POLİTİKA
26 Mart 2026 Perşembe - 17:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, Ramazan ayında Türkiye’nin 81 vilayetinin dört bir yanında rahmet ve bereket mevsiminin manevi atmosferini Türk milletiyle beraber yaşadıklarını belirterek, Ramazan ayı boyunca bakanlar başta olmak üzere genel başkan yardımcıları, MKYK üyeleri, milletvekilleri ve tüm teşkilatlarla beraber tam kadro sahada olduklarını ifade etti. "Partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz herkesin başımızın üstünde yeri vardır" AK Parti’nin, Akif İnan’ın ‘Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri’ sözünün vücut bulmuş hali olduğunu söyleyen Erdoğan, "Kökü mazide gözü atide olan bu hareket evvel emirde bir vefa hareketidir. Çeyrek asırlık yolculuğumuzda biz daima bunu yaptık. Gençlerimizin heyecanı ve dinamizmiyle ak saçlılarımızın tecrübesi ve ferasetini harmanladık. Ağırbaşlılık, vakar ve olgunluk ile özgüveni, coşkuyu ve kabına sığmamayı aynı potada erittik. Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur. Bu davaya omuz vermiş bu harekete katkı sunmuş partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır" dedi. Şehit aileleri, gaziler, yaşlı ve engelli vatandaşlar ile Sosyal Politikalar Başkanlığı aracılığıyla iftar ve sahurlarda bir araya geldiklerini aktaran Başkan Erdoğan, Kadın ve Gençlik Kolları aracılığıyla üniversitelerde gerçekleştirilen iftarlarla yaklaşık 500 bin genç ile Ramazan sevincini yaşadıklarını kaydetti. "Belediyelerimiz 10 milyon insanımızın kalbine dokundu" ‘İftara Beş Kala’ geleneğiyle 1 milyon 170 bin kumanyayı iftara yetişemeyenlere ulaştırdıklarını belirten Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek istişare ettik. 86 milyonun birlik ve beraberliğini güçlendirirken, AK Parti olarak imar ve ihya sürecindeki komşumuz Suriye’yi de elbette unutmadık. Belediyelerimizin ve teşkilatlarımızın kurduğu iftar sofralarında 250 bin Suriyeli kardeşimizin oruçlarını açmasına vesile olduk. Belediyelerimiz; yardım kolileri, alışveriş kartları, iftar programları, maddi destekler ve diğer çalışmalarıyla 10 milyon insanımızın kalbine dokundu. Sadece ‘Gönül Sofraları’ programıyla bir milyonu aşkın haneye gittik. Ramazan-ı Şerif’te Avrupa başta olmak üzere gurbeti sılaya çevirmiş vatandaşlarımızı da ihmal etmedik. Düzenlediğimiz çeşitli programlarla onların da bu mübarek ayın manevi ikliminden istifade etmesini sağladık" diye konuştu. "Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor" İsrail’in kışkırtmaları sonucu 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan savaşın bölgeyi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor. Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor. Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor. Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir" açıklamasında bulundu. "Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız" "Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "İsfahan’da, Tebriz’de, Tahran’da dökülen gözyaşlarının Erbil’de, Amman’da, Bağdat’ta, Beyrut’ta, Sana’da, Doha’da, Riyad’da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali, Ömer, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran’da ister körfezde olsun atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebi ile kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi? Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız." "Bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları yeniden açmayı doğru bulmuyoruz" Türkiye’nin ve Türk milletinin iyi günde dost ve kardeş bildiği halkları kötü günde yalnız bırakmayacağına dikkati çeken Erdoğan, "Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyiz. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm’in bölgemizi hedef alan böl, parçala, yönet planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz. Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız, derdimiz, hüznümüz bir oldu. Sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum" ifadelerine yer verdi. "Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" Başkan Erdoğan, savaş’ın İsrail’in savaşı olmasına rağmen ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanların ardından tüm insanlığın ödediğini belirterek, "Netenyahu hükümeti sadece komşumuz İran’ı hedef almıyor. Lübnan’ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor. İşgal güçlerinin saldırılarında iki Mart’tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden, yurdundan edinmiştir. İsrail, Suriye’yi de rahat bırakmıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı 27 gündür kapalı tutuyor. İsrail’in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa’da 1967’den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi. Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce iki milyar Müslüman’ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. Hangi bahaneyle olursa olsun Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" şeklinde konuştu. "Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır" "İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi asli vazifemizdir" Mescid-i Aksa’ysa sahip çıkmanın insanlığın gereği olduğunu aktaran Erdoğan, "Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil; ‘Vicdan aklını koruyabilen her insanın sadece Filistin’de değil bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkum etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir’ diye anlatıyor. Şimdi tutsak El-Aksa bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor. Tutsak Kudüs’e borcumuz Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Ben de bugün diyorum ki Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır. Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi sesini yükseltmesi olabilecek en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir. Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz" diye konuştu. "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Türkiye’nin bölgenin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yana olduğunu dile getiren Erdoğan, "Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında milletimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının gayet farkındadır" "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir. Doğru bir politika izlemektedir. Hem kardeş İran halkı hem kardeş körfez ülkeleri hem de tüm dünya bunun bilincindedir. Her zeminde de Türkiye’nin tavrından övgüyle bahsediyorlar. Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin; milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamd ediyor, ‘iyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor’ diyorlar. Milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız. Türkiye Partisi olmayı bir türlü beceremeyen CHP’nin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeyeceğiz. CHP aktörlerce körüklenen savaş çığırtkanlıklarına kulak asmayacağız. Gelinen noktada ana muhalefetin başındaki zatın aklı ile dili arasındaki bağ kopmuş, söylemlerinde tutarlılık kalmamış siyasi itibarı tamamen sıfırlanmıştır. Vesayet altında olduğu kamuoyunca bilinen bir şahsın Türkiye’nin dik ve dirayetli duruşuna dil uzatması ise kara mizah örneğidir. Ufku ve vizyonu dar olanların bizi anlamasını zaten beklemiyoruz. Dikkat ederseniz CHP Genel Başkanı’nı artık kendi seçmeni bile kale almıyor. Türk dış politikasına getirdiği eleştirilere en başta CHP’li vatandaşlarımız gülüp geçiyor. Ona buna sataşarak siyasette itibar devşirmeye çalışan bu zavallıyı biz bir kez daha kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz." "Önceliğimiz savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden halkımızı korumaktır" Önceliklerinin savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden Türk halkını korumak olduğunu bildiren Erdoğan, "Belirsizliğin ve tedirginliğin küresel düzeyde tırmandığı mevcut şartlarda piyasalarda dalgalanmaların yaşanmasını doğal karşılıyoruz. Dönemsel sıkıntılarımız olabilir. Geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Dönemsel ya da küresel şoklar sebebiyle ortaya çıkan durumlar Allah’ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız. İnşallah eninde sonunda menzile vasıl olacağız. Türkiye ekonomisi hamdolsun bu güce, bu kapasiteye ve dayanıklılığa fazlasıyla sahiptir. 23 yıl boyunca karşılaştığı onca engele, bölgesinde yıllardır eksik olmayan krizlere ve çatışmalara, içeride FETÖ’den belediyeleri haraca ve rüşvete bağlayan suç örgütlerine kadar nice kifayetsiz muhteristen yediği darbelere rağmen yıkılmayan, sendelemeyen tam tersine kaya gibi sağlam duran bir Türkiye gerçeği var. Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik, barış, adalet, barışı savunanlar olacak. Kazanan AK Parti ve Cumhur İttifakı gibi zor zamanda yine tarihin doğru tarafında akıl, izan ve vicdanın safında yer alanlar olacak. Hem ülkemiz içinde hem de bölgemizde dengeli, mutedil ve makul siyaset çizgisinden ayrılmayacağız" açıklamasında bulundu.
26 Mart 2026 Perşembe - 16:51 Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, Ramazan ayında Türkiye’nin 81 vilayetinin dört bir yanında rahmet ve bereket mevsiminin manevi atmosferini Türk milletiyle beraber yaşadıklarını belirterek, Ramazan ayı boyunca bakanlar başta olmak üzere genel başkan yardımcıları, MKYK üyeleri, milletvekilleri ve tüm teşkilatlarla beraber tam kadro sahada olduklarını ifade etti. "Partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz herkesin başımızın üstünde yeri vardır" AK Parti’nin, Akif İnan’ın ‘Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri’ sözünün vücut bulmuş hali olduğunu söyleyen Erdoğan, "Kökü mazide gözü atide olan bu hareket evvel emirde bir vefa hareketidir. Çeyrek asırlık yolculuğumuzda biz daima bunu yaptık. Gençlerimizin heyecanı ve dinamizmiyle ak saçlılarımızın tecrübesi ve ferasetini harmanladık. Ağırbaşlılık, vakar ve olgunluk ile özgüveni, coşkuyu ve kabına sığmamayı aynı potada erittik. Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur. Bu davaya omuz vermiş bu harekete katkı sunmuş partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır" dedi. Şehit aileleri, gaziler, yaşlı ve engelli vatandaşlar ile Sosyal Politikalar Başkanlığı aracılığıyla iftar ve sahurlarda bir araya geldiklerini aktaran Başkan Erdoğan, Kadın ve Gençlik Kolları aracılığıyla üniversitelerde gerçekleştirilen iftarlarla yaklaşık 500 bin genç ile Ramazan sevincini yaşadıklarını kaydetti. "Belediyelerimiz 10 milyon insanımızın kalbine dokundu" ‘İftara Beş Kala’ geleneğiyle 1 milyon 170 bin kumanyayı iftara yetişemeyenlere ulaştırdıklarını belirten Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek istişare ettik. 86 milyonun birlik ve beraberliğini güçlendirirken, AK Parti olarak imar ve ihya sürecindeki komşumuz Suriye’yi de elbette unutmadık. Belediyelerimizin ve teşkilatlarımızın kurduğu iftar sofralarında 250 bin Suriyeli kardeşimizin oruçlarını açmasına vesile olduk. Belediyelerimiz; yardım kolileri, alışveriş kartları, iftar programları, maddi destekler ve diğer çalışmalarıyla 10 milyon insanımızın kalbine dokundu. Sadece ‘Gönül Sofraları’ programıyla bir milyonu aşkın haneye gittik. Ramazan-ı Şerif’te Avrupa başta olmak üzere gurbeti sılaya çevirmiş vatandaşlarımızı da ihmal etmedik. Düzenlediğimiz çeşitli programlarla onların da bu mübarek ayın manevi ikliminden istifade etmesini sağladık" diye konuştu. "Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor" İsrail’in kışkırtmaları sonucu 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan savaşın bölgeyi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor. Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor. Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor. Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir" açıklamasında bulundu. "Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız" "Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "İsfahan’da, Tebriz’de, Tahran’da dökülen gözyaşlarının Erbil’de, Amman’da, Bağdat’ta, Beyrut’ta, Sana’da, Doha’da, Riyad’da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali, Ömer, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran’da ister körfezde olsun atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebi ile kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi? Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız." "Bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları yeniden açmayı doğru bulmuyoruz" Türkiye’nin ve Türk milletinin iyi günde dost ve kardeş bildiği halkları kötü günde yalnız bırakmayacağına dikkati çeken Erdoğan, "Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyiz. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm’in bölgemizi hedef alan böl, parçala, yönet planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz. Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız, derdimiz, hüznümüz bir oldu. Sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum" ifadelerine yer verdi. "Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" Başkan Erdoğan, savaş’ın İsrail’in savaşı olmasına rağmen ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanların ardından tüm insanlığın ödediğini belirterek, "Netenyahu hükümeti sadece komşumuz İran’ı hedef almıyor. Lübnan’ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor. İşgal güçlerinin saldırılarında iki Mart’tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden, yurdundan edinmiştir. İsrail, Suriye’yi de rahat bırakmıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı 27 gündür kapalı tutuyor. İsrail’in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa’da 1967’den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi. Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce iki milyar Müslüman’ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. Hangi bahaneyle olursa olsun Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" şeklinde konuştu. "Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır" "İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi asli vazifemizdir" Mescid-i Aksa’ysa sahip çıkmanın insanlığın gereği olduğunu aktaran Erdoğan, "Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil; ‘Vicdan aklını koruyabilen her insanın sadece Filistin’de değil bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkum etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir’ diye anlatıyor. Şimdi tutsak El-Aksa bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor. Tutsak Kudüs’e borcumuz Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Ben de bugün diyorum ki Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır. Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi sesini yükseltmesi olabilecek en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir. Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz" diye konuştu. "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Türkiye’nin bölgenin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yana olduğunu dile getiren Erdoğan, "Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında milletimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının gayet farkındadır" "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir. Doğru bir politika izlemektedir. Hem kardeş İran halkı hem kardeş körfez ülkeleri hem de tüm dünya bunun bilincindedir. Her zeminde de Türkiye’nin tavrından övgüyle bahsediyorlar. Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin; milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamd ediyor, ‘iyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor’ diyorlar. Milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız. Türkiye Partisi olmayı bir türlü beceremeyen CHP’nin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeyeceğiz. CHP aktörlerce körüklenen savaş çığırtkanlıklarına kulak asmayacağız. Gelinen noktada ana muhalefetin başındaki zatın aklı ile dili arasındaki bağ kopmuş, söylemlerinde tutarlılık kalmamış siyasi itibarı tamamen sıfırlanmıştır. Vesayet altında olduğu kamuoyunca bilinen bir şahsın Türkiye’nin dik ve dirayetli duruşuna dil uzatması ise kara mizah örneğidir. Ufku ve vizyonu dar olanların bizi anlamasını zaten beklemiyoruz. Dikkat ederseniz CHP Genel Başkanı’nı artık kendi seçmeni bile kale almıyor. Türk dış politikasına getirdiği eleştirilere en başta CHP’li vatandaşlarımız gülüp geçiyor. Ona buna sataşarak siyasette itibar devşirmeye çalışan bu zavallıyı biz bir kez daha kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz." "Önceliğimiz savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden halkımızı korumaktır" Önceliklerinin savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden Türk halkını korumak olduğunu bildiren Erdoğan, "Belirsizliğin ve tedirginliğin küresel düzeyde tırmandığı mevcut şartlarda piyasalarda dalgalanmaların yaşanmasını doğal karşılıyoruz. Dönemsel sıkıntılarımız olabilir. Geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Dönemsel ya da küresel şoklar sebebiyle ortaya çıkan durumlar Allah’ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız. İnşallah eninde sonunda menzile vasıl olacağız. Türkiye ekonomisi hamdolsun bu güce, bu kapasiteye ve dayanıklılığa fazlasıyla sahiptir. 23 yıl boyunca karşılaştığı onca engele, bölgesinde yıllardır eksik olmayan krizlere ve çatışmalara, içeride FETÖ’den belediyeleri haraca ve rüşvete bağlayan suç örgütlerine kadar nice kifayetsiz muhteristen yediği darbelere rağmen yıkılmayan, sendelemeyen tam tersine kaya gibi sağlam duran bir Türkiye gerçeği var. Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik, barış, adalet, barışı savunanlar olacak. Kazanan AK Parti ve Cumhur İttifakı gibi zor zamanda yine tarihin doğru tarafında akıl, izan ve vicdanın safında yer alanlar olacak. Hem ülkemiz içinde hem de bölgemizde dengeli, mutedil ve makul siyaset çizgisinden ayrılmayacağız" açıklamasında bulundu.
26 Mart 2026 Perşembe - 16:46 TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı Dönmez: "Türkiye, yapay zeka çağında edilgen bir ülke olmayacaktır" TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, "Türkiye, yapay zeka çağında edilgen bir ülke olmayacaktır" dedi. Dönmez, TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı rapor ile ilgili basın toplantısı düzenledi. Komisyonun kuruluş süreci, çalışma dönemi ve raporun hazırlanış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dönmez, "Bugün burada yalnızca bir raporun tamamlanışını değil; Türkiye’nin dijital çağdaki konumuna dair stratejik bir iradenin somutlaşmasını konuşuyoruz çünkü yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji başlığı değildir. Yapay zeka; ekonomik rekabetin belirleyicisi, ulusal güvenliğin çarpanı, toplumsal dönüşümün hızlandırıcısıdır. Ve en önemlisi; veri çağında egemenliğin yeni tanımıdır. Raporumuzun temel yaklaşımı nettir: Türkiye, yapay zeka alanında sadece uygulayıcı ya da tüketici değil; geliştiren, düzenleyen ve küresel normlara katkı sunan bir aktör olmalıdır. Bir G20 üyesi olarak hedefimiz yalnızca ekonomik büyüklüğümüzle ilk 20 içinde yer almak değildir. Hedefimiz; teknoloji üretim kapasitemiz, dijital altyapımız ve insan kaynağımızla da ilk 20 içinde kalıcı bir şekilde konumlanmaktır. Bu bir prestij meselesi değildir. Bu; rekabet gücü, stratejik bağımsızlık ve gelecek vizyonu meselesidir. Biz, ‘Teknolojiyi tüketen değil, üreten Türkiye’ idealini yapay zeka alanında da hayata geçirmek istiyoruz" ifadelerini kullandı. Yapay zekanın büyük fırsatlar sunduğu kadar ciddi riskler de barındırdığını vurgulayan Dönmez, "Algoritmik ayrımcılık, veri güvenliği ihlalleri, mahremiyet sorunları, istihdam dönüşümü ve etik sınırlar; mutlaka doğru yönetişim mekanizmalarıyla ele alınmalıdır. Komisyonumuz; etik standartların belirlenmesi, risk temelli regülasyon modeli geliştirilmesi ve kurumsal koordinasyonun güçlendirilmesi yönünde somut öneriler ortaya koymuştur. Bizim yaklaşımımız yasaklayıcı değil; düzenleyici ve dengeleyicidir. Amacımız inovasyonu boğmak değil; güven ortamı oluşturarak sürdürülebilir bir ekosistem inşa etmektir" dedi. "Türkiye, yapay zeka çağında edilgen bir ülke olmayacaktır" Yapay zeka alanında atılacak her adımın insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri, adaleti ve şeffaflığı merkeze almak zorunda olduğunu dile getiren Dönmez, "Bu rapor; teknolojik ilerleme ile demokratik değerler arasında güçlü bir denge kurma çabasının ürünüdür. Komisyon çalışmalarımız boyunca gördüğüm en kıymetli husus şudur: Türkiye’nin geleceği söz konusu olduğunda, ortak akıl ve ortak sorumluluk bilinci güçlüdür. Bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça ifade etmek isterim; Türkiye, yapay zeka çağında edilgen bir ülke olmayacaktır. Türkiye, dijital dönüşümün sadece tüketicisi değil; üreticisi ve düzenleyicisi olacaktır. Türkiye, insan odaklı yapay zeka yaklaşımıyla bölgesel bir güçten küresel bir öncüye doğru kararlılıkla ilerleyecektir" şeklinde konuştu.
AK Parti Milletvekili Ayhan Gider: Gazetecilik, şehrin hafızasını tutma ve toplumsal meselelere yön verme sanatıdır
10 Ocak 2026 Cumartesi - 14:01 AK Parti Milletvekili Ayhan Gider: Gazetecilik, şehrin hafızasını tutma ve toplumsal meselelere yön verme sanatıdır AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü için, "Kalemini ve kamerasını memleketimiz için kullanan, mesleki ilkelerinden ödün vermeden gece gündüz çalışan tüm gazeteci dostlarımı tebrik ediyorum" dedi. AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü mesajı yayınladı. Milletvekili Ayhan Gider, "Değerli basın mensubu arkadaşlarım, kıymetli dostlar; gazetecilik, sadece bir haber aktarma işi değil; şehrin hafızasını tutma ve toplumsal meselelere yön verme sanatıdır. Günün ilk ışıklarından gece yarısına kadar, Çanakkale’mizin her bir köşesinde verdiğiniz o görünmez emeğin, şehrimizin ortak aklına sunduğu katkı her türlü takdirin üzerindedir" dedi. Milletvekili Gider, günün anlam ve önemine değindiği mesajına şöyle devam etti: "Sizler; kamuoyunun doğru bilgiye ulaşma hakkının sahadaki en güçlü temsilcilerisiniz. Bizlerin de en yakın mesai arkadaşları olarak, objektif bakış açınızla ve yapıcı eleştirilerinizle siyasetin ve toplumun dinamizmine güç katıyorsunuz. Emekle yoğrulan, her satırında bir gayret barındıran bu değerli mesleğin tüm paydaşlarının yanındayız. Bu vesileyle, kalemini ve kamerasını memleketimiz için kullanan, mesleki ilkelerinden ödün vermeden gece gündüz çalışan tüm gazeteci dostlarımı tebrik ediyorum. Şehrimizin sesini dünyaya duyurduğunuz nice başarılı yıllarınız olsun."
Başkan Kurnaz: "İlkadım Belediyesi, borçsuz ve güçlü bir belediye haline geldi"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 13:22 Başkan Kurnaz: "İlkadım Belediyesi, borçsuz ve güçlü bir belediye haline geldi" Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen programda konuşan İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz, görevde oldukları 21 aylık süreçte belediyeyi borçsuz ve güçlü bir yapıya kavuşturduklarını söyledi. 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti tarafından, İlkadım Belediyesi ev sahipliğinde Ihlamur Kafe’de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir program düzenlendi. Programın açılışında konuşan ve basın mensuplarının gününü kutlayan Başkan İhsan Kurnaz, "Gazeteciler, şehirlerin dinamik kalmasını sağlayan kişilerdir. Gazetecilerin güçlü olması, aynı zamanda şehrin dinamizmini de artırır. Doğru bilgiye ulaşılması noktasında gazeteciler çok önemli görevler ifa ediyor. Bu nedenle 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum" dedi. "İlkadım Belediyesi, borçsuz ve güçlü bir belediye haline geldi" Görevde olduğu 21 aylık süreci değerlendiren İlkadım Belediye Başkanı Kurnaz, "İlkadım Belediyesi’nde 21 ayı doldurduk. Bu sürede milletin her kuruşu millete geri döndü. Belediyemizin her kuruşunu geçmiş borçların ödenmesinde, araç-gereçlerin yenilenmesinde ve eksiklerin tamamlanmasında kullandık. Şu anda belediyemizin günü geçmiş tek bir lira borcu yok. Vergi dairesine, SGK’ya ve piyasaya borcumuz bulunmuyor. Bu, İlkadım tarihinde hiç olmamıştır. Biz piyasa borçlarını dahi günü gelmeden ödüyoruz. Belediyemizin şirketinin SGK’ya çok küçük bir borcu var, onu da kısa sürede temizleyeceğiz. Vergi dairesine borcu yok. Kısa sürede İlkadım Belediyesi, şirketiyle birlikte cebinde parası olan, yaptığı işi peşin yapan, kredi kullanmayan bir belediye olacak. Zaten şu anda da bu durumdayız. Yapılan projelerin parasını önceden ayırıyoruz ve bu sayede büyük iskontolar alıyoruz. Önemli bir noktaya geldik. Gazi Caddesi’nde esnafa verdiğimiz sözü tuttuk. Önce ışıklandırmasını yaptık, şimdi de yolunu tamamladık. Gazi Parkı’nı yeniliyoruz. Parkı yeni çehresiyle vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız. Bunların tamamının ödeneğini ayırdık. Göreve geldiğimiz günden bu yana 55 araç aldık. Bunların 38’ini İller Bankası’ndan kredi kullanarak temin ettik. Bunun dışında tek bir lira kredi kullanmadık. Ödediğimiz borçları ve hayata geçirdiğimiz projeleri kendi kaynaklarımızla yaptık. Borçlanmadan bu hizmetleri yerine getirdik. Bazı arkadaşlar gelirlerin yarıdan fazlasının İller Bankası’na kesildiğini söylüyor. Elbette kesilir; sıkışılan her dönemde bankadan kredi kullanılırsa ve geri ödenmezse alacaklara temlik konur. Biz güçlü bir belediye haline geldik. Bundan sonra da projelerimizi uygun maliyetlerle, İlkadımlı hemşehrilerimin parasını en iyi şekilde kullanarak yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu. Gazetecilerin ağır şartlar altında çalıştığını dile getiren Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yusuf Ziya Çakır ise yaptığı konuşmada, "Gazetecilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve kanunlardan kaynaklanan sıkıntılarının giderilmesi, bize göre acil çözüm bekleyen sorunların başında gelmektedir. Basın çalışanlarının özgür bir ortamda, yansız haber yapabilmelerini sağlayacak ve çalışma şartlarını iyileştirecek düzenlemeler, karşılaşılan güçlükleri azaltarak daha verimli çalışma ortamlarına zemin hazırlayacaktır. Her türlü zorluğa rağmen gazetecilik ilkelerinden ödün vermeden görevlerini yerine getiren meslektaşlarımız her türlü takdiri hak etmektedir. Mesleğimizin kutsallığının da altını çizerek tüm meslektaşlarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum" ifadelerini kullandı. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
CHP Genel Başkanı Özel PMD’yi ziyaret etti
10 Ocak 2026 Cumartesi - 13:09 CHP Genel Başkanı Özel PMD’yi ziyaret etti CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla PMD’yi ziyaret etti. Özel, 2025 yılının Türkiye için de demokrasi için de gazeteciler için de zor bir yıl olduğunu söyledi. Özel, "Yasama süreçlerinde itiraz ettiğimiz dezenformasyon yasasının, çok sayıda meslektaşınız açısından ve halkın haber alma hakkı açısından ne büyük kısıtlamalara sebebiyet verdiği ne zorluklar yaşattığını da hep birlikte gördük" dedi. Özel CHP millertvekillerinin eylemine ilişkin olarak, "Son dönemlerde emeklilerin sayılarının arttığını görüyoruz. Hatta emeklilere seslendiğimde ellerini kaldırdığımda miting meydanlarında yüzde 70’e yakın emeklinin bulunduğunu da görüyoruz. Emeklilerin öfkesini çok gördüm. Ama gözlerinde bu kadar öfkeyle dolu bir ateşi ilk kez görüyorum. Meclis hafta sonu tatiline çıkarken, Meclisi kapatmama ve buraya dikkat çekmeye yönelik olarak emekliler için Meclis’te oturma eylemi başlatmayı uygun gördük. Bu nöbet sürüyor. Dün AK Parti Grup Başkanı kanun teklifini sundu ve açıkladı. Gerçekten kamera şakası gibiydi. Yani Meclis’te kameralar önünde adeta emeklilere kamera şakası yaptılar. Bir yasama faaliyeti beklenirken bir yasak savma faaliyetine girmişler" şeklinde konuştu. Son yapılan operasyonlara yönelik soruya Özel, "19 Mart operasyonundan sonra önce ilk bir ay geçti ve bir ayın sonunda toplumun yüzde 55’i bunun siyasi olduğunu düşünüyordu. Yüzde 25’i hukuki olduğunu düşünüyordu. Toplumun yüzde 20’si de görüş bildirmiyordu. 9 ay boyunca, bir propaganda yaptılar ve dediler ki iddianame çıksın bak neler olacak ve iddianame içinde olacağını söyledikleri bir sürü şey söylediler. Biz bunlar iddianamede olamaz. Bu tamamen yalan. Algı operasyonu diyerek bu süreyi geçirdik. Iddianame çıktı, biz haklı çıktık. Yani ne beş yüz altmış milyar yolsuzluk çıktı. Ne bavullarda para var çıktı. Ne parkenin altından 2 milyon euro değil 2 kuruş bile çıkmadı" diye konuştu. 13 milyon kişiyle mitingler yaptıklarını belirtren Özel, "Bunun siyasi olmadığına dair bu dava üzerinden ispat ve ikna imkanı yoksa çok sayıda toplum kesimine operasyon yapılsın ve bakın sadece CHP değil, topçusuna da yapılıyor, popçusuna da yapılıyor. Şikeye de yapılıyor, bahise de yapılıyor, uyuşturucu operasyonu da yapılıyor. Kimsenin gözünün yaşına bakılmıyor. İşte iktidara yakın gazetecilerle yapılıyor gibi bir algı yaptılar. Otuz tane toplumda özellikle de muhalif kimliğiyle önüne çıkmış sanatçıyı götürüyorlar. 15 gün sonra üçünün ben geri kalan 27’si hangi yirmi yedisi aklandı da üçü suçlu? Kimse bilmiyor. İsimler ilan edilse de bilmiyor. 15 gün boyunca aynı görüntü günde 900 kere ekrandan geçiyor. Burada iki yandaş, bunda iki yandaş 900 kere aynı görüntü dönüyor. Sonra bunların üçünde dördünde çıktı. 26’sı masummuş. O 26’sının çoluğu, çocuğu, ailesi, toplumdaki itibarı. Aynı şey gazetecilik mesleği için geçerli" ifadelerini kullandı.
Bakan Uraloğlu: "Hızlı tren projesi tamamlandığında Ankara-Samsun arası 2,5 saate düşecek"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:48 Bakan Uraloğlu: "Hızlı tren projesi tamamlandığında Ankara-Samsun arası 2,5 saate düşecek" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "293 kilometre uzunluğundaki Ankara-Kırıkkale-Çorum-Samsun Hızlı Tren Hattı’nın ilk etabı olan 120 kilometrelik Kırıkkale-Çorum kesiminde yapım çalışmalarına başladık. Bu proje, Ankara merkezli olarak Türkiye’nin kuzeyine yapılan ilk hızlı tren yolcu taşımacılığı projesi olarak tarihe geçmiştir. Proje tamamlandığında Ankara-Samsun arası 2,5 saate düşecek, yılda 12 milyon yolcu ve 14 milyon ton yük taşınacaktır" dedi. Bakan Abdulkadir Uraloğlu, Samsun’da Yeşilkent Kavşağı’nın açılış törenine katıldı. Uraloğlu, törende yaptığı konuşmada, kentin ulaşım altyapısına yönelik yatırımların artarak süreceğini belirterek, Yeşilkent Kavşağı sayesinde şehir içi trafiğin rahatlayacağını ve yıllık 645 milyon liralık tasarruf sağlanacağını söyledi. Yeşilkent Kavşağı’nın açılışı için bir araya geldiklerini ifade eden Bakan Uraloğlu, törenin ardından Samsun Batı Çevre Yolu’nun temel atma törenini de gerçekleştireceklerini açıkladı. Batı Çevre Yolu’nun uzun yıllardır beklenen büyük bir proje olduğunu vurgulayan Uraloğlu, ilk kazmanın vurulmasıyla Samsunlulara yeni bir müjde daha verileceğini dile getirdi. Samsun’a yönelik hizmetlerin hız kesmeden devam ettiğini belirten Uraloğlu, kentin güçlü ekonomik yapısı ve nüfus yoğunluğu nedeniyle bölge içi ulaşımın yanı sıra doğu-batı ve kuzey-güney transit koridorlarında vazgeçilmez bir geçiş noktası haline geldiğini ifade etti. Samsun’daki yatırımlarından bahseden Uraloğlu, "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak son 24 yılda Samsun’un ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 91 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik. 2002 yılında 120 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 321 kilometreye çıkardık. Bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol ağını 119 kilometreden 396 kilometreye yükselttik. Sinop’a ve Sarp’a bölünmüş yollarla bağlanarak Karadeniz Sahil Yolu’nun bütünlüğünü sağladık. Amasya, Çorum ve Ankara’ya bölünmüş yollarla bağlanarak Samsun’dan tüm İç Anadolu Bölgesi’ne konforlu ve güvenli ulaşımı tesis ettik" bilgilerini verdi. Samsun’da devam eden karayolu projelerine de değinen Bakan Uraloğlu, "Samsun Şehir Hastanesi Yolu, Havza-Vezirköprü Yolu, Çarşamba-Salıpazarı Bağlantı Yolu ve Ladik-Taşova Yolu’nun da aralarında bulunduğu 10 karayolu projemizde çalışmalar sürüyor. Bu projelerin en önemlilerinden biri olan Yeşilkent Kavşağı’nın açılışını yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz" diye konuştu. Yeşilkent Kavşağı’nın önemine dikkat çeken Uraloğlu, "Orta ve Doğu Karadeniz’in Ankara-İstanbul bağlantısında stratejik bir konumda bulunan ve Atakum ile İlkadım ilçeleri arasında önemli bir geçiş noktası olan Yeşilkent Kavşağı, günlük ortalama 50 bine yakın araç trafiğiyle en yoğun noktalardan biri haline gelmişti. Bu nedenle kavşağımızı, kollarıyla birlikte toplam 9 kilometre uzunluğunda, bitümlü sıcak karışım kaplamalı olarak modern standartlarda yeniden düzenledik" ifadelerini kullandı. Uraloğlu, şöyle devam etti: "Proje kapsamında 172 metre uzunluğunda 2 altgeçit köprüsü, 318 metre uzunluğunda 2 ilave köprü ve 29 metre uzunluğunda 1 üstgeçit köprüsü inşa ettik. Böylece bu güzergahta kesintisiz, hızlı ve konforlu bir trafik akışı sağladık. Atakum ve İlkadım arasındaki ulaşımı rahatlattık, Doğu Karadeniz’den Ankara ve İstanbul’a giden transit trafiğin standardını yükselttik. Trafik güvenliğini artırdık, kazaları minimize ettik. Yeşilkent Kavşağı sayesinde zamandan 600 milyon lira, akaryakıttan 45 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 645 milyon lira tasarruf sağlayacağız. Ayrıca yıllık 2 bin 700 ton karbon salınımını azaltarak Samsun’umuzun doğasını korumaya katkıda bulunacağız." Samsun’da demiryolu yatırımlarının da sürdüğünü belirten Bakan Uraloğlu, "Samsun’da sadece karayolu yatırımlarıyla sınırlı kalmıyoruz. İlimizden geçen demiryolu hattının tamamını yeniledik. Türkiye’nin en büyük demiryolu modernizasyon projelerinden biri olan Samsun-Sivas hattını tamamen yenileyerek sinyalli hale getirdik. Gelemen’de 258 bin metrekarelik lojistik merkezi hizmete aldık ve lojistik sektörüne 1,1 milyon ton ilave kapasite kazandırdık. Gelemen Lojistik Köyü ile Tekkeköy Lojistik Köyü arasındaki yaklaşık 7 kilometrelik iltisak hattını tamamlayarak iki lojistik merkezimizi entegre ettik. Havza OSB’yi demiryolu ağına bağlayacak yaklaşık 3 kilometrelik iltisak hattının yapımına da başladık" ifadelerini kullandı. Ankara-Samsun hızlı tren projesi Hızlı tren projelerine de değinen Uraloğlu, "293 kilometre uzunluğundaki Ankara-Kırıkkale-Çorum-Samsun Hızlı Tren Hattı’nın ilk etabı olan 120 kilometrelik Kırıkkale-Çorum kesiminde yapım çalışmalarına başladık. Bu proje, Ankara merkezli olarak Türkiye’nin kuzeyine yapılan ilk hızlı tren yolcu taşımacılığı projesi olarak tarihe geçmiştir. Proje tamamlandığında Ankara-Samsun arası 2,5 saate düşecek, yılda 12 milyon yolcu ve 14 milyon ton yük taşınacaktır" şeklinde konuştu. Bu demiryolu hattının Samsun Limanı ile Mersin Limanı’nı birleştireceğini belirten Uraloğlu, "Bu koridor İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki yük trafiğini hafifletecek, Türkiye’yi küresel ticarette lojistik bir süper güç haline getirecektir. Ayrıca 509 kilometrelik Samsun-Sarp Demiryolu Projesi de gündemimizde. Bu projeyi de hayata geçirdiğimizde Karadeniz ile Akdeniz arasında hızlı ve çevreci bir taşımacılık ağı kuracağız" açıklamasında bulundu. Şehir Hastanesi Raylı Sistem Hattı Konuşmasında yeni bir müjde paylaşan Bakan Uraloğlu, "Samsun şehir içi trafiğine yeni bir soluk getirecek Kılıçdede-Şehir Hastanesi/Kamu Kampüsü Raylı Sistem Hattı’nın yapım ihalesini bu ay içinde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. 13,3 kilometre uzunluğundaki hattımız 16 istasyondan oluşacak ve İlkadım ile Canik ilçeleriyle birlikte Kamu Kampüsü’ne hizmet verecek. Mevcut tramvay hattında kullanılmak üzere 10 yeni tramvay aracının teslimatına da başlayacağız" dedi. Bakan Uraloğlu, konuşmasını "Yeşilkent Kavşağı Samsun’umuza, ülkemize ve milletimize hayırlı olsun. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Samsun’umuzun her köşesini eserlerle donatmaya devam edeceğiz. Bu projede emeği geçen Karayolları Genel Müdürlüğü çalışanlarımıza, yüklenici firmamıza ve Samsunlu hemşerilerimize teşekkür ediyorum" sözleriyle tamamladı. Törene, Samsun Valisi Orhan Tavlı, AK Parti Samsun Milletvekilleri Mehmet Muş, Yusuf Ziya Yılmaz, Çiğdem Karaaslan, Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Karayolları Genel Müdürü Ahmet Gülşen, ilçe belediye başkanları ve protokol üyeleri katıldı.
Bakan Işıkhan: "Ülkemizde ev hizmetlerinde çalışanlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında tutulmuştur"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:40 Bakan Işıkhan: "Ülkemizde ev hizmetlerinde çalışanlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında tutulmuştur" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, kadınların işgücü piyasasındaki haklarına önem verdiklerini belirterek, "Ek 9 sigortalılığı ve Kolay İşverenlik uygulamalarıyla ev hizmetlerinde çalışanların korunmasına yönelik önemli adımlar atılmıştır. Kadınları; işgücü piyasası, sendikal örgütlenme hakkı, çalışma saatleri, iş-aile uyumu gibi başlıca çalışma şartları da dahil olmak üzere her alanda güçlendirmeye büyük önem veriyoruz" dedi. Antalya’da HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından "Kayıtdışı İstihdamla Mücadele Ev İşçileri" konulu çalıştay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Bir otelde düzenlenen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Açılış bölümünde HAK-İŞ Konfederasyonu’nun 50. Yıl Filmi gösterildi. Ardından Hizmet-İş Sendikası Komitesi Başkanı Hatice Ayhan ile HAK-İŞ Kadın Komitesi Başkanı Fatma Zengin ve HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan konuşmalarını yaptı. Programda konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Vedat Işıkhan, özellikle, "Ev İşçileri Çalıştayı"nı düzenleyerek çalışma hayatımızda önemli bir inisiyatif alan, başta HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Aslan olmak üzere, bu konuda çalışan, fikir ve çözüm üreten herkesi tebrik etti. Bakan Işıkhan, "Çalışma hayatında, sosyal diyalog ilkemizi, birlik ve beraberlik şuurumuzu içselleştirerek, her konuya çözüm odaklı ve sağ duyulu yaklaşan, emeğin hakkını müdafaa hususunda, her zaman elini taşın altına koymaktan çekinmeyen başta Genel Başkanımız Mahmut Arslan başta olmak üzere HAK-İŞ camiamızın her bir ferdine, bugüne kadar ortaya koymuş oldukları değerli çalışmalar için de ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle, HAK-İŞ’in 50. Kuruluş yıl dönümünü bir kez daha kutluyorum. Metodu veya modeli ne olursa olsun; çalışmak, üretmek ve ekmeğini helalinden kazanmak için verilen emek ve dökülen alın teri; çeyrek asırdır, ülkemize ve aziz milletimize hizmet etmek için durmaksızın icraat üreten hükümetimiz için her daim paha biçilemez bir değer olmuştur" şeklinde konuştu. "Geçen 24 yıl boyunca da bu hedefimize ulaşmak için gece gündüz çalıştık, çabaladık" Bakan Işıkhan, tüm vatandaşlarının refahını, hakkını ve hukukunu korumak için çalıştıklarını belirterek, "2000’li yılların başında, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, ülkemizin yönetimini devralırken, ülkemizin her bir ferdinin refahının, hakkının, hukukunun korunması için, başta emek mücadelesi olmak üzere geçmiş yönetimlerin atıl bıraktığı her alanda adaleti sağlamak üzere yola çıkmıştık. Hamdolsun; geçen 24 yıl boyunca da bu hedefimize ulaşmak için gece gündüz çalıştık, çabaladık. Türkiye’yi adeta, sıfırdan alıp en yüksek standartlara çıkardık, çıkarmaya da devam ediyoruz. Öncelikle, ekonomi ve çalışma hayatı politikalarından başlayarak, sosyal hayatı huzura kavuşturacak, milletimizin yüzünü güldürecek her adımı tereddüt etmeden attık. Özellikle çalışma hayatının çözülemez olarak görülen sorunlarının büyük bir kısmı, hükümetlerimiz döneminde çözüldü. Sosyal diyalog, istişare kültürü, ortak hareket anlayışı ve çok sesli karar mekanizmaları yine bizim hükümetlerimiz eliyle, yeniden canlandırıldı. Tabi bu süreçte yalnız değildik. Sosyal paydaşlarımız, sendikalarımız, konfederasyonlarımız, akademi camiamız, sivil toplum kuruluşlarımız bu gelişim sürecinde her daim yanımızda oldular ve destekçimiz oldular" diye konuştu. "Mevcut sorunların çözümü için de ciddi bir mesai harcadığımızın bilinmesini isterim" Hızla gelişen teknolojiye ve sürekli dalgalanan finansal sisteme ayak uydurmak için yoğun mesai harcadıklarını ifade eden Bakan Işıkhan, "Bir taraftan istihdamı artırırken bir taraftan da bu artışa paralel olarak, nitelikli işgücünün yetiştirilmesi, kayıtlı istihdamın teşvik edilmesi, başta kadınlar ve gençler olmak üzere nispeten daha kırılgan olan grupları, çalışma hayatında daha da güçlendirecek politikaları hayata geçirdik. Bunların yerli ve milli kalkınma mücadelemize, katma değer üretecek hale getirilmesi için bütüncül bir emek politikası gütmenin derdinde olduk. Bu kapsamda, kadın istihdamını artıracak yeni programlarla birlikte mevcut sorunların çözümü için de ciddi bir mesai harcadığımızın bilinmesini isterim. Kadın istihdamının artışıyla birlikte ortaya çıkan veya geçmişe oranla yaygınlık kazanan esnek çalışma modellerine yönelik tedbirleri, çağın şartlarına uygun çalışma hayatı dönüşümlerini de gerçekleştirmemiz gerektiğinin farkındayız" ifadelerini kullandı. "Ülkemizde ev hizmetlerinde çalışanlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında tutulmuştur" Çalıştayın ana temasını oluşturan; ev hizmetleri tam olarak böyle bir değişim ve dönüşüme ihtiyaç duyan bir çalışma modeli olarak karşılarına çıktığını söyleyen Bakan Işıkhan, "Bildiğiniz gibi, ev hizmetleri, işin, özel hane içerisinde görülmesi nedeniyle klasik işyeri anlayışından ayrılan, kendine özgü bir istihdam alanıdır. Bu sebeple ülkemizde ev hizmetlerinde çalışanlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında tutulmuştur. Bu alan; temizlikten bakıma, çocuk ve yaşlı hizmetlerinden bahçe işlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsamakta ve özellikle kadın emeğinin yoğun olduğu önemli bir çalışma biçimini oluşturmaktadır. Dolayısıyla iş ilişkisi, İş Kanunu’na dayalı bir iş sözleşmesiyle değil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen hizmet sözleşmesiyle kurulmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak da; kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, iş güvencesi gibi İş Kanunu kaynaklı haklardan yararlanılamamaktadır. Benzer şekilde ev hizmetleri, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun kapsamının da dışındadır. Ancak bu durum, çalışanın tamamen korumasız olduğu anlamına gelmemektedir" dedi. "Hayata geçirilen Kolay İşverenlik uygulaması, ev hizmetleri alanında önemli bir kolaylık sağlamaktadır" Bakan Işıkhan son olarak, "Türk Borçlar Kanunu’nun, 417’nci maddesi uyarınca; işveren, iş sağlığı ve güvenliği için gerekli her türlü önlemi almakla yükümlüdür. Bu alandaki önemli bir avantaj ise; vergi boyutunda karşımıza çıkmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesi gereği, ev hizmetlerinde özel kişiler tarafından çalıştırılanların ücretleri gelir vergisinden istisna edilmiştir. Hayata geçirilen Kolay İşverenlik uygulaması, ev hizmetleri alanında önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Ev hizmetlerinde; ayda 10 gün ve daha fazla sigortalı çalıştıran ve daha önce işveren tescili bulunmayan gerçek kişiler, e-Devlet üzerinden başvuru yaparak kolaylıkla Kolay İşverenlik sistemine dahil olabilmektedir. Kolay İşverenlik uygulaması; bürokratik işlemleri azaltan, dijitalleşmeyi esas alan, vatandaş odaklı ve erişilebilir bir yaklaşımdır. Ek 9 sigortalılığı ve Kolay İşverenlik uygulamalarıyla ev hizmetlerinde çalışanların korunmasına yönelik önemli adımlar atılmıştır. Kadınları; işgücü piyasası, sendikal örgütlenme hakkı, çalışma saatleri, iş-aile uyumu gibi başlıca çalışma şartları da dahil olmak üzere her alanda güçlendirmeye büyük önem veriyoruz. Ben de bir Sosyal Hizmet Hocası olarak özellikle çocuk, yaşlı, hasta bakım işçileri ile ev işçilerinin ihtiyaçlarını ve sorunlarını yakından takip ediyorum. Akademisyenlik hayatım boyunca sağlık ve sosyal hizmet işkolundaki sendikalarla, bakım hizmetleri konusunda çeşitli faaliyetlerde katkı sağlamaya gayret ettim. Evde bakım modeli, sosyal hizmetlerin çok önemli bir alanıdır. Dolayısıyla evde bakım işlerinin bu perspektifle geliştirilmesi, hem sendikacılığa, hem de örgütlenmeye önemli katkılar sağlayacaktır. ILO’nun 4 temel sosyal koruma ayağından biri olan; Bakım Sigortası’nın da Uzun Süreli Yaşlı Bakım Sigortası ülkemizde hayata geçmesi için çalışmalar yapıyoruz. Bu nedenle bakım alanında daha birçok yetişmiş profesyonele ihtiyaç olacak. Tabi sağlık riski barındırmayan, eğitim gerektirmeyen evde bakım işi dışındaki diğer ev işlerinde, genel işlerde de ülkemizde giderek artan ihtiyaç var. Örgütlenme çok yönlü bir bakış açısı ile yapıldığında hem hak arayışının gücü, hem de çalışmanın cazibesi artar. Evde çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı gibi diğer ev işlerinde de örgütlenme mücadelesini çok değerli buluyorum" şeklinde konuştu.
Başkan Bozbey, Ak Parti iddialarını yalanladı
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:11 Başkan Bozbey, Ak Parti iddialarını yalanladı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Ak Parti’ye geçeceği iddialarını yalanlayarak, "Bu iddialara üzülüyorum. Üstelik iki tarafa da haksızlık yapılıyor. Böyle bir görüşme, iletişim yok. Bunlar doğru şeyler değil. Biz Bursa’ya hizmet etmenin derdindeyiz" dedi. Başkan Mustafa Bozbey, kar ve yoğun yağışın ardından barajdaki su seviyesinin 75 santim yükseldiği müjdesini vererek, "İki gündür keyifli uyuyorum. Barajlarımız yükseliyor. Çınarcık Barajı’ndaki suyu da en kısa sürede Bursalılar ile buluşturucağız. Ancak tasarrufa da devam ediyoruz" diye konuştu. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sebebiyle Bursalı gazetecilerle Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde gazetecilerle biraraya gelen Başkan Bozbey, transfer iddialarına birkez daha son noktayı koydu. Başkan Bozbey, iddia edildiği gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirterek, "Bunu daha önce de paylaştım. Bu haberlere üzülüyorum. Üstelik de her iki tarafa da haksızlık yapılıyor. Böyle bir konuşma, münasebetin, bir iletişimin olmadığı bir ortamda bu iddialar ortaya atılıyor. Böyle bir şeyin ifade edilmesi bizleri de üzüyor, karşı tarafı da üzüyor. Bunlar doğru şeyler değil. Bizler kamuoyu önünde insanlara hizmet etmek için kendimizi ifade edecek cesarete sahibiz. Bizim işimiz Bursa’ya hizmet etmek. Yapılacak çok işimiz var. Bursa’nın yıllardır birikmiş sorunları var. Bunları bir bir çözmenin derdindeyiz" diye konuştu. Başkan Bozbey, barajdaki su seviyesinin 75 santimetre yükseldiğini de ifade ederek, "İki gündür rahat uyuyorum. Biraz daha keyifli uyuyorum. Her gün yağmur yağacak mı? kar yağacak mı? bekliyoruz. İki gündür 75 santimetre civarında barajda suda yükselme oldu. Biraz nefes aldık, inşallah önümüzdeki süreçte suyun daha fazla yükselmesiyle Bursa nefes alacak. Arıtma tesisimizin inşaatı devam ediyor. Bir müjde vereceğiz ama biraz daha bekleyelim. İhale sürecinden önce Çınarcık Barajı’nın arıtmasını tamamlayacağız. Böylece Bursa’yı Çınarcık susuyla da arıtma tesisinin tamamlanmasıyla buluşturmuş olacağız. Bursalılar merak etmesin. Yine de tasarrufa devam edelim. Artık Bursa su şehri değil. Biz de gelecekle ilgili bir çok projemizi hazırlamak durumundayız. 3-5-10 sene sonra suyla ilgili karşılaşılacak sorunların şimdiden çözümü noktasında çalışıyoruz. Bunu da ileride paylaşacağız" şeklinde konuştu.
AK Partili Saygılı: "Türkiye, küresel belirsizlikleri yenen ekonomik istikrar alanı inşa etti"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 11:41 AK Partili Saygılı: "Türkiye, küresel belirsizlikleri yenen ekonomik istikrar alanı inşa etti" AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, 2025 yılı ekonomi verilerini değerlendirerek Türkiye’nin küresel zorluklara rağmen üretim, ihracat ve turizmde rekorlar kırdığını, enflasyonda ise kalıcı düşüş sürecine girdiğini belirtti. AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, 2025 yılına ilişkin ekonomik değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere rağmen istikrarını koruduğunu ve güçlü bir direnç ortaya koyduğunu ifade etti. MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Üyesi, MÜSİAD önceki dönem İzmir Şube Başkanı ve iş insanı da olan AK Parti İzmir İl Başkanı Saygılı, yaptığı yazılı açıklamada, 2025 yılının dünya ekonomisi açısından yüksek faizler, jeopolitik gerilimler, ticaret yollarındaki kırılmalar ve küresel yatırımlardaki yavaşlama ile anıldığını hatırlatarak, "Böylesine zor bir küresel tabloda Türkiye, büyümesini sürdüren, üretim ve ihracat kapasitesini artıran, enflasyonu kontrol altına alma sürecine giren ve yatırımcı güvenini yeniden inşa eden nadir ülkelerden biri olmuştur" dedi. "2025, kolay değil dirençli büyümenin yılıdır" Türkiye ekonomisinin 2025 yılında çeyrekler bazında büyümesini sürdürdüğüne dikkat çeken Bilal Saygılı, "TÜİK verilerine göre ekonomimiz yılın ikinci çeyreğinde yüzde 4,9, üçüncü çeyreğinde ise yüzde 3,7 büyümüştür. GSYH’nin cari fiyatlarla 17,4 trilyon TL seviyesine ulaşması, sadece büyümeyi değil, ekonomimizin ölçek olarak da güçlendiğini göstermektedir" ifadelerini kullandı. Bu büyümenin sanayi, hizmetler ve turizm odaklı olduğunu vurgulayan Saygılı, sanayi üretimindeki yüzde 6,5’lik artışın, büyümenin geçici tüketim ivmesine değil, üretim temelli bir yapıya dayandığını açıkça ortaya koyduğunu belirtti. "Enflasyonda yön aşağı dönmüştür" 2025 yılının en önemli başlıklarından birinin dezenflasyon sürecinin görünür hale gelmesi olduğunu ifade eden Saygılı, "Kasım ayı itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 31 seviyelerine gerilemesi, 2022’de yaşanan yüksek oranlarla kıyaslandığında son derece önemlidir. Enflasyon bitmemiştir ancak artık kontrol altına alınma patikasına girmiştir" dedi. Merkez Bankası’nın öngörülebilir ve kararlı para politikalarının beklentileri olumlu yönde etkilediğini kaydeden Saygılı, bunun yatırım kararları ve piyasa güveni açısından kritik bir eşik olduğunu vurguladı. İhracatta tarihi rekor ve turizmde dev gelir Dış ticaret cephesinde 2025’in güçlü bir yıl olduğunun altını çizen Bilal Saygılı, Türkiye’nin ihracatta 273,4 milyar dolar ile tarihi rekor kırdığını hatırlatarak, "Küresel ticaretin yavaşladığı, özellikle Avrupa talebinin zayıfladığı bir dönemde bu rakamlar, Türkiye’nin pazar çeşitliliği, üretim kabiliyeti ve esnek tedarik zinciri yapısının ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. İhracat, büyümenin en sağlam sütunlarından biri haline gelmiştir" ifadelerini kullandı. Turizm gelirlerinin de 2025 yılında ekonomiye önemli katkı sunduğunu belirten Saygılı, üçüncü çeyrekte 24 milyar doların üzerinde gelir elde edilmesini ve 23 milyondan fazla ziyaretçinin ağırlanmasını, turizmin artık sadece mevsimsel değil, kalıcı bir ekonomik denge unsuru haline geldiğinin göstergesi olarak değerlendirdi. Yatırımcı güveni ve istihdam dengesi Küresel doğrudan yatırımların daraldığı bir yılda Türkiye’ye gelen yabancı yatırımların artmasının dikkat çekici olduğunu ifade eden Saygılı, "2025’in ilk 9-10 ayında 11 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım girişi, Türkiye’nin üretim gücüne, lojistik avantajlarına ve büyük iç pazarına duyulan güvenin açık göstergesidir" dedi. İşsizlik oranının yüzde 8,6 seviyesinde kalmasının da büyümenin toplumsal karşılığının olduğunu gösterdiğini belirten Bilal Saygılı, tek haneli işsizlik oranının korunmasının uygulanan politikaların sahaya yansıdığını ortaya koyduğunu ifade etti. "2025 bir sonuç değil, güçlü bir başlangıçtır" Açıklamasının sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde uygulanan ekonomi politikalarına dikkat çeken Bilal Saygılı, "Üretimi önceleyen, istihdamı koruyan, ihracatı teşvik eden ve mali disiplini esas alan bu politika çerçevesi, Türkiye’yi kırılganlıktan çıkararak daha öngörülebilir ve dirençli bir yapıya kavuşturmuştur. 2025 yılı bir sonuç değil, daha güçlü bir dönemin eşiğidir. Türkiye ekonomisi artık bugünü yöneten değil, yarını planlayan ve geleceğini inşa eden bir istikrar alanı haline gelmiştir" dedi.