SAĞLIK
BURTOM’dan huzurevinde gönül sofrası 05 Mart 2026 Perşembe - 12:54:05 Burtom Sağlık Grubu, Ramazan ayının birleştirici gücünü ve dayanışma ruhunu huzurevi sakinleriyle paylaştı. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin "Bir İftar da Sizden Olsun" kampanyasına destek veren Burtom, yaklaşık 150 huzurevi sakiniyle iftar sofrasında buluştu. Bursa’nın sağlık sektöründeki öncü kuruluşlarından Burtom Sağlık Grubu, sosyal sorumluluk projelerine bir yenisini daha ekledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Aktif Yaşam Merkezleri Şube Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen organizasyonda, huzurevi sakinleri Ramazan’ın manevi atmosferinde iftar sofrasında bir araya geldi. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan "Bir İftar da Sizden Olsun" kampanyası kapsamında düzenlenen iftara, Burtom Sağlık Grubu’nu temsilen Tıp Merkezleri Koordinatörü Dr. Fehmi Türker katıldı. Huzurevi sakinleriyle yakından ilgilenen Dr. Türker, yaşlılarla sohbet ederek Ramazan sevincine ortak oldu. Dr. Fehmi Türker, Burtom Sağlık Grubu olarak sağlığın sadece tıbbi müdahaleden ibaret olmadığını, toplumsal dayanışmanın da bireylerin esenliği için kritik önem taşıdığını vurguladı. Türker, "Büyüklerimizin dualarına ortak olmak ve onlarla aynı sofrayı paylaşmak bizim için büyük bir onur. Bu anlamlı kampanyaya destek vererek bir nebze de olsa yüzleri güldürebildiysek ne mutlu bize" dedi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevleri Vakfı Başkan Yardımcısı Gürkan Kaya ise, anlamlı desteklerinden dolayı Burtom Sağlık Grubu’na teşekkürlerini iletti. Kaya, bu tür dayanışma örneklerinin Bursa’daki yardımseverlik kültürünü güçlendirdiğini ifade etti.
05 Mart 2026 Perşembe - 11:53 ’Bebek beyni’ kavramının bilimsel temeli ortaya çıktı: "Hamilelikte beyin anneliğe hazırlanıyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, hamilelikte sıkça dile getirilen ’bebek beyni’ ifadesinin bilimsel karşılığının olabileceğini belirterek, gebelik sırasında beyinde meydana gelen yapısal değişimlerin anneliğe uyum sürecinin parçası olabileceğini söyledi. İspanya’da yürütülen ve sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlanan bir araştırma, hamilelik sürecinde kadın beyninde önemli yapısal değişiklikler meydana geldiğini ortaya koydu. Çeşitli üniversitelerin iş birliğinde yürütülen çalışmada, hamile kadınların beyinleri gebelik öncesi, gebelik süreci ve doğum sonrası dönemlerde manyetik rezonans (MR) yöntemiyle incelendi. Prof. Dr. Talip Asil, hamilelik sırasında kadınların unutkanlık yaşadığına dair yaygın bir algı bulunduğunu ancak bilimsel çalışmaların bu durumu farklı bir perspektiften değerlendirdiğini ifade ederek, "Gebelik döneminde beynin bazı bölgelerinde gri madde hacminde azalma görülebiliyor. Bu durum çoğu zaman bir kayıp olarak algılansa da aslında beynin annelik rolüne hazırlanmasıyla ilgili bir yeniden yapılanma sürecini yansıtıyor" dedi. "Beyin ‘yeniden düzenleme’ yaşıyor" Son yıllarda yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında hamilelik sürecinde özellikle empati, sosyal algı ve duygusal işlemleme ile ilişkili beyin ağlarında belirgin değişimler tespit edildiğini aktaran Asil, bu değişimlerin anne ile bebek arasındaki bağın güçlenmesine katkı sağlayabileceğini belirtti. Asil, "Beyin bu süreçte adeta bir ‘yeniden düzenleme’ yaşıyor. Sinir ağlarında gerçekleşen bu düzenleme sayesinde annenin bebeğin ihtiyaçlarını daha hızlı fark etmesi ve ona daha duyarlı tepki vermesi mümkün hale geliyor" ifadelerini kullandı. Hamilelik sırasında yaşanan hormonal değişimlerin de beyin yapısını etkilediğini vurgulayan Asil, özellikle östrojen düzeylerindeki artışın sinir ağlarının yeniden şekillenmesinde rol oynayabileceğini söyledi. Beyindeki bu değişimlerin aynı zamanda empati ve sosyal bağlanma ile ilişkili bölgelerde yoğunlaştığını belirten Asil, "Bu durum annelerin bebekleriyle daha güçlü bir bağ kurmasına yardımcı olabilecek biyolojik bir adaptasyon olarak değerlendiriliyor" dedi. "Gebelik vücudun birçok sistemini etkileyen yoğun bir süreçtir" Hamilelik döneminde görülen hafıza problemlerinin ise çoğu zaman uyku düzenindeki değişiklikler, yorgunluk ve artan metabolik yükle ilişkili olabileceğini kaydeden Asil, "Gebelik vücudun birçok sistemini etkileyen yoğun bir süreçtir. Bu nedenle zaman zaman dikkat dağınıklığı ya da unutkanlık hissi yaşanması doğal karşılanabilir" diye konuştu. Bu alandaki araştırmaların henüz sınırlı olduğunu ifade eden Asil, hamilelik sürecinde beyinde meydana gelen değişimlerin daha iyi anlaşılmasının doğum sonrası depresyon gibi durumların erken tanınması ve annelerin daha iyi desteklenmesi açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi.
05 Mart 2026 Perşembe - 11:50 Savaş haberleri çocukları olumsuz etkiliyor Psikolog Fulda Karaçiçek, savaş görüntülerinin izlenmesinin çocuklarda yoğun kaygıya neden olabileceğini belirterek, "Patlama sesleri, yaralı insanlar veya ağlayan çocuk görüntüleri oldukça sarsıcıdır. Bu durum bazı çocuklarda uyku problemleri, kabus görme, huzursuzluk, içe kapanma ya da sürekli soru sorma gibi davranış değişikliklerine yol açabilir" dedi. Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri ve günlük yaşamlarını normal şekilde sürdürebilmeleri psikolojileri açısından büyük önem taşıyor. Ancak son günlerde tüm gündemi kaplayan savaş haberleri çocukları olumsuz etkiliyor. Televizyon, gazete ve özellikle sosyal medyada karşılaştıkları görüntü ve haberlerin çocukların zihninde korkutucu ve karmaşık bir tablo oluşturabileceğini söyleyen Medline Adana Hastanesi’nden Psikolog Fulda Karaçiçek, onların bu süreçten mümkün olduğunca az etkilenmesi için ebeveynlerin bilinçli davranmaları gerektiğini belirterek önerilerde bulundu. Çocuklar olayları yetişkinler gibi değerlendiremez Psikolog Fulda Karaçiçek, çocukların gördükleri ve duydukları bilgileri yetişkinler gibi analiz edemediğini kaydederek, "Bir haberi izlediklerinde bunun nerede olduğu, kendileri için gerçek bir tehlike oluşturup oluşturmadığı gibi ayrımları yapmakta zorlanabilirler. Özellikle küçük yaş gruplarında ‘savaş her yerde olabilir’ gibi bir algı gelişebilir. Bu da korku, güvensizlik ve kaygı duygularını artırabilir. Bu nedenle çocukların sürekli olarak savaş görüntülerine maruz kalması onların psikolojik dünyasında kalıcı izler bırakabilir. Savaş görüntülerinin tekrar tekrar izlenmesi çocuklarda yoğun kaygıya neden olabilir. Patlama sesleri, yaralı insanlar veya ağlayan çocuk görüntüleri oldukça sarsıcıdır. Bu durum bazı çocuklarda uyku problemleri, kabus görme, huzursuzluk, içe kapanma ya da sürekli soru sorma gibi davranış değişikliklerine yol açabilir. Bu nedenle ebeveynlerin, çocukların haber içeriklerine erişimini sınırlaması ve özellikle görüntü ağırlıklı içeriklerden uzak tutması önemlidir" diye konuştu. Çocukların soruları geçiştirilmemelidir Çocukların duydukları veya gördükleri bir olay hakkında merak ettikleri soruları öncelikle ebeveynlerine yönelttiklerinin altını çizen Karaçiçek, "Bu noktada çocukların sorularını görmezden gelmek ya da ‘sen anlamazsın’ gibi ifadeler kullanmak doğru değildir. Bunun yerine çocuğun yaşına uygun, sade ve sakin bir dille açıklama yapmak gerekir. Gereğinden fazla ayrıntıya girmeden, güven verici bir yaklaşım sergilemek çocuğun kaygısını azaltır. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermek ve onu dikkatle dinlemek de bu süreçte oldukça önemlidir. Çocuklar çoğu zaman anne-babalarının duygusal tepkilerini gözlemleyerek kendi duygularını şekillendirirler. Eğer ebeveynler sürekli kaygılı, panik halinde veya umutsuz bir dil kullanıyorsa çocuklar da benzer şekilde kaygı yaşayabilir. Aile içindeki sohbetlerin tamamen savaş ve olumsuz haberler etrafında dönmemesi önemlidir. Çocukların en büyük güvencesi aileleridir. Bu nedenle ebeveynlerin mümkün olduğunca sakin, dengeli ve güven verici bir tutum sergilemesi önemlidir. Belirsizlik dönemlerinde çocuklar için en güven verici unsurlardan biri günlük rutinlerin devam etmesidir. Okula gitmek, oyun oynamak, aileyle birlikte vakit geçirmek gibi alışılmış düzenin korunması çocukların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Çocukların yaşlarına uygun etkinliklerle meşgul olmaları, oyun oynamaları ve sosyal ilişkilerini sürdürmeleri psikolojik açıdan koruyucu bir etki oluşturur" dedi.
10 ülkeden katılımın olduğu yarışmada SUBÜ ekibine ikincilik ödülü
27 Şubat 2026 Cuma - 17:02 10 ülkeden katılımın olduğu yarışmada SUBÜ ekibine ikincilik ödülü Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen Sağlıkta İnovasyon Yarışması neticelendi. Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) "Vita Grup" takımı, hazırladıkları projeyle üniversite öğrenci kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı. 10 farklı ülkeden toplam 355 yarışmacının katılım sağladığı yarışmanın ödül töreni, Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Törene; Sakarya Vali Yardımcısı Dr. İsmail Altan Demirayak, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, üniversite temsilcileri ve öğrenciler katıldı. Törende konuşan SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, sağlık alanında yerli ve yenilikçi çözümler üretmenin önemine değindi. İnovatif düşüncenin ve farklı disiplinlerin bir araya gelmesinin üretim sürecine katkı sağladığını belirten Sarıbıyık, yarışmaya katılan öğrencileri ve destek veren kurumları tebrik etti. SUBÜ Akyazı Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Cansu Keskin’in danışmanlığını yürüttüğü Vita Grup takımı, "Life Lift" isimli projeleriyle kürsüye çıktı. Ülkü Fatma Yıldırım, Buse Baytar, İrem Nur Tomakin, Eda Vuran ve Ermiya Ceyhan’dan oluşan takıma ödüllerini SAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özer Köseoğlu takdim etti.
Her 10 kadından birini etkileyen sinsi hastalık: Endometriozis
27 Şubat 2026 Cuma - 16:36 Her 10 kadından birini etkileyen sinsi hastalık: Endometriozis Halk arasında ’çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, üreme çağındaki her 10 kadından birinde görülerek önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Uzmanlar, belirtileri pek çok hastalıkla karıştırılabildiği için tanı sürecinin gecikebildiğine dikkat çekiyor. Hastalığın teşhisinin bazı vakalarda 10 yılı bulabildiği belirtilirken, bu süreçte hastalar farklı branşlarda birçok doktora başvurarak zaman kaybedebiliyor. Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kadını etkilediği tahmin edilen endometriozis, bel ve sırt ağrısı, kronik yorgunluk, karın ağrısı, şişkinlik ve gaz gibi toplumda sık görülen şikayetlerle kendini gösterebiliyor. Ancak bu belirtiler çoğu zaman başka nedenlere bağlandığından hastalık fark edilmeden ilerleyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Nuray Bozkurt, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, "Rahmin iç duvarını döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesi olarak tanımlanan endometriozis, bazı hastalarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebilirken; çoğu hastada kronik karın ağrısı, özellikle adet döneminde şiddetli ağrı ve aşırı kanama gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor" dedi. Aynı zamanda Endometriozis ve Adenomyozis Derneği yönetim kurulu üyesi olan Bozkurt, hastalığın erken tanısının yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Kısırlığa kadar gidebilen riskler taşıyor Endometriozisin bağırsakları etkilemesi durumunda ağrılı dışkılama; mesaneye yayılması halinde ise kanlı idrar ve yanma gibi şikayetler görülebiliyor. Üreme organlarında oluşturduğu hasar ise kısırlığa kadar varabilen ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Uzmanlardan önemli uyarı Bozkurt, şiddetli adet ağrısı, geçmeyen karın ve bel ağrısı, ağrılı ilişki ve aşırı kanama gibi şikayetlerin normal kabul edilmemesi gerektiğini belirterek, bu belirtileri yaşayan kadınların vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalarını önerdi. Mart ayı Endometriozis Farkındalık Ayı dolayısıyla uzmanlar, erken teşhisin hem hastalığın ilerlemesini önlemede hem de kadınların yaşam kalitesini artırmada kritik rol oynadığını hatırlatarak toplumsal bilinçlendirme çalışmalarının artırılması gerektiğinin altını çiziyor.
Aydın’da acil sağlık filosuna 16 yeni ambulans
27 Şubat 2026 Cuma - 16:19 Aydın’da acil sağlık filosuna 16 yeni ambulans Sağlık Bakanlığı ve hayırseverlerin desteğiyle Aydın’a kazandırılan 16 yeni ambulans, düzenlenen törenle hizmete alınırken, yeni araçlarla birlikte il genelinde 2026 yılında 81 kara ambulansı ve 52 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunulacak. Aydın’a sağlık alanında önemli bir destek daha geldi. Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen 15 ambulans ile hayırsever bağışçının katkılarıyla alınan 1 ambulans olmak üzere toplam 16 yeni araç, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü envanterine katıldı. Ambulanslar, İl Sağlık Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen törenle teslim edildi. Törene Aydın Valisi Yakup Canbolat, AK Parti Aydın Milletvekilleri, İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, kurum müdürleri, siyasi parti başkanları ve sağlık çalışanları katıldı. Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul törende yaptığı konuşmada acil sağlık hizmetlerinin her geçen gün güçlendiğini belirtti. Şenkul, "Yaşama yol ver sloganıyla görev yapan 740 acil sağlık hizmetleri personelimiz, 2025 yılı içerisinde toplam 2 milyon 800 bin kilometre yol kat ederek 123 bin 500 vakaya ulaşmış ve vatandaşlarımıza zamanında, etkin ve nitelikli sağlık hizmeti sunmuştur. Bu rakamlar, teşkilatımızın azmini, fedakârlığını ve insan hayatına verdiği değerin bir göstergesidir. Envanterimize kazandırılan 16 yeni ambulans ile birlikte 2026 yılında 81 kara ambulansı ve 52 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile, il genelinde 7 gün 24 saat kesintisiz acil sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz. İlimize kazandırılan bu 16 yeni ambulans; güncel tıbbi donanımları, ileri teknolojik altyapıları ve yüksek güvenlik standartları ile acil durumlarda vatandaşlarımıza en kısa sürede ulaşılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Aynı zamanda bu yatırımlar, sahada büyük bir özveriyle görev yapan sağlık personelimizin çalışma şartlarını daha güvenli ve daha güçlü hale getirecektir. Ambulanslarımızın Aydın’ımıza kazandırılmasında, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sağlık Bakanımıza ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, acil sağlık hizmetlerimize bağışladıkları ambulans ile önemli katkı sağlayan, Çine Organize Sanayi Bölgesi Başkanlığı’na da teşekkür ediyorum. Sağlık Bakanlığı’mızın ’Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık’ vizyonu doğrultusunda, acil sağlık hizmetlerimizi her geçen gün daha da ileriye taşımaya kararlılıkla devam ederek, ilimize kazandırılan bu ambulansların hayırlı olmasını temenni ediyorum" dedi. Anahtarlar teslim edildi Konuşmaların ardından ambulansların anahtarları şoförlere teslim edilirken, yeni araçlar görev yapacakları istasyonlara dualar eşliğinde uğurlandı. Ambulanslar; Efeler 2, 5, 7 ve 10 No’lu ASHİ; İncirliova 1; Germencik 1; Söke 5 ve 6; Kuşadası 3 ve 5; Didim 1; Çine 1 ve 2; Karpuzlu 1; Nazilli 1 ve 7 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarında görev yapacak.
GAÜN’de altın kan çalışmasına "En İyi Sözel Bildiri" birinciliği
27 Şubat 2026 Cuma - 15:10 GAÜN’de altın kan çalışmasına "En İyi Sözel Bildiri" birinciliği Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde gerçekleştirilen ve dünyada "Altın Kan" (Rhnull) olarak bilinen son derece nadir kan grubuna sahip bir hastanın hayatını kurtaran doğum operasyonu, tıp dünyasında önemli bir başarıya imza attı. GAÜN Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahap Okan ve ekibinde yer alan Transfüzyon Merkezi Sorumlusu Mustafa Tekin tarafından 9. Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde sunulan çalışma, "En İyi Sözel Bildiri" birincilik ödülüne layık görüldü. Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahap Okan, yaklaşık 6 milyonda bir görülen Rhnull fenotipinin yönetimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu kan grubunda kan hücrelerinin yüzeyinde bulunması gereken Rh antijenlerinin tamamen eksik olduğunu belirtti. Rh sisteminde 50’den fazla antijen bulunduğunu hatırlatan Okan, Rhnull bireylerde bu yapıların hiçbirinin yer almaması nedeniyle kanın biyolojik olarak "isimsiz" kabul edildiğini ifade etti. "Altın kan" adlandırmasının kanın renginden değil, tıptaki değerinden kaynaklandığını vurgulayan Okan, Rh antijenlerinin yokluğunun kan hücrelerini daha kırılgan hale getirebildiğini ve bunun kronik kansızlık ile halsizlik gibi klinik tablolara yol açabildiğini kaydetti. Rhnull fenotipine sahip bireylerin Rh içeren kanları reddettiğini belirten Okan, bu hastalara Rh negatif kanın dahi verilemediğini, yalnızca aynı fenotipe sahip donörlerden temin edilen kanın güvenle kullanılabildiğini söyledi. "Altın Kan" operasyonun başarısında multidisipliner yaklaşımın etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Okan, bu kana sahip olan hastaları için Türk Kızılayı aracılığıyla İspanya’dan temin edilen ve çözüldükten sonra yalnızca 72 saat kullanım süresi bulunan dondurulmuş kanların titizlikle Gaziantep’e ulaştırıldığını bildirdi. Prof. Dr. Okan, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Neslihan Bayramoğlu Tepe’nin gerçekleştirdiği yüksek riskli sezaryen operasyonu ile anne ve bebeğin sağlıklı şekilde hayata tutunduğu aktardı. Çalışmayı kongrede sunan GAÜN Hastanesi Transfüzyon Merkezi Sorumlusu Mustafa Tekin ise Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan bu operasyonun, 9. Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde, güçlü lojistik planlama ve tıbbi koordinasyon başarısı sayesinde bilim jürisi tarafından en iyi çalışma seçildiğini ifade etti.
Başkan Aydemir’den Balıkesir’e 29 yeni hekim müjdesi
27 Şubat 2026 Cuma - 15:10 Başkan Aydemir’den Balıkesir’e 29 yeni hekim müjdesi AK Parti Balıkesir İl Başkanı Mehmet Aydemir, Balıkesir’e 11 uzman ve 18 pratisyen olmak üzere toplam 29 yeni hekim ataması yapılacağı müjdesini verdi. Balıkesir’in sağlık ihtiyaçlarına yönelik yürütülen yoğun diplomasi trafiği sonuç verdi. AK Parti İl Başkanı Mehmet Aydemir, münhal kadroların netleşmesiyle birlikte müjdeyi hemşehrileriyle paylaştı. 127. Dönem Devlet Hizmet Yükümlülüğü kapsamında yapılacak atamalarla, şehrin hem uzman hekim branşlarındaki ihtiyacı giderilecek hem de acil servis ve birinci basamak sağlık hizmetleri nefes alacak. Yeni atama döneminde özellikle uzmanlık gerektiren kritik branşlara ağırlık verilmesi dikkat çekti. Balıkesir genelindeki hastanelerde görev yapacak 11 uzman hekimin branş dağılımı, şehrin sağlık taleplerine doğrudan yanıt verecek. Buna göre beyin ve sinir cerrahisi, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, göz hastalıkları, 3 iç hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, 2 fiziksel tıp ve rehabilitasyon ve 2 acil tıp uzmanı atanacak. Ayrıca, Balıkesir’in dört bir yanındaki sağlık kuruluşlarında görev alacak olan 18 pratisyen hekim, vatandaşlara sunulan ilk müdahale ve temel sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Aydemir, Balıkesir’e kazandırılacak bu kadroların rastlantı olmadığını, Ankara ve Balıkesir arasında kurulan güçlü bir iş birliği ve koordinasyonun meyvesi olduğunu vurguladı. Sağlık yatırımlarının artarak devam edeceğini belirten Aydemir, her bir kadronun Balıkesir halkı için büyük bir önem taşıdığını ifade etti. Başkan Aydemir, sağlıkta yapılacak atamaların mimarlarına özel olarak teşekkür ederek, şu ifadeleri kullandı: "Balıkesir’imizin ihtiyaçlarına her zaman hassasiyetle yaklaşan başta AK Parti Genel Başkan Yardımcımız ve Balıkesir Milletvekilimiz Belgin Uygur hanımefendiye; kıymetli milletvekillerimiz İsmail Ok, Mustafa Canbey ve Ali Taylan Öztaylan’a, ayrıca süreci titizlikle takip eden ve koordinasyonu sağlayan İl Sağlık Müdürümüz Miraç Çavdar’a şehrimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum. Balıkesir’imize hayırlı olsun."
Uzmanı açıkladı: İşte akran zorbalığının iki nedeni, Aile tutumu ve sosyal medya
27 Şubat 2026 Cuma - 14:47 Uzmanı açıkladı: İşte akran zorbalığının iki nedeni, Aile tutumu ve sosyal medya Bolu’da son dönemde artış gösteren akran zorbalığı vakalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt, "Akran zorbalığının sebebi aile tutumu ve sosyal medya" dedi. Bolu’da son zamanlarda artış gösteren ve dikkat çeken akran zorbalığı olaylarına ilişkin Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt değerlendirmelerde bulundu. Öğüt, zorbalığın temelinde yatan nedenlere değinerek, hatalı aile tutumları ile sosyal medyanın gençler ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkisine vurgu yaptı. Akran zorbalığıyla ilgili doğru mücadele yöntemleri hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Öğüt, mağdurların durum karşısında yalnız kalmaması gerektiğini hatırlattı. Zorbalıkla karşı karşıya kalındığında izlenmesi gereken yolları aktaran Öğüt, bu tür olaylara maruz kalanların mutlaka durumu aileleriyle paylaşması ve ilgili mercilerden profesyonel yardım alması gerektiğinin altını çizdi. "İlerleyen süreçte tutumlarımız çocuklarımızı etkilemeye başlıyor" Akran zorbalığını uygulayan çocukların, aileden gördüğü tutumları sergilediğinden bahseden Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt, "Bunun bir sürü faktörü olsa bile aslında iki maddeye ayırabiliriz. İlki, çocukların sosyal medya üzerinden maruz kaldığı içerikler diyebiliriz. İkincisi de aile tutumu. Çünkü ilerleyen süreçte tutumlarımız çocuklarımızı etkilemeye başlıyor. Çocuklar aslında o tutumların devamını getirerek bu şekilde davranan bireyler olmaya başlıyor. Çocukların ve gençlerin maruz kaldıkları içerikler için öncelikle bunların takip edilmesi gerekiyor. Maalesef her zaman takip etme yapılamayabiliyor. Burada çok önemli bir silahımız var; çocuklarımızla aramızdaki bağı koruyabilmek. Çocuğumuz, onu rahatsız eden ya da ona farklı gelen, ürkütücü gelen bir içerik gördüğü zaman gelip ailesiyle paylaşması ve bu bağı koruyabilmek elimizdeki en güçlü silah oluyor. Böylelikle takip edemediğimiz konularda çocukların güvenini kazanarak onların ne izlediklerini ya da nelere maruz kaldıklarını öğrenebiliyoruz" dedi. "Doğru yöntemlerle mücadele etmek çok önemli" Akran zorbalığı eğiliminde olan ve zorbalığa uğrayan çocuklarla ilgili doğru mücadele yöntemleri seçilmesi gerektiğini vurgulayan Çağın Mert Öğüt, "Öncelikle zorbalık yapan ya da zorbalığa maruz kalan şeklinde düşünebiliriz. Ailenin tutumları gayet yolunda olsa bile bazen çocuklar etkilendikleri durumda zorbalık davranışına başvurabiliyor. Burada mümkünse ailenin bu konuya destek vermesi, bu konuyu önemsemesi ve destek almaları çok faydalı olur. Zorbalığa uğrayan tarafta ise haklıyken haksız duruma düşmemek durumunu biz çok önemsiyoruz. Doğru yöntemlerle mücadele etmek çok önemli. Burada çocuk veya genç gerekli mercilerden yardım alabilir. Örneğin okul yönetiminden, rehberlik biriminden, öğretmeninden ve en önemlisi ailesine bu konuyu açarak bu konuda nasıl ilerlemesi ve nasıl bir tutum geliştirmesi gerektiğini yetkili mercilerle ve ailesiyle görüşmesi çok önemli olur" şeklinde konuştu. Sözlerinin sonunda çocuklara ve ailelere tavsiyelerde bulunan Çağın Mert Öğüt, "Çocukların, gençlerin maruz kaldığı içerikleri takip edebilmek çok önemli. Eğer takip edemiyorsak aramızdaki bağı güçlendirip onların bize bunları anlatması en önemli silahımız haline geliyor. Bağımızı kesinlikle güçlü tutmalıyız. Bununla beraber kendi tutumlarımızı gözden geçirmeliyiz. Ve çocuklarımızın tutumlarıyla ilgili bir yanlışlık gözlemliyorsak bununla ilgili gerekirse destek almalıyız" ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Türkiye sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten bir ülke haline gelme yolunda"
27 Şubat 2026 Cuma - 14:17 Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Türkiye sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten bir ülke haline gelme yolunda" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Türkiye sadece sağlık hizmetini sunan değil, sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten, tedavide yeni şeyler söyleyebilen bir ülke haline gelme yolunda" dedi. Bir dizi program için Kastamonu’ya gelen Bakan Memişoğlu, ilk olarak Valiliği ziyaret etti. Memişoğlu’nu burada Vali Meftun Dallı, Kastamonu milletvekilleri Serap Ekmekci ve Halil Uluay, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, Kastamonu Emniyet Müdürü Tamer Taş ve diğer protokol üyelerince karşılandı. Şeref defterini imzalayan Memişoğlu, Vali Dallı’dan şehirde yürütülen çalışmalar hakkında bilgiler aldı. Ziyaret sonrası açıklamada bulunan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 69’uncu il ziyaretini gerçekleştirdiğini belirterek, "Burada sağlıkla ilgili işleyişleri, sorunları, önerileri alacağız. Daha iyi sağlık hizmeti verebilmek için istişarelerde ve toplantılarda bulunacağız, ziyaretlerde bulunacağız. Aynı zamanda Kastamonu’muza çok büyük hizmet verecek 250 yataklı Kastamonu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanemizin de açılışını yapacağız. Valimize, milletvekillerimize bütün Kastamonu’ya bizi misafir ettikleri için teşekkür ediyoruz" dedi. Kastamonu’da sağlıklı hayat merkezleri ile aile sağlığı merkezleriyle ilgili planlarının olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Kastamonu’nun 2003 yılından beri bin 350 yatak kapasitesine ulaşan 400 yataklı Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesinin sağlıkla ilgili büyük hizmetler verildi. 2003 yılından beri sağlıkla ilgili Türkiye biliyorsunuz çok iyi yerlere ulaşmış durumda hizmet anlamında. Bugün Cumhurbaşkanımızın liderliğini artık sağlıklı Türkiye yüzyılı diyoruz. Koruyan, geliştiren, üreten sağlık hizmetleri diyoruz. O nedenle çalışmaya devam ediyoruz, üretmeye devam ediyoruz. Bugün aynı zamanda da Kastamonu’da Abana Devlet Hastanemizi açacağız. Abana Devlet Hastanesini de inşallah birkaç hafta içinde hazır hale gelecek. İnsanlarımıza orada da hizmet vereceğiz. Sağlıklı Hayat Merkezleri planlamamız var. Aile Sağlığı Merkezleri planlamamız var Kastamonu’da. Amacımız Kastamonu’da her türlü sağlık hizmeti verebilecek bir sağlık kapasitesine ulaşmak ve Kastamonu’dan başka illere hastalarımızın sağlıkla ilgili ihtiyacı için gitmesinin önüne kesmek. Bu nedenle de planlamalarımızı bu ne yönde yapıyoruz" diye konuştu. Türkiye’nin sağlık alanında önemli başarılara imza attığını vurgulayan Memişoğlu, "Özellikle koruyucu hizmetleri önemsediğimiz ve bedenimize sağlıklı kalmak için iyi bakmamız gerektiği için kötü alışkanlıklardan uzak durmamızı, bu konuda sağlık tesislerimiz, özellikle sağlık merkezlerimize ve aile hekimliklerimize insanlarımızın giderek eğer tütün kullanıyorsa veya kilosu varsa, bu konuda da bize destek vermelerini, onların sağlıklı kalması için uğraşan bütün sağlıkçılara ulaşıp onlarla beraber sağlıklı kalmalarını sürdürmelerini istiyoruz. Sağlıkla ilgili bugün Türkiye iyi yerlerde hizmet anlamında ama üretimi anlamında da çaba içindeyiz. Özellikle TÜSEP dediğimiz sağlık enstitülerimiz vasıtasıyla bugün üreten sağlık modelini de devreye aldık. Artık Türkiye sadece sağlık hizmetini sunan değil, sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten, tedavide yeni şeyler söyleyebilen bir ülke haline gelme yolunda. Bunun için de çaba harcıyoruz. Ben bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sağlıklı bir toplum, huzurlu, mutlu bir toplum olmak dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum" ifadelerini kullandı.
"Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor"
27 Şubat 2026 Cuma - 13:16 "Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor" Dünyada yaygınlaşan tam kapalı omurga cerrahisinin bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında daha az ağrı ile düşük enfeksiyon riski sağladığı belirtiliyor. Uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde omurga ameliyatlarında felç kalma riskinin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade ediyor. Tam kapalı omurga cerrahisi, dünyada ve Türkiye’de son yıllarda giderek yaygınlaşan cerrahi teknikler arasında yer alıyor. Bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında tercih edilmeye başlanan yöntem, daha az ağrı ile uyanma, kısa hastanede kalış süresi ve düşük enfeksiyon riski gibi avantajlar sunuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Op. Dr. Cem Sever, VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Skolyoz ve Omurga Cerrahi Merkezi’nde özellikle uygun hasta seçimi yapıldığında kapalı omurga cerrahisi ile yüz güldüren sonuçlar alınabildiğini söyledi. Omurga ameliyatlarında en büyük risklerden biri olarak görülen felç kalma ihtimaline de değinen Op. Dr. Sever, gelişen cerrahi teknikler ve alınan önlemler sayesinde bu riskin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade etti. Op. Dr. Sever, endoskopik cerrahi yaklaşımın kas ve kemik dokuda daha az hasar oluşturduğunu, bu nedenle hastaların ameliyat sonrası rehabilitasyon sürecinin daha hızlı ilerleyebildiğini de belirtti. "Son 10 yılda dünyada çok popüler olan cerrahi teknik" Son 10 yılda dünyada tam kapalı omurga cerrahisi ameliyatlarının çok popüler olduğunu söyleyen Cem Sever, "Hastalarımızın bize en çok sorduğu soruların başında omurga ameliyatlarının kapalı yöntemlerle yapılıp yapılamadığı geliyor. Bazı omurga ameliyatları kapalı yöntemle yapılabiliyor. Bunların başında da özellikle disk cerrahisinde, özellikle lomber disk cerrahisinde, yani bel bölgesindeki bel fıtıklarının uygun olan hastalarda kapalı yöntemlerle bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Özellikle dünyada ve ülkemizde bu yöntemler son 10 yılda popüler hale gelmeye başlandı. Bu teknikler hastalar için birçok avantaja sahip" diye konuştu. "Klasik yöntemde mikroskop altında çalışıyoruz" Klasik olarak bel fıtığı cerrahisinde en çok uygulanılan yöntemin mikroskopik cerrahi olduğunu belirten Sever, "Mikroskop altında küçük insizyonlar kullanarak, belli kas kitlelerinin içerisinden geçerek fıtığı dışarı çıkartıyoruz. Bu teknikte değişen ne oldu? Artık çok daha az, hemen hemen hiç bir kas hasarı vermeden, çok az kemik dokuya zarar vererek, tamamıyla anatomik dokular arasından fıtığa ulaşıp fıtığı çıkartıyoruz" şeklinde konuştu. "Daha az ağrı, daha kısa hastane süresi" Kapalı omurga cerrahisinin avantajlarını anlatan Sever, "Operasyondan sonra hasta daha az ağrı ile uyanıyor. Ameliyat sonrası dönemde rehabilitasyonu çok daha hızlı gerçekleşebiliyor. Hastane kalış süresi çok daha kısa sürebiliyor. Bunun gibi birçok avantajlara sahip. Ameliyat süresi açık ameliyatla aynı. Ortalama 45 dakika- 1 saat arasında bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Teknik olarak farklı olan, biz hiçbir büyük cerrahi iz yapmadan, sadece çok küçük aletlerin girebileceği kadar yerlerden bu ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Çok daha az miktarda kanama oluyor. Dokulara daha az hasar veriyorsunuz. Bunun gibi birçok avantajı var. Her ameliyatın riski vardır ama çok küçük bir yara yerinden yaptığımız için diğer teknikle karşılaştığınızda enfeksiyon riski çok daha düşük oluyor. Bu teknikte sulu bir ortamda çalışıyorsunuz. Yani, yaranın içerisine siz dışarıdan su veriyorsunuz. Bu nedenle, enfeksiyon riski hemen hemen hiç yok denilebilir" ifadelerini kullandı. "Kameraya vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan girilerek hedef kitleye ulaşıyoruz" Fıtığı çıkartmak için belli anatomik bölgeler arasından girip disk bölgesine ulaşılması gerektiğini ifade eden Sever, "Disk bölgesine ulaştıktan sonra yırtılmış olan fıtıklaşmış kitleyi dışarı çıkartıyorsunuz. Bunun için belli başlı teknikler var. Dünyada hala en çok kullanılan teknik mikroskop altında yapılan tekniktir. Benim bahsettiğim teknik ise endoskopik teknik. Yani kamera vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan (cerrahi kesiklerden) girilerek sadece hedef kitleye ulaşıp oradan bu işlemi gerçekleştirme üzerine gerçekleşiyor" dedi. "Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladı" Endoskopik tekniğin Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Operatör Doktor Sever, "Dünyada en çok tekniği uygulayan ülke Güney Kore ve Japonya’dır. İlk kez orada bu tekniklerle ilgili adımlar atıldı. Bizim ülkemizde de son 10 yılda giderek artan sayıda bu yöntemle uğraşan meslektaşım var. Ancak Türkiye geneline baktığınız zaman bu ameliyatı yapabilen toplam merkez sayısı 10’u geçmez" diye konuştu. "Sadece fıtık değil, dar kanal da yapılabiliyor" Dar kanal ameliyatlarının da bu yöntemle yapıldığını söyleyen Cem Sever, "Eski teknikte dar kanalı yapabilmek için açık ameliyatı tercih etmek; vida koymak zorunda kalıyordunuz. Ama bu teknikle doğru hasta tercihinde bütün işlemi kapalı olarak gerçekleştirebiliyorsunuz ve anatomik dokulara hemen hemen hiç zarar vermiyorsunuz. Böylece hastanın şikayetlerinin yüzde 90’ını geçirmesini sağlamış oluyorsunuz. Omurga ameliyatlarındaki büyük risk felç kalmaktır. Ama artık yeni gelişen teknikler ve aldığımız önlemlerle felç kalma riski yok denecek kadar azdır. Bu durum açık ve kapalı ameliyatlarda geçerlidir" şeklinde konuştu.