SAĞLIK
BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta 17 Mart 2026 Salı - 18:43:31 Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda kalp ritim bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan atrial fibrilasyonun tedavisinde kullanılan "Kriyobalon Ablasyon Yöntemi", Zonguldak’ta ilk kez BEUN Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından başarıyla uygulandı. Atrial fibrilasyon, kalbin üst odacıklarında oluşan düzensiz elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik gibi şikâyetlere yol açabilen yaygın bir ritim bozukluğu olarak biliniyor. Tedavi edilmediği durumlarda inme başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bu rahatsızlık, modern kardiyoloji yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Hastanesi Kardiyoloji Bölümü ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı akademisyenleri tarafından gerçekleştirilen Kriyobalon Ablasyon işlemi, minimal invaziv bir yöntem olarak dikkat çekiyor. İşlem sırasında kalpte ritim bozukluğuna neden olan odaklar, soğuk enerji kullanılarak izole ediliyor ve böylece kalbin normal ritmine dönmesi sağlanıyor. Bu yöntem sayesinde hastalarda ritim kontrolü sağlanırken yaşam kalitesinin de önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. BEUN Hastanesinde başarıyla gerçekleştirilen bu işlem, Zonguldak’ta ilk kez uygulanması bakımından büyük önem taşıyor. Yüksek başarı oranı ve kısa işlem süresi ile öne çıkan kriyobalon ablasyon yöntemi sayesinde, uygun hastalar, mega şehirlerdeki ileri merkezlere gitmek zorunda kalmadan modern tedavi imkânlarına Zonguldak’ta ulaşabilecek. Bu gelişme, Batı Karadeniz Bölgesi’nde sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olacak. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Üniversite Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kriyobalon ablasyon işlemiyle ilgili yaptığı açıklamada şu sözleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanları ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam etmektedir. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan kriyobalon ablasyon yönteminin Hastanemizde başarıyla uygulanması, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran son derece önemli ve gurur verici bir gelişmedir. Bu başarılı uygulamada emeği geçen Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Bilimsel bilgi birikimini modern tıbbi teknolojiyle bir araya getirerek hastalarımıza en güncel ve güvenilir tedavi imkânlarını sunan değerli sağlık kadromuz, Üniversite Hastanemizin sağlık alanındaki güçlü konumunu her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Üniversite Hastanemizde gerçekleştirilen bu nitelikli girişim sayesinde, yalnızca Zonguldak’taki değil Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalarımız da büyük şehirlere gitme zorunluluğu duymadan ileri düzey tedavi hizmetlerine bulundukları bölgede ulaşabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu vesileyle tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlık hizmeti almak üzere Hastanemize başvuracak tüm hastalarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi, bölgenin sağlık üssü olma misyonuyla bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek modern tıbbın sunduğu en ileri tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızla buluşturmaya kararlılıkla devam edecektir."
17 Mart 2026 Salı - 15:19 ’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara sebep olan lejyoner hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve konaklama birimlerinde su sistemlerinin güvenli yönetiminin sağlanması amacıyla, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek. Gerçekleştirilecek eğitim programıyla ilgili kurumdan yapılan yazılı açıklamada, "Lejyoner hastalığı, ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede konaklama birimlerinin, su sistemlerinde legionella bakterisinin çoğalmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alması ve bu süreçleri eğitimli sorumlu personel aracılığıyla yürütmesi zorunludur. Eğitim programı, konaklama birimlerinde görev alacak sorumlu personelin mevzuat, risk değerlendirmesi ve su yönetimi planları konularında bilgi ve yetkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Eğitim 2 yapılacak olup, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Eğitim Salonunda gerçekleştirilecektir. Eğitime, otel, motel, tatil köyü, misafirhane, kaplıca, huzurevi, alışveriş merkezi gibi su sistemlerinin yoğun kullanıldığı konaklama ve toplu kullanım alanlarından başvurular kabul edilecektir. Yataklı tedavi kurumlarının başvuruları ise resmi yazışma yoluyla alınacaktır. Eğitime katılacak personelin en az lise mezunu olması gerekmekte olup, katılım sağlayacak kişilerin ilgili mevzuat gereği eğitim almış sorumlu personel olarak görevlendirilmesi öngörülmektedir" ifadelerine yer verildi. Öte yandan, lejyoner hastalığının genellikle klimalar, jakuziler ve su sistemlerinden solunum yoluyla bulaşan ciddi bir akciğer enfeksiyonu olduğu belirtildi.
17 Mart 2026 Salı - 14:56 Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
Bir fincan şifa derken sağlığınızdan olmayın
16 Ocak 2026 Cuma - 10:43 Bir fincan şifa derken sağlığınızdan olmayın Anadolu’nun kadim bakım ve şefkat geleneği olan bitki çayları, kış aylarında içimizi ısıtırken, bilinçsiz kullanımda ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Altın, geleneksel şifayı bilimsel verilerle harmanlayarak hayati uyarılarda bulundu. Hastalık durumunda ıhlamur kaynatma, boğazımız ağrıdığında adaçayı demleme yaşadığımız kültürün kıymetli parçalarından biri olsa da modern tıp, bu geleneksel uygulamaların her birey ve her şartta aynı derecede güvenli olmayabileceğini hatırlatıyor. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Altın, bitki çaylarını tamamen reddetmek yerine doğru bitkinin, doğru kişide ve doğru dozda kullanılması gerektiğini savundu. "Doğal olan zararsızdır" yanılgısı Toplumda bitki çaylarının tamamen zararsız olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunmakla birlikte, bu ürünler de ilaçlar gibi vücuda alındıktan sonra karaciğer ve böbrekler tarafından parçalanan edilen aktif maddeler içeriyor. Kontrolsüz ve uzun süreli tüketim, karaciğerde toksik etkiler oluşturabiliyor. Doç. Dr. Altın, klinik ortamda yeşil çay ekstresi, sinameki ve aloe vera gibi bitkilerin kontrolsüz kullanımına bağlı ciddi karaciğer ve böbrek hasarı olguları takip ettiklerini vurguladı. Şeker ve yüksek ısı şifayı "Yük" haline getiriyor Bitki çaylarının asıl faydası içeriğindeki polifenoller ve antioksidan maddelerden gelir. Ancak bu şifayı yanlış tüketim alışkanlıklarıyla yok edebiliyoruz: - Bal ve pekmez uyarısı: Bal veya pekmez 40-45C’nin üzerindeki sıcaklıklarda eklendiğinde içindeki hassas enzimler kaybolur ve ürün sadece bir şeker yükü haline gelir. - Bağışıklık yanılsaması: Rafine şeker eklenen çaylar kan şekerinde hızlı dalgalanmalara yol açarak bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve iyileşme sürecini uzatabilir. - Öneri: Çaylar mümkünse şekersiz, tatlandırılacaksa ılık hale geldikten sonra çok az miktarda bal veya pekmezle tüketilmelidir. Kronik hastalar ve ilaç etkileşimlerine dikkat Vücut denge mekanizmaları hassas olan kronik hastalar için bitki çayları bazen bir tehdit haline gelebilir. - Tansiyon ve kalp hastaları: Meyan kökü, vücutta kortizol benzeri etki yaparak tansiyonu yükseltebilir ve ritim bozukluklarına yol açabilir. - Kan sulandırıcı kullananlar: Adaçayı, zencefil, zerdeçal ve yeşil çay gibi bitkiler kan sulandırıcılarla birlikte tüketildiğinde diş eti veya burun kanaması gibi kanama risklerini artırabilir. - Diyabet hastaları: Tarçın veya aloe vera gibi bitkiler, şeker ilaçlarıyla etkileşime girerek gece saatlerinde tehlikeli olabilecek ani hipoglisemilere (şeker düşmesi) neden olabilir. Ameliyat öncesi 1-2 hafta Cerrahi bir operasyon planlanıyorsa, bitki çaylarının en az 1-2 hafta önceden bırakılması hayati önem taşır. Zencefil, sarımsak ve yeşil çay gibi bitkiler ameliyat sırasında kontrolü zor kanamalara yol açabilirken, bazı bitkiler de anestezi ilaçlarının etkisini öngörülemez hale getirerek kalp ritim problemlerine zemin hazırlayabilir.
Çocuklar için güçlü bağışıklığın üç altın kuralı; beslenme, uyku, hareket
16 Ocak 2026 Cuma - 10:01 Çocuklar için güçlü bağışıklığın üç altın kuralı; beslenme, uyku, hareket Havaların soğumasıyla birlikte enfeksiyon hastalıklarındaki artışa dikkat çeken Uzm. Dr. Ceren Hande Seyyar çocukları hastalıklardan korumanın en etkili yolunun dengeli beslenme, düzenli uyku ve düzenli hareketten geçtiğini söyledi. Bu üç kuralı "bağışıklık üçgeni" olarak tanımlayan Uzm. Dr. Seyyar, "Bol su içerek, hijyen kurallarına dikkat ederek ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınarak da bağışıklığın destekleneceği unutulmamalı." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Hande Seyyar, kış aylarında hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte solunum yolu enfeksiyonlarının arttığını, ama bu artışın soğuk havadan kaynaklanmadığını söyledi. Seyyar, "Soğuk hava doğrudan hasta etmez; asıl sorun, bu dönemde kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla vakit geçirmemizdir," diyerek yanlış bir algıya dikkat çekti. Seyyar, okulların, toplu taşıma araçları ve alışveriş merkezlerinin mikropların kolayca yayılabildiği alanlar olduğunu hatırlattı, soğuk havanın burun mukozasını kurutarak savunma sistemini zayıflattığını kaydetti. Soğuk hava burun savunmasını zayıflatıyor Burun mukozasının solunum yollarının ilk savunma hattı olduğunu, kuruduğunda virüslerin daha kolay yerleştiğini ifade eden Uzm. Dr. Seyyar, burun yıkaması yapmanın ve ortam havasını nemli tutmanın önemine dikkat çekti. Isınma için kullanılan doğalgaz, klima ve sobaların ortam havasını kurutarak bu riski artırdığını kaydeden Uzm. Dr. Seyyar, "Bu nedenle kış aylarında oda neminin dengede tutulması, burun yıkama gibi basit önlemlerin alınması ve mümkün olduğunca kalabalık ortamlardan uzak durulması önemli." diye konuştu. Bağışıklık üçgeni: Beslenme, uyku, hareket Hastalıklardan korunmada güçlü bağışıklık sisteminin önemine dikkat çeken Seyyar, önerilerde de bulundu. Seyyar, çocuklarda bağışıklığı güçlendiren üç temel alışkanlığı "bağışıklık üçgeni" olarak tanımlayarak şöyle konuştu: "Dengeli beslenme, bağışıklığın temel taşlarından biridir. Protein, sağlıklı yağlar, vitamin ve mineraller bağışıklık hücrelerinin gelişiminde kritik rol oynar. Sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin beslenme bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklığı güçlendirir. Aşırı işlenmiş ve şekerli gıdaların ise bağışıklık sistemini zayıflattığı akıllardan çıkarılmamalıdır. Bu tür besinler uyku düzenini bozabilir, metabolik dengeyi ve bağışıklık yanıtını zayıflatabilir. Dolayısıyla sağlıklı beslenme sadece ne yediğimizle değil, ne yemediğimizle de ilgilidir. İkinci faktör uykudur. Uyku, vücudun onarım ve yenilenme zamanıdır. Özellikle derin uyku döneminde bağışıklık maddeleri artar ve vücut mikroplara karşı savunmasını güçlendirir. Yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin en doğal destekçisidir. Uykusuzluk ise vücut direncini azaltır, hastalıklara yakalanma riskini artırır ve iyileşme süresini uzatır. Ayrıca yapılan çalışmalar, uykusuz bireylerde aşı sonrası antikor oluşumunun zayıfladığını göstermektedir. Bu nedenle, çocukların yaşına uygun sürede ve karanlık, sakin bir ortamda uyuması bağışıklık için büyük önem taşır. Kısacası; kısa uyku zayıf savunma, kaliteli uyku ise vücudun koruyucu kalkanıdır." Hareket bağışıklığı destekliyor Bağışıklık üçgenini tamamlayan üçüncü faktörün hareket olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Seyyar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Egzersiz sadece kasları değil, bağışıklığı da güçlendirir. Açık havada yapılan hafif tempolu yürüyüşler, bisiklet veya oyun aktiviteleri; kan dolaşımını artırarak bağışıklık hücrelerinin vücutta daha etkin dolaşmasını sağlar. Düzenli fiziksel aktivite, bağışıklığın güçlenmesine ve enfeksiyon riskinin azalmasına yardımcı olur. Bol su içmenin, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmanın ve hijyen kurallarına dikkat etmenin bağışıklığın en doğal destekleri olduğu unutulmamalı. Sonuç olarak, çocuklarımızı kış hastalıklarından korumanın en güçlü yolu ‘düzen’dir. Düzenli uyku, düzenli hareket, dengeli beslenme ve gerektiğinde doktor kontrolünde takviyeler ile kışı sağlıklı geçirmek mümkündür."
Türkiye’de sayılı olan görüntülenme cihazları artık Eskişehir’de hizmet verecek
16 Ocak 2026 Cuma - 09:54 Türkiye’de sayılı olan görüntülenme cihazları artık Eskişehir’de hizmet verecek Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete giren güncel teknoloji barındıran 5 radyolojik görüntüleme cihazı tanıtıldı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Radyoloji Anabilim Dalı’nda yeni teknolojiyi barındıran mamografi, ultrason ve 3 röntgen cihazı kesilen kurdele ele hizmete girdi. Modern cihazlar ile birlikte hastalara daha iyi ve hızlı sağlık hizmeti verilecek. "Hem bölgeye hem Eskişehir halkına hayırlı olsun" Açılış töreninde konuşan Başhekim Prof. Dr. Haluk Hüseyin Gürsoy, "Bu yıl itibariyle 3 tane modern yeni dijital röntgen cihazı ile hemen hemen Türkiye’de bir iki merkezde bulunan bir mamografi ünitesi hizmeti açıldı. Dijital röntgenlerden iki tanesi çok üst düzey cihazlar, bir tanesi orta düzeyde. Daha önceki cihazlar yaklaşık 20 yıllık cihazlar öyle söyleyelim. Şu andakiler ise son model, 2025 model diyelim. Mamografi ünitesinde aynı zamanda biopsi hizmeti verebilecek hocalarımız. Ultrasonu ile yeni yıl ile birlikte bir ünite halinde hizmeti açılacak. Herkese hayırlı olsun. Hem bölgeye hem Eskişehir halkına hayırlı olsun. İnşallah güzel hizmetler verecek hocalarımız" dedi. "Yani bu teknoloji sayesinde hem hasta hem de hekim açısından oldukça konforlu" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Profesör Dr. Uğur Toprak ise şöyle konuştu; "Şu anda 3 yeni son teknoloji ile donatılmış röntgen cihazı sahibi olduk. Bu cihazlar oldukça yüksek çözünürlüğe sahipler. Hasta açısından da şöyle özellikleri var, Olabildiğince düşük doz radyasyon ile çalışma imkânımız söz konusu ve hastanın en küçük hareketini algılayıp, eğer hasta hareket etmişse bu kamera sistemleri sayesinde onu yakalıyoruz ve tetkiklerin tekrar edilme riskini azaltıyoruz. Böylece bu yolla da radyasyon azaltılmış oluyor. Hızlı çekim söz konusu entürer anında doktorların ekranına düşüyor. Yani bu teknoloji sayesinde hem hasta hem de hekim açısından oldukça konforlu." "Meme kanseri tanısının erken konulması amaçlıyoruz" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doktor Pınar Yıldız, "Burada meme kanserinin erken tanısını koymada ve tedaviye erken yönlendirmede çok önemli rolü olan mamografi cihazının açılışı için buradayız. Gerçekten erişkin sağlığında kanserler en sık öldüren kanserlerden bir tanesi kadınlarda meme kanseri. O yüzden erken tanının önemini biz her ortamda vurguluyoruz. Üniversitemizde de özellikle şehrimize, bölgemize böyle bir cihazın sahip olmak, bu cihaza erişmek bizim için çok önemliydi. Bununla birlikte meme kanseri tanısının erken konulması ve birçok kadının hayatının kurtulmasını amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de belki de en fazla 20 merkezde olabilen bir cihaza sahibiz" Son olarak cihazların yanında konuşan Radyoloji Anabilim Dalı Doktor Öğretim Üyesi Murat Tepe, "Ünitemizde, meme görüntüleme ünitemizde Ciotto Class 3000, yeni bir Türkiye’de de çok az sayıda merkezde bulunan bir mamografi cihazına sahibiz. Dijital mamografi, tomosantez, kontraslı mamografi gibi tetkikleri kolaylıkla artık ünitemizde yapabiliyoruz, hızlı bir şekilde yapabiliyoruz ve biyopsi ihtiyacı olan hastalara da çok konforlu bir şekilde hem tomosantez eşliğinde hem de kontraslı mamografi eşliğinde biyopsi yapabiliyoruz. Ayrıca biyopsi yaparken de bu cihazla yüzüstü pozisyonda oturur ya da ayakta değil yüzüstü pozisyonda biyopsi yapma şansına sahibiz. Bu da hasta konforunu çok artıran ve işlemi çok daha hızlı ve kolay yapmamızı sağlayan bir özellik. Hem hasta hem de hekim açısından çok konforlu hale geliyor meme görüntüleme işlemleri. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi radyoloji ana bilim dalı bünyesinde kurulan meme görüntüleme ünitesindeki yeni mamografi cihazımız Ciotto Class 3000. Dijital mamografi, tomosantez, kontraslı mamografi ve bunun yanında tomosantez eşliğinde ve kontraslı mamografi eşliğinde biyopsi özelliklerimiz mevcut. Ayrıca prom pozisyonda yani yüzüstü pozisyonda da biyopsi yapabilen üst düzey bir, Türkiye’de belki de en fazla 20 merkezde olabilen bir cihaza sahibiz. Bölümümüze ve Eskişehir’e hayırlı olsun diliyorum" diye konuşarak cihazın artı yönlerinden bahsetti.
Devlet himayesindeki çocuklara dil ve konuşma terapisi imkanı
16 Ocak 2026 Cuma - 09:34 Devlet himayesindeki çocuklara dil ve konuşma terapisi imkanı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü ile Biruni Üniversitesi arasında, devlet himayesindeki çocuklara yönelik ücretsiz dil ve konuşma terapisi hizmetlerini kapsayan protokol imzalandı. Protokol ile ilk aşamada 100 çocuk terapiden faydalanacak. Devlet himayesindeki çocuklara ücretsiz dil ve konuşma terapisi imkanı sağlayacak olan protokol, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdürü Ömer Turan ve Biruni Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Yüksel’in katılımıyla gerçekleşti. "Toplumu bilinçlendirmeliyiz" Prof. Dr. Adnan Yüksel, yaptığı konuşmada, "Dil dediğimiz şey beyinden kaynaklı, konuşma dediğimiz ise motor bir süreç. Yani komut alıyor ama komuttan sonra kekemelik, hızlı konuşma, aksan bozukluğu, frekansı ayarlama gibi sorunlar olabiliyor. Dili, konuşması olmayan çocuğa dil konuşma terapisi olur mu diyorlar. Bu terapi, esas onlara olur. Dolayısıyla toplumu bilinçlendirmemiz gerekli. Bizim de en önemli görevimiz bakanlıkla beraber toplumu eğitmek" ifadelerini kullandı. "Üniversite ile iş birliği yapmaya devam edeceğiz" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdürü Ömer Turan ise, bakanlık olarak sosyal konuların çözümü noktasında özellikle üniversitelerle iş birliğini önemsediklerini belirterek, "Biz daha önce üniversitenin diş hekimliğiyle, devlet korumasındaki tüm çocuklarımızın diş ve ağız yapısıyla alakalı birçok çalışmaya başlamıştık. Bir vakıf kültürü anlamında üniversitemize ne kadar teşekkür etsek az. Ağız yapısı, diş yapısı, gelişimle alakalı ve konuşmayı ciddi şekilde etkileyen faktörlerden bir tanesi. Allah’a hamdolsun, üniversitemiz bu konuda her daim bizimle beraber oldu. Birlikte olmaya da devam edeceğiz" dedi. Hem sorunlar hem de çözümler masaya yatırıldı Biruni Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Dilber Kaçar Kütükçü, protokolün detaylarına ilişkin bilgiler verdi. Projenin TÜBİTAK 4008 Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik Kapsayıcı Toplum Uygulamaları Destekleme Programı tarafından desteklendiğini belirten Kütükçü, "Biz bu projede, devlet himayesindeki çocukların dil konuşma ve iletişim problemlerini görüşmeyi ve daha sonra bu problemleri çözmek için adımlar atmayı hedefledik. ‘Dile Getir’ projemizde ilk başta bir çalıştay düzenledik. Çalıştaya çocuk evlerinde, çocuk sitelerinde çalışan sosyologlar, psikologlar ve bakım verenler katıldı. Aynı zamanda dil konuşma terapisi alanında hizmet veren akademisyen hocalarımız yer aldı. Çok verimli bir çalıştay oldu. Çalıştay sırasında çocukların yaşadığı güçlükleri tam olarak belirlemiş de olduk. Hazırladığımız çalıştay kitapçığımızı da paydaşlarımızla paylaşacağız" şeklinde konuştu. Ailelerle 6 haftalık eğitim düzenlenecek Projenin ikinci aşamasında çocuk evleri ve çocuk sitelerindeki personel ile tek günlük bir eğitim düzenlediklerini belirten Dr. Öğr. Üyesi Dilber Kaçar Kütükçü, üçüncü aşamayı ise şöyle anlattı: "Şimdi üçüncü aşamayı gerçekleştireceğiz. Yine sosyal ve ekonomik destek alan ailelerin çocuklarıyla günlük rutinlerde dil becerilerini, iletişim becerilerini desteklemelerine dair, ailelerle 6 haftalık eğitim düzenleyeceğiz." Dr. Kütükçü, "Bu proje kapsamında çocukların problemlerini belirleyelim, uzmanlarla dirsek teması halinde olalım istemiştik. Aynı zamanda çocuklara temas etmek de istiyoruz. Çocukların problemini belirledik ve yazdık şeklinde kalsın istemedik. Bu bağlamda da bir protokol hazırladık. Protokol kapsamında devlet himayesindeki çocuklarımıza Biruni Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi kliniklerimizde ücretsiz dil değerlendirmesi, akabinde de dil ve konuşma terapisi vereceğiz. İlk aşamada 100 çocuğumuzu destekleyeceğiz. Daha sonraki süreçte çocukların değişen ihtiyaçlarını tespit ettikçe planlarımızı güncelleyerek yeni proje ve işbirlikleri ile devam etmeyi amaçlıyoruz" dedi. (EK-
Beyin sisi başka bir hastalığın habercisi olabilir
16 Ocak 2026 Cuma - 09:30 Beyin sisi başka bir hastalığın habercisi olabilir Zihinsel bulanıklık, kopukluk hissi ve düşüncelerde yavaşlama belirtileriyle beyin sisine dair açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turgut, bu durumun altta yatan bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çekti. Son yıllarda giderek daha fazla kişinin şikayet ettiği beyin sisinin tıbbi olarak başlı başına bir hastalık tanısı olmadığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turgut, bu durumun günlük yaşamı belirgin şekilde etkileyebileceğini söyledi. Beyin sisi belirtilerinin altta yatan başka sağlık sorunlarının habercisi olabileceğine vurgu yapan Dr. Turgut şöyle konuştu, "Zihinsel bulanıklık, net düşünememe, odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve bilişsel performansta geçici azalma ile karakterize olan beyin sisinin nedenleri; yoğun stres ve kronik kaygı, uyku bozuklukları, dengesiz ve yetersiz beslenme, menopoz, gebelik, tiroid hastalığı gibi hormonal değişiklikler, COVID 19 sonrası dönem, B12 ve D vitamini eksikliği, fibromiyalji ve kronik yorgunluk sendromu, hareketsiz yaşam gibi faktörler olabilir. Genellikle bu tarz altta yatan bir neden vardır ve geçicidir." "Kişi kendini her şey ağır çekimde ilerliyormuş gibi hissedebilir" Beyin sisinin doğrudan bir duyusal algı bozukluğu olmadığını ancak dikkat ve zihinsel berraklığın azalması nedeniyle algısal sorunlarla birlikte görülebileceğini belirten Dr. Turgut, "Beyin sisi yaşayan kişilerde çevreye karşı farkındalık azalabilir; kişi kendini kopuk ya da her şey ağır çekimde ilerliyormuş gibi hissedebilir. Kronik yorgunluk sendromu veya fibromiyalji kaynaklı beyin sisinde algı bulanıklaşır, düşünceler net gelmez. Bilgi işleme hızının düşmesi algısal yorgunluğa neden olabilir. Uyku eksikliği, inflamasyon ve stres gibi faktörler beyin bölgeleri arasındaki koordinasyonu bozarak bulanık algı hissini artırabilir. Eğer beyin sisi yetersiz veya bozuk bir yapıda ise beynin konumu veya hareketleri üzerinde olumsuz etki olabilir. Bu da sinir iletişiminde bozukluklara yol açarak algı işleme sorunlarına neden olabilir. Ayrıca beyin sisi, beynin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini ve oksijeni iletmede önemli bir rol oynar. Bu iletimde sorun olması durumunda beyin hücrelerinin işlevi zayıflayabilir ve bu da algı sıkıntılarına yol açabilir" açıklamalarında bulundu. "Şikayetler uzun süre devam ediyorsa uzmanına başvurulmalı" Beyin sisinin genellikle ciddi bir sorun olmadığını; düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve egzersizle düzelebileceğini ifade eden Dr. Turgut, "Ancak şikayetler uzun süre devam ediyorsa, giderek şiddetleniyorsa ya da algı bozukluğu, depresyon belirtileri ve unutkanlıkta belirgin artış gibi ek bulgular eşlik ediyorsa, altta yatan nörolojik ya da sistemik bir hastalığın incelenmesi için mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Ayrıca baş travmaları gibi durumların ardından da beyin sisi hasar görebilir. Bu hasar, beynin zarar görmesini önlemede yetersiz kalabilir ve sonucunda algı işleme sorunları ortaya çıkabilir. Tanı için kan testleri ve bilişsel değerlendirmeler yapılır. Burada altta yatan hastalık fark edilip uygun tedavi uygulanmalıdır" ifadelerini kullandı.
Hasta yakınlarına dualı manevi destek
16 Ocak 2026 Cuma - 09:24 Hasta yakınlarına dualı manevi destek Adana Karşıyaka Devlet Hastanesi’nde bulunan ‘Palyatif Bakım Servisi’nde tedavi gören hastalara keman çalınarak müzik dinletisi sunuluyor. Serviste, hasta yakınları içinde Kur’an-ı Kerim okunup manevi destek hizmeti veriliyor. Ülke genelinde birçok hastanede bulunan palyatif bakım servisi, ağır ve kronik hastalığı bulunan vatandaşlara çok yönlü destek sunuyor. Karşıyaka Devlet Hastanesi’nde bulunan palyatif bakım servisi, tedavi gören hasta ve hasta yakınları için tıbbi tedavinin ötesine geçen, sosyal ve duygusal destek odaklı yeni bir dönemi hayata geçirdi. Yüreğir İlçe Müftülüğü ve Cumhuriyet Halk Eğitimi Merkezi ile yapılan işbirliği kapsamında, hastanede her hafta manevi destek buluşmaları ve müzik dinletileri düzenleniyor. Her cuma günü hastanede ilçe müftülüğünden gelen bir hocanın eşliğinde Kur’an-ı Kerim okunup dua ediliyor. Şifa veren notalar servis koridorlarında Usta öğreticiler tarafından da her hafta müzik dinletileri, servis koridorlarını adeta birer rehabilitasyon merkezine dönüştürüyor. Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz eserleri, hem hastaların ağrı algısını hafifletiyor hem de refakatçilere kısa bir mola imkanı tanıyor. Konuyla ilgili Karşıyaka Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Nurşah Keskin İhlas Haber Ajansı muhabirlerine bilgi verdi.Keskin, "Palyatif bakım servisinde hastanın yaşam kalitesini arttırmaya yönelik bütüncül hizmetlerin tamamını kapsıyor. Bu hizmetler kapsamında, hastanın tıbbi tedavi süreçleri devam ederken manevi yönden tam bir iyilik halinde olması ya da buna yakın iyi hissetmesini sağlamayı amaçlıyoruz. İlçe müftülüğü ve halk eğitim merkezinin katkılarıyla hastalarımıza ve hasta yakınlarına destek oluyoruz" dedi. "Hastanın eve geçiş sürecini burada yönetiyoruz" Servis sorumlusu Dr. Filiz Arabacı ise, "Burada hem aileye hem de hastaya psikososyal destek veriyoruz. Hastanın hastaneden eve geçiş sürecini burada yönetiyoruz. Hasta yakınlarına bilgiler veriyoruz ve onların ihtiyaçlarını karşılıyoruz" ifadelerini kullandı. Hasta yakını Sevgi Konuşur da, "Bizim kimsemiz yok, sadece 2 kardeşiz. Buraya geldiğimizden bu yana burada bize sahip çıktılar. Buradaki bütün hizmetler çok güzel. Kardeşim bir kaza geçirdi ve o kazadan sonra beynine oksijen gitmiyor. Burada sadece hastanın iyileşmesi için çaba göstermiyorlar, yanındaki insanın da iyileşmesi için çaba gösteriyorlar. Burada olduğum için çok mutluyum" diye konuştu.
Akalazya hastalığına modern tedavi yöntemi
16 Ocak 2026 Cuma - 09:11 Akalazya hastalığına modern tedavi yöntemi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Altay Kandemir, Akalazya hastalığında kullanılacak yeni tedavi yöntemini anlattı. Kandemir, "Geleneksel olarak akalazya tedavisinde balon dilatasyon veya cerrahi yöntemler kullanılırdı. Günümüzde bu hedefe ulaşmada en modern ve etkili yöntemlerden biri POEM (Peroral Endoskopik Miyotomi) tedavisidir" dedi. Yemek yerken takılma hissi ve yutma güçlüğü ile kendini gösteren Akalazya hastalığında yeni bir tedavi çözümü geliştirildi. Zamanla beslenme yetersizliğine ve şiddetli kilo kaybına neden olan hastalığa karşı uyaran Liv Hospital Ulus Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Altay Kandemir, hastaların hayatını normale döndüren POEM (Peroral Endoskopik Miyotomi) yöntemini anlattı. Kandemir, endoskopik olarak gerçekleştirilen tedavinin Akalazya ile mücadelede yeni bir dönem başlattığını vurguladı. Akalazya nedir? Akalazya’nın yemek borusunun nadir görülen ancak yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir hastalığı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Altay Kandemir, "Bu hastalıkta, yemek borusunun alt ucundaki kasların gevşeyememesi ve yemek borusunun gıdaları mideye itme yeteneğini kaybetmesiyle karakterize bir hastalıktır. Sonuç olarak hastalar uzun süredir devam eden yutma güçlüğü, göğüs ağrısı, yemek sonrası takılma hissi, zamanla kilo kaybı gibi şikâyetler yaşar. Akalazya tedavisinde amaç, yemek borusunun alt ucundaki bu kasın gevşemesini sağlayarak yiyeceklerin mideye rahat geçmesini sağlamaktır. Geleneksel olarak akalazya tedavisinde balon dilatasyon veya cerrahi yöntemler kullanılırdı. Günümüzde bu hedefe ulaşmada en modern ve etkili yöntemlerden biri POEM (Peroral Endoskopik Miyotomi) tedavisidir" ifadelerini kullandı. "POEM, tamamen endoskopik olarak, yani ağız yoluyla girilerek gerçekleştirilen bir işlemdir" diyen Prof. Dr. Kandemir, vücudun dışında hiçbir kesi, dikiş veya yara izinin oluşmayacağını belirtti. POEM tedavisinin avantajlarından bahseden Kandemir, şöyle devam etti: "Ciltte kesi yoktur, tamamen ağız yoluyla yapılır. Hastanede yatış süresi genellikle 1-2 gün ile sınırlıdır. İyileşme süreci hızlıdır, hasta kısa sürede günlük yaşamına döner. Uzun dönem başarı oranları oldukça yüksektir. Daha önce balon, botoks veya cerrahi tedavi uygulanmış hastalarda da etkili bir seçenektir. Akalazyanın tüm tiplerinde uygulanabilir." İşlem süreciyle ilgili olarak da açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Kandemir, "POEM işlemi genel anestezi altında, donanımlı bir endoskopi ünitesinde gerçekleştirilir. Endoskopla yemek borusuna girilerek, tıkanıklığa yol açan kaslara müdahale edilir ve yemek borusu çıkışı gevşetilir. Böylece gıdalar rahatça mideye iner" dedi. "Sağlığınızı ertelemeyin" Yutma güçlüğünün sadece bir konfor sorunu olmadığını, aynı zamanda beslenme yetersizliği ve akciğer komplikasyonlarına yol açabilen ciddi bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Altay Kandemir, "Yutma güçlüğü yaşayan hastaların, gecikmeden bir gastroenteroloji uzmanına başvurarak güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi alması büyük önem taşır" diye konuştu.
Yüksek ses, işitme kaybına yol açıyor
15 Ocak 2026 Perşembe - 17:55 Yüksek ses, işitme kaybına yol açıyor Sivas Devlet Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Barış Şapcı, gürültüye bağlı işitme kayıplarının günümüzde çocuklar ve gençler arasında hızla arttığına dikkat çekerek, özellikle kulaklık kullanımına karşı önemli uyarılarda bulundu. Gürültüye bağlı işitme kayıplarının geçmişte daha çok sanayi ve endüstri çalışanlarında görüldüğünü belirten Op. Dr. Şapcı, "Eskiden gürültüye bağlı işitme kayıplarını daha çok çalışan popülasyonda görürdük. Günümüzde ise kişisel müzik çalarlar, kulaklıklar ve yüksek sesli oyunlar nedeniyle bu sorun çok daha erken yaşlarda karşımıza çıkıyor" dedi. "Kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkabiliyor" Yüksek sesin işitme sinirlerinde kalıcı hasara yol açabildiğini vurgulayan Şapcı, "85 desibelin üzerindeki seslere 15 dakikadan uzun süre maruz kalındığında, önce çınlama ve geçici işitme kaybı, zamanla ise fark edilmesi güç, kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkabiliyor" ifadelerini kullandı. Gürültüye bağlı işitme kayıplarının en sık 4000 hertz frekansında tespit edildiğini aktaran Şapcı, "Başlangıçta kişi bu kaybı fark etmeyebiliyor ancak ilerleyen süreçte konuşma frekansları da etkilenebiliyor" diye konuştu. Gürültüye bağlı işitme kayıplarının tedavisinin bulunmadığını dile getiren Şapcı, "En etkili yöntem korunmak. Kulaklıkla müzik dinleyenlerin sesi düşürmesi, uzun süreli kullanımdan kaçınması ve mutlaka ara vermesi gerekiyor" dedi. "Kulak içine kesinlikle kulak çöpü sokulmamalı" Kulak çöpü kullanımının da kulak sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Şapcı, "Kulak kiri şikayetiyle çok sayıda hastamız başvuruyor. Kulak çöpü kullanımı bir alışkanlık haline gelmiş durumda ancak kulağa ciddi zarar veriyor. Kulak içine kesinlikle kulak çöpü sokulmamalı" ifadelerini kullandı. Ailelere çağrıda bulunan Şapcı, "İşitme kaybı sinsi ilerler ve çoğu zaman geç fark edilir. Bu nedenle ailelerin çocuklarının kulaklık kullanımını yakından takip etmesi büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.
Öğretmenler, diyabetli öğrenciler için eğitim aldı
15 Ocak 2026 Perşembe - 17:08 Öğretmenler, diyabetli öğrenciler için eğitim aldı Kayseri’de eğitim hayatını sürdüren diyabetli öğrenciler için öğretmenlere uygulamalı insülin ve glukagon eğitimi verildi. Diyabetle İş Birliği Protokolü kapsamında, İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle, gönüllü öğretmenlere yönelik uygulamalı insülin ve glukagon eğitimleri verildi. İş Sağlığı Güvenliği Birimi Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından planlanan ve Şehir Hastanesi Çocuk Endokrin Servisi hemşiresi Sibel Ararat’ın katılımıyla gerçekleştirilen eğitimde öğretmenler, diyabetli öğrencilerin insülin uygulamalarını ve acil durumlarda glukagon enjeksiyonlarını güvenle yapabilmesi için uygulamalı eğitim aldı. Eğitimler hakkında bilgi veren İl Milli Eğitim Sağlık Hizmetleri İl Sorumlusu Emel Çetinkaya; "Diyabetli çocuklara yardımcı olmak, okuldaki öğretmenlerimize farkındalık oluşturmak amacıyla uygulamalı insülin ve glukagon eğitimi veriyoruz. Bu eğitim tamamen gönüllülük esasına dayalı. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Endokrin Derneği arasında bir protokol var, diyabetli çocuklarımıza yardımcı olmak amacıyla. Bu protokol çerçevesinde öğretmenlerimiz; gönüllü olmak şartıyla ve eğitimini almak şartıyla okullardaki diyabetli çocuklarımızın takibini yapıp, insülin ve glukagonlarını uygulayabiliyorlar. Dolayısıyla biz bunu çok önemsiyoruz, diyabetli öğrencilerimiz okullarda sıkıntılar yaşayabiliyorlar. Öğretmenlerimiz bilmedikleri için dokunmak istemiyorlar, korkabiliyorlar. Ama bilinen her şey kolay olur düşüncesiyle her türlü eğitimlerin alınarak çocuklarımıza destek olup öğretmenlerimizi bilinçlendiriyoruz" dedi. 2025 yılında 330 öğretmene eğitim verildiğini, bu yılda eğitimlerin devam ettiğini aktaran Çetinkaya; "İlimizde de geçen sene 330 öğretmenimize, bu sene Talas bölgemizde 60 okul müdürümüze, Kocasinan’da 90 öğretmenimize, bugün de 260 gönüllü öğretmenimize bu eğitimi veriyoruz. Eğitim sonunda da il milli eğitim müdürümüz ve sağlık müdürümüzün imzasıyla katılım sertifikaları veriyoruz" ifadelerini kullandı.