada TEVAR ile tedavi tamamlandı Aortun daha aşağı seviyelerde devam eden genişlemiş bölümü için ameliyattan iki gün sonra ikinci aşamaya geçildi. Bu aşamada kapalı yöntem tercih edildi. Kasıktan yapılan girişimle torasik endovasküler aortik onarım(TEVAR) işlemi uygulandı. İlk aşamada yerleştirilen frozen elephant trunk yapısına uyumlu şekilde yerleştirilen stent-greft sayesinde, aortun kalan riskli bölümü içten kaplandı. Böylece göğüs içindeki ana atardamar boyunca hastalıklı alanların tamamı güvenli şekilde izole edildi. Bu iki aşamalı yaklaşım, uluslararası rehberlerde önerilen "FET + tamamlayıcı TEVAR" hibrit stratejisinin klinik uygulamasını oluşturdu. Nörolojik komplikasyon gelişmedi Bu tür yaygın aort hastalıklarında en önemli risklerden biri olan felç ve omurilik hasarı gibi nörolojik komplikasyonların, uygulanan koruyucu yöntemler sayesinde hastada gelişmediği bildirildi. Ameliyat süreci ve sonrasında ciddi bir komplikasyon yaşanmazken, hastanın iyileşme sürecinin sorunsuz devam ettiği öğrenildi. Dünya literatüründe yenilikçi kabul edilen bir yöntem Hekimlerden alınan bilgiye göre uygulanan bu iki aşamalı hibrit tedavi, dünya genelinde yalnızca ileri düzey ve deneyimli merkezlerde gerçekleştirilebilen bir yaklaşım olarak kabul ediliyor. Açık cerrahinin sağladığı kalıcı onarım ile endovasküler tedavinin daha az invaziv avantajlarının birleştirilmesi, özellikle tüm torasik aortu tutan hastalıklarda modern tıbbın geldiği noktayı yansıtıyor. "Tespit edilmeseydi ani yırtılma ile oracıkta vefat edecekti" Operasyon Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Doktor Öğretim Üyeleri Dr. İlker Hasan Karal, Dr. Emrah Ereren ve Dr. Aşkın Kılıç tarafından gerçekleştirildi. Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Doktor Öğretim Üyeleri Dr. İlker Hasan Karal, "Bu durum kardiyolojide hiçbir sıkıntısı olmadan rutin taramada tespit edilen bir hastalıktır. Kalpten çıkan atardamarı yaklaşık 6 buçuk santimetre olmuş. 3 santimetreyi geçmemesi gerekiyor. Halk arasında balonlaşma deniyor. Bizde anevrizma deniyor. Ne kadar büyürse yırtılma riski ve hastayı öldürme riski o kadar büyük oluyor. Bu hasta damarında genişleme olduğunun farkında değildi. Tespit edilmeseydi ani yırtılma ile oracıkta vefat edecekti veya acil ameliyata alınması gerekecekti. Acil ameliyatın ölüm riski çok daha yüksektir. O yüzden belli periyotlarla vatandaşlarımızın kardiyoloji e kalp damar cerrahilerini yaptırmalarını tavsiye ediyoruz" dedi.
16 Aralık 2025 Salı - 13:55
Bayburt’ta aile hekimlerinden ücret kesintilerine ve iş yüküne tepki
Aile hekimliği sisteminde uygulanan kontrol dışı ücret kesintileri ile artan iş yüküne tepki göstermek amacıyla Bayburt’ta aile hekimleri basın açıklaması yaptı. 2 No’lu Aile Sağlığı Merkezi önünde toplanan hekimler, mevcut uygulamaların hem sağlık çalışanlarını hem de vatandaşların aldığı sağlık hizmetini olumsuz yönde etkilediğini bildirdi. Aile hekimlerinin yaşadığı sıkıntıların dile getirildiği açıklamada, son bir yılda Aile Sağlığı Merkezlerine gelmeyen kayıtlı nüfus gerekçe gösterilerek ücret katsayılarında ciddi düşüşler yapıldığı, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kontrolü dışındaki nedenlerle gelir kaybına uğratıldığı ifade edildi. Açıklamada, günlük 70’i aşan poliklinik yoğunluğuna rağmen hekimlerden binlerce farklı veri girişinin beklendiği belirtilerek, bu durumun hekimi hastadan uzaklaştırdığı vurgulandı. Ücretlerin büyük bir kısmının öngörülemez performans parametrelerine bağlandığı, izin ve hastalık gibi en temel insani durumlarda dahi gelirlerin ciddi şekilde düştüğü kaydedildi. Aile hekimliğinde taban ödeme oranının yüzde 35 seviyesinde kaldığına dikkat çekilirken, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde bu oranın yüzde 72 olduğu ifade edilerek, sistemdeki dengesizliğe işaret edildi. Ayrıca, kamuda çalışan hekimlerin birçok ilde en fazla vergi ödeyen meslek grupları arasında yer aldığına dikkat çekilerek, vergi yükünün hekimlerin omuzlarında olduğu belirtildi. Hekimler üzerinden alınan yüksek vergilerin adil bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği de vurgulandı. "Bizlerden hem dedektiflik hem hekimlik yapmamız bekleniyor" Sahada uygulanan bazı düzenlemelerin hekimlik dışı sorumluluklar yüklediği belirtilen açıklamada, hakkında adli işlem bulunan ve devlet tarafından aranan kişilerin takibinin aile hekimleri üzerinden yürütülmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi. Aile Sağlığı Merkezine gelmeyen kayıtlı nüfus nedeniyle ücret kesintisi yapılmasının adil olmadığını savunan aile hekimlerinden, "Bizlerden hem dedektiflik hem hekimlik yapmamız bekleniyor. Açıkça söylüyoruz, biz hekimiz" sesi yükseldi. "Hekimi bilgisayar başına mahkum eden uygulamalar vatandaşın sağlık hizmetini de zayıflatır" Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları, kontrol dışı nedenlerle cezalandırma anlayışından vazgeçilmesini, hekimi hastadan uzaklaştıran yönetmelik ve uygulamaların kaldırılmasını talep etti. Hekimler, sahada çalışan sağlık emekçilerinin katkısıyla hazırlanacak, adil, öngörülebilir ve gerçekçi bir düzenlemenin hayata geçirilmesi çağrısında bulundular. Açıklamanın devamında, sıklıkla değişen ve sahayla uyumsuz kriterler ile hekimlik yapmanın giderek zorlaştığı ifade edildi. Hekimlerin hastalarına ayırması gereken zamanın büyük bölümünü bilgisayar başında veri girişi yaparak geçirmek zorunda kaldığı belirtilirken, bir yıl boyunca Aile Sağlığı Merkezine gelmeyen hastaların hesabının da hekimler üzerinden kesintiye dönüştürüldüğü vurgulandı. Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarından telefon başında adeta telesekreterlik yapmalarının beklendiği kaydedildi. Açıklamada, mevcut uygulamaların hekimi hastadan uzaklaştırdığına dikkat çekilerek, "Bu ülkenin en zeki, en çalışkan ve en özverili evlatları olan sağlık çalışanlarına yönelik bu uygulamaların, başta vatandaşa karşı hafiyelik görevi olmak üzere tamamen kaldırılmasını mantığı ve vicdanı olan herkesten talep ediyoruz" denildi. "Bırakın hekimlik yapalım, tıp diplomamızın hakkını vererek çalışalım" Aile hekimleri, amaçlarının daha kaliteli muayene hizmeti sunmak ve hekimlik yapmak olduğunu vurgulayarak, hekimliği sekreterlik görevine indirmeye zorlayan yönetmeliğin kaldırılmasını istedi. Sahada çalışan aile hekimlerinin katkısıyla hazırlanacak gerçekçi bir yönetmeliğin hayata geçirilmesi çağrısında bulunulan açıklamada, hastanın en iyi şartlarda sağlık hizmeti aldığı, aile hekiminin ise insani şartlarda görev yaptığı sağlıklı bir çalışma ortamı talep edildi. Basın açıklaması, "Bırakın hekimlik yapalım, tıp diplomamızın hakkını vererek çalışalım" ifadeleriyle sona erdi.
16 Aralık 2025 Salı - 13:10
Nükleer tıp teknikerlerinin görev alması hakkında ilk defa yeni hükümler getirildi
Nükleer Tıp Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Sağlık alanında Nükleer Tıp Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu kapsamda, Nükleer Tıp Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikte yapılan düzenlemeyle şu değişiklikler yapıldı: "1219 sayılı Kanun ile sağlık meslek tanımına giren nükleer tıp teknikerlerinin görev alması hakkında ilk defa yeni hükümler getirildi. Nükleer tıp merkezlerinde çalışan mesul müdür ve merkez sorumlusunun görevleri genişletildi, kimlik kartlarına karekod zorunluluğu eklendi. Merkez sorumlusu ve uzman hekimlerin çalışma sınırları netleştirildi, 60 yaş üstü ve yüzde 60 engelli hekimler için istisna tanındı. Denetim hükümleri Özel Sağlık Tesislerinin Denetimi Hakkında Yönetmelik ile uyumlu hale getirildi. Nükleer tıp merkezlerinin planlanmasına ilişkin hükümler detaylandırıldı. Merkezlerin taşınma, birleşme, devir ve adres ve isim değişiklikleri için ayrıntılı izin ve yenileme süreçleri tanımlandı. Yaptırımlar caydırıcı biçimde yeniden düzenlendi, usulsüz faaliyete devam eden merkezler için doğrudan müeyyide öngörüldü. Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle; Mesleğini serbest olarak icra eden radyasyon onkolojisi uzmanları tarafından açılan merkezler mevzuata dahil edildi. Ruhsat ve faaliyet izin belgesi kavramı güçlendirildi. Taşınma, birleşme ve devir süreçleri ayrıntılı olarak düzenlendi. Uluslararası sağlık turizmi yetkilendirmesi eklendi. Merkez sorumlusu ve uzman hekimlerin çalışma sınırları netleştirildi, yaşlı ve engelli hekimler için kolaylık sağlandı. Mesul müdür ve merkez sorumlularının görevleri genişletildi, kimlik kartlarına karekod zorunluluğu getirildi. Denetim hükümleri Özel Sağlık Tesislerinin Denetimi Hakkında Yönetmelik ile uyumlu hale getirildi. Yasaklar ve yaptırımlar caydırıcı şekilde yeniden düzenlendi. Bir diğer değişiklik de Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle geldi. Bu kapsamda yapılan değişiklikler ise şu şekilde: Radyoloji merkezlerinin yalnızca il içi taşınmasına izin verildi. Merkez sorumlusu hekimlerin görev sınırları tek merkezle sınırlandırıldı, 60 yaş üstü ve yüzde 60 engelli hekimler için istisna getirildi. Personel kimlik kartlarına karekod zorunluluğu getirildi. Usulsüz faaliyette bulunan merkezler için yaptırımlar caydırıcı hale getirildi".
16 Aralık 2025 Salı - 12:59
Mutasyona uğrayan grip virüsleri, risk gruplarında ciddi komplikasyonlara yol açabilir
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, H3N2’ye ilişkin değerlendirmesinde, "Mevsimsel grip etkenlerinden H3N2, zaman içinde geçirdiği genetik değişimler nedeniyle bazı sezonlarda daha uzun süren ve daha ağır klinik tablolarla karşımıza çıkabiliyor. Ancak hastalığın seyri kişinin bağışıklık durumu ve eşlik eden hastalıkları gibi birçok faktöre bağlıdır" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, H3N2 enfeksiyonunun genellikle ani başlayan yüksek ateş, şiddetli halsizlik, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürük ile kendini gösterdiğini belirterek, "Çocuklarda mide bulantısı ve kusma gibi sindirim sistemi belirtileri de görülebiliyor. Bazı olgularda şikâyetler daha uzun sürebilir" ifadelerini kullandı. Ciddi komplikasyonlar gelişebilir" Virüsün özellikle 65 yaş üstü bireyler, kronik hastalığı olanlar, hamileler, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve küçük çocuklar için daha büyük risk oluşturduğunu vurgulayan Dr. Ali Vardar, "Bu gruplarda zatürre başta olmak üzere ciddi komplikasyonlar gelişebilir ve hastaneye yatış ihtiyacı artabilir" dedi. "Gripte antibiyotikler rutin olarak kullanılmaz" Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Dr. Ali Vardar, H3N2’nin viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizerek, "Gripte antibiyotikler rutin olarak kullanılmaz; çünkü antibiyotikler virüslere etki etmez. Ancak hekim değerlendirmesinde bakteriyel bir komplikasyon düşünülürse tedavi planı buna göre düzenlenir. İlk 48 saat içinde başlanan antiviral tedaviler, hastalığın süresini ve şiddetini azaltabilir. İstirahat, bol sıvı tüketimi ve semptomlara yönelik destek tedavileri de önemlidir" diye konuştu. "Bu kış birden fazla virüs dolaşımda" Sahadan gelen gözlemlerin yalnızca H3N2’ye işaret etmediğini belirten Dr. Ali Vardar, "Bu kış grip virüslerinin yanı sıra farklı solunum yolu virüslerinin de eş zamanlı dolaşımda olduğunu görüyoruz. Bu durum tanı ve tedavi süreçlerini zorlaştırabiliyor" değerlendirmesinde bulundu. Mevsimsel grip aşısının önemine dikkat çeken Dr. Ali Vardar, "Her yıl güncellenen grip aşıları, dolaşımdaki H3N2 varyantlarına karşı koruma sağlamayı hedefler. El hijyeni, kalabalık ortamlardan kaçınma ve hastalık belirtileri olan kişilerle teması azaltmak bulaş riskini düşürür" dedi. Dr. Ali Vardar, grip belirtileri yaşayan özellikle risk grubundaki kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiğini sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder