Son Dakika
|
İran'da can kaybı bin 230'a yükseldi
İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi: "ABD ve İsrail, sivil bölgeleri kasten hedef alıyor"
İran Kızılayı: "ABD ve İsrail, 636 ayrı noktada bin 332 saldırı düzenledi"
Türbede kaçak kazı yapan 7 şahıs suçüstü yakalandı
ABD Savunma Bakanı Hegseth'ten İsrail'e: "Sonuna kadar devam edin"
İtalya’dan Körfez’e hava savunma yardımı
İran, IKBY'de İran karşıtı ayrılıkçı güçlere saldırdı
Kuzey Kore dev savaş gemisinden füze denemesi yaptı
Arakçi: "ABD, fırkateynimizi batırarak vahşet işledi ve bundan çok pişman olacak"
NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz''
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Trump, İç Güvenlik Bakanı Noem'i görevden aldı
İsrail Genelkurmay Başkanı Zamir: "Bir sonraki aşamaya geçiyoruz"
Telefonda konuşurken ölümle burun buruna geldi
Trump’tan İran'daki Kürt grupların saldırıya geçmesine destek
Ukrayna, Rusya’ya ait denizaltı tespit helikopterini vurdu
İsrail ordusu, Lübnan’a yönelik saldırıda bir Hamas yetkilisinin öldürüldüğünü iddia etti
Kremlin Sözcüsü Peskov: "(İran'a yönelik saldırılar) Bu bizim savaşımız değil"
SAĞLIK
Ula’nın içme suyu hatları yenileniyor
05 Mart 2026 Perşembe - 18:38:16
Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü tarafından Ula ilçesinde şahıs arazileri içinden geçen içme suyu hatları hem mülkiyet dışına taşınıyor, hem de su isale hatları yenileniyor. İçme suyu isale ve şebeke hatlarının mülkiyet dışına taşınmasını, yenilenmesinin yanında alt depodan üst depoya iletimi sağlayan tüp terfi istasyonu yapıldığı açıklandı. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "Ula ilçemizin merkez mahallelerinde içme suyu altyapısını daha modern, güçlü ve verimli bir yapıya kavuşturmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda, Köprübaşı Mahallesi Kökcüler Sokak’ta mülkiyetlerin içerisinden geçtiği için müdahalesi zor olan içme suyu şebeke ve terfi hatlarını mülkiyet dışına, yol güzergâhlarına taşıyarak yeniledik. Aynı zamanda hatların çaplarını büyüterek yenileme çalışması gerçekleştirdik. Karadere kaynaklarından gelen suyu daha etkin kullanabilmek amacıyla alt depodan üst depoya iletim sağlayan modern bir tüp terfi istasyonu da inşa ettik. Çalışmalar kapsamında içme suyu deposu çevresinde çevre düzenlemeleri de yaparak alanı daha düzenli ve kullanışlı hale getirdik. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz bu yatırımlarla su kayıplarını önlüyor, Ula’da yaşayan vatandaşlarımıza daha sağlıklı, kaliteli ve kesintisiz içme suyu ulaştırmaya devam ediyoruz" denildi.
05 Mart 2026 Perşembe - 15:10
Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeni dönem, başhekim değişti
Doğu Anadolu’nun önemli sağlık üslerinden biri olan Erzurum Şehir Hastanesi başhekimlik görevinde bayrak değişimi yaşandı. Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde üst düzey görevlerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hastanenin yeni başhekimi olarak göreve başladı. Erzurum’un Hınıs ilçesinde doğan Fakirullahoğlu, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra tıp eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bitirdi. Mezuniyetinin ardından Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinde yöneticilik yaparak sağlık yönetimi alanında tecrübe kazandı. Meslek hayatı boyunca sağlık sisteminin pek çok farklı kademesinde sorumluluk üstlenen Fakirullahoğlu’nun kariyeri dikkat çeken başarılarla dolu: 2015-2016 yılları arasında Erzurum Halk Sağlığı Müdürü olarak şehre hizmet verdi. Genel Cerrahi alanındaki uzmanlık eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak 2021 yılında uzman doktor ünvanını aldı. Uzmanlık sonrası Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı olarak bir süre görev yaptı. Son olarak kendi memleketinde, daha önce genel cerrahi uzmanı olarak görev yaptığı kuruma Başhekim olarak atanan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hem akademik birikimi hem de sahadaki yönetim tecrübesiyle Erzurum ve çevre illere hizmet veren hastanenin sağlık kalitesini daha ileriye taşımayı hedefliyor. Mesut Fakirullahoğlu atandığı Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimlik görevini bu gün itibarı ile Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör’den devraldı..
05 Mart 2026 Perşembe - 14:36
Dr. Cinik Diş Kliniği Antalya’da diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor
Türkiye’de sağlık turizminde adından söz ettirirken özellikle diş tedavilerinin yurt dışından gelen hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında yer aldığı belirtiliyor. Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor. Turizm ve sağlık hizmetlerinin bir araya geldiği diş tatili konseptinin son yıllarda uluslararası hastalar arasında giderek daha fazla ilgi çektiği belirtilirken hastalar, diş tedavilerini yaptırırken aynı zamanda tatil yapma imkanı buluyor. Antalya’nın turizm altyapısı ve ulaşım kolaylığının bu alandaki talebin artmasına katkı sağladığı belirtilirken uzmanlar, diş tatili modelinin özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan hastalar için önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Diş tatili turizmine ilgi artıyor Son yıllarda Türkiye gerçekleştirilen başarılı çalışmalarla sağlık turizmi alanında adından söz ettirirken diş tedavilerinin ise bu alanın en hızlı büyüyen noktalardan biri olarak öne çıktığı ifade ediliyor. Türkiye, diş tatili turizminde Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için dikkat çekerken ulaşım kolaylığı, deneyimli diş hekimleri ve gelişmiş klinik altyapısı Türkiye’nin tercih edilmesinde rol oynuyor. İmplant tedavisi, estetik gülüş tasarımı, zirkonyum kaplama ve diş beyazlatma gibi işlemler için Türkiye’ye gelen hasta sayısının önemli bir oranda olduğu aktarıldı. Hem tatil hem tedavi Uzmanlar, Türkiye’de diş hekimliği alanında kullanılan teknolojilerin ve tedavi yöntemlerinin uluslararası standartlarda olduğunu, planlı tedavi süreçleri ve ulaşılabilir fiyatların da Türkiye’yi tercih edilen ülkeler arasında öne çıkardığını söyledi. Antalya ise her yıl milyonlarca turisti ağırlarken son yıllarda şehrin sağlık turizmi alanında da öne çıktığı, uluslararası havalimanı, otel kapasitesi ve turizm deneyiminin bu gelişimi desteklediği belirtiliyor. Diş tatili modeli çerçevesinde hastaların tedavi süreci genellikle ön görüşme ile başlarken hastaların, tedavi öncesinde röntgen veya ağız fotoğraflarını paylaşarak ilk değerlendirmeyi online olarak alabildiği ifade ediliyor. Ardından tedavi planı ve ziyaret programı hazırlanırken Antalya’ya gelen hastalar önce muayeneden geçiyor, sonrasında planlanan tedavi süreci başlıyor. Uzmanlar, bu modelin özellikle yoğun çalışma temposuna sahip kişiler için avantaj sağladığını belirtti. Antalya sağlık turizminde öne çıkıyor Uzmanlar, Antalya’nın sağlık turizmi alanında önümüzdeki yıllardaki payının daha da büyüyeceğini, diş tatili konseptinin ise bu büyümenin önemli bir parçası olarak görüldüğünü söyledi. Diş tatili çerçevesinde Antalya’ya gelen hastalar için ulaşım, konaklama ve tedavi programının uyumlu şekilde organize edilmesi, hastaların konforlu bir deneyim yaşaması sağlanıyor. Klinikler genellikle uluslararası hasta koordinatörleri ile çalışırken farklı ülkelerden gelen hastalar kendi dillerinde destek alabiliyor. Estetik gülüş ilgi topluyor, Türkiye diş tatili turizminde öne çıkıyor Diş estetiği uygulamaları son yıllarda dünya genelinde popüler hale gelirken özellikle gülüş tasarımı, implant tedavileri ve kaplama uygulamalarının ilgi gördüğü belirtiliyor. Antalya’da sunulan diş tedavileri de bu talebi karşılamaya yönelik hizmetler sunuyor. Modern teknolojiler ve dijital planlama yöntemleri sayesinde tedavi süreçleri daha hızlı ve konforlu hale geliyor. Uzmanlar, sağlıklı ve estetik bir gülüşün bireylerin özgüvenini doğrudan etkilediğini bu nedenle diş tedavilerinin sadece sağlık açısından değil, yaşam kalitesi açısından da önem taşıdığını aktarıyor. Öte yandan sağlık hizmeti ile tatil deneyimini birleştiren bu yaklaşım, uluslararası hastalar için cazip bir alternatif sunarken Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sağlamayı hedefliyor.
05 Mart 2026 Perşembe - 14:06
Eskişehir’de düzey III Tüberküloz Laboratuvarı açılıyor
Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez oluyor. Eskişehir’de tüberküloz tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir eşik aşılıyor. Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde hizmet veren Tüberküloz Laboratuvarı, gerçekleştirilen kapsamlı altyapı ve teknik kapasite çalışmaları sonucunda Düzey III standartlarında hizmet verecek seviyeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de halk sağlığı laboratuvarları bünyesinde Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez olacak. Böylece daha önce ileri inceleme için farklı illere gönderilen birçok tetkik artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreleri kısalacak Tüberküloz Laboratuvarı, ’Tüberküloz Laboratuvarlarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ kapsamında bugüne kadar Düzey II Tıbbi Laboratuvarı olarak hizmet veriyordu. Bu süreçte klinik örnekler klasik katı besiyeri tabanlı yöntemlerle inceleniyor, ön tanı sonuçlarının ardından Mikobakterium tür tayini ve 1. İlaç Direnç Düzeyi (antibiyogram) çalışmaları için örnekler Ulusal Tüberküloz Referans Laboratuvarı’na sevk ediliyordu. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucunda laboratuvar Tüberküloz Düzey III standartlarına uygun hale getirildi. Katı besiyeri tabanlı kültür çalışmalarına ek olarak; PCR tabanlı moleküler tanı yöntemleri, sıvı otomatize besiyeri ile kültür sistemleri, hızlı direnç testleri, seçenek ilaç direnç düzeyi (antibiyogram) ve mikobakterium tür tayini artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreçlerinin hızlanmasıyla birlikte tedavi planlamasına daha erken başlanabilecek ve hasta mağduriyetlerinin önüne geçilebilecek. "Tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşanmaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" Eskişehir İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Yaşar Bildirici, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "İlimizde Tüberküloz Düzey III laboratuvar şartlarının oluşturulmasıyla birlikte daha önce sevk edilerek sonuçlandırılan ileri tetkikleri artık kendi laboratuvarımızda çalışabileceğiz. Bu gelişme tanı süreçlerini ciddi şekilde hızlandıracak ve tedavi planlamasına daha erken başlanmasını sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşamaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Eskişehir’imize ve sağlık camiamıza hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Bölgesel hizmet kapasitesi Hayata geçirilen bu önemli altyapı ile birlikte laboratuvar, yalnızca Eskişehir’e değil çevre illere de hizmet verebilecek bölgesel bir kapasiteye ulaşacak. Düzey III kapasiteye ulaşan Tüberküloz Laboratuvarı ile birlikte Eskişehir, bölgesinde referans olabilecek güçlü bir halk sağlığı laboratuvar altyapısına kavuşacak. Yerinde ve hızlı tanı imkânı sayesinde hem hastaların tedavi süreçleri daha etkin yönetilecek hem de bulaşıcı hastalıkların kontrolünde daha güçlü bir izleme ve müdahale süreci yürütülecek. Eskişehir Halk Sağlığı Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı, 24 Mart 2026 tarihinde düzenlenecek törenle resmi olarak hizmete açılacak.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
04 Mart 2026 Çarşamba- 15:17
"Obezite, kişinin yaşam kalitesini düşürüyor"
2
05 Mart 2026 Perşembe- 11:42
Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz"
3
05 Mart 2026 Perşembe- 10:24
İftarda tüketilen şalgam, mideyi destekliyor
4
05 Mart 2026 Perşembe- 10:28
Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları
5
05 Mart 2026 Perşembe- 11:50
Savaş haberleri çocukları olumsuz etkiliyor
24 Şubat 2026 Salı - 12:07
Tüp mide ameliyatında Türkiye’de başarı oranları yüksek
Tüp mide ameliyatının günümüzde obezite tedavisinde en sık tercih edilen cerrahi yöntemlerden biri olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yılmaz Polat, bu ameliyat sonrasında vücutta belirli değişikliklerin meydana gelebileceğini hatta bu değişikliklerin fiziksel ve hormonal düzeyde de olabileceğini belirtti. Tüp mide ameliyatında midenin yaklaşık yüzde 70-80’inin cerrahi olarak çıkarıldığını, geriye muz şeklinde ince, uzun bir mide kaldığını, bu yüzden "tüp mide" adını aldığını ifade eden Op. Dr. Yılmaz Polat, "Tüp mide ameliyatında başarıyı tanımlarken iki ana kritere bakılır: Kilo verme oranı ve sağlık risklerinin düşük olması. Hem dünyada hem de Türkiye’de bu ameliyat, modern cerrahinin en güvenli ve etkili yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir" dedi. Polat, ameliyat sonrası hastaların büyük çoğunluğunun hedeflerine ulaştığına, hastalarda genellikle fazla kilonun en az yüzde 50’sinin de verildiğine dikkat çekti. Tüp mide ameliyatında başarı oranları yüksek Tüp mide ameliyatı verilerine bakıldığında dünya ortalamasında, hastaların ilk 1 yıl içinde fazla kilolarının yüzde 60 ila yüzde 70’ini kaybettiklerini, Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 45-50’sinde tam düzelme (remisyon) görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Yılmaz Polat, "Türkiye’deki verilere baktığımızda ise özellikle Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için bir merkez haline gelmemiz vaka sayısını çok yükseltti. Bu yüzden Türkiye’deki tecrübeli merkezlerde kilo verme oranları dünya standartlarıyla paralel olarak ilerlemektedir. Hatta ameliyat sonrası kilo kaybı ilk 18 ayda yüzde 60-80 oranlarındadır" dedi. Türkiye’de başarı oranlarının yüksek ve memnuniyetin yüzde 95 ve üzerinde olmasının birkaç teknik sebebi olduğunu da belirten Op. Dr. Yılmaz Polat, "Vaka sayıları çok olan Türk cerrahların operasyonlarda el alışkanlığı kazanmış ve komplikasyonlara karşı tecrübeli olmaları en büyük avantajlarıdır. Ayrıca teknolojik cihaz üstünlüğü olan merkezlerde özellikle JCI akreditasyonuna sahip hastanelerde kullanılan cihazların dünya standartlarında olması en önemli kriterler arasındadır" diyerek bu konuya dikkat çekti. Tüp mide ameliyatı çoğunlukla başarılı sonuçlar verirken, nadir de olsa, bazen sonuç kişiden kişiye değişebiliyor. Bu başarıyı etkileyen başlıca kriterler ve faktörlerin olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz Polat, "Başlangıç kilosu ve VKİ, yaş ve metabolik durum, örneğin Tip 2 diyabet, ameliyat sonrası beslenme ve egzersiz uyumu, psikolojik destek ve takibin yanı sıra en önemli olanı da cerrah deneyimi ve klinik takiptir. Bu nedenle bazı hastalar daha fazla kilo kaybederken, bir kısmında kilo kaybı daha az olabilir veya uzun vadede bir miktar geri alım görülebilir" ifadelerini kullandı. "Tüp mide ameliyatından sonra vücutta hem fiziksel hem de hormonal düzeyde önemli değişiklikler olur" Tüp mide ameliyatından sonra vücutta hem fiziksel hem de hormonal düzeyde önemli değişiklikler olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz Polat, "Hormonal süreçte açlık sinyalleri kesilmeye başlar, ghrelin (açlık hormonu) seviyesi ciddi oranda düşer. Sadece mide küçüldüğü için değil, beyne giden ‘açım’ sinyali de azaldığı için iştahta azalma görülür. Mide bir futbol topu hacminden, yaklaşık bir muz büyüklüğüne (yaklaşık 100-150 ml) iner. Birkaç lokmada doygunluk hissedersiniz. Katı gıdalar midenizde daha uzun süre kalırken, sıvılar daha hızlı geçer. Bu durum, yanlış beslenme alışkanlıklarıyla (sıvı kalori alımı gibi) kilo vermeyi durdurabilir. Tüp mide ameliyatı, insülin direnci üzerinde olağanüstü bir etki oluşturur. Henüz kilo vermeden bile, hormonlardaki değişim sayesinde kan şekeri seviyeleri düzene girmeye başlar. Birçok hasta ameliyattan kısa süre sonra diyabet ilaçlarını doktor kontrolünde bırakabilir. Vücut, dışarıdan aldığı enerjiyi kısıtladığı için depolanmış yağları yakmaya odaklanır. Bununla birlikte kilo kaybı başladıkça vücut kompozisyonunuz değişir. Diz, kalça ve bel üzerindeki baskı azalır, hareket kabiliyetiniz artar" şeklinde konuştu. Op. Dr. Yılmaz Polat, ameliyat sonrası metabolik hastalıklarda da olumlu etkiler görüldüğünü belirterek, "Bunlar genellikle; Tip 2 diyabetli hastalarda özellikle kan şekerinin hızla düzelmesi durumu, tansiyon ilaçları kullanan hastaların zamanla bu ilaçlara bağımlılığının azalması, kolesterol sıkıntısı yaşayan ve uyku apnesi belirtisi olan hastalarda da bu sorunların iyileştiği gözlemlenir. Tüp mide ameliyatı sonrası psikolojik ve duygusal değişimler yaşanır. Kişinin ayna karşısında kendisini beğenme durumu ve özgüveninde de artış görülür. Muhtemel yan etkilerde geçici saç dökülmesi ile kabızlık ya da ishal görülse de zamanla bu sorunlar da ortadan kalkar" diye konuştu.
24 Şubat 2026 Salı - 11:23
Prof. Dr. Pirinçci, "Rahim ağzı kanserinden korunmada aşı büyük önem taşıyor"
Rahim ağzı kanserinden korunmada aşının büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Edibe Pirinçci, "Kız çocukları 9-11 yaş grubunda HPV aşısı ile aşılanması gerekiyor. Ayrıca 14-20 yaş arasındaki kız çocuklarının 1 ya da 2 doz HPV aşısı ile 20 yaş ve üzerindeki kadınların ise 6 ay arayla 2 doz şeklinde aşılanması öneriliyor" dedi. Fırat Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Edibe Pirinçci, rahim ağzı (serviks) kanseri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerinden biri HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu olduğunu aktaran Pirinçci, "HPV’nin yaklaşık 200 farklı tipi bulunuyor. Bazı tipleri kansere yol açabiliyor ve bu süreç genellikle yavaş ilerliyor. Hastalığın erken dönemlerinde belirgin şikayetler çok fazla görülmüyor. İlerleyen dönemlerde vajinal kanama, anormal vajinal akıntı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve kanama ile menopoz sonrası kanama rahim ağzı kanserinin belirtileri arasında yer alıyor" diye konuştu. Pirinçci, "Rahim ağzı kanserinden korunmada aşı büyük önem taşıyor. Kız çocukları 9-11 yaş grubunda HPV aşısı ile aşılanması gerekiyor. Ayrıca 14-20 yaş arasındaki kız çocuklarının 1 ya da 2 doz HPV aşısı ile 20 yaş ve üzerindeki kadınların ise 6 ay arayla 2 doz şeklinde aşılanması öneriliyor. Bağışıklık sistemi baskılayıcı (immünsupresif) ilaç kullanan kişilerde ise 2 ya da 3 doz aşılama yapılabilecektir. Türkiye’de rahim ağzı kanseri taramaları Sağlıklı Hayat Merkezleri ile KETEM aracılığıyla, ilçe sağlık müdürlükleri ve toplum sağlığı merkezleri tarafından ücretsiz olarak yapılıyor. Bu kapsamda 30-65 yaş aralığındaki kadınlara HPV DNA testi uygulanıyor ve bu testin 5 yılda bir yapılmasının öneriliyor. Tarama programları kapsamında yapılan smear testi ile kanser öncüsü (prekanseröz) lezyonları araştırılıyor, HPV DNA testi ile de Human Papilloma Virüsü ’nün tipi hakkında bilgi ediniliyor. Bu testlerin erken tanı açısından hayati önem taşıyor. Sigara içenler, çok eşliler, düşük sosyoekonomik düzeye sahip bireyler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler rahim ağzı kanseri açısından daha yüksek risk taşıyor. Bu grupların tarama ve korunma programlarında önceliklendirilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.
24 Şubat 2026 Salı - 11:20
Evden uzak 2 yıllık lösemi tedavisinde torununun yanından ayrılmayan anneanne mutlu sona ulaştı
Bilecik’ten, Eskişehir’e kan kanseri tedavisi için gelen 15 yaşındaki torunu Berat Terlemez’e 2 yıllık tedavi süresince yanında kalarak destek olan anneanne, kendi sağlığını öteleyerek onun bakımını üstlendi. İlik nakli ile iyileşen Berat Terlemez, "Hastalıkta yanımda olan anneanneme ben bakacağım. Kanser tedavisi görenlere donör olmak istiyorum ve kitaplarımla oyunlarımı hastaneye hediye edeceğim" dedi. Bilecik’te yaşayan Berat Terlemez, 2 yıl önce baş ağrısı, bulantı, kusma ve kemik ağrıları şikâyetleriyle hastaneye gitti. Burada daha önce Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde uzmanlığını alan bir doktor, kan sayımındaki anormalliklerden dolayı hastayı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yönlendirdi. Burada muayeneleri yapılan Berat Terlemez’in kan kanseri olduğu tespit edildi. Annesi-babası ayrı olan Berat Terlemez ile ailesi yakından ilgilense de 69 yaşındaki anneanne Kadriye Maltaş bir an bile torunun yanından ayrılmadı. Tedavisi için Bilecik’ten Eskişehir’e torunuyla gelen 69 yaşındaki Kadriye Maltaş, en çok kalacak yer konusunda problem yaşadı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi tarafından anneanne ve toruna kurumun misafirhanesinde oda tahsis edildi. Fedakar anneanne torununun 2 yıllık tedavi ve eğitimi konusunda sağlık problemlerine rağmen bir an bile yanından ayrılmadı. Kızılay’ın Türkkök Projesi’nden uygun donör bulunduktan sonra ilik nakli olan Berat Terlemez sağlığına kavuştu. Torunun en büyük arkadaşı anneannesi oldu İyileştiği için çok mutlu olduğunu anlatan Berat Terlemez, bu zorlu süreçte en büyük destekçisi anneannesinin yanından hiç ayrılmayacağına ve ileride ona kendisinin bakacağını söyledi. Hastanede özellikle çocuklar için zamanın zor geçtiğinin altını çizen Berat Terlemez, evindeki kitap ve oyunlarını onkoloji servisine bağışlayacağını belirtirken, ilerde kendisinin de donör olacağını bildirdi. Torunun iyileştiğini gördüğü için oldukça mutlu olan anneanne şimdi de kendi sağlığı için hastanede tedavi görmeye hazırlanıyor. "Türkkök üzerinden tam uyumlu bir vericisi bulundu" Konuyla alakalı konuşan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, "Berat, 2 yıl öncesinde bize başvurdu. Yaptığımız tahliller ve tetkikler sonucunda, Berat’ın beyninde de tutulum yapmış olan bir kan kanseri hastalığı olduğunu tespit ettik. Bu süreçte Berat’ın ailesi de birtakım sıkıntılar yaşamaktaydı. Anne ve babası ayrı hayatlar sürüyordu. Ancak bu zorlu dönemde çocuklarını yalnız bırakmadılar ve her zaman destek oldular. Berat’ın en önemli destekçisi ise anneannesi oldu. Yaşı ileri olmasına ve kendi sağlık sorunları bulunmasına rağmen, kendi sağlığını öteleyerek öncelikle torununa yardımcı oldu ve onun bakımını üstlendi. Hastalığı kontrol altına alabilmek için öncelikle bir kemoterapi tedavisi uyguladık. Ancak kemoterapi tek başına yeterli gelmeyince nakil yapma kararı aldık. Berat bu konuda şanslıydı. Türkkök üzerinden tam uyumlu bir vericisi bulundu. Tam uyumlu vericiden aldığımız kök hücrelerle nakil işlemini gerçekleştirdik. Nakil prosedüründeki hazırlık rejiminde Berat’ın ışın alması gerekiyordu. Fakat bu tedaviyi o dönemde hastanemizde uygulama şansımız olmadığından, diğer doktor arkadaşlarımızın desteğiyle kendisini Kocaeli’ye yönlendirdik. Sürecin devamında, daha önce kullanılan ilaçlara bağlı olarak birtakım kemik ve eklem sorunları gelişti. Özellikle kemik erimesi nedeniyle yürüyemeyecek kadar ciddi ağrıları vardı. Kemiği güçlendirecek tedavilerin ardından çocuğumuzu hiperbarik oksijen tedavisine yönlendirdik. Bu dönemde ciddi bir konaklama problemi yaşandı, çünkü aile Bilecik’ten gelip gidiyordu ve tedavinin günlük alınması gerekiyordu. Gidip gelmeleri mümkün olmadığı için üniversitemizin misafirhanesinde onları ağırladık. Bu sırada temel ihtiyaçlarını da yardımseverlerle iletişim kurarak karşıladık. Tedavi nedeniyle Berat okul hayatından da ayrı kaldı. Bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler aldığı için bir süre okula gidemedi. ‘Artık okula gidebilir’ dediğimiz noktada ise kemik ve eklem problemleri engel olarak karşımıza çıktı. Okulda merdiven çıkması ve ayakta kalması çok zordu. Berat meslek lisesinde okuduğu için evde eğitim başvurusunda bulunduk. Ancak uygulamalı bir okul olduğu gerekçesiyle bu talebimiz reddedildi. Bunun üzerine çocuğumuz, yine anneannesinin büyük çabalarıyla Anadolu Lisesi’ne geçiş yapmış oldu" dedi. "Anneannem her zaman yanımdaydı" Hastalığını yendiği için mutlu olan 15 yaşında Berat Terlemez, "Bu hastalıkla iki sene önce tanıştım. İlk zamanlar her şey çok tuhaf geldi, kendi kendime ‘Acaba yapamaz mıyım, başaramaz mıyım?’ diye sordum. Ardından ailem elimden tuttu ve bana bu süreci atlatabileceğimi hissettirdiler. Onların desteğiyle yoluma devam ettim. Süreç boyunca kimi zaman çok ağrım oldu, kimi zaman acılar içinde yerimde duramadım. Ama her zaman doktorlarım bir çaresini buldu. Onlara gerçekten minnettarım, emeklerine sağlık, Allah hepsinden razı olsun. Anneannem her zaman yanımdaydı ve hâlâ da yanımda olmasını çok istiyorum. Bana çok destek oldu, hep arkamda durdu ve hiçbir zaman pes etmemem gerektiğini söyledi. En büyük destekçim oydu diyebilirim. Benimle birlikte günlerce hastanede yattı. Kendi hastalıklarını benim için göz ardı etti. Ben iyileştikten sonra nihayet kendi tedavisine vakit ayırabildiği için çok memnunum. Şimdi kendisinin de sağlığına dikkat etmesini istiyorum. Kendimi daha iyi hissettiğimde ben de ona bakacağım" diye konuştu. "Kitaplarımı ve oyunlarımı hastaneye hediye edeceğim" Hayalleri hakkında konuşan Berat Terlemez; "Gelecekteki en büyük hayalim makine mühendisi olmak. Okul ortamını, o samimiyeti, arkadaşlarımla eğlenmeyi ve hatta dersleri bile çok özledim. Ayrıca bir gün ben de donör olmak istiyorum, çünkü bana donör oldular ve yaşamamı sağladılar. Ben de diğer insanların hayata tutunması için mutlaka başvuruda bulunacağım. Hastanede benimle aynı hastalığı çeken birçok insan vardı. Kimisiyle çok yakın arkadaş olduk, kimisiyle sadece aynı ortamı paylaştık. Hemşirelerle, doktorlarla çok güzel dostluklar kurduk, ortamımız gerçekten çok iyiydi. İnşallah oradaki herkes bir an önce sağlığına tamamen kavuşur ve dışarıda istediği gibi mutlu bir hayat sürer. Onlar için eskiden okuduğum kitapları ve elimdeki masa oyunlarını hastaneye hediye edeceğim. Yeter ki orada sıkılmasınlar, tedavileri boyunca iyi vakit geçirsinler." "Hayatı yoluna girdikten sonra, huzurla bu dünyadan göçebilirim" Torunun en büyük destekçisi olan 69 yaşındaki Kadriye Maltaş, "Hastaneye, tüm çalışanlara, ekibe ve hocamızın ekibine çok teşekkür ederim; hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bize her konuda yardımcı oldukları gibi, dışarıdan bazı hayırseverlerin desteğine ulaşmamızı sağladıkları için de minnettarım. Dışarıdan gelen hastalar için ulaşım konusu gerçekten zorlayıcı olabiliyor. Hastaların düzenli gidip gelebilmesi için araç desteği sağlanması ve düzenli olarak psikologların evlere giderek bu ailelere destek vermesi çok önemli. Refakatçiler için kalacak yer meselesi de göz ardı edilmemesi gereken bir ihtiyaç. Özellikle onkoloji bölümünde, hastalar ve refakatçiler olarak her türlü zorlukla karşılaşıyoruz, bu süreçte yıprandığımız için zaman zaman yanlış anlaşılmalar ya da moral bozuklukları yaşayabiliyoruz. Bu yüzden bölüme kalıcı bir ‘onkoloji psikoloğu’ atanması en büyük beklentimiz. Berat’ın eğitimi için çok mücadele ettik. Rehberlik bölümünden raporlar istediler, hastaneler arası yönlendirmeler oldu. Berat’ın okuduğu okul, derslerin uygulamalı olması nedeniyle eve öğretmen gönderilemeyeceğini söyledi. Okul müdürleriyle ve rehberlik birimleriyle tekrar tekrar konuştuk, ‘Başka bir okul üzerinden öğretmen gönderme şansımız var mı?’ diye sorduk. Sonunda istekli olan öğretmenlerin ve bazı temel derslerin hocalarının eve gelmesi sağlandı ancak tüm dersleri tam olarak alamıyor. İçimizde hep ‘Acaba hastalık tekrarlar mı?’ korkusu vardı. Hastanede diğer hasta yakınlarıyla yardımlaşırken, ‘Seninki nasıl oldu, benimki nasıl oldu?’ diye konuşurken bazen karamsarlığa kapılsak da hiçbir zaman umudumuzu kesmedik. Benim de sağlık sorunlarım vardı ama torunumla ilgilenirken hepsini erteledim. Berat’ın iyileştiğini duyduktan sonra ancak kendi tedavime başlayabildim. Berat’a hep söylüyorum, artık daha hareketli olması, hayata karışması kendi elinde. Tek isteğim okuyup iyi bir yerlere gelmesi, güzel bir iş bulması. Onun hayatı yoluna girdikten sonra, Hak ne zaman nasip ederse o zaman huzurla bu dünyadan göçebilirim" ifadelerini kullandı.
24 Şubat 2026 Salı - 11:20
Kemer Belediyesi’nden 2025’te 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği
Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, 2025 yılı içerisinde 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği sağladı. Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 2025 yılı sağlık hizmetleri verilerini paylaştı. Buna göre ekipler 2 bin 725 vatandaşın minibüsle, 275 vatandaşı da otomobille hastanelere ulaşımını sağladı. Toplam 98 vatandaşın da ambulansla hastaneye ücretsiz ulaşımını sağlayan ekipler, evde bakım hizmetleri kapsamında 571 vatandaşı evinde tıraş ederken, 471 vatandaşa pansuman ve enjeksiyon uyguladı. Bakıma muhtaç vatandaşların yanında olan ve olmaya devam eden belediye ekipleri, 65 vatandaşa hasta yatağı, 49 vatandaşa da tekerlekli sandalye temin etti. Bin 71 vatandaşa ücretsiz psikolojik destek hizmeti sağlanırken kasım ve aralık aylarında 201 vatandaşa diyetisyen hizmeti verildiKemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’nun sosyal sorumluluk projeleri arasında yer alan Mola Evi ise açıldığı günden bu yana vatandaşlardan tam not almaya devam ediyor. Engelli bireylere ve ailelerine yönelik ücretsiz hizmet veren Mola Evi’ni 2025 Aralık ayında toplam 50 engelli birey ziyaret etti. Her yıl geleneksel olarak sünnet şöleni de düzenleyen Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 68 çocuğun erkekliğe ilk adımı atmasını sağladı. Ramazan ayı dolayısıyla ihtiyaç sahibi vatandaşların da yanında olan Kemer Belediyesi 2 bin 115 vatandaşa ramazan kartı teslim edilirken, 179 vatandaşa da maddi yardım sağladı. "Bu yıl da aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz" Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top yaptığı açıklamada, "2025 yılında sağlık işleri müdürlüğümüz sağlık konusunda bizden destek ve yardım isteyen tüm vatandaşlarımızın yanında oldu. Evde bakım hizmetlerimizin yanı sıra hastalarımızın hastanelere ulaşımları, maddi yardımlar, psikolog ile diyetisyen desteklerimiz ve diğer hizmetlerimizle her zaman sahada yer aldık. Geçen sene toplam sağlık konusunda 7 bin 938 vatandaşımızın yanında yer aldık. Bu yılda aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 11:09
Uzmanından uyarı: "Melatonin dost mu, düşman mı"
Edirne Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, uykusuzluk yakınması olan ve bu amaçla özellikle en az son 1 yıldır düzenli melatonin kullanan bireylerde kullanmayanlara göre kalp yetmezliği görülme sıklığının daha yüksek olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Almanya’da gerçekleştirilen geniş çaplı bir araştırma, uyku düzenleyici olarak yaygın biçimde kullanılan melatonine ilişkin çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Yapılan araştırmaya göre, uzun süreli ve özellikle 1 yılın üzerindeki düzenli melatonin kullanımının kalp yetmezliği riskini yüzde 90’a kadar artırabileceği tespit edildi. Çalışmada ayrıca, melatonin kullanan grupta kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış oranlarının da belirgin şekilde arttığına dikkat çekildi. Kamuoyunda "doğal" ve "zararsız" bir takviye olarak bilinen melatonine ilişkin bu veriler, özellikle kalp rahatsızlığı riski taşıyan bireyler açısından yeni bir tartışma başlattı. "130 bin kişilik veri analizi" Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, konuya ilişkin değerlendirmesinde melatoninin 1990’lı yıllardan bu yana bilimsel olarak yoğun şekilde araştırıldığını belirtti. Tıbbi literatürde melatoninle ilgili 35 binden fazla çalışma bulunduğunu ifade eden Öztürk, molekülün antioksidan ve yaşlanma etkilerini azaltma başta olmak üzere birçok olumlu yönünün ortaya konulduğunu söyledi. Birleşik Devletler’de yapılan geniş ölçekli bir analizde farklı bir tablo ile karşılaşıldığını aktaran Prof. Dr. Öztürk, "Uykusuzluk yakınması nedeniyle en az son 1 yıldır düzenli melatonin kullanan bireylerle kullanmayanlar karşılaştırıldı. Yaklaşık 130 bin hastanın verilerinin analiz edildiği bu çalışmada, melatonin kullanan grupta kalp yetmezliği görülme sıklığının daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Oldukça güçlü bir veri seti ancak kesitsel bir çalışma olduğu için neden-sonuç ilişkisi kuramayız" ifadelerine yer verdi. "Ölüm oranı 2 kat, hastaneye başvuru 3 kat fazla" Son 1 yıldır düzenli melatonin kullananlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranı kullanmayanlara kıyasla 2 kat daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. Öztürk, yeni kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye başvuru oranının ise yaklaşık 3 kat daha fazla olduğunu ifade etti. Melatonin grubunda kalp yetmezliği oranının yüzde 19 civarındayken, kullanmayan grupta bu oranın yüzde 6,5 seviyelerinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, bu sonuçların melatoninin son derece güvenli ve rahatlıkla kullanılabilir bir molekül olduğu yönündeki algıya gölge düşürdüğünü ifade etti. Melatoninin bazı ülkelerde reçeteye tabi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Öztürk, İngiltere’de bu uygulamanın geçerli olduğunu belirtti. Türkiye dahil birçok ülkede ise melatoninin reçetesiz temin edilebildiğine değinen Prof. Dr. Öztürk, "Böylece sırf yararlı etkileri göz önüne alınarak da herhangi bir hastalığı olmayan bireylerde doktor önerisi olmadan melatonin kullanımına yönelebiliyorlar. Bunun orta uzun vadede olumsuz etkilerinin olabileceği şüphesi var artık. Doktor kontrolü ve önerisi olmadan melatonin de olsa kullanmamakta yarar var. Melatoninin uzun dönem takibini gerektiren bir durumla karşı karşıya kaldık diyebiliriz" ifadelerine yer verdi.
24 Şubat 2026 Salı - 11:02
Uzmanlardan ’Çocuklarda makyaj’ uyarısı: "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık"
Sosyal medyanın da etkisiyle çocukların çok küçük yaşlarda makyaj yapmaya başladığını ifade eden uzmanlar uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Name Cemşitoğlu, "Çok küçük yaşlardaki hastalara bile artık muayene etmeden önce ’Makyajını temizler misin?’ dememiz gereken durumlar olabiliyor. Çok yoğun, çok kalın fondöten, maskara, ruj bunlar artık rutin, takma kirpikler, cilt bariyerini güçlendiren çeşitli cilt rutinleri yapmışlar. Cilt bakım ürünlerinde bazı kimyasal maddeler oluyor ki endokrin hormonu benzeri etki gösterip bir tık daha hormonal dengeyi de bozabildiğini ifade eden bilimsel çalışmalar da mevcut. Aileler, ’Yapma diyoruz, dinlemiyor, yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor. 5-6 yaşında çocuklarda bile ’Bu cilt rutinim, şu maskarayı kullanıyorum’ gibi videolar görmeye başladık. Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" dedi. Sanal medya günümüzde etkisini giderek artırırken bu mecralarda yapılan paylaşımlar çok sayıda kişiyi etkiliyor. Uzmanlar, sosyal medyada oluşturulan güzellik algısının çocuk yaş grubunu da etkilediğini aktarırken bunlara özenen çocukların çok küçük yaşlarda kozmetik malzemelerle tanıştığına dikkat çekti. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, erken yaşlarda makyaj malzemesi kullanımının cilt bariyerinin zarar görmesine egzama, aşırı akne gibi birçok durumu oluşturabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. "Aileler, ’Yapma diyoruz, dinlemiyor, yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor" "Çok küçük yaşlardaki hastalara bile artık muayene etmeden önce ’Makyajını temizler misin, o şekilde muayene edelim’ dememiz gereken durumlar olabiliyor" diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Name Cemşitoğlu, "10 yaşta hatta daha bile küçük hastalarda makyaj kullanımı gözlemliyoruz. Hiçbir problem olmamasına rağmen çok yoğun, çok kalın fondöten kullanımı, maskara, ruj bunlar artık rutin. Bunları neredeyse herkeste görüyoruz. Takma kirpikler, cilt bariyerini güçlendiren çeşitli cilt rutini yapmışlar mesela onu danışmaya da geliyorlar. O şekilde çok hasta görüyoruz. Cilt bariyeri daha yeni oluşmaya başlıyor, cilt çok daha ince ve daha geçirgen oluyor, dolayısıyla da çok daha kolay reaksiyon verebiliyor. Aslında sosyal medyadan görüp ’Şu kişi, şu sosyal medya fenomeni bunu kullanmış, bende kullanmalıyım, şuna iyi geliyormuş’ gibi kullanılan ürünlerden sonra tam tersi belki kişinin cildine iritasyon, egzama yapıcı, enfeksiyon uyandırıcı şeyler olabiliyor. Temiz tutmak ve korumak en önemlisi ama tabi ki bir dermatoloji uzmanına danışarak yapmak gerekiyor. Aileler de danışıyor, en sık gördüğümüz 13-14 yaşlarında biraz daha artık yetişkinliğe yavaş yavaş adım atmaya başlayan, ergenliğe giren çocuklarda çok fazla makyaja bağlı sivilcelenme çok çok artıyor. Dolayısıyla da aile, ’Bunu nasıl engelleyebiliriz, biz çeşitli önerilerde bulunuyoruz, yapma diyoruz ama dinlemiyor, hocam yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor" dedi. "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" Uygunsuz kullanımların cilt bariyerine zarar verebileceğini aktaran Uzm. Dr. Cemşitoğlu, "Son zamanlarda özellikle çok küçük yaş grubunda 6-7 gibi ’Anne şu makyaj malzemesini istiyorum, şunu kullanabilir miyim?’ diye geliyor ki bu yaş grubunda birbirileriyle bir şey paylaşma çok fazla oluyor. Paylaştıklarında da enfeksiyon riski çok artıyor, ürün kişiye özeldir. Sivilcelenme, kontakt dermatit (Bir maddeyle doğrudan temas veya o maddeye karşı alerjik reaksiyon sonucu oluşan kaşıntılı bir döküntü olarak ifade ediliyor), egzama özellikle göz ve ağız çevresindeki egzama durumlarında deri daha kuru, kırışık, pul pul görünümle beraber daha yaşlı durabilecek görünüme sahip olabiliyor. Cilt bakım ürünlerinde bazı kimyasal maddeler oluyor ki bunlar endokrin hormonu benzeri etki gösterip bir tık daha hormonal dengeyi de bozabildiğini ifade eden bilimsel çalışmalar da mevcut. Neredeyse her çocuk hastamda karşılaşıyorum diyebilirim, yakın zamanda bir hastam kızını getirdi. Hafif sivilcelenmesi vardı, onun dışında çok fazla komedonu olduğunu gördük. Hiç ihtiyacı olmamasına rağmen çok yoğun, kalın yapılı bir fondöten kullanmaya başladıktan sonra başlamış. Annesi onun için getirmişti. Son zamanlarda çok küçük yaşta 5-6 yaşında çocuklarda bile belki de kabul görme, kabul edilme isteği dolayısıyla ‘Bu benim cilt rutinim, şu maskarayı kullanıyorum’ vs. gibi videolar görmeye başladık. Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık. Çocuklar bu tarz şeyleri devamlı yapmak istiyorlarsa bir dermatoloji uzmanı, gerekirse psikiyatri yardımı dahi olabilir çünkü gerçekten sosyal medya hayatımızı, psikolojimizi çok etkilemeye başladı. Çocukların zaten cilt bariyeri yeni yeni oluşuyor zaten temiz ve çoğunlukla sorunsuz bir ciltleri oluyor. Daha iyi olsun ya da görüneyim diye herhangi bir şey sürmenin pek bir anlamı olmadığını düşünüyorum çünkü zaten hepsinin cildi sağlıklı ve güzel ileride bunu arayacaklar" ifadelerini kullandı.
24 Şubat 2026 Salı - 10:48
Obeziteyle mücadelede hedef sadece kilo değil, metabolik denge
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek artış gösteren obeziteye karşı uzmanlar, sadece diyet yapmanın yeterli olmadığına dikkat çekiyor. Obezite tedavisinde yalnızca kilo kaybına odaklanmanın yeterli olmadığına vurgu yapan Medicana Sağlık Grubu uzmanları, obeziteye karşı kalıcı başarı için metabolik ve hormonal dengenin sağlanması, organ sağlığının korunması ve yaşam tarzının sürdürülebilir şekilde değiştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Günümüz dünyasının en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan obezite, Türkiye’de de çocuk, ergen ve yetişkinlerde artış gösteriyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği verilerine göre; ülkede her 3 kişiden 1’nin obezitesi bulunuyor. Sadece fazla kilo ve estetik kaygıları değil, beraberinde insülin direnci, diyabet, kalp-damar hastalıkları, yağlı karaciğer, böbrek hasarı ve hormonal bozukluklar gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen obeziteye karşı Medicana International İzmir Hastanesi uzmanları, dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı. Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Seda Uşarer ile Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, obezitenin yalnızca fazla yemekle değil, uzun süreli yanlış beslenme alışkanlıkları, hormonal dengesizlikler ve psikolojik faktörlerin birlikte etkisiyle gelişen kronik ve çok yönlü bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Obezite çok yönlü bir hastalıktır Obezitenin vücutta metabolik değişimlere neden olan kronik bir hastalık olduğunun altını çizen Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Seda Uşarer, obezitenin beraberinde getirebileceği hastalıklara değindi. Dyt. Seda Uşarer, "Yüksek kalorili, şeker ve doymuş yağ içeriği fazla, liften fakir beslenme düzeni; insülin direnci, hormonal bozukluklar ve yağ dokusunda artışa yol açar. Zamanla bu durum tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem problemleri ve bazı kanser türleri gibi birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlar. Kalp-damar sistemi üzerinde büyük bir yük oluşturur. Yanlış beslenmeye bağlı yükselen kolesterol ve trigliserid seviyeleri damar sertliğini hızlandırarak kalp krizi riskini artırır. Karaciğerde ise yağlanma gelişebilir ve ilerleyen süreçte siroza kadar ilerleyebilir. Böbrekler açısından bakıldığında, fazla kilo böbreklerin filtrasyon yükünü artırarak kronik böbrek hastalığı riskini yükseltir. Bu nedenle obezite tedavisinde beslenme düzenlemesi yalnızca kilo değil, organ sağlığını korumak açısından da kritik önemdedir" mesajını verdi. Standart diyetlerin obezite tedavisinde çoğu zaman sürdürülebilir olmadığını söyleyen Dyt. Seda Uşarer, kişiye ve alışkanlıklarına özel hazırlanan diyet programlarının uzun vadede başarıyı artırabileceğini ifade etti. Amaç metabolik ve hormonal dengeyi sağlamak Medicana International İzmir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada da obezite tedavisinde sadece kilo vermenin yeterli olmadığını dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti: "Kilo kaybı tedavinin temel hedefidir; ancak tek başına yeterli değildir. Amaç, metabolik ve hormonal dengenin yeniden sağlanmasıdır. Çünkü bazı bireylerde kilo azalsa bile insülin direnci ve düşük dereceli inflamasyon devam edebilir. Obezitenin özellikle Tip 2 diyabetle arasında güçlü ve doğrudan bir ilişki var. Artmış yağ dokusu insülin direncine yol açar; pankreas bir süre fazla insülin üreterek dengeyi korumaya çalışır ancak zamanla beta hücreleri tükenir ve diyabet gelişir. Tiroid hormonları bazal metabolizmayı düzenler. Obez bireylerde TSH düzeyleri hafif yüksek olabilir; bu durum çoğu zaman gerçek hipotiroididen çok metabolik adaptasyonun bir yansımasıdır. Ancak mevcut hipotiroidi kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Kısacası obezite hem hormonal bozukluklara zemin hazırlar hem de mevcut endokrin hastalıkların seyrini ağırlaştırır." Kalp, karaciğer ve böbrek sağlığını tehdit ediyor Obezitenin kalp, karaciğer ve böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Obeziteye bağlı insülin direnci ve hiperinsülinemi damar duvarında hasar oluşturur, hipertansiyonu tetikler ve ateroskleroz riskini artırır. Bu süreç kalp krizi ve inme riskini artırabiliyor. Karaciğerde yağ birikimi ile metabolik disfonksiyona bağlı yağlı karaciğer hastalığı gelişir. İlerleyen olgularda fibrozis ve siroza kadar gidebilir. Böbrekler ise artmış glomerüler basınç ve metabolik yük nedeniyle zamanla hasar görebilir. Diyabet ve hipertansiyon eşlik ettiğinde kronik böbrek hastalığı riski katlanarak artabilir. Yani hormonal bozulma, damar hasarı üzerinden çoklu organ etkisine dönüşebilir" diye konuştu. Obezitenin çok yönlü bir hastalık olduğunu dile getiren Diyetisyen Seda Uşarer, "Obezitenin yalnızca diyetle çözülmesi her zaman mümkün değildir. Endokrinolog, hormonal bozukluklar ve metabolik hastalıkların değerlendirilmesini sağlar. Diyetisyen, kişiye uygun beslenme tedavisini planlar ve süreci takip eder. Psikolog ise duygusal yeme, stres kaynaklı beslenme alışkanlıkları ve motivasyonun sürdürülebilmesi açısından destek verir. Bu multidisipliner yaklaşım, obezite tedavisinde kalıcı ve sağlıklı sonuçlar elde edilmesini sağlar" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:37
Dr. Gül: "Sağ alt karın ağrısı her zaman apandisit midir"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, sağ alt karın ağrısının toplumda en sık apandisit ile ilişkilendirildiğini ancak her sağ alt karın ağrısının apandisit anlamına gelmediğini vurguladı. Doç. Dr. Mesut Gül, apandisitin genellikle ani başlayan ve saatler içinde şiddeti artan bir ağrı ile kendini gösterdiğini belirterek, "Apandisit ağrısı genellikle ilk etapta göbek çevresinde başlar, ardından sağ alt karın bölgesine yer değiştirir. Hastalar yürümekle, öksürmekle veya ani hareketlerle ağrının arttığını ifade eder. Karın muayenesinde bastırmakla hassasiyet ve bırakınca artan ağrı tipiktir. Buna bulantı, kusma, iştahsızlık ve hafif ateş eşlik edebilir" dedi. "Her sağ alt karın ağrısı apandisit değildir" Sağ alt karın ağrısının tek nedeninin apandisit olmadığını belirten Gül, özellikle şu durumların da benzer şikayetlere yol açabileceğini ifade ederek, "İdrar yolu enfeksiyonları. Böbrek taşları. Bağırsak enfeksiyonları ve gaz sancıları. Kadınlarda yumurtalık kistleri ve diğer jinekolojik problemler. Kas kaynaklı ağrılar. Bu nedenle hastaların internetten edinilen bilgilerle kendi kendilerine tanı koymaya çalışmamaları yanlış. Özellikle 6 saatten uzun süren, giderek artan, günlük hareketleri kısıtlayan ve ateşle birlikte seyreden sağ alt karın ağrılarında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Erken teşhis ve zamanında cerrahi müdahale, komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltır" ifadelerini kullandı. "Erken müdahale hayat kurtarır" Apandisitin zamanında tedavi edilmemesi durumunda apandisin patlayarak karın içine enfeksiyon yayabileceğine dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, bunun ciddi ve hayati risk oluşturabileceğini söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül vatandaşların ani ve şiddetli karın ağrılarını hafife almamaları gerektiğini belirterek şüpheli durumlarda acil değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekti.
24 Şubat 2026 Salı - 10:35
Uzmanından ’’İftar yemeğini ikiye bölün’’ önerisi
Ramazan ayına özel beslenme önerilerinde bulunan Uzm. Dyt. Elif Aslan, iftarı mutlaka ikiye bölmek gerektiğini aktararak, "Öncelikle su ve bir, en fazla iki adet hurma ile oruç açılmalı, ardından bir ya da en fazla iki kepçe çorba tüketilmeli. Sonrasında 10-15 dakika beklemek önemlidir. Daha sonra protein içeriği yüksek bir ana yemek tercih edilmeli, bol su, sebze veya salata ile öğün tamamlanmalıdır" dedi. Diyarbakır Memorial Hastanesinde görev yapan Uzm. Dyt. Elif Aslan, sahur ve iftarda tüketilecek olan yiyeceklere yönelik önerilerde bulundu. Ramazan ayının sadece bir ibadet dönemi olmadığını, aynı zamanda beslenme alışkanlıklarımızın tamamen değiştiği özel bir süreç olduğunu söyledi. Gün boyu süren açlığın iftarda kontrolsüz beslenmeye sebep olabileceğini kaydeden Aslan, bu süreçte asıl amacın sadece aç kalmak değil, dengeli, düzenli ve kontrollü beslenmeyi sürdürebilmek olduğunu ifade etti. Aslan, güzel bir planlamayla Ramazan ayını kilo artışıyla değil, metabolik dengeyi koruyarak tamamlayabileceklerini dile getirdi. Sahurda öncelikle protein açısından zengin besinler tercih edilmesi konusunda uyarılarda bulunan Aslan, şu ifadeleri kullandı: ’’Yumurta, az tuzlu peynir, az tuzlu zeytin, söğüş sebzeler ve sağlıklı yağlar tüketilebilir. Avokado veya çiğ kuruyemişler de iyi seçeneklerdir. Geceden kalma yemekler kesinlikle tüketilmemeli, kahvaltı formatında hafif ve dengeli besinler tercih edilmelidir. Salatalık, marul, dereotu ve kereviz sapı gibi sebzeler de sahurda yer alabilir. Bunlar su ihtiyacımızı bir nebze olsun karşılayan besinlerdir" "İftarı mutlaka ikiye bölmek gerekir" İftarı mutlaka ikiye bölmek gerektiğini aktaran Aslan, öncelikle su ve bir, en fazla iki adet hurma ile oruç açılmasını, ardından bir ya da en fazla iki kepçe çorba tüketilmesi gerektiğini aktardı. Aslan, ’’Sonrasında 10-15 dakika beklemek önemlidir. Daha sonra protein içeriği yüksek bir ana yemek tercih edilmeli, bol su, sebze veya salata ile öğün tamamlanmalıdır. Karbonhidrat tüketimi mutlaka kontrollü olmalıdır. İftarda hızlı yemek yenmemeli ve porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Yemekten hemen sonra uyuma pozisyonu veya uzanmak doğru değildir. İftardan yaklaşık 30-45 dakika sonra hafif tempolu bir yürüyüş yapılabilir. İftardan sahura kadar iki ara öğün yapılabilir. Su tüketimi bir kerede değil, yudum yudum yapılmalıdır. Toplam sıvı tüketimine dikkat edilmeli, yeterli su içilmelidir. Çay ve kahve diüretik etki gösterebildiği için kontrollü tüketilmelidir. İftardan hemen sonra çay ve kahve içilmemeli, en az 1-1,5 saat beklenmelidir. Tatlı tüketimine de dikkat edilmelidir. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli ve haftada 1-2 sefer ile sınırlandırılmalıdır. Böylece kan şekerinin ani yükselmesi ve insülin dalgalanmaları önlenebilir" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:27
"Ramazan’da yapılan bazı beslenme hataları kilo aldırabiliyor"
Ramazan ayında öğün düzeninin ve sıvı alımının değiştiğine dikkat çeken Diyetisyen Beste Mum, "Ramazan, doğru beslenme stratejileriyle kilo vermek için bir fırsata dönüşebilir. Ancak yanlış uygulamalar vücudu yağ depolamaya yöneltebilir. Sadece tek öğünle beslenmek, yetersiz protein tüketmek ve sık şerbetli tatlı yemek kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu durum Ramazan sonrasında hızlı kilo alımına zemin hazırlar" dedi. Ramazan ayının metabolizma üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu dile getiren İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden Diyetisyen Beste Mum, "Öğün sayısının azalması, uzun süren açlık ve sıvı alımının kısıtlanması metabolizmanın çalışma düzenini değiştirir. Bu süreç doğru yönetilmediğinde vücut kendini korumaya alarak yağ depolamaya daha yatkın hale gelir" diye konuştu. "Doğru planlandığında yağ yakımı desteklenebilir" Ramazan’ın aralıklı oruç sistemine benzer özellikler taşıdığını ifade eden Dyt. Mum, "Bu dönemde beslenme doğru planlandığında vücudun yağ yakım mekanizmaları daha aktif çalışabilir. Burada önemli olan, iftar ile sahur arasındaki sürede neyin, ne kadar ve hangi sırayla tüketildiğidir" dedi. "Kan şekeri dengesi kilo kontrolünü belirler" Uzun süren açlık sonrası kan şekerinde düşüş yaşandığını vurgulayan Dyt. Mum, "İftarda hızlı sindirilen besinler tüketildiğinde kan şekeri ani yükselir. Buna bağlı olarak insülin seviyeleri artar ve fazla enerji yağ olarak depolanabilir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü kilo verme sürecinde temel belirleyicidir" ifadelerini kullandı. "Sahuru atlamak metabolizmayı yavaşlatır" Sahurun kilo kontrolünde kritik rol oynadığına değinen Dyt. Mum, "Kilo vermek amacıyla sahura kalkmamak yapılan en büyük hatalardan biridir. Sahur öğünü, gün boyunca metabolizmanın daha dengeli çalışmasını sağlar ve uzun süreli açlığa karşı vücudu destekler" açıklamasında bulundu. "Yanlış uygulamalar kilo geri alımına yol açabilir" Ramazan’da verilen kiloların bayram sonrası hızla geri alınabildiğine dikkat çeken Dyt. Mum, "Sadece tek öğünle beslenmek, yetersiz protein tüketmek ve sık şerbetli tatlı yemek kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu durum Ramazan sonrasında hızlı kilo alımına zemin hazırlar" dedi. "İftarı ikiye bölmek aşırı tüketimi önler" Sağlıklı kilo kaybı için önerilerde bulunan Dyt. Mum, şu bilgileri paylaştı: "Orucun su ve hurma ile açılması, ardından çorba içilip kısa bir ara verilmesi mideyi ana öğüne hazırlar. Bu yöntem hem porsiyon kontrolünü kolaylaştırır hem de aşırı yeme isteğini azaltır." "Pişirme yöntemi kaloriyi belirler" Kızartma yerine daha hafif pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi gerektiğini belirten Dyt. Mum, "Haşlama, fırın ve ızgara yöntemleriyle hazırlanan besinler, hem sindirimi kolaylaştırır hem de gereksiz kalori alımını önler" dedi. "Hareketsizlik kilo kontrolünü zorlaştırır" Ramazan’da fiziksel aktivitenin tamamen bırakılmaması gerektiğini söyleyen Dyt. Mum, "İftar sonrası uzun süre hareketsiz kalmak metabolizmayı yavaşlatır. Yemekten yaklaşık bir saat sonra yapılacak hafif tempolu yürüyüş kilo kontrolünü destekler" uyarısında bulundu. "Meyve tüketimi iftardan en az 2 saat sonra olmalı" İftardan hemen sonra meyve tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Dyt. Mum, şunları söyledi: "Yemek üzerine yenilen meyve mideye ek şeker yükü bindirir ve şişkinliğe neden olabilir. Meyve tüketimi iftardan en az iki saat sonra yapılmalıdır." "Çay ve kahve suyun yerini tutmaz" Sıvı tüketiminin Ramazan’da kritik öneme sahip olduğunu belirten Dyt. Mum, "Çay ve kahve su yerine geçmez. Bu içecekler vücuttan su atımını artırabilir. Sahurda çok koyu çay ve kahveden kaçınılmalı, su, ayran ve süt gibi içecekler tercih edilmelidir" dedi. "Ramazan bir beslenme disiplini oluşturma dönemidir" Ramazan’ın yalnızca kilo vermek için değil, sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için de önemli bir dönem olduğunu kaydeden Dyt. Mum, "Ağır ve yağlı beslenmek ile uykusuz kalmak metabolizmayı olumsuz etkiler. Ramazan, doğru tercihlerle hem bedeni hem yaşam düzenini dengelemek için bir fırsat sunar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
24 Şubat 2026 Salı - 10:21
Kuşadası Belediyesi’nden fırınlara gramaj ve fiyat denetimi
Kuşadası Belediyesi, Ramazan ayı dolayısıyla kentteki fırınlarda gramaj ve fiyat denetimi yaptı. Kuşadası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Güvenli Gıda ve İş Yeri Hijyeni Denetim ekibi, Ramazan ayı dolayısıyla fırınlara yönelik gerçekleştirdiği denetimlerini sıklaştırdı. Bu kapsamda kent genelinde yapılan denetimlerde, Ramazan pidesi başta olmak üzere ekmek ve unlu mamullerin gramaj ve fiyat etiketleri tek tek kontrol edildi. İşletmelerin üretim alanları ile satış tezgahlarını da inceleyen ekipler, standartlara uygun üretim yapan fırıncılara teşekkür ederken eksiklikleri tespit edilen işletmelere yönelik gerekli uyarıları yaptı. Denetimlerin Ramazan ayı boyunca artarak devam edeceği belirtildi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:18
Pazarlar’da marketlere sıkı denetim
Kütahya’nın Pazarlar ilçesinde faaliyet gösteren marketler, Pazarlar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından denetlendi. Pazarlar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü kontrol görevlileri tarafından 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında faaliyet gösteren işletmelere yönelik gerçekleştirilen denetimlerde, gıda güvenilirliği ve tüketici sağlığının korunması amacıyla kapsamlı incelemelerde bulunuldu. Denetimler çerçevesinde iş yerlerinin genel hijyen durumu, ürünlerin son kullanma tarihleri, muhafaza ve depolama şartları, etiket bilgileri ile ürünlerin mevzuata uygunluğu kontrol edildi. Ayrıca soğuk zincir gerektiren ürünlerin uygun sıcaklıkta muhafaza edilip edilmediği incelenirken, raf ve kasa fiyat uyumu ile işletmelerin kayıt ve belgeleri de gözden geçirildi. Yetkililer, vatandaşların güvenilir gıdaya ulaşmasının öncelikleri olduğunu belirterek, ilçe genelinde denetimlerin periyodik olarak ve aralıksız sürdürüleceğini ifade etti. Kurallara aykırılık tespit edilmesi halinde ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli idari işlemlerin uygulandığı bildirildi. Gıda güvenilirliğinin sağlanması amacıyla denetimlerin artarak devam edeceği öğrenildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder