Son Dakika
|
Manchester United, 2 yıl daha Michael Carrick’e emanet
Hatay’daki sel ve heyelanda 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi kayıp
Mahkeme, CHP 38. Olağan Kurultayının iptal edilmesine karar verdi
CHP’den Milletvekili Hasan Öztürkmen için ihraç talebi
Kurban Bayramı tatilinde köprü ve otoyollar ücretsiz olacak
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan EFES-2026’da önemli mesaj
Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonunda gözaltı sayısı 17’ye yükseldi, operasyonun detaylarına ulaşıldı
Dorukhan Büyükışık davasında 21 gözaltı
Tokat’ta 34 yıldır izini kaybettiren terör örgütü üyesi yakalandı
İBB iştirak şirketine operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheli adliyeye sevk edildi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
The Quiet Elegance of Taipei Confucius Temple
Manchester United, 2 yıl daha Michael Carrick’e emanet
Grönland'daki yeni ABD konsolosluğu önünde protesto
Galatasaray’da olağan seçim toplantısı yarın yapılacak
Formula 1’de sıradaki durak Kanada
Bursa’da sokak ortasında kavga
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
Trump: "Polonya’ya 5 bin ek asker göndereceğiz"
SAĞLIK
Sivrihisar Devlet Hastanesi, düzenlenen törenle açıldı
22 Mayıs 2026 Cuma - 13:32:10
Eskişehir Sivrihisar Devlet Hastanesi’nin açılış töreni, Sağlık Bakanı Yardımcısı Dr. Yasin Erkoç ve Vali Dr. Erdinç Yılmaz’ın katılımı ile gerçekleştirildi. Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanı Yardımcısı Dr. Yasin Erkoç, "Bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye Yüzyılı programını başlattı. Bunun bir bileşeni de Sağlıklı Türkiye Yüzyılı. Bunun altında ne var? Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık var. Bu kavramı artık duydunuz. Çünkü 2003’te bizim başlattığımız bir Sağlıkta Dönüşüm vardı, 2024’te bunun koruyan, geliştiren, üreten sağlığa yönelik Sağlıklı Türkiye Yüzyılı programını oluşturdu. Bu arkada gördüğünüz bina, bir bina değil aslında, bir sağlık kompleksi değil. Bu aslında şu demek: Bu, vatandaşımızın sağlığa daha kolay erişimi demek. Sağlığa daha kaliteli erişimi demek. Sağlığa daha verimli ulaşması demek. Daha sürdürülebilir bir sağlık sistemi demek. Daha ötesi, bu bizim için vatandaşımızın memnuniyeti demek. Bu anlamda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. İnşallah bu hastanemizde vatandaşımızın arzu ettiği en güzel hizmetleri vermek nasip olacak" dedi. "Dinamik bir ilçeye tam teşekküllü bir hastane kazandırmak gerekiyordu" Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, "Bugün Eskişehir; Şehir Hastanesi, Yunus Emre Devlet Hastanesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi ve özel hastaneleri ile modern tıbbi donanımı ve güçlü sağlık kadrosuyla yalnızca bölgemizin değil, ülkemizin de en önemli sağlık üslerinden birisidir. Devlet, vatandaşının en zor anında ve hasta yatağında yanında olması beklenendir. İşte bugün de yaptığımız tam da budur. Merkezdeki bu yüksek standardı, en uzak hanemize, en uçtaki vatandaşımıza taşımayı en temel vazife olarak biliyoruz. İşte bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu eser, bu hedefimizin en somut göstergesidir. Sivrihisar’ımız, yüz ölçümü ve stratejik konumu itibarıyla Eskişehir’imizin en büyük, en köklü ilçesidir. E-90 ve E-96 karayollarının kesişim noktasındaki Sivrihisar; Akdeniz’i, Marmara’yı, Ege’yi ve İç Anadolu’nun derinliklerini birbirine bağlayan kritik bir kavşaktır. Yalnızca kendi nüfusuna değil, bu geniş havzaya hizmet veren böylesine büyük ve dinamik bir ilçeye tam teşekküllü bir hastane kazandırmak gerekiyordu, tam da gerektiği gibi oldu" şeklinde konuştu. "Hastanemizde ayda 11 bin, günde 550’den fazla hastaya şifa olunmakta" Bu hastane ile Sivrihisar’ın sağlık altyapısını güçlendirirken, ilçeye çok yönlü bir katma değer sağladıklarını belirten Vali Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Artık Sivrihisarlı hemşehrilerimiz en temel sağlık hakları için kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalmıyor. Sivrihisarlıları il merkezine taşımıyor, nitelikli hizmeti doğrudan hemşerilerimizin ayağına getiriyoruz. Bu yatırımın en büyük talihlileri ise şüphesiz toprağı işleyen, üreten, mahallelerimizde yaşayan çiftçilerimiz ve yaşlılarımızdır. Artık 78 mahallesiyle Sivrihisarlılar, dakikalar içinde bu modern hastaneye ulaşacak; acil durumlarda kaybedilen hayati dakikalar da kazanıma dönüştürecek ve nice canlar zamanında ulaştığı için kurtarılmış olacaktır. 50 yatak kapasitesiyle hizmet veren hastanemiz; gelişmiş tıbbi ekipmanları ve uzman kadrosuyla ilçemizin sağlık altyapısını köklü biçimde güçlendirmektedir. Hastanemizde ayda 11 bin, günde 550’den fazla hastaya şifa olunmakta; ayda 30’dan fazla önemli ameliyat gerçekleştirilmektedir." "12 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olan bir sağlık hizmet üssünün açılışını yapacağız" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici ise "Sivrihisar Devlet Hastanemizin hizmet kapasitesini ve tıbbi hizmet niteliğini bir üst seviyeye çıkarmak için Sayın Bakanımızın takdiriyle, daha önce 43 yataklı D grubu bir hastane olan Sivrihisar Devlet Hastanesi şu an C grubu hastane statüsüne yükselmiştir. Tabii ki bu, bizim için Sivrihisar’daki sağlık hizmetinin niteliğini ve çeşitliliğini arttırmak bağlamından son derece stratejik bir adım olmuştur. Kıymetli konuklar, hastanemizin A bloğu geçen yılın mart ayında hizmete alınmasıyla birlikte, 43 yataklı olan hastanemiz artık 50 yataklı olarak tescil edilmiştir. Hastanemizin B bloğu ise bu yılın şubat ayında hizmete açılmıştır. A bloğu, B bloğu ve müstakil teknik hizmet bürosuyla birlikte şu an 12 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olan bir sağlık hizmet üssünün açılışını yapacağız. Bizler bu binayı açarak aslında verdiğimiz sağlık hizmetinin niteliğini de farklı bir yere evirdik" ifadelerini kullandı. Hastane, açılış konuşmalarının ardından kurdele kesimiyle hizmete açıldı. Toplu fotoğraf çekimi ile son bulan programa; Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak ve birçok protokol üyesi de katılım sağladı.
22 Mayıs 2026 Cuma - 13:15
Samsun’da İş Sağlığı ve Güvenliği Zirvesi
Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İş Sağlığı ve Güvenliği Zirvesi kapsamında kurulan stantlarda katılımcılara güvenli çalışma konusunda bilgi verildi. "Güvenli şehir, güvenli gelecek" temasıyla Şehit Ömer Halisdemir Çok Amaçlı Salon’da gerçekleştirilen İş Sağlığı ve Güvenliği Zirvesi’nde alanında uzman akademisyenler ve sektör temsilcileri sunum yaptı. Zirvede ayrıca birçok firma açtıkları stantlarda iş güvenliği uygulamalarını tanıtırken, ziyaretçilere uygulamalı simülasyon deneyimleri sundu. Katılımcılar, gerekli iş güvenliği önlemleri alınmadığında yaşanabilecek olumsuzlukları simülasyonlarla deneyimleme fırsatı buldu. Etkinlikte ziyaretçiler, iş sağlığı ve güvenliği konusunda merak ettikleri soruları uzmanlara yöneltti. Zirvede, iş yerlerinde gerekli güvenlik önlemleri alınmadan herhangi bir çalışma yapılmaması gerektiğine dikkat çekilirken, iş güvenliği ekipmanları ile koruyucu kıyafetlerin kullanımının zorunlu olduğu vurgulandı. Güvenlik ekipmanlarının kullanımının yalnızca bir zorunluluk değil, aynı zamanda olası risklere karşı tedbirli çalışmanın önemli bir parçası olduğu ifade edildi. Sabah saatlerinde başlayan zirve ve stant ziyaretleri, gün boyu süren etkinliklerin ardından sona erdi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 12:51
Grönland'daki yeni ABD konsolosluğu önünde protesto
Grönland'ın başkenti Nuuk'ta ABD'nin yeni konsolosluk binasının açılışı sırasında bir araya gelen yüzlerce kişi "Grönland, Grönlandlılara aittir" sloganları atarak protesto düzenledi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 12:39
Muğla’da 6 yıllık diyaliz esareti organ bağışıyla son buldu
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinde son 10 günde gerçekleştirilen iki başarılı böbrek nakliyle, yıllardır diyalize bağlı yaşayan iki hasta organ bağışı ile sağlığına kavuşarak taburcu oldu. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bölgede umut olan başarılı operasyonlarına bir yenisini daha ekledi. Yaklaşık 6 yıldır Nefroloji Kliniği takibinde hemodiyaliz tedavisi gören iki diyaliz hastası, yapılan organ bağışları sayesinde gerçekleştirilen başarılı nakil ameliyatlarıyla sağlığına kavuşarak hastaneden taburcu edildi. Hastanenin Organ Nakli Merkezi tarafından gerçekleştirilen nakil ameliyatları; Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Önder Özcan, Op. Dr. Asım Onur ve uzman organ nakli ekibi tarafından başarıyla tamamlandı. Tedavi süreçleri eksiksiz şekilde bitirilen hastaların taburculuk anlarında duygusal anlar yaşandı. Hastaların taburculuk işlemleri öncesinde, hastane yönetimi ve süreçte yoğun emeği geçen dev kadro hastaları odalarında ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Ziyarete; Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Huddam, Genel Cerrahi Kliniği adına Op. Dr. Asım Onur, anestezi, ameliyathane, yoğun bakım ekipleri ile patoloji, radyoloji, girişimsel radyoloji ve organ nakli klinik ekipleri katıldı. Organ bağışının hayati önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Önder Özcan yaptığı açıklamada, "Organ nakli, yaşam umudunu kaybetmek üzere olan birçok hasta için yeniden hayata tutunmadır. Yani kelimenin tam anlamıyla bir insanın başka bir insana verebileceği en büyük, en paha biçilmez hediyedir" ifadelerini kullandı. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Huddam ise Türkiye’de binlerce insanın nakil sırası beklediğini hatırlatarak şunları söyledi: "Organ bağışı hiçbir karşılık beklemeden bir insana hayat sunmaktır. Bu yönüyle toplumsal yardımlaşmanın, empati kurmanın ve insan sevgisinin ulaşabileceği en kutsal noktalardan biridir. Hastanemizde son on günde başarılı iki böbrek nakli ile sağlıklarına tamamen kavuşan hastalarımızın mutluluğunu paylaşmak ve yüzlerindeki tebessüme tanıklık etmek bizler için büyük bir mutluluk ve motivasyon kaynağıdır"
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:45
İstanbul’dan Muş’a robotik operasyon
2
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:44
Van’da ağız ve diş sağlığı yatırımları güçlenerek devam ediyor
3
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:38
GAÜN Çocuk Hastanesi’nde bölgenin ilk pediatrik EPS ünitesi hizmete girdi
4
21 Mayıs 2026 Perşembe- 10:41
Polen alerjisine dikkat: "Başvurular arttı, çoğu zaman griple karışıyor"
5
21 Mayıs 2026 Perşembe- 14:02
Ankara’da "Tütün Kontrolü Sempozyumu" düzenlendi
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
Güven Çayyolu Tıp Merkezi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Burak Bilbay; Türkiye’nin Avrupa’da kadınlarda en yüksek obezite oranına sahip ülke konumuna geldiğini bildirerek, yeni nesil tedavilerin umut vaat ettiğini belirtti. Güven Çayyolu Tıp Merkezi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Bilbay OECD raporları verilerini paylaştı. Bilbay, 2035 yılına kadar dünya genelinde 1,9 milyar insanın obezite ile mücadele edeceğini söyledi. Türkiye verilerini de paylaşan Uzm. Dr. Bilbay, "1975’te yüzde 8,6 olan obezite oranımız 2016’da yüzde 32,1’e yükseldi; bu, kırk yılda 4 kattan fazla bir artış demek. Daha da ürkütücü olan şu ki Türkiye’de her 100 bin ölümden 84’ünün obeziteyle ilişkili olduğu bildiriliyor; bu oran küresel ortalamanın neredeyse iki katı. Dünya Sağlık Örgütü’nün projeksiyonlarına göre eğer önlem alınmazsa 2030 yılına kadar Türk kadınlarının yarısı, erkeklerin ise üçte biri obez olacak. Bu rakamlar bize bir uyarı değil, alarm zili çalıyor" ifadelerini kullandı. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Bilbay, "Obezite artık yalnızca bir kilo sorunu değil, kalp, böbrek, eklemler ve metabolizmayı etkileyen ciddi bir kronik hastalıktır. Türkiye, Avrupa’da kadınlarda en yüksek obezite oranına sahip ülke konumuna gelmiştir. Bu tablo, yeni nesil tedavileri hem bir fırsat hem de büyük bir sorumluluk haline getiriyor" ifadelerine yer verdi. "Semaglutid kullananların 16 ay içinde beden ağırlıklarının yaklaşık yüzde 15’ini kaybettiği görüldü" Son yıllarda obezite tedavisinde önemli bir dönüm noktası yaşandığını vurgulayan Bilbay, "Etken maddeleri semaglutid ve tirzepatid olan yeni nesil tedavilerin, vücudun kendi doyma hormonlarını taklit ederek iştahı düzenliyor ve kan şekeri kontrolü ile kalp-damar sağlığını destekliyor. Klinik çalışmalarda semaglutid kullananların 16 ay içinde beden ağırlıklarının yaklaşık yüzde 15’ini kaybettiği görüldü" diye konuştu. Uzm. Dr. Bilbay, söz konusu ilaçların, herkese uygun olmadığının altını çizerek şunları söyledi: "Bu tedaviler; vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan bireyler ya da 27’nin üzerinde olup tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi eşlik eden hastalığı bulunan kişiler için değerlendirilir. Sosyal medya üzerinden ya da kaçak kanallardan temin edilen ürünler ise sahte olabilir ve hayati risk taşır." "Uyku ve stres yönetimi olmadan kalıcı sonuç elde etmek mümkün değildir" Uzm. Dr. Bilbay, tedavinin yalnızca ilaçtan ibaret olmadığını özellikle vurguladı: "Yeterli protein alımı, düzenli kuvvet antrenmanı, kaliteli uyku ve stres yönetimi olmadan kalıcı sonuç elde etmek mümkün değildir. Aksi halde verilen kilonun bir kısmı yağ yerine kas olarak kaybedilebilir; bu da uzun vadede metabolizmanın daha da yavaşlamasına zemin hazırlar." Metabolik kontrol paketi: kişiye özel, bilimsel ve takipli bir yol haritası Uzm. Dr. Bilbay, obezite tedavisinde bütüncül bir yaklaşımın önemine vurgu yaparak, "Doğru tedavi; vücut kompozisyon analizi, laboratuvar değerlendirmesi, kişiye özel beslenme ve egzersiz planlaması ile tıbbi takibin bir arada yürütülmesini gerektirir. Hiçbir ilaç tek başına kalıcı çözüm sunmaz; asıl olan hastayı bir bütün olarak değerlendirmek ve süreci bilimsel bir disiplinle yönetmektir. Sağlıklı kilo verme yolculuğu sabır, bilim ve tutarlı takip gerektiriyor. Yavaş, istikrarlı ve sürdürülebilir olmak, uzun vadede hem en güvenli hem de en kalıcı yoldur. Obezite sessiz ilerler; ama bıraktığı izler sessiz olmaz" şeklinde konuştu.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:59
Prof Dr. Tevfik Özlü: "Hanta Virüsü nedeniyle bir pandemi ihtimali gözükmüyor"
Kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakaları dünya genelinde endişeye neden olurken, uzmanlar virüsün Kovid-19 kadar hızlı bulaşmadığını ve yakın dönemde bir pandemi riskinin düşük görüldüğünü belirtiyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Tevfik Özlü, özellikle tahliye edilen yolcuların karantina süreçlerinin dikkatle yönetilmesi gerektiğine dikkat çekerek, bazı hanta virüsü türlerinin yüzde 50’ye varan ölüm riskine sahip olduğunu söyledi. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Virüsün uzun yıllardır bilinen bir hastalık etkeni olduğunu belirten Özlü, mevcut tablonun endişe oluşturduğunu ancak yakın bir pandemi riskinin görülmediğini ifade etti. Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Hanta virüsler aslında eskiden beri bildiğimiz insanda hastalık yapan virüsler arasında yer alıyor ama şu anda bir gemide bu salgınının ortaya çıkması endişeye, korkuya ulaştı. Yakın pandemi oluşma ihtimali görülmüyor. Hanta virüsler Kovid gibi kolay bulaşan virüsler değil. Gemide hastalığa neden olan tipi insandan insana bulaşabiliyor ama çok kolay ve hızlı bulaşan bir virüs değil. Bu uzun süreli yakın temas ile bulaşıyor. Dolayısıyla burada hızlı yayılma ve replikasyon olmadığı sürece bir pandemiye dönüşme riski bence çok afaki olur. Dünya Sağlık Örgütü gibi örgütler yakın bir pandemi riski görmediklerini açıkladılar" dedi. "Türkiye’de yıllardır tek tük vakalar görülüyordu" Hanta virüslerinin zaman zaman lokal ve sınırlı salgınlara yol açtığını kaydeden Özlü, Türkiye’de de yıllardır tek tük vakaların görüldüğünü söyledi. Özlü, "Ancak zaman zaman böyle lokal, sınırlı ölçüde salgınlar bu hanta virüsler de görülüyor. Ülkemizde de yıllardır tek tük vakalar şeklinde görmeye devam ediyoruz. Daha çok bizde görülen böbrek yetmezliği ilerleyen ateşli kanama tablosuyla seyreden bir form ama şu anda gemide ortaya çıkan ateş ve ateşin ardından da akciğer yetmezliğini, ödemine ilerleyen form. Bu formun daha ölümcül olduğunu biliyoruz. Yüzde 50’ye kadar ölümcül olabiliyor" ifadelerini kullandı. Şu ana kadar 11 vakanın tespit edildiğini belirten Özlü, karantina sürecinin titizlikle yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Özlü, "Şuana kadar 11 vaka tespit edildi ama tahliye edilen yolcular arasında da karantina devam ediyor. Bu süreç içerisinde belki yeni vakalar da çıkabilecek. Bence çok panik yapılacak, abartılacak bir risk gibi görünmüyor ama mutlaka bu sürecin iyi üretilmesi lazım. Nitekim bu gemiden tahliye edilen yolcuların bir kısmının ülkelerine gönderilmesi sürecinde uçakla taşındığı ve bu uçakla taşınan yolcuların bazısında sonradan hastalık tablosunun geliştiği ortaya çıktı. Uçaktaki diğer yolculara acaba bu ulaştı mı diye bir telaş doğurdu. Şimdi uçaktaki yolculara ulaşıp onların takibini başlatmak gerekiyor" diye konuştu. "Karantina süreçlwri dikkatle takip edilmeli" Türkiye’ye getirilen yolcuların karantina süreçlerinin dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Özlü, "Onun için bu gemiden tahliye edilen ve ülkemizden getirilen yolcular var. Bunların karantina sürelerinin iyi yönetilmesi çok önemli. Uzun bir karantina dönemi var. 6 haftaya kadar uzuyor. Dolayısıyla bu insanlar ben iyiyim, bir hastalığım yok, şikayetim yok diye düşünebiliyorlar hatta test yapılıyor test negatif çıkıyor. Dolayısıyla ben de yok diye düşünebiliyorlar ama sonradan tekrar pozitife dönüşebilir. O açıdan karantina sürelerini çok dikkatli olması, dışarıya çıkmamaları, yakınlarıyla temas kurmamaları böyle bir sargının yayılmasını önlemek açısından odaklanılması gerekiyor" dedi. "Norovirüs kaynaklı salgınlar da var" Öte yandan kruvaziyer gemilerinde görülen bir diğer salgının ise norovirüs kaynaklı olduğu belirtildi. Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Norovirüs salgını da yine bir kruvaziyer gemisinde ortaya çıktı. Bir kişinin hastalandığını ve bu gemiden tahliye edildiğini biliyoruz. Norovirüsler aslında çok sık gördüğümüz karşılaştığımız daha çok bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi yakınmalara yol açan virüsler. Kolay bulaşır. Kirlenen el ve diğer çevre yüzeylerden, gıdalardan ulaşabilir. Norovirüs tek bir virüs değil grup bir virüs. Özellikle yaz döneminde seyahatler oluyor. Otellerde ve restoranda ortak açık büfe yemeklerde bulaşma riski yüksek. Genel hijyene dikkat edilmesi lazım. Bu tür virüslerde bizi koruyacak en önemli şey el hijyeni ve ortak kullanılan eşyaların iyi temizlenmesidir. Standart prosedürlere dikkat edilirse bir sorun olmayacaktır" ifadelerini kullandı. "Spesifik bir ilaç veya aşısı yok" Hanta virüsü ve norovirüse karşı spesifik bir ilaç ya da aşının bulunmadığını belirten Özlü, tedavide destekleyici yöntemlerin uygulandığını söyledi. Özlü, "Hanta virüs ve norovirüs için spesifik bir ilaç ya da aşı yok. Ama genel itibarıyla destek tedavileri uygulanır. Bulantı, kusma olduğu zaman onu yönetecek ilaçlar, sıvı dengesinin sağlanması, ateşin düşürülmesi, ağrının kesilmesi gibi tedaviler uygulanır. Ağır formlarda tabi daha ileri destekler uygulanacaktır. Hanta alta virüs içinde öyle yani çok özel bir tedavisi yok destek tedavisi uygulanır" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:39
Kadınlarda idrar kaçırmanın tedavi yöntemleri
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı İbrahim Uğraş Toktaş, kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorununun nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Toplumda çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu ya da doğum sonrası normal bir durum olarak görülen idrar kaçırma, kadınların sosyal yaşamını ve psikolojik durumunu olumsuz etkileyen önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Utanma duygusu nedeniyle çoğu zaman gizlenen bu durumun, özgüven kaybından sosyal izolasyona kadar birçok soruna yol açabildiği belirtiliyor. Antalya Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı İbrahim Uğraş Toktaş, kadınlarda idrar kaçırmanın nedenleri, türleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. "Sosyal hayatı esir alabiliyor" İdrar kaçırmanın yalnızca fiziksel bir rahatsızlık olmadığını belirten Toktaş, kadınların uzun yolculuklardan kaçınmasına, sosyal ortamlara girememesine, hatta gülmekten ve hapşırmaktan çekinmesine neden olabildiğini ifade etti. Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durumun kontrol altına alınabildiğini ve uygun tedaviyle tamamen iyileşmenin mümkün olabileceğini söyledi. "Üç temel tipte görülüyor" İdrar kaçırmanın üç temel tipte görüldüğünü belirten Toktaş, "Stres tipi idrar kaçırma; öksürme, hapşırma veya ağır kaldırma gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Sıkışma tipi ise aniden gelen ve durdurulamayan tuvalet ihtiyacı ile gelişmektedir. Karışık yani mikst tipte ise her iki durum aynı anda görülmektedir" dedi. Pelvik taban kaslarının zayıflaması, zorlu doğum öyküsü, menopozla birlikte gelişen hormonal değişimler, obezite, kronik kabızlık ve diyabet gibi durumların idrar kaçırmayı tetikleyen başlıca nedenler arasında yer aldığını aktardı. "Tedavide ilk adım yaşam tarzı değişikliği" Tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını ifade eden Toktaş, ilk aşamada cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini belirtti. Toktaş, "Doğru uygulanan pelvik taban egzersizleri idrar sızıntısını belirgin şekilde azaltabilmektedir. Bunun yanında kilo verme, sigaranın bırakılması ve mesane eğitimi gibi yaşam tarzı düzenlemeleriyle yüksek başarı oranları elde edilmektedir. Menopoza bağlı sorunlarda ise lokal tedaviler semptomların hafiflemesine katkı sağlamaktadır" diye konuştu. "Cerrahi karar kişiye özel verilmelidir" Cerrahi tedavinin, diğer yöntemlerden yeterli sonuç alınamadığında gündeme geldiğini belirten Toktaş, "Cerrahi karar standart bir uygulama değildir. Hastanın yaşı, fiziksel özellikleri, şikayetlerinin düzeyi ve gelecekteki gebelik planları değerlendirilerek kişiye özel planlama yapılmalıdır. Özellikle stres tipi kaçırmalarda uygulanan askı operasyonları ve organ sarkmasının eşlik ettiği durumlarda tercih edilen onarıcı cerrahiler, detaylı klinik değerlendirme sonrasında belirlenmektedir" ifadelerini kullandı. Gelişen tıp teknolojileri sayesinde operasyonların çoğunlukla kapalı veya minimal invaziv yöntemlerle gerçekleştirildiğini kaydeden Toktaş, hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini ve sosyal yaşamlarını yeniden kazanabildiğini sözlerine ekledi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:27
Bayburt’ta kronik hastalıklara karşı farkındalık standı açıldı
Kronik hastalıkların önlenmesi, erken dönemde fark edilmesi ve vatandaşların sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirilmesi amacıyla Bayburt İl Sağlık Müdürlüğünce Cumhuriyet Caddesi’nde farkındalık standı açıldı. Türkiye Kronik Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı kapsamında Yakutiye Camii önünde açılan stantta, kronik hastalıkların erken teşhisi, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi vatandaşlara anlatıldı. Stantta; böbrek hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, astım, aşırı tuz tüketimi, hipertansiyon, fiziksel aktivite, obeziteyle mücadele, çölyak hastalığı, cilt kanseri ve kanser taramaları hakkında bilgilendirme yapıldı. Kronik hastalıkların toplum sağlığı açısından önemli bir başlık olduğuna dikkat çekilen bilgilendirme faaliyetinde, erken dönemde tespit edilen birçok hastalıkta tedavi sürecinin daha etkili ilerlediği vurgulandı. Vatandaşlara sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda hatırlatmalar yapılarak, bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Etkinlikte, vatandaşların kronik hastalıklara karşı bilinç düzeyinin artırılmasına ve koruyucu sağlık hizmetlerine daha kolay erişmesine katkı sunuldu.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:19
Kağızman Devlet Hastanesi’nde sağlık hizmetleri masaya yatırıldı
Kars’ta sağlık alanındaki çalışmalar ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin geliştirilmesine yönelik temaslar sürüyor. Bu kapsamda Kağızman Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen ziyaret programında, bölgedeki sağlık yatırımları, hastanenin mevcut durumu ve yürütülen hizmetler üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Gerçekleştirilen ziyarete AK Parti Kars İl Koordinatörü Ferhat Dağ, İl Başkanı Muammer Sancar, Merkez İlçe Başkanı Mehmet Nuri Kişli, İlçe Başkanı İbrahim Eyidoğan ile ilçe yönetim kurulu üyeleri katıldı. Heyet, Kağızman Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Harun Tecir, İdari ve Mali İşler Müdürü Fesih Altay, Müdür Yardımcısı Hikmet Aras ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Nurhayat Can tarafından karşılandı. Ziyarette hastanede yürütülen sağlık hizmetleri, hasta memnuniyetinin artırılmasına yönelik çalışmalar, sağlık personelinin sahadaki faaliyetleri ve ilçenin sağlık altyapısına ilişkin ihtiyaçlar ele alındı. Özellikle vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması, hastanedeki teknik donanım ve sağlık hizmet kalitesinin artırılması konusunda karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. Heyet, sağlık çalışanlarının fedakar çalışmalarının toplum açısından büyük önem taşıdığını belirterek, Kağızman Devlet Hastanesi’nin ilçede önemli bir sağlık merkezi olarak hizmet verdiğini ifade etti. Hastane yönetimiyle yapılan görüşmede, sağlık alanındaki gelişmelerin yanı sıra gelecekte planlanan çalışmalar hakkında da değerlendirmeler yapıldı. Ziyaret sonunda misafirperverliklerinden dolayı Başhekim Op. Dr. Harun Tecir başta olmak üzere hastane yönetimine teşekkür edilirken, sağlık çalışanlarına görevlerinde başarı temennilerinde bulunuldu.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, "sessiz katil" olarak bilinen hipertansiyonun belirti vermeden ilerlediğini belirterek, hastalığın ilk bulgusunun doğrudan kalp krizi veya beyin kanaması olabileceği uyarısında bulundu. Dünya genelinde ve Türkiye’de her üç yetişkinden birini etkileyen hipertansiyon, modern çağın en yaygın ancak en sinsi sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Uzun vadede kalp, beyin, böbrek ve tüm damar sisteminde ağır tahribatlara yol açan bu hastalık, kontrol altına alınmadığında kalp krizi, inme ve böbrek yetmezliği gibi hayati sonuçlara zemin hazırlıyor. Hipertansiyonun bu tehlikeli seyrine karşı farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl 17 Mayıs, "Dünya Hipertansiyon Günü" olarak kutlanıyor. İHA muhabirine konuşan Hastane Başhekimi ve Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, hipertansiyonun kan basıncının yüksek seyretmesi hali olduğunu belirtti. Hipertansiyonun hem dünyada hem de Türkiye’de oldukça sık görüldüğünü ifade eden Başhekim Sarıkaya, "Vatandaşlarımızın neredeyse yüzde 30’unu etkilemektedir. Hipertansiyon sessiz bir seyir gösterdiği için uzun vadede kalp, beyin, böbrek ve damar yapılarının olduğu her organı etkilemektedir. Kalp krizlerinin en sık nedeni olmasının yanı sıra; inmelerin, böbrek yetmezliklerinin ve atardamar hastalıklarının da en önemli nedenlerinin başında gelmektedir" dedi. "Diyet ve egzersiz kurallarına dikkat etmemiz lazım" Hastaların genellikle hipertansiyon hastası olduğunun farkında olmadığını dile getiren Sarıkaya, "Hastalığın ilk belirtileri doğrudan beyin kanaması, kalp krizi veya aort diseksiyonu dediğimiz damar çatlaması gibi ciddi durumlar olabilir. Böyle bir tabloyla karşılaşmamak için, özellikle ailesinde hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerin ve 40 yaşın üzerindeki bireylerin mutlaka belli aralıklarla tansiyon takibi yapması gerekmektedir. İleride tansiyon hastası olmak istemiyorsak, hastalık henüz ortaya çıkmadan bazı diyet ve egzersiz kurallarına dikkat etmemiz lazım. Özellikle tuz kullanımı, ülkemiz ve bölgemiz için vurgulanması gereken önemli bir sorun olarak görülmektedir. Tuzun azaltıldığı bir diyet, bizi hipertansiyona karşı korumaktadır" diye konuştu. "Hipertansiyonu ‘sessiz katil’ olarak adlandırıyoruz" Hipertansiyonun erken teşhis edilmesiyle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ifade eden Sarıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: "Erken dönemde teşhis koyup ilaçlarla kontrol altına aldığınızda, hayati riskleri neredeyse yok denecek düzeye düşürebiliyorsunuz. Bu nedenle tansiyonumuzu ölçelim, kurallara uyalım, diyetimize dikkat edelim ve tedavimizi aksatmayalım. Hipertansiyonu, bu sessiz ve sinsi ilerleyişinden dolayı ‘sessiz katil’ olarak da adlandırıyoruz. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü, her yıl tüm dünyada bu hastalığa dikkat çekmek ve erken tanıyı vurgulamak için kaydedilmektedir. Biz de tüm vatandaşlarımızı bu anlamlı günde tansiyonlarını ölçmeye davet ediyoruz."
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:03
"Hipertansiyonla mücadelede en güçlü adım düzenli tansiyon ölçümüdür"
Hipertansiyonun sinsi ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tekin Akpolat, "Hipertansiyonla mücadelede en güçlü adım düzenli tansiyon ölçümüdür. Tansiyon ölçmek, tedavinin bir parçasıdır ve hayat kurtarır" dedi. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında uzmanlar, belirti vermeden ilerleyen hipertansiyonun ancak düzenli ölçümle erken dönemde tespit edilebileceğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tekin Akpolat, Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Akpolat, bu yılın temasının "Kan basıncınızı düzenli ölçün, sessiz katili yenin" olduğunu hatırlatarak hipertansiyonun toplum sağlığı açısından en önemli risklerden biri olduğuna vurgu yaptı. "Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermez" Hipertansiyonun sinsi ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akpolat, birçok hastanın şikâyet hissetmediği için tansiyon ölçümü yaptırmadığını belirtti. Prof. Dr. Akpolat, "Belirti olmaması, hastalığın olmadığı anlamına gelmez. Tansiyon ölçmemek, tedavi edilebilir bir hastalığın erken evrede yakalanma şansını kaybetmek demektir" dedi. Erken tanının önemine işaret eden Akpolat, hipertansiyonun başlangıç aşamasında yakalanmasının organ hasarını önleyebileceğini veya geri çevirebileceğini ifade etti. "Türkiye’de her 3 kişiden 1’inde görülüyor" Hipertansiyonun toplumda yaygın bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akpolat, Türkiye’de her üç yetişkinden birinde yüksek tansiyon görüldüğünü, ancak bu kişilerin yaklaşık yarısının hastalığının farkında olmadığını söyledi. Günümüzde otomatik tansiyon cihazları sayesinde ölçümün son derece kolay hale geldiğini belirten Akpolat, düzenli kontrolün ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. "Tedavide ilk adım yaşam tarzı değişikliği" Hipertansiyon tedavisinde ilk basamağın ilaç değil yaşam tarzı düzenlemeleri olduğunu belirten Prof. Dr. Akpolat, sağlıklı yaşamın önemini şöyle özetledi: "Tuz tüketiminin azaltılması (kaya tuzu dahil), kilo kontrolü ve ideal kiloya ulaşma, düzenli fiziksel aktivite, alkol kullanımının sınırlandırılması, sigaranın bırakılması, stres yönetimi, doktor önerisi olmadan takviye kullanılmaması." Prof. Dr. Akpolat, özellikle bilinçsiz takviye kullanımının tansiyon üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti. "Tansiyon ilaçları bağımlılık yapmaz" Yaşam tarzı değişikliklerinin yeterli olmadığı durumlarda ilaç tedavisinin devreye girdiğini belirten Prof. Dr. Akpolat, tansiyon ilaçlarının bağımlılık yapmadığını ve doğru kullanıldığında yaşam süresini uzatan en etkili tedaviler arasında yer aldığını ifade etti. Prof. Dr. Akpolat, şöyle devam etti: "Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, sadece tansiyonu düşürmekle kalmaz; kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organları da korur" dedi. "Tansiyon ölçümü tedavinin ayrılmaz parçasıdır" Sözlerini düzenli ölçümün önemine dikkat çekerek tamamlayan Prof. Dr. Akpolat, şu çağrıda bulundu: "Hipertansiyonla mücadelede en güçlü adım düzenli tansiyon ölçümüdür. Tansiyon ölçmek, tedavinin bir parçasıdır ve hayat kurtarır."
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:46
Türkiye’den dijital dünyaya çağrı: Böbrek sağlığının da emojisi olsun
Dijital dünyanın eksik kalan sembollerinden biri için Türkiye’den tüm dünyaya çağrıda bulunuldu. Türk Böbrek Vakfının öncülüğünde, uluslararası böbrek sağlığı kuruluşlarının desteğiyle "Böbrek Emojisi"nin resmî emojiler arasına girmesi için Unicode Konsorsiyumuna başvuru yapıldı. Düzenlenen etkinliğin en dikkat çekici simgesi, sevimli bir böbrek emojisinin üç boyutlu yazıcı teknolojisiyle üretilen 2,5 metre yüksekliğindeki dev maketi oldu. Meydanda toplanan yüzlerce gönüllü, diyaliz hastaları, organ nakli bekleyen çocuklar, aileler, öğrenciler ve sporcular hep birlikte böbrek sağlığı için ses verdi. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Kalp, beyin ve akciğer emojileri var ancak vücudumuzun sessiz kahramanı olan böbrekler dijital dünyada hâlâ temsil edilmiyor. Oysa Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası. Böbreklerimiz vücudun su ve tansiyon dengesini sağlayan hayati organlarımız arasında yer alıyor. Bu kampanyayla özellikle genç kuşaklarda farkındalık oluşturmayı amaçlıyoruz. Nasıl ki sevgi için kalp, düşünce için beyin emojileri kullanılıyorsa, böbrek emojisi de bundan böyle dengeyi ve sağlıklı yaşamı simgeleyen bir ifade olsun istiyoruz" dedi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Ağbaş ise çocuklarda böbrek hastalıklarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekti. Yanlış beslenme, obezite, işlenmiş gıdalar ve yetersiz su tüketiminin çocuk yaşta böbrek sağlığını tehdit ettiğini belirten Ağbaş, özellikle ergenlik döneminde obezite ve işlenmiş gıda tüketimine bağlı hipertansiyon vakalarının arttığını da söyledi. Dr. Ağbaş, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli su tüketimi ve erken kontrolün böbrek sağlığı için hayati önem taşıdığını vurguladı. Kampanyanın temel amacı, böbrek hastalıklarında erken teşhisin önemine dikkat çekmek, organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmak ve özellikle genç nesillerde sağlıklı yaşam bilincini artırmak.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:37
"Yemek yerken mavi tabak kullanın"
Eskişehir Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, mavi rengin beyinde doğal bir ‘dur’ sinyali oluşturduğunu belirterek, sadece tabak rengini maviyle değiştirerek porsiyon kontrolünü kolaylaştırmanın ve kalori alımını yüzde 30 azaltmanın mümkün olduğunu söyledi. Eskişehir Acıbadem Hastanesi’nde Sadece tabak rengini değiştirerek porsiyon kontrolünü kolaylaştırmanın mümkün olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, "Doğada mavi renkli gıdalar oldukça nadirdir. Evrimsel süreçte insanlar mavi, mor ya da siyah tonları genellikle zehirli veya yenilemez olarak algılamıştır. Bu durum beynimizde doğal bir ‘dur’ sinyali oluşturur" dedi. Yemek ile tabak arasındaki renk kontrastının porsiyon algısını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Erden, beyaz tabakta açık renkli bir yemek porsiyonu olduğundan küçük algılanabileceğini ancak mavi tabak, çoğu yemekle yüksek kontrast oluşturarak porsiyonu daha net görmemizi sağlayacağından bahsetti. "Mavi renk yavaş yemenizi sağlar" Mavi tabağın psikolojik etkileri anlatan Erden, "Mavi renk sakinlik hissi verir ve nabzı yavaşlatır. Bu durum yemek yeme hızını düşürerek daha farkındalıklı beslenmeye yardımcı olur. Hızlı yemek yendiğinde tokluk hissi beyne geç ulaşır, bu da gereğinden fazla kalori alımına neden olur. Bazı araştırmalarda mavi ışık altında yemek yiyen kişilerin kırmızı veya sarı ortamlara göre yaklaşık yüzde 30 daha az kalori tükettiği gösterilmiştir. Koyu mavi tabaklar kullanmak, atıştırmalıkları mavi kaselerde sunmak ve ortam ışığını buna göre düzenlemek porsiyon kontrolüne destek olabilir. Kırmızı ve sarı iştahı artırırken, mavi renk doğanın ‘yavaşla ve dikkat et’ mesajıdır. Kilo verme sürecinde küçük çevresel değişiklikler bile önemli farklar oluşturabilir" şeklinde konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09
Hantavirüste gıda hijyeni
Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26
Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu
Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04
"Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart"
Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder