SAĞLIK
Eskişehir’de düzey III Tüberküloz Laboratuvarı açılıyor 05 Mart 2026 Perşembe - 14:06:04 Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez oluyor. Eskişehir’de tüberküloz tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir eşik aşılıyor. Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde hizmet veren Tüberküloz Laboratuvarı, gerçekleştirilen kapsamlı altyapı ve teknik kapasite çalışmaları sonucunda Düzey III standartlarında hizmet verecek seviyeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de halk sağlığı laboratuvarları bünyesinde Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez olacak. Böylece daha önce ileri inceleme için farklı illere gönderilen birçok tetkik artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreleri kısalacak Tüberküloz Laboratuvarı, ’Tüberküloz Laboratuvarlarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ kapsamında bugüne kadar Düzey II Tıbbi Laboratuvarı olarak hizmet veriyordu. Bu süreçte klinik örnekler klasik katı besiyeri tabanlı yöntemlerle inceleniyor, ön tanı sonuçlarının ardından Mikobakterium tür tayini ve 1. İlaç Direnç Düzeyi (antibiyogram) çalışmaları için örnekler Ulusal Tüberküloz Referans Laboratuvarı’na sevk ediliyordu. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucunda laboratuvar Tüberküloz Düzey III standartlarına uygun hale getirildi. Katı besiyeri tabanlı kültür çalışmalarına ek olarak; PCR tabanlı moleküler tanı yöntemleri, sıvı otomatize besiyeri ile kültür sistemleri, hızlı direnç testleri, seçenek ilaç direnç düzeyi (antibiyogram) ve mikobakterium tür tayini artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreçlerinin hızlanmasıyla birlikte tedavi planlamasına daha erken başlanabilecek ve hasta mağduriyetlerinin önüne geçilebilecek. "Tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşanmaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" Eskişehir İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Yaşar Bildirici, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "İlimizde Tüberküloz Düzey III laboratuvar şartlarının oluşturulmasıyla birlikte daha önce sevk edilerek sonuçlandırılan ileri tetkikleri artık kendi laboratuvarımızda çalışabileceğiz. Bu gelişme tanı süreçlerini ciddi şekilde hızlandıracak ve tedavi planlamasına daha erken başlanmasını sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşamaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Eskişehir’imize ve sağlık camiamıza hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Bölgesel hizmet kapasitesi Hayata geçirilen bu önemli altyapı ile birlikte laboratuvar, yalnızca Eskişehir’e değil çevre illere de hizmet verebilecek bölgesel bir kapasiteye ulaşacak. Düzey III kapasiteye ulaşan Tüberküloz Laboratuvarı ile birlikte Eskişehir, bölgesinde referans olabilecek güçlü bir halk sağlığı laboratuvar altyapısına kavuşacak. Yerinde ve hızlı tanı imkânı sayesinde hem hastaların tedavi süreçleri daha etkin yönetilecek hem de bulaşıcı hastalıkların kontrolünde daha güçlü bir izleme ve müdahale süreci yürütülecek. Eskişehir Halk Sağlığı Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı, 24 Mart 2026 tarihinde düzenlenecek törenle resmi olarak hizmete açılacak.
05 Mart 2026 Perşembe - 14:01 Van’da obeziteyle mücadele meyvelerini veriyor: 9 bin kişi zayıfladı Van İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezlerine (SHM) son bir yıl içerisinde başvuran 9 bin vatandaş, uzman diyetisyenler eşliğinde toplam 28 bin kilo verdi. Van’da fazla kiloya bağlı sağlık sorunları yaşayan vatandaşlar, Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak sağlıklı yaşama adım atıyor. İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde hizmet veren merkezlerde, vatandaşlar diyetisyen kontrolünde kişiye özel hazırlanan programlarla fazla kilolarından kurtuluyor. Uzmanlar eşliğinde yürütülen süreç sayesinde bir yıl içinde başvuru yapan 9 bin kişi, toplamda 28 bin kilo vererek daha sağlıklı bir hayata kavuştu. Merkezlerde sunulan ücretsiz danışmanlık hizmetinden faydalanan vatandaşlar, aldıkları profesyonel destekle hem fiziksel hem de ruhsal olarak iyileşme kaydederken, merkezlerden memnuniyetle ayrılıyor. Konuya ilişkin konuşan Tuşba Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyeni Aysu İlhan, danışanlarının aile hekimliğinden ya da hastaneden yönlendirildiğini belirtti. Danışanlarının analizlerini alıp uygun diyet programlarıyla süreci yürüttüklerini ifade eden Diyetisyen İlhan, "Kişiye özel olarak; eğer zayıflamak için geldiyse zayıflamaya yönelik; kolesterolü yüksekse ve kilosu fazlaysa hem kolesterol düşürücü hem de zayıflamaya yönelik; şekeri veya tansiyonu varsa da bunlara yönelik programlarla süreci ilerletiyoruz. Danışan potansiyelimizde genellikle obez bireylerin başvurusu daha fazla ancak son dönemde aile hekimlerinin de desteğiyle birlikte kronik hastalıkları olan danışanlarımızın sayısı da oldukça arttı. Gelen kişilerin uyumu gayet güzel; başladığımız süreci başarılı bir şekilde sürdürüyoruz. Üst katımızda bir fiziksel aktivite salonumuz var. Fizyoterapist arkadaşlarla süreci koordineli olarak yürüttüğümüzde çok daha iyi sonuçlar alıyoruz" dedi. "Her 100 danışandan yaklaşık 70’i obezite şikayetiyle geliyor" Van’da bulunan Sağlıklı Hayat Merkezlerine bir yıl içinde yaklaşık 9 bin başvurunun yapıldığını hatırlatan İlhan, "Danışanlarımızla toplamda 28 bin kilo vermiş bulunuyoruz. Başvuran her 100 danışandan yaklaşık 70’i obezite şikayetiyle geliyor. Herkesi Sağlıklı Hayat Merkezlerimize bekliyoruz; burası tamamen ücretsiz bir sağlık merkezi. Danışanlarımız diyetisyen, fizyoterapi ve psikolog hizmetlerinden faydalanabilirler. Biz buradayız, onları bekliyoruz; yardım almaktan çekinmesinler" diye konuştu. "1,5 ayda 11 kilo vermeyi başardım" Bir buçuk ay önce SHM’ye başvuran 5 çocuk annesi 29 yaşındaki Dilek Tuncer ise spor yaparak ve diyet programına uyarak süreçte 11 kilo verdiğini ifade etti. Kilo ve kolesterol sorunun olduğunu dile getiren Tuncer, "Diyetisyen hocamızın desteğiyle beraber sürece başladık ve gayet iyi ilerledik. 1,5 ayda tam 11 kilo verdim. Egzersizlerimi aksatmadan yapıyorum; haftanın iki günü, salı ve perşembe günleri gelip sporumu da yapıyorum. Her hafta ya da on günde bir gelerek diyet listemi güncelliyor ve harfiyen uyguluyorum. Bol bol su içerek, yeşillik ve salatalık gibi gıdalar tüketerek 1,5 ayda 11 kilo vermeyi başardım. Bu süreçte hiçbir şekilde zorlanmadım; çünkü beni zorlayacak bir kısıtlama yoktu. Günlük yaşamımda tükettiğim gıdaları sadece porsiyon olarak azaltmam gerekiyordu. Süreç boyunca ağzıma ekmek sürmedim ve şekerli hiçbir gıda tüketmedim. Canım tatlı çektiği zamanlarda bir adet hurma yiyordum. Keten tohumunu sürekli suyla birlikte tükettiğim için tatlı ihtiyacı da duymuyordum" şeklinde konuştu. "Kilo verdikten sonra topuk dikeni sorunum kalmadı" 6 ay önce SHM’ye başvuran 4 çocuk annesi Ayten Züngür (34) de bu süreçte 13 kilo verdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Düzenli ilaç kullanan bir tansiyon hastasıyım. Doktorlarımın tavsiyesi üzerine Sağlıklı Hayat Merkezine başvurdum. Burada diyetisyenlerin yönlendirmesiyle kilo verdim. 80 kiloya yakındım, şu an 67 kiloya düşmüş durumdayım. Benim topuk dikeni sorunum ve buna bağlı yürüme problemlerim vardı. Çarşıya, pazara veya markete gittiğimde yürüyemiyor; gidip gelirken nefes nefese kalıyordum. Kilo verdikten sonra topuk dikeni sorunum da kalmadı. Çok şükür şu an çok iyiyim ve çok sağlıklıyım; hiçbir sorunum kalmadı."
05 Mart 2026 Perşembe - 13:45 Türkiye’de 4 merkezde var: Sanal anjiyografi yapabilen yapay zekalı tomografi Samsun’da Samsun Şehir Hastanesi, Türkiye’de yalnızca dört merkezde bulunan 640 kesit teknolojisine sahip yeni nesil tomografi cihazını hizmete aldı. Yapay zekâ destekli sistem, daha düşük radyasyon dozu ile yüksek çözünürlüklü görüntüler sağlarken; kalp damarlarının kateter kullanılmadan görüntülenebildiği sanal anjiyografi başta olmak üzere birçok hastalığın hızlı ve güvenilir şekilde değerlendirilmesine imkan tanıyor. Samsun Şehir Hastanesi, ileri teknoloji görüntüleme altyapısını güçlendirmeye devam ediyor. Türkiye’de sadece dört merkezde bulunan, 320 dedektörlü ve 640 kesit teknolojisine sahip yapay zekâ destekli yeni nesil tomografi cihazı hastanede hizmete girdi. Yüksek kesit kapasitesi sayesinde çok kısa sürede geniş bir alanı tarayabilen cihaz, özellikle kalp ve damar hastalıklarının tanısında önemli avantajlar sunarken; daha düşük radyasyon dozu ile yüksek çözünürlüklü görüntüler elde edilmesine imkan sağlıyor. Yeni teknoloji ile birlikte Samsun Şehir Hastanesi’nde koroner BT anjiyografi başta olmak üzere birçok ileri görüntüleme işlemi hızlı ve konforlu şekilde gerçekleştirilebilecek. "Sanal anjiyografi yapabiliyor" Hizmete giren cihazla ilgili bilgi veren Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Öztürk, "Tomografi cihazları vücudumuzun içini çok ince dilimler halinde görüntüler. Bu dilimlerin sayısı ne kadar fazla olursa, aynı anda taranan alan o kadar genişler. Daha geniş bir alanı çok daha kısa sürede tarayabilmek de özellikle kalp gibi sürekli hareket eden organların görüntülenmesinde büyük bir avantaj sağlıyor. Cihazımız en önemli kullanım alanlarından biri koroner BT anjiyografi çekimleridir. Bu yöntemle kalp damarlarını klasik anjiyografide olduğu gibi kasıktan ya da el bileğinden damara girerek değil, tamamen dışarıdan görüntüleyebiliyoruz. Yani hastaya kateter yerleştirmeden, ameliyathane ortamına ihtiyaç duymadan ’sanal anjiyografi’ yapabiliyoruz. 640 kesit teknolojisi sayesinde kalp damarlarını tek kalp atımı içinde görüntülemek mümkün olduğu için görüntü kalitesi artıyor, hareketten kaynaklanan bozulmalar azalıyor ve tanı süreci hızlanıyor. Koroner damarlardaki darlıklar, plaklar ve muhtemel tıkanıklıklar yüksek çözünürlükle değerlendirilebiliyor; ayrıca işlem sonrası yatış gerektirmemesi ve hastanın çekimden hemen sonra günlük yaşamına hızlı dönebilmesi önemli bir konfor sunuyor. Özellikle düşük ve orta riskli hastalarda göğüs ağrısının nedenini hızlıca aydınlatmak ve ciddi damar hastalığını güvenilir şekilde dışlamak açısından sanal anjiografi son derece değerli bir yöntemdir" dedi. "Birçok hastalıkta hızlı ve yüksek çözünürlük görüntümeler sağlıyor" Cihazın birçok hastalıkta hızlı ve yüksek çözünürlük görüntümeler sağladığını belirten Doç. Dr. Mesut Öztürk, "Bu teknoloji sadece kalp hastalıklarında değil, büyük damar hastalıkları, travma hastaları ve onkolojik değerlendirmelerde de hızlı ve yüksek çözünürlüklü görüntüleme imkanı sunuyor. Bu kapasiteye sahip bir cihazın Samsun’da hizmet vermesi bizim için de büyük bir gurur. Amacımız erken tanıyı güçlendirmek, hastalarımıza en doğru ve en hızlı teşhisi koymak ve ileri teknolojiye herkesin erişebilmesini sağlamaktır. Samsun Şehir Hastanesi Radyoloji Kliniği olarak bölgemizde ileri teknoloji sağlık hizmetini en üst seviyede sunmaya devam edeceğiz. Bu cihazımızdan Türkiye’de 4 merkezde var. Bu 4 merkezin bir tanesi de Samsun Şehir Hastanesi’dir. Cihazımın yüksek dedektör ve kesit sayısına sahip. Yapay zeka ile donatılmış bir cihaz. Yapay zeka sayesinde daha az radyasyon dozu ile daha yüksek çözünürlüklü daha yüksek kalitede görüntüler bizlere sunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde ve çevre illerde Rize’den Ankara’ya kadar bu kadar yüksek dedektör ve kesit sayısına sahip bir cihazımız yok. Bu neden bu cihaz bölgede en yüksek dedektörlü, kesit sayısına sahip olma özelliğini taşıyor" diye konuştu.
Aydın’da acil sağlık filosuna 16 yeni ambulans
27 Şubat 2026 Cuma - 16:19 Aydın’da acil sağlık filosuna 16 yeni ambulans Sağlık Bakanlığı ve hayırseverlerin desteğiyle Aydın’a kazandırılan 16 yeni ambulans, düzenlenen törenle hizmete alınırken, yeni araçlarla birlikte il genelinde 2026 yılında 81 kara ambulansı ve 52 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunulacak. Aydın’a sağlık alanında önemli bir destek daha geldi. Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen 15 ambulans ile hayırsever bağışçının katkılarıyla alınan 1 ambulans olmak üzere toplam 16 yeni araç, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü envanterine katıldı. Ambulanslar, İl Sağlık Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen törenle teslim edildi. Törene Aydın Valisi Yakup Canbolat, AK Parti Aydın Milletvekilleri, İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, kurum müdürleri, siyasi parti başkanları ve sağlık çalışanları katıldı. Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul törende yaptığı konuşmada acil sağlık hizmetlerinin her geçen gün güçlendiğini belirtti. Şenkul, "Yaşama yol ver sloganıyla görev yapan 740 acil sağlık hizmetleri personelimiz, 2025 yılı içerisinde toplam 2 milyon 800 bin kilometre yol kat ederek 123 bin 500 vakaya ulaşmış ve vatandaşlarımıza zamanında, etkin ve nitelikli sağlık hizmeti sunmuştur. Bu rakamlar, teşkilatımızın azmini, fedakârlığını ve insan hayatına verdiği değerin bir göstergesidir. Envanterimize kazandırılan 16 yeni ambulans ile birlikte 2026 yılında 81 kara ambulansı ve 52 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile, il genelinde 7 gün 24 saat kesintisiz acil sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz. İlimize kazandırılan bu 16 yeni ambulans; güncel tıbbi donanımları, ileri teknolojik altyapıları ve yüksek güvenlik standartları ile acil durumlarda vatandaşlarımıza en kısa sürede ulaşılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Aynı zamanda bu yatırımlar, sahada büyük bir özveriyle görev yapan sağlık personelimizin çalışma şartlarını daha güvenli ve daha güçlü hale getirecektir. Ambulanslarımızın Aydın’ımıza kazandırılmasında, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sağlık Bakanımıza ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, acil sağlık hizmetlerimize bağışladıkları ambulans ile önemli katkı sağlayan, Çine Organize Sanayi Bölgesi Başkanlığı’na da teşekkür ediyorum. Sağlık Bakanlığı’mızın ’Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık’ vizyonu doğrultusunda, acil sağlık hizmetlerimizi her geçen gün daha da ileriye taşımaya kararlılıkla devam ederek, ilimize kazandırılan bu ambulansların hayırlı olmasını temenni ediyorum" dedi. Anahtarlar teslim edildi Konuşmaların ardından ambulansların anahtarları şoförlere teslim edilirken, yeni araçlar görev yapacakları istasyonlara dualar eşliğinde uğurlandı. Ambulanslar; Efeler 2, 5, 7 ve 10 No’lu ASHİ; İncirliova 1; Germencik 1; Söke 5 ve 6; Kuşadası 3 ve 5; Didim 1; Çine 1 ve 2; Karpuzlu 1; Nazilli 1 ve 7 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarında görev yapacak.
GAÜN’de altın kan çalışmasına "En İyi Sözel Bildiri" birinciliği
27 Şubat 2026 Cuma - 15:10 GAÜN’de altın kan çalışmasına "En İyi Sözel Bildiri" birinciliği Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde gerçekleştirilen ve dünyada "Altın Kan" (Rhnull) olarak bilinen son derece nadir kan grubuna sahip bir hastanın hayatını kurtaran doğum operasyonu, tıp dünyasında önemli bir başarıya imza attı. GAÜN Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahap Okan ve ekibinde yer alan Transfüzyon Merkezi Sorumlusu Mustafa Tekin tarafından 9. Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde sunulan çalışma, "En İyi Sözel Bildiri" birincilik ödülüne layık görüldü. Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahap Okan, yaklaşık 6 milyonda bir görülen Rhnull fenotipinin yönetimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu kan grubunda kan hücrelerinin yüzeyinde bulunması gereken Rh antijenlerinin tamamen eksik olduğunu belirtti. Rh sisteminde 50’den fazla antijen bulunduğunu hatırlatan Okan, Rhnull bireylerde bu yapıların hiçbirinin yer almaması nedeniyle kanın biyolojik olarak "isimsiz" kabul edildiğini ifade etti. "Altın kan" adlandırmasının kanın renginden değil, tıptaki değerinden kaynaklandığını vurgulayan Okan, Rh antijenlerinin yokluğunun kan hücrelerini daha kırılgan hale getirebildiğini ve bunun kronik kansızlık ile halsizlik gibi klinik tablolara yol açabildiğini kaydetti. Rhnull fenotipine sahip bireylerin Rh içeren kanları reddettiğini belirten Okan, bu hastalara Rh negatif kanın dahi verilemediğini, yalnızca aynı fenotipe sahip donörlerden temin edilen kanın güvenle kullanılabildiğini söyledi. "Altın Kan" operasyonun başarısında multidisipliner yaklaşımın etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Okan, bu kana sahip olan hastaları için Türk Kızılayı aracılığıyla İspanya’dan temin edilen ve çözüldükten sonra yalnızca 72 saat kullanım süresi bulunan dondurulmuş kanların titizlikle Gaziantep’e ulaştırıldığını bildirdi. Prof. Dr. Okan, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Neslihan Bayramoğlu Tepe’nin gerçekleştirdiği yüksek riskli sezaryen operasyonu ile anne ve bebeğin sağlıklı şekilde hayata tutunduğu aktardı. Çalışmayı kongrede sunan GAÜN Hastanesi Transfüzyon Merkezi Sorumlusu Mustafa Tekin ise Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan bu operasyonun, 9. Hematolojik Nadir Hastalıklar Kongresi’nde, güçlü lojistik planlama ve tıbbi koordinasyon başarısı sayesinde bilim jürisi tarafından en iyi çalışma seçildiğini ifade etti.
Başkan Aydemir’den Balıkesir’e 29 yeni hekim müjdesi
27 Şubat 2026 Cuma - 15:10 Başkan Aydemir’den Balıkesir’e 29 yeni hekim müjdesi AK Parti Balıkesir İl Başkanı Mehmet Aydemir, Balıkesir’e 11 uzman ve 18 pratisyen olmak üzere toplam 29 yeni hekim ataması yapılacağı müjdesini verdi. Balıkesir’in sağlık ihtiyaçlarına yönelik yürütülen yoğun diplomasi trafiği sonuç verdi. AK Parti İl Başkanı Mehmet Aydemir, münhal kadroların netleşmesiyle birlikte müjdeyi hemşehrileriyle paylaştı. 127. Dönem Devlet Hizmet Yükümlülüğü kapsamında yapılacak atamalarla, şehrin hem uzman hekim branşlarındaki ihtiyacı giderilecek hem de acil servis ve birinci basamak sağlık hizmetleri nefes alacak. Yeni atama döneminde özellikle uzmanlık gerektiren kritik branşlara ağırlık verilmesi dikkat çekti. Balıkesir genelindeki hastanelerde görev yapacak 11 uzman hekimin branş dağılımı, şehrin sağlık taleplerine doğrudan yanıt verecek. Buna göre beyin ve sinir cerrahisi, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, göz hastalıkları, 3 iç hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, 2 fiziksel tıp ve rehabilitasyon ve 2 acil tıp uzmanı atanacak. Ayrıca, Balıkesir’in dört bir yanındaki sağlık kuruluşlarında görev alacak olan 18 pratisyen hekim, vatandaşlara sunulan ilk müdahale ve temel sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Aydemir, Balıkesir’e kazandırılacak bu kadroların rastlantı olmadığını, Ankara ve Balıkesir arasında kurulan güçlü bir iş birliği ve koordinasyonun meyvesi olduğunu vurguladı. Sağlık yatırımlarının artarak devam edeceğini belirten Aydemir, her bir kadronun Balıkesir halkı için büyük bir önem taşıdığını ifade etti. Başkan Aydemir, sağlıkta yapılacak atamaların mimarlarına özel olarak teşekkür ederek, şu ifadeleri kullandı: "Balıkesir’imizin ihtiyaçlarına her zaman hassasiyetle yaklaşan başta AK Parti Genel Başkan Yardımcımız ve Balıkesir Milletvekilimiz Belgin Uygur hanımefendiye; kıymetli milletvekillerimiz İsmail Ok, Mustafa Canbey ve Ali Taylan Öztaylan’a, ayrıca süreci titizlikle takip eden ve koordinasyonu sağlayan İl Sağlık Müdürümüz Miraç Çavdar’a şehrimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum. Balıkesir’imize hayırlı olsun."
Uzmanı açıkladı: İşte akran zorbalığının iki nedeni, Aile tutumu ve sosyal medya
27 Şubat 2026 Cuma - 14:47 Uzmanı açıkladı: İşte akran zorbalığının iki nedeni, Aile tutumu ve sosyal medya Bolu’da son dönemde artış gösteren akran zorbalığı vakalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt, "Akran zorbalığının sebebi aile tutumu ve sosyal medya" dedi. Bolu’da son zamanlarda artış gösteren ve dikkat çeken akran zorbalığı olaylarına ilişkin Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt değerlendirmelerde bulundu. Öğüt, zorbalığın temelinde yatan nedenlere değinerek, hatalı aile tutumları ile sosyal medyanın gençler ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkisine vurgu yaptı. Akran zorbalığıyla ilgili doğru mücadele yöntemleri hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Öğüt, mağdurların durum karşısında yalnız kalmaması gerektiğini hatırlattı. Zorbalıkla karşı karşıya kalındığında izlenmesi gereken yolları aktaran Öğüt, bu tür olaylara maruz kalanların mutlaka durumu aileleriyle paylaşması ve ilgili mercilerden profesyonel yardım alması gerektiğinin altını çizdi. "İlerleyen süreçte tutumlarımız çocuklarımızı etkilemeye başlıyor" Akran zorbalığını uygulayan çocukların, aileden gördüğü tutumları sergilediğinden bahseden Uzman Psikolog Çağın Mert Öğüt, "Bunun bir sürü faktörü olsa bile aslında iki maddeye ayırabiliriz. İlki, çocukların sosyal medya üzerinden maruz kaldığı içerikler diyebiliriz. İkincisi de aile tutumu. Çünkü ilerleyen süreçte tutumlarımız çocuklarımızı etkilemeye başlıyor. Çocuklar aslında o tutumların devamını getirerek bu şekilde davranan bireyler olmaya başlıyor. Çocukların ve gençlerin maruz kaldıkları içerikler için öncelikle bunların takip edilmesi gerekiyor. Maalesef her zaman takip etme yapılamayabiliyor. Burada çok önemli bir silahımız var; çocuklarımızla aramızdaki bağı koruyabilmek. Çocuğumuz, onu rahatsız eden ya da ona farklı gelen, ürkütücü gelen bir içerik gördüğü zaman gelip ailesiyle paylaşması ve bu bağı koruyabilmek elimizdeki en güçlü silah oluyor. Böylelikle takip edemediğimiz konularda çocukların güvenini kazanarak onların ne izlediklerini ya da nelere maruz kaldıklarını öğrenebiliyoruz" dedi. "Doğru yöntemlerle mücadele etmek çok önemli" Akran zorbalığı eğiliminde olan ve zorbalığa uğrayan çocuklarla ilgili doğru mücadele yöntemleri seçilmesi gerektiğini vurgulayan Çağın Mert Öğüt, "Öncelikle zorbalık yapan ya da zorbalığa maruz kalan şeklinde düşünebiliriz. Ailenin tutumları gayet yolunda olsa bile bazen çocuklar etkilendikleri durumda zorbalık davranışına başvurabiliyor. Burada mümkünse ailenin bu konuya destek vermesi, bu konuyu önemsemesi ve destek almaları çok faydalı olur. Zorbalığa uğrayan tarafta ise haklıyken haksız duruma düşmemek durumunu biz çok önemsiyoruz. Doğru yöntemlerle mücadele etmek çok önemli. Burada çocuk veya genç gerekli mercilerden yardım alabilir. Örneğin okul yönetiminden, rehberlik biriminden, öğretmeninden ve en önemlisi ailesine bu konuyu açarak bu konuda nasıl ilerlemesi ve nasıl bir tutum geliştirmesi gerektiğini yetkili mercilerle ve ailesiyle görüşmesi çok önemli olur" şeklinde konuştu. Sözlerinin sonunda çocuklara ve ailelere tavsiyelerde bulunan Çağın Mert Öğüt, "Çocukların, gençlerin maruz kaldığı içerikleri takip edebilmek çok önemli. Eğer takip edemiyorsak aramızdaki bağı güçlendirip onların bize bunları anlatması en önemli silahımız haline geliyor. Bağımızı kesinlikle güçlü tutmalıyız. Bununla beraber kendi tutumlarımızı gözden geçirmeliyiz. Ve çocuklarımızın tutumlarıyla ilgili bir yanlışlık gözlemliyorsak bununla ilgili gerekirse destek almalıyız" ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Türkiye sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten bir ülke haline gelme yolunda"
27 Şubat 2026 Cuma - 14:17 Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Türkiye sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten bir ülke haline gelme yolunda" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Türkiye sadece sağlık hizmetini sunan değil, sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten, tedavide yeni şeyler söyleyebilen bir ülke haline gelme yolunda" dedi. Bir dizi program için Kastamonu’ya gelen Bakan Memişoğlu, ilk olarak Valiliği ziyaret etti. Memişoğlu’nu burada Vali Meftun Dallı, Kastamonu milletvekilleri Serap Ekmekci ve Halil Uluay, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, Kastamonu Emniyet Müdürü Tamer Taş ve diğer protokol üyelerince karşılandı. Şeref defterini imzalayan Memişoğlu, Vali Dallı’dan şehirde yürütülen çalışmalar hakkında bilgiler aldı. Ziyaret sonrası açıklamada bulunan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 69’uncu il ziyaretini gerçekleştirdiğini belirterek, "Burada sağlıkla ilgili işleyişleri, sorunları, önerileri alacağız. Daha iyi sağlık hizmeti verebilmek için istişarelerde ve toplantılarda bulunacağız, ziyaretlerde bulunacağız. Aynı zamanda Kastamonu’muza çok büyük hizmet verecek 250 yataklı Kastamonu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanemizin de açılışını yapacağız. Valimize, milletvekillerimize bütün Kastamonu’ya bizi misafir ettikleri için teşekkür ediyoruz" dedi. Kastamonu’da sağlıklı hayat merkezleri ile aile sağlığı merkezleriyle ilgili planlarının olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Kastamonu’nun 2003 yılından beri bin 350 yatak kapasitesine ulaşan 400 yataklı Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesinin sağlıkla ilgili büyük hizmetler verildi. 2003 yılından beri sağlıkla ilgili Türkiye biliyorsunuz çok iyi yerlere ulaşmış durumda hizmet anlamında. Bugün Cumhurbaşkanımızın liderliğini artık sağlıklı Türkiye yüzyılı diyoruz. Koruyan, geliştiren, üreten sağlık hizmetleri diyoruz. O nedenle çalışmaya devam ediyoruz, üretmeye devam ediyoruz. Bugün aynı zamanda da Kastamonu’da Abana Devlet Hastanemizi açacağız. Abana Devlet Hastanesini de inşallah birkaç hafta içinde hazır hale gelecek. İnsanlarımıza orada da hizmet vereceğiz. Sağlıklı Hayat Merkezleri planlamamız var. Aile Sağlığı Merkezleri planlamamız var Kastamonu’da. Amacımız Kastamonu’da her türlü sağlık hizmeti verebilecek bir sağlık kapasitesine ulaşmak ve Kastamonu’dan başka illere hastalarımızın sağlıkla ilgili ihtiyacı için gitmesinin önüne kesmek. Bu nedenle de planlamalarımızı bu ne yönde yapıyoruz" diye konuştu. Türkiye’nin sağlık alanında önemli başarılara imza attığını vurgulayan Memişoğlu, "Özellikle koruyucu hizmetleri önemsediğimiz ve bedenimize sağlıklı kalmak için iyi bakmamız gerektiği için kötü alışkanlıklardan uzak durmamızı, bu konuda sağlık tesislerimiz, özellikle sağlık merkezlerimize ve aile hekimliklerimize insanlarımızın giderek eğer tütün kullanıyorsa veya kilosu varsa, bu konuda da bize destek vermelerini, onların sağlıklı kalması için uğraşan bütün sağlıkçılara ulaşıp onlarla beraber sağlıklı kalmalarını sürdürmelerini istiyoruz. Sağlıkla ilgili bugün Türkiye iyi yerlerde hizmet anlamında ama üretimi anlamında da çaba içindeyiz. Özellikle TÜSEP dediğimiz sağlık enstitülerimiz vasıtasıyla bugün üreten sağlık modelini de devreye aldık. Artık Türkiye sadece sağlık hizmetini sunan değil, sağlık teknolojisini üreten, kendi ilacını, molekülünü üreten, tedavide yeni şeyler söyleyebilen bir ülke haline gelme yolunda. Bunun için de çaba harcıyoruz. Ben bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sağlıklı bir toplum, huzurlu, mutlu bir toplum olmak dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum" ifadelerini kullandı.
"Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor"
27 Şubat 2026 Cuma - 13:16 "Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor" Dünyada yaygınlaşan tam kapalı omurga cerrahisinin bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında daha az ağrı ile düşük enfeksiyon riski sağladığı belirtiliyor. Uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde omurga ameliyatlarında felç kalma riskinin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade ediyor. Tam kapalı omurga cerrahisi, dünyada ve Türkiye’de son yıllarda giderek yaygınlaşan cerrahi teknikler arasında yer alıyor. Bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında tercih edilmeye başlanan yöntem, daha az ağrı ile uyanma, kısa hastanede kalış süresi ve düşük enfeksiyon riski gibi avantajlar sunuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Op. Dr. Cem Sever, VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Skolyoz ve Omurga Cerrahi Merkezi’nde özellikle uygun hasta seçimi yapıldığında kapalı omurga cerrahisi ile yüz güldüren sonuçlar alınabildiğini söyledi. Omurga ameliyatlarında en büyük risklerden biri olarak görülen felç kalma ihtimaline de değinen Op. Dr. Sever, gelişen cerrahi teknikler ve alınan önlemler sayesinde bu riskin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade etti. Op. Dr. Sever, endoskopik cerrahi yaklaşımın kas ve kemik dokuda daha az hasar oluşturduğunu, bu nedenle hastaların ameliyat sonrası rehabilitasyon sürecinin daha hızlı ilerleyebildiğini de belirtti. "Son 10 yılda dünyada çok popüler olan cerrahi teknik" Son 10 yılda dünyada tam kapalı omurga cerrahisi ameliyatlarının çok popüler olduğunu söyleyen Cem Sever, "Hastalarımızın bize en çok sorduğu soruların başında omurga ameliyatlarının kapalı yöntemlerle yapılıp yapılamadığı geliyor. Bazı omurga ameliyatları kapalı yöntemle yapılabiliyor. Bunların başında da özellikle disk cerrahisinde, özellikle lomber disk cerrahisinde, yani bel bölgesindeki bel fıtıklarının uygun olan hastalarda kapalı yöntemlerle bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Özellikle dünyada ve ülkemizde bu yöntemler son 10 yılda popüler hale gelmeye başlandı. Bu teknikler hastalar için birçok avantaja sahip" diye konuştu. "Klasik yöntemde mikroskop altında çalışıyoruz" Klasik olarak bel fıtığı cerrahisinde en çok uygulanılan yöntemin mikroskopik cerrahi olduğunu belirten Sever, "Mikroskop altında küçük insizyonlar kullanarak, belli kas kitlelerinin içerisinden geçerek fıtığı dışarı çıkartıyoruz. Bu teknikte değişen ne oldu? Artık çok daha az, hemen hemen hiç bir kas hasarı vermeden, çok az kemik dokuya zarar vererek, tamamıyla anatomik dokular arasından fıtığa ulaşıp fıtığı çıkartıyoruz" şeklinde konuştu. "Daha az ağrı, daha kısa hastane süresi" Kapalı omurga cerrahisinin avantajlarını anlatan Sever, "Operasyondan sonra hasta daha az ağrı ile uyanıyor. Ameliyat sonrası dönemde rehabilitasyonu çok daha hızlı gerçekleşebiliyor. Hastane kalış süresi çok daha kısa sürebiliyor. Bunun gibi birçok avantajlara sahip. Ameliyat süresi açık ameliyatla aynı. Ortalama 45 dakika- 1 saat arasında bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Teknik olarak farklı olan, biz hiçbir büyük cerrahi iz yapmadan, sadece çok küçük aletlerin girebileceği kadar yerlerden bu ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Çok daha az miktarda kanama oluyor. Dokulara daha az hasar veriyorsunuz. Bunun gibi birçok avantajı var. Her ameliyatın riski vardır ama çok küçük bir yara yerinden yaptığımız için diğer teknikle karşılaştığınızda enfeksiyon riski çok daha düşük oluyor. Bu teknikte sulu bir ortamda çalışıyorsunuz. Yani, yaranın içerisine siz dışarıdan su veriyorsunuz. Bu nedenle, enfeksiyon riski hemen hemen hiç yok denilebilir" ifadelerini kullandı. "Kameraya vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan girilerek hedef kitleye ulaşıyoruz" Fıtığı çıkartmak için belli anatomik bölgeler arasından girip disk bölgesine ulaşılması gerektiğini ifade eden Sever, "Disk bölgesine ulaştıktan sonra yırtılmış olan fıtıklaşmış kitleyi dışarı çıkartıyorsunuz. Bunun için belli başlı teknikler var. Dünyada hala en çok kullanılan teknik mikroskop altında yapılan tekniktir. Benim bahsettiğim teknik ise endoskopik teknik. Yani kamera vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan (cerrahi kesiklerden) girilerek sadece hedef kitleye ulaşıp oradan bu işlemi gerçekleştirme üzerine gerçekleşiyor" dedi. "Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladı" Endoskopik tekniğin Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Operatör Doktor Sever, "Dünyada en çok tekniği uygulayan ülke Güney Kore ve Japonya’dır. İlk kez orada bu tekniklerle ilgili adımlar atıldı. Bizim ülkemizde de son 10 yılda giderek artan sayıda bu yöntemle uğraşan meslektaşım var. Ancak Türkiye geneline baktığınız zaman bu ameliyatı yapabilen toplam merkez sayısı 10’u geçmez" diye konuştu. "Sadece fıtık değil, dar kanal da yapılabiliyor" Dar kanal ameliyatlarının da bu yöntemle yapıldığını söyleyen Cem Sever, "Eski teknikte dar kanalı yapabilmek için açık ameliyatı tercih etmek; vida koymak zorunda kalıyordunuz. Ama bu teknikle doğru hasta tercihinde bütün işlemi kapalı olarak gerçekleştirebiliyorsunuz ve anatomik dokulara hemen hemen hiç zarar vermiyorsunuz. Böylece hastanın şikayetlerinin yüzde 90’ını geçirmesini sağlamış oluyorsunuz. Omurga ameliyatlarındaki büyük risk felç kalmaktır. Ama artık yeni gelişen teknikler ve aldığımız önlemlerle felç kalma riski yok denecek kadar azdır. Bu durum açık ve kapalı ameliyatlarda geçerlidir" şeklinde konuştu.
"Ramazan’da 3 öğün beslenilmeli"
27 Şubat 2026 Cuma - 13:08 "Ramazan’da 3 öğün beslenilmeli" Diyetisyen Tuba Yıldırım, Ramazan’da doğru beslenme hakkında bilgilendirmelerde bulunarak, "Ramazan’da öğünlerinizi genel olarak iftar, ara öğün ve sahur şeklinde düzenleyebilirsiniz. Böylece gün içinde almanız gereken besin ögelerini üç öğüne bölmüş ve dengeli beslenmiş olursunuz" dedi. Ramazan ayında uzun saatler aç ve susuz kaldığımız ve beslenme düzenimizin oldukça değiştiği için bu dönemde dengeli beslenmenin büyük önem taşıdığını belirten Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Diyetisyen Tuba Yıldırım, "Ramazan’da öğünlerinizi genel olarak sahur, iftar ve ara öğün şeklinde düzenleyebilirsiniz. Böylece gün içinde almanız gereken besin ögelerini üç öğüne bölmüş ve dengeli beslenmiş olursunuz" diye konuştu. Sağlıklı beslenmenin hayatın her döneminde önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Dyt. Yıldırım, "Ramazan ayı uzun saatler aç ve susuz kaldığımız, beslenme düzenimiz oldukça değiştiği için bu dönemde dengeli beslenme büyük önem taşıyor. Normal günlerde, herhangi bir öğünde eksik aldığımız bir besin ögesini gün içinde ara öğünlerde veya diğer ana öğünlerde tamamlama fırsatımız oluyor. Ancak Ramazan ayında öğün sayımız sınırlanıyor. Dengeli beslenme her zaman çok önemli ama özellikle Ramazan ayında daha enerjik ve sağlıklı olabilmek için düzenli ve dengeli beslenme gereklidir" diye konuştu. Dyt. Yıldırım, Ramazan’da doğru beslenme önerilerini şöyle sıraladı: "Ramazan’da öğünlerinizi genel olarak sahur, iftar ve ara öğün şeklinde düzenleyebilirsiniz. Böylece gün içinde almanız gereken besin ögelerini üç öğüne bölmüş ve dengeli beslenmiş olursunuz. Sahur yapma alışkanlığı sayesinde hem açlık süreniz azalır hem de metabolizma hızınızı korumuş olursunuz. Sahurda yumurta, ceviz, peynir, avokado ve mevsim söğüşlerini içeren hafif bir kahvaltı veya yoğurt, yulaf, taze meyve, çiğ kuruyemişlerden hazırlanan sağlıklı bir kase tercih edebilirsiniz. İftar öğünü de en az sahur kadar önemlidir. Orucu bir hurma ve su ile açtıktan sonra çorba ve renkli bir salata ile devam edip, sonrasında ana yemeğe geçebilirsiniz. İftarda uzun açlık döneminden sonra midenizi hızlı bir şekilde doldurmak ani tansiyon ve şeker yükselmelerine, mide barsak rahatsızlıklarına sebep olduğu için iftardan sahura kadar öğün sayısını artırıp, aralıklarla beslenmeye özen gösteriniz. Tatlı seçiminizi iftardan hemen sonra yapmak yerine bir iki saat sonra ara öğün şeklinde hafif sütlü tatlılardan tercih etmek sağlıklı olacaktır. İftardan sonra tatlı isteklerinde kahve ve hurma ikilisi kan şekerini dengelemeye ve tatlı yeme ihtiyacını azaltmaya yardımcı olacaktır. Ramazan’da hareketsizlik, bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına neden olabilir. İftardan sonra bir saatlik yürüyüşler yapmak sindirimi kolaylaştırır. İftardan sahura kadar ortalama en az iki litre su içmelisiniz. Bir şişe soda ve bir bardak bitki çayı da sindirim sisteminize iyi gelecektir."
Tarama ve aşı hayat kurtarıyor
27 Şubat 2026 Cuma - 11:44 Tarama ve aşı hayat kurtarıyor Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlenen etkinlikte Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sabırlı ile Medikal Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Murat Keser, rahim ağzı kanseri, HPV aşısı ve pap smear testinin önemi hakkında bilgi verdi. Hafızalara kazınan etkinliğin moderatörlüğünü ise sevilen oyuncu Doğa Rutkay üstlendi. Her yıl binlerce kadının hayatını etkileyen rahim ağzı kanseri, doğru tarama ve aşı programlarıyla büyük oranda önlenebiliyor. Bu önemli başlık, Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Çeşme’de düzenlenen özel bir söyleşide uzman hekimler tarafından tüm yönleriyle değerlendirildi. Medicana Çeşme Tıp Merkezi tarafından, rahim ağzı kanserine karşı alınabilecek önlemler alanında uzman hekimlerce masaya yatırıldı. Moderatörlüğünü sevilen oyuncu Doğa Rutkay’ın yaptığı söyleşide Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sabırlı ve Medikal Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Murat Keser, rahim ağzı kanserine ilişkin hem bilgi verdi hem de akıllardaki soru işaretlerini giderdi. Erken tanıda tedavi başarısı artıyor Söyleşide rahim ağzı kanserinin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğu vurgulandı. Düzenli smear testleri ve HPV taramalarının erken tanıdaki hayati rolüne dikkat çekildi. Uzmanlar, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu belirtti. Kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemesi gerektiği ifade edildi. HPV’nin yalnızca kadınları değil, erkekleri de etkileyebilen yaygın bir virüs olduğu aktarıldı. Bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. HPV aşısının koruyuculuğu da ele alınan önemli başlıklar arasında yer aldı. Aşının 9-14 yaş aralığında iki doz olarak uygulanması öneriliyor. Daha ileri yaş gruplarında ise üç dozluk program tercih ediliyor. Uzmanlar, aşının hem kadınlar hem de erkekler için koruyucu olduğunu vurguladı. Toplum bağışıklığı için aşılama bilincinin yaygınlaşmasının önemine dikkat çekildi. HPV teşhisi sonrası izlem süreci ve tedavi seçenekleri de değerlendirildi. Erken müdahale ile vakaların büyük bölümünün kontrol altına alınabildiği belirtildi. Modern tedavi yöntemleri sayesinde hastaların günlük yaşamlarını büyük ölçüde sürdürebildiği ifade edildi. Tedavi sürecinde psikolojik destek ve düzenli takibin önemi özellikle vurgulandı.
Uzmanından Ramazan’da ağız ve diş sağlığı önerileri: "Ara yüz temizliği, diş fırçalama çok önemli"
- "İftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli"
27 Şubat 2026 Cuma - 11:41 Uzmanından Ramazan’da ağız ve diş sağlığı önerileri: "Ara yüz temizliği, diş fırçalama çok önemli" - "İftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli" Ramazan Ayı’nda ağız ve diş sağlığına ilişkin tavsiyelerde bulunan Dt. Eda Tınaş, "Uzun süreli açlık ve susuzluk sebebiyle tükürük azaldığı için hastalarda ağız kuruluğu meydana gelmekte. Tükürük azalmasına bağlı olarak diş eti enfeksiyonları, çürük miktarının artması ve inflamasyon görülebilmekte. Ramazan Ayı’nda iftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli. Ara yüz temizliği, diş fırçalama çok çok etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. Ramazan Ayı’nda beslenme düzeninin değişmesi ve uzun açlığın ağız ve diş sağlığını etkileyebildiğini aktaran uzmanlar, tavsiyelerde bulundu. Dr. Cinik Diş Kliniği’nden Dt. Eda Tınaş, ağız kokusuna karşı iftar ve sahur sonrası ağız ve diş bakımlarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. "Tükürük azaldığı için hastalarda ağız kuruluğu meydana gelmekte" Vatandaşlara önerilerde bulunan Dt. Eda Tınaş, "Uzun süreli açlık ve susuzluk sebebiyle tükürük azaldığı için hastalarda ağız kuruluğu meydana gelmekte. Kuruluk sebepli ağız içi PH’ı değişmekte ve mekanik temizlik azalmakta. Bu sebeple hastalarımızda dil yüzeyinin temizliği çok çok önemlidir. Hastalarımızın tükürük azalmasına bağlı olarak diş eti enfeksiyonları, çürük miktarının artması ve inflamasyon görülebilmekte. Ağız kokusu aslında multifaktöriyel bir sebeptir. Keton cisimlerinin veya anaerop bakterilerin aktivitesinin artması sebebiyle ağız kuruluğu ve kokusu meydana gelmektedir. Bu noktada dil yüzeyinin temizlenmesi oldukça önemlidir. Ramazan Ayı’nda iftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli. Asitli yiyeceklerin tüketimi sonrasında hastalarımızdan minimum yarım saat sonra dişlerini fırçalamasını istiyoruz. Ağız bakımı iyi olmayan hastalarda periodontitis( diş eti hastalığı) veya gingivitis dediğimiz rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Ağız kuruluğu, tükürüğün azalması sebebiyle hastalarımız yeterli, etkin bir mekanik temizlik de yapamamakta. Bu noktada ara yüz temizliği, diş fırçalama çok çok etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. "Ara yüz temizliği ve diş ipi kullanımı, fırçalamak önemli" Ramazan Ayı’nda ağız ve diş tedavilerin ilişkin konuşan Dt. Tınaş, "Hastalarımızın konforu ve sistemik durumlar sebebiyle tedaviler iftar sonrasına belki ertelenebilir. Tabi ki acil olan durumlar için anında tedavi yapılabilir. Çürük oluşumu aslında zaman, konak direnci ve tükürük yapısı birçok faktöre bağlıdır. Hastalarımız çok fazla şekerli, asitli gıdalar tükettiği zaman tabi ki bu risk artmaktadır. Ara yüz temizliği ve diş ipi kullanımı, diş fırçalamak önemli. Kibarca dil yüzeyinin de temizlenmesi etkili, ortalama diş fırçalama süresi 2 dakika kadar olmalı, çok fazla bastırarak sert fırçalamak da yanlış. Çok fazla yumuşak, etkin temizlemekten uzak durmak da yanlış orta derece diyebileceğimiz şekilde, diş etine zarar vermeden diş etinden dişe doğru fırçalayabilir. 6 ay ya da yılda bir diş hekimi kontrolü mutlaka öneriyoruz. Diş kanması aslında hastanın periodontol olarak bir problemi olduğunu gösterir. Diş eti sağlığı aslında diş sağlığı kadar önemli bir durumdur. Düzenli diş hekimi kontrolü sayesinde bu durum kontrol altına alınabilir. İftardan sonra biraz daha protein ağırlıklı rafine şekerlerden uzak şekilde beslenebilirler" dedi.